‘Sportif’ Ömer el-Beşir, Sudanlıların ‘İslamcıların iktidara dönüşü’ konusundaki endişelerini artırıyor

Ordunun gözü önünde, Ulusal Kongre partisinin üyeleri, pozisyonlarına ve siyasi faaliyetlerine geri dönüyor.

El Beşir'in videodan alınan ekran görüntüsü  (Sosyal medya)
El Beşir'in videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
TT

‘Sportif’ Ömer el-Beşir, Sudanlıların ‘İslamcıların iktidara dönüşü’ konusundaki endişelerini artırıyor

El Beşir'in videodan alınan ekran görüntüsü  (Sosyal medya)
El Beşir'in videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Eliana Dagher
Hasta olduğu gerekçesiyle cezaevinden nakledildiği hastanede dolaşırken görüldüğü bir videonun ardından devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, ‘Sudanlılara yeni bir gözle bakmak’ için geri döndü. Ancak bu kez yeni ikametgahı olduğu anlaşılan bir binadaki spor salonunun içerisinden.
Beşir’in etrafta dolaşıp ziyaretçileri selamlarken, bazen gülümserken, bazen de egzersiz yaparken çekilmiş bu görüntüleri, çok sayıda Sudanlıyı öfkelendirdi. Zira bu görüntüler, Pazartesi günü özellikle ‘Ulusal Kongre’ partisinin (farklı İslami grupların üyeleri tarafından kurulan) ‘Kapsamlı İslami Akım’ maskesi altında iktidara geri dönme endişeleri ortasında geldi.

Bu endişeler, 6 ay önceki ordu darbesinden bu yana Beşir’in birçok müttefikinin kamu hizmetine dönmesi ve hapishanelerdeki bazı müttefiklerinin serbest bırakılmasına izin verilmesi de dahil olmak üzere farklı durumlarla daha da arttı.
Beşir, hücresinin dışındaki bir hapishanede rahat bir şekilde görünürken, devrik liderin rejimini yıkmakla görevlendirilen bir görev gücünün başındaki yetkililer ise tutuklanıyor. Bu durum, 2019’da bir halk ayaklanmasıyla devrilmeden önce Beşir döneminde Sudan’ı yöneten Ulusal Kongre Partisi'nin geri dönüşüyle ​​ilgili endişeleri artırıyor.

Terör korkuları
Bu gelişmeler, 2011 Arap Baharı ayaklanmalarının ardından Ortadoğu’daki karşı-devrimci eğilimleri yansıtıyor. Darbe nedeniyle kendilerini iktidar dışında bulmadan önce Beşir’i devirmeye yardım eden demokrasi yanlısı gruplar, sona erdirmek için savaştıkları otoriter yönetime geri dönmekten korkuyor.
Sudan’da İslamcıların iktidara dönüşü, yalnızca bir iç endişe kaynağı değil, aynı zamanda Müslüman Kardeşler’in uluslararası alanda etkisini sınırlamaya çalışan Mısır ve Körfez ülkeleri de dahil olmak üzere önemli bölgesel güçleri de endişelendiriyor.
Mısır’daki Al-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Amani et-Tavil, Reuters’a yaptığı açıklamada “Sudan, varoluşsal bir kriz yaşıyor. Herkes Kızıldeniz ve kıyıların karşı karşıya olduğu tehditten ve Sudan’ın terörizmin merkezine dönüşme ihtimalinden endişe duyuyor” dedi.

Düzenlemeler ve şartlar
İç düzeyde İslamcıların, Beşir dönemindeki baskın rolü hala akıllarda taze. Bu yüzden sahneye geri dönmelerine izin vermek halk açısından iyi olmayabilir.
Ancak diplomatlar ve analistler, ordunun çeşitli taraflarla ilişkilerinin genişlemesinin, ihtiyaç duyulan dış mali desteği geri kazanmanın yollarını sağlamak amacıyla sivil bir siyasi taban oluşturulmasına yönelik bir adım olduğuna inanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Batılı ülkeler ve uluslararası borç verenler, mali desteğin yeniden başlaması için güvenilir bir sivil hükümetin ön şart olduğunu söylüyor. Kötü yaşam ve ekonomik koşullara rağmen ordu, henüz Sudan’a iyileşme umudunu yeniden kazandırabilecek bir başbakan atamadı.
15 Nisan’da darbeyi yöneten ordu komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, olağanüstü halin hafifletilmesi ve Batılı ülkeler ile Sudanlı siyasi partilerin talep ettiği diğer adımların uygulanması imasında bulundu. Ancak demokrasi yanlısı gruplar, aynı gün eylemcilerin tutuklandığına dikkati çekerek Burhan’ı, inandırıcılıktan yoksun olmakla suçladı.

