İran: Ukrayna savaşının etkileri ABD’yi nükleer anlaşmaya zorlayacak

İran Müzakere Heyeti Müsteşarı Marendi: Ukrayna savaşının etkileri Biden’ı İran’la anlaşmaya zorlayacak

Viyana nükleer müzakerelerin AB Koordinatörü Enrique Mora.
Viyana nükleer müzakerelerin AB Koordinatörü Enrique Mora.
TT

İran: Ukrayna savaşının etkileri ABD’yi nükleer anlaşmaya zorlayacak

Viyana nükleer müzakerelerin AB Koordinatörü Enrique Mora.
Viyana nükleer müzakerelerin AB Koordinatörü Enrique Mora.

İran'ın Viyana'daki nükleer müzakere heyetinin Siyasi Müsteşarı Muhammed Merendi, Ukrayna savaşının artan etkilerinin ABD’yi Tahran’la bir anlaşmaya varmaya zorlayacağını öngörüyor.
Merendi değerlendirmesini, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ı, nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan Viyana müzakerelerindeki duraklamanın uzamasının olumsuz etkilerine karşı uyarmasının ardından yaptı.
İran Müzakere Heyeti Siyasi Müsteşarı Muhammed Merendi, İran resmi haber ajansı IRNA’ya yaptığı açıklamada, Washington'daki dahili anlaşmazlıkların, Viyana’da bir anlaşma sağlanmasına engel olduğunu belirterek, “Ukrayna savaşının sonuçları ABD’yi eninde sonunda İran’la bir anlaşma yapmaya zorlayacak” dedi.  
ABD ve İran, Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen ‘2015 nükleer anlaşmasının’ yeniden canlandırılması için ortak karar alarak müzakereleri başlatmıştı. Viyana’daki müzakerelerde büyük ölçüde uzlaşıldığının açıklanmasının ardından, Rusya’nın, kendisine uygulanan yaptırımların İran’la ilişkilerini etkilemeyeceğine dair garanti talep etmesi bir engel oluşturmuş ancak bir süre sonra bu engel aşılabilmişti. İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’nu ABD’nin “terör örgütleri listesinden” çıkarılmasını istemesi, anlaşma sağlanmasının önünde bir diğer önemli engeli teşkil etti. Washington ve Tahran, yaklaşık bir aydır duraksayan müzakerelerde anlaşmaya varılamamasının sorumluluğunu birbirine yüklüyor.  
İyi bir anlaşmaya varılabilmesi için’ ABD’nin siyasi karar alması gerektiği tezini yineleyen Merendi, "Amerikalılara göre İran, Viyana'da dikkate değer tavizler elde etmeyi başardı, bu yüzden Amerikan müzakere ekibinin bazı üyeleri istifalarını sundu ve protestolarını ifade etmek için ekipten ayrıldı. ABD'nin İran özel temsilcisi Rob Malley'in sunumunun ardından ABD Kongresi’nde de olumsuz tepkiler geldi ve şimdi bir belirsizlik söz konusu” diye konuştu.  
İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney’in özel doktorunun oğlu olan Merendi, muhafazakar Ali Bakıri Kani’nin, Abbas Arakçi’nin yerine müzakere heyetinin başına geçmesinin ardından, ekibe katılan yeni yüzler arasında yer aldı. İbrahim Reisi’nin göreve gelmesinin ardından, Viyana’daki nükleer müzakereler beş aylık aranın akabinde geçen kasım ayında yeniden başlamıştı. Merendi tüm bu süreçte müzakere ekibine eşlik etti.  
Merendi şöyle devam etti: “Viyana’da, yaptırımların iptali, güvence verilmesi ve Devrim Muhafızları konuları da dahil olmak üzere çalışmalar son günlerde oldukça hızlı ilerliyordu, ancak Amerikalılar aniden görüşmeleri durdurdu. Bu Amerikan kamuoyundaki anlaşmazlıklarla ilgili, fakat Ukrayna savaşının doğuracağı artan sorunlar, Biden'ı (İran ile) anlaşmanın gerekliliğini kabul etmeye zorlayacaktır. Avrupa başkentlerinde, Rusya, Çin veya Tahran'da bir sorun yok, ancak Biden'ın alacağı kararı beklememiz gerekiyor”. 
