Biden’ın ayrımcı göçmen politikası ABD için bir istisna mı?

Ardı ardına gelen ABD yönetimleri, beyaz Avrupalı mültecileri diğerlerine tercih etmeyi sürdürdü.

Biden yönetimi, savaştan kaçan ve turist vizesi ile Meksika’ya gittikten sonra güney ABD sınırına sığınma talebinde bulunan yüzlerce Ukraynalıyı polisikalarından muaf tutuyor. (Reuters)
Biden yönetimi, savaştan kaçan ve turist vizesi ile Meksika’ya gittikten sonra güney ABD sınırına sığınma talebinde bulunan yüzlerce Ukraynalıyı polisikalarından muaf tutuyor. (Reuters)
TT

Biden’ın ayrımcı göçmen politikası ABD için bir istisna mı?

Biden yönetimi, savaştan kaçan ve turist vizesi ile Meksika’ya gittikten sonra güney ABD sınırına sığınma talebinde bulunan yüzlerce Ukraynalıyı polisikalarından muaf tutuyor. (Reuters)
Biden yönetimi, savaştan kaçan ve turist vizesi ile Meksika’ya gittikten sonra güney ABD sınırına sığınma talebinde bulunan yüzlerce Ukraynalıyı polisikalarından muaf tutuyor. (Reuters)

Tarık eş-Şami
ABD göç politikasını iyileştirmeye yönelik tüm eski vaatlere rağmen ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin ‘ABD’ye gelen Ukraynalı mültecileri diğer mültecilere uygulanan bazı kısıtlamalardan muaf tutma’ kararı, ‘yönetimi ayrımcı ve ırkçı bir göç politikası uygulamakla suçlayan’ bir eleştiri fırtınasına yol açtı. Aynı şekilde bu karar, eski ABD yönetimlerinin on yıllardır sürdürdüğü ayrımcı politikaların aynısını uyguladığını da kanıtlıyor. Peki, bu politika değişebilir mi yoksa yakın zamanda bitmeyecek uzun bir kültürün parçası mı?

Ukraynalılar istisna
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre ABD yönetimi son iki yılda sığınma talbinde bulunanlar da dahil olmak üzere Meksika ve Kanada ile olan kara sınırlarından ülkeye girişleri engelledi. ABD makamları, ülkede bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemeyi amaçlayan 1944 tarihli Halk Sağlığı Yasası’nın 42’inci maddesi olarak bilinen acil halk sağlığı düzenine güveniyor. Yasa, 2020 yılında Kovid-19 pandemisinin başlamasıyla birlikte eski Başkan Donald Trump yönetimi tarafından yeniden canlandırıldı. Göç birimi yetkilileri, bu sağlık emrini daimî ikametgahı veya geçerli bir giriş vizesi olmayan yasa dışı göçmenleri sınır dışı etmek için kullandı. Birçok göçmen, ABD’ye tekrar tekrar girme girişimlerinde bulunduktan sonra defalarca sınır dışı edildi.
Başkan Biden yönetimi geçen şubat ayı sonunda Rusya’nın saldırısının ardından ülkelerindeki savaştan kaçan yüzlerce Ukraynalıyı politikalardan muaf tuttu. Turist vizesiyle Meksika’ya ulaşmaları sonrasında sığınma talebinde bulunmak üzere ABD’nin güney sınırına ulaştılar. İstisna, 11 Mart 2022 tarihinde Biden yönetiminin Gümrük ve Sınır Koruma görevlilerinin Ukraynalıları 42’inci maddeden muaf tutmasına ve bazı Ukraynalı ailelerin girişine izin veren uygulamalar getirmesiyle gündeme geldi.

Ayrımcı politika
Ancak bu istisna, maruz kaldıkları risk ne olursa olsun, Ukraynalı olmayan diğer sığınmacılar için geçerli değildi. Ukraynalı sığınmacılara ‘Afrika, Haiti, Orta Amerika ve dünyanın diğer bölgelerinden gelen sığınmacılara göre’ farklı şekilde davranılması, yönetimin ‘göçmenlik politikalarını ırkçı yollarla dayattığı’ yönünde eleştirilere yol açtı. Eleştirilerde ayrıca, ABD idaresinin çoğunlukla Hristiyanlardan oluşan beyaz ve Avrupalı mültecileri diğer gruplara tercih ettiği yönünde söylemlere de yer verildi.  

