Solomon Adaları: Yakınlardaki ikinci Küba

ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda neden Çin'in takımadalardaki varlığından endişe ediyor, bu başka bir Tukidides Tuzağı mı?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)
TT

Solomon Adaları: Yakınlardaki ikinci Küba

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare (AFP)

İmil Emin
Washington ve Pekin arasındaki ilişkilerin, daha fazla karmaşıklığa ihtiyacı varmış ve Tayvan Adası krizi yetmiyormuş gibi, Tukidides Tuzağına yeniden daha fazla alan tanıyan Solomon Adaları sorunu su yüzüne çıktı.
Dünya bir anda Çin ile Pasifik Okyanusu'nda bulunan ve Avustralya'ya yakın bu takımada ülkesi arasında gelişen ilişki nedeniyle uluslararası bir çatışmayı ateşleyebilecek yeni bir krize uyandı.
Kriz her şeyden önce, kimsenin gözden kaçıramayacağı, Pasifik Okyanusu sularında seyri değiştirmeye çalışan bir Çin eğilimini yansıtıyor. Nitekim ABD bunu bölgedeki geleneksel nüfuzuna gerçek bir tehdit olarak görürken, doğu kıyıları takımada ülkesine yakın olan Avustralya, tarihi çağrışımları olan sembolik bir atıfta bulunarak, kıyılarına bakan başka bir Küba kurulamayacağını ifade etti. Bu durum Yeni Zelanda için de geçerli.
Solomon Adaları'nın hikayesi nedir ve Çin onunla daha yakın bir ilişki ile ne istiyor? Washington, Çin'in Pasifik Okyanusu çevresindeki belirgin genişlemesinin önünü kesmek için askeri güce başvurmakla tehdit edecek kadar neden bu kadar kızgın görünüyor? Bu okuma ile bunun gibi bazı soruları cevaplamaya çalışacağız.

Solomon Adaları: Modern tarih ve coğrafi konum
Solomon Adaları, Papua Yeni Gine'nin doğusunda bulunan ve birçok büyük ve küçük adayı içeren Melanezya Takımadaları olarak bilinen bir grup adadır.
Tarihsel olarak İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth tarafından yönetildi ve yerleşimcileri, 30 bin yıl öncesinden bugüne kadar bu topraklarda yaşayan Melanezya ırkından.
Solomon Adaları, Avustralya'nın doğu kıyısına 2 bin kilometreden daha az bir mesafede yer alıyor. Yaklaşık yarım milyonluk bir nüfusa ve yaklaşık 8 bin kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip.
Solomon Adaları, geleneksel olarak, ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda başta olmak üzere Batı nüfuzunun bir arenası olarak kabul edildi. Dahası jeopolitik açıdan gerçekten stratejik önemde kabul ediliyor ve bu nedenle, adalarda yabancı ve özellikle de Çin nüfuzuna izin verilemez.
Batı'nın oradaki varlığının belki de en iyi kanıtı, Kasım ayında Çin’in çıkarlarına karşı patlak veren gösterileri dağıtmak için Avustralya çevik kuvvet polisinden yardım istenmesi. 1988'de Solomon Adaları’nın, Vanuatu ve Papua Yeni Gine devletlerine katılması ile Melanezya geleneklerini koruyan öncü bir grup oluşturuldu, ülkenin ilk ulusal birlik hükümeti 1990'da kuruldu.
Sayıca az olmalarına rağmen, nüfusun sınıfları birbirlerinden rahatsız görünüyorlar, bu yüzden söz konusu adalar dini şiddete, etnik gerilimlere ve hükümet yolsuzluğuna da şahit oldular. Bu nedenle ülke güvenli değil ve suç yaygın. Bu durum, 2003 yılında Başbakanı Avustralya'dan yardım talep etmeye sevk etmiş, Avustralya da güvenliği yeniden tesis etmek ve hükümet kurumlarını yeniden inşa etmek için bir uluslararası koalisyona liderlik etmişti.