ABD’li senatörler ve Kongre üyeleri, Biden yönetiminden, Ukrayna'daki savaşın yol açtığı küresel enerji krizinin etkilerini hafifletmek amacıyla, Devrim Muhafızları’nın ‘terör örgütleri listesinden’ kaldırılması pahasına Tahran’la bir anlaşma yapmaması çağrısında bulunmuştu. Uzmanlar, mevcut ABD müzakere ekibinin, ‘2015 nükleer anlaşma’ kapsamında hareket ettiğini, ancak hükümetin, Devrim Muhafızları’nın ‘terör listesinden’ kaldırılmasının da tartışılmasını istediğini belirtiyor. Öte yandan Biden’ın muhalifleri, Abbas Arakçi başkanlığındaki heyetle haziran ayında anlaşma sağlanabilecekken ABD tarafının masadan ayrılmış olmasını eleştiriyor. Tahran, Devrim Muhafızları üzerindeki baskının hafifletilmesini isterken, ‘balistik füze programı ve bölgesel faaliyetlerinin’ müzakerelere bir konu teşkil etmesine karşı çıkıyor ve bunları ‘kırmızı çizgileri’ olarak görüyor.  
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanlığı, görüşmenin ana gündeminin ‘nükleer müzakerelerle’ ilgili olduğunu açıkladı. Abdullahiyan Borrell’e, “İran hükümetinin iyi, güçlü ve kalıcı bir anlaşmaya varma iradesinde hiçbir şüphe yoktur” Beyaz Saray aşırı taleplerini ve şüphelerini bir kenara bırakıp, çözüm odaklı gerçekçi bir yol benimsemelidir. Üç Avrupa ülkesi, Rusya ve Çin, anlaşmayı sonuçlandırmaya hazırdır. ABD yönetimi, Beyaz Saray'ın geçmişteki yanlış politikalarını düzeltme cesaretine sahip olmalıdır” dedi.  
Borrell ise, Abdullahiyan’ı, Viyana’daki müzakerelerdeki duraksama döneminin uzamasının ‘yapıcı olmayan etkileri’ hususunda uyardı. Yardımcısı olan ve Avrupa Birliği’nin müzakerelerdeki koordinatörü rolünü üstelenen Enrique Mora ile İranlı başmüzakereci arasında yakın zamanda bir toplantı düzenlenmesini önerdi.  
Borrell'in çağrısından önce, İran Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri, ABD’nin, eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin intikamından vazgeçilmesi karşılığında, ‘bazı yaptırımları kaldırmayı ve bazı imtiyazlar vermeyi’ teklif ettiğini ancak İran’ın bunu kabul etmediğini söyledi. Bazı raporlar, ABD’nin Devrim Muhafızlarını, ‘terör listesinden’ kaldırmak için ön koşul olarak, İran’ın bölgesel faaliyetlerini kısıtlamasını ve Trump’ın talimatıyla öldürülen Süleymani’nin intikamının alınmasından vazgeçilmesini öne sürdüğünü iddia etmişti.  
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Tengsiri’nin açıklamaları sorulması üzerine, “Açıktan müzakere edecek değiliz, İran Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nda öngörüldüğünden daha fazla yaptırımların kaldırılmasını istiyorsa, anlaşmanın ötesinde olan endişelerimizi gidermesi gerekir. Müzakereleri KOEP dışındaki ikincil konuları çözme noktasında kullanmıyorlarsa, nükleer anlaşmanın canlandırılması hususunda hızlı bir şekilde anlaşmaya varabiliriz” değerlendirmesinde bulundu.  
Nükleer anlaşmanın gerçekleşmesini destekleyen bazı ABD-İran çevreleri, örgütün dış operasyonlarından sorumlu olan Kudüs Gücü’nün ‘terör listesinde’ kalmasını ve Devrim Muhafızları’nın ‘listeden’ çıkarılmasını teklif etti. Ancak bu teklifin sonuçları da belirsizliğini koruyor.  
Bu arada eski İran Meclisi Başkan Yardımcısı Ali Mutahhari, “İran'ın nükleer programının amacının, ‘Caydırıcı gücünü arttırmak için bir silah yapmak olduğunu, ancak bunun gizli bir şekilde gerçekleştirilemediğini ve Halkın Mücahitleri Örgütü tarafından ifşa edildiğini” söyledi.  
Mutahhari, Eskannews web sitesine verdiği özel röportajda, "Barışçıl bir nükleer programa sahip olmak isteyen bir ülke, önce reaktör inşa eder ve faaliyetlerine uranyum zenginleştirme ile başlamaz. Direk uranyum zenginleştirmeye başlamamız şüpheler doğurdu, başladığımız işi sonuna kadar sürdürmeliyiz” ifadelerini kullandı.  



