Libya'da terör eylemlerinin yeniden artmasından korkuluyor

Libya dışındaki bazı liderin geri dönüşü, ülke içinde halihazırda süren gerilimi daha da artırıyor.

Libya Savaş Grubu'nun eski lideri ve Vatan Partisi Genel Başkanı Abdulhakim Bilhac başkent Trablus'a geri döndü. (AFP)
Libya Savaş Grubu'nun eski lideri ve Vatan Partisi Genel Başkanı Abdulhakim Bilhac başkent Trablus'a geri döndü. (AFP)
TT

Libya'da terör eylemlerinin yeniden artmasından korkuluyor

Libya Savaş Grubu'nun eski lideri ve Vatan Partisi Genel Başkanı Abdulhakim Bilhac başkent Trablus'a geri döndü. (AFP)
Libya Savaş Grubu'nun eski lideri ve Vatan Partisi Genel Başkanı Abdulhakim Bilhac başkent Trablus'a geri döndü. (AFP)

Zayed Hediyye
Libya'da son on yılın en tartışmalı ismi olan Abdulhakim Bilhac, bugün muğlak, geleceği belirsiz, siyaset sahnesinde hareketli ve karmaşık bir havanın hakim olduğu bir dönemde beş yıl önce ayrıldığı başkent Trablus'a geri döndü. Trablus’taki silahlı grupların liderlerinden biri olan ve onlarca yıl boyunca Libya'daki terörist grupların ‘vaftiz babası’ olarak görülen Bilhac’ın ülkenin yeni bir siyasi bölünmenin eşiğine geldiği bir dönemde Libya’ya dönüşü pek çok soru işaretini de beraberinde getirdi.

Bilhac’ın dönüşü tartışmaya yol açtı
Libya Savaş Grubu'nun eski lideri ve Vatan Partisi Genel Başkanı Abdulhakim Bilhac, beş yıl önce ikamet etmek üzere gittiği Katar’ın başkenti Doha'dan başkent Trablus'a döndü. Sosyal medyada, Bilhac’ın Mitiga Uluslararası Havaalanı’nda çevresinin Libya Savaş Grubu'ndaki bazı destekçileri, akrabaları ve yoldaşlarından oluşan çok sayıda silahlı kişiyle çevrilerek büyük bir kalabalık tarafından karşılandığını gösteren videolar yayınlandı.
Trablus'a gelişinin ardından ‘mevcut krizden barışçıl bir şekilde çıkabilmek için diyalog ve destek’ çağrısında bulunan Bilhac, Libya’daki tüm etkin taraflarla, herhangi bir siyasi çıkardan uzak olarak güç paylaşımı ve Libyalıların birliğinin tehdit edilmesi ile ilgili görüşmeler yapmaya devam edeceğini söyledi. Bu açıklama, Bİlhac’ın 1990’lı yıllarda bir süre Afganistan'a gitmesine neden olan ve uzun yıllar sahadaki aktif çalışmanın ardından 2012 yılında başladığı siyaset sahnesinde yoluna devam etmeyi istediğinin bir göstergesi olarak görüldü.
Bilhac’ın, Libya Başsavcılığı tarafından adının ülkenin güvenliğini ve istikrarını bozan suçlar işlediği şüphesiyle arananlar koyulmasının ardından 2017 yılında Libya’dan ayrıldı. Bilhac’ın adı aynı yıl Libya Temsilciler Meclisi (TM) tarafından bu konuda yayınlanan listede olduğu gibi terörle mücadele çağrısında bulunan dört ülkenin ‘terörist listesinde’ yer aldı.
Bilhac, Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden önce, terörizm ve Libya Savaş Grubu'nun rejim karşıtı eylemlerine liderlik etmek suçlamasıyla yıllarca hapis yattı. Libya 2011 yılındaki devrimin ardından Trablus'taki Askeri Konsey'e başkanlık etti. Askeri Konsey, Trablus’taki silahlı birliklerin çoğuna komuta ediyordu. İlerleyen yıllarda, bir siyasi parti, bir hava yolu şirketi ve bir televizyon kanalı kurdu. Tüm bu maliyetli faaliyetlere harcadığı büyük servetin kaynağına dair birçok soru gündeme geldi.

Eleştiriler ve şüpheler
Bilhac'ın ülkenin içinde bulunduğu mevcut koşullarda Trablus'a dönmesi, neden döndüğüne dair çok sayıda yorumun yapılmasına neden oldu. Bazıları, siyasi çatışmanın yoğunlaşması ve özellikle başkent ve çevresinde gergin güvenlik durumunu dönüşünün nedeni olarak gösterdi.
Libya Ulusal Eylem Grubu Başkanı Halid et-Tercuman, Bilhac’ın dönüşü ile ilgili şu değerlendirmede bulundu:
“Bu tartışmalı bir dönüş. Çünkü daha önce açıklanmadı. Muhammed Busidra ve Sami es-Saadi gibi Libya Savaş Grubu'nun diğer liderlerinin geri dönüşüyle aynı zamana denk geldi. Libya’nın kritik bir süreçten geçtiği bir zamanda Trablus'a neden geldikleri konusunda kafa karışıklığı söz konusu. Bilhac’ın dönüşünün, Roma'dan iki askeri uçağın Mitiga Uluslararası Havalimanı'na geleceği ve İtalyan güçlerinin Trablus'ta konuşlandırılacağına ilişkin basında sık sık çıkan haberlerle çakışması dikkat çekici. Tüm bunların anlamı ne? Amaç Bilhac’ın halen üzerlerinde etkili olduğu radikal grupları sakinleştirmek mi yoksa halen sahnede olmaları bir tür güç gösterisi mi? Trablus'taki mevcut manzara, birkaç sinyal gönderirken bu gelişmeler ve amaçları hakkında soru işaretleri yaratıyor. Acaba siyasal İslamcıların önümüzdeki süreçteki olası bir çözüme dahil edilmesi ve siyasal İslamcı gruplarla durumu ayarlayana kadar Fethi Başağa’nın Trablus'a girmesine izin verilmemesi mi hedefleniyor?”

