Cezayirli milletvekili Fransa’ya çalışan paralı asker çıktı

Cezayir'de bir milletvekilinin Fransa için ‘paralı askerlik’ yaptığının ortaya çıkması ülke kamuoyunda tartışma yarattı

Cezayir parlamentosu, bütünlüğü ve güvenilirliğini kanıtlama meselesi ile karşı karşıya (Cezayir Haber Ajansı)
Cezayir parlamentosu, bütünlüğü ve güvenilirliğini kanıtlama meselesi ile karşı karşıya (Cezayir Haber Ajansı)
TT

Cezayirli milletvekili Fransa’ya çalışan paralı asker çıktı

Cezayir parlamentosu, bütünlüğü ve güvenilirliğini kanıtlama meselesi ile karşı karşıya (Cezayir Haber Ajansı)
Cezayir parlamentosu, bütünlüğü ve güvenilirliğini kanıtlama meselesi ile karşı karşıya (Cezayir Haber Ajansı)

Ali Yahi
Cezayir’de Milletvekili Bahdara Muhammed’in Fransa ordusuyla bağlantılı bir paralı asker olduğunun ortaya çıkması ülke kamuoyunda tartışmalara yol açtı.
Adalet Bakanlığı Meclis’ten Muhammed’in milletvekilliğinin düşürülmesini talep etti.

