İngiltere'de mahkeme Assange'ın ABD'ye iade edilmesine karar verdihttps://turkish.aawsat.com/home/article/3602461/i%CC%87ngilterede-mahkeme-assange%C4%B1n-abdye-iade-edilmesine-karar-verdi
İngiltere'de mahkeme Assange'ın ABD'ye iade edilmesine karar verdi
Fotoğraf: AA
Londra/AA
TT
TT
İngiltere'de mahkeme Assange'ın ABD'ye iade edilmesine karar verdi
Fotoğraf: AA
İngiltere'de bir ceza mahkemesi, WikiLeaks'in kurucusu Julian Assange'ın ABD'ye iade edilmesine karar verdi.
Başkent Londra'da bulunan Westminster Sulh Ceza Mahkemesinin iadeye hükmetmesiyle dosya, siyasi karar için İçişleri Bakanı Priti Patel’e gidecek.
Patel'in de iadeye onay vermesi durumunda Assange'ın avukatlarının itiraz etmesi bekleniyor.
Duruşma devam ederken Assange'ın destekçileri mahkeme önünde gösteri düzenledi. Burada bir konuşma yapan eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, mahkemeye Assange'ı serbest bırakması çağrısı yaptı.
Karar sonrası konuşan WikiLeaks Genel Yayın Yönetmeni Kristinn Hrafnsson, hükmün ölüm cezasına eş olduğunu belirterek "Şimdi Julian'ın hayatı Priti Patel ve Boris Johnson'ın (Başbakan) ellerinde. Doğru olanı yapmaları gerekiyor. Doğru şeyi yaptıklarından emin olmalısınız. Bir insanın hayatını kurtarma, bunu (iade) durdurma ve basın özgürlüğüne yapılan bu saldırıyı durdurma yetkileri var" dedi.
"Bu siyasi bir dava"
Assange'ın geçen ay evlendiği eşi Stella Moris de bugünkü kararın formalite de olsa kendisini rahatsız ettiğinin altını çizerek "İngiltere'nin Julian Assange'ı ABD'ye iade etme yükümlülüğü yok. Esasen uluslararası yükümlülükleri gereği bu iadeyi durdurması gerekiyor. Boris Johnson ve Priti Patel, Julian'ı onu öldürmeyi planlayan ülkeye iade etmeyin. Boris Johnson ve Priti Patel bunu (iade) her an durdurabilir. Bugün bile durdurabilirler" diye konuştu.
Johnson ve Patel'den "doğru olanı" yapmasını isteyen Moris, "Siyasi suçlar nedeniyle iadeleri yasaklayan ABD-İngiltere iade anlaşmasının dördüncü maddesini uygulayabilirler. Şu anda kendi anlaşmalarını ihlal ediyorlar. Bu siyasi bir dava. Sulh mahkemesinin kararıyla doğrudan siyasi alana geçti" ifadesini kullandı.
175 yılla yargılanabilir
Nisan 2019'dan bu yana İngiltere'de tutuklu bulunan Avustralya doğumlu Assange'ın ABD'ye iade edilmesi durumunda 175 yıl hapisle yargılanabileceği belirtiliyor.
Özellikle Amerikan ordusunun Irak ve Afganistan'da "savaş suçu" olabilecek eylemlerine ilişkin binlerce gizli belge yayımlamakla suçlanan Assange'ı Washington casusluktan yargılamak istiyor.
Assange destekçileri ise davanın basın özgürlüğüne ciddi bir saldırı olduğunu belirtiyor.
Assange'ın dava süreci
Assange'ın kurduğu WikiLeaks, 2010'da, aralarında ABD'nin Irak ve Afganistan'da işlediği suçları da delillendiren çok sayıda gizli belgeyi yayımlamıştı.
ABD'nin casuslukla suçladığı ve iadesini istediği Assange, hakkında tecavüz ve cinsel taciz suçlamalarıyla açılan davalar için İsveç'e iadesi gündemdeyken, Haziran 2012'de Ekvador'un Londra Büyükelçiliğine sığınmıştı.