BAE’de füze alarmı: İran’dan fırlatılan 4 seyir füzesi engellendi

Birleşik Arap Emirlikleri bayrağı (Şarku’l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri bayrağı (Şarku’l Avsat)
TT

BAE’de füze alarmı: İran’dan fırlatılan 4 seyir füzesi engellendi

Birleşik Arap Emirlikleri bayrağı (Şarku’l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri bayrağı (Şarku’l Avsat)

Birleşik Arap Emirlikleri Savunma Bakanlığı, bugün (pazartesi) yaptığı açıklamada, İran’dan ülkeye doğru gelen 4 “seyir füzesinin” tespit edildiğini duyurdu. Açıklamada, bunlardan 3’ünün BAE karasuları üzerinde başarıyla etkisiz hâle getirildiği, dördüncü füzenin ise denize düştüğü belirtildi. Bölge yeni bir gerilime sahne oluyor.

Bakanlık, X platformundaki hesabından yayımladığı açıklamada, ülkenin farklı bölgelerinde duyulan seslerin “hava tehditlerinin başarılı şekilde önlenmesinden” kaynaklandığını belirtildi. Açıklamada, kamuoyuna bilgileri resmî kaynaklardan edinmeleri, doğruluğunu teyit etmeleri ve uyarı mesajları geldiğinde genel güvenlik talimatlarına uymaları çağrısı yapıldı.

Uyarılar

Gelişmeler, ülkenin kuzey emirliklerinde verilen acil uyarılar ve çalan sirenlerle eş zamanlı yaşandı. Acman ve Ras el-Hayme’de cep telefonlarına gönderilen mesajlarda, BAE İçişleri Bakanlığı’nın çağrısıyla halktan güvenli binalara sığınmaları, pencerelerden, kapılardan ve açık alanlardan uzak durmaları istendi. Bu uyarılar “olası füze tehdidi” gerekçesiyle yapıldı.

Mesajlardan birinde, “Mevcut durum ve olası füze tehdidi nedeniyle lütfen derhâl pencerelerden, kapılardan ve açık alanlardan uzak, güvenli bir binaya sığının ve resmî talimatları bekleyin” ifadeleri yer aldı. Yetkili makamlar daha sonra “durumun şu an güvenli olduğunu” belirterek, halkı günlük faaliyetlerine dönmeye ve resmî talimatları takip etmeye çağırdı.

Sahadaki bir diğer gelişmede ise Füceyre Petrol Sanayi Bölgesi’nde (FOIZ) İran’dan gelen bir insansız hava aracıyla düzenlenen saldırı sonucu yangın çıktığı bildirildi.

Füceyre Emirliği Medya Ofisi, sivil savunma ekiplerinin yangına derhâl müdahale ettiğini ve kontrol altına alma çalışmalarının sürdüğünü açıkladı. Kamuoyundan söylentilere itibar etmemeleri ve yalnızca resmî kaynaklara güvenmeleri istendi.

Daha sonra yapılan açıklamada, İran saldırısı sonucu petrol sanayi bölgesinde Hindistan uyruklu 3 kişinin orta derecede yaralandığı ve tedavi için hastaneye kaldırıldığı belirtildi.

Umman’da ise bir güvenlik kaynağı, Musandam vilayetine bağlı Baha (Bukha) bölgesindeki Tibat’ta bir şirket çalışanlarına ait konutun hedef alındığını bildirdi. Olayda iki yabancı uyruklu kişi orta derecede yaralanırken, 4 araç ve yakınlardaki bir evin camları zarar gördü. Kaynak, saldırının kaynağına ilişkin detay vermezken, yetkili kurumların incelemelerini sürdürdüğünü ve gerekli tüm önlemlerin alındığını ifade etti.

Tehlikeli tırmanış

Saldırıların ardından BAE, ülke içindeki sivil hedefleri füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alan “hain terör saldırılarının yeniden başlamasını” en sert şekilde kınadığını açıkladı.

BAE Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıların “tehlikeli bir tırmanış, kabul edilemez bir ihlal ve ülkenin güvenliği, istikrarı ile toprak bütünlüğüne doğrudan tehdit” oluşturduğunu belirtti. Açıklamada, bunun uluslararası hukuk ilkeleri ve Birleşmiş Milletler Şartı ile çeliştiği vurgulandı.

BAE, “her koşulda güvenliğini ve egemenliğini korumaktan geri durmayacağını” belirterek, uluslararası hukuk çerçevesinde egemenliğini, ulusal güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve vatandaşları ile ülkede yaşayanları korumak için gerekli karşılığı verme hakkını saklı tuttuğunu ifade etti.

Ayrıca sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının “hukuki ve insani tüm ölçütlere göre kabul edilemez” olduğu belirtilerek, bu saldırıların derhâl durdurulması ve tüm düşmanca eylemlerin son bulması çağrısı yapıldı.

BAE, artan bölgesel gerilimler ve özellikle Körfez ile Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik ve enerji güvenliği bağlamında, bu saldırıların ve sonuçlarının “tam sorumluluğunu” İran’a yükledi.

Petrol tankerine saldırı

BAE ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçişi sırasında ADNOC’a ait bir ulusal petrol tankerine iki insansız hava aracıyla düzenlenen “İran kaynaklı terör saldırısını” da kınadı. Açıklamada, bu saldırının BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararının açık ihlali olduğu ve küresel denizcilik ile enerji güvenliğine doğrudan tehdit teşkil ettiği belirtildi.


İran ve Arap ülkeleri: Körfez'in iki yakası arasındaki ilişkileri gelecekte ne bekliyor?

ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından, İran'ın roket saldırıları sonucu Doha, Katar'daki sanayi bölgesinde duman yükseliyor, 1 Mart 2026 (Reuters)
ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından, İran'ın roket saldırıları sonucu Doha, Katar'daki sanayi bölgesinde duman yükseliyor, 1 Mart 2026 (Reuters)
TT

İran ve Arap ülkeleri: Körfez'in iki yakası arasındaki ilişkileri gelecekte ne bekliyor?

ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından, İran'ın roket saldırıları sonucu Doha, Katar'daki sanayi bölgesinde duman yükseliyor, 1 Mart 2026 (Reuters)
ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından, İran'ın roket saldırıları sonucu Doha, Katar'daki sanayi bölgesinde duman yükseliyor, 1 Mart 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Ortadoğu'daki savaş henüz bitmemiş olsa da elbet bir gün sona erecek ve ölüm, kan ve yıkım sahneleri ile tüm güç gösterileri duracak. Savaşan tarafların tehdit ve gözdağı içeren açıklamaları, bir gün gelecek ve bölgenin yaşadığı kabus gibi bir geçmişin parçası olacak.

Tüm bunların yaşanacağına şüphe yok, ama neredeyse her şey değiştikten sonra bu olacak. Çünkü İran artık savaş öncesindeki İran değil. Bölgedeki kasları da özellikle Lübnan'da aynı güçte ve sertlikte değil. ‘Destek savaşı’ ve ‘Direniş Ekseni’ de yakında dünün anıları arasına karışacak.

Aynı şekilde ABD ve İsrail de eskisi gibi olmayacak. Hem ABD’nin imajı hem de başkanının otoritesi sarsıldı. İsrail'in ve aşırı sağcı hükümetinin imajı ise daha da karardı.

Savaşın tahrip ettiği yerler yeniden inşa edilebilir. Fakat değişmeyen ve belki de önümüzdeki on yıllar boyunca da değişmeyecek bir şey var. Irak dahil Körfez Arap ülkelerinin komşusu İran tarafından uğradıkları hain saldırılar, zihinlerde ve kalplerde gizli ve canlı kalmaya devam edecek.

Hatta bu durum, bu ülkeleri, kendilerine haksız yere saldırmış olan Tahran ve imzalanan anlaşmalar çerçevesinde onlara koruma sağlaması gerekirken bunu yapmayan Washington ile ilişkilerinin şeklini ve niteliğini değiştirmeye mecbur bırakacak.

Savaş ve hedeflerin seçiciliği

ABD ve İsrail ile savaşından haftalar önce İran, savaş çıkması halinde bunun ‘kapsamlı’ olacağını ve saldırılarının Tel Aviv ve komşu ülkelerdeki ABD askeri üsleriyle sınırlı kalmayacağını, aksine bu çıkarları komşu ülkeler dışındaki yerlere de yayacağını defalarca uyarmıştı. Ancak daha sonra ortaya çıkan şey, İran'ın öfkesini, saldırıların buradan başlatıldığı iddiasıyla, Körfez'in diğer yakasındaki Arap komşularına yönelttiğiydi.

Oysa İran, bu üslerin boşaltıldığını ve İran'daki hedefleri isabetle vuran her şeyin, Hint Okyanusu'nda konuşlu USS Abraham Lincoln ve Akdeniz'de konuşlu USS Gerald Ford uçak gemilerinden geldiğini biliyordu.

“ran’ın Arap komşularına karşı yeniden alevlenen düşmanlığı ve bu ülkelerin topraklarını hedef almasının, yalnızca bu ülkelerin Batı’yla, özellikle de ABD’yle olan iyi ilişkilerinden kaynaklandığı söylenemez.

İran, Azerbaycan, Türkiye ve Kıbrıs adasına atılan füzelerin sorumluluğunu üstlenmedi. Bu konuda ortak soruşturmalar açılacağına dair söz verdi ve ardından, Körfez’in diğer yakasındaki Arap komşularıyla hiçbir anlaşmazlığı olmadığı yönündeki iddialarını tekrarladı. İran’ın tarih boyunca eşi benzeri görülmemiş bir şekilde benimsediği geleneksel ikiyüzlülüğünün sadece bir örneği. İran'ın Arap komşularına yönelik saldırılarını açıklamak için öne sürdüğü gerekçeler ne olursa olsun, bu saldırılar, belki de bu savaşın patlak vermesinden aylar hatta yıllar önce, önceden planlanmış ve özenle hazırlanmıştı. İran'ın saldırganlığının en tehlikeli yanı, hafızanın kapaklarını yeniden açması ve geçmişin tozunu karıştırarak, Tahran'ın tarihin önceki dönemlerindeki yenilgilerinden bu yana süregelen, yeniden canlanan gizli kinleri ve intikam ve öç alma eğilimlerini ortaya çıkarmasıdır.

fdbfgr
Hürmüz Boğazı'nda, Muskat açıklarında bulunan tekneler ve yük gemileri, Umman, 18 Nisan 2026 (Reuters)

Bu konuların ne tamamını ne de bir kısmını yeniden ele almaya gerek var. Pek çok araştırmada ayrıntılı olarak incelenmiş ve analiz edilmiş olan tüm detayları tekrarlamaya da gerek yok. Ancak şu açık; bugün İran ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkinin geleceği hakkında konuşurken, özellikle de Körfez’deki komşuları ile ilgili olanlar olmak üzere, göz ardı edilemeyecek yeni bir gerçeklik ve sürekli değişen gelişmelerle karşı karşıyayız.

