Marakeş’teki tarihi Ali bin Yusuf Medresesi yeniden açıldı

Fotoğraf (Şarku’l Avsat)
Fotoğraf (Şarku’l Avsat)
TT

Marakeş’teki tarihi Ali bin Yusuf Medresesi yeniden açıldı

Fotoğraf (Şarku’l Avsat)
Fotoğraf (Şarku’l Avsat)

Ali bin Yusuf Medresesi’nin restorasyon çalışmaları nedeniyle kapatılmasının üzerinden yaklaşık beş yıl geçti. Tarihi bir şaheser olan, ülkenin kültürel ve tarihi arka planını ve maddi mirasını karakterize eden işçiliği ve mimarisinin görkemini sergileyen Ali bin Yusuf Medresesi nihayet kapılarını ziyaretçilere ve turistlere açtı.
Bu antik medresenin restorasyonu Marakeş şehrinin turistik ve manevi değer taşıyan eserlerini restore etme ve iyileştirme projesinin bir parçası olarak Vakıflar ve İslami İşler bakanlığının gözetiminde gerçekleşti. ‘Marakeş… Yenilenebilir Metropol’ temalı kalkınma planı, tarihi mirası korumayı, turizmin yayılmasını ve Kızıl Şehir'in uluslararası itibarını artırmayı hedefliyor.

Ali bin Yusuf Medresesi kapılarını ziyaretçilere açtı. (Şarku’l Avsat)
Marakeş, söz konusu tarihi simge yapının yeniden açılmasıyla turizm açısından önemli bir kazanıma kavuşacak. Kuruluşu Murabıtlar (MS 1056 - 1147) dönemine kadar uzanan eser, şehrin tarihini özetler nitelikte.
Marakeş'te tur rehberi olan, Bölgesel ve Ulusal Turist Rehberleri Birliği’nin ve Fas Turist Rehberleri Federasyonu’nun eski başkanı Cemal Saadi, eserin yapım tarihin ilişkin bilgi verirken bir dönem (M. 1510- M.1659) Sa’dilerin merkezi olduğunu söyledi. Ayrıca, Sa’dilerin medreseye ek değer katarak Fas’ın en büyük ve önemli tarihi medreselerinden biri haline getirilmesinin önemini vurguladı.
Saadi, Marakeş'i ziyaret edenlerin memnuniyetini şu sözlerle dile getirdi:
“Restorasyonunun ardından medresenin yeniden açılması, şehir, medresesnin yer aldığı mahalle, etrafındaki üretici ve tüccarlar için olduğu kadar halk için de olumlu bir gelişmedir. Üstelik turistler, Fas kültürünü çeşitli boyutlarıyla öğrenme konusunda istekliler.”
Ali bin Yusuf Medresesi, turistlerin dikkatlerini çeken ‘Dar Belarec’ ve Murabıt  Kubbesi gibi tarihi eserlerin yer aldığı Marakeş şehrinin iç kısmında yer alıyor. Zira burası, Jemaa El-Fna Meydanı’na giden Samarin Çarşısı’ndan sadece birkaç adım ötede.
Bazı tarihçilere göre Ali bin Yusuf Medresesi, Meriniler (1244-1465) ailesi yönetimi yıllarında, dönemin sultanı Ebû’l Hasen el-Merini (M, 1297-H.351) zamanında (1346) yılında yapıldı ve 1557-1574 yılları arasında saltanat süren Sa’di Sultanı Abdullah el-Galib'in, 1564-1565 yılları arasında Marakeş şehrinin asıl çekirdeğini kare şeklinde medrese inşa ederek yeniden canlandırdığını ifade ediyorlar.

