Batı'nın Ukrayna'daki savaşla ilgili tutumlarındaki radikal değişiklikler

Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya ağır ve ölümcül silahlar gönderme konusundaki ‘tabunun’ yıkılmasından sonra ABD’yi takip etmeye başladı

Donbas bölgesine bağlı Syevyerodonetsk şehrindeki bir kontrol noktasından geriye kalanlar (AFP)
Donbas bölgesine bağlı Syevyerodonetsk şehrindeki bir kontrol noktasından geriye kalanlar (AFP)
TT

Batı'nın Ukrayna'daki savaşla ilgili tutumlarındaki radikal değişiklikler

Donbas bölgesine bağlı Syevyerodonetsk şehrindeki bir kontrol noktasından geriye kalanlar (AFP)
Donbas bölgesine bağlı Syevyerodonetsk şehrindeki bir kontrol noktasından geriye kalanlar (AFP)

Bugün ABD istihbaratının Rus güçlerinin dört saat içinde başkent Kiev'e ulaşacağı ve iki gün içinde Kiev’in düşeceği yönündeki tahminlerinin gerçekleşmesi ne kadar uzak görünüyor? Ya da ABD yönetiminin Rusya Ukrayna'ya savaş açmadan önce diplomatlarının ve Ukrayna güçlerine eğitim misyonları yürüten askeri uzmanlarının ülkeyi terk etmelerini isteyen ve ABD Dışişleri Bakanlığı'nın talimatlarına rağmen Ukrayna’da kalan ABD vatandaşlarının hayatlarının sorumluluğunu peşinen reddeden aceleci tutumu bugün ne kadar alçakça görünüyor? O dönem Ukrayna'nın NATO’nun bir üyesi olmadığını tekrar tekrar hatırlatan ABD’nin bu söylemiyle birlikte ortaya koyduğu ihtiyatlılığa dikkat çekilmeli. Aynı şekilde silahların Rusların eline geçebileceğine ya da ABD vatandaşlarının esir alınabileceğine dair korkularla birlikte Ukrayna güçlerine ‘savunma’ silahlarının gönderileceğini duyururken ki temkinli tutumuyla NATO’nun korumasına sığınmadı. Sonunda Batılılar, Moskova'nın bunu ABD’nin ‘savaşa katılımı’ olarak değerlendireceğinden korkusuyla Washington'ın Mart ayı başlarında Polonya'ya ait 28 adet Sovyet yapımı MiG-29 model savaş uçağının Almanya'nın batısındaki Ramstein Hava Üssü’nden Kiev'e nakletmek üzere ABD’nin emrine verilmesi teklifini reddettiğini unutmadılar. Washington, haftalarca tıpkı diğer müttefik ülkeler gibi, Ukrayna'daki savaşın Rusya ile NATO arasında bir savaşa dönüşmemesine dikkat edilen bir yaklaşım sergiledi.
Atlantik okyanusunun diğer yakasında, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde bu temkinli yaklaşım daha belirgin hale geldi. Polonya ve Baltık ülkeleri dışındaki Avrupa ülkeleri daha muhafazakar bir tutum sergilediler. En büyük endişeleri savaşın yayılıp Ukrayna dışına sıçramasıydı. Rusya'ya çok hızlı bir şekilde diplomatik tecrit uyguladılar. Ukrayna'ya karşı askeri saldırganlığını kınadılar. Kamu ve özel kurumlarına ekonomik, ticari ve mali yaptırımlar uygulamaya başladılar. Haftalarca savaşa katılmaktan kaçındılar ve Kiev'in ‘saldırı amaçlı olmayan’ silah ve teçhizat taleplerine sınırlı olarak yanıt vermekle yetindiler. Bunun yanında ABD ve Avrupa ülkeleri ile üç Baltık ülkesi, Polonya, Bulgaristan ve Romanya, Rusya'ya karşı NATO’nun doğu kanadındaki askeri varlıklarını güçlendirdiler.
ABD Başkanı Joe Biden, birçok kez NATO üyelerinin topraklarının her karışını savunacaklarını vurguladı. Biden’ın bu açıklaması, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i NATO üyesi olmayan Ukrayna'da istediğini yapmakta özgür bırakmak olarak yorumlandı. Ancak Ukrayna’daki savaşın üçüncü ayına girdiği bugün, işler tersine dönmüş,  ABD-NATO ve Avrupa ‘ikili’ temkinliliği sınır tanımayan bir dürtüye, hatta iki taraf arasında bir rekabete dönüşmüş durumda. Putin'in Ukrayna'daki planlarının önünde duranlara ya da Rusya'nın ‘hayati çıkarlarını’ tehdit edenlere ‘beklenmedik bir yanıt verme’ tehdidine ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un bu kez nükleer bir ‘üçüncü dünya savaşının patlaması’ konusunda uyarmasına rağmen Batı'nın Kiev'e verdiği destek sınırsız hale geldi. Doğu Avrupa ülkelerinin başkentlerinde uzun süre görev yapan eski bir büyükelçi, Batılıların tutumlarındaki köklü değişikliği dört ana faktöre bağladı. Bunlardan ilki, Rus güçlerinin performansında ortaya çıkan zayıflık, ordu liderliğinin yaptığı stratejik hatalar ve bunun sonucunda Rus ordusunun yaşadığı büyük can ve teçhizat kayıpları ile işgal ettiği Ukrayna'nın kuzeyindeki ve Kiev çevresindeki bölgelerden geri çekilmek zorunda kalması. İkinci faktör, ABD ve İngiltere istihbarat servislerinin karamsar beklentilerini boşa çıkaran Ukrayna güçlerinin gösterdiği direnişin yanı sıra hava ve füze saldırılarına karşı koyabilme kabiliyeti. Üçüncüsü, Rus güçlerinin Buça ve diğer şehirlerden geri çekilmesinden sonra ortaya çıkan suçların teşhir edilmesi. Bu durum, Batı kamuoyunun hükümetleri üzerinde Ukrayna'yı çeşitli yönlerde daha fazla destek vermeleri konusunda güçlü bir baskı uygulamalarına yol açtı. Dördüncü ve son faktör ise Batılı planlamacıların, Moskova'nın Ukrayna'da boğulmasını, Rusya'yı zayıflatmak ve onu bir süper güç olarak dünya siyasi ve askeri haritasındaki yerinden etmek için bir fırsat olarak görmeleri.