Kıskançlık ve yanılgılar

İran’ın Arap komşularına karşı yeniden alevlenen düşmanlığının ve bu ülkelerin topraklarını hedef almasının, yalnızca bu ülkelerin Batı’yla, özellikle de ABD’yle hem güvenlik hem de büyük ekonomik ve siyasi çıkarlar açısından kurdukları iyi ilişkilerden kaynaklandığı söylenemez. Ancak burada bir başka, en az bunun kadar önemli bir neden daha var; o da Tahran'ın Arap komşularının, petrol gelirlerinden yararlanarak daha iyi ekonomiler ve iyi silahlanmış ordular kurdukları ve İran'ın komşuları ile bazı Arap ülkelerindeki vekillerinin topraklarından ülkelerine fırlatılan füzelerin ve insansız hava araçlarının (İHA) yaklaşık yüzde 99’unu durdurabildiklerini kanıtladıkları istikrar, kalkınma ve refah durumuna duyulan bariz ‘kıskançlık’.

Muhtemelen çok sayıda İranlı “İran, sanayi için gerekli petrol ve doğal kaynaklara, hammaddeye, bölgedeki en büyük insan kaynağına, en geniş alana ve en uzun deniz kıyılarına sahipken neden komşu Arap halklarının sahip olduğu ekonomik, sosyal ve yaşam refahına sahip değil?” şeklindeki o büyük soruyu kendine sormuştur.

Bunun, Körfez ülkelerinin ekonomik refahından en fazla yararlanan ticaret ortakları olan İranlılar tarafından gerçekleştirilen gerekçesiz bir ihanet olduğunu söylemek kesinlikle mümkün.

Öyle ki onlarca yıl boyunca bunu kanıtlayan açık işaretler gözlemlendi. İran ile Arap Körfez ülkeleri arasındaki ticaret dengeleri, bu ülkelerde çalışan İranlı işçilerin sayısı ve bunların yanı sıra Fars asıllı pek çok iş insanı, aile ve onlara ait ticarethanelerin varlığı ile büyük İranlı toplulukların bu ülkelerde saygınlıkla karşılandığı ve tüm bu ortaklık ve karşılıklı çıkar türlerinin güçlendirilmesine etkin biçimde katkıda bulunduğu görüldü. Ta ki bazı Körfez Arap ülkelerinin başkentlerinin, bazı silahlara ve savaş malzemelerine el koyduğunu, İran'ın kendilerini barındıran, iş ve onurlu yaşam fırsatları sunan ülkelerin güvenlik ve istikrarını hedef almak amacıyla kurduğu casus hücreleri ve sabotaj çetelerini deşifre edip tutukladığını açıklamasına kadar.

frbvfr
Lübnan ile İsrail arasında on gün süren ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Lübnan'la dayanışma amacıyla Yemen'in Sanaa kentinde düzenlenen bir gösteride tetikte bekleyen Husi milisler, 17 Nisan 2026 (Reuters)

Muhtemelen çok sayıda İranlı “İran, sanayi için gerekli petrol ve doğal kaynaklara, hammaddeye, bölgedeki en büyük insan kaynağına, en geniş alana ve en uzun deniz kıyılarına sahipken neden komşu Arap halklarının sahip olduğu ekonomik, sosyal ve yaşam refahına sahip değil?” şeklindeki o büyük soruyu kendine sormuştur.

Bu sorunun cevabını vermek için bugün zekâ ya da çok fazla çaba ve emek gerekmiyor. Çünkü özeti sadece İran rejiminin mezhepsel ve siyasi doktrinlerinde değil, aynı zamanda iki paralel askeri gücü (Devrim Muhafızları Ordusu/DMO ve Silahlı Kuvvetler) ve dış dünyaya karşı bir paravan görevi gören hayali bir devlet ve süs hükümeti barındırırken, içerdeki karar verme yetkisi ise Dini Lider’in (Rehber) liderliğindeki Velayet-i Fakih sistemi tarafından temsil edilen dini otoritenin münhasır ayrıcalığıdır.

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'la savaşın resmen sona erdiğini ilan etmesini ya da pek çok kişinin Arapların aleyhine olacağından korktuğu bir anlaşma imzalamasını görmek için çok uzun süre beklememiz gerekmeyecek.