Assange, Ekvador'un Londra Büyükelçiliğinden 11 Nisan 2019'da çıkarılarak gözaltına alınmış ve "kefaletle serbest bırakılma şartlarını ihlal etmekten" tutuklanarak Londra'daki Belmarsh Hapishanesi'ne konulmuştu.
Mahkeme, Assange'ı bu suçtan 50 hafta hapse mahkum etmişti. 50 haftalık cezasını dolduran Assange'ın iade talebi çerçevesinde tutuklu kalmasına karar verilmişti.
Duruşmaların ardından 4 Ocak 2021'de Assange'ın intihar riskinin yüksek olduğu ve ABD hapishanesinde özel idari önlemlere tabi tutulacağı, özellikle de istihbarat topluluğunun kendisine düşman olması nedeniyle "gerçek bir risk altında" olduğu gerekçesiyle ABD'nin iade talebi reddedilmişti. ABD ise karara itiraz etmişti.
ABD, temyizi kazanabilmek için WikiLeaks kurucusunun yüksek güvenlikli hapishanelerde tutulmayacağı ve hapis cezasını ülkesi Avustralya'da çekebileceği taahhüdünde bulunmuştu.
Savunma ekibi ise CIA'in, Assange'ı Ekvador'un Londra Büyükelçiliğinde saklandığı sırada kaçırma ve öldürme planı yaptığına ilişkin haberleri dayanak göstererek can güvenliğine vurgu yapmıştı.
10 Aralık 2021'de Yüksek Mahkeme, verilen teminatları yeterli bularak alt mahkemenin kararını bozmuş ve Assange'ın ABD'ye iade edilebileceğine hükmetmişti.
Bunun üzerine Assange'ın savunma ekibi, davayı Yargıtaya taşımak için Yüksek Mahkemeye izin başvurusunda bulunmuştu.
Yargıtay da 14 Mart’ta verdiği kararla Assange'ın ABD'ye iade edilebileceği yönündeki karara itirazını reddetmişti.
Söz konusu kararın ardından, dava dosyasının önce yerel mahkemeye ardından da nihai karar için İçişleri Bakanı Priti Patel'in önüne gideceği belirtilmişti.
Boşaltma, yeniden konuşlanma ve gözetleme: İsrailli yerleşimci hareketi Rovvad el-Başan’ın Suriye’nin güneyine yönelik planıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5276665-bo%C5%9Faltma-yeniden-konu%C5%9Flanma-ve-g%C3%B6zetleme-i%CC%87srailli-yerle%C5%9Fimci-hareketi-rovvad-el
Boşaltma, yeniden konuşlanma ve gözetleme: İsrailli yerleşimci hareketi Rovvad el-Başan’ın Suriye’nin güneyine yönelik planı
İsraillilerin Suriye, Lübnan ve Filistin topraklarını işgal etme girişimleri durmak bilmiyor (AFP)
Mustafa Rüstem
İsrail Lübnan, Suriye ve Filistin arasındaki dağların zirvelerini çağrıştıran adıyla Şeyh (Hermon) Dağı'nın tepelerinden Beşşar Esed rejiminin çöküşünden bu yana bölgenin jeopolitik coğrafyasına hâkim olma yolunda en çetin mücadelesini veriyor. Bu stratejik noktayı sıkı bir şekilde kavramış olan İsrail, kontrolü pekiştirme çabalarını yoğunlaştırıyor.
Öte yandan İsrail kara sınırına bakan dağın eteklerinde şüpheli hareketler yaşanıyor. İsrailli yerleşimciler bölgenin en su zengini ve verimli topraklarında yerleşim birimleri inşa etmek amacıyla ‘Başan’ olarak adlandırdıkları bölgedeki arazilere el koymak için planlar yapıyor.