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Kiev'e gerçekleştirdiği ortak ziyaret vesilesiyle yaptığı açıklamada, ülkesinin planlarını açıklamakta tereddüt etmedi. Austin, açıklamasında, “Rusya'nın Ukrayna'yı işgal ederken yaptıklarını yapamayacak kadar zayıfladığını görmek istiyoruz” ifadelerini kullandı. Savunma Bakanı ayrıca ABD yönetiminin, Ukrayna'nın ‘doğru ekipmana ve doğru desteğe sahip olması halinde bu savaştan galip çıkabileceğini’ düşündüğünü de sözlerine ekledi. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, geçtiğimiz Salı günü Almanya'dan CNN ağına verdiği röportajda, Rusya Ukrayna’yı işgalinin bedelini ödemediği takdirde küresel güvenlik sisteminin risk altında olacağı konusunda uyardı. ABD Başkanı Biden, Ukrayna'ya 33 milyar dolarlık ek mali yardım sağlanması için ABD Kongresi'ne bir yasa tasarısının sunulacağını duyururken, “Savaşın bedeli yüksek, ama eğer Rusya’nın saldırganlığına teslim olursak daha da yüksek olur” dedi. Biden ayrıca “Biz Rusya'ya saldırmıyoruz, aksine Ukraynalıların kendilerini Rusya’nın saldırganlığına karşı savunmasına yardım ediyoruz” diyerek ülkesinin Ukrayna’ya olan yardımlarını savundu.
Böylece, başlangıçtaki temkinlilik tamamen sona ererken savaşın uzamasına ilişkin çekinceler ve korkular ortadan kalktı. Bir zamanlar riskli olan ne varsa bugün normal hale geldi. Eski diplomatın dediği gibi, ‘batı tarafındaki savaşın hedeflerinin değiştiği, artık Kiev'in savaşması ve savaşı durdurmasını sağlamakla sınırlı olmadığı, daha çok Rus güçlerini yenmeye yöneldiği’ ortada. Bu durum, Rusya'nın Afganistan'dan çıkışından sonra, Başkan Putin için ‘stratejik  bir yenilgi’ olarak kabul edilen ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ve ABD güçleri Kabil'den ayrılırken ortaya çıkan aşağılayıcı görüntülerin hafızalardan silinmesi için bir fırsat olarak düşünülebilir. Fransız diplomat, savaşın yarın durabileceğini, fakat Rusya'ya uygulanan yaptırımların ve tecridin savaşın sona ermesiyle bitmeyeceğini düşünüyor. ABD ve Avrupa ülkelerinin tutumundaki bu değişiklik, Kiev ile Moskova arasındaki müzakerelerin ‘dondurulmasını’ ve Lavrov'un önceki tutumlarından ‘geri çekilen’ Ukrayna tarafına yönelttiği suçlamaları açıklıyor. Burada Kiev'in daha önce, Rus güçleri başkente yaklaştığında bir takım garantiler karşılığında tarafsız olmayı kabul etme ve ayrılıkçı Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tartışma konusunda istekli olduğu belirtilmeli. Fakat bugün müzakereler askıya alınmış durumda ve sahada olacakların beklenmesinden ötürü askıda kalmaya devam edebilir.
Bugün hiç kimse Ukrayna ordusuna ağır ve saldırgan silahlar göndermekten çekinmiyor. Washington, 811 milyon dolarlık gelişmiş silah ve teçhizatın ardından Kiev'i silahlandırmak için Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlangıcından bu yana Ukrayna'ya tahsis ettiği miktarın yedi katı olan 33 milyar dolardan 20 milyar dolar daha ayırmak istiyor. Avrupa ise kendi adına her türlü tedbiri bıraktı. Eleştirilerin yöneltildiği başlıca iki ülke olan Almanya ve Fransa, tutumlarını baştan ayağa değiştirdi. Bugün Almanya, kamuoyunun Başbakan Olaf Schulz'a uyguladığı baskı nedeniyle iki ay süren tereddütten ve Berlin'deki iktidar koalisyonu içinde yaşanan sert tartışmalar ve kopuşlardan sonra Ukrayna'ya ağır ve ölümcül silahlar göndermekten artık çekinmiyor. Berlin, onlarca yıldır sımsıkı bağlı olduğu savaş halindeki ülkelere silah göndermeyi reddetme ilkesini terk etti. Ukrayna'ya hafif savunma silahlarından sonra, Leopard model tanklarla birlikte Gebard hava savunma sistemleri sağlama anlaşmasıyla ileriye doğru büyük bir adım attı. Silahın ‘Ukrayna'daki bir sorun yaratmanın değil, savaşı durdurmanın bir yolu’ olduğunu söyleyen Fransa, Ukrayna’ya Milan ve Javelin tanksavar füzeleri ile Mistral uçaksavar füzeleri göndermeyi kabul etti. Daha da önemlisi, Irak'ta DEAŞ’a karşı savaşta etkinliğini gösteren Caesar kamyona monteli obüs sistemlerini Ukrayna’ya gönderme kararı aldı. Dolayısıyla savaşa katıldıkları suçlamasını reddetmeye devam eden Batılı ülkeler, Rus güçleriyle vekaleten savaştıkları ölçüde savaşa gerçekten dahil oluyorlar. ABD önden giderken Avrupa arkasından onu takip ediyor.



