Biden’ın ayrımcı göçmen politikası ABD için bir istisna mı?

Ardı ardına gelen ABD yönetimleri, beyaz Avrupalı mültecileri diğerlerine tercih etmeyi sürdürdü.

Biden yönetimi, savaştan kaçan ve turist vizesi ile Meksika’ya gittikten sonra güney ABD sınırına sığınma talebinde bulunan yüzlerce Ukraynalıyı polisikalarından muaf tutuyor. (Reuters)
Biden yönetimi, savaştan kaçan ve turist vizesi ile Meksika’ya gittikten sonra güney ABD sınırına sığınma talebinde bulunan yüzlerce Ukraynalıyı polisikalarından muaf tutuyor. (Reuters)
TT

Biden’ın ayrımcı göçmen politikası ABD için bir istisna mı?

Biden yönetimi, savaştan kaçan ve turist vizesi ile Meksika’ya gittikten sonra güney ABD sınırına sığınma talebinde bulunan yüzlerce Ukraynalıyı polisikalarından muaf tutuyor. (Reuters)
Biden yönetimi, savaştan kaçan ve turist vizesi ile Meksika’ya gittikten sonra güney ABD sınırına sığınma talebinde bulunan yüzlerce Ukraynalıyı polisikalarından muaf tutuyor. (Reuters)

Tarık eş-Şami
ABD göç politikasını iyileştirmeye yönelik tüm eski vaatlere rağmen ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin ‘ABD’ye gelen Ukraynalı mültecileri diğer mültecilere uygulanan bazı kısıtlamalardan muaf tutma’ kararı, ‘yönetimi ayrımcı ve ırkçı bir göç politikası uygulamakla suçlayan’ bir eleştiri fırtınasına yol açtı. Aynı şekilde bu karar, eski ABD yönetimlerinin on yıllardır sürdürdüğü ayrımcı politikaların aynısını uyguladığını da kanıtlıyor. Peki, bu politika değişebilir mi yoksa yakın zamanda bitmeyecek uzun bir kültürün parçası mı?

Ukraynalılar istisna
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre ABD yönetimi son iki yılda sığınma talbinde bulunanlar da dahil olmak üzere Meksika ve Kanada ile olan kara sınırlarından ülkeye girişleri engelledi. ABD makamları, ülkede bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemeyi amaçlayan 1944 tarihli Halk Sağlığı Yasası’nın 42’inci maddesi olarak bilinen acil halk sağlığı düzenine güveniyor. Yasa, 2020 yılında Kovid-19 pandemisinin başlamasıyla birlikte eski Başkan Donald Trump yönetimi tarafından yeniden canlandırıldı. Göç birimi yetkilileri, bu sağlık emrini daimî ikametgahı veya geçerli bir giriş vizesi olmayan yasa dışı göçmenleri sınır dışı etmek için kullandı. Birçok göçmen, ABD’ye tekrar tekrar girme girişimlerinde bulunduktan sonra defalarca sınır dışı edildi.
Başkan Biden yönetimi geçen şubat ayı sonunda Rusya’nın saldırısının ardından ülkelerindeki savaştan kaçan yüzlerce Ukraynalıyı politikalardan muaf tuttu. Turist vizesiyle Meksika’ya ulaşmaları sonrasında sığınma talebinde bulunmak üzere ABD’nin güney sınırına ulaştılar. İstisna, 11 Mart 2022 tarihinde Biden yönetiminin Gümrük ve Sınır Koruma görevlilerinin Ukraynalıları 42’inci maddeden muaf tutmasına ve bazı Ukraynalı ailelerin girişine izin veren uygulamalar getirmesiyle gündeme geldi.

