Pakistan Orta Asya'da kartları karıştırdığında

İslamabad'daki değişimin doğrudan etkileri, bölgeyi yeni bir Amerikan çatışma arenasına dönüştürmek anlamına geliyor.

Pakistan'da siyasi düzeyde yaşananlar, Orta Asya bölgesinde güvenlik ve askeri düzeylerde güç dengesinin yeniden dağılımının bir parçası (Reuters)
Pakistan'da siyasi düzeyde yaşananlar, Orta Asya bölgesinde güvenlik ve askeri düzeylerde güç dengesinin yeniden dağılımının bir parçası (Reuters)
TT

Pakistan Orta Asya'da kartları karıştırdığında

Pakistan'da siyasi düzeyde yaşananlar, Orta Asya bölgesinde güvenlik ve askeri düzeylerde güç dengesinin yeniden dağılımının bir parçası (Reuters)
Pakistan'da siyasi düzeyde yaşananlar, Orta Asya bölgesinde güvenlik ve askeri düzeylerde güç dengesinin yeniden dağılımının bir parçası (Reuters)

Hasan Fahs
Görünen o ki, İran rejiminin Pakistan'daki gelişmelere ilgisi, Pakistan Parlamentosu'nun Başbakan İmran Han'ı görevden almasıyla sonuçlanan mücadeleye yönelik kaygı düzeyi yükselen bir seyir izlemeye başladı. Zira bu olayın yansımaları, Pakistan içi ile sınırlı kalmayıp, Orta Asya bölgesinin istikrarına, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinden sonra gelişen denklemlere uzanan çok önemli bir role ve etkiye sahip. Bütün bunlar da Ukrayna'daki Rus savaşının olası sonuçlarına bağlanıyor.
İran açısından bakıldığında, Tahran bu konuda başta Rusya ve Çin olmak üzere Orta Asya bölgesinin istikrarı ve güvenliği ile ilgili birçok ülke ile aynı görüşte. Pakistan'da siyasi düzeyde yaşananlar, bu bölgede güvenlik ve askeri düzeylerde taraflar arasında güç dengesinin yeniden dağılımının bir parçasıdır. Afganistan'dan çekilme kararının, Taliban’ın iktidara dönüşü ve Washington'ın 20 yıl boyunca devam eden işgali sırasında Kabil'de kurmaya ve pekiştirmeye çalıştığı yönetimin yıkıntıları üzerinde bu ülkede "İslam Emirliği" ilan edilmesinin sonuçlarını, yansımalarını ele almaya yönelik açık bir Amerikan girişimidir.
Bu bakış açısına dayanarak, İran liderliği, büyük bir dikkatle şuna inanıyor; Pakistan arenasının son haftalarda tanık olduğu, İmran Han ile siyasi güçler arasında ortaya çıkan mücadelenin, İmran Han’ın Pakistan’ın içiyle ilgili Amerikan baskısı, Washington ile iş birliği ve Pakistan topraklarında gelişmiş askeri üsler kurma talebine dair son ifşaatları ile sınırlı değil. Aksine, Afganistan'da yaşananlar ve Taliban’ın iktidara dönüşü, ​​komşu ülkelerin Afganistan’daki bu değişkenle başa çıkmakta benimsedikleri çevreleme politikası ile doğrudan bağlantılı. Ayrıca, Afganistan'da Pakistan-Hindistan nüfuz mücadelesinin de bir parçası. Zira Yeni Delhi hükümeti, eski Afgan cumhurbaşkanı Eşref Gani hükümetinin müttefiklerinden ve üzerinde etkili ülkelerden biri olarak kabul edilirken, Kabil ile İslamabad arasındaki ilişkiler yüksek gerilim yaşıyor, Pakistan yönetimi ile Taliban arasındaki iş birliği zemininde her an patlama tehdidi altında bulunuyordu.
Afganistan’da yaşananlarla ilgili dört ülke, yani Tahran, İslamabad, Moskova ve Pekin tarafından benimsenen çevreleme politikası, ABD’nin Taliban’ın iktidara dönüşü sonucu bu ülkeden geri çekilişinin güvenlikleri ve istikrarlarına yönelik endişe verici yansımaları ile başa çıkma çabaları, Tahran ve derin İran yönetimine göre, Ukrayna savaşıyla kristalleşmeye başlayan Amerikan hedeflerinin başarısız olmasına katkıda bulundu. Amerikan hedefleri ile Washington’ı zor durumda bırakan geri çekilme kararının ardından Orta Asya politikalarındaki gerileme ve müttefiklerinin kendisine yönelik güvenlerinde yol açtığı sarsıntıyı telafi etme çabası kastediliyor.