Trump Küba'da Venezuela senaryosunu mu tekrarlıyor?

Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Trump Küba'da Venezuela senaryosunu mu tekrarlıyor?

Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)

ABD'nin Küba'ya karşı olası bir savaşı hakkındaki konuşmalar önemli ölçüde arttı.

Florida'daki bir federal büyük jüri, çarşamba günü 94 yaşındaki eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya ABD vatandaşlarını öldürme ve öldürmek amacıyla komplo kurma suçlamalarını yöneltti. Bu suçlamalar, Castro, 1996 yılında savunma bakanı olarak görev yaparken, adadan sal ile kaçmaya çalışan Kübalıları arayan bir kurtarma örgütüne ait iki sivil uçağı düşürme emri verdiği iddiasıyla bağlantılı. İki uçağın düşürülmesi, üç ABD vatandaşı ve ABD'de daimî olarak ikamet eden bir kişinin ölümüne neden olmuştu.

ABD Adalet Bakanlığı'nın 30 yıl önce meydana gelen bir olayla bağlantılı olarak Castro'yu şimdi suçlaması, Trump yönetiminin bu iddianameyi Küba'ya saldırmak için bahane olarak kullanabileceği endişelerini artırdı ki bu, ocak ayında Venezuela'da dönemin Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamak için izlenen yaklaşıma benzer bir durum.

Nitekim, Florida'da bazı Cumhuriyetçi temsilciler bu yönde harekete geçilmesi çağrısında bulunmaya başladılar.

