Lübnan Papa’nın Haziran ziyaretine hazırlanıyor

Vatikan'dan bir heyet, Papa'nın ziyareti öncesinde hazırlıkları tamamlamak üzere Beyrut'a gitti

Katoliklerinin ruhani lideri Papa Francis (AA_Arşiv)
Katoliklerinin ruhani lideri Papa Francis (AA_Arşiv)
TT

Lübnan Papa’nın Haziran ziyaretine hazırlanıyor

Katoliklerinin ruhani lideri Papa Francis (AA_Arşiv)
Katoliklerinin ruhani lideri Papa Francis (AA_Arşiv)

Dünya Katoliklerinin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Francis, önümüzdeki 12-13 Haziran tarihlerinde Lübnan'ı ziyaret edecek. Çok sayıda Lübnanlı ekonomik kriz, pandemi ve Beyrut Limanı patlaması gibi yaşanan tüm zorlukların ardından Papa’nın ziyaretini umuda açılan bir kapı olarak görüyor.
Kamuoyunun dikkati mevcut aşamada önümüzdeki ayın ortasında yapılması planlanan parlamento seçimlerine odaklanmış gibi görünse de Lübnan ve Vatikan'daki resmi kurumlar arasında koordinasyon ve işbirliği kapsamında Papa'nın ziyareti için hazırlıklar başladı. Bu ayın ortasında, Lübnan Bakanlar Kurulu, Papa Francis'in ziyaretini organize etmek üzere Yüksek Komite Başkanlığına Turizm Bakanı Velid Nassar'ı atadı.
Maruni Patrikhanesi, Ulusal Komite’de Katolik Kilisesi’ni temsil etmek üzere Katolik Patrikler ve Piskoposlar Konseyi Yürütme Komitesi Başkanı Başpiskopos Mişel Avn’ı atadı.
Şarku'l Avsat’ın ulaştığı bilgiye göre, Vatikan'ın Beyrut Büyükelçiliği, Papa’nın gerçekleştireceği ziyaretinin program taslağını Vatikan'a gönderdi. 27 Nisan'da Vatikan'dan gelen bir heyet, programı yakından inceledi ve Papa'nın ziyaret edeceği yerlerde incelemelerde bulundu.
Şarku'l Avsat'a konuşan Bakan Nassar'a göre, medya, finans, lojistik ve güvenlik komiteleri ve diğer unsurlar olsun ziyareti organize etmek için çalışacak komiteler oluşumunu tamamlamış olacak.
Nassar, Papa'nın Lübnan ziyaretinin "mütevazı ve basit" olmasını istediğini açıkladı. Bu ziyaretin “milli ve manevi bir boyutu olacağını” söyleyen Papa diyalog, barış ve sevgi kültürünün hakim olması için çağrıda bulunacak. Lübnan halkı son yıllarda yaşadığı tüm zorluklardan sonra güçlü bir halk olduğunu kanıtladı. Başta liman patlaması olmak üzere tüm olumsuz gelişmelerden sonra Papa'nın ziyareti olumlu bir etki yaratacak."
Başpiskopos Avn, Lübnan halkına umut vermesi açısından bu ziyaretin önemli olduğunu söyledi. Avn, “Herkesin fark ettiği gibi, tüm ülkenin tehlikede olduğu bir zamanda gerçekleşen ziyarette Papa Lübnan'ın kimliği ve rolünün önemini vurguluyor. Uluslararası toplum bir arada yaşayan ve “medeniyetlerin etkileşimi” ülkesi olarak nitelenen Lübnan’ın yardımına koşmalı ve onu yalnız bırakmamalıdır.”