Ali bin Yusuf Medresesi özgün mimari örnekler arasında yer alıyor. (Şarku’l Avsat)
Bu tarihi yapıyla ilgili olarak Sa’dilerin oynadığı role yapılan bu vurgu, söz konusu önermeyi destekleyen altı kitabede kendisini gösteriyor. Girişin üst kısmında yer alan en önemli kitabede şu ifadeler yer alıyor:
“Ey içeri giren kişi, ilim ve namaz için beni bina eden Müminlerin emiri Allah’ın yaratıklarının en yücesi peygamberlerin sonuncusunun torununa tüm içtenliğinle dua et.”
Kur’an-ı Kerim ayetlerinin ve şiirlerin yer aldığı duvarlar, ziyaretçileri mekanın sihri ile sözün anlamları arasında yolculuğa çıkartıyot.
Dersler medresede değil, günümüzde  bilinen ifadesiyle üniversite niteliğine sahip medrese içindeki Ali bin Yusuf Mescidi’nde gerçekleştiriliyor. Zira öğrencilerin derslerini etüt ettikleri bu yer aynı zamanda namazlarını kıldıkları da mescit. Okula ve medreseye Ali bin Yusuf ismi, Murabıt Sultanı Ali b. Yusuf b. Taşfin (1106-1142) tarafından verildi. Tarihçilerin aktardığına göre çevresindeki Ali b.Yusuf Üniversitesi adı da şehrin baş camii olmasından kaynaklanıyor.
Restorasyonun çalışmasının sadece medresenin içi ile sınırlı olmayıp medreseye giden yolu da kapsadığı görülüyor. Ziyaretçiler girişte önce Arapça, Emaziğce, Fransızca ve İngilizce olarak yazılı şu ifadelerle karşılaşıyor:
“Ali bin Yusuf Medresesi: Sultan Sa’di Abdullah el-Galib, (İbn Yusuf) mahallesinde, aynı adı taşıyan Murabıt Camii'nin yanında 1680 metrekarelik bir alanda 1565 yılında inşaatı tamamlamıştır. Dört asırdır ilim öğrenmek ve âlimlerle tanışmak için öğrencilerin geldiği ve belirli şartlarla ona ait olduğu bir sığınak olmuştur. Sa’di sanatının görkemini yansıtan mimarisi, onu mükemmel bir mimari şaheser haline getiriyor. Bronzdan yapılmış iki su havuzu ile dekore edilmiş bir avludan oluşuyor. Kanatlarda, üst kattaki odaları taşıyan kemerler yer alırken güney cephesinde mescidin mihrabındaki enfes süslemeler gözler önüne seriliyor. Odaları avluya bakıyor, tavanlardan havalandırma ve aydınlatma açıklıkları görülebiliyor. Kullanılan malzemeler arasında Atlas sedir ağacı, İtalyan Carrar mermerinin yanı sıra alçı ve zellic yer alıyor.”

Çatı ile örtülü koridor, üzerindeki açıklıklarla mekanı aydınlatıyor. (Şarku’l Avsat)
Yapının çeşitli bölümlerine açılan girişten önce, birçok açıklıktan alanı aydınlatan çatıyla kaplı koridordan geçtikten sonra medreseye ulaşılıyor. Kuzey cephenin orta kısmında üç geniş döşemeden meydana gelen mescit, iki sıra mermer sütün ile ayrılıyor. Daha önce medrese misafirlerinin kullanımına tahsis edilen kütüphanede ahşap dolaplar ve yer döşemeleri bulunuyor.
Mermer, ahşap ve alçı gibi farklı malzemelerin kullanıldığı ve farklı renklere sahip olan mihrab üzerinde zenginliğini ifade eden zarif süslemeler kendisini gösteriyor. Beş kenarlı şerefeli mihrap, üzeri sıvalı küçük bir mukarnas kubbe ile örtülü, dört küçük mermer sütunla desteklenen tam bir kemer oluşturuyor.
Batı koridorunun başlangıcında yer alan abdesthanede, üzeri alçı kubbe ile örtülü, abdest için kullanılan kare şeklinde bir havuz ve dört mermer sütunla desteklenmiş.
Üst katta, mekanla uyumlu klasik bir merdivenin eşlik ettiği diğer öğrenci odaları bulunuyor. Medresede, orta avluyu çevreleyen ve bodrum katında öğrencilere ayrılmış toplam 132 odaların bulunduğu 7 küçük avluya açılan iki koridor mevcut.
Yapı malzemelerinin ve süslemelerin çeşitliliği, özellikle Sa’diler zamanında Ali bin Yusuf Medrese’sini özgün bir mimari şaheser ve Fas sanatının zirvesi haline getirdiği söylenebilir. Atlas bölgesinden getirilen sedir ağacı, antre ve ibadethanenin görkemli kubbelerinde, koridorların tavanlarında ve kornişler gibi eserin her bir yerinde kullanılmış. Süslü mescit kapısının iki yanında yer alan İtalyan mermer sütunlara ilave olarak mihrapta ve abdesthanede aynı ölçülerde dört tane daha sütün bulunuyor. Avlu ve mescit cephelerini kaplayan büyük oymalı alçı levhalardan anlaşıldığı üzere, medresenin süslemelerinde önemli ölçüde alçı kullanılmış.
Duvarların dibini ve sütunları kaplayan geometrik şekilleri ve çeşitli teknikleri ile kullanılan çiniler belki de bu yapının estetiğini artıran başlıca özelliklerden. Aynı şekilde antre özellikle de mescit ve odaların zeminini tabak İtalyan mermeri ile döşenmiş. Koridorlarda, çekmecelerde ve küçük tabaklarda da çinilerin kullanıldığı görülüyor.



Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.


Medeniyet Kartalları... Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme

Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
TT

Medeniyet Kartalları... Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme

Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)

Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkiler, bölgede yaşanan gerilimlerin gölgesinde Medeniyetin Kartalları 2026 ortak hava tatbikatının başlamasıyla yeni bir iş birliği aşamasına giriyor.

İki ülke arasında son iki yılda gerçekleştirilen ikinci tatbikat olma özelliğini taşıyan eğitim, Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme kazandırıyor. Mısırlı askeri ve stratejik bir uzman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, tatbikatın ilerleyen dönemde daha kapsamlı bir askeri iş birliğine dönüşebileceğini belirtti. Uzman, bunun Mısır’ın askeri üretimde tedarik kaynaklarını çeşitlendirme politikası çerçevesinde gerçekleşebileceğini ifade etti.

Mısır ordusu, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, Mısır-Çin ortak hava tatbikatı Medeniyet Kartalları 2026’nın başladığını duyurdu. Açıklamada, farklı modellerde çok amaçlı savaş uçaklarının katıldığı tatbikatın, birkaç gün boyunca Mısır’daki çeşitli hava üslerinde gerçekleştirileceği belirtildi. Tatbikatın, iki ülke arasında düzenlenen ortak manevraların ikinci ayağı olduğu kaydedildi.

DFRGTHY
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı etkinliklerinden bir kare (Askeri Sözcü)

Tatbikatın ilk aşamalarında, iki taraf arasındaki muharebe anlayışının ortaklaştırılması amacıyla teorik ve uygulamalı dersler gerçekleştiriliyor. Bunun yanı sıra ortak uçuşlar düzenleniyor, planlama çalışmaları ile müşterek hava operasyonlarının yönetimine ilişkin eğitimler veriliyor.

Mısır ordusunun açıklamasına göre tatbikat, katılan güçlerin deneyim paylaşımında bulunmasını ve becerilerini geliştirmesini hedefliyor. Eğitim, Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin kardeş ve dost ülkelerin ordularıyla gerçekleştirdiği ortak tatbikatlar programı kapsamında düzenlenirken, farklı askeri alanlarda iş birliği ilişkilerinin desteklenmesi ve güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Chen Shi, 14 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında, tatbikatın eylül ayının başında sona ereceğini belirterek bunun iki ülke hava kuvvetleri arasındaki ikinci ortak eğitim olduğunu söyledi.

Shi’ye göre tatbikatta hava muharebesi taktikleri, hava üstünlüğü operasyonları, muharebe arama ve kurtarma faaliyetlerinin yanı sıra kuvvetlerin sevk ve kullanımına yönelik eğitimlere odaklanılacak. Ortak eğitimin karşılıklı güveni ve iki ülke arasındaki geleneksel dostluğu güçlendirmeye, iki ordu arasındaki uygulamalı iş birliğini derinleştirmeye ve bölgesel barış ile istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaya devam edeceği belirtildi.