Gelecekteki engeller
Ancak Biden yönetimi bu ayın sonunda 42’inci maddeyi feshedeceğini açıkladı. Obama döneminin göç konusunda yaptığı bazı hataların tekrarlanmaması için tüm sığınmacılara eşit davranacağını ancak Beyaz Saray’ın hem mahkemelerde hem de ABD Kongresi’nde bir dizi aksilikle karşı karşıya kaldığını dile getirdi. Ayrıca başkent Washington’daki bir temyiz mahkemesi, hükümetin salgın sırasında sağlık riski oluşturabilecek göçmenleri sınır dışı etmeye devam edebileceği kararı aldı. Biden yönetiminin 42’inci maddeyi askıya almasını önlemek için uzun vadeli bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi de muhtemel. Aynı şekilde hukuk mücadelesi, Yüksek Mahkeme’ye kadar ulaştı. Mahkeme, geçen hafta Biden yönetiminin Trump’ın ‘sığınmacıların Meksika’da kalmasını gerektiren’ politikasını sona erdirmek için harekete geçtiğinde yasal davranıp davranmadığı hususunda bazı gerekçeler dinlemişti. 
Öyle görünüyor ki Başkan Biden, göçmenlik politikasını reforme etmek için kampanya vaatlerini yerine getiremeyecek. Öyle ki pandemi dönemindeki sınır dışı edilme eylemlerinin sona erdirilmesi yönünde var olan partizan ayrım, Kongre’deki yasama tartışmalarına da hâkim ve ülkedeki en zorlu seçim yarışında bir yankı uyandırıyor.
Ancak göçmenler alanındaki birçok tarihçi ve uzman, ABD’nin mültecilere ve sığınmacılara yönelik politikasının pratikte onlarca yıldır ırk ve din temelinde ayrımcı olduğuna inanıyor. Öyle ki bu politika, Başkan Biden ve ondan önceki Başkan Trump yönetimi ile sınırlı değildi. Bu durum, özellikle Çinliler, Asyalılar ve Haitili mülteciler ve Müslüman mültecilerle ilgili göç araştırmalarındaki tarihi gerçekler aracılığıyla açığa çıkarıldı.

Asyalı mülteciler
Irk, Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında kimin mülteci olarak kabul edileceğinin belirlenmesinde önemli bir rol oynadı. Doğu Avrupa ve Doğu Asya’daki komünist rejimlerden kaçan milyonlarca kişinin göçü, bu bölgelerde insani krizlere yol açtı. Bu da büyük bir uluslararası baskı altında 1953’te ABD Kongresi’nin, özellikle mültecileri hedef alan Mülteci Yardım Yasası’nı yürürlüğe koymasına neden oldu. Tarihçi Carl J. Bon Tempo, Başkan Dwight D. Eisenhower ve çoğu ABD’li yasa koyucuların ‘mülteci’ kelimesinin ‘Komünizm karşıtı bir Avrupalı’ anlamına geldiğine inandığını belirtti. Yasa, mülteciler için belirlenen 214 bin vizeden, Asyalılara yalnızca 5 bin (Çinlilere 2 bin ve Uzak Doğu’dan gelen mültecilere 3 bin) vizelik bir kota tahsis ederken üç yıllık bir süre zarfında güney ve doğu Avrupa’dan gelen mülteciler için yaklaşık 200 bin vize verildi.
Irk yanlılığı, mülteci kabulüne ilişkin uluslararası tavrı da etkiledi. 1940’lı yılların sonlarında ve 1950’li yılların başlarında BM yetkilileri, Avrupa’daki yerinden edilmiş halkı, insani bir kriz olarak ilan ederken mültecileri kabul ederek bu baskıları hafifletmek için uluslararası topluma çağrı yaptılar. Ancak sonraki 10 yılda ABD, Fransa ve İngiltere de dahil olmak üzere Batı ülkeleri, ‘Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği’ni kontrol altına almak ve Batılı kapitalist toplumların Demir Perde’nin ardında var olan yaşam üzerindeki üstünlüğünü göstermek’ için daha geniş bir halkla ilişkiler stratejisinin bir parçası olarak milyonlarca Avrupalı evsizi kabul etti. 1949 komünist devrimi tarafından yerinden edilen milyonlarca Çinli ise hoş karşılanmadı.
1950’li yılların başlarında İngiliz kontrolü altında olan Hong Kong’un halkı, Çin’in iç savaştan ve komünist yönetimden kaçmasıyla insani krize yol açtı. Ancak çoğu Batı ülkesi, Çinlileri ve diğer Asyalıları göçün dışında tutmaya devam etti. ABD göçmenlik yasasında Asyalıların ‘vatandaşlık için uygun olmayan yabancılar’ olarak göç etmelerini engelleyen istisnai hükümler kaldırılmadı.