Ancak İran halkının yukarıda saydığımız kaynaklardan en iyi şekilde yararlanamamasının tek nedeni bu değildi. Nükleer hedefler, balistik füze programı ve genel olarak askeri sanayi, petrol gelirlerinin ve diğer kaynakların büyük bir kısmını kendine ayırdı. Ayrıca, vekillere ve askeri uzantılara yapılan savurgan harcamalar da bundan payını aldı. Lübnan'daki Hizbullah'ın eski lideri Hasan Nasrallah bir gün, İsrail'in bu bölgelere karşı başlattığı her savaşın ardından “Güney Dahiye ve Güney Lübnan'daki yeniden inşa’ sürecini finanse edenin İran olduğunu övünerek söylemişti. Tahran'ın Hizbullah’a silah, mühimmat ve teçhizat sağladığını, ‘mücahitlerin’ maaşlarını ödediğini ve bu savaşların kurbanları olan ‘şehitlerin’ ailelerine yardımda bulunduğunu da eklemişti. Tahran'ın Suriye ve Yemen'deki müdahalelerinin ve Irak'taki vekillerinin faaliyetlerinin harcamaları da bu şekilde ölçülebilir.

Kim kimin kurbanı?

"İran, hiçbir zaman Arap komşularının kendisine komplo kurduğu iddiasının gerçek bir kurbanı olmadı. Bu komşular da hiçbir şekilde başkalarının İran'a karşı kurduğu komplonun parçası olmadı. Asıl olan, Tahran'ın bizzat kendisinin bu komşulara ve diğer Arap ülkelerine yönelik sinsi politikalarının sonuçlarını yanlış değerlendirmesinin kurbanı olmasıydı. Bu süreç, Birinci ve İkinci Körfez Savaşları sırasında ABD ile Irak'a karşı iş birliği yapmasıyla başladı, ardından Husilerin Suudi Arabistan'ın güney sınır bölgelerine ve Aramco şirketinin petrol sahalarına yönelik saldırılarıyla devam etti. Son olarak İran'ın ABD’nin Arap Körfez ülkelerindeki askeri çıkarları olduğunu öne sürdüğü hedeflere yönelik doğrudan ve dolaylı saldırılarıyla noktalandı. Bu saldırılar, Tahran ile Washington arasında yükselen tansiyonu düşürmek ve Tahran'ın nükleer programına ilişkin bir anlaşmaya ulaşmak için arabuluculuk çabasını esirgemeyen Umman Sultanlığı'nı da kapsıyordu.

fv
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cidde'deki İran Konsolosluğu'nda, 7 Mart 2025 (AFP)

Suudi Arabistan, Irak'taki diplomatik misyonuna yönelik saldırıların ve Bağdat’ın Riyad ile Tahran arasında birçok kez denediği arabuluculuk girişimlerinin ardından 10 Mart 2023'te Çin'in başkenti Pekin'de İran ile bölgedeki gerilimi azaltmaya yönelik mutabakat belgelerini imzalamak üzere bir grup yetkiliyi Çin'e gönderdi. Ancak İran Irak, Lübnan ve Yemen'deki uzantılarının davranışlarını kontrol altına alma konusundaki taahhütlerini yerine getirmedi. Bunun gerekçesi olarak, söz konusu taraflarla siyasi açıdan dayanışma içinde olsa da onlar üzerinde herhangi bir etkisinin bulunmadığını öne sürdü. Ne var ki bu iddia kısa sürede çürütüldü ve Tahran'ın perde arkasında ve önünde bu vekilleri, birden fazla Arap Körfez ülkesinde ve bu ülkelerin ötesinde istikrarı bozucu gündemini sürdürmeleri için teşvik etmeye devam ettiği ortaya çıktı.

Gerçek şu ki, hiç abartısız, yaşananlar bugün İran'ın yalnızlığını pekiştirdi ve onu ABD ile İsrail karşısındaki cephede tek başına bıraktı. Ne var ki İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin eski Genel Sekreteri Ali Laricani de ABD ve İsrail tarafından düzenlenen suikasta kurban gitmeden iki gün önce Instagram hesabı üzerinden “Biliyorsunuz ki nadir istisnalar ve yalnızca siyasi tutumlar düzeyinde olmak üzere hiçbir İslam ülkesi İran halkının yanında durmadı” açıklamasında bulundu. Ancak Laricani bunun nedeninden hiç söz etmedi.

Kapsamlı ve belirleyici yeniden değerlendirmeler

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile savaşın resmi olarak sona erdiğini ya da pek çok kişinin Araplar aleyhine olacağından endişe ettiği bir anlaşmayı ilan ettiğini görmek için uzun süre beklemeyeceğiz. Körfez hükümetlerinin büyük bölümü; ulusal güvenliklerini ve uzun vadeli stratejik ulusal çıkarlarını koruyacak biçimde politikalarını ve ittifaklarını yeniden gözden geçirmeye başladı. Hatta artık, İran'ın el uzatamadığı toprak, onur ve şereften geriye kalanı korumak amacıyla halklarının bütünleşmesi ve kaynaşması için alternatifler ve araçlar bulmayı kendileri için zorunlu görür hale geldiler.

İran, tüm bu yaşananlardan kaçınabilir, egemenliği korunmuş bir ülke olarak kalabilir, sınırları içinde güçlü ve saygın savunma ordusuna sahip büyük bir millet olarak var olabilir ve komşularıyla verimli ilişkiler ve çıkarlara sahip normal bir devlet olarak yaşamını sürdürebilirdi.

Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Diplomasi Danışmanı Enver Gargaş, ülkesinin ‘bölgesel ve uluslararası ilişkiler haritasını titizlikle okuyacağını ve kime güvenileceğini belirleyeceğini’ vurguladığı bir açıklamada bulundu. Bu açıklama, savaş sonrası ittifakların daha kapsamlı biçimde yeniden değerlendirileceğine işaret ediyordu. Gargaş, birkaç gün önce sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı bir paylaşımda "Ulusal önceliklerimizin akılcı bir şekilde yeniden değerlendirilmesi, geleceğe giden yolumuzdur" diyerek bu hususu vurguladı.

Bugün büyük olasılıkla, Ortadoğu'daki Arap veya Arap olmayan diğer ülkeler, yapısı karmaşık ve geleceği belirsiz olan komşuları İran ile ilişkilerini, Abu Dabi'nin kamuoyuna açıkladığının aksine, alenen ortaya koymadan önce gizlice ve kurnazca yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Endişe verici olansa her zaman “Tahran ile ilişki nereye gidebilir?” sorusunun gündemde kalmaya devam ediyor olması. Oysa Tahran'ın kendisi de nereye gittiğini bilmiyor olabilir.

“İran açısından savaştan kaçınmak mümkün olabilir miydi?” sorusu başından beri zihinleri kurcalıyor.

Elbette İran, tüm bu olanlardan kaçınabilir, egemenliği korunmuş bir ülke olarak kalabilir, sınırları içinde güçlü ve saygın savunma ordusuna sahip büyük bir millet olarak var olabilir ve komşularıyla verimli ilişkiler ve çıkarlara sahip normal bir devlet olarak yaşamını sürdürebilirdi. Bunun için ‘devrim’ ve ‘Şiileştirme’ projelerini ihraç ederek ve Şii Arapların yoğun olduğu Irak da dahil olmak üzere Arap komşularına İslam'a dair kendi özgün yorumunu dayatmaya çalışarak bu sınırları aşması gerekmezdi. Diğer Arap ülkelerindeki ‘Şii azınlıkları’ himayesine almasına ve onları bu ülkelerdeki ulusal devlet projelerini yıkmak için mezhepsel kol ve pençelere dönüştürmesine, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de yaptığı gibi bu ülkelerde fitne ve savaşları körüklemesine de gerek yoktu. Ne var ki İran, tüm bu yaşananlara rağmen halen ne kendini değiştirmeye ve ne de başkalarından önce kendini kurtarmak için bunların bir kısmını telafi etmeye çalıştı. Bu da oldukça üzücü.


Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
TT

Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)

Iraklı kaynaklar, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları”na bağlı subayların, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıların durdurulması yönündeki girişimlerini reddettiğini bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İran savaşının başlamasından bu yana söz konusu subaylar, Bağdat’ta “gölge askeri denetçi” gibi hareket ederek Washington’a karşı “baskı cephesini” sürdürmeyi ve müzakerelerin başarısız olması senaryosuna hazırlık yapmayı hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”, 24 Mart 2026’da, “Kudüs Gücü”ne bağlı subayların yıpratma operasyonlarını yönetmek ve “Devrim Muhafızları” için alternatif bir operasyon odası kurmak üzere Irak’a akın ettiğini ortaya koymuştu.

Kaynaklara göre, “Kudüs Gücü” subayları Irak şehirleri arasında sürekli hareket ederek saldırı operasyonlarını denetledi, silahlı grupların İHA’lar için yerli mühimmat geliştirmesine yardımcı oldu ve militanlara füze teknolojileriyle ilgili teknik destek sağladı. Bu faaliyetlerde hedeflerin sürekli güncellendiği belirtildi.

Günlük hedef listeleri

Bir kaynak, “Devrim Muhafızları” subaylarının Iraklı silahlı gruplara günlük hedef listeleri verdiğini; bu listelerde vurulacak noktalar, kullanılacak mühimmat miktarı ve saldırı zamanlamasının yer aldığını söyledi.

Subayların denetlediği faaliyetler arasında, İHA fırlatma platformları ve askeri gözlem birimlerini kurmakla görevli hücrelerin ülke içinde yeni ve güvenli evlere dağıtılması da bulunuyor. Bu düzenlemeyle, ABD hava unsurlarının savaş öncesi ve sırasında tespit ettiği koordinatlardan kaçınılmasının amaçlandığı ifade edildi.

rereg
Irak’taki Ketaib Hizbullah unsurları, Bağdat’ta grubun bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynaklardan biri, savaşın dördüncü haftasına gelindiğinde Irak’taki “direniş” olarak adlandırılan yapının organizasyonunda değişiklik yaşandığını belirterek, ana grupların çözülmesi zor, yarı bağımsız ağlara dayalı yeni bir yapıya geçtiğini söyledi.

Bu gelişmelerin, sahada esnek hareket eden ve karmaşık güvenlik ortamlarında faaliyet gösteren uzmanlaşmış hücreler arasında görev dağılımına dayanan bir çalışma modelinin parçası olduğu kaydedildi.

