Yemen’deki ‘Uzlaşı Komisyonu’ Başkanı: Barış ve istikrarı korumaya önem veriyoruz

İstişare ve Uzlaşı Komisyonu Başkanı Muhammed Abdullah Nasır el-Gaysi
İstişare ve Uzlaşı Komisyonu Başkanı Muhammed Abdullah Nasır el-Gaysi
TT

Yemen’deki ‘Uzlaşı Komisyonu’ Başkanı: Barış ve istikrarı korumaya önem veriyoruz

İstişare ve Uzlaşı Komisyonu Başkanı Muhammed Abdullah Nasır el-Gaysi
İstişare ve Uzlaşı Komisyonu Başkanı Muhammed Abdullah Nasır el-Gaysi

Yemen İstişare ve Uzlaşı Komisyonu Başkanı Muhammed Abdullah Nasır el-Gaysi, Komisyon’un, Yemen Başkanlık Konseyi’nin görevlerinde ve çalışmalarında güveneceği organ olduğunu; safların birliğini ve tüm Yemen siyasi güçlerinin ve bileşenlerinin konumunu koruyacağını açıkladı.
Gaysi, Komisyon Başkanı olarak atanmasının ardından verdiği ilk röportajda Şarku'l Avsat’a Başkanlık Konseyi’nin, tavsiye, görüş ve karar alma sürecini herkesle paylaşmaya önem verdiğini ifade etti. Halkın, ülkenin kuzeyinin kurtuluşu ve güney illerinin istikrarı için temsil edilen gerçek bir değişimi gerçekleştirmeye, İran'ın dikenlerini kırmaya, bölgenin güvenliğini ve geleceğini korumaya güvendiğine dikkat çekti.
Her ne kadar Tahran'daki Husi grubunun kararı - Muhammed el-Gaysi'ye göre - Başkanlık Konseyi'nin seçiminin gerçek barış olduğu yönünde olsa da, Husi milisleri savaşa dönmeyi seçerse, bu savaşın öncekiler gibi olmayacağı konusunda uyarıda bulunuyor.
Muhammed el-Gaysi, komisyonun nihai görevleri hakkında konuşmak için henüz çok erken olduğunu belirterek bunun nedeninin, cumhurbaşkanlığı duyurusunun Hukuk Komitesine ‘Komisyon’un çalışmalarını düzenleyen bir taslak’ ve diğer organları hazırlamakla görevlendirmesi olduğunu işaret etti. Bununla birlikte, Komisyon’un, Başkanlık Konseyi'nin görev ve çalışmalarında güveneceği organ olduğunun altınız çizdi.
Bu boyutta yüksek bir pozisyona sahip olan en genç adam olduğunu da ifade eden Gaysi, “Aşama, tüm Husi karşıtı güçlerin aynı safta yer almasını gerektiriyordu, bu da komisyonun içindeki güçler ve siyasi bileşenler için ortak pozisyonları sürdürmesi gerektiği anlamına geliyor. Bu oldukça önemli bir mesele. Özellikle de barışa ulaşmak ve Husi milislerinin uzlaşmazlığı ve kibriyle yüzleşmek gibi ortak hedefler olduğu için buna ek olarak istikrarlı bir ekonomik durum, iç güvenlik, birleşik bir medya, siyasi söylem ve devlet kurumlarının gerçek anlamda etkinleştirilmesine ihtiyaç duyduğumuz hiç kimse buna itiraz etmiyor” dedi.
Muhammed el-Gaysi, yeni komisyonun başkanını ve üyelerini seçme mekanizmasına ilişkin olarak, ‘seçim süreci seçim yoluyla yapılmadı; aksine, Bakanlık Konseyi'nin katılımıyla oybirliği ile gerçekleştiğini’ söyledi. "Komisyonun ilk kararındaki uzlaşmanın kendisi, bu çok önemli aşamada uzlaşıya dayalı bir gelecekte bize bir umut ışığı veriyor" dedi.
Yemen İstişare ve Uzlaşı Komisyonu Başkanı Muhammed Abdullah Nasır el-Gaysi, “Güney Geçiş Konseyi'nden geliyor olmam ve bunun benim için büyük bir gurur meselesi olmasıyla birlikte, bugün herkesin özlemlerini ve vizyonlarını temsil ediyorum. Her zaman uzlaşma ve yakınlaşmanın üstün gelmesini sağlayacağım” ifadelerini kullandı.
Gaysi, Herkesi sağlam bir uzlaşmaya iten şeyin, yaklaşımın siyasi güçler ve bileşenler tarafından temsil edilen veya taşınan siyasi hakları iptal etmemesi olduğuna dikkat çekti. Burada güvenlik, siyasi, ekonomik ve sosyal önceliklerden bahsettiğini ifade etti.
İstişare ve Uzlaşı Komisyonu Başkanı "Siyasi hakların tartışılmaması gerektiği konusunda tam bir fikir birliği var. Örneğin güneydeki insanlar meselesi, Husiler karşısında birleşik bir pozisyona duyulan ihtiyaç veya ekonomik durumun reformu ile çelişkili değil. Öte yandan, Komisyon, siyasi süreç masasında bulunması ve güneylilerin siyasi geleceklerini kendi özgür iradeleriyle belirleyeceği gerçeğini iptal etmeyecek. Bu, diğer taraflara veya bileşenlere verilen diğer haklar için geçerlidir” ifadelerini kullandı.
Muhammed el-Gaysi, otoritenin yetkileri hakkında konuşmanın erken olduğunu ve bunun 45 gün içinde hazır olacak belgelerle belirleneceğini açıkladı. Ancak aynı zamanda, "Başkanlık Konseyi, herkesin tavsiye, görüş ve karar alma süreçlerine katılımı konusunda istekli ve bu istisnai bir aşama dolayısıyla içindeki her şey istisnai olacak" dedi ve çok iyimser olduğunu vurguladı.
Yemen halkının, sahnenin tanık olduğu son gelişmelere ve değişikliklere çok güvendiğini vurgulayan Gaysi,“İnsanlar hepimizden çok şey bekliyor. Yapmamız gereken değişiklikler konusunda Allah'a, tarihe ve topluma karşı sorumluyuz” şeklinde konuştu.
İstişare ve Uzlaşı Komisyonu Başkanı, “İnsanların işine yarayabilecek gerçek bir değişim getirmekten, kuzey vilayetlerini özgürleştirmekten, güney vilayetlerini istikrara kavuşturmaktan, İran'ın dikenlerini kırmaktan, bölgenin güvenliğini ve geleceğini korumaktan, güney ve kuzey deki istisnasız tüm insanların özlemlerine saygı duymaktan bahsediyorum. Bunlar önemli konular ve detaylarında birçok öncelik var” dedi.
Muhammed el-Gaysi, Suudi başkenti Riyad'ı ‘barış yapıcısı’ olarak nitelendirdi. Yemenli tarafların konuya farklı yaklaştıklarını ve tekrar anlaştıklarını kaydederek, Güney Geçiş Konseyi'nin Dışişleri Bakanlığı Başkanı sıfatıyla istişarelere katılımından söz etti. Ayrıca “Güney Geçiş Konseyi'nde bizler, Suudi Arabistan Krallığı'ndaki kardeşlerimizin çabalarını başarılı olmaya ve desteklemeye her zaman önem veriyoruz. Bu, politikalarımızda ve tutumlarımızda temel bir ilkedir. Riyad'ın istişareleri zaten önceki taleplerimizi yerine getirmiştir. Cumhurbaşkanlığı kurumunda reform yaptı, ekonomik durumu prensipte ele aldı ve karar almada bize gerçek bir ortaklık sağladı” dedi. Güneyin kendi kaderini tayin hakkının ve kapsamlı siyasi süreç içinde güney halkının davası için özel bir çerçevenin oluşturulması gereğinin altını çizdi.
Gaysi, Önümüzdeki dönemde Husilerle kapsamlı bir siyasi sürecin başlamasına ilişkin iyimserliğiyle ilgili bir soruya yanıt olarak, “Husiler kararını, Tahran'da verdi, ancak biz gerçek, kalıcı ve adil bir barışı dört gözle bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
İstişare ve Uzlaşı Komisyonu Başkanı, “Barış bizim ve bölgedeki kardeşlerimizin seçimidir. Husi milisleri inatçılığına, kibrine devam etme ve barışı reddetmeye karar verirse savaşı seçer. Bu, öncekilere benzemeyecek bir savaş ve bu milisler bu tür mantıksız eylemlerin bedelini ağır ödeyecektir” dedi.
Gaysi, Riyad Anlaşması'nın tamamlanmasının önemine değinerek, uygulamanın önündeki engelin krizdeki halk ve yerel güçlerin çıkarlarına dayandığına dikkati çekti. Ayrıca şu ifadeleri kullandı: “Bugün, güçlerin cepheye gitmesi gerektiğinden, anlaşmanın uygulanmasının tamamlanması bir önceliktir. Siyasi ve ekonomik ekte öngörülen egemen kurumlar, kalan valiler ve güvenlik müdürlerinin değiştirilmesine ek olarak, diğer kurumların etkinleştirilmesine ve kapsamlı siyasi süreç için ortak bir müzakere heyetinin oluşturulmasına yol açacak şekilde yeniden oluşturulmalıdır.”



Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
TT

Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)

ABD-İsrail ile İran ve ona bağlı Lübnanlı ve Iraklı unsurlar arasında süren doğrudan askeri gerilim ortamında, Yemen’deki Husiler söylem düzeyinde tansiyonu yükseltmeyi sürdürüyor. Örgüt, sessiz kalmayacağını vurgulasa da şu ana kadar Tahran’ın yanında doğrudan askeri müdahaleye geçmedi.

22 Mart itibarıyla, yani savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra, İran’a yakınlığıyla bilinen Husiler uyarı ve sert tonlu açıklamalarla yetinerek ‘her türlü gelişmeye hazır olduklarını’ dile getirdi. Bu söylemler, İran’ın Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi stratejik deniz geçişlerinde gerilimi genişletebileceği yönündeki tehditleriyle örtüşüyor.

Husilerin son açıklaması, kendi kurdukları yönetimin dışişleri makamına atfedilen bir bildiriyle geldi. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’na ilişkin uluslararası girişimlere karşı çıkılırken, ABD’nin politikalarıyla ‘bölgeyi stratejik bir çıkmaza sürüklediği’ öne sürüldü.

Aynı açıklamada, bölge ülkeleri olası bir tırmanışa dahil olmamaları konusunda uyarıldı; ABD politikalarına ‘bağımlılık’ eleştirilirken, dış müdahalenin geniş çaplı olumsuz sonuçlar doğuracağı iddia edildi.

fgb
Husiler, Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Sana sokaklarına onun devasa posterlerini astı. (EPA)

Açıklamada, çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği risklere dikkat çekilerek bunun küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinde etkiler doğurabileceği vurgulandı. Husiler ise ‘elleri bağlı durmayacaklarını’ belirterek, savaşa dahil olma ihtimaline işaret etti.

Bu tutum, İran’dan gelen son açıklamalarla örtüşüyor. Tahran yönetimi, ABD’nin Harg Adası’na yönelik olası bir saldırısı durumunda, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de güvenliği sarsmak için Husileri devreye sokabileceği mesajını verdi ve bunu ‘direniş ekseninin seçenekleri’ arasında gösterdi.

Atılacak adımın ertelenmesi

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a siyasi ve ideolojik destek açıklamalarıyla, doğrudan askeri müdahaleden kaçınmayı bir arada yürüten bir çizgi izliyor.

Abdulmelik el-Husi, grubunun Tahran’ın yanında olduğunu vurgulayarak çatışmayı ‘İslam’a karşı bir savaş’ olarak nitelendirdi. Tüm senaryolara hazır olduklarını dile getiren el-Husi, destek amacıyla kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Ancak Husiler, şu ana kadar İran’a yönelik savaşla doğrudan bağlantılı herhangi bir adım atmış değil. Daha önce değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre bu temkinli tutum, başta ABD ve İsrail’den gelebilecek geniş çaplı askeri saldırılara maruz kalma endişesi olmak üzere bir dizi karmaşık hesapla bağlantılı. Özellikle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb hattının küresel ticaret açısından taşıdığı kritik önem, bu çekingenliğin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Son iki yılda Kızıldeniz’de gemileri hedef alarak ve İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyerek gerilimi artıran grup, mevcut koşullarda bu tırmanma kartını erken tüketmek yerine ilerleyen döneme saklamayı tercih ediyor olabilir.

Bu yaklaşım, Husilere hem askeri hem de siyasi düzeyde daha geniş bir manevra alanı sağlarken, İran öncülüğündeki ‘direniş ekseni’ içindeki konumlarını da esnek biçimde sürdürmelerine imkân tanıyor.

Önceki karşılaşma

Bu tutum, Husilerin 2023 yılı sonlarından itibaren başlattığı tırmanışın devamı niteliğinde görülüyor. Grup, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere destek gerekçesiyle Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılar düzenlemeye başlamıştı. Yaklaşık iki yıl içinde balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcı yüklü botlarla yüzlerce saldırı üstlenen örgüt, bazı gemilerin batmasına ve onlarcasının hasar görmesine yol açtı.

rggrt4g
Sana’da Husiler tarafından kurulan bir mezarlık (EPA)

Söz konusu eylemler, geniş çaplı güvenlik ve ekonomik sonuçlar doğurdu. Bu gelişmeler üzerine ABD ve Birleşik Krallık, Husilere ait hedeflere yönelik yüzlerce hava ve deniz saldırısı içeren bir askeri operasyon başlattı; operasyonlar daha sonra bölgesel arabuluculukla durduruldu.

İsrail de saldırılara karşılık olarak, Husilerin kontrolündeki bölgelerde limanlar, elektrik santralleri, çimento fabrikaları ve Sana Havalimanı gibi altyapı tesislerini hedef aldı. Ayrıca düzenlenen operasyonlarda örgütün üst düzey yöneticileri hedef alınarak genelkurmay başkanı ve hükümet başkanıyla birlikte dokuz bakanın öldürüldüğü bildirildi.


İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetlerine aşina iki kaynak, örgütün 2024 yılında İsrail’in ağır darbesine maruz kalan Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden inşa ettiğini bildirdi. Kaynaklara göre DMO boşlukları İranlı subaylar atayarak doldurdu, ardından Lübnan’daki örgütü yeniden yapılandırarak şu anda Tahran’a destek amacıyla yürüttüğü savaş için planlar hazırladı.

Bu yeniden yapılanma, 1982 yılında DMO tarafından kurulan Şii Hizbullah için bir ilk olarak değerlendiriliyor. Söz konusu adım, 2024 savaşında aldığı darbelerin ardından daha pragmatik bir yaklaşım benimsendiğine işaret ediyor. Bu süreçte örgütün genel sekreteri Hasan Nasrallah ile birlikte birçok üst düzey lider hayatını kaybetmişti.

Eğitim ve silahlanma

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak, kuruluşundan bu yana Hizbullah içinde derin bir rol oynayan yapının, örgüt savaşçılarını yeniden eğitmek ve yeniden silahlandırma sürecini denetlemek üzere subaylar gönderdiğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının, İsrail istihbaratı tarafından sızılmış olan Hizbullah’ın komuta yapısını da yeniden düzenlediğini aktardı. Bu sızıntının, İsrail’in örgütün çok sayıda üst düzey liderini öldürmesine katkı sağladığı ifade edildi.

İsrailli bir askeri sözcü ise 12 Mart’ta yaptığı açıklamada, son üç yılda verilen zararlara rağmen Hizbullah’ın hâlâ etkili ve tehlikeli bir güç olmayı sürdürdüğünü söyledi.

FVDVF
Hizbullah’ın kuzey İsrail’e doğru fırlattığı roketlerin hasar verdiği bölgede çalışmalarını sürdüren arama-kurtarma ekipleri (Reuters)

Hizbullah, 2 Mart’ta bölgesel savaşa dahil olmasından bu yana İsrail’e yüzlerce roket fırlattı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’da binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılar düzenlemesine neden oldu. Hizbullah savaşçıları, güneyde kontrol altına alınan bölgelerde İsrail askerlerine karşı koymayı sürdürüyor.

Buna karşın, birkaç yıl öncesine kıyasla kapasitesi daha düşük seviyede olan Hizbullah’ın, olası kapsamlı bir İsrail işgali karşısında nasıl bir performans sergileyeceği henüz netlik kazanmadı. Hizbullah’ın medya ofisi, İran Dışişleri Bakanlığı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, yorum taleplerine yanıt vermedi.

Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İran desteğiyle yeniden silahlanma ve altyapısını yeniden inşa etme çabası içinde olduğunu ifade etmişti.

Hiyerarşiyi ortadan kaldırmak

Kaynaklar, Hizbullah’ın toparlanmasına yardımcı olmakla görevlendirilen DMO subaylarının, Kasım 2024’te ilan edilen ateşkesten kısa süre sonra bölgeye ulaştığını ve İsrail’in hava saldırıları sürerken dahi çalışmalarına başladığını belirtti. Kaynaklardan biri, konuşlandırmanın yaklaşık 100 subayı kapsadığını ifade etti. Bu süreçte, talepleri doğrultusunda yapılan değişiklikler arasında, merkezi olmayan yapının hiyerarşik bir komuta sistemine dönüştürülmesi de yer aldı. Yeni yapı, birbirlerinin operasyonları hakkında sınırlı bilgiye sahip küçük birimlerden oluşuyor ve bu sayede operasyonel gizliliğin korunması amaçlanıyor.

Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının İran ve Lübnan’dan eş zamanlı roket saldırıları düzenlenmesine yönelik planlar hazırladığını, bu senaryonun ilk kez 11 Mart’ta uygulandığını aktardı.