Haitili mülteciler
Çoğu siyah olan ilk Haitili sığınmacılar, 1963 yılında ekonomik eşitsizlik ve siyasi muhalefetin aşırı şiddetle bastırılmasıyla damgasını vuran François Duvalier yönetimi sırasında ABD’ye tekneyle ulaşmaya çalıştı. Aynı şekilde 80 binden fazla kişi, 1973 ve 1991 yılları arasında ABD’ye sığınmaya çalıştı. Ayrıca ABD makamları, davalarına bakmak zorunda kalmamak için sürekli olarak Haiti'den gelen sığınmacıların teknelerini durdurmaya ve onları geri göndermeye çalıştı. 1980 ve 1990’larda durum daha da kötüleşti. ABD hükümetinin komünist ülkelerden gelen mültecilere öncelik vermesi nedeniyle Haitili sığınmacıların tümü reddedildi.
Florida eyaletindeki ABD mahkemeleri, bu tür bulguların tek nedeninin ırk ayrımcılığı olabileceğine dikkat çektiler. Çoğunlukla beyaz olan Kübalı mülteciler ile siyahi Haitili mülteciler arasındaki sığınma başvurularına yanıt olarak farklılığa vurgu yaptı.
Bunların yanı sıra aynı zaman diliminde ve Haiti’den gelen siyahi sığınmacıların reddedilmesi çerçevesinde çoğunluğu beyaz olan Avrupalı göçmenlerin 1990’da göçmenlik yasası ile kurulan çeşitlilik vize sistemini tercih ettikleri ortaya çıktı. Örneğin Kuzey İrlanda, Birleşik Krallık’tan ayrı bir ülke olarak sınıflandırıldı ve İrlandalı göçmenlere 1992 ve 1994 yılları arasında yüzde 40 oranında ‘çeşitlilik geçişi’ vizesi verildi. Bugüne kadar benzer ırkçılık ve ayrımcı muamele suçlamaları geçtiğimiz birkaç ay içinde su yüzüne çıktı. Ayrıca Haiti’den gelen sığınmacılar tekrar Haiti’ye yönelik uçuşlarla ABD- Meksika sınırına getirilerek aşağılayıcı muameleye maruz bırakıldı.