‘Kutsal olmayan yemin’
Beşir’in 1989 yılında askeri darbeyle iktidarı ele geçirmesinden sonra Sudan, siyasal İslam’ın merkezi haline geldi. Ancak uluslararası ilişkilerde reform yapmaya çalışırken radikal İslam düşüncesinin etkisi azaldı.
Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan Ulusal Kongre Partisi, Beşir’in devrilmesiyle sonuçlanan bir iç savaş ve ekonomik gerileme döneminde iktidarda kaldı.
Ramazan ayında orduya karşı mitingler düzenlemeye devam eden protestocular, İslamcıların iktidarı yeniden kazanmak için ordunun yanında yer alıp onunla birlikte çalışacaklarından endişe duyuyor.
Demokrasi yanlısı Sudan Kongre Partisi Başkanı Ömer ed-Dakir, bu ayın başlarında “Ülkemizi bir kez daha tiranlık ve yozlaşma ikiliğine ve onun ürettiği sefalet ve ıstırap mahsulüne geri döndürmek için kutsal olmayan bir yemin var” dedi.

‘Kapsamlı bir ulusal uzlaşı’
Analist Süleyman Baldo, eski isyancılar ve orduya bağlı diğer gruplarla birlikte İslamcıların geri dönüşünün, siyasi gerginliği artırabileceğini söylerken, bunun idari felç durumuna katkıda bulunduğunu belirtti.
Ulusal Kongre Partisi’nden üst düzey bir yetkili, Reuters’ın yorum taleplerine yanıt vermedi.
Üst düzey bir resmi kaynak, Reuters’a yaptığı açıklamada İslamcılarla herhangi bir ittifak olduğunu yalanlarken, ordunun Ulusal Kongre Partisi’ni dışlayan ‘kapsamlı bir ulusal uzlaşı’ elde etmeye çalıştığını vurguladı.
Burhan, 15 Nisan’da Beşir rejimiyle bağlantılı bazı kişilerin görevlerine iade edilmesinin incelemeye tabi olacağını açıklamıştı. Burhan ayrıca, eski rejimin dağıtılmasını ve Ulusal Kongre Partisi ile bağlantılı mal varlıklarına el konulmasını emreden komitenin liderlerinin serbest bırakılabileceğini de dile getirmişti.

Hızlı dönüş
Ancak öyle görünüyor ki Ulusal Kongre Partisi’nin gayri resmi dönüşü, hızlanıyor. Geçtiğimiz ay özel bir mahkeme, diğer kurumların yanı sıra Merkez Bankası, yargı, savcılık, başbakanlık, dışişleri bakanlığı ve devlet medyasının onlarca çalışanını görevlerine iade etti.
Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Reuters’a yaptığı açıklamada geri dönen diplomatlardan bazılarının yurtdışındaki misyonlara liderlik etmek üzere görevlendirildiğini söyledi. Kaynaklara göre geçen hafta devlet yayın kurumlarının sivil olarak atağı başkanının değiştirilmesine karar verildi.
Reuters’un aktardığına göre Mart ayında Merkez Bankası emirleri uyarınca yaklaşık bin banka hesabının dondurulmasına karar verildi.
Bu ay Ulusal Kongre Partisi lideri İbrahim Gandur, devlete karşı geldiği suçlamasından beraat ederek serbest bırakıldı.
Bir televizyon röportajında Gandur, “Şu anda umduğumuz şey, üzerinde uzlaşı sağlanmış bir sistem tarafından yönetilen bir geçiş dönemi üzerinde anlaşmaya varmaktır. Üzerinde anlaşmaya varılmış bir sivil hükümet, bizi özgür ve adil seçimlere götürecek” dedi. 