Cezayir gündemini sarsan gelişme
Daha önce Fransa ordusu komutasındaki yabancı bir silahlı grup mensubu olduğu anlaşılan milletvekilinin Cezayir’de görevini yürüttüğü haberi gündeme yıldırım gibi düştü. Ulusal Halk Meclisi Başkanı, Güney Fransa'daki toplumu temsil eden milletvekili Bahdara Muhammed'in parlamento binasına girmesini yasaklayan bir karar yayınladı. Meclis Başkanı İbrahim Bugali, yetkililerin son seçimlerde muhafazakar çizgideki Cezayir Ulusal Cephesi (FNA) listesinde yer alan milletvekilinin 2002 ila 2005 yıllarında hemşire sıfatıyla Fransız ordusuna bağlı bir paralı asker grubuna katıldığını kanıtlayan dosya ve belgelere ulaştığına dikkati çekti. Dolayısıyla Muhammed’in Fransız vatandaşlığı aldığını ve başta Çad olmak üzere yurt dışında görevlerde bulunduğunu da ekledi.
Cezayir seçilme şartlarına aykırı olan geçmişine rağmen Muhammed’in adaylığının nasıl kabul edildiği sorusu Cezayir Bağımsız Seçim Kurumu’nu da tartışmalı hale getirdi. Kamuoyu seçim güvenliğinin gözden geçirilmesi çerçevesinde konuyu tartışıyor.
Cezayir Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’nden Araştırma Görevlisi Dr. Mustafa Dahu, 2020 anayasasının ve 129. maddenin vekil dokunulmazlığını yalnızca parlamento görevleriyle ilgili eylemlerle sınırladığını göz önüne alıyor. Dahu, milletvekili sıfatından gönüllü bir şekilde feragat edilebileceğini, veyahut dokunulmazlığın kaldırılması yönünde meselenin hukuk komitesine havale edilebileceğini de ekliyor. Cezayir yasalarının düzenli bir şekilde veya paralı asker olarak yabancı güçler ile çalışılmasını yasakladığını hatırlatan Dahu, ikili anlaşmalara istinaden yabancı bir ülkede vatani görevin eda edilmesine izin veriliyor olsa dahi milletvekilinin vekilliğinin düşürülebileceğini veya istifaya zorlanabileceğini söylüyor.
Bazılarının bu durumu güvenlik servislerinin başarısızlığı olarak görebileceğini belirten Dahu, “Seçim kanunu ve parlamentoya özel kararda bir sürelik gözetim sonrasında adaylık şartlarına ihanet ve aykırılığın veya yolsuzluğun ispatlanması halinde üyeliğin iptaline imkan veren ihtiyati maddelerin bulunduğunu hatırlıyorum” diyor. Bu, yolsuzlukla suçlanan ve dosyaları hukuk komitesine sunulacak olan dokuz milletvekilinin yanı sıra söz konusu milletvekili aleyhinde komiteye çağrıda bulunulmasını açıklıyor. Ayrıca onlarca milletvekilinin kanuna aykırı hareket ettiği biliniyor.
Adaylık koşullarının revize edilmesi gerektiğini söylediği seçim yasası mucibince vekilin üyeliğinin her an iptal edilebileceğine dikkat çeken Dahu, milletvekili hakkındaki gerçeğin ifşa edilmesinin güvenlik servislerinin parlamentoyu ve anayasal kurumları ihlallerden koruma arzusunu teyit ettiğini vurguluyor.
Seçim yasasının adaylık şartlarına yönelik 200. maddesinin uygulanması konusunda tartışmaların bulunduğunu söyleyen Dahu, bu nedenle birçoğunun üyeliğinin kabul edilmediğini, ancak bazılarının bir şekilde dikkat çekmemeyi başardığını hatırlatıyor. Bu durumun dosyaların acele ile incelenmesi, daha fazla sayıda adayın amaçlanması, bilgi eksikliği veya eylemsizlikten kaynaklı olabileceğini söyleyen Dahu, ancak yasama organı ve ilgili kurumların fark edildiği taktirde bu tür durumları telafi etmeye istekli olduğunu da ekliyor.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, Güvenlik güçlerinin seçim yasasındaki 312. madde mucibince seçimlerden sonra da soruşturmaya devam edebildiğine, kişinin görevden alınması yönünde bir rapor sunabildiğine de dikkat çekiyor.
Milletvekili dokunulmazlıklarının değişikliğe uğradığından, modern demokratik anlayış içerisinde mutlak olmayan bir dokunulmazlık olduğundan bahseden hukukçu Hacı Hanefi, milletvekilliği mesleğinin onuru için dokunulmazlığın gerekli olduğunun anlaşılması üzerine duruyor. Zirâ hem üyesi olduğu devletin şemâlini çizmeye ortak olunan, hem de halkın güven ve temsil hakkı verdiği parlamenterliğin kutsallığına değiniyor. Ancak dokunulmazlığın sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği konusunda hala tartışmaların ve yorumların var olduğunu belirten Hanefi, dokunulmazlığın kaldırılmasını talep ederek prosedürleri ilan edenin ise esasen Adalet Bakanı olduğunu söylüyor.
Meselenin Parlamento Başkanı’na yönlendirildiğini, onun da hukuki açıdan incelemelerde bulunan hukuk komitesine sevk ettiğini belirten Hanefi, ardından meclis ofisinin ağır suç veya kabahatin kaydedildiği durumlarda oylama için kapalı bir oturum düzenlenmesi çağrısında bulunduğunu söylüyor.
Vekilin söz konusu durumunun devletin yüksel güvenliği ve menfaatlerini etkileyen bu yasal çerçeveye girdiğine dikkat çeken Hanefi, yasanın hem Muhammed’i, hem de bu tür durumdaki diğerlerini cezalandırması gerektiğini vurguluyor.

Milletvekilinin meclise girme yasağı
Olayı trajikomik şeklinde nitelendiren siyasi aktivist Halim bin Baiş, milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılarak kendisinin cezalandırılması, dolandırıcılık ve bilgi gizleme suçundan kovuşturulması, ardından ise seçimleri denetleyen bağımsız kurumun ve Fransa'daki büyükelçi veya konsolosluğun sorumlu tutulması gerektiğini vurguluyor. Bu durumun Cezayir'e ve parlamenter kuruma saygısızlık sayıldığını da ekliyor.
Yetkililer, hukuk meseleleri ile ilgilenen komitenin kendisini görüntülü bir şekilde dinlemesi üzerine, milletvekili Bahdara Muhammed’in meclis binasına girişini yasakladı. Bahdara’nın adaylık dosyasını kabul ederek hata yaptığını itiraf eden FNA lideri Musa Tevati ise konuyla ilgili basın açıklamasında dosyanın parti kadrosunun yürüttüğü arabuluculuk yoluyla kabul edildiğini, ek ayrıntılara girilmediğini söyledi.