Suriyeli mülteciler ve Müslümanlara ynelik yasak
Ocak 2017 başlarında dönemin başkanı Donald Trump, birçok mülteci savunucusunun ‘Müslüman yasağı’ olarak tanımladığı bir dizi yürütme emri yayınladı. Çünkü yasak, çoğu 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşından ve DEAŞ’ın şiddetinden kaçan Suriyeliler de dahil olmak üzere Müslüman çoğunluklu ülkelerden insanların girişini askıya aldı.
Ertesi ay yayınlanan yasağın bir sonraki değiştirilmiş nüshasında, birkaç istisna dışında Suriyeli mültecilerin ABD çıkarlarına zarar verdiği iddia edildi. Bu, 2016’dan önce kabul edilen sayısı 12 bin 587’den 2016- 2018 arasında 76’ya düşen Suriyeli mültecilerin sayısının azalmasına katkıda bulundu.
Araştırmalar, ABD hükümetinin dışlayıcı sığınma politikasını ‘Müslüman mültecilerin terörizme karıştığı şüphesiyle’ ırk ve din temelinde meşrulaştırdığını gösteriyor. Öyle ki Başkan Trump, konuşmalarında Suriyelileri ‘ABD’ye terör bulaştıran bir Truva atı’ olarak nitelendirdi.
Mülteci ve sığınmacılara yönelik uluslararası sözleşmeler, açıkça mültecilerin kabulünün ihtiyaç temelinde olması gerektiğini belirtiyor. ABD yasaları ilkesel olarak ülke tarihindeki bu önemli anların, ABD’ye kimin girip oradan kimin ayrıldığını belirlemede ırk, din ve diğer faktörlerin nasıl bir rol oynadığını gösterdiğini de ortaya koyuyor. Ukrayna’daki savaştan kaçan mültecilerin, ABD ve diğer ülkelerinin desteğini hak ettiğine dair şüphe yok. Birbirlerinden farklı mülteci gruplara yönelik muameleler arasındaki çelişki, ABD’de sığınma alma sürecinin halen adil olmaktan uzak olduğunu kesin olarak gösteriyor.



ABD'nin Salt Lake City kentinde meydana gelen silahlı saldırıda iki kişi hayatını kaybetti

Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)
Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)
TT

ABD'nin Salt Lake City kentinde meydana gelen silahlı saldırıda iki kişi hayatını kaybetti

Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)
Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)

Yerel medya dün, ABD’nin Utah eyaletindeki Salt Lake City kentinde bir kilisede düzenlenen cenaze töreni sırasında meydana gelen silahlı saldırıda iki kişinin hayatını kaybettiğini, bazı kişilerin de yaralandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Deseret News’ten aktardığına göre saldırı, kiliseye ait otoparkta gerçekleşti. KUTV televizyonu ise şüphelinin henüz yakalanamadığını aktardı.

Saldırı sırasında kilise içinde onlarca kişinin bulunduğu, hayatını kaybedenlerin ve yaralananların tamamının yetişkin olduğu kaydedildi.

AP’nin aktardığına göre polis, saldırganın herhangi bir dine karşı özel bir husumet taşıdığına dair bulgu olmadığını açıkladı.

xsdfrgt
Kilise binasının yanındaki polis aracı (AP)

Salt Lake City Polis Şefi Brian Reid, “Bunun belirli bir dine veya benzer bir şeye yönelik hedefli bir saldırı olduğunu düşünmüyoruz” dedi.

Polis, olayın rastgele gerçekleştiğine de inanmadıklarını açıkladı. Yetkililer, hâlâ herhangi bir şüphelinin yakalanmadığını bildirdi.

Brennan McIntyre, eşi Kina ile birlikte otoparkın bitişiğindeki dairelerinde televizyon izlerken silah seslerini duyduklarını söyledi. McIntyre, “Koltuktan fırladım ve durumu görmek için dışarı koştum” dedi.

McIntyre, “O anda yerde birini gördüm. İnsanlar ona yardım etmeye çalışıyor, ağlıyor ve bağrışıyordu” şeklinde konuştu.

juı
Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)

Olayın ardından yaklaşık 100 polis ve güvenlik aracı bölgeye sevk edildi, helikopterler ise havadan gözetleme yaptı.

Belediye Başkanı Erin Mendenhall, “Böyle bir şeyin asla ibadet yerinde olmaması gerekirdi. Asla bir cenaze töreni alanında yaşanmamalıydı” ifadelerini kullandı.