Tatbikatın ilk ayağı ise Nisan 2025’te Medeniyet Kartalları 2025 adıyla düzenlenmişti. Mısır’daki hava üslerinden birinde gerçekleştirilen tatbikata, farklı modellerde çok amaçlı savaş uçakları katılmıştı.

Askeri ilişkilere ivme kazandırmak

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Semir Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu eğitimin iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin güçlendirilmesine doğrudan katkı sağladığını belirtti. Ferec, Medeniyet Kartalları tatbikatlarının düzenlenmeye devam etmesinin ilk tatbikatın başarılı olduğunun göstergesi olduğunu ifade etti. Çin savaş uçaklarının ortak eğitim için Mısır’a gelmesinin, Pekin’in bu iş birliğinden önemli ölçüde fayda sağladığını gösterdiğini vurguladı.

Ferec, söz konusu iş birliğinin doğal çerçevesinde değerlendirilmesi ve Mısır’ın dünyanın farklı ülkeleriyle yürüttüğü askeri ilişkilerin bir parçası olarak ele alınması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Bu tatbikata olduğundan daha fazla anlam yüklememeliyiz. Mısır, ilişkilerini çeşitlendirmesiyle bilinen bir ülke. Dünyada en fazla ortak tatbikat gerçekleştiren ülke Mısır’dır. Biz de diğer ülkeler de bu tatbikatlardan fayda sağlıyoruz.”

Genişleyen iş birliği

Çin ile Mısır arasındaki askeri iş birliği daha önce de İsrail’in endişelerine neden olmuştu. Şubat 2025’te İsrail medyasında, Mısır’ın uzun menzilli havadan havaya füzelerle donatılmış Çin yapımı J-10C savaş uçaklarını edinmesinin İsrail güvenlik kurumlarında ciddi kaygılara yol açtığı yönünde haberler yayımlanmıştı.

İbranice yayın yapan kaynaklar o dönemde, İsrail’i asıl endişelendiren unsurun Çin yapımı savaş uçağı değil, Çin’in uzun menzilli havadan havaya füzesi olduğunu belirtmişti. Mısır Hava Kuvvetleri’nin daha önce sahip olmadığı bu silahın, Mısır savaş uçaklarının İsrail uçaklarını görüş mesafesine girmeden hedef almaya çalışmasına imkân sağlayabileceği ifade edilmişti.

Bunun ardından ABD merkezli National Interest dergisi, aralık ayında Mısır’ın gelişmiş bir insansız hava aracı (İHA) filosu üretmek üzere Çin’e yöneldiğini yazmıştı. Dergi, bu adımın Mısır’ın doğu sınırlarındaki İsrail kaynaklı saldırgan tutumlara karşı koymayı amaçladığını aktarmıştı.

Tatbikatın belirli silah anlaşmalarıyla bağlantılı olduğu yönündeki iddialara da değinen Ferec, J-10 veya başka modellerde savaş uçaklarının satın alınmasına ilişkin konuların mevcut tatbikatın kapsamı dışında olduğunu belirtti. Ferec, “Tatbikatın bununla hiçbir ilgisi yok” dedi.

Ferec, Mısır-Çin askeri ilişkilerinin daha kapsamlı bir ortaklığa doğru ilerlediğine dikkati çekerek, özellikle Mısır’da yerli olarak üretilen insansız hava araçları alanındaki mevcut iş birliğinin önemine işaret etti. Bunun yanı sıra ortak eğitim ve ortak savunma sanayisi üretimi alanlarında da daha fazla askeri iş birliği yapılacağını vurguladı.