İran'da rejimin Afgan meselesini ele alırken benimsediği ve Taliban’ın "İslam Emirliği" hükümetini resmi olarak tanıma eşiğine yaklaşan politikalara karşı hem reformist hem de muhafazakâr güçlerin oluşturduğu büyük muhalefet dalgasına rağmen, İran'ın bu süreçteki stratejisi, diğer tüm başkentlerin Afganistan’daki gelişmelere dair perspektiflerini ve reaksiyonlarını yöneten tek bir perspektifle tutarlı ve uyumluydu. Tehdidi fırsata dönüştürme, ABD’nin geri çekilme ya da geri çekilme sırasında benimsediği yöntem hatasından, Orta Asya bölgesinde çıkarlarını, istikrarını ve stratejilerini geliştirmek için kullanmak ilkesine dayanıyordu.
Rusya, Taliban yönetimi ile ilişki kurmayı, Afganistan topraklarını bir güvenlik tehdidi kaynağına ve terör örgütlerinin, özellikle de DEAŞ’ın Rus derinliğine yönelik nüfuz ve saldırılarının bir sahnesine dönüşmemesi konusunda uzlaşıya varmakta yardımcı bir husus olarak görüyor. Afganistan'ın sıcak sulara inme yolu üzerinde bir ulaşım düğümü oluşturması nedeniyle sağladığı ekonomik potansiyel bir diğer husus. Öte yandan Çin de ekonomik çıkarlar, ayrıca aşırılık yanlısı grupların Afgan Türkistan bölgesinin Uygur bölgelerine açık ortak sınırlarda yeniden faaliyete geçme olasılığını dışlama hedefiyle bu yönetimle istikrarlı ilişkiler kurmaya çalıştı.
İmran Han yönetimi altındaki Pakistan ile Taliban arasındaki ilişkiye gelince, iki ülke arasındaki demografik örtüşme nedeniyle sahne daha karmaşık görünüyor. Taliban’ın da mensubu olduğu Peştun ulusu, ortak sınırlarda baskın bileşeni oluşturuyor. En son nüfus istatistiklerine göre 220 milyon olan Pakistan nüfusu içinde Peştunların sayısı yaklaşık 42 milyon ve bunlara ayrıca Afganistan'daki yaklaşık 12 ila 17 milyon Peştun ekleniyor. Peştunların, Taliban’ın vurucu askeri gücünün belkemiğini oluşturmalarına ilave olarak, Ağustos 2021'de Kabil'in kontrolünü ele geçiren ana güç, on binlerce Pakistanlı Peştun savaşçıyı içeriyordu. Bu nedenle, İmran Han hükümetinin düşürülmesinden sonra Pakistan Silahlı Kuvvetleri’nin ilk icraatı, yaklaşık 27 savaş uçağının iki Afgan eyaletindeki Taliban bölgelerini hedef alması oldu. Bu, İslamabad'ın Kabil'le ilgili politikasında meydana gelen değişikliğin açık bir göstergesiydi.
Öte yandan Tahran, Afganistan'da meydana gelen değişimi bir fırsat olarak gördü. Onu bir "Amerikan yenilgisi" olarak tanımlayıp kullanmaya çalıştı, İran içinde Amerikan vaatlerine güven duyulması çağrısı yapan herkese bir cevap olarak gördü. Bu ülkeyi yaptırımları atlatmak için bir çıkış noktasına dönüştürmek, ulaşım alanında stratejik bir düğüm oluşturan Afganistan üzerinden Orta Asya ülkeleri ile ticari ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Afganistan’ın yardım ihtiyacını kullanma yoluna gitti.
Ancak, diğer komşu ülkeleri hedef almanın yanı sıra Afgan Hazara etnik kökeni içindeki Şii bileşeni hedef alan, Taliban’ın sorumlu olmadığını iddia ettiği ve DEAŞ gibi aşırılık yanlısı grupları suçladığı terör saldırıları ve bombalamalar geri döndü. Bu gelişmeler yalnızca Tahran'ı bu gelişmeler ve yansımaları karşısında hesaplarını gözden geçirmeye zorlamadı. Pakistan’da meydana gelen değişimin doğrudan etkilerinin Afganistan’ı güvenlik ve istikrarı sarsan yıkıcı saldırıların çıkış noktası haline getirerek, bölgeyi yeni bir Amerikan yüzleşme arenasına dönüştürmek anlamına geldiğini göz önünde bulunduran tüm ülkeleri buna zorladı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre, bu yüzleşme aracılığıyla bölgede Rusya, Çin ve İran arasında herhangi bir ekonomik-politik-askeri sistem kurulmasının önü kesilmeye çalışılıyor. Zira bu, Washington ile bu ülkeler arasında uluslararası sahnede, özellikle de Batı Asya bölgesinde ve Ortadoğu'daki uzantılarında mevcut çatışmanın karmaşıklığını artırabilecek bir sistem.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.