Ayrımcı politika
Ancak bu istisna, maruz kaldıkları risk ne olursa olsun, Ukraynalı olmayan diğer sığınmacılar için geçerli değildi. Ukraynalı sığınmacılara ‘Afrika, Haiti, Orta Amerika ve dünyanın diğer bölgelerinden gelen sığınmacılara göre’ farklı şekilde davranılması, yönetimin ‘göçmenlik politikalarını ırkçı yollarla dayattığı’ yönünde eleştirilere yol açtı. Eleştirilerde ayrıca, ABD idaresinin çoğunlukla Hristiyanlardan oluşan beyaz ve Avrupalı mültecileri diğer gruplara tercih ettiği yönünde söylemlere de yer verildi.  

Gelecekteki engeller
Ancak Biden yönetimi bu ayın sonunda 42’inci maddeyi feshedeceğini açıkladı. Obama döneminin göç konusunda yaptığı bazı hataların tekrarlanmaması için tüm sığınmacılara eşit davranacağını ancak Beyaz Saray’ın hem mahkemelerde hem de ABD Kongresi’nde bir dizi aksilikle karşı karşıya kaldığını dile getirdi. Ayrıca başkent Washington’daki bir temyiz mahkemesi, hükümetin salgın sırasında sağlık riski oluşturabilecek göçmenleri sınır dışı etmeye devam edebileceği kararı aldı. Biden yönetiminin 42’inci maddeyi askıya almasını önlemek için uzun vadeli bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi de muhtemel. Aynı şekilde hukuk mücadelesi, Yüksek Mahkeme’ye kadar ulaştı. Mahkeme, geçen hafta Biden yönetiminin Trump’ın ‘sığınmacıların Meksika’da kalmasını gerektiren’ politikasını sona erdirmek için harekete geçtiğinde yasal davranıp davranmadığı hususunda bazı gerekçeler dinlemişti. 
Öyle görünüyor ki Başkan Biden, göçmenlik politikasını reforme etmek için kampanya vaatlerini yerine getiremeyecek. Öyle ki pandemi dönemindeki sınır dışı edilme eylemlerinin sona erdirilmesi yönünde var olan partizan ayrım, Kongre’deki yasama tartışmalarına da hâkim ve ülkedeki en zorlu seçim yarışında bir yankı uyandırıyor.
Ancak göçmenler alanındaki birçok tarihçi ve uzman, ABD’nin mültecilere ve sığınmacılara yönelik politikasının pratikte onlarca yıldır ırk ve din temelinde ayrımcı olduğuna inanıyor. Öyle ki bu politika, Başkan Biden ve ondan önceki Başkan Trump yönetimi ile sınırlı değildi. Bu durum, özellikle Çinliler, Asyalılar ve Haitili mülteciler ve Müslüman mültecilerle ilgili göç araştırmalarındaki tarihi gerçekler aracılığıyla açığa çıkarıldı.

Asyalı mülteciler
Irk, Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında kimin mülteci olarak kabul edileceğinin belirlenmesinde önemli bir rol oynadı. Doğu Avrupa ve Doğu Asya’daki komünist rejimlerden kaçan milyonlarca kişinin göçü, bu bölgelerde insani krizlere yol açtı. Bu da büyük bir uluslararası baskı altında 1953’te ABD Kongresi’nin, özellikle mültecileri hedef alan Mülteci Yardım Yasası’nı yürürlüğe koymasına neden oldu. Tarihçi Carl J. Bon Tempo, Başkan Dwight D. Eisenhower ve çoğu ABD’li yasa koyucuların ‘mülteci’ kelimesinin ‘Komünizm karşıtı bir Avrupalı’ anlamına geldiğine inandığını belirtti. Yasa, mülteciler için belirlenen 214 bin vizeden, Asyalılara yalnızca 5 bin (Çinlilere 2 bin ve Uzak Doğu’dan gelen mültecilere 3 bin) vizelik bir kota tahsis ederken üç yıllık bir süre zarfında güney ve doğu Avrupa’dan gelen mülteciler için yaklaşık 200 bin vize verildi.
Irk yanlılığı, mülteci kabulüne ilişkin uluslararası tavrı da etkiledi. 1940’lı yılların sonlarında ve 1950’li yılların başlarında BM yetkilileri, Avrupa’daki yerinden edilmiş halkı, insani bir kriz olarak ilan ederken mültecileri kabul ederek bu baskıları hafifletmek için uluslararası topluma çağrı yaptılar. Ancak sonraki 10 yılda ABD, Fransa ve İngiltere de dahil olmak üzere Batı ülkeleri, ‘Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği’ni kontrol altına almak ve Batılı kapitalist toplumların Demir Perde’nin ardında var olan yaşam üzerindeki üstünlüğünü göstermek’ için daha geniş bir halkla ilişkiler stratejisinin bir parçası olarak milyonlarca Avrupalı evsizi kabul etti. 1949 komünist devrimi tarafından yerinden edilen milyonlarca Çinli ise hoş karşılanmadı.
1950’li yılların başlarında İngiliz kontrolü altında olan Hong Kong’un halkı, Çin’in iç savaştan ve komünist yönetimden kaçmasıyla insani krize yol açtı. Ancak çoğu Batı ülkesi, Çinlileri ve diğer Asyalıları göçün dışında tutmaya devam etti. ABD göçmenlik yasasında Asyalıların ‘vatandaşlık için uygun olmayan yabancılar’ olarak göç etmelerini engelleyen istisnai hükümler kaldırılmadı.