Avn Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Vatikan diplomasisi bu alanda, özellikle ülkeleri Lübnan'a her düzeyde yardım eli uzatmaya çağırmak açısından işini yapıyor.”
Başpsikopos’un açıklamalarına göre Papa, ziyaretinde yetkililerle yapacağı görüşmelerin yanı sıra dini makamlar ve tarikat başkanları ile bir toplantı gerçekleştirecek. Gençlerle de bir araya gelecek olan Papa, Beyrut Limanı’nda herhangi bir toplanma olmadan ayin yapacak.
Daha önce Lübnan'ı ziyaret etme arzusunu dile getiren 85 yaşındaki Papa Francis, son aylarda Lübnan'a ve halkına birkaç destek mesajı gönderdi.
Papa Francis geçen Aralık ayında Güney Kıbrıs'a yaptığı ziyarette Lübnan kriziyle ilgili "ciddi endişelerini" dile getirdi.
Maruni Kilisesi yetkililerine yaptığı konuşmada Papa Francis, "Lübnan'ı düşündüğümde, içinde bulunduğu kriz konusunda çok endişeleniyorum. Yorgun ve ıstırap çeken bir halkın acısını şiddetle ve acıyla hissediyorum. O ülkenin kalbinden yükselen barış arzusunu dualarıma taşıyorum” dedi.
Papa Francis, geçen Ağustos ayında yaptığı açıklamada Beyrut Limanı'ndaki patlamanın ardından uluslararası toplumu Lübnan için “somut girişimler” sunmaya çağırdı. Beyrut Limanı patlaması iki yüzden fazla kişinin ölümüne, 6 bin 500'den fazla kişinin yaralanmasına ve geniş çapta yıkıma neden oldu.
Paul VI, 1964 yılında Bombay'a giderken Lübnan'ı ziyaret eden ilk papaydı. Beyrut Uluslararası Havalimanı'nda elli dakika kadar bulundu. Lübnan'la ilgili güvenlik endişelerini dile getirdi.
1997'de Papa II. John Paul, "Lübnan için Yeni Bir Umut" başlıklı "Apostolik Nasihatı" sunmak için Beyrut'u ziyaret etti. Bu ziyaret, beraberindeki büyük halk toplantıları göz önüne alındığında "tarihi" olarak nitelendirildi. Ayrıca Papa Lübnan'ı "misyon ülkesi" ilan etti.
Papa'nın Lübnan'a yaptığı son ziyaret, Papa 16. Benedict'in Beyrut'u ziyaret ettiği ve Ortadoğu'da din özgürlüğü çağrısında bulunduğu 2012 yılına kadar uzanıyor.
Lübnan'ın 2017 sayımına göre 6 milyon 300 binlik nüfusunun  yüzde 27'si Sünni, yüzde 27'si Şii olmak üzere toplam yüzde 54'ünü Müslümanlar oluşturuyor. Toplumun 40.5'ini ise Hristiyanlar (Yüzde 21'i Maruni Katolik, yüzde 8'i Grek Ortodoks, yüzde 5'i Grek Katolik, yüzde 6.5'i diğer), yüzde 5.6'sını ise Dürziler oluşturuyor. Ülkede 18 ayrı dini grup resmi olarak tanınıyor.
Hristiyan kesim içinde en büyük bölüm Maruni Katoliklerden oluşuyor. Nüfus içinde yüzde 21’lik bir kesimi oluşturan (Katolik)  Marunilerden başka Lübnan’da Rum Ortodoks, Rum Katolik, Ermeni Ortodoks, Protestan Hristiyan gruplar da yaşıyor.