Mısır ile Çin arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişi bulunuyor. Geçtiğimiz mayıs ayında iki ülke, 30 Mayıs 1956’da başlayan diplomatik ilişkilerin 70’inci yıl dönümünü kutladı. Mısır, o tarihte Çin ile resmi ilişkiler kuran ilk Arap ve Afrika ülkesi olmuştu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Mayıs 2024’te Pekin’de, Mısır-Çin Ortaklık Yılı’nın başlatıldığını duyurmuştu. Bu adım, iki ülke arasında ‘kapsamlı stratejik ortaklık’ ilişkilerinin kurulmasının 10’uncu yıl dönümüne denk gelmişti.


Ali et-Tahir savaşı… Hizbullah’ın yeteneklerinin sınanması

Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
TT

Ali et-Tahir savaşı… Hizbullah’ın yeteneklerinin sınanması

Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)

Ali et-Tahir Tepeleri için verilen mücadele, Hizbullah’ı yalnızca tepeyi savunma ve düşmesini önleme kapasitesi açısından değil, aynı zamanda son dönemde geliştirdiği askeri stratejilerin etkinliğini kanıtlama açısından da zorlu bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Zira geleneksel stratejiler, son iki yılda İsrail’in askeri ve teknolojik üstünlüğüne karşı koymakta başarısız oldu.

Peki İsrail, ateş gücü, hava gücü ve istihbarat faaliyetleriyle bölgedeki gücü kuşatarak direniş kapasitesini ortadan kaldırabilecek mi? Yoksa Hizbullah’ın yer altında hazırladığı tahkimatlar, tüneller, depolar ve savaş kapasitesi, İsrail güçlerini yıpratmayı sürdürmesi ve çatışmanın süresini uzatması için ona hareket alanı sağlayabilecek mi?

Manevra kabiliyeti

Emekli Tuğgeneral Beha Helal, Hizbullah’ın askeri durumuna ilişkin değerlendirmesinde, “Toprak, Hizbullah açısından hâlâ stratejik değer taşıyor. Ancak kontrol edilen bir bölgeden açık ve gözetim altındaki bir alana dönüşmesi halinde savunma açısından taşıdığı değer kendiliğinden azalıyor… Hizbullah’ın asıl gücü yalnızca tepenin zirvesini elinde tutmasında değil, özellikle derinlikte ve çevrede faaliyet gösterebilme kapasitesinde yatıyor. Buna karşılık İsrail, hava ve istihbarat üstünlüğünü kalıcı bir kara üstünlüğüne dönüştürmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

CSDFVBG
Nebatiye şehrinin doğusunda yer alan Ali et-Tahir Tepeleri (Şarku’l Avsat)

Helal, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah’ın karşı karşıya olduğu temel zorluk, manevra kabiliyetini korumak. İsrail bölgede kalıcı bir varlık oluşturmayı, yükselti çevresinde bir tampon bölge kurmayı ve Hizbullah’ın hareket etmesini engellemeyi başarırsa, güç dengesi kademeli olarak İsrail’in lehine değişmeye başlar” değerlendirmesinde bulundu.

Bu bağlamda yer altı tahkimatları, savunma tarafının yararlanabileceği en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu tahkimatlar, hava üstünlüğünün etkisini azaltmaya, belirli ölçüde süreklilik ve hayatta kalma kapasitesini korumaya ve savaşın yalnızca yüzeyin kontrol altına alınmasıyla sonuçlanmasını engellemeye olanak sağlıyor. Ancak Helal, bombardımanlara karşı koruma sağlayan tahkimatların, çevresindeki bölgenin kuşatılmış veya izole edilmiş bir alana dönüşmesi halinde tersine bir yük haline gelebileceği uyarısında bulundu.

Yer altındaki tesisler izole ceplere mi dönüştü?

Helal’e göre Ali et-Tahir savaşında temel soru da burada ortaya çıkıyor: “Yer altındaki tesisler hâlâ bütünleşik bir manevra ve iletişim ağı oluşturuyor mu, yoksa birbirinden izole ceplere mi dönüştü?”