Sınır çiti
İsrail ordusu, geçtiğimiz pazar günü yaklaşık 30 yerleşimcinin Başan bölgesindeki yerleşim projelerine onay ve yeşil ışık verilmesini talebiyle Suriye topraklarına girmelerinin engellendiğini duyurdu. Ertesi gün, yani pazartesi günü, aynı hareketten 10 yerleşimci daha sınır çitini geçtikten sonra gözaltına alındı.
Öte yandan İsrail ordusu bu eylemlerden mesafesini koruyarak konuyu askerlerin ve sivillerin hayatını tehdit eden ‘tehlikeli bir ihlal’ olarak nitelendirdi ve Suriye topraklarına yapılan bu baskını kınayan bir açıklama yayımladı.
Aynı süreçte İsrail Yayın Kurumu (IBA), yaşananların, İsrailli yerleşimci hareketi Rovvad el-Başan üyelerinin Suriye'ye geçmeye çalıştığı 24 saatten kısa bir süre içindeki dördüncü olay olduğunu duyurdu.
Güvenlik düğümü
Bu gelişmelere dikkati çeken Kuveyt merkezli Reconnaissance Araştırma Merkezi İcra Direktörü ve Washington Basın Kulübü üyesi Abdulaziz el-Anceri, Rovvad el-Başan hareketinin 7 Ekim 2023 sonrasında İsrail güvenlik doktrinindeki geniş kapsamlı dönüşümden ayrı değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Dışarıdan bakıldığında Şeyh Dağı eteklerinde sınırlı bir yerleşim girişimi gibi görünen bu hareket, aslında Gazze'den Lübnan'ın güneyine, oradan da Suriye’nin güneyine uzanan bir hat boyunca İsrail'in mevzilerini tamamen ya da yarı nüfussuz tampon bölgelerle çevrelemeye dayanan daha geniş kapsamlı bir vizyonun parçası.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı haberde Anceri Anceri, sözlerini şöyle sürdürdü: “İsrail, 1982-2000 yılları arasındaki Güney Lübnan deneyiminden önemli dersler çıkardı. Bu deneyim, yerleşik bir bölgenin doğrudan işgalinin maliyetli bir halk direnişini doğurabileceğini ortaya koyuyor. Bugün gördüğümüz şey ise gelecekteki yerel direniş ihtimalini en aza indirecek bir güvenlik ve demografik boşluk yaratma çabası gibi görünüyor. Gazze'de geniş çaplı yıkım, yaşanabilir alanın daraltılması ve tahrip edilmiş, insanın yaşayamayacağı tampon bölgeler oluşturulmasına dayanan bir model göze çarpıyor. Güney Lübnan'da ise İsrail, Litani Nehri’nin güneyiyle Mavi Hat arasında benzer bir gerçeklik dayatmaya çalışıyor gibi görünüyor. Suriye'de ise İsrail, önceki rejimin çöküşünü ve 1974 kuvvet ayrılığı anlaşmasının çözülmesini güneyin hassas bölgelerinde askeri manevra alanını genişletmek için bir fırsat olarak değerlendirdi.”
Suriye’de 2024 yılı sonlarında yaşanan siyasi dönüşümün ardından İsrail'in Suriye ile 1974 yılında imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın artık geçerliliğini yitirdiğini düşündüğü ve Esed rejimiyle yapılan eski düzenlemelerden bağımsız davrandığını açıklayan Anceri’ye göre İsrail’in Suriye'nin askeri cephaneliğine yönelik kapsamlı bombardımanları ve ardından gelen kademeli ilerlemeyi ve daha önce İsrail'in doğrudan hareket alanı dışında kalan bölgelerde ileri gözetleme noktaları kurulması bu çerçevede anlaşılabilir.