ABD yaptırımları: Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan’daki ‘derin devlete’ bir mesaj

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

ABD yaptırımları: Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan’daki ‘derin devlete’ bir mesaj

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında toplanan Lübnan hükümeti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Hazine Bakanlığı’nın Hizbullah ile bağlantılı Lübnanlı ve İranlı isimlere yönelik son yaptırımları, önceki benzer kararlar gibi yalnızca siyasi bir adım olarak değerlendirilmedi. Söz konusu yaptırımların, 29 Mayıs’ta Washington’da yapılması planlanan ve Güney Lübnan’daki güvenlik durumunun geleceği ile Lübnan devletinin yasa dışı silahların kontrolündeki rolünün ele alınmasının beklendiği güvenlik toplantısı öncesinde, Lübnan devleti ile askeri kurumlarına doğrudan mesaj niteliği taşıdığı yorumları yapıldı.

ABD Hazine Bakanlığı tarafından açıklanan yaptırımlar, ilk kez resmi güvenlik kurumlarında görev yapan subayların hedef alınmasıyla dikkat çekti. Bu gelişme, Washington yönetiminin Hizbullah ve siyasi müttefiklerine yönelik baskı aşamasından çıkarak doğrudan resmî kurumlara uyarı verme ve hükümet ile güvenlik kararlarının uygulanmasında herhangi bir ihmal ya da engellemeye karşı mesaj gönderme aşamasına geçtiği şeklinde değerlendirildi.

Lübnan tarafından resmi bir açıklama yapılmazken, bakanlık kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, yaptırımların zamanlamasının ‘soru işaretleri doğurduğunu’ belirtti. Kaynaklar, “Böyle bir adıma işaret eden herhangi bir atmosfer yoktu, ancak ABD Hazine Bakanlığı’nın kendi değerlendirmeleri var” ifadesini kullanırken, söz konusu yaptırımların müzakere sürecine olumsuz yansıyabileceğini kaydetti.

ABD’nin mesajı: Siyasi karar yeterli değil... Önemli olan uygulama

Yaptırımların, Lübnan ile ABD arasında Washington’da yapılacak güvenlik toplantısından yalnızca birkaç gün önce açıklanması dikkat çekti. Bu süreçte uluslararası toplumun, silahların yalnızca devletin kontrolünde olması yönündeki taahhütlerini yerine getirmesi için Lübnan üzerindeki baskıyı artırdığı belirtiliyor.

Washington yönetimi, ordu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü’nde görev yapan subayları hedef alarak, sorunun artık yalnızca Lübnan hükümeti içinde siyasi bir kararın varlığıyla sınırlı olmadığını, asıl meselenin yürütme ve güvenlik kurumlarının bu kararları sahada ne ölçüde uygulayabildiği olduğunu ortaya koymak istedi. Meşrık Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Sami Nadir, yaptırımların Lübnan kurumları içindeki ‘derin devleti’ hedef aldığını söyledi. Nadir, Washington açısından sorunun artık sadece siyasi karar eksikliği değil, bu kararların güvenlik ve askeri kurumlar içinde fiilen uygulanmaması olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Nadir, ABD’nin yaptırımlar yoluyla Lübnan hükümetinin belirli dönemlerde güvenlik yükümlülükleri ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıyla ilgili kararlar aldığını, Lübnan ordusunun da uygulama planları hazırladığını kabul ettiğini belirtti. Ancak Nadir’e göre, Amerikan değerlendirmesi bu kararların devlet içindeki bazı unsurlar tarafından yavaşlatıldığı veya engellendiği, bunun da Hizbullah’ın resmî kurumlar içindeki nüfuzunun sürmesine imkân tanıdığı yönünde.

İran’a destek savaşı öncesinde hükümetin kararını uygulamak üzere ordunun Güney Litani bölgesine konuşlandırılması sırasında (Lübnan Ordu Komutanlığı)İran’a destek savaşı öncesinde hükümetin kararını uygulamak üzere ordunun Güney Litani bölgesine konuşlandırılması sırasında (Lübnan Ordu Komutanlığı)

Nadir, yaptırımların öneminin yalnızca Hizbullah’ın siyasi çevresini hedef almakla sınırlı kalmamasından kaynaklandığını belirterek, bunun aynı zamanda güvenlik ve askeri karar alma mekanizmaları içinde nüfuz bulunduğuna yönelik doğrudan bir suçlama anlamı taşıdığını söyledi. Nadir’e göre Washington, sorunun artık Bakanlar Kurulu’nda karar alınması değil, kararların yayımlanmasının ardından bunların uygulanmasından sorumlu güvenlik ve yürütme kurumlarında yaşanan süreç olduğunu vurguluyor.