Haitili mülteciler
Çoğu siyah olan ilk Haitili sığınmacılar, 1963 yılında ekonomik eşitsizlik ve siyasi muhalefetin aşırı şiddetle bastırılmasıyla damgasını vuran François Duvalier yönetimi sırasında ABD’ye tekneyle ulaşmaya çalıştı. Aynı şekilde 80 binden fazla kişi, 1973 ve 1991 yılları arasında ABD’ye sığınmaya çalıştı. Ayrıca ABD makamları, davalarına bakmak zorunda kalmamak için sürekli olarak Haiti'den gelen sığınmacıların teknelerini durdurmaya ve onları geri göndermeye çalıştı. 1980 ve 1990’larda durum daha da kötüleşti. ABD hükümetinin komünist ülkelerden gelen mültecilere öncelik vermesi nedeniyle Haitili sığınmacıların tümü reddedildi.
Florida eyaletindeki ABD mahkemeleri, bu tür bulguların tek nedeninin ırk ayrımcılığı olabileceğine dikkat çektiler. Çoğunlukla beyaz olan Kübalı mülteciler ile siyahi Haitili mülteciler arasındaki sığınma başvurularına yanıt olarak farklılığa vurgu yaptı.
Bunların yanı sıra aynı zaman diliminde ve Haiti’den gelen siyahi sığınmacıların reddedilmesi çerçevesinde çoğunluğu beyaz olan Avrupalı göçmenlerin 1990’da göçmenlik yasası ile kurulan çeşitlilik vize sistemini tercih ettikleri ortaya çıktı. Örneğin Kuzey İrlanda, Birleşik Krallık’tan ayrı bir ülke olarak sınıflandırıldı ve İrlandalı göçmenlere 1992 ve 1994 yılları arasında yüzde 40 oranında ‘çeşitlilik geçişi’ vizesi verildi. Bugüne kadar benzer ırkçılık ve ayrımcı muamele suçlamaları geçtiğimiz birkaç ay içinde su yüzüne çıktı. Ayrıca Haiti’den gelen sığınmacılar tekrar Haiti’ye yönelik uçuşlarla ABD- Meksika sınırına getirilerek aşağılayıcı muameleye maruz bırakıldı.

