Din vatan değildir: Çağdaş devletin dine davranışı nasıldır?

Cezayir'de yaşanan üç rahatsız edici hadise sorgulanmayı ve tehlike çanlarını çalmayı gerektiriyor

Çağdaş devlet, her şeyden önce vatandaşın güvenliğinden sorumludur (Reuters)
Çağdaş devlet, her şeyden önce vatandaşın güvenliğinden sorumludur (Reuters)
TT

Din vatan değildir: Çağdaş devletin dine davranışı nasıldır?

Çağdaş devlet, her şeyden önce vatandaşın güvenliğinden sorumludur (Reuters)
Çağdaş devlet, her şeyden önce vatandaşın güvenliğinden sorumludur (Reuters)

Emin Zavi
Son zamanlarda Cezayir'de iki haftadan kısa bir süre içinde üç hadise yaşandı. Benzer hadiseler başka herhangi bir Mağrip veya Arap ülkesinde yaşanabilir, ama Cezayir’de bu üç hadise endişe uyandırıyor, sorgulanmayı ve tehlike çanlarının tekrar tekrar çalınmasını gerektiriyor ki ülke kasırgalar ve artçı sarsıntılar alanına girmesin.
Ey insanlar, fitne uykuda, bırakın uyusun. Ölüm ve yıkım yılları hala hafızalarda ve kurbanlarının yaraları henüz kapanmadı.
Fitne uykuda, bırakın uyusun, küllenmiş ateşe üflemeyin.
Bu hadiselerin ilki, özel “en-Nahar” kanalında yayınlanan "Hub el-Muluk" (Kralların Aşkı) dizinin yasaklanması, “Babur el-Loh” dizisindeki “bazı sahneler” nedeniyle ‘el-Şuruk’ kanalına uyarıda bulunulmasıdır. Cezayir'de yayınları denetleyen otorite olan Görsel-İşitsel Denetim Kurulu’nun bu yasak ve uyarısının nedeni, devletin temellerini ve kurumlarını ihlal eden, onlara saygısızlık eden tehlikeli bir siyasi veya güvenlik meselesi değil. Hayır, neden bu değil,  “birilerinin”  erkek oyuncunun kadın oyuncunun bedenine “bakışını” beğenmemesidir. Bu bakış bir dizi sahnesinde geçiyor, bu sadece bir kurmaca beyler!
Bu birileri "cinsel takıntılı" olduğu için – ki maalesef bu hastalık toplumumuzda çok yaygın- tepesi attı ve işler ilgili bakana "meclisi utandıran”, Cezayir'in ve Cezayirlilerin ahlakını "tehdit eden" bu "sahne"den dolayı mecliste gen soru verilmesi noktasına vardı. Bunun sonucunda ve bu tartışmadan siyasi ve ideolojik olarak yararlanmak adına "elektronik sinek" (trol) orduları harekete geçti. Sosyal medya, koparılan yaygaralar, bu "bakış" veya "öpücük" yüzünden Cezayir'de artık tehdit altında olan İslam dininin kaderi ve Yüce Allah'ın varlığı için ağlamalarla dolup taştı. Sanki iyiliği ve kötülüğü, zayıflığı ve güçlülüğü, doğruluğu ve kötülüğü ile bir insan toplumunda değil de “tanrılar” ve “peygamberler” toplumunda yaşıyoruz.
Bazılarını tanıdığım ve saygı duyduğum Görsel-İşitsel Denetim Kurulu üyelerinin, bu tarihi geçmiş ve mantıksız sesler karşısında böyle bir tavizde bulunmaları, ülkeyi başka tehlikeli tavizlere, kültür ve sanatı genel olarak bir sıradanlığa sürükleyecek, ifade özgürlüğünün çemberini gittikçe daraltacak. Güzellik, sanat ve edebiyat düşmanlarının amaçları da bu.
Bu üç hadiseden ikincisi; başkent Cezayir’in yaklaşık 150 km güneydoğusunda bulunan Buveyra Eyaleti'nin kentlerinden biri olan Meşdala'da yaşanan hadisedir. Hadise şöyle gelişti; bir grup genç, sanatsal gösterilerin ve diğer popüler kitle toplantılarının genellikle düzenlendiği kent merkezindeki meydanda bir konser organize etme girişiminde bulundular. Yerel otoritelerden izin alan bu sanatsal faaliyet, sömürge döneminde kilise olarak inşa edilen, daha sonra camiye dönüştürülen ve genişletilen, konserin verileceği meydanın karşısında yer alan Hidaya Camii'nde kılınan teravih namazının ardından başladı. Ancak konser başladığında, caminin imamı camideki hoparlör aracılığıyla ahlak dışı ibareler kullanarak katılımcılara hakaret ve lanetler etmeye başladı.
İmamın bu davranışı, Buveyra ve Cezayir’in tamamında toplumu destekleyenler ve kınayanlar şeklinde ikiye böldü. Bir kez daha sosyal medya nefret söylemleri seline boğuldu. Bazı akil tarafların müdahalesi ve yatıştırması olmasaydı bu söylemler, bölge ve ülkede fitne ve kargaşaya yol açacaktı.
Bu konseri eleştirip, organizatörlere ve katılımcılara öfke püskürtenler, İslam’a ya da Müslümanlara saygısızlık edildiğini düşünenler, konser nedeniyle etrafında kıyametin koparıldığı bu meydandan yaklaşık 80 kilometre uzakta, bir haftadan kısa bir süre önce meydana gelen bir suç eylemini dikkate almadılar ve kınamadılar. Bu meydandan 80 km uzakta 30 yaşındaki bir kadın ile 8 yaşındaki kızı, sözde insan bir canavarın tecavüzüne uğradı. Hiç kimse bir caminin hoparlörünü kullanarak müminlere güvenlik güçleri tarafından tutuklanan bu canavarı kınayan bir konuşma yapmadı. Bu kadın ve kızına yönelik bu suç eylemini kınamak için hiç kimse trollerini harekete geçirmedi.
Cezayirlilerin bildiği mübarek Ramazan hiçbir zaman sevinç ve kutlamaya, çeşitliliğe ve farklılığa hiçbir zaman karşı olmadı. Bilakis her zaman rahmet, kültür, maneviyat ve yüksek ahlak, gösteriş ve ikiyüzlülük yapmadan veya siyasi ve ideolojik fayda ummadan müminin Rabbi ile derin ve sıcak ilişkisini gözden geçirdiği bir ay oldu. Eski çağlardan beri babalarımız ve dedelerimizin adeti buydu.
Beyler, devlet cennet veya cehennemin kapısının değil, vatanın sınırlarının muhafızıdır.
Üçüncü hadise, sanki şehirde bir de şerefsiz (!) bir sivil toplum varmış gibi, Vahran şehrindeki "şerefli" sivil topluma ait olduğunu iddia eden bir takım "dernekler" tarafından imzalanan tuhaf ve provokatif bildiridir. Bildiri, dünyaca meşhur büyük sanatçı Lounis Ait Menguellet'in bu akşam Vahran’daki Mağrip Salonu'nda vereceği konserin yasaklanması çağrısı yapıyordu.
Önümüzdeki Haziran ayının sonunda Akdeniz Oyunları'na ev sahipliği yaparak Akdeniz'in başkenti olacak Vahran gibi bir şehirde bu kadar nefret dolu ve ırkçı bir bildirinin yayınlanması çok üzücü ve kızgınlık uyandıran bir durum.
Bu misafirperver, açık, çoğulcu ve hoşgörülü şehir herkesin şehridir. Vahranlı Reynat, Rimitti, Ahmed Vehbi, Blavi el-Hovari, Abdulkadir Alula, Veled Kaki, Sirat Bumedyen, Belaha Buzyen, el-Siyam el-Hac,  Yves Saint Laurent, el-Mekki Nuna, Şeyh el-Mehaci, Şeyh el-Zubeyr, Ahmed Saber, Bellemo, Şeb Halid, Ammar Bilhasan, Abdulkadir Cağlul, Medin kardeşler, Melyani el-Hac ve Muhammed Adar’ın şehridir. Yıllar boyunca her türlü ırkçılıktan ya da bölgesel kültür taraftarlığından uzakta bir arada yaşama, sevgi, farklılık, saygı ve çalışkanlık alanı olarak yaşamış bir şehirdir. Hatta Vahran, yabancı birinin kendisini hiçbir şekilde yabancı hissetmeyeceği Cezayir ve Akdeniz şehirlerinden biri.  
Bu ayrıkçı grubun, ailesinin bir bölümü yıllardır bu şehirde yaşayan dünyaca ünlü ve Berberi dilinde şarkı söyleyen Cezayirli sanatçı Lounis Ait Menguellet'in MAC örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle, katılacağı sanat akşamını yasaklama çağrısında bulunduğu bu tür çok tehlikeli ırkçı bir açıklama, bu grubun istediği fitneye açık bir davettir. Böylece şehri ve ülkeyi yeniden “Kara 10 yıl” (Cezayir İç Savaşı) dönemine sürüklemek istiyorlar. Bu grup, bu renkli ve medeniyet sahibi şehrin teröre en iyi evlatlarını kurban verdiğini ya unuttular ya da unutmuş gibi yapıyorlar. Bu dönemde, büyük tiyatrocu Abdulkadir Alula, profesör Abdurrahman Far el-Zahab, Şeb Hüsnü, Reşid Baba Ahmed, Bahti bin Avde, Cemaleddin Zuayter suikasta kurban giderken, yüzlerce aydın şehirden kovulmuştu.
Çağdaş devlet, Allah’ın güvenliğinden değil, her şeyden önce vatandaşın güvenliğinden sorumludur. Yüce Allah bize değil, biz ona muhtacız.
Çağdaş devlet Allah'ın evlerinin güvenliğinden sorumluysa, bundan önce özgür ve onurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için yurttaşların evlerindeki güvenliklerinden sorumludur.
Merkezi çağdaş devlet, bir yasa ve hukuk kurumları devleti olmalı. Siyasi veya ticari bir meta olmayan hak dinin ticaretini yapanlar hakkında gerekeni yapacak güçte olmalı. Bu turda onlara bir kez taviz verirse, arkasından başka turlar ve tavizler gelecek. Bu tavizler dizisiyle birlikte ülkeyi yavaş yavaş bir uçuruma, kimsenin bu güzel ülke için istemediği kanlı bir iç savaşa doğru bir kez daha sürüklenirken bulacağız.
Merkezi çağdaş devlet, ifade özgürlüğünün ve sanat özgürlüğünün koruyucusudur. Kendilerinde dünya çapında bir sanatçıyı yasaklama hakkını görenler, ülkeyi Orta Çağ'a döndürmek isteyenlerdir. Bu, sadece her tarafta Cezayir'e karşı pusu kurmuş bekleyenlerin ekmeğine yağ sürer. Berberi dilini ulusal ve resmi bir dil olarak tanıyan bir ülkedeyiz, bu yüzden Cezayir gibi büyük ve birleşik bir ülkede çoğulculuğu ve farklı olma hakkını sorgulamaya gerek yok.
Mezarında çürümekte olan fitneyi diriltmeyin!



Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
TT

Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)

Suriye’nin Haseke kentinde, 29 Ocak 2026 tarihli anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son bir haftada yaşanan hızlı gelişmeler kapsamında, Özgürlük Meydanı’nda dün ulusal bayrak en yüksek direğe çekildi. Törene çok sayıda vatandaş ve resmî yetkili katılırken, hükümet yetkilileri de yargı sistemini yeniden işler hâle getirmek amacıyla Adalet Sarayı’nda incelemelerde bulundu.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku’l Avsat’a yaptığı kısa açıklamada, kent merkezindeki ana meydanda ulusal bayrağın geniş halk ve resmî katılımla göndere çekildiğini belirtti. Hilali, törene Haseke Valisi Nureddin Ahmed’in yanı sıra bölgeden Halk Meclisi üyelerinin, askerî yetkililerin ve güvenlik yetkililerinin katıldığını söyledi.

Tören sırasında kentin farklı mahallelerinden gelen vatandaşlar ana meydanda toplandı. Kalabalık, devletin vilayet üzerindeki kontrolünü tamamen sağlaması yönünde sloganlar attı.

Etkinlik, katılımcıların ve vatandaşların güvenliğini, kamu ve özel mülklerin korunmasını sağlamak amacıyla kent genelinde, özellikle merkezde yoğun iç güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığı bir ortamda gerçekleştirildi.

Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)
Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)

Haseke İç Güvenlik Güçleri tören öncesinde yayımladığı açıklamada, toplu etkinlikler sırasında silah taşınmasını ve havai fişek kullanılmasını yasakladı. Açıklamada, güvenliği bozabilecek veya vatandaşların hayatını tehlikeye atabilecek davranışlardan kaçınılması gerektiği vurgulandı. Güvenlik güçleri, ihlallere müsamaha gösterilmeyeceğini ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin uygulanacağını bildirdi.

Adalet Sarayı’nda inceleme

Haseke kent merkezinde bayrak töreni düzenlenirken Vali Yardımcısı Hilali, vilayetin başsavcısı Yargıç Gazi eş-Şeyh İbrahim ile birlikte Adalet Sarayı binasında incelemelerde bulundu. Hilali, ziyaretin amacının “yargı sistemini işler hâle getirmek için uygun koşulları hazırlamak” olduğunu belirtti.

Bu gelişmelerden önce, feshedilen Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı unsurların Adalet Sarayı çevresindeki mevzilerinden çekilmesinin ardından çarşamba günü bölgede iç güvenlik güçlerinin varlığı artırılmıştı. SDG’ye bağlı Terörle Mücadele Güçleri (HAT) ise salı günü mevzilerini İç Güvenlik Güçleri’ne teslim etti. Böylece hükümetin kent genelindeki güvenlik varlığı da güçlendirildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan aktivistlere göre, bu gelişmelerin ardından Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Abdulkadir Tahhan ile Dış İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Abdurrahman ed-Dabbağ, geniş bir güvenlik heyetiyle Haseke’ye geldi.

Devletin kontrolünün genişletilmesi talebi

Son gelişmeler, Haseke vilayetindeki çeşitli kent ve kasabalarda geçen cuma namazının ardından düzenlenen kitlesel barışçıl gösterilerin sonrasında yaşandı. Göstericiler, devlet otoritesinin tesis edilmesini ve devlet kurumlarının vilayetin bütün bölgelerindeki varlığının güçlendirilmesini talep etmişti.

Söz konusu gösteriler, SDG’nin ağustos ayının sonunda feshedildiğinin duyurulmasının ardından düzenlendi. Bu karar, 29 Ocak 2026’da Suriye hükümetiyle imzalanan anlaşma kapsamında alındı. Anlaşma, eski Özerk Yönetim’in sivil, güvenlik ve askerî kurumlarının devlet yapısına entegre edilmesini öngörüyordu.

Buna karşın Arap topluluğunun temsilcileri, entegrasyon süreci devam etmesine rağmen, Suriye devletinin vilayetin geniş kesimlerinde fiilî kontrol sağlayamadığını belirtiyor.

Kuzey Suriye’de yaşayan ve sosyal medyada faaliyet gösteren Arap topluluğu mensubu aktivist Suheyb el-Ya‘rubi, Haseke’deki sevinç gösterilerini yansıtan videolar paylaştı. Görüntülerden birinde yaşlı bir adamın bayrak göndere çekilirken “Allahuekber” diye bağırdığı görüldü.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Ya‘rubi, görüntülere eşlik eden paylaşımında, “Haseke halkının bugün yaşadığı sevinci görenler, son yıllarda ne kadar büyük baskı ve sıkıntılar yaşadıklarını anlayabilir” ifadelerini kullandı. Aktivist ayrıca, “İki yıl boyunca rejimin düşmesinin sevincinden mahrum bırakılmaktan daha ağır ne olabilir?” diye yazdı.

Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye dönmesiydi

Haseke’deki Arap aşiretlerine mensup ve geçen cuma günü düzenlenen gösterilere katılım çağrısı yapan aktivist İbrahim el-Halebi, kentteki hızlı gelişmelerin Suriye hükümetinin halk hareketinin taleplerine verdiği bir cevap olduğunu söyledi.

El-Halebi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, feshedilen SDG’nin entegrasyon anlaşmasının maddelerini uygulamakta uzun süre oyalandığını belirtti. Bu maddelerin başında devlet egemenliğinin tesis edilmesi, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesinin sağlanmasının geldiğini ifade eden El-Halebi, bunun halk arasındaki gerilimi artırdığını belirtti.

El-Halebi ayrıca, SDG bünyesindeki bazı güvenlik ve siyasi çevrelerin Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) bağlı olduğunu ve entegrasyon sürecine karşı çıktığını öne sürdü. Bu çevrelerin, Haseke’deki farklı toplumsal kesimleri kışkırtan tutumlar sergilediğini ifade etti.

Mevcut koşullarda güvenliğin sağlanması ve devlet kurumlarının bölgeye girişi için askerî bir operasyonun uygun olmayacağını düşündüklerini belirten el-Halebi, bu nedenle vilayet genelinde, özellikle Haseke kent merkezinde kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulunduklarını söyledi.

El-Halebi, amaçlarının devlete ve tüm taraflara Haseke’nin Suriye’nin bir parçası olduğunu hatırlatmak olduğunu belirterek, taleplerinin herhangi bir etnik, dinî veya toplumsal gruba karşı yöneltilmediğini vurguladı. “Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye girmesi, güvenliğin sağlanması, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesiydi” dedi.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Halebi, gösterilerin önemli sonuçlar doğurduğunu savunarak, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın, yardımcısının ve geniş bir güvenlik heyetinin Haseke’ye geldiğini, ardından Adalet Sarayı’nın teslim edildiğini ve ulusal bayrağın Özgürlük Meydanı’ndaki en yüksek direğe çekildiğini söyledi. Binlerce kişinin meydanda toplanarak “Bir, bir; Suriye halkı birdir” sloganını attığını belirtti.

Halk hareketinin Suriye devletinin Haseke vilayetinde tam egemenlik kurmasına kadar devam edeceğini ifade eden el-Halebi, yaşananları bir etnik veya dinî grubun diğerine karşı zaferi olarak görmediklerini söyledi. Bunun Suriye halkının iradesinin zaferi olduğunu savunan el-Halebi, devlet dairelerinin ve kamu hizmetlerinin yeniden faaliyete geçmesini, güvenliğin sağlanmasını, tutukluların serbest bırakılmasını ve yerinden edilenlerin geri dönmesini beklediklerini dile getirdi.

Haseke vilayetinde, aralarında el-Halebi ve el-Ya‘rubi’nin de bulunduğu kuzey Suriye’deki aktivistlerin çağrısıyla yarın bugün yeni gösteriler düzenlenmesi için hazırlıklar sürüyor. “Tek bayrak, vatanın bayrağıdır” sloganıyla yapılması planlanan gösterilerde, Suriye’deki bütün toplumsal kesimleri temsil ettiği belirtilen ulusal bayrağın göndere çekilmesi hedefleniyor.


Sudan’da Minavi’den “devletin milislere desteği sürerse isyan ederiz” tehdidi

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
TT

Sudan’da Minavi’den “devletin milislere desteği sürerse isyan ederiz” tehdidi

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)

Sudan’ın batısındaki Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, devletin ülkede daha fazla milis gücü oluşturmayı sürdürmesini protesto ederek, yeniden silahlı isyana başvurabilecekleri uyarısında bulundu. Minavi’nin açıklamaları, güçlerinin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı Sudan ordusuyla birlikte savaştığı bir dönemde, siyasi ve askerî açıdan ne anlama geldiğine ilişkin yoğun tartışmalara yol açtı.

Minavi, çarşamba günü başkent Hartum’da düzenlenen halk toplantısında, “Milisleri destekleyen bir devlet istemiyoruz. Cancavid milislerini veya hangi ad altında olursa olsun herhangi bir milisi destekleyen devlete karşı isyan edeceğiz” dedi. Minavi, “hangi ad altında olursa olsun” ifadesini birkaç defa tekrarladı.

Darfur Valisi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sudanlı vergi mükelleflerinin parasıyla ya da bizim ve çocuklarımızın kanı pahasına herhangi bir Cancavid mensubunu veya milis üyesini getirip destekleyen bir devleti kabul etmeyeceğiz.”

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılımının ardından Hartum’a dönüşünde düzenlenen karşılama sırasında Hartum Uluslararası Havalimanı’nda askerler (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılımının ardından Hartum’a dönüşünde düzenlenen karşılama sırasında Hartum Uluslararası Havalimanı’nda askerler (AFP)

Buna karşılık Minavi, Darfur’daki Ortak Güç ile Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin, HDK’nin kontrolündeki son bölgeyi kurtarmak için karada ve havada omuz omuza mücadele ettiğini söyledi. Minavi, bu açıklamayla HDK’nin kontrolünü tamamen elinde tuttuğu Darfur bölgesine işaret etti.

Minavi, Darfur’daki Ortak Güç’ü oluşturan silahlı grupların en büyüğü olan Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi’ne liderlik ediyor. Söz konusu güç, HDK’ye karşı savaşta Sudan ordusunun yanında yer alıyor. Ortak Güç bünyesinde ayrıca Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi de bulunuyor.

Minavi, açıklamalarından yalnızca birkaç saat sonra X platformunda yayımladığı mesajla sözlerine açıklık getirdi. Milislere karşı çıktığı konuşmasının “Cancavid yanlısı bir medya mensubu tarafından çarpıtıldığını” öne sürdü. HDK mensuplarına atıfta bulunan Minavi, “Evet, sizin deneyiminizden ders çıkararak milislere karşı çıkıyorum. Siz ne kadar çarpıtır veya kışkırtırsanız kışkırtın, şu ana kadar sizden başka milis yok. İlk milis sizdiniz ve sonuncusu da siz olmalısınız” ifadelerini kullandı.

Minavi’nin tehdit olarak yorumlanan açıklamalarının, HDK’den ayrılarak Sudan ordusuna katılan bazı saha komutanlarını bir araya getirmesi beklenen ve “Batı Kalkanı” adıyla anılan yeni bir askerî ittifaka ilişkin kaygıları yansıttığı değerlendirmeleri yapıldı. Söz konusu komutanların çoğunun Darfur’daki Arap topluluklarından geldiği belirtiliyor.

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, 26 Kasım 2025’te Sudan’ın kuzeyindeki bir yerinden edilmiş kişiler kampını ziyareti sırasında (AFP).
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, 26 Kasım 2025’te Sudan’ın kuzeyindeki bir yerinden edilmiş kişiler kampını ziyareti sırasında (AFP).

Öte yandan, HDK’ye karşı savaşta ordunun başlıca müttefiklerinden biri olan Minavi’nin açıklamaları, hükümet yanlıları arasında öfke ve sert tepkilere neden oldu. Hükümet yanlısı bazı isimler, sosyal medya üzerinden Minavi’yi hedef aldı. Bu kesimden bazıları, açıklamaları ordunun açıkça tehdit edilmesi olarak yorumladı. Söz konusu yorumlarda, ordunun HDK’den ayrılan grupları kendi bünyesinde toplamasının, müttefik silahlı gruplar arasındaki olası çatışmalara karşı bir önlem olduğu ileri sürüldü.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynaklar, Sudan ordusu veya HDK saflarında savaşan silahlı grupların büyük bölümünün, aksini iddia etseler de aşiret ve bölgesel aidiyetler temelinde şekillendiğini belirtti. Kaynaklar, devletin ve ordunun denetimi dışında faaliyet gösteren çok sayıda milisin Sudan’ın geleceği açısından ciddi bir endişe kaynağı olduğunu vurguladı.

Nisan 2023’te savaşın başlamasından bu yana milis gruplarının sayısındaki artışın, ülkenin farklı bölgelerinde yeni savaş ve silahlı çatışmaların patlak vermesi ihtimaline ilişkin kaygıları artırdığı ifade edildi.

Minavi’ye yönelik yoğun eleştiriler, onun geçmişteki bir isyan girişimini de yeniden gündeme getirdi. Minavi, 2013 yılında devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminde üst düzey yardımcılık görevini yürütürken ikinci kez isyan etmişti.

Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 26 Mart 2025’te başkanlık sarayında (Reuters)
Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 26 Mart 2025’te başkanlık sarayında (Reuters)

Minavi’nin destekçileri ise açıklamalarının, Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın bütün silahlı grupların orduya entegre edilmesi yönündeki tutumuyla tamamen örtüştüğünü savundu.

Minavi’nin hareketinin yanı sıra Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Sudan İttifak Güçleri’ni de bünyesinde barındıran Ortak Güç, HDK’ye karşı sahada faaliyet gösteren önemli silahlı oluşumlar arasında yer alıyor. Bu güçlere bağlı birlikler, hâlihazırda Kurdufan ve Darfur bölgelerinde devam eden askerî operasyonlara katılıyor.


İsrail ateşkese rağmen Gazze'yi vuruyor: Ne savaş var ne barış

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
TT

İsrail ateşkese rağmen Gazze'yi vuruyor: Ne savaş var ne barış

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)

Gazze'de Tel Aviv yönetimiyle Hamas arasındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinin üzerinden bir yıl geçerken, İsrail ordusu saldırılarını ve Filistinlileri yerinden etme politikasını sürdürüyor.

 31 yaşındaki beş çocuk annesi Fida el-Tutah, ailesiyle kaldığı çadırda kızının saçını tararken açılan ateş sonucu başından vurularak öldürüldü.

BBC'ye konuşan oğlu Eziz, küçük kardeşinin annesine sarıldığında ellerinin kana bulandığını gördüğünü söylüyor. Annesinin vurulduğunu o anda anlamış.

Fida'nın kardeşi İbrahim, İsrail güçlerinin çadıra ateş açtığını, havadan drone'la saldırı düzenlendiğini belirtiyor.

Aynı gün Gazze'nin güneyindeki el-Mevasi bölgesinde 14 yaşındaki İsmail el-Bardavil de vurularak öldürüldü.

Ailesi, İsmail'in kardeşleriyle kıyıdan yaklaşık 20 metre açıkta balık tutarken İsrail güçleri tarafından vurulduğunu söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise BBC'nin her iki olayla ilgili yorum talebine gönderdiği yanıtta, sözkonusu saldırılar hakkında kayıt veya bilgi bulunmadığını öne sürdü.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı'na göre, ABD arabuluculuğuyla varılan ateşkesin başladığı 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail saldırılarında en az 300'ü çocuk 1400'den fazla kişi öldürüldü.

Fida ve İsmail'in vurulduğu bölgeler, IDF'nin kontrolündeki alanlarla Hamas'ın kontrolündeki bölgeleri ayıran "sarı hatta" yakın. Bu bölgeler, İsrail güçlerinin sık sık ateş açması nedeniyle Gazze'nin en tehlikeli kesimlerine dönüştü.

Adının paylaşılmaması şartıyla Guardian'a konuşan bir uluslararası yardım görevlisi de ortada gerçek bir ateşkes olmadığını söylüyor.

BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörlüğü (UNSCO) Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, Gazze'ye giren yardım miktarındaki artışa rağmen bölgede ciddi bir sağlık krizi yaşandığına dikkat çekiyor. Aşırı kalabalık kamplarda bulaşıcı hastalıkların yaygınlaştığını, yetersiz hijyen koşullarının sorunu ağırlaştırdığını ifade ediyor.

İsrail saldırılarında evi yıkılan 70 yaşındaki Salih Kilani, mevcut durumun sürdürülemeyeceğini söylüyor:

En büyük korkum bu durumun devam etmesi. Ne savaş ne de barış olarak tanımlanabilecek bir dönemden geçiyoruz.

Independent Türkçe, BBC, Guardian