Nadir, “İlk kez resmi görevdeki subayların hedef alınması büyük siyasi ve güvenlik anlamı taşıyor. Çünkü bu durum, bazı kurumlar içinde güvenlik durumunun kontrol altına alınması veya hükümet kararlarının uygulanmasına ilişkin görevlerin yerine getirilmesini engelleyen unsurlar bulunduğuna dair Amerikan kanaatini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Bu çerçevede yaptırımların, Washington’daki güvenlik toplantısı öncesinde Lübnan yönetimine yönelik baskıyı artırmayı amaçlayan kademeli Amerikan stratejisinin bir parçası olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. Nadir, bunun ‘uygulama mekanizmasını serbest bırakma’ amacı taşıdığını ve Lübnan devletini kararların uygulanması ile ‘Hizbullah’ın silahları dosyası’ konusunda daha net taahhütler vermeye zorlamayı hedeflediğini söyledi.

Yaptırımların ayrıntıları: Subaylar, milletvekilleri ve İran Büyükelçisi

Yaptırımlar kapsamında Beyrut’taki İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani de yer aldı. Ayrıca Hizbullah milletvekilleri Hasan Fadlallah, İbrahim Musevi ve Hüseyin Hac Hasan ile eski bakan Muhammed Finiş yaptırım listesine dahil edildi.

Liste, Emel Hareketi’nden iki üst düzey ismi de kapsadı: Ahmed Baalbeki ve Ali es-Safavi. Bunun yanı sıra, Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü Ulusal Güvenlik Dairesi Başkanı Tuğgeneral Hattar Nasıruddin ile Askerî İstihbarat Müdürlüğü Dahiye Şubesi Başkanı Albay Samir Hamade de yaptırımlara hedef oldu.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, son savaş başlamadan önce Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırındaki Kfar Kila kasabasına yaptığı ziyaret sırasında milletvekilleri Ali Hasan Halil ve Kasım Haşim’in arasında duruyor. (AFP)Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, son savaş başlamadan önce Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırındaki Kfar Kila kasabasına yaptığı ziyaret sırasında milletvekilleri Ali Hasan Halil ve Kasım Haşim’in arasında duruyor. (AFP)

ABD Hazine Bakanlığı, yaptırım listesinde yer alan kişilerin ‘Lübnan’daki parlamento, ordu ve güvenlik kurumlarının içine sızmış durumda’ olduklarını belirterek, bu isimlerin Hizbullah’ın devlet kurumları içindeki nüfuzunu korumaya çalışmak ve barış sürecini engellemekle suçlandığını açıkladı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise Hizbullah’ın ‘terör örgütü’ olduğunu ve tamamen silahsızlandırılması gerektiğini vurguladı. Bessent, Washington’un, örgütün şiddet faaliyetlerini sürdürmesine ve kalıcı barışın önlenmesine imkân tanıyan yetkilileri hedef almaya devam edeceğini ifade etti.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, Hizbullah’ın finansal ağlarını bozacak bilgilere ulaşılması karşılığında 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyurdu. Bu adımın, Washington’un önümüzdeki dönemde siyasi, mali ve güvenlik alanlarındaki baskıyı daha da artırma niyetinin bir göstergesi olduğu değerlendiriliyor.

Lübnan ordusu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü’nün yanıtı: Devlete bağlılığın teyidi

ABD’nin suçlamalarına karşılık olarak Lübnan ordusu ve Genel Güvenlik Müdürlüğü, yayımladıkları açıklamalarla hızlı bir şekilde yanıt verdi. Açıklamalarda ‘sadakatin kuruma ve vatana olduğu’ vurgulandı.

Lübnan Ordu Komutanlığı, tüm subay ve askerlerin ‘ulusal görevlerini tam bir profesyonellik ve sorumlulukla yerine getirdiğini’ belirtti. Ordunun açıklamasında, personelin sadakatinin yalnızca ‘askeri kuruma ve vatana’ olduğu ifade edilerek, görevlerin herhangi bir baskı ya da dış etki olmaksızın yerine getirildiği kaydedildi.