Solomon Adaları, Avustralya'nın doğu kıyısına 2 bin kilometreden daha az bir mesafede yer alıyor (AFP)

Çin ve Solomon Adaları: Batı'yı endişelendiren bir anlaşma
19 Nisan'da Pekin, Solomon Adaları ile geniş çaplı bir güvenlik anlaşması imzaladığını duyurdu. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin periyodik basın toplantısında, "Çin ve Solomon Adaları dışişleri bakanları yakın zamanda güvenlik iş birliğine ilişkin çerçeve anlaşmayı resmen imzaladılar" dedi.
Aslında bu durum şaşırtıcı değildi. Geçen yazdan beri Solomon Adaları'nın başkenti Honiara ile Pekin arasında gizli görüşmeler yapıldığına dair söylentiler dolaşıyordu. Çok geçmeden de söylentiler, Batılı çevrelerde yaygın tartışmalara neden olan internete sızdırılmış bir belgeye dönüştü.
Belgede güvenlik temelli iş birliğiyle ilgili ifadeler geniş, esnek ve tanımsız. Sızdırılan anlaşma taslağı, Çin polisi ve donanma kuvvetlerinin Solomon Adaları'nda konuşlandırılmasına izin veren öneriler içeriyor.
Daha sonra İngiliz The Times gazetesi, sızdırılan belgenin içeriğini yayınladı. Böylece, Çin'in uzun zamandır planladığı, Avustralya anakarasından 1,609 kilometre uzaklıktaki Solomon Adaları'nda kendisi için bir askeri üs kurmaya dair planını uygulama niyetinde olduğu açığa çıktı.
Tarihsiz anlaşma taslağı, "Solomon Adaları Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Arasında Güvenlik İşbirliği Çerçeve Anlaşması" başlığını taşıyor. Taslak, Çin gemilerinin "Solomon Adaları'nı bakım, yükleme, yanaşma ve denize açılma için kullanmalarına" izin verildiğini belirtiyor, ancak gemilerin niteliğini belirlemiyor.
Konuyu daha belirsiz kılan ve Batılı çevrelerde daha fazla endişe uyandıran husus belki de, anlaşmanın iki hükümetin de "bu konuda anlaşmadıkça aralarındaki iş birliğine ilişkin bilgileri" ifşa etmemesini öngören bir gizlilik maddesi içermesi.
Çin'in Solomon Adaları ile yaptığı güvenlik anlaşmasının gerçek boyutları nelerdir?
Okuyucunun Pekin ile Batılı güçler arasındaki mevcut ve yaklaşmakta olan jeopolitik çekişmenin özelliklerini ve hatlarını anlaması için belki de öncelikle Çin’in Pasifik bölgesine yönelik bakış açısına ve düşünme biçimine bakılmalı.