Eski rejimin dağıtılması
Ulusal Kongre Partisi’nin 2019 yılında yasaklanmış olmasına rağmen Beşir’in devrilmesi sonrasında muhalifler, İslamcıların hızla etkili pozisyonlara dönme ve belki de başka isimler altında seçimlere katılma olasılığı konusunda endişelerini dile getirdi.
Darbeden önce geçiş hükümetinde Adalet Bakanı olarak görev yapan Nasreddin Abdulbari, ordunun İslamcılara dair tutumunun kararsız olduğunu ve onları güvenlik organlarından uzak tutmak için hiçbir şey yapmadığını söyledi.
Reuters’a konuşan Abdulbari, geçiş hükümetinin koşulları takip etmesini ve herkesi konumlarında bırakmasını istediklerini söylerken, ancak bunun imkânsız olduğunu, çünkü eski rejim dağıtılmadan önce yeni bir devlet inşa etmenin doğru olmadığını vurguladı.
Beşir, hala gözaltında. Ancak cezaevinde kalamayacak bir sağlık sorunu yaşadığı gerekçesiyle nakledildiği hastaneyi dolaşırken çekilen görüntüleri, sosyal medya kullanıcılarının tepkisine yol açtı.



Sağlık görevlileri: İsrail'in Gazze'deki bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 kişi öldü

Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
TT

Sağlık görevlileri: İsrail'in Gazze'deki bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 kişi öldü

Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail'in Gazze'de resmî tatil nedeniyle yoğun kalabalığın bulunduğu bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 12 kişinin de yaralandığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuğuyla ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının sürdüğü belirtildi.

Şarku’l Avsatîn Reuters'ten aktardığına göre İsrail ile Hamas arasında, anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin dolaylı görüşmeler çıkmaza girmiş durumda. Söz konusu aşama, Hamas'ın silahsızlandırılmasını ve İsrail ordusunun bölgeden çekilmesini öngörüyor.

Ateşkes kapsamında İsrail, Gazze Şeridi'nin yarısından fazlası üzerindeki kontrolünü korurken, Hamas ise kıyı şeridinin küçük bir bölümünü elinde tutmaya devam ediyor.

Dün hedef alınan kafe, Gazze'deki geçici deniz limanı bölgesinde bulunuyor. Söz konusu yüzer iskele, kıyı açıklarında geçici bir çözüm olarak inşa edilmişti.

Gazze'deki sağlık yetkililerinin, savaşçı ve siviller arasında ayrım yapmayan verilerine göre ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 900 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusu ise aynı dönemde 4 askerinin silahlı gruplar tarafından öldürüldüğünü açıkladı.


Irak Başbakanı’na 200 milyon dolarlık rüşvet: Yolsuzluk soruşturma komisyonu kuruldu

Zeydi, bazı gazetecilerle bir araya geldi (Başbakanlık)
Zeydi, bazı gazetecilerle bir araya geldi (Başbakanlık)
TT

Irak Başbakanı’na 200 milyon dolarlık rüşvet: Yolsuzluk soruşturma komisyonu kuruldu

Zeydi, bazı gazetecilerle bir araya geldi (Başbakanlık)
Zeydi, bazı gazetecilerle bir araya geldi (Başbakanlık)

Irak’ta kurulan hükümetler tarihinde bir ilk yaşandı ve Başbakan Ali Zeydi, Petrol Bakanlığı'ndaki yolsuzluğun üzerini örtmesi karşılığında kendisine rüşvet teklif edildiğini açıkladı. Zeydi, cumartesi günü bir araya geldiği gazeteciler ve basın mensuplarına bakanlık içindeki bir yolsuzluk dosyasının kapatılması karşılığında üst düzey bir Petrol Bakanlığı yetkilisinin bir aracı vasıtasıyla kendisine 200 milyon dolar teklif ettiğini söyledi.