Genel Güvenlik Müdürlüğü de yaptığı açıklamada, subay ve personeline tam güven duyduğunu belirtti. Kurum, çalışanların yasa ve yönetmeliklere bağlılıkla görev yaptığını ve ‘herhangi bir dış dayatma ya da baskıdan uzak’ şekilde hareket ettiğini vurguladı. Açıklamada ayrıca, tespit edilecek herhangi bir ihlalin yasal ve adli soruşturmaya tabi tutulacağı ifade edildi.

Hizbullah ve Emel: Yaptırımlar devlete yönelik sindirme ve baskı

Hizbullah, ABD’nin uyguladığı yaptırımları ‘Lübnan halkını korkutmaya yönelik bir Amerikan girişimi ve devletin egemenliği ile güvenlik kurumlarına yönelik bir saldırı’ olarak değerlendirdi.

Hizbullah, yaptırımların kendi tercihlerini etkilemeyeceğini vurgulayarak, resmi görevdeki subayların hedef alınmasını ‘güvenlik kurumlarını Amerikan vesayetinin koşullarına boyun eğdirmeye yönelik açık bir girişim’ olarak nitelendirdi.

Emel Hareketi ise kendisine yakın isimleri kapsayan yaptırımların ‘kabul edilemez’ olduğunu belirterek, bunun hareketin siyasi rolünü ve devlet içindeki konumunu hedef aldığını ifade etti.

Hizbullah Meclis Grubu da milletvekilleri ve subaylara yönelik yaptırımları kınayarak, bunların Lübnan içişlerine doğrudan müdahale niteliği taşıdığını ve devlet kurumlarına baskı kurarak Amerikan taleplerine uyum sağlamaya zorlamayı amaçladığını savundu.


Lübnan: İsrail'in 24 saat içinde düzenlediği iki saldırıda 6 sağlık görevlisi hayatını kaybetti

İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)
İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)
TT

Lübnan: İsrail'in 24 saat içinde düzenlediği iki saldırıda 6 sağlık görevlisi hayatını kaybetti

İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)
İsrail'in güneydeki Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği baskında hayatını kaybedenlerin cenazeleri, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesine defin törenleri için getirildi (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün , son 24 saat içinde İsrail’in ülkenin güneyine düzenlediği iki hava saldırısında sağlık alanında çalışan 6 Lübnanlının hayatını kaybettiğini açıkladı. Bakanlık, saldırıları kınayarak uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirdi.

Bakanlık açıklamasına göre, İsrail’in gece saatlerinde başlayıp cuma sabahına kadar süren saldırılarında Güney Lübnan’daki Hanaviye beldesinde “Sağlık Kurumu”na bağlı 4 sağlık görevlisi yaşamını yitirdi.

Ayrıca İsrail’in dün sabah düzenlediği bir başka saldırıda, Deyr Kanun en-Nehr bölgesinde “Er-Risale” Derneği’ne bağlı iki sağlık görevlisinin öldüğü bildirildi.

İsrail ordusu ise Hanaviye’deki olayla ilgili açıklamasında, Hizbullah’a ait altyapı noktalarının ve bölgede bulunan silahlı unsurların hedef alındığını duyurdu. Deyr Kanun en-Nehr’deki saldırıyla ilgili olarak da bölgede motosiklet kullanan iki Hizbullah mensubunun tespit edilerek vurulduğunu öne sürdü.

Her iki olayda da İsrail ordusu, saldırılarda hedef alınmayan ve bölgede çatışmaya katılmayan bazı kişilerin zarar gördüğü yönündeki iddiaları araştırdığını açıkladı. Açıklamada ayrıca sivillerin zarar görmesini azaltmak amacıyla bölge halkına tahliye uyarısı yapıldığı belirtildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan bir videoda, Deyr Kanun en-Nehr’de sarı yelekli iki kişinin yol kenarında yaralı bir kişiye müdahale ettiği görülüyor. Ambulansın olay yerine yaklaşmasının ardından büyük bir patlama meydana gelirken, iki sağlık görevlisinin yerde hareketsiz yattığı görüntülere yansıdı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre görüntülerin çekildiği yerin Deyr Kanun en-Nehr’in batı kesimi olduğu, bina, ağaç ve yol düzenini bölgeye ait arşiv görüntüleriyle karşılaştırarak doğruladı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, Deyr Kanun en-Nehr’deki saldırıda sağlık görevlileri ve Suriyeli bir çocuğun da aralarında bulunduğu toplam 6 kişinin öldüğünü açıkladı. Kasaba bu hafta içinde düzenlenen başka bir hava saldırısında da 14 kişinin yaşamını yitirdiği bir saldırıya sahne olmuştu. Bu saldırının, geçen ay ilan edilen kırılgan ateşkesten bu yana düzenlenen en şiddetli hava saldırısı olduğu belirtiliyor.