Suriyeli mülteciler ve Müslümanlara ynelik yasak
Ocak 2017 başlarında dönemin başkanı Donald Trump, birçok mülteci savunucusunun ‘Müslüman yasağı’ olarak tanımladığı bir dizi yürütme emri yayınladı. Çünkü yasak, çoğu 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşından ve DEAŞ’ın şiddetinden kaçan Suriyeliler de dahil olmak üzere Müslüman çoğunluklu ülkelerden insanların girişini askıya aldı.
Ertesi ay yayınlanan yasağın bir sonraki değiştirilmiş nüshasında, birkaç istisna dışında Suriyeli mültecilerin ABD çıkarlarına zarar verdiği iddia edildi. Bu, 2016’dan önce kabul edilen sayısı 12 bin 587’den 2016- 2018 arasında 76’ya düşen Suriyeli mültecilerin sayısının azalmasına katkıda bulundu.
Araştırmalar, ABD hükümetinin dışlayıcı sığınma politikasını ‘Müslüman mültecilerin terörizme karıştığı şüphesiyle’ ırk ve din temelinde meşrulaştırdığını gösteriyor. Öyle ki Başkan Trump, konuşmalarında Suriyelileri ‘ABD’ye terör bulaştıran bir Truva atı’ olarak nitelendirdi.
Mülteci ve sığınmacılara yönelik uluslararası sözleşmeler, açıkça mültecilerin kabulünün ihtiyaç temelinde olması gerektiğini belirtiyor. ABD yasaları ilkesel olarak ülke tarihindeki bu önemli anların, ABD’ye kimin girip oradan kimin ayrıldığını belirlemede ırk, din ve diğer faktörlerin nasıl bir rol oynadığını gösterdiğini de ortaya koyuyor. Ukrayna’daki savaştan kaçan mültecilerin, ABD ve diğer ülkelerinin desteğini hak ettiğine dair şüphe yok. Birbirlerinden farklı mülteci gruplara yönelik muameleler arasındaki çelişki, ABD’de sığınma alma sürecinin halen adil olmaktan uzak olduğunu kesin olarak gösteriyor.



Eski çalışanından Google ifşası: "Gazze savaşında İsrail ordusuna yardım edildi"

SEC'e yapılan şikayetlerin hepsi için soruşturma başlatılmıyor (Reuters)
SEC'e yapılan şikayetlerin hepsi için soruşturma başlatılmıyor (Reuters)
TT

Eski çalışanından Google ifşası: "Gazze savaşında İsrail ordusuna yardım edildi"

SEC'e yapılan şikayetlerin hepsi için soruşturma başlatılmıyor (Reuters)
SEC'e yapılan şikayetlerin hepsi için soruşturma başlatılmıyor (Reuters)

Google'ın kendi etik ilkelerini ihlal ederek İsrail ordusu için çalışan bir şirkete yardımda bulunduğu ifşa oldu.

Washington Post, eski bir Google çalışanının ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) yaptığı şikayeti haberleştirdi. 

Temmuz 2024'te İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) sağladığı e-posta adresini kullanan bir müşterinin Google'ın bulut bilişim biriminden destek talep ettiği aktarıldı. 

İsrail ordusuyla iş yapan CloudEx için çalıştığı anlaşılan bu kişinin, havadan çekilen görüntüler kullanılarak drone, zırhlı araç ve askerlerin teşhisinde Google'ın Gemini hizmetinin daha isabetli sonuçlar vermesini istediği belirtildi.  

Yanıt veren Google ekibinin iç testler yaptığı ve önerilerde bulunduğu ortaya kondu. 

CloudEx çalışanının sonrasında sorunun çözüldüğünü aktardığı ifade edildi. 

Google'ın o dönemki etik ilkelerine göre, yapay zeka teknolojisinin silahlar veya "uluslararası normları ihlal eden" gözetim uygulamaları için kullanılamayacağına dikkat çekildi. 

CloudEx aracılığıyla bu iki ilkeyi de çiğneyen Google'ın, yatırımcıları ve düzenleyici kurumları kandırdığı iddia edildi. 

Adı ve görevi açıklanmayan ifşacı, Amerikan gazetesine yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Google'daki pek çok projem, yapay zeka etiğine dair iç değerlendirme sürecinden geçti. Bu süreç çok sağlamdır ve çalışanlara düzenli olarak şirketin yapay zeka prensiplerinin ne kadar önemli olduğu hatırlatılır. Ama mesele İsrail ve Gazze olunca tam tersi geçerli oldu. SEC'e başvuruda bulundum çünkü şirketin bu çifte standarttan sorumlu tutulması gerektiğini hissettim.