Toplantıya katılan gazetecilerin büyük çoğunluğuna göre Zeydi, cuma akşamı gözaltına alınan eski Kuzey Rafinerileri Şirketi Genel Müdürü ve Petrol Bakanlığı Müsteşarı Adnan Hamad Hammud'a işaret ediyordu. Başbakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre Hammud, mayıs ayı başlarında görevden alınmıştı. Pazar günü basın kaynaklarından derlenen bilgilere göre istihbarat güçleri, Kuzey Rafinerileri Mali Direktörü'nü gözaltına aldı. Diğer kaynaklar ise eski Başbakan Muhammed es-Sudani'nin sekreterliğinde görev yapan bir çalışanın da gözaltına alındığını bildirdi.

Başbakan Zeydi’nin açıklamaları, ülkenin on yıllardır sürüncemede kalan yolsuzluk sorununun boyutunu gözler önüne sermesi bakımından geniş yankı uyandırdı. Çünkü rüşvet teklifinin ülkenin en üst düzey icra makamına kadar ulaşabildiği ortaya çıktı.

Siyasi aktivist Hamid es-Seyyid konuya ilişkin yorumunda, “Yolsuzluk yapan müsteşar, Başbakan’a rüşvet teklif ettiğinde risk aldığının farkında değil gibi. Demek ki her seferinde işe yarayan alışılmış bir davranış sergiliyordu. İşte asıl felaket bu” ifadelerini kullandı.

Seyyid, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, “Asıl sormamız gereken soru ‘Buna nasıl cüret etti?' sorusu değil, 'Bu daha önce kaç kez yaşandı, kaç başbakana rüşvet teklif edildi ve kaç başbakan bunu kabul etti?' sorusu olmalı” diye yazdı.

Yazar ve gazeteci Fellah el-Mişal ise benzer bir paylaşımda, rüşvete arabuluculuk yapan kişinin de tutuklanması gerektiğini savunarak şöyle yazdı:

“Sayın Başbakan, kim olursa olsun, adı ne olursa olsun, bu kişi de gözaltına alınmalıydı. Yolsuzluk anlaşmalarında arabuluculuk yapan kişi, söz konusu anlaşmanın ortağı ve yararlanıcısı konumundadır; hukuki hesap verebilirlik kapsamı dışında tutulamaz."

Petrol Bakanlığı müsteşarının tutuklanması, çeşitli sosyal medya platformlarında yoğun bir yorum dalgası başlattı. Yorumların büyük çoğunluğu, müsteşarın nüfuzlu tarafların ve isimlerin himayesi altında hareket ettiğine, bu kişilerin onun faaliyetlerini perde arkasından örttüğüne ve karşılığında yolsuzluk anlaşmalarından elde edilen gelirlerin büyük bölümünü aldığına işaret ediyordu.

Üst Düzey Dürüstlük Konseyi

Öte yandan Başbakan Ali Falih Zeydi, yolsuzlukla mücadeleye ilişkin verdiği taahhütler çerçevesinde, ‘Egemenlik Yüksek Dürüstlük, Denetim ve Kamu Malını Geri Kazanım Konseyi’nin kurulması talimatı verdi.

Başbakanlık Basın Ofisi, Zeydi'nin cumartesi akşamı Federal Mali Denetim Divanı Başkanı, Federal Dürüstlük Komisyonu Başkanı, Başsavcı ve Kerh Dürüstlük Soruşturma Mahkemesi Hakimi'nin katılımıyla hükümet sözleşmelerinin denetlenmesine ilişkin özel bir toplantıya başkanlık ettiğini açıkladı.

Açıklamaya göre Zeydi, kamu malının israfını durdurmak ve devlet varlıklarını geri kazanmak amacıyla bakanlıklar, bakanlıklara bağlı olmayan kuruluşlar ve il idareleri üzerinde kritik konularda denetim ve takip işlevini üstlenmek üzere söz konusu konseyin kurulması talimatı verdi. Konsey, kendi başkanlığında Federal Mali Denetim Divanı Başkanı ve Dürüstlük Komisyonu Başkanı'nın üyeliğiyle oluşturulacak ve çalışmalarının çıktıları yargıya iletilecek.