El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, bugün yaptığı açıklamada, hükümetinin özellikle iki ülke arasındaki tarihsel ortaklıklar doğrultusunda Rusya ile bütün alan ve sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Zeydi, Rusya Federasyonu Askeri-Teknik İşbirliği Federal Servisi Başkanı Dmitriy Şugayev ve beraberindeki heyeti, Rusya’nın Bağdat Büyükelçisi’nin de katılımıyla kabul etti. Görüşmede Zeydi, Irak’ın Rusya ile ikili ilişkilerine verdiği önemi ve bu ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus yetkili ise ülkesinin Irak ile ikili ilişkileri geliştirme konusundaki kararlılığını vurguladı. Moskova’nın terörle mücadele, bölgesel ve uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla Irak’la ortak koordinasyonu sürdürme isteğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Irak hükümetinden yapılan açıklamada, görüşmede iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin geliştirilmesi ve çeşitli anlaşmalar ile mutabakat zabıtlarının hayata geçirilmesi yoluyla ikili ilişkilerin ve ortak çalışmaların güçlendirilmesinin ele alındığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Irak güvenlik güçlerinin farklı birimlerinin kapasitesinin desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik iş birliği olanakları da değerlendirildi.


Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
TT

Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)

Rabia Abdusselam

Sosyal medya son zamanlarda, dini ve laik akımlar arasında edep ve ahlak, kamusal alanda görünüm ve giyim kuşam konusunda tekrarlanan tartışmaları yeniden canlandıran, hararetli bir fikri çatışma alanına dönüştü. Bu dijital tartışma artık basit görüş ayrılığı değil; keskin bir şekilde çatışmacı boyutlar kazandı. Bunlar, geçmişte ülkeyi Kara On Yıl'ın (yaklaşık 1992 ile 2002 yılları arasında on yıl süren kanlı ve şiddetli silahlı çatışma dönemi) labirentine sürükleyen başlangıç ​​noktasını ve ilk kıvılcımı oluşturan aynı şiddet yüklü tonu taşıyor.

Bu keskin kutuplaşmanın özellikleri, bugün dijital alanı bölen şiddetli sanal çatışma ile somutlaşıyor. Muhafazakâr akım, kamu ahlakını ve toplumun değer sistemini koruma bahanesiyle, edep standartlarının ve kamusal alanlarda kılık kıyafete, davranışlara daha sıkı kontrollerin getirilmesini talep eden geniş çaplı dijital kampanyalar yürütüyor. Öte yandan, “ahlaki vesayet” ve bireysel özgürlükleri boğma olarak tanımladıkları girişimleri kategorik olarak reddeden kadınlardan ve aktivistlerden oluşan bir cephe bulunuyor. Bu iki akım arasında bazıları, arşivdeki videoları paylaşarak ve o karanlık dönemde ihanete kurban gidenlerin isimlerini anarak “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatıyor.

Bu sert söylem bizi temel sorularla yüzleştiriyor: Sadece kamusal görünümle ilgili geçici bir tartışma ile mi karşı karşıyayız, yoksa toplum on yıllardır ertelenmiş olan kimlik ve birlikte yaşama sorularıyla yeniden mi yüzleşiyor? Ve sanal tartışmalar kolektif istikrarı tehdit eden bölünmelere dönüşmeden önce bu endişe verici kutuplaşma döngüsünü nasıl kırabiliriz?

Dağlardan kutuplaşmış ekranlara

Dijital kutuplaşmanın giderek artmasına ilişkin endişeleri yansıtan dikkat çekici bir siyasi değerlendirmede, Yeni Nesil Partisi Genel Başkanı Dr. Lakhdar Amokrane yaptığı açıklamaya devletin dayanıklılığına ve ülkenin kolektif bilincine vurgu yaparak başladı. Amokrane, “2026 Cezayir’i hiçbir şekilde 1990’ların Cezayir’i değil. Bugün devletimiz daha güçlü, toplumumuz derin bir dönüşüm geçirdi ve halkımız o dönemde çok ağır bir bedel ödedi” dedi.Ancak Amokrane, sözlerini sürdürürken mevcut duruma ilişkin bazı göstergeler konusunda endişe ve kaygı taşıdığını da dile getirdi.