Cepheler ve kapasitelerin imhası
Bu gelişmeler yaşanırken gözlemciler, özellikle İsrail'e sınır bölgelerinde ve Şeyh Dağı eteklerinde son dönemde yaşanan gelişmelerin ciddi tehlikelerine dikkati çekiyor. Bir kesim, yaşananların Benjamin Netanyahu hükümetinin bir yılı aşkın süredir dayatmaya çalıştığı ilerleme operasyonunun devamı niteliğinde olduğunu değerlendiriyor. Bu süreçte hükümet, aşırı muhalif akımların iktidara gelmesinden duyduğu kaygıyı öne sürerek önceki rejimin çöküşünden ve Beşşar Esed'in 2024 yılı sonlarında Moskova'ya kaçmasından itibaren Suriye ordusunun stratejik silahlarını imha etmeye girişti. Bu amaçla Şam ve çevresi, Humus ile güneydeki sınır şehirlerindeki muharebe birliklerinin konuşlandığı belirli noktalara yönelik ilk günlerde yoğun hava saldırıları düzenlendi.
Suriye'nin güneyindeki bir kontrol noktasında askeri bir araç (AFP)
Öte yandan Şam, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın hükümetinin göreve gelmesinden bu yana Suriye'nin başta komşu ülkeler olmak üzere bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler kuracağına dair güvence mesajları verdi ve ABD gözetiminde İsrail ile bir güvenlik anlaşmasına varmak üzere görüşmeler başlattı.
Suriye'nin güneyindeki Dera şehrinden sivil aktivist Yaser el-Hatib, Rovvad el-Başan hareketinin hamlelerinin bir baskı aracından öteye geçmediğini söyledi.
Hatib, şöyle konuştu:
“Dera'daki ve Şeyh Dağı eteklerindeki halk, Suriye topraklarının bütünlüğünden yana. Bu hareketin kafasında kurduğu planların hiçbirinin hayata geçmesi mümkün değil. Bunu da, bölge halkının bilinci ve İsrail'in tüm kışkırtıcı eylemlerine karşı herkesin sergilediği soğukkanlılık sağlıyor.”
Rovvad el-Başan hareketi geçtiğimiz yıl nisan ayında kuruldu. Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimciler ile İsrail'in 1967'de işgal ettiği Suriye’nin Golan Tepeleri’nden gelen kişilerden oluşuyor. Hareketin üyeleri, Suriye topraklarında kalıcı yerleşim birimleri kurulmasını talep ediyor. Hareket, Tevrat'ta geçen ‘Başan’ bölgesiyle ilgili dini ve tarihi anlatılara dayanıyor. Tel Aviv'deki haberler, hareketin iktidar koalisyonunun içinden siyasi figürlerden destek gördüğüne işaret ediyor. Hareketin en öne çıkan siması ise sözcülüğünü yapan Amos Azarya.
Jeopolitik
Abdulaziz el-Anceri, “Rovvad el-Başan'ın önemi yalnızca örgütsel büyüklüğüyle değil, İsrail sağı içindeki siyasi ve yerleşimci eğilim hakkında ortaya koyabilecekleriyle ölçülmeli” ifadelerini kullandı.
Bu tür hareketlerin hedefleri konusundaki değerlendirmesinin başında Anceri, “Bu hareketler çoğunlukla sınırları test etmekle başlar. Sınırlı giriş, hesaplı sürtüşme, geçici çekilme ve ardından tekrarlayan geri dönüş... Sembolik eylem zamanla sahaya yansıyabilir ve ardından müzakere dosyasına, sonunda ise geri adım atılması güç bir fiili duruma dönüşebilir. Bu mantık, Batı Şeria'nın geniş kesimlerinde yaşananlardan pek de uzak değil" şeklinde konuştu.
Anceri, şöyle devam etti:
“Bence en tehlikeli boyut, Güney Suriye'de yaşananların salt askeri bir boyutla sınırlı kalmayıp jeopolitiğin bizzat yeniden tanımlanmasına yönelik bir girişimin göstergeleri olduğu ihtimali. Golan Tepeleri ve 1967 sınırları tartışmasından Suriye'yi yalnızca 1974 düzenlemelerine dönüş talebinde bulunmaya razı etmeye doğru bir kayma söz konusu. Yani işgal altındaki toprakların geri alınmasından kuvvet ayrılığı hattına dönüşle yetinmeye kadar Suriye'nin taleplerinin tavanı zamanla aşındırılabilir."