Zeydi, projelerin ekonomik fizibilite analizlerinin yapılmasının zorunluluğunu vurgulayarak hükümet ihalelerinin yürürlükteki yasa ve yönetmeliklere uygunluğunu güvence altına almak için uzmanlık alanlarına göre oluşturulmuş alt komisyonların kurulması gerektiğini belirtti.

Toplantıda ayrıca, hükümet sözleşmelerinin onaylanan ödeneklerle uyumunu denetlemek amacıyla, imzalanmadan önce inceleme ve soruşturma mekanizması oluşturacak bir merkezi komisyonun kurulması görüşüldü. Bu komisyonun, Mali Denetleme Divanı, Dürüstlük Komisyonu ve Maliye Bakanlığı'ndan oluşması planlanıyor.

Son günlerde ise eski Başbakan Muhammed es-Sudani'nin hükümeti döneminde bakanlıklar ve kamu kurumları tarafından imzalanan önemli sözleşmelere yönelik kapsamlı soruşturma süreçlerinin başlatılmasını talep eden sesler yükseliyor. Bu çağrılarla söz konusu sözleşmelerin yasa ve yönetmeliklere uygunluğunun doğrulanması ile kamu malının korunması amaçlanıyor.

Hükümet yönergelerinde ise alınan önlemlerin ‘söz konusu sözleşmelerin denetlenmesini, eksikliklerin tespit edilmesini, kamu malına zarar verip haksızlığa yol açan sorumluların belirlenmesini ve kamu çıkarı aleyhine çıkar sağlayan tarafların saptanmasını’ kapsadığı belirtiliyor.

Dürüstlük kurullarına şüpheyle yaklaşılıyor

Başbakan Zeydi'nin kurduğu yeni Yüksek Egemenlik Dürüstlük Konseyi, giderek artan eleştirilerle ve sorgulamalarla karşı karşıya. Eleştiriler iki eksende yoğunlaşıyor. Bunlardan birincisi konseyin anayasal ve yasal dayanaktan yoksun olması ile önceki başbakanların kurduğu benzer tüm konseylerin yolsuzlukla mücadelede başarısızlıkla sonuçlanmış olması.

Milletvekili Muhammed Casim el-Hafaci, pazar günü basına yaptığı açıklamada, konseyin hukuki bir dayanağının bulunmadığını ifade etti. Hafaci, Federal Dürüstlük Komisyonu ile Mali Denetleme Divanı'nın anayasanın 102. ve 103. maddeleri uyarınca Irak Temsilciler Meclisi'ne bağlı ve hesap vermekle yükümlü olduğunu belirtti. Bu bağımsız kurumların görevinin yürütme organının faaliyetlerini denetlemek, yolsuzluk davalarını ve kamu malının israfını soruşturmak olduğunu vurgulayan Hafaci, “Bu kurumların denetim kapsamında bakanlıklar, bakanlar ve bizzat başbakanın kendisi varken, başbakanın bu konseyin başında oturması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu. Son yıllarda kurulan pek çok konsey ve komiteye bakıldığında, bunların yolsuzlukla mücadele alanında somut bir iz bırakmadığı görülüyor.

Eski Başbakan Nuri el-Maliki'nin hükümeti de 2007 yılında ‘Yolsuzlukla Mücadele Danışma Konseyi’ni kurmuş, ardından Haydar el-İbadi hükümeti 2016 yılında ‘Yüksek Yolsuzluk Konseyi’ni oluşturmuştu. Adil Abdülmehdi hükümeti de 2018 yılında ‘Yolsuzlukla Mücadele Yüksek Konseyi’ni kurdu. 2020 yılında ise Mustafa el-Kazımi hükümeti ‘Büyük Yolsuzluk Davaları ve Cezai Suçları Soruşturma Yüksek Komisyonu’nu hayata geçirdi. 2022'de de Muhammed es-Sudani ‘Yolsuzlukla Mücadele Yüksek Kurumu’nu oluşturdu. Bütün bu adımlara karşın Irak, uluslararası endekslerde en yolsuz ülkeler sıralamasının üst basamaklarından inmeyi başaramadı.