Iraklı kaynaklara göre, “Devrim Muhafızları” Irak’taki silahlı grupların ağ yapısını, çok katmanlı inkâr imkânı sağlayacak şekilde yeniden tasarladı; bu yapı “caydırıcılık ve belirsizlik” unsurlarını birlikte barındırıyor.

Bazı hücrelerin, dolaylı çatışma alanının genişlemesi kapsamında komşu Arap ülkelerdeki çıkarları hedef alan sınır ötesi saldırılarla görevlendirildiği de belirtildi.

vfrtbrft
Irak’taki Ketaib Hizbullah üyeleri, 8 Nisan 2026’da Basra’da düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden bir arkadaşları için gerçekleştirilen cenaze töreninde (AFP)

Bu çerçevede, Irak’ın güneyindeki Basra’ya bağlı, Kuveyt’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Hoor ez-Zubeyr kasabasında kimliği belirsiz bir saldırı bir evi hedef aldı. Saldırıda bir radar ve fırlatma platformu imha edilirken, “Ketaib Hizbullah”a bağlı bir yetkili ile iki kişi daha hayatını kaybetti.

İran “Devrim Muhafızları” Perşembe günü Körfez ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği iddialarını reddetti. Ancak kaynaklara göre, “bu görevi yerine getirmek için Iraklı grupları kullanma kapasitesine sahip”.

Kaynaklar ayrıca, geçici ateşkes ilanından önceki son savaş haftasında İranlı subayların, Ninova ve Kerkük’teki bazı bölgelerden çekilmiş olan silahlı gruplara bağlı birliklerin yeniden konuşlandırılması talimatı verdiğini; ABD hava saldırıları nedeniyle terk edilen mevzilere geri dönülmesinin istendiğini aktardı.

“Telefonlara yanıt vermiyor”

“Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi” ve hükümetten iki kaynak, son haftalarda dört Şii partinin liderlerinin Irak içinde bulunan İranlı yetkililerle temas kurarak ABD çıkarlarını hedef alan saldırıların durdurulmasını talep ettiğini, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kaynaklara göre, Bağdat’ta önemli nüfuza sahip bir “Kudüs Gücü” subayı, Iraklı siyasetçilerin – hatta Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefiklerin – telefonlarına dahi yanıt vermiyor; yalnızca silahlı grupların operasyon sorumlularıyla iletişim kuruyor.

Bu temaslar, Irak’ın daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemeye yönelik iç çabaları yansıtırken, hükümet üzerindeki silahlı grupları kontrol altına alma baskısının arttığına işaret ediyor. Ancak bir Iraklı yetkiliye göre, “yerel siyasi irade benzeri görülmemiş şekilde zayıflamış durumda”.

Iraklı güvenlik yetkilileri de “Devrim Muhafızları subaylarının artan nüfuzundan” duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Kaynakların aktardığına göre, üst düzey bir Iraklı yetkili kapalı bir güvenlik toplantısında, “Bu adamı (Devrim Muhafızları subayı) nasıl durduramıyoruz? Bu kişi kim? Neden onu tutuklayamıyoruz ya da en azından bu saldırıları gerçekleştirmesini engelleyemiyoruz?” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı isimler, sorunun büyük ölçüde iletişim eksikliğinden kaynaklandığını; İranlıların iletişim konusunda sıkı güvenlik prosedürleri uyguladığını savundu.

Askeri denetçi rolü

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı isimler, mevcut durumu, “Devrim Muhafızları ile bağlantılı saha subaylarının Irak’ta fiilen ABD ile yürütülen çatışmayı yöneten bir askeri denetçiye dönüştüğü” şeklinde tanımlıyor. Aynı değerlendirmede, İran’ın saldırıları durdurma çağrılarına direncinin, Tahran’ın Washington ile müzakerelerden umutlu olmadığına ve çatışma cephesinin yeniden alevlenmeye hazır olduğuna işaret ettiği vurgulanıyor.

Iraklı yetkililere göre bu tablo, devletin doğrudan kontrolü dışındaki alanları denetleme konusunda güvenlik kurumlarının karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Perşembe günü yayımladığı açıklamada, Iraklı milislerin mali, operasyonel ve siyasi olarak hükümet desteğine sahip olduğunu; bu nedenle yetkililerin onları dizginlemekte ve saldırılarını sınırlamakta başarısız olduğunu savundu.

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı siyasetçiler, “Devrim Muhafızları” subaylarının bu tutumunun, Pakistan arabuluculuğunda başlayan müzakere süreciyle eş zamanlı olarak Irak’ı ABD’ye karşı bir baskı cephesi olarak tutma isteğini yansıttığını belirtti. Ancak aynı isimler, bu yaklaşımın Bağdat’taki siyasi sistemi kaosa sürükleme ve ülkeyi bölgesel izolasyona itme riski taşıdığı uyarısında bulundu.