Kilisenin sözcüsü, kurumun kolluk kuvvetleriyle iş birliği içinde olduğunu ve kurtarma ekiplerinin çabalarına minnettar olduklarını açıkladı.

xcdfgth
Olayın meydana geldiği kilisenin yakınında sevdiklerinin yasını tutan yakınları (AP)

Kilisenin merkezi Salt Lake City’de bulunuyor ve Utah eyaletinin 3,5 milyonluk nüfusunun yaklaşık yarısı bu dine mensup. Silahlı saldırının yaşandığı kiliseye benzer ibadet yerleri, eyalet ve şehir genelinde farklı bölgelerde de yer alıyor. Geçen ay Michigan eyaletinde eski bir deniz piyadesinin bir kilisede ateş açıp yangın çıkarmasının ardından, bu kilise de en yüksek güvenlik alarmı durumuna geçirildi. Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırganın motivasyonunun ‘dine yönelik düşmanca inançlar’ olduğunu belirledi.


WSJ: Trump, Venezuela petrolünü kontrol altına almayı ve varil fiyatını 50 dolara düşürmeyi düşünüyor

Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)
Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)
TT

WSJ: Trump, Venezuela petrolünü kontrol altına almayı ve varil fiyatını 50 dolara düşürmeyi düşünüyor

Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)
Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)

Wall Street Journal (WSJ) dün yayımladığı haberde, ABD Başkanı Donald Trump ve danışmanlarının önümüzdeki yıllarda Venezuela petrol sektöründe hakimiyet kurmayı planladığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın WSJ’den aktardığına göre Trump, çabalarının petrol fiyatlarını varil başına 50 dolara düşürmeye yardımcı olabileceğine inandığını yardımcılarına iletti.

Haberde, konuya yakın kaynaklara dayandırılarak, ABD’nin, devlet şirketi Petreleos de Venezuela (PDVSA) üzerinde belirli bir kontrol sağlamayı, şirketin petrol üretiminin büyük bir kısmını ele geçirip pazarlamayı içeren bir plan üzerinde çalıştığı öne sürüldü. Reuters, haberin doğruluğunu henüz bağımsız olarak teyit edemedi.


Çin silahları Sahel bölgesine hâkim: Peki neden?

Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
TT

Çin silahları Sahel bölgesine hâkim: Peki neden?

Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)

Ali Yahi

Sahel bölgesi, askeri cuntaları iktidara getiren darbeler nedeniyle ülkeleri her düzeyde kırılganlık yaşarken, uluslararası çatışmanın ve büyük güçlerin savaş arenası haline geldi. Askeri darbeler, silahlı hareketlerin ve terör örgütlerinin yeniden canlanmasının yanı sıra, uluslararası organize suç ağlarının da oluşmasına yol açan bir güvenlik boşluğuna neden oldu. Bu durum, Çin de dahil olmak üzere dış tarafları, silah anlaşmaları dahil çeşitli kanallar aracılığıyla “yumuşak” müdahaleye teşvik etti.

Silah ithalatının yüzde 26'sı Çin'den

Fransız “Jeune Afrique” dergisinde yayınlanan bir haber, Çin'in Batı ülkelerine kıyasla sunduğu sayısız avantajın gölgesinde, Pekin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışlarındaki artışı ortaya koydu. Haber ayrıca 2020-2024 yılları arasında Batı Afrika'daki silah ithalatının dörtte birinden fazlasının, yani askeri teçhizatın yaklaşık yüzde 26'sının Çin'den ithal edildiğini de açıkladı. Burkina Faso, Fildişi Sahili, Mali, Moritanya, Nijer ve Senegal’in talebin en yüksek talebin en yüksek olduğu ülkeler olduğu belirtildi.

hyjukıl
Bölge ülkelerinin Çin askeri teçhizatı alımları ihtiyaçlarına göre değişiyor (AFP)