Çin’in kalkınma bağışları ve askeri genişlemeler
2021’in Eylül ayında, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare arasındaki bir telefon görüşmesi sırasında, Cinping, Çin'in yoksulluğu azaltma konusundaki deneyimlerini paylaşmaya, Solomon Adaları ve diğer Pasifik ada ülkeleriyle kalkınma temelli iş birliğini derinleştirmeye istekli olduğunu kaydetti.
Çin’in dünyanın doğusunda ve batısında olsun bir ülkeye giriş yolu aynı gibi görünüyor; sahip olduğu birikmiş finansal fazlalıktan, bazı ulusların ve halkların yatırım ve kalkınma için daha fazla fon ihtiyacından yararlanmak. Birçok kişi bunu Çin'in nükleer caydırıcılıktan ziyade parasal caydırıcılığı kullanması olarak görüyor.
Solomon Adaları ve Çin arasındaki ilişkilerde ilginç olan, çok yeni olması, zira diplomatik ilişkiler aşamasının üzerinden sadece iki yıl (daha fazla değil) geçti. Bu durum, geleneksel Batılı güçleri binlerce kez hakları olan şu soruyu sormaya itiyor: Çin nüfuzunu genişletmeyi, ABD'nin kendisi ile gelecekteki savaşında güvendiği Avustralya'ya yakın, çok önemli bir konuma sahip olan ve sadece yarım milyon olan bir nüfusu kontrol etmeyi başarırsa, bu stratejik adalarda durum ne gibi bir değişikliğe uğrayabilir?
Çin Devlet Başkanı Cinping, Çin'in sadece Solomon Adaları'na değil, aynı zamanda tüm Pasifik ada ülkelerine, yoksulluğu azaltmak için kendi ulusal koşullarıyla uyumlu bir kalkınma yolu bulma konusunda yardım etmeye istekli olduğunu söylüyor. Böylece bu ülkelerin, büyük halk sağlığı olayları ve doğal afetlerle daha iyi başa çıkabileceklerini, iklim değişikliğiyle mücadele kabiliyetlerini geliştirebileceklerini belirtiyor.
Cinping’in sözleri Çin'in Solomon Adaları'na yönelik niyetini tekit ediyor. Cinping, Çin'in, Solomon Adaları'nın bağımsız olarak kendi ulusal koşullarına uygun bir kalkınma yolunu keşfetmesine saygı duyduğunu, Solomon Adaları halkının daha iyi bir yaşam arayışına yönelik çabalarını desteklediğini kabul ediyor.
Bunun da ötesinde, Çin'in Solomon Adaları ile taraflar arası alışverişi güçlendirmeye ve çeşitli alanlarda pratik iş birliğini derinleştirmeye istekli olduğunu ifade ediyor.
Bunlar ekonomik kalkınma temelli iş birliğinin özellikleri mi yoksa tüm bunların ötesine geçen, kesinlikle bir kutup ve süper güç olma yolunda ilerleyen Çin'in stratejilerine hizmet edecek bir varoluşun hazırlığı mı?

AUKUS’a yanıt: Çin askeri üssü
Çin'in Solomon Adaları ile ittifakı, geçtiğimiz yıl Ağustos ayında açıklanan ve ABD, İngiltere ve Avustralya'yı bir araya getiren "AUKUS" ittifakı gelişmelerinden, Avustralya'ya balistik füzeler taşıyabilen, Çin’in tümüne olmasa da çoğu kuluçka merkezine kolayca ulaşabilecek uzun menzilli nükleer savaş başlıklarına sahip Virginia denizaltıları ile donatılması meselesinden ayrı düşünülemez.
Burada bir soru gün yüzüne çıkıyor: Çin, Solomon Adaları'nda bugün ve gelecekte "AUKUS" planlarına doğrudan karşılık verecek bir askeri üs kurmayı mı planlıyor?
Başta Avustralya, İngiltere ve ABD olmak üzere ilgili Batılı çevrelerin, Çin'in gerçekten de Solomon Adaları topraklarında askeri bir üs kurmaya yönelik bir planının bulunduğunun tamamen farkında oldukları söylenebilir. Avustralya Ulusal Üniversitesi Ulusal Güvenlik Fakültesi Dekanı Rory Medcalf, “Australian” gazetesine yaptığı açıklamada, "Anlaşma gerçekse (ki büyük olasılıkla öyle) Çin için Pasifik Okyanusu’nda bir askeri üs kurmayı amaçlayan bir arka kapı, Solomon Adası topraklarındaki silahlı bir varlığa giriştir" dedi.
Avustralya ve Yeni Zelanda'nın uzun süredir Pekin'in bir miktar destek ve yardım karşılığında Pasifik Okyanusu'ndaki küçük ada devletlerinden biri ile topraklarında kendisine bir üs kurma konusunda anlaşmasından ve savaş gemileri için bir dayanak noktası sağlamasından korktukları biliniyor.