Ekonomi uzmanı Ziyad el-Haşimi, gerçekçi olmak gerektiğini ve bu hükümetle birlikte Irak'ta yolsuzluk çağının sonunun başladığı konusunda aşırı iyimserliğe kapılmamak gerektiğini vurguladı. Haşimi'ye göre mevcut hükümet, Irak'ın yıllar boyunca yaşadığı tüm ekonomik felaketlerin müsebbibi olan aynı sistemin içinden çıktı.

Haşimi, X üzerinden yaptığı paylaşımda şunları yazdı:

“Irak'taki yolsuzluk; ister resmi mevkiler ister parti yönetimi isterse silah gücü aracılığıyla olsun, ülkedeki karar alma mekanizmalarının tepesine yerleşmiş himayecileri bulunan, sağlam temelli, korunan ve desteklenen bir yolsuzluktur.”


MASAM, Yemen'de bir hafta içinde bin 609 mayın ve patlamamış mühimmatı etkisiz hale getirdi

“MASAM” projesi, mayın ve savaş kalıntılarının yol açtığı riskleri azaltmayı ve yerleşim alanlarını, yolları ve hayati öneme sahip tesisleri güvence altına almayı amaçlıyor (SPA)
“MASAM” projesi, mayın ve savaş kalıntılarının yol açtığı riskleri azaltmayı ve yerleşim alanlarını, yolları ve hayati öneme sahip tesisleri güvence altına almayı amaçlıyor (SPA)
TT

MASAM, Yemen'de bir hafta içinde bin 609 mayın ve patlamamış mühimmatı etkisiz hale getirdi

“MASAM” projesi, mayın ve savaş kalıntılarının yol açtığı riskleri azaltmayı ve yerleşim alanlarını, yolları ve hayati öneme sahip tesisleri güvence altına almayı amaçlıyor (SPA)
“MASAM” projesi, mayın ve savaş kalıntılarının yol açtığı riskleri azaltmayı ve yerleşim alanlarını, yolları ve hayati öneme sahip tesisleri güvence altına almayı amaçlıyor (SPA)

Suudi Arabistan destekli ve Masam Project tarafından yürütülen mayın temizleme çalışmaları kapsamında, Mayıs 2026'nın dördüncü haftasında Yemen'in çeşitli bölgelerinde toplam bin 609 mayın ve patlamamış mühimmat etkisiz hale getirildi.

Projeden yapılan açıklamaya göre imha edilen mühimmat arasında 21 tanksavar mayını, 4 antipersonel mayını ve bin 584 adet patlamamış mühimmat bulunuyor.

Saha ekipleri, Valiliği'nde 186 adet patlamamış mühimmat temizlerken, Hadramut Valiliği'ne bağlı al Mukalla ilçesinde 4 antipersonel mayını ve  bin 216 adet patlamamış mühimmat etkisiz hale getirildi.

Marib Valiliği'nde ise ekipler, Marib bölgesinde 17 tanksavar mayını ile 176 adet patlamamış mühimmatı temizledi. Ayrıca Mokha ilçesinde 4 tanksavar mayını ve 5 adet patlamamış mühimmat, Salh bölgesinde ise 1 adet patlamamış mühimmat bulundu ve imha edildi.

Proje verilerine göre, mayıs ayının başından bu yana temizlenen mayın ve patlamamış mühimmat sayısı 6 bin 323'e ulaştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre projenin başlangıcından bu yana Yemen genelinde toplam 564 bin 339 mayın, el yapımı patlayıcı ve patlamamış mühimmat etkisiz hale getirildi. Bu patlayıcıların siviller için ciddi bir tehdit oluşturduğu ifade edildi.

Kral Salman İnsani Yardım ve Kurtarma Merkezi (KSRelief) tarafından desteklenen proje, mayın ve savaş kalıntılarının yol açtığı riskleri azaltmak, yerleşim alanlarını, yolları ve hayati tesisleri güvenli hale getirmek amacıyla Yemen'in çeşitli vilayetlerinde çalışmalarını sürdürüyor. Proje, sivillerin güvenliğinin artırılmasına ve çatışmalardan etkilenen bölgelerde normal yaşamın yeniden tesis edilmesine katkı sağlamayı hedefliyor.