Amokrane “Ülke 1990'ların bataklığına düşme tehlikesini aşmış olsa da bölünmeye yol açan mekanizmalar, aşırılıkçı söylemler, ötekini düşman olarak gösterme girişimleri, farklı olma hakkının reddi ve nihayetinde ihanet suçlamaları ve temelsiz kimlik çatışmalarıyla beslenerek yeni biçimlerde tekrar ortaya çıkmaya başlıyor” uyarısında bulundu.

Parti lideri şuna da dikkat çekti “Bu çatışmanın dağlardan telefon ekranlarına ve sanal platformlara kayması tehlikesi bulunuyor. Zira artık yorumlar, paylaşımlar ve sistematik dijital kampanyalar etrafında dönüyor. Bu kampanyalar, Cezayirlileri eşi benzeri görülmemiş bir sözlü şiddetle birbirine düşürüyor.” Bu şiddetin, ‘silahsız, ancak toplumsal dokunun bütünlüğü için asla sonuçsuz kalmayacak bir savaş’ olarak tanımladığı durumun sonuçlarını hafifletmek için kolektif bir durup düşünme anını gerektirdiğini de söyledi.

Dijital alanda, ahlakı korumak için edebin dayatılmasını talep eden muhafazakâr bir akım ile “ahlaki vesayeti” reddeden kadınlar ve aktivistler ve “Kara On Yıl” boyunca yaşanan “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatanlar arasında keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı

Bu uyarının boyutlarını anlamak için Cezayir bilincinde acının büyüklüğünü özetleyen çeşitli adlarla bilinen bu trajik döneme geri dönülmeli. Bu adların en bilinenleri “Kara On Yıl”, “Kan ve Gözyaşı Yılları” ile “Ulusal Trajedi”dir. O dönemde özellikle de 1990'larda, sosyal medya platformları henüz doğmamıştı. Dahası o dönemde büyük krizin kanlı ayrıntıları, dağların zirvelerinde ve mağaralarında, derin ormanlarda ve silahlı çatışmaların kaleleri ve sahneleri haline gelen izole köylerde ve mezralarda yaşanmıştı.

O yıllar ardında korkunç insani, psikolojik ve sosyal kayıplar bıraktı; bu kayıpların derin yaraları, birçok Cezayirlinin bilincinde ve hayal gücünde canlı olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki hatırlanma ve temsil edilme biçimi iki nesil arasında farklılık gösteriyor; yaşanan dehşetlere tanık olan ve kanlı olayların ayrıntılarını dakika dakika yaşayan bir nesil ile 21. yüzyılda veya krizin son anlarında doğan bir nesil. Bu yeni nesil, o dönemi ancak sözlü tarih, medya ve ebeveynlerinden duydukları bazı birinci elden anlatımlar aracılığıyla tanıyor.

Kimlik mücadelesi

 Çatışma eski savaş alanından sanal alana kayarken, mevcut tartışmanın doğasının ve derinliğinin ikincil önemde konularla ilgili olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görünüş ve giyimle ilgili mevcut anlaşmazlıklar, göründüğü kadar yüzeysel veya geçici değil.

cxhnmh
5 Eylül 2024'te yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Cezayir'in Oran kentindeki bir meydanda fotoğraf çektiren kadınlar, (AFP)

Bu bağlamda, Cezayir'deki “İyi Yönetim Cephesi”nin Başkanı İsa Belhadi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yüzeyde sosyal veya kültürel gibi görünen bu tartışmalar, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler, anlaşmazlığın sınırları ve toplum içindeki birlikte yaşamanın doğasıyla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor.”

Belhadi, tarihsel hafızanın tuzaklarına karşı uyarıda bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Cezayir, siyasi, entelektüel ve sosyal farklılıklar keskin kutuplaşmaya dönüştüğünde ağır bir bedel ödedi. Bu nedenle, 1990'ların söylemini tarihsel bağlamının dışında kullanmak topluma hizmet etmez, aksine gerilim ve korku ortamı yaratmaya katkıda bulunabilir.”

Ona göre sorun, fikir anlaşmazlıklarının özünde değil, medeni diyalog mekanizmalarının yokluğunda yatıyor; “fikir çeşitliliği toplumu zenginleştirir, ancak gerçek kriz, bu doğal farklılıkları dışlama araçlarına, ihanet ve dinden dönme suçlamalarına ve insanların görünüşlerine, inançlarına veya aidiyetlerine göre sınıflandırılmasına dönüştürüldüğünde, sosyal medya, barışçıl bir arada yaşamayı garanti eden sorumlu diyalog alanı yerine, önyargıların alanı haline geldiğinde başlar ve kötüleşir.”