Bir insan hakları izleme kuruluşu, Beşşar Esed rejiminin çöküşünün ardından yalnızca 2024 yılı sonu ile 2025 yılı ekim ayı arasında İsrail’den Suriye'nin güneyine yaklaşık 200 sızma girişimi tespit etti. Bunların 130'u piyade ve zırhlı birlikler tarafından gerçekleştirilen kara sızmalarıydı, bir kısmı derinlere uzanan ani operasyonlardı. Son dönemde Şam’ın kırsal kesimindeki Beyt Cin bölgesine kadar uzanan ve ardından geri çekilen bir kara müdahalesi ve bombalama operasyonu da bunlar arasında yer alıyor.
Dağ ve Başan Oku
Bu gelişmelerle birlikte İsrail ordusu, Suriye içlerine yönelik kara ve hava operasyonları yürütürken bir yılı aşkın süredir Şeyh Dağı'nı (Suriye ve Lübnan sınırlarına bakan 2 bin 800 metre yüksekliğindeki stratejik dağ) kontrol ediyor. Bu süreçte 36 Suriyeli hayatını kaybetti, Kuneytra kırsalında halka karşı gözaltılar ve baskınlar gerçekleştirildi. İsrail aynı zamanda Suriye topraklarını ele geçirerek tampon bölgeye dönüştürmek amacıyla ‘Başan Oku’ adlı bir operasyon başlattı. Beşşar Esed rejimin 2024 yılının aralık ayında çöküşünden 2025 yılının nisan ayına kadar kısa bir süre içinde sızdığı topraklar, uluslararası anlaşmaları açıkça ihlal eder biçimde yaklaşık 460 kilometrekareyi aştı.
Birleşmiş Milletler (BM), İsrail ihlallerinin durdurulması çağrısında bulunurken BM Suriye Özel Temsilcisi Yardımcısı Claudio Cordone, İsrail'den gözaltındaki Suriyelilerin akıbetini açıklamasını talep etti. Cordone, ‘Kuneytra ve Dera'daki sızma, bombalama ve askeri operasyonları Suriye'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal eden, sivillere zarar veren eylemler’ olarak nitelendirdi.
Anceri ise bu denklemde Dürzi boyutunun göz ardı edilmemesi ve son derece temkinli bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguladı. ‘Cebel el-Arab’ ya da ‘Cebel el-Düruz’ yerine ‘Cebel el-Başan’ gibi ifadelerin giderek yaygınlaştığına işaret eden Anceri, bazı çevrelerin Süveyda’daki Dürzileri işgal altındaki Golan Tepeleri’nde yaşayan Dürzilerle ilişkilendirme girişimlerinde bulunduğuna ve Suveyda'dan Mecdel Şems'e, hatta Şuf bölgesine uzanan bir Dürzi koridorundan söz eden önerilerin sunulduğuna işaret etti ve bunların tamamının dikkatle izlenmeye değer söylemsel ve siyasi göstergeler olduğunun altını çizdi.
Anceri sözlerini şu tespitle noktaladı:
“Rovvad el-Başan'ın hedefi uzun vadede kademeli ve yavaş bir yerleşim. İsrail her zaman baştan resmi bir yerleşim projesi ilan etmek zorunda değil. Deneme niteliğinde bir harekete izin vermek, ardından onu güvenlik şemsiyesi altına almak ve zamanın onu müzakereye ya da normalleşmeye açık bir gerçeğe dönüştürmesini beklemek yeterli. Şeyh Dağı eteklerinde yaşananlar, büyük olasılıkla Gazze'den Güney Lübnan'a ve oradan Suriye'nin güneyine uzanan ve 'boşaltma, yeniden konuşlanma, gözetleme' ardından yeni bir siyasi ve güvenlik sınır mühendisliği öngören daha kapsamlı bir planın parçası. Arap dünyası ve uluslararası toplum tarafından açık bir bedel ortaya konmazsa bugün güvenlik adıyla başlayan bu hamle ileride uzun soluklu bir yerleşim projesine dönüşebilir."