Çin, yerel yönetimlerin bunu yapma imkânının olmadığını iddia ettiği yerlerde ekonomik varlığını korumak için askeri güç kullanma ilkesini yerleştirmeye çalışıyor (AP)

Avustralya çevresinde bir Küba örneğini reddediyor
Solomon Adaları ile Çin arasındaki bu güvenlik anlaşmasının dayatılması konusunda Avustralya'dan yapılan belki de en yüksek dozlu açıklama, Başbakan Yardımcısı Barnaby Joyce'un "Kıyılarımızın karşısında küçük bir Küba istemiyoruz" açıklamasıydı. Bu, geçen yüzyılın altmışlı yıllarında, Moskova, Florida'dan sadece birkaç kilometre uzaklıktaki Küba adasında bir balistik füze üssü kurmaya çalıştığında, Sovyetler Birliği ile ABD arasında yaşanan çekişmeye açık bir göndermeydi.
Nisan ayının ikinci haftasında, Avustralyalı üst düzey yetkililer bazıları açıklanan, bazıları ise perde arkasında gerçekleşen toplantılar gerçekleştirdiler. Reuters ajansına göre hepsinin de amacı, Honiara'dan pozisyonunu değiştirmesini ve ondan önerilen anlaşmayı imzalamamasını talep etmekti.
Ancak Solomon Adaları Başbakanı'nın Çin ile ittifak projesinde ilerlemekte olduğu çok açık. Bilindiği üzere yaklaşık 2 yıl önce Tayvan'ı destekleyen tutumunu değiştirdi ve ülkesinin Çin'in talep ettiği birleşik Çin fikrini desteklediğini açıkladı. Bu da iki ülkeyi yakınlaştırdı ve diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağladı.
31 Mart'ta Solomon Adaları, Çin ile formüle etmeye devam ettiği güvenlik anlaşmasının Çin'in kendi topraklarında askeri üs inşa etmesine izin vermeyeceğini resmi olarak vurguladı.
Solomon Adaları hükümeti, geleneksel Batılı güçlerin korkularını yatıştırmaya çalışarak, anlaşmayı “sadece paraflı bir anlaşma taslağı” diye tanımladı. Hükümet karşıtı yorumcuların yaydığını söylediği yanlış bilgilerin aksine, anlaşmanın Çin'e bir askeri üs kurma çağrısında bulunmadığının altını çizdi.
Solomon Adaları yaptığı resmi açıklamada, "Hükümet, bir askeri üsse ev sahipliği yapmanın güvenlik açısından sonuçlarının farkındadır ve himayesi altında böyle bir girişime müsamaha göstermeyecektir" diye de ekledi.
Bu tür açıklamalar Batılı müttefikleri yatıştırır mı? Yoksa bu Çin hilesine hiç kimse, özellikle de Çin nüfuzunun Pasifik Okyanusu'nun çok ötesine kadar (zira o noktada ABD’nin batısı bulunuyor) yayılmamasında birinci çıkar sahibi ABD kanmadı mı?

Washington ve uygun şekilde karşılık vermek
Çin'in Solomon Adaları ile yaptığı güvenlik anlaşması bahsinin, ABD'nin resmi kurumları ve medya kuruluşlarının dikkatinden kaçması mümkün değil.
Kendi payına The New York Times, bu anlaşmanın anlamı ve yapısı, Pasifik'te canlı bir taşımacılık bölgesinde güç dengesini nasıl tehdit ettiği ve yankılarının dünyanın diğer bölgelerine yayılmasından nasıl korkulduğu tartışmasının kapısını ardına kadar açtı.
New York Times bunu, "Çin yatırımlarının her yerde göründüğü bir dünyada, diğer birçok ülke, Pekin kuvvetlerinin benzer bir anlaşmayla girişine izin vermek için benzer bir baskıyla karşı karşıya kalabilir" şeklinde açıkladı.