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nde (SIPRI) araştırmacı olan Simon Wezeman, Pekin'in Sahel bölgesi de dahil olmak üzere Batı Afrika'da önde gelen silah ve askeri teçhizat tedarikçisi haline geldiğini vurguladı. Jeune Afrique dergisinin haberi bağlamında, bu değişimin iki faktörden kaynaklandığını belirtti; birincisi, Pekin'in kıtanın kaynaklarına olan stratejik ilgisi ve ekonomik varlığını güçlendirme ve bölge pazarlarına erişimi güvence altına alma çabaları. İkinci faktör ise rejimlerin zayıflığından kaynaklanan kırılgan güvenlik durumu nedeniyle bölgede silaha olan talebin artması. Çin silahları, Batılı muadillerine kıyasla daha düşük maliyetleri nedeniyle güçlü bir rakip haline geldi. Dahası, Fransa ve ABD gibi Batılı ortakların insan hakları endişeleri nedeniyle bazı Batı Afrika ülkelerine silah ihracatı üzerindeki kontrollerini sıkılaştırmaları gibi siyasi ve insan haklarıyla ilgili kısıtlamalardan da muaflar.

Artan bölgesel talep

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü, bölge ülkelerinin Çin askeri teçhizatı alımlarının ihtiyaçlarına göre değiştiğini, ancak zırhlı araçlar ve insansız hava araçlarının en çok talep edilen ürünler olduğunu vurguladı. Burkina Faso, 2015 ile 2024 yılları arasında 122 araç ile her türden zırhlı aracın en büyük alıcısı olurken, onu 118 araçla Nijerya takip etti. Enstitü ayrıca, Afrika ordularının yaklaşık yüzde 70'inin Çin zırhlı araçlarına sahip olduğunu belirtti.

Haberde, bölgedeki Amerikan nüfuzunun gerilediği, Pekin'in askeri varlığının ise genişlediği ifade edildi. Son yirmi yılda Çin, 20 ortak askeri tatbikat gerçekleştirdi, Afrika limanlarına 44 ziyaret yaptı ve üst düzey askeri yetkililer arasında yüzlerce karşılıklı ziyaret gerçekleştirildi. Haber, Çin'in askeri varlığında yaşanan bu genişlemeyi, 2015-2019 yılları arasında bölgesel silah talebinde yüzde 100'lük bir artış ile 2010-2014 dönemine kıyasla yüzde 82'lik artışa bağladı. En yüksek artışlar Burkina Faso, Fildişi Sahili, Mali, Moritanya, Nijer ve Senegal'de kaydedildi. Haberde, Rusya'nın Ukrayna'ya yapılan saldırıdan bu yana ihracatını azaltmasına rağmen, Afrika kıtasında önemli bir silah tedarikçisi olmaya devam ettiği de belirtildi.

Ekonomiden stratejik güvenlik ortaklıklarına

Bu bağlamda, Uluslararası İlişkiler Profesörü Selim Talis, kendisi ile özel röportajda, Afrika'da her düzeyde yaşanan dönüşümlerin Pekin'i nüfuzunu güçlendirmeyi amaçlayan proaktif adımlar atmaya sevk ettiğini belirtti. Bu adımlar, sık sık ziyaretler yoluyla Afrika ülkeleriyle, özellikle Sahel bölgesindekilerle, askeri iş birliğini genişletmeyi, Afrikalı subayların eğitimini ve yetiştirilmesini denetlemeyi, çeşitli silah türleri satmayı ve ortak askeri tatbikatlar yapmayı içeriyor. Çin'in Cibuti'deki üssüne ilave olarak Batı Afrika'da ikinci bir kalıcı askeri üs edinme çabalarına işaret eden haberlerin, Pekin'in Afrika ile ilgili niyetlerini ortaya koyduğunu açıkladı.

Talis, saldırıların artması ve bilhassa can kayıplarının boyutu ile terör örgütlerinin kontrolünün genişlemesi göz önüne alındığında, Sahel bölgesinin küresel terörizmin merkezi haline geldiğini, buna karşılık iktidardaki askeri cuntaların başarısız olduğunu belirtti. Bu durum, Çin'i bir dayanak noktası arayışı içinde bölgeye sızmaya itti. Pekin'in Sahel bölgesinde büyük güçlerin tek başlarına nüfuz için rekabet etmelerine izin vermediğini, bunun yerine, Mali, Nijer ve Burkina Faso Batı'nın yerini alacak yeni müttefikler ararken, Pekin’in hızla odağını ekonomik yönden stratejik güvenlik ortaklıkları kurmaya kaydırdığını söyledi.