Lübnan’da 2 Mart’tan bu yana, Hizbullah’ın İran’a yönelik Amerikan-İsrail savaşıyla eş zamanlı olarak İsrail’e saldırılar başlatmasının ardından hayatını kaybedenlerin sayısının 3 bin 100’ü geçtiği ifade edildi.

Sağlık Bakanlığı’nın bugün yayımladığı verilere göre ölenler arasında 123 sağlık çalışanı, 210’dan fazla çocuk ve yaklaşık 300 kadın bulunuyor.

Uluslararası insancıl hukuk, cephede görev yapan sağlık çalışanları ile sağlık merkezleri dahil sivil altyapının korunmasını öngörüyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise Güney Lübnan’daki birçok hastanenin İsrail saldırıları nedeniyle hasar gördüğünü veya tamamen hizmet dışı kaldığını açıkladı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı ayrıca, perşembe günü Güney Lübnan’daki Tebnin Hastanesi yakınında düzenlenen İsrail saldırısının, hastanenin üç katındaki tüm bölümlerde hasara yol açtığını duyurdu. Açıklamaya göre acil servis, yoğun bakım ünitesi ve cerrahi servis zarar görürken, bina dışında bulunan ambulanslara hasar verdiğini açıkladı.


Hamduk: Sudan var olmak ya da olmamak savaşıyla karşı karşıya

Hamduk, Nairobi'de Sudan siyasi güçlerinin liderleriyle bir araya geldi, (Kararlılık İttifakı)
Hamduk, Nairobi'de Sudan siyasi güçlerinin liderleriyle bir araya geldi, (Kararlılık İttifakı)
TT

Hamduk: Sudan var olmak ya da olmamak savaşıyla karşı karşıya

Hamduk, Nairobi'de Sudan siyasi güçlerinin liderleriyle bir araya geldi, (Kararlılık İttifakı)
Hamduk, Nairobi'de Sudan siyasi güçlerinin liderleriyle bir araya geldi, (Kararlılık İttifakı)

Sudan’ın eski Başbakanı ve “Kararlılık İttifakı” adlı sivil ittifakın lideri Abdullah Hamduk, siyasi ve sivil güçlere, savaşı durdurmayı hedefleyen net bir ulusal vizyon etrafında birleşme çağrısında bulundu. Hamduk, Sudan’ın “varoluşsal bir savaşla… ya var olma ya da yok olma” noktasına geldiğini belirterek, ülkede yaşanan krizin devletin varlığını ve geleceğini tehdit ettiğini söyledi. Sudan’da yaşanan insani felaketin boyut ve sonuçları itibarıyla Filistin’in Gazze Şeridi’ndeki durumdan daha ağır olduğunu ifade eden Hamduk, Sudan krizinin askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini ve ülkeyi kurtarmanın tek yolunun kapsamlı bir siyasi çözüm olduğunu yineledi.

Hamduk, açıklamalarını Kenya’nın başkenti Nairobi’de düzenlenen “Yeni Bir Vatan İnşa Etmek İçin Sudan İlkeler Bildirgesi Güçleri” toplantısının açılış oturumunda yaptı. Burada siyasi ve sivil güçler arasında siyasi sürecin hedefleri konusunda uzlaşı sağlanmasının önemine dikkat çekti. Söz konusu sürecin üç birbirine bağlı aşamayla başlaması gerektiğini belirtti: insani dosya, ateşkesin sağlanması ve ardından siyasi sürecin başlatılması; nihai hedefin ise kapsamlı ve sürdürülebilir bir barış anlaşması olduğunu söyledi. Ayrıca bölgesel ve uluslararası arabuluculuk çabalarının birleştirilmesinin önemini vurguladı.