Çin bu anlaşma ile neyi yerleştirmeye çalışıyor?
Cevabı, Tasmania Üniversitesi’nden Hukuk Profesörü Richard Herr'de buluyoruz. Herr, "Bu anlaşma aracılığıyla Çin, yerel yönetimlerin bunu yapma imkânının olmadığını iddia ettiği yerlerde ekonomik varlığını korumak için askeri güç kullanma ilkesini yerleştirmeye çalışıyor” ifadelerini kullanıyor.
Anlaşma hikayesi, "dünyanın geri kalanına Çin'in küresel sistemi kendi lehine yeniden dengelemeye çalıştığı dersi sunduğu" gerekçesiyle aslında ABD’yi oldukça rahatsız ediyor. Zira bu çıkarlar, ister ticaret yollarının açılması, isterse askeri bir tesis kurulması veya bir güvenlik anlaşmasının imzalanması anlamına gelsin, Pekin demokrasi ve özgür bir açık dünya pahasına kendi çıkarları doğrultusunda hareket edecek.
Resmi ABD pozisyonunu çok beklememize gerek kalmadı, 22 Nisan Cuma günü, Washington, Çin'in Solomon Adaları'nda askeri üs kurması halinde karşılık vereceği konusunda resmi uyarıda bulundu. Beyaz Saray, üst düzey bir ABD heyetinin Solomon Adaları'ndaki yönetimi, anlaşmanın Washington ve müttefiklerine "bölgesel güvenlik yansımalarının olabileceği" konusunda uyardığını duyurdu.
Beyaz Saray açıklamasında ne denildi?
Açıklama metninde, "Heyet, fiili kalıcı bir askeri mevcudiyet, hegemonya dayatma veya askeri tesis kurma yönünde adımlar atılırsa, ABD'nin birçok endişesi olacağını ve gerektiği gibi yanıt vereceğini açıkça belirtti" denildi.
"Gerektiği gibi yanıt verme" ifadesi, Pasifik sularındaki geleneksel Amerikan nüfuzuna yönelik gelecekteki tehditleri ortadan kaldıracak askeri bir harekâta girişileceğine yönelik açık ve net bir tehdit olarak kabul edilebilir mi?
Gerçekten de böyle olabilir. Her ne kadar Başbakan Sogavere, Çin’e ait hiçbir askeri üssün kurulmayacağı, uzun vadeli bir askeri varlığın veya hegemonyanın olmayacağına dair Amerikalılara birden fazla vesile ve fırsatta güvenceler verse de.
Washington, Honiara'nın pozisyonuna güveniyor mu?
Kesinlikle güvenmiyor. Nitekim resmi açıklamada, Washington'un gelişmeleri yakından takip edeceği ve bölgesel ortakları, özellikle de Avustralya, Yeni Zelanda ve tabii ki perde arkasından da olsa İngiltere ile istişare içinde olacağı belirtildi.
Ancak Amerikalıları endişelendiren daha geniş ve önemli soru işareti şu: Çin'in Solomon Adaları ile yaptığı bu güvenlik anlaşması, Çin donanmasının gelişerek Amerikan donanmasını aşan küresel bir düzeye ulaşacağı gelecekteki bir Çin programını mı yansıtıyor? Ada devletleri tarafından sevilen ve arzulanan (hele ki ev sahibi ülkeyi sınırlamayıp dünyadaki Amerikan nüfuzuna zarar veriyorsa) bu tür anlaşmalar olur da tekrarlanırsa Çin için bu, uzak bir ihtimal değil.