Yeni bir aşamanın tesis edilmesi
Libyalı siyasi analist Ahmed Cuma Ebu Arkub, Bilhac’ın Trablus’a dönüşünü, ‘Libya'da yeni bir siyasi söylem ile istisnasız herkesi kapsayacak şekilde siyasi katılım çemberinin genişletildiği yeni bir süreç olarak’ değerlendirdi. Ebu Arkub, Bilhac'ın beş yıllık bir aradan sonra ülkesine ‘mevcut siyaset sahnesinde kendisine bir yer edinme arayışı için geldiğini’ düşünüyor. Ebu Arkub, sadece Libya'da değil, Kuzey Afrika'daki en önemli liderlerden biri olarak kabul edilen Bilhac’ın radikallerin siyasi yüzü olabileceğini öne sürdü.

Anlamsız bir dönüş
Libya Özgür Ulusal Kongre Partisi Genel Sekreteri Fethullah es-Saadavi, Abdulhakim Bilhac’ın dönüşünün amacına ilişkin tüm şüpheci görüşlere katılmadığını ve Bilhac’ın dönüşünün ‘hiçbir şey ifade etmediğini’ söyledi. Saadavi, kısa bir süre önce Trablus’a dönen Bilhac’ın artık eski gibi ağırlı ve nüfuzu olan bir isim olmadığını, siyasal İslamcı hareketin Libya’da sona erdiğini ve dezavantajlarının ortaya çıktığını, ötekileştirici bir eğilim olarak göründüğünü ve bu konunun tüm Libya için net olduğunu belirtti. Libya’daki mevcut anlaşmazlığın yeni bir savaşa yol açmayacağını vurgulayan Saadavi, bazılarının Bilhac'ın dönüşüne dair dile getirdikleri korkuların abartılı olduğunu, çünkü Bilhac’ın artık yerel ve uluslararası bir ağırlığının olmadığını vurguladı.

Petrol krizinde olumlu sinyaller
Libya’nın doğusunda ve güneyinde bazı petrol sahalarının ve limanların kapatılması krizinde de yeni gelişmeler yaşandı. Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Petrol ve Gaz Bakanlığı, mevcut krizin çözümüne yönelik olumlu sinyaller verdi. Bakanlık, çalışmaları askıya alınan petrol sahaları ve limanlarda üretimin birkaç gün içinde yeniden başlayacağını duyurdu. Duyuru, Petrol ve Gaz Bakanı Muhammed Ahmed Avn’ın 24 Nisan Pazar günü, petrol sahalarının ve limanların kapatılması meselesini ele almak üzere oluşturulması talimatı verdiği komite ile yaptığı toplantının ardından yapıldı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre bakanlığın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Komite üyelerinden oluşan heyet, petrol sahalarına bitişik bölgelerin ileri gelenleriyle görüştü ve taleplerini dinledi. Ardından Bakan Avn’a brifing veren heyet üyeleri, görüşülen taraflarla son dönemde tekrarlayan kapanma krizine son verecek nihai bir anlaşmaya varma sürecine girdiler.”

Petrol üretiminin yeniden başlaması için gerekli koşullar
Bakanlığın duyurduğu bu umut verici haberle birlikte, Fethi Başağa başkanlığındaki yeni İstikrar Hükümeti, ‘Petrol Hilali’ bölgesinin liderleri ve ileri gelenlerinin, Temsilciler Meclisi'nin (TM) atadığı Başbakan Başağa’yı, onları bazı petrol sahalarında ve limanlarda üretim ve ihracatı durdurmaya iten talepler için temsilcileri olarak görevlendirdiklerini açıkladı ve petrol üretiminin yeniden başlaması için sundukları bazı şartları duyurdu. Başağa'nın basın ofisi tarafından yapılan açıklamada Petrol Hilali bölgesinin liderleri ve ileri gelenlerinin Başağa ve İstikrar Hükümeti üyeleriyle görüştüklerini ve görüşme sırasında Libya hükümetine desteklerinin yanı sıra yolsuzluk ve hizmet yetersizliği, kamu parasının israfı ve özellikle doğu bölgesinde vatandaşların maaşlarının ödenmesinin engellenmesi konusundaki çekincelerini ifade ettikleri belirtildi.
Açıklamaya göre Petrol Hilali bölgesinin liderleri ve ileri gelenleri, Başağa ve hükümetinden petrol sahalarının ve limanların kapatılmasına yol açan bu temel sorunları ele almalarını talep ettiler. Ayrıca TM tarafından atanan ve 1 Mart 2022'de güvenoyu alan İstikrar Hükümeti, başkent Trablus’ta göreve başlayana kadar petrol gelirlerinin Ulusal Petrol Kurumu’nun (NOC) Libya Merkez Bankası'ndaki hesaplarında kalmasının sağlanması halinde petrol üretimine izin vermeyi taahhüt ettiler.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.