Nairobi Deklarasyonu'na katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Kararlılık İttifakı)Nairobi Deklarasyonu'na katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Kararlılık İttifakı)

“Nairobi güçleri” toplantılarının, siyasi güçler, silahlı hareketler ve sivil yapılar arasında ortak çalışmayı koordine etmeye odaklandığı, savaşın sona erdirilmesi ve Sudan’da barış ile istikrarın sağlanmasının amaçlandığı belirtildi. Hamduk, Sudan meselesine ilişkin çok sayıda bölgesel ve uluslararası girişim bulunduğunu, bunlar arasında Afrika Birliği ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) girişimlerinin yanı sıra diğer uluslararası platformların da yer aldığını söyledi. Ancak en önemli girişimin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Amerika Birleşik Devletleri’nden oluşan “dörtlü” yapı olduğunu belirterek, bu girişimin beş ilke ve yedi temel taahhüde dayanan açık bir yol haritası ortaya koyduğunu ifade etti. Bu girişimin öne çıkan yönlerinden birinin ise siyasi hayatı “tahrip eden” tarafların sürece dahil edilmemesi yönündeki tutumu olduğunu, bununla İslamcı siyasi hareketlere işaret ettiğini dile getirdi.

Hamduk ayrıca, savaş nedeniyle Sudan’dan kaçan milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapan komşu ülkelere teşekkür ederek, siyasi yol haritası, hedefleri ve katılımcı aktörler konusunda geniş kapsamlı bir ulusal tartışma yürütülmesi çağrısında bulundu. Bu tartışmanın, Sudan’ı kapsayıcı ve meşru bir siyasi sürece götürmesi gerektiğini belirtti. Sivil güçlerin ortak bir vizyon üzerinde uzlaşamamasının, Sudan’a halkın iradesi dışında dış düzenlemelerin dayatılmasına yol açacağı uyarısında bulundu.

Öte yandan, Arap Sosyalist Baas Partisi lideri Ali el-Rih el-Senhuri, mevcut ulusal önceliğin savaşın durdurulması ve Sudan’ın birliğinin korunması olduğunu belirterek, sivil güçlerin saflarını birleştirerek iktidarın halka geri verilmesi çağrısında bulundu ve ülkenin bölünmesini hedefleyen girişimlere karşı durulması gerektiğini vurguladı. Sudan Kurtuluş Hareketi lideri Abdülvahid Muhammed Ahmed el-Nur ise hareketlerinin savaşı durdurmak için net bir yol haritası ve mekanizmalar üzerinde uzlaşmaya hazır olduğunu belirterek, Sudan’daki krizin tarihsel köklerinin ele alınmasının ve yalnızca kısmi ya da geçici çözümlerle yetinilmemesi gerektiğini ifade etti.

Daha önce, “Nairobi İlkeler Bildirgesi Güçleri”, barış ve istikrarı destekleyen tüm siyasi ve sivil aktörlerin katılımının genişletilmesi ve çerçevenin geliştirilmesi konusunda mutabakata varmış, devrik Ulusal Kongre Partisi’nin sürecin dışında tutulması gerektiğini belirtmişti. İlkeler ayrıca, insani, askeri ve siyasi süreçlerin tek bir bütün halinde ele alınarak sivil ve demokratik bir geçişe götürülmesi gerektiğini vurgulamış, ateşkes sonrası düzenlemelerde savaşan tarafların yer almaması şartını koymuştu. Toplantılara “Kararlılık İttifakı”, Ümmet Partisi, Arap Sosyalist Baas Partisi, Sudan Kurtuluş Hareketi, Federal Toplanma, Darfur Mülteci ve Yerinden Edilmişler Koordinasyonu, Darfur Avukatlar Birliği ve bazı bağımsız ulusal şahsiyetlerin temsilcileri katıldı.