SEC'e yapılan şikayette, İsrail'in 71 bini aşkın Filistinliyi öldürdüğü Gazze savaşında Gemini'dan istifade ettiği öne sürüldü. 

Google geçmişte İsrail hükümeti için silahlar ya da istihbarata dair "çok hassas" çalışmalar sergilemediklerini savunuyordu. 

Teknoloji devinin bir sözcüsü, son iddialar üzerine Washington Post'a konuşarak suçlamaları reddetti:

Bir genel kullanım sorusunu yanıtladık. Standart yardım masası bilgisini her müşteriye veririz. Bunu aşan bir teknik destek sağlamadık. Bu soruyu, yapay zeka ürünlerine birkaç yüz dolardan fazla harcamayan bir hesap yöneltti ki bu şartlarda yapay zekanın herhangi bir şekilde kayda değer kullanımı imkansız.

Google belgeleri, "bulut video zekası" hizmetinin nesne takibinin ilk bin dakika boyunca ücretsiz olduğunu, sonrasındaysa dakika başına 15 sent para aldığını bildiriyor.

Şirket, yapay zekanın silah ve gözetim için kullanılmasına karşı çıkan prensiplerini, çalışanlarının tüm protestolarına rağmen Şubat 2025'te rafa kaldırmıştı. 

Aralık ayında Pentagon, çalışanlarının Gemini'ı kullanmaya başladığını duyurmuştu. 

SEC, IDF ve CloudEx, Amerikan gazetesinin yorum taleplerine yanıt vermedi. 

Independent Türkçe, Washington Post, Jerusalem Post


Kremlin, bu hafta Ukrayna ve ABD ile görüşmelerin yapılacağını doğruladı

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)
Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)
TT

Kremlin, bu hafta Ukrayna ve ABD ile görüşmelerin yapılacağını doğruladı

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)
Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)

Rusya, bugün yaptığı açıklamada, dört yıldır süren savaşı sona erdirmek amacıyla pazar günü yapılması planlanan Ukrayna ve ABD ile Abu Dabi'deki görüşmelerin, üç tarafın programlarının koordinasyonu gerekliliği gerekçesiyle çarşamba gününe ertelendiğini doğruladı.

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov gazetecilere, "Görüşmeler gerçekten de geçen pazar günü yapılacaktı, ancak üç tarafın programlarının daha fazla koordinasyonu gerekiyordu" dedi.

Şunları da ekledi: “İkinci tur görüşmeler gerçekten de çarşamba ve perşembe günleri Abu Dabi'de yapılacak. Bunu teyit edebiliriz.”

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymir Zelenskiy pazar günü, üçlü görüşmelerin çarşamba ve perşembe günleri BAE başkentinde yapılacağını duyurmuştu.

Birleşik Arap Emirlikleri'nde 23 ve 24 Ocak tarihlerinde yapılan bu görüşmelerin ilk turu diplomatik bir atılım sağlayamadı.

Bu ikinci tur görüşmeler, Moskova'nın Ukrayna'ya karşı büyük çaplı saldırısının dördüncü yıldönümünden iki haftadan kısa bir süre önce gerçekleşiyor.

Görüşmelerin, şu ana kadar herhangi bir ilerleme kaydedilememesiyle birlikte, hassas bir konu olan toprak meselesine odaklanması bekleniyor.

Washington, on binlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve Ukrayna'nın doğu ve güney bölgelerinin büyük bir kısmının harap olmasına neden olan iki komşu ülke arasındaki savaşa son verilmesi için baskı yapıyor.


İran: Pezeşkiyan nükleer müzakerelerin başlatılması talimatı verdi

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
TT

İran: Pezeşkiyan nükleer müzakerelerin başlatılması talimatı verdi

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Fars Haber Ajansı, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın nükleer müzakerelerin başlatılması yönünde talimat verdiğini bildirdi. Bu adım, yalnızca nükleer dosyayla sınırlı bir çerçevede ABD ile görüşmelere girilmesi ihtimalinin resmi düzeyde ele alındığına işaret ediyor.