Helal, karar alma, alınan kararı iletme ve uygulama kapasitesinin yanı sıra baskı altında iletişim kanallarını korumanın Hizbullah’ın karşı karşıya olduğu en önemli sınamalar arasında yer alacağını belirtti. Ancak Hizbullah’ın tarihsel olarak belirli ölçüde ademi merkeziyetçilik ve esneklik üzerine kurulu yapısının, bir mevzinin veya yerel bir komutanlığın hedef alınmasının bütün yapının çökertilmesi için mutlaka yeterli olmayabileceğini ifade etti.

Helal, Hizbullah’ın güçlü yönleri arasında coğrafyaya hâkimiyetini, örgütsel derinliğini, dağlık arazinin özelliklerinden yararlanma kapasitesini ve mevzilerini kaybetmesine rağmen faaliyetlerini sürdürebilme kabiliyetini sıraladı. Buna karşılık en önemli zayıflıkların ise İsrail’in istihbarat ve hava gücündeki üstünlüğü ile kuşatılma riski olduğunu belirtti.

İsrail’in Ali et-Tahir’i Hizbullah’ın daha geniş operasyonel alanından ayırmayı başarmasının, burada bulunan gücü daha zorlu bir savunma pozisyonuyla karşı karşıya bırakacağını söyleyen Helal, köylerin, yolların ve evlerin tahrip edilmesinin de stratejik açıdan ciddi bir baskı oluşturduğunu ifade etti. Helal’e göre bunun nedeni, yerel güçlerin hareket ettiği sosyal ve coğrafi ortamın bir bölümünü hedef alması.

Tünel ağı

Bunun yanı sıra emekli Tuğgeneral George Nader, Ali et-Tahir Tepesi’nin Lübnan Nehri’nin kuzeyindeki geniş bir bölgeye ve güneyindeki geniş kesimlere hâkim olması nedeniyle büyük taktik öneme sahip olduğunu belirtti. Nader, tepenin daha önce İsrail işgali altında bulunması nedeniyle tarihsel bir sembol niteliği taşıdığına da dikkat çekti.

HYJUI
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir Tepeleri’nin zirvesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Nader, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, elde ettiği bilgilere göre tepenin Rıdvan Güçleri komutanlığı açısından önemli bir mevzi olduğunu ifade etti. Tepede mühimmat, lojistik, füze ve insansız hava araçları (İHA) ile savaşçılar ve operasyon merkezleriyle bağlantılı yer altı tesisleri ve tünel ağının bulunduğunu belirtti.

Bir pazarlık kozu

Nader, İsrail’in tepeyi kontrol altına almasının, özellikle askeri kontrolü sahada kalıcı bir duruma dönüştürmeyi başarması halinde, müzakerelerin gelecek turlarında elini güçlendireceğini ve şartlarını dayatma kapasitesini artıracağını düşünüyor.

İsrail’in sahip olduğu yıkıcı ve teknolojik kapasitenin bu tesisleri ve tünelleri hedef almasını mümkün kıldığını belirten Nader, bölgede büyük miktarda mühimmat ve füze bulunmasının, kapsamlı bir imha operasyonunun ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

İsrail’in büyük saldırısı

Buna dayanarak Nader, İsrail’in tepeyi kontrol altına almak amacıyla kapsamlı bir saldırı düzenlemesini bekliyor. Nader, bu hedefin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu açısından siyasi boyutlar da taşıyabileceğini düşünüyor. Netanyahu’nun, bölgedeki tepenin kontrolünü Hizbullah’ın güneydeki komuta merkezini vurmayı başardığını göstermek ve kuzeydeki yerleşimlerin güvenliğini güçlendirmek amacıyla kullanmayı hedeflediğini belirten Nader, bunun İsrail’deki seçimler öncesinde önem taşıdığına dikkat çekti.

Hizbullah’ın buna karşı atabileceği adımların ise sınırlı göründüğünü belirten Nader, Litani Nehri’nin güneyinde hareket etmenin zorluğuna işaret etti. Nader’e göre bu durum, Hizbullah’ın İsrail güçlerinin dikkatini dağıtmasını veya bölgede başka hareket cepheleri açarak İsrail ordusunu çabalarını farklı noktalara yöneltmeye zorlamasını güçleştiriyor.