Çarşamba günü Washington'daki Temsilciler Meclisi'nde Güney Florida'dan Cumhuriyetçi meslektaşlarıyla birlikte düzenlediği basın toplantısında Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, “Bence tam olarak olması gereken bu ve Amerika Birleşik Devletleri'ne tam olarak hizmet eden şey bu” dedi. Şöyle devam etti: “Bu haydutların o adayı yönetmeye devam etmesine izin veremeyiz, çünkü biliyoruz ki yıllardır Hizbullah, Hamas, İran, Çin ve Rusya gibi düşmanlarımıza bir platform sağladılar.”

Havana'daki bir hükümet binasında Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Raúl Castro ve Fidel Castro'nun fotoğrafları, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)Havana'daki bir hükümet binasında Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Raúl Castro ve Fidel Castro'nun fotoğrafları, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)

Castro, 2018'de resmen devlet başkanlığından çekilmiş ve ülkenin mevcut lideri Miguel Díaz-Canel onun yerini almıştı. Ancak, torunu Raúl Guillermo Rodríguez Castro da dahil olmak üzere Castro ailesi, Küba'nın otoriter, tek partili sisteminde hâlâ önemli bir etkiye sahip.

Bir Cumhuriyetçi ABD Kongre üyesi, Havana'yı Hizbullah, Hamas, İran, Çin ve Rusya'ya platform sağlamakla suçluyor

Kübalı en önde gelen sürgünlerden birinin oğlu olan Temsilciler Meclisi üyesi Mario Díaz-Balart ise Salazar'dan daha temkinli davrandı. “Raúl Castro'nun adalete hesap vermesi gerektiğine inanıyorum, ancak bu konuda karar yine ABD Başkanına aittir” ifadelerini kullandı.

Diaz-Balart, diğer üyelerle birlikte, Küba'nın ABD ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğunu savunmak için Havana'nın İran ve Rusya'dan edindiği yüzlerce taarruzi insansız hava aracına (İHA) sahip olduğunu belirten yakın tarihli bir Axios haberine atıfta bulunuyor.

Diaz-Balart “Eğer bu 300 İHA, Rusya'nın Ukrayna savaşında kullandığı veya İran'ın şu anda kullandığına benzerse, ABD'nin güneydoğusunun neredeyse her yerine ulaşabilirler. Bu nedenle, Küba ABD için doğrudan bir tehdit oluşturuyor” dedi.  Ancak, ABD ordusunun bu İHA’ları düşürme kabiliyetine sahip olduğunu da belirtti.

Havana'da Küba Devrimi hakkında bir sergide, duvardaki Raúl ve Fidel Castro fotoğraflarının yanında bir adam telefonla konuşuyor, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)Havana'da Küba Devrimi hakkında bir sergide, duvardaki Raúl ve Fidel Castro fotoğraflarının yanında bir adam telefonla konuşuyor, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)

Küba Devlet Başkanı, pazartesi günü X platformundan yaptığı bir paylaşımda, Trump yönetiminin artan tehditlerini uygulamaya koyması halinde “hesaplanamaz sonuçları olan bir kan gölü” yaşanacağı konusunda uyardı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı Foreign Policy kaynaklı analize göre ABD yönetimi, Küba'ya enerji tedarikine zaten sert bir abluka uygulamaya başlamış ve bu da adadaki insani durumu önemli ölçüde kötüleştirmişti.

Miguel Díaz-Canel, “Zaten çok yönlü bir ABD saldırganlığı altında acı çeken Küba'nın, herhangi bir askeri saldırıya karşı kendini savunma konusunda mutlak ve meşru bir hakkı vardır” dedi.

Cumhuriyetçi temsilciler, Küba'nın İran ve Rusya'dan ABD topraklarına karşı fırlatılabilecek taarruzi insansız hava araçları edinebileceği konusunda uyarıda bulunuyor

Kendisi de Kübalı bir sürgün ailenin kızı olan Salazar, ABD'nin askeri bir operasyon başlatması durumunda, Castro ailesinin ABD güçlerine karşı misilleme olarak İHA’ları kullanmaya cesaret edeceğine inanmadığını söyledi. “Savaş bahanesinin nereye kadar kullanılacağını bilmiyorum ama Castro ailesinin kendileri için en iyisini bildiğini biliyoruz ve bunu yapmaya cesaret edeceklerini sanmıyorum, çünkü bu onlar için felaket olur ve bu felaketin ayrıntılara giremem” diye ekledi.