Dünyanın dördüncü büyük silah ihracatçısı

Çin, dünyanın dördüncü büyük silah ihracatçısı sayılıyor ve çeşitli silahlı çatışmalarda yaygın kullanımı nedeniyle Çin silah satışları hızla artıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'ne göre 2020-2024 yılları arasındaki beş yıllık dönemde ortalama silah ihracatı, 2000-2004 yılları arasındaki döneme kıyasla üç kattan fazla arttı.

Enstitü, Çin'in askeri sanayisinin büyük dönüşümler geçirdiğini, seri silah üretimine odaklanmaktan niteliksel verimliliği artırmaya doğru kaydığını açıkladı. Bu durum Pekin'e modern savaşlarda rekabet avantajı sağladı, çatışmalardaki konumunu güçlendirdi ve Washington ile bölgesel müttefiklerine yeni caydırıcılık denklemleri dayattı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ayrıca, özellikle nispeten düşük fiyatlar ve ithalat üzerindeki siyasi kısıtlamaların azlığı nedeniyle, Çin bazı Afrika ve Asya ülkeleri için önemli bir silah tedarikçisi haline geldi.

Çin'in bölgede artan varlığının arkasındaki hesaplar

Sahel bölgesinde güvenlik konularında uzman bir gazeteci olan Hüseyin Lansari, Çin'in Sahel'deki artan varlığının ardında çeşitli hesaplar olduğunu değerlendiriyor. Bunlar arasında, özellikle Çinli şirketlerin ekipmanlarına yönelik saldırılar, vatandaşlarının ve işçilerinin kaçırılmasının ardından terör örgütlerinin Çin'in bölgedeki özellikle madencilik ve enerji sektörlerindeki büyüyen çıkarlarına yönelik artan tehditlerinin yanı sıra, Pekin'in bölgenin doğal kaynaklarına olan artan ilgisi de yer alıyor. Bu kaynaklar, Çin'in devasa ekonomisinin ihtiyaç duyduğu stratejik hammaddeler için hayati bir kaynak. Mali, Burkina Faso, Nijer ve bölgedeki diğer ülkeler, Çin'in teknolojik ve askeri endüstrileri için hayati önem taşıyan altın, uranyum, lityum ve diğer mineraller açısından zengin rezervlere sahip. Lansari, Pekin'in kendisini yeni bir sömürgeci güç olarak göstermemeye özen gösterdiğini ve ortaklıklarının karşılıklı fayda ve ulusal egemenliğe saygıya dayalı olduğunu vurguladığını belirtti.

Lansari, özellikle Fransız ve Amerikan varlığının gerilemesiyle birlikte, Çin'in askeri alanda yer edinmek için öncelikle ekonomik ve kalkınma yönlerine odaklandığını açıkladı. Pekin'in stratejisinin, bölgesel hükümetlerin Çin'i katı siyasi koşullar olmaksızın yatırım ve finansman alternatifleri sunabilen önemli bir ekonomik ortak olarak görmelerini sağladığını belirtti. Pekin'in eğitim, askeri ve askeri olmayan teçhizat ve istihbarat paylaşımı sağlayarak bölgedeki ülkelerle güvenlik iş birliğini geliştirdiğini ifade etti. Pekin'in bilhassa bölge hükümetleri tarafından memnuniyetle karşılanan ekonomik ve kalkınma yönlerine odaklanmasıyla, Sahel'de Çin varlığını güçlendirme fırsatlarının umut verici göründüğünü açıkladı. Uluslararası rekabetin Çin'in etkisini genişletme hevesini körüklediğini, ancak en önemli zorluğun ön siyasi koşullar veya sahada askeri varlığa sahip olmadan karşılıklı fayda sağlayabilen, güvenilir bir ortak olarak kendini sunabilme yeteneği olmaya devam ettiğini vurguladı.