Çin ve ABD donanmaları arasındaki mücadele
İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana ABD için ilk ve en önemli güvence, denizlerde ve okyanuslarda egemenlikti. Bu, uzayı keşif fikrinin ortaya çıkmasından önce geçerliydi ve muhtemelen ondan sonra da geçerli kalacak.
Bu bağlamda, ABD Donanması'nın özellikle son 30 yılda ABD'nin tek kutuplu ve dünyanın kaynakları üzerinde tek söz sahibi olan nüfuzunu gerçekten de pekiştirdiği söylenebilir. Bu dönemde Rusya'nın sadece bir uçak gemisi vardı, buna karşılık Çin uluslararası kutuplar haritasında daha görünmemişti.
Son zamanlarda durum ve eğilimler değişti. Çin, savaş filosunda hizmet veren deniz gemilerinin sayısı bakımından ABD’yi geride bırakarak, dünyada ilk sıraya yerleşti.
Eylül 2020'de ABD Savunma Bakanlığı, Çin Donanması'nın şu anda 350 savaş gemisine sahip olduğunu, ABD Donanması'nın ise sadece 293 gemisi olduğunu belirten bir rapor yayınladı.
ABD Donanması daha az sayıda gemiye sahip olsa da boyutları daha büyük. Bununla birlikte, Çin'in savaş gemileri inşa etmekteki muazzam hızı ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin son 30 yılda askeri bütçesinin katlanarak arttığı hesaba katılırsa, bu göreli avantaj hızla ortadan kalkabilir.
Küresel kutuplar ufkuna doğru eşi görülmemiş bir cesaretle ilerleyen bir kutup olan Çin'in karşısında ABD’nin denizlerdeki liderliği nihayet geriliyor mu?
Çinliler, tarihi derslerden ve coğrafi savaşlardan çok çabuk öğreniyorlar. Başarısızlıkları üzerinde uzun süre durmuyorlar, aksine politikalarını geliştiriyor ve değiştiriyorlar. Stratejilerini yeniden düzenliyorlar. Dahası hedeflerine ulaşmak için engebelerin etrafından dolaşıyorlar.
1996 yılında ve tam olarak Mart ayında, ABD Donanması'na, "birleşik Çin" politikasını sürdürmeyi amaçlayan Çin’in bölgedeki füze tatbikatlarına karşılık olarak Tayvan'a doğru yola çıkması emredildi.
Kriz sona erdiğinde Çinliler, ABD Donanması'na karşı koyamayacaklarını anladılar ve o andan itibaren Çin, ABD'nin denizler üzerindeki kontrolünü kırmak için büyük bir sessizlikle de olsa çok çalıştı.
Çin buradan hareketle denizaltılarını geliştirdi ve model olacak bir deniz filosu inşa etmeye çalıştı. Ayrıca donanma gemilerini yüzlerce hatta binlerce mil öteden Amerikan uçak gemilerini vurabilecek uzun menzilli balistik füzelerle donattı. Tabii ki bu, ABD Donanması gemileri için Güney Çin Denizi'nde seyrüseferi çok riskli hale getirdi.
Nisan'ın ilk haftasında Amerikan "National Interest" dergisinde yayınlanan önemli makalesinde, eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wallace Gregson, silahlanma programlarına yapılan büyük harcama programlarının bir sonucu olan Çin'in açık deniz üstünlüğünü kabul etti.
Gregson, İkinci Dünya Savaşı'nın sonundan bugüne uzanan Amerikan deniz ve hava üstünlüğü çağının sona erdiğinden bahsetti.
Özetle, Solomon Adaları sorunu, Amerikan yaması üzerinde kaçınılmaz olarak genişleyecek başka bir delik gibi görünüyor. Nitekim ABD Donanması'nın sayıca azaldığını ve daha fazla hedef haline geldiğini bir kez daha onaylayan Gregson da bunu belirtiyor. Gregson ayrıca müttefiklerin, özellikle de Japonya ve Filipinler ile bugün onlara katılan Avustralya ve Yeni Zelanda’nın, Çin ordusuyla çatışma bölgesinin merkezinde yer aldıklarını da itiraf ediyor.
Solomon Adaları hikayesi henüz bitmiş gibi görünmüyor, ancak ABD ve Çin arasındaki çekişmede Tukidides Tuzağı hayaletinin geri dönüşüne geniş bir alan açtığına şüphe yok.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.