Hukuki düzenleme çekici ile farkındalık örsü arasında

Bu gergin gerçeklikle karşı karşıya kalındığında, temel ve acil bir soru öne çıkıyor: Bu olgu nasıl ele alınabilir ve tehlikeli sonuçları nasıl sınırlandırılabilir?

Bu kutuplaşma etrafındaki kamuoyu tartışması iki ana seçenek arasında gidip geliyor. Birincisi, dijital kaosu dizginlemek, kışkırtma ve nefret içeren söylemleri suç saymak ve gizliliği korumak için katı ve kararlı yasalar çıkarmayı içeriyor. Bu bağlamda, İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi şunları söyledi: “Hiçbir ülke ne kadar açık olursa olsun, özellikle bu alan kışkırtma, nefret söylemi yayma veya bireylerin onurunu ve gizliliğini ihlal etme aracı haline geldiğinde, dijital alanı kullanımını düzenleyecek yasal bir çerçeve olmadan bırakamaz.” Belhadi, “Bu düzenleme özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine korunmasıdır; çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, görüşlerini özgürce ifade edenler de dahil olmak üzere herkese zarar veren bir kaosa dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi, yaptığı açıklamada, “Yüzeyde sosyal bir tartışma gibi görünen şey, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamayla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor. Bu da 1990'ların tartışmalarını bağlamından kopararak yeniden canlandırabilir, gerilim ve korku atmosferi yaratabilir” dedi

Ancak diğer yandan parti lideri, bu alandaki herhangi bir yasanın, “muhalefeti susturmak veya kamu düzenini sağlama veya koruma bahanesiyle karşıt görüşleri yargılamak için bir araç haline gelmesini önlemek için kesin kurallara tabi olması gerektiğini” belirterek, belirsiz metinlerin genellikle belirtilen amaçlarından çok uzak amaçlar için kullanıldığını gösteren tarihsel deneyime atıfta bulundu. Buradan yola çıkarak Belhadi, bağımsız yargı denetimi altında, eleştiri ile iftira ve anlaşmazlık ile hakaret arasında kesin ayrım yapan, net ilkelere dayalı bir yasal çerçeve hazırlanması çağrısında bulundu.

Hukukun gücünü toplumun olgunluğuyla birleştiren bu dengeli yaklaşıma dayanarak Belhadi, fikir, giyim veya kişisel inanç farklılıklarının asla anavatan için bir tehdit oluşturmadığını, aksine canlılığının ve çoğulculuğunun kesin kanıtı olduğunu vurguladı. Ona göre gerçek tehlike çeşitliliğin kendisinde değil, bazılarının bu çeşitliliği açık bir çatışma alanına dönüştürme çabasında ve başkalarının koşullarını ve geçmişlerini gerçekten bilmeden ön yargılı hükümlerde bulunma kolaylığında yatmaktadır. Ayrıca gençlere doğrudan seslenerek, dijital dünyanın gürültüsünün yurttaşlarından hayali bir düşman yaratmasına izin vermemeleri konusunda da onları uyardı.

fvbgnt
Cezayir'de, 20. yüzyılın başlarından itibaren geleneksel şarkılarıyla ünlü merhum Cezayirli şarkıcı el-Hac Muhammed el-Anka'nın bir duvar resminin önünden geçen insanlar, 15 Eylül 2024 (AFP)

Sözlerini, “Çeşitliliği ve çok yönlü karakteriyle Cezayir, atılması gereken bir yük değil, aksine akıllıca yönetilmesi ve yatırım yapılması gereken büyük bir ulusal varlıktır” diyerek sarsılmaz bir inançla sonlandırdı. Tarihi boyunca en zorlu sınavlardan geçme kudretini ve direncini kanıtlamış olan Cezayir halkının, “bugün de bu hararetli dijital tartışmayı yeni bir krizin başlangıcı değil, kolektif tarihsel büyüme için fırsata dönüştürebileceğine” olan tam güvenini dile getirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.