İsrail ordusu, Lübnan sınırına yakın bölgede bir askerinin öldüğünü duyurduhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5276658-i%CC%87srail-ordusu-l%C3%BCbnan-s%C4%B1n%C4%B1r%C4%B1na-yak%C4%B1n-b%C3%B6lgede-bir-askerinin-%C3%B6ld%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%C3%BC-duyurdu
İsrail ordusu, Lübnan sınırına yakın bölgede bir askerinin öldüğünü duyurdu
İsrail hava saldırısı Lübnan'ın güneyindeki Kfar Tebnit kasabasını hedef aldı (AFP)
İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, bir askerinin cuma günü Lübnan sınırı yakınlarında hayatını kaybettiğini duyurdu. Böylece, Hizbullah ile savaşın başlamasından bu yana ölen İsrail askeri sayısı 22’ye yükseldi.
Ordunun kısa açıklamasında, kuzeydeki Atlit kentinden 23 yaşındaki Başçavuş Noam Hamburger’in “İsrail’in kuzeyinde hayatını kaybettiği” belirtildi.
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre ordu açıklamasında, Hamburger’in cuma öğleden sonra Lübnan sınırı yakınlarında öldüğünü bildirdi.
2 Mart’ta Hizbullah ile savaşın başlamasından bu yana toplam 23 İsrailli — 22 asker ve bir sivil sözleşmeli personel — hayatını kaybetti.
İran, Hizbullah'a Lübnan'ın "İslamabad anlaşmasına" dahil edileceği sözünü verdihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5276651-i%CC%87ran-hizbullaha-l%C3%BCbnan%C4%B1n-i%CC%87slamabad-anla%C5%9Fmas%C4%B1na-dahil-edilece%C4%9Fi-s%C3%B6z%C3%BCn%C3%BC-verdi
İran, Hizbullah'a Lübnan'ın "İslamabad anlaşmasına" dahil edileceği sözünü verdi
Cuma günü Lübnan'ın güneyinde İsrail hava saldırılarında hayatını kaybedenlerin tabutlarını taşıyan yaslılar (AFP)
İran, dün Hizbullah’a verdiği mesajda, İslamabad’da yürütülen diplomatik sürecin bir parçası olarak Lübnan’ın da anlaşma kapsamında yer alacağını bildirdi. Tahran yönetimi, ABD ile İran’daki savaşı sona erdirecek bir anlaşma üzerinde görüşmeler yürütüyor.
Hizbullah’tan yapılan açıklamada, örgütün Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir mesaj aldığı belirtildi. Mesajda Tahran’ın Hizbullah’a verdiği destekten “vazgeçmeyeceği” vurgulanırken, ABD ile savaşı sona erdirmeye yönelik son öneride Lübnan’da “kalıcı ve istikrarlı biçimde savaşın durdurulmasının” da yer aldığı ifade edildi.
Devam eden müzakerelere rağmen Hizbullah, olası bir savaşın yeniden başlaması ihtimaline karşı İsrail’in hava savunma sistemlerine yönelik saldırılarını artırdı. Örgüt, dün yaptığı açıklamada, iki ana askeri noktada bulunan dört hava savunma sistemini (Demir Kubbe) hedef aldığını duyurdu. Hizbullah, bir gün önce de başka bir savunma sistemini vurduğunu açıklamıştı.
Buna karşılık İsrail ordusu Lübnan toprakları içindeki saldırılarını yoğunlaştırdı ve güneydeki 15 kasaba için tahliye uyarısı yayınladı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة