‘Sızıntılar’ siyasi oyunun araçlarından biri mi?

Julian Assange'ın destekçileri Londra'daki Westminster Mahkemesi'nin önünde destek gösterisi yaptı. (Reuters/Tom Nicholson)
Julian Assange'ın destekçileri Londra'daki Westminster Mahkemesi'nin önünde destek gösterisi yaptı. (Reuters/Tom Nicholson)
TT

‘Sızıntılar’ siyasi oyunun araçlarından biri mi?

Julian Assange'ın destekçileri Londra'daki Westminster Mahkemesi'nin önünde destek gösterisi yaptı. (Reuters/Tom Nicholson)
Julian Assange'ın destekçileri Londra'daki Westminster Mahkemesi'nin önünde destek gösterisi yaptı. (Reuters/Tom Nicholson)

Sevsen Mehanna
Bazıları, internetin ortaya çıkışıyla birlikte bu ağın milyonlarca belgeyi dakikalar veya saniyeler içinde indirme ve saklama kolaylığına izin vermesiyle bir “siyasi sızıntı” dalgasının başladığını düşünebilir. Ancak gerek siyasi gerekse de stratejik nedenlerle yapılan bu sızıntılar yeni değil. Muhtemelen ABD’nin kurucu babalarından biri olan Benjamin Franklin'in döneminde başlayan ve günümüzde Wikileaks internet sitesinin kurucusu Julian Assange’ye ve CIA personeli Edward Snowden’e kadar uzanan bir süreci içermekte.
İngiliz yargısının, yıllarca süren hukuki çekişmelerden sonra casusluk suçlamasıyla yargılamak isteyen ABD'ye teslim edilmesine resmen izin verdiği Julian Assange, ABD’nin -özellikle Irak ve Afganistan'daki- askeri ve diplomatik faaliyetleriyle ilgili 700 binden fazla belgeyi sızdırmak ile suçlanıyor. Edward Snowden, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) tarafından yürütülen ve çok gizli olarak sınıflandırılan Haziran 2013 tarihli “PRISM” casusluk programının ayrıntılarını The Guardian ve Washington Post’a sızdırdı.
Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ), geçtiğimiz ekim ayında dünyanın dört bir yanından milyonlarca sızdırılmış belgeye dayanarak bugüne kadarki en kapsamlı mali sır soruşturmasını yayınladı. 117 ülkeden 600'den fazla gazetecinin çalışmalarının meyvesi olan bu araştırmaya, “Pandora'nın Belgeleri” adı verildi. Soruşturma kapsamında Ürdün Kralı, Çek Başbakanı, Kenya ve Ekvador Cumhurbaşkanları dahil olmak üzere birçok devlet ve hükümet başkanı, özellikle vergi kaçakçılığı gibi amaçlarla yabancı şirketler kisvesi altında milyonlarca dolar saklamakla suçlandı.
Arap dünyasında ise çadırında olup bitenleri kayıt altına alan Libya’nın devrik Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'nin ‘Kaddafi Sızıntıları’ akla geliyor. Kuveyt bu sızıntılar nedeniyle Ümmet Partisi'nin Genel Başkanı Hâkim el-Matiri’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştı. Matiri’nin ilk etapta “rejimi devirmek” ve “Libya lehine Kuveyt karşıtı casusluk yapmak” suçlamalarından mahkûm edilmesinin ardından dava bir devlet güvenlik meselesine dönüşmüştü.
Medya ve “hipergerçeklik”
Medya içeriği üretimi ve haber çalışması öyle karmaşık bir hale geldi ki, bu üretim temelde şu sorularla özetlenebilir: Ne? Ne zaman? Nerede? Neden? Kim?
Medya dünyasında zaman zaman bir görüntünün bilginin bütünü haline geldiği olur ve görüntü akıllı telefonlar, tabletler ve sosyal medya araçları aracılığı ile iletilir. Böylece “ekran kültürü” olarak bilinen durum oluşur. Bilginin ulaşılabilir hale geldiği, hızla aktığı, çeşitli algoritmalarla programlandığı, o bilgiyi yorumlamanın mümkün olmadığı ve alıcının yanlış haberi doğrudan ayırt edemediği bir dünyada yaşıyoruz. Bu, geleneksel ve yeni medya için bir meydan okumayı temsil etmektedir. Bu meydan okuma yayınlama, iletişim, veri değerlendirme, doğruluk, haber sunum hızı gibi teknik meseleleri kapsamaktadır. İşte ‘kaynakların’ ve ‘sızıntıların’ rolü tam da burada devreye girmektedir. Ardından hikâyeyi ‘yaratmak’ için bu haberler ve bilgiler toplanır, bazen aynı hikâye birden fazla bakış açısından anlatılır. Zaman zaman bu bilgilerin çelişkili ve hikâyenin oluşturulduğu araçlar aynı olsa bile taşıyıcının, kaynağın veya alıcının bakış açısına bağlı olarak tamamen farklı iki durumun ortaya çıktığı görülür.
İzleyicide kafa karışıklığına sebep olan şey budur. Medya insanları çekmek için çalışır ve kimi zaman bazı gerçeklikler üretmekte ve onları bir sıraya koymakta (yani, onları belirli bir bağlama yerleştirmekte) tereddüt etmez.
“Maddi gerçeklikten geriye ne kaldı?” diye soran Fransız sosyolog Jean Baudrillard'ın dediği gibi, “Biçimsel, hayali ve sanal anlamda muazzam ve sürekli bir gerçeklik enjeksiyonuna tanık oluyoruz.”
Baudrillard sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Hakiki gerçeklik artık eskisi gibi değil. Teknoloji, içinde bulunduğumuz çağda yeni toplumsal bilincin oluşumunu büyük ölçüde etkilemiştir. Post-modern çağda iletişim araçlarının gelişmesi ve teknolojik devrimle birlikte medya, insanların konulara ve sorunlara ilgisini yönlendirmede önemli bir rol oynamaktadır. Bilgi ve iletişimin yerini ‘hiper-gerçeklik’ olarak bilinen şey aldı. Bu, fiili gerçekliği heyecanla simüle etmekte ve kendini gerçek kılan yalanları icat etmektedir. Ayrıca nesneleri örten göstergelerden, onların varlığını gizleyen göstergelere geçişte belirleyici bir dönüm noktasıdır. Hipergerçeklik, var olmayan gerçek paradigmalarla dolu bir kültür olarak tanımlanır hale geldi ve sonuçları, “gerçek ve hayal arasındaki ayrımın” kaybedilmesine neden oldu.

“Sızıntıların” amacı nedir?
Basın sözlüğüne göre ‘sızıntı’, içeriden birinin gizli bilgileri bir gazeteciye ifşa etmesidir ki, bu bilgiler hükümetten, mali kaynaklardan veya özel kişilerden olabilir. Kişilerin ifşa etme hakkına sahip olmadıkları bu bilgileri açığa çıkarmalarının nedenleri farklı olabilir. Kimisi kamuoyunun bu bilgileri öğrenmeye hakkı olduğunu düşünür, kimisi bilgiler karşılığında maddi bir kazanç elde eder, kimisi de belirli bir tarafı ya da kişiyi rahatsız etmek ister. Bazı devlet çalışanlarının yaklaşan tehlikeli bir karara karşı halkı uyarmak, halkın nabzını tutmak veya medyanın bir olayı ele alma şeklini etkilemek için veri sızdırmaya başvurduğuna rastlanır. Dolayısıyla sızıntıların arkasındaki amaç her zaman kamuoyunu aydınlatmak ve bilgiye erişim hakkına sahip olduğunu düşünmek olmayabilir. Zira kimi zaman bu sızıntıların arkasında kişisel, siyasi ve mali sebepler bulunmaktadır.
Gazetecinin sızıntıların gerçekliğini doğrulamadaki rolü burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü bir gazetecinin omuzları üstünde “kamuoyunu yanıltmama” sorumluluğu vardır. Her ne kadar “çok gizli” ifadesi, haber peşinde koşan herhangi bir gazeteci için baştan çıkarıcı olsa da bu hususta dikkatli olmalıdır. Belki de Julian Assange'ın yaptığı uluslararası düzeyde birinci dereceden bir skandaldı ve hiçbir şeyin ifşa olmaya bağışık ve korunaklı olmadığını kanıtladı. “Wikileaks’ın” gizli bilgi ve uluslararası sırların kara kutusunu ortaya çıkarmasının ardından her şey yarın gün ışığına çıkmaya mahkûm hale gelmiştir.

200 yıl içindeki en önemli 10 gizli siyasi belge sızıntısı
“History” sitesi, Mart 2017'de “Siyasi Sızıntıların Uzun ve Karmaşık Tarihi” başlıklı bir dosya haber yayınladı. Bu raporda, siyasi ve stratejik nedenlerle, bazıları yüzlerce yıl öncesine dayanan on gizli belge yer alıyor.

“Hutchinson” Mektupları
Aralık 1772'de, o zamanlar Amerika'daki İngiliz kolonilerinin posta müdürü olarak görev yapan Benjamin Franklin, bilinmeyen bir göndericiden bir paket aldı. Paketin içerisindeki mektupların yazarı, bir İngiliz yetkiliye göre Massachusetts Valisi Thomas Hutchinson’du. Mektuplarda ise, Thomas Hutchinson'ın İngilizleri Boston'daki asi kolonistleri caydırmak için daha fazla asker göndermeye çağırdığı yer alıyordu.
Franklin bu mektuplardan özel bir çevreyi haberdar ederken, John Adams onları 1773'te Boston Gazette’de yayınladı ve Thomas Hutchinson'ı ülkeyi terk etmeye zorlayan bir skandala yol açtı. Bu, Bağımsızlık Savaşı'na yol açan gerilimleri artırdı. Üç masum adam mektupları sızdırmakla suçlanınca, Franklin bu konudaki rolünü itiraf etti. Böylece parlamentoda resmi olarak kınandı ve görevinden alındı.

“Guadalupe Hidalgo” Antlaşması
1848'de gazeteci John Nugent, iki yıllık Meksika-Amerika Savaşı'nı sona erdirmesi beklenen Guadalupe Hidalgo Antlaşması'nın imzasız bir kopyasını New York Herald'da yayınladı.

“Pentagon Belgeleri”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre The New York Times, Haziran 1971’de ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından 1945- 1967 yılları arasında ABD'nin Vietnam müdahalesi hakkında yayınlanan çok gizli bir rapordan bir dizi alıntı yaptı. Bu belgeler, o sıralar Savunma Bakanı Robert McNamara tarafından yapılan bir incelemenin parçasıydı.
“Pentagon Belgeleri” olarak bilinen bu belgeler, birbirini takip eden dört başkanlık yönetiminin, Vietnam Savaşı'nın içeriği, amaçları ve ilerleyişi hakkında Kongre'yi ve Amerikan kamuoyunu kasten yanlış yönlendirdiğini ortaya koydu.

“Watergate”
1972 yılının ortalarında beş kişi, Demokrat Parti’nin Washington'daki “Watergate” Oteli'ndeki merkezine girip dinleme cihazları yerleştirmeye çalışmaktan tutuklandı. Ardından Washington Post’ta çalışan iki gazeteci Bob Woodward ve Carl Bernstein, olay ile Richard Nixon yönetimi arasındaki doğrudan ilişkiyi ortaya çıkarmayı başardılar. Bu, Senato’da en nihayetinde Nixon'ın 1974'te istifasına yol açan bir dizi oturumun düzenlenmesine yol açtı.

“Valerie Plame” Davası
Temmuz 2003’te CIA'nin Nijerya'daki Elçisi Joseph Wilson, The New York Times'ta bir yazı yayınladı. Wilson bu yazısında George W. Bush'un, “Irak Nijer'den uranyum almaya çalışıyor” şeklindeki iddiasının, Bush'un savaşı haklı çıkarmak için kullandığı temelsiz bir iddia olduğunu belirtti. Robert Novak iki hafta sonra Washington Post’ta, Wilson'ın karısı Valerie Plame'in bir CIA ajanı olduğunu söyledi ve kimliğini ifşa etti. Wilson Beyaz Saray'ı kendisini cezalandırmak için eşinin kimliğini sızdırmakla suçladı.
Yıllar sonra, Plame ve kocası Wilson’un hikâyesini anlatan bir film yapıldı: Fair Game.

“Irak Savaşı” Kayıtları
Wikileaks Ekim 2010'da Irak'ın işgali ile ilgili yaklaşık 400 bin gizli askeri belge yayınladı. Bu, birkaç ay öncesinde Afganistan'daki savaş hakkında yayınlanan 77 bin belgeyi geride bırakan devasa bir bilgi deposunu temsil ediyordu. Sızan en önemli belgeler arasında, Bush ve Blair'in Irak işgalini haklı çıkarmak üzere kitle imha silahları konusunda yalan söylediklerini kanıtlayan “Downing Street” muhtırası yer alıyor.
Avustralyalı gazeteci Assange, belgeleri The New York Times, Der Spiegel ve Guardian dahil olmak üzere basın organlarıyla paylaştı. Bu sızıntıların ortaya çıkardığı şeyler arasında, ABD ordusunun Iraklı müttefikleri tarafından tutuklulara yönelik kötü muameleyi kasten görmezden geldiğine dair kanıtlar da vardı. Ayrıca kabul edilenden 15 bin daha fazla sivil zayiatın olduğu bilgisi yer alıyor. Savaş karşıtları, “Downing Street” muhtırasını, Bush ve Blair'in gizlice Irak'ı işgal etmeye karar verdiklerinin ve istihbaratı manipüle ettiklerinin reddedilemez kanıtı olarak nitelendirdi.

“Edward Snowden” Sızıntıları
Edward Snowden, Hawaii’de Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) personeli olarak görev yaptığı sırada elde ettiği bilgileri 2013 yılında ifşa etti. Bu bilgilere göre NSA ve FBI, ABD içinde ve dışındaki internet kullanıcılarından “e-posta, konuşmalar, videolar, fotoğraflar ve sosyal ağlar” dahil olmak üzere veri toplamaktaydı. Başkan Barack Obama yönetimi, mahremiyetin ihlaline yönelik gelen eleştirilerin ardından, terör saldırılarını önlemeye yardımcı olduğunu iddia ederek bu gözetim programını savundu.
Snowden bazıları tarafından hain olmakla suçlanırken, bazıları ise onun yaptığı şeyi destekledi. Federal savcılar, Snowden'ı Casusluk Yasası doğrultusunda suçladı. Rusya sığınma hakkı verdi. Başkanlık affı elde etme girişimleri başarısız olduktan sonra orada kaldı.

“Panama Belgeleri”
2016 yılının nisan ayında, Mossack Fonseca'nın Panama ofisinin veri tabanından yaklaşık 11,5 milyon dosya sızdırıldı. Dünyanın en büyük dördüncü hukuk firması olan Mossack Fonseca'dan sızan dosyalarla birlikte dünyanın dört bir yanında binlerce varlıklı insan ve devlet görevlisinin kişisel finansal bilgileri ifşa oldu.
Dosyaları bilinmeyen bir kaynaktan edinen Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung, Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) ile bu belgeleri paylaştı. ICIJ bu dosyaları, BBC ve Guardian’ın da aralarında bulunduğu geniş bir uluslararası haber kuruluşu ağına iletti.

“Cennet Belgeleri”
Bu sızdırılmış belgeler yaklaşık 13,4 milyon gizli dosyayı ihtiva etmektedir. Gizli dosyalarda, Birleşik Krallık Kraliçesi II. Elizabeth ve eski ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross gibi isimlerin yanında Facebook ve Nike gibi büyük şirketlerden bahsedilmekte. Hukuk firması Appleby tarafından sızdırılan bu belgeler, Süddeutsche Zeitung’e gönderildi. Bu gizli belgeler, servet, kâr ve vergi kaçakçılığını gizlemek için kullanılan on trilyon dolarlık yabancı yatırımı ortaya çıkardı. Ayrıca belgelerde yer alan şok edici bilgilerden biri de Wilbur Ross'un, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in damadıyla doğrudan bağlantılı olan yabancı bir nakliye şirketinde hissesinin bulunması idi.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.