Temsilciler Meclisi Ödenekler Komitesi’ne bağlı Devlet, Dış Operasyonlar ve İlgili Programlar Alt Komitesi Başkanı olan Diaz-Balart verdiği röportajda, Maduro'nun yakalanmasıyla sonuçlanan operasyona benzer bir ABD operasyonuna dair öngörülerin hâlâ “erken” olduğunu söyledi. Ancak, Ortadoğu'da çok sayıda gemi ve uçak konuşlandırmış ve İran ile olan çatışmaya odaklanmış olsa bile, ABD ordusunun, böyle bir operasyonu gerçekleştirebilecek yeterli varlığa ve kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Trump yönetiminin şu anda böyle bir operasyona girişme arzusunda olup olmadığı, hatta bunu uygulamaya yönelik somut planlarının olup olmadığı belirsizliğini koruyor. Ancak kesin olan husus, Küba'nın yönetimin düşüncelerinde önemli bir yer tuttuğudur. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, X platformunda İngilizce altyazılı İspanyolca bir video yayınlayarak, adanın hükümetini ihmalkâr diye nitelendirdi ve Küba'daki kötüleşen insani durumdan onu sorumlu tuttu.

ABD Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, Washington'daki Kongre binasında düzenlediği basın toplantısında Raúl Castro'nun yargılanması çağrısında bulundu, 20 Mayıs 2026 (Reuters) ABD Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, Washington'daki Kongre binasında düzenlediği basın toplantısında Raúl Castro'nun yargılanması çağrısında bulundu, 20 Mayıs 2026 (Reuters)

Rubio, “Biliyorum ki bugün, bu adayı eviniz olarak adlandıran sizler, hayal edilemez zorluklar yaşıyorsunuz” dedi ve “Günde 22 saat elektriksiz kalmak zorunda kalmanızın nedeni, Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanan petrol ablukası değil... Elektrik kesintilerinin, yakıt ve gıda kıtlığının gerçek nedeni, ülkenizi kontrol edenlerin milyarlarca dolar çalmış olmaları ve bu parayı hiçbir şekilde halka yardım etmek için kullanmamış olmalarıdır” diye belirtti.


Fransa, Ben Gvir'in ülke topraklarına girişini yasakladı

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (AFP)
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (AFP)
TT

Fransa, Ben Gvir'in ülke topraklarına girişini yasakladı

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (AFP)
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (AFP)

Fransa, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in ülkeye girişini yasakladı. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot tarafından bugün yapılan açıklamada, kararın, aşırı sağcı bakanın Gazze ile dayanışma amacıyla yola çıkan "Direniş Filosu" aktivistlerine yönelik kötü muameleyi gösteren bir video paylaşmasının ardından alındığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, Bakan Barrot, X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, "Bugün itibarıyla Itamar Ben-Gvir'in Fransa topraklarına girişi yasaklanmıştır" ifadesini kullandı.

Barrot ayrıca, İsrail’in Kıbrıs açıklarında müdahale ederek aktivistlerini gözaltına aldığı ve ardından sınır dışı ettiği "Küresel Sumud Filosu" gemisinde bulunan Fransız ve Avrupa vatandaşlarına yönelik eylemleri sert bir dille kınayarak, yaşananları "tarif edilemez davranışlar" olarak nitelendirdi.


Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
TT

Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın popülaritesinde yaşanan gerilemeye rağmen, Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisi güçlü şekilde sürüyor. Bunun en açık göstergesi, parti içindeki muhaliflerinin ön seçimlerde peş peşe kaybetmesi olarak gösteriliyor. İran savaşı ise parti açısından tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Cumhuriyetçiler bir yandan seçmenin savaşa yönelik tepkisi ile ara seçim hesapları arasında denge kurmaya çalışırken, diğer yandan Trump’ı memnun etme çabasını sürdürüyor. Trump’ın şu ana kadar hem mevcut hem de eski rakiplerini ön seçim sürecinde etkisiz bırakmayı başardığı değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat ile eş-Şark’ın (Asharq) ortak çalışması olan Washington Raporu, Cumhuriyetçi Parti’nin bu karmaşık denklemi nasıl yönetmeye çalıştığını ve İran savaşı ile ön seçimlerin, partinin geleceğini yeniden şekillendirebilecek siyasi bir sınava dönüşüp dönüşmeyeceğini ele aldı.

Amerikalıların ekonomik durumu

İran savaşı nedeniyle fiyatların yükselmeyi sürdürdüğü bir dönemde ABD Başkanı Donald Trump, savaşla ilgili bir sonraki adımını değerlendirirken Amerikalıların ekonomik durumunu düşünmediğini belirterek, önceliğinin İran’ın nükleer silaha sahip olmaması olduğunu söyledi. Trump’ın açıklamaları, özellikle Kongre’deki çoğunluğu korumaya çalışan Cumhuriyetçiler arasında endişeye yol açtı. Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi’nin eski iletişim direktörü Lisa Camooso Miller, Trump’ın bu mesajının ‘kaygı verici’ olduğunu ve seçmenlerin motivasyonunu düşürdüğünü ifade etti. Miller, İran savaşıyla bağlantılı uluslararası gelişmelerden bağımsız olarak Amerikan seçmeninin öncelikli olarak kendi ekonomik koşullarına odaklandığını ve dünyada yaşananlarla fazla ilgilenmediğini söyledi. Benzin fiyatlarındaki artışın seçmenlerde daha fazla hoşnutsuzluk yaratacağını belirten Miller, “Bu çatışmayla hiçbir ilgileri yok. Kendileri ve aileleri için yiyecek temin etmeye çalışıyorlar. Savaş politikaları ise Amerikan seçmeninin desteğini kazanmak konusunda başarılı olmadı” dedi.

 ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)

Muhafazakâr strateji uzmanı Stephen Kent ise Trump’ın açıklamalarına şaşırdığını belirterek, ABD Başkanı’nın bu konuda alışılmadık derecede açık konuştuğunu söyledi. Kent, söz konusu ifadeleri ‘siyasi cesaret’ olarak nitelendirirken, siyasetçilerin genellikle bu tür düşünceleri taşısalar bile siyasi geleceklerine zarar vermemesi için kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındıklarını ifade etti. Kent, “ABD Başkanı, silahlı kuvvetlerin başkomutanı sıfatıyla bir askeri çatışmada savaş kararını sahadaki gelişmelere göre alır. Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmamasına odaklanıyor ve ABD’deki fiyat artışları karar sürecinde belirleyici olmamalı. Bu sorumluluk göstergesi olabilir ancak siyasi açıdan akıllıca bir tutum değil” şeklinde konuştu.

Öte yandan New York eski Belediye Meclisi Demokrat üyesi Kenny Burgos, Amerikalıların yaşam koşullarına ilişkin açıklamaları nedeniyle Trump’a sert eleştiriler yöneltti. Burgos, Trump’ın seçim kampanyasını ekonomiyi iyileştirme ve hayat pahalılığını düşürme vaadi üzerine kurduğunu, Amerikalıların da esas olarak bu nedenle kendisini başkan seçtiğini söyledi. Trump’ın İran’ın nükleer programı bağlamında konuşmuş olmasının durumu değiştirmediğini belirten Burgos, başkanın temel sorumluluğunun Amerikalıların geleceğini güvence altına almak ve ekonomiyi güçlendirmek olduğunu ifade etti. Burgos ayrıca, bu tür mesajların Cumhuriyetçilere ara seçimlerde kaybettireceğini savundu.

Seçmenler unutkandır

Kasım ayında yapılacak seçimler yaklaşırken Kent, Trump’ın savaşın olumsuz etkilerinin Cumhuriyetçilere ara seçimlerde zarar vermemesi için çatışmayı hızlı şekilde sona erdirmesi gerektiğini söyledi. Ancak Kent, Trump’ın seçim sonuçlarını mı yoksa İran savaşını mı daha fazla önemsediği konusunda soru işaretleri bulunduğunu belirterek, başkanın dikkatinin büyük ölçüde İran krizine yoğunlaştığını ifade etti. Kent, “Gerçekten düşünüyorum ki bu savaş İran’la bir uzlaşmayla, nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılmasıyla ve boğazın yeniden açılmasıyla sonuçlanırsa Trump ne ekim ayını ne de kasımı önemser. Çünkü Amerikan seçmeni unutkandır. Seçim sandığına gitmeden önce fiyatlar düşerse, yaşanan zamları unutacaktır” dedi.

Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)

Burgos ise Amerikan seçmeninin unutkan olduğu görüşüne katıldığını, ancak ekonomik krizlerin etkilerinin toparlanmasının uzun zaman aldığını söyledi. Burgos, mevcut krizin savaşın sona ermesiyle birlikte hemen ortadan kalkmayacağını ve etkilerinin aylarca sürebileceğini ifade etti. “Amerikalıların siyasi kararlarla ilgili hafızası kısa olabilir, ancak mali etkiler uzun süre devam eder ve bu durum Cumhuriyetçi Parti’yi etkileyecektir” diyen Burgos, ekonomik sonuçların seçimlere yansıyacağını savundu.

Burgos ayrıca, son anketlere göre Trump’ın popülaritesinin yaklaşık yüzde 35’e kadar gerilediğini belirterek, başkanın bu oranları önemsemediğini ileri sürdü. Trump’ın ikinci ve son döneminde olduğu için artık parti geleceğinden çok kendi siyasi mirasına ve elde edeceği başarılara odaklandığını söyleyen Burgos, bunun en açık örneğinin ön seçimlerde parti içindeki rakiplerini tasfiye etmesi olduğunu ifade etti. Burgos’a göre Trump, bunun ara seçimlere olası etkilerini dikkate almadı.

Partiye değil, Trump’a bağlılık

Ön seçimlerde Donald Trump’a meydan okuyan çok sayıda Cumhuriyetçinin koltuklarını kaybetmesinin ardından, parti içinde en büyük şaşkınlık ABD Başkanı’nın Teksas Senatörü John Cornyn’in rakibini desteklemesi oldu. Cumhuriyetçi Parti’nin Senato’daki köklü ve önde gelen isimlerinden biri olan Cornyn’in, Trump’a açık şekilde karşı çıkmamış olması, başkanın bu tercihini parti yönetimi açısından daha da dikkat çekici hale getirdi. Bu durumun, Cumhuriyetçi çevrelerde şaşkınlık yarattığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)

Miller ise Trump’ın Cornyn’e destek vermemesinin Cumhuriyetçiler arasında şaşkınlık yarattığını ve partinin hâlâ bu kararın nedenini anlamaya çalıştığını söyledi. Miller, söz konusu adımın belirsizliği nedeniyle parti içinde endişe oluşturduğunu ifade etti. Normal şartlarda Trump’ın kendisine açıkça muhalefet eden isimleri hedef almasının beklendiğini belirten Miller, Kentucky Temsilcisi Thomas Massie gibi isimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini, ancak Senatör Cornyn’in Trump’a karşı kamuoyu önünde hiçbir eleştiride bulunmadığını hatırlattı. Miller, Cumhuriyetçi Parti içinde Trump’ın politikalarına karşı çıkmanın ciddi bir çekinceyle karşılandığını vurgulayarak, birçok partilinin yalnızca Trump’ın bazı politikalarına karşı oy kullanmaları halinde siyasi geleceklerini kaybetmekten endişe ettiğini söyledi.

Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)

Kent, Cumhuriyetçilerin bu korkusunun en açık örneğinin, parti ilkeleriyle çelişmesine rağmen gümrük tarifeleri politikalarına büyük ölçüde uyum göstermeleri olduğunu söyledi. Kent, Trump’ın Cornyn’den desteğini çekmesinin olası nedenlerinden birinin, Cornyn’in Senato’daki engelleme kuralının değiştirilmesine karşı çıkması olduğunu belirtti. Trump’ın bu kuralın kaldırılması çağrısını birden fazla kez yinelediği, ancak parti yönetiminden bu yönde bir karşılık bulamadığı ifade edildi. Öte yandan Burgos, Cumhuriyetçi Parti’nin bugün neredeyse tamamen Trump’ın partisine dönüştüğünü savundu. Burgos, “Partiye ve ilkelerine ne oldu? Öncelikleri ve gündemi ne?” diyerek eleştiride bulundu.

Burgos, Trump’ın Cumhuriyetçileri kendisine bağlılık göstermeye zorladığını ve bunu adeta ‘başkomutan’ gibi bir otorite anlayışıyla yürüttüğünü ileri sürdü. Trump’ın düşük popülaritesine veya partinin anketlerdeki gerilemesine aldırmadığını belirten Burgos, asıl odağının parti üzerindeki kontrolünü güçlendirmek olduğunu söyledi. Burgos’a göre Trump, kendi görev süresi sonrasını önemsemiyor ve önceliği tamamen kişisel siyasi etkisini sürdürmek.