CSDV
Tahran’da, eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Abbas Nilfuruşan, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve merhum Hamas lideri İsmail Heniyye’nin fotoğraflarının yer aldığı bir reklam panosu (Arşiv – Reuters)

Üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağı, İranlı yetkililerin Hizbullah’ın askeri kadrolarını yeniden eğitme ve organize etme sürecine destek verdiğini söyledi. Aynı kaynak, İran’ın hedef seçiminin ayrıntılarına doğrudan dahil olmak yerine, örgütün mevcut çatışmayı yürütmesine yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.

Konuya yakın bir başka kaynak ise DMO’nun 2024 yılında Lübnan’a subaylar göndererek savaş sonrası Hizbullah’a yönelik bir değerlendirme yaptığını ve örgütün askeri kanadı üzerinde doğrudan denetim üstlendiğini belirtti.

Diğer iki kaynak da DMO’nun geçen yıl Hizbullah’a askeri işleyişin yönetiminde yardımcı olmak üzere özel danışmanlar gönderdiğini aktardı.

Merkezi olmayan model

King’s College London Güvenlik Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi Andreas Krieg, DMO’nun Hizbullah’ı ‘temelde çok daha yatay bir yapıya’ dönüştürecek şekilde yeniden organize ettiğini söyledi. Krieg, bunu Hasan Nasrallah’ın ölümünden önce etrafında şekillenen hiyerarşik siyasi yapıyla karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıldır örgüt üzerine araştırmalar yürüten Krieg, “Uyguladıkları bu merkeziyetsiz model, bir ölçüde 1980’lerdeki Hizbullah’ın yapısına benziyor; çok küçük hücrelerden oluşuyor” dedi. Krieg, bu yapıyı DMO’nun İran’da da kullandığı ‘mozaik savunma’ modeli olarak tanımladı.

Lübnan, DMO’dan ülkeyi terk etmesini istiyor

DMO’nun çabaları, Beyrut hükümeti ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma yönünde ilerlemeye çalıştığı bir dönemde de sürdü. Bu durum, söz konusu hedefin karşı karşıya olduğu büyük karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Lübnanlı bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin tahminlerine göre Lübnan’da diplomatik görevlerin ötesinde Tahran yönetimiyle bağlantılı yaklaşık 100 ila 150 İran vatandaşının bulunduğunu, bunlar arasında DMO ile bağlantılı kişilerin de yer aldığını söyledi. Yetkili, hükümetin bu kişilerden mart ayı başında ülkeyi terk etmelerini istediğini belirtti.

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak ise 7 Mart’ta Beyrut’tan Rusya’ya yapılan bir uçuşla ülkeden ayrılan 150’den fazla İranlı arasında DMO’ya bağlı unsurların da bulunduğunu aktardı. Aynı kaynaklar, 2024’teki ateşkesten yeni savaşın patlak vermesine kadar geçen 15 aylık süreçte İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 500 kişi arasında DMO üyelerinin de bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 10 DMO mensubunun daha öldüğü, bunlar arasında 8 Mart’ta Beyrut’taki bir otele düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin de yer aldığı belirtildi.


Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
TT

Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik krizi yaşandı. Irak’ın başkentinin orta kesimlerinde bulunan Mansur bölgesinde yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı Servisi merkezine düzenlenen saldırıda, bir insansız hava aracı (İHA) iletişim kulesini ve sunucu sistemlerini vurdu. Saldırı sonucunda bir istihbarat subayı hayatını kaybetti, bazıları ise ağır yaralandı.

Irak İstihbarat Servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subay için taziye mesajı yayınlarken, saldırıyı ‘bir terör eylemi’ olarak nitelendirdi ve bunun kanun dışı unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Irak İstihbarat Servisi, bu eylemin çalışmalarını engellemeye yönelik başarısız bir girişim olduğunu vurgulayarak, sorumluları yakalayıp adalete teslim edeceğine dair söz verdi.

Öte yandan ‘Ashab-ı Kehf’ adlı silahlı bir grup, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki Victory Askeri Üssü’nü hedef aldığını açıkladı. Bu, Hizbullah Tugayları’nın iki gün önce duyurduğu ve sadece ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Bir diğer gelişmede ise Tuzhurmatu ilçesindeki el-Helva Askeri Havaalanı’nda Haşdi Şabi’ye bağlı birimlere yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda bir Haşdi Şabi üyesi öldü, diğerleri yaralandı.