Ajans, Tahran ile Washington arasında bu kapsamda müzakerelerin başlatılması konusunda bir mutabakata varılmasının mümkün olabileceğini aktardı.

Aynı bağlamda Tesnim Haber Ajansı, bilgili bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İran ile ABD arasında önümüzdeki günlerde üst düzey yetkililerin katılımıyla müzakerelerin başlayabileceği ihtimalini doğruladı.

Kaynak, görüşmenin yer ve zamanının henüz netleşmediğini, ancak temasların İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD Başkanı’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff düzeyinde yapılmasının beklendiğini ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD ile yaşanan gerilimleri ele almak üzere farklı diplomatik yolların ayrıntılarını değerlendirdiğini söyledi. Bekayi, önümüzdeki günlerde somut sonuçlar elde edilmesini umduklarını dile getirdi.

Bekayi, Pezeşkiyan’ın yürüttüğü temasların ‘devlet başkanları düzeyinde ve Dışişleri Bakanlığı kanalıyla en üst seviyede’ gerçekleştiğini belirterek, yapılan ziyaretlerin ‘İran diplomasisinin ulusal çıkarları koruma çabalarının bir parçası’ olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise dün yaptığı açıklamada, İran’la bir anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi. Trump’ın bu açıklaması, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, İslam Cumhuriyeti’ne yönelik herhangi bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki uyarısının ardından geldi.

Hamaney’in uyarılarını küçümseyen Trump, Florida eyaletinde bulunan Mar-a-Lago’daki malikanesinden gazetecilere yaptığı değerlendirmede, “Elbette bunu söyleyecek” dedi. Trump, “Bir anlaşmaya varmayı umuyoruz. Eğer bu gerçekleşmezse, o zaman haklı olup olmadığını görürüz” ifadelerini kullandı.

Axios internet sitesi, Trump yönetiminin İran’a farklı kanallar aracılığıyla bir anlaşma müzakere etmek üzere görüşmeye açık olduğunu ilettiğini aktardı. Konuya yakın kaynaklar, Türkiye, Mısır ve Katar’ın, gerilimin tırmanmasını önlemeye yönelik diplomatik çabalar kapsamında, önümüzdeki günlerde Ankara’da Steve Witkoff ile üst düzey İranlı yetkililer arasında olası bir toplantı düzenlenmesi için temaslarını sürdürdüğünü bildirdi.

Beyaz Saray yetkilileri ise Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar almadığını ve diplomatik seçeneğe açık olmaya devam ettiğini vurguladı. Yetkililer, Trump’ın müzakere söyleminin ‘bir manevra olmadığının’ altını çizdi.

Tahran, AB büyükelçilerini çağırdı

Bu kapsamda İran, Avrupa Birliği’nin (AB) DMO’yu ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmasını protesto etmek amacıyla, ülkede görev yapan AB üyesi tüm devletlerin büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdığını açıkladı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, Tahran bu adımı AB’nin kararına resmi bir tepki olarak attı.

İran, AB’ye yönelik söylemini de sertleştirdi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dün yaptığı açıklamada, AB ülkelerinin ordularını ‘terörist gruplar’ olarak nitelendirdi. Kalibaf’ın bu çıkışı, AB’nin DMO’yu terör örgütleri listesine alma kararına karşılık olarak geldi ve Avrupa’dan sert tepkilerle karşılandı.

AB dışişleri bakanları, DMO’yu tüm unsurlarıyla terör örgütleri listesine dahil etmişti. Karar, İran’daki üst düzey yetkililerden sert ve tepkili açıklamaların gelmesine yol açtı. Avrupa cephesinden doğrudan yanıt ise Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’dan geldi. Wadephul, İran’ın Avrupa ordularını ‘terörist’ olarak nitelemesini reddederek, bu açıklamayı “temelsiz ve propaganda amaçlı bir iddia” olarak değerlendirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise Çin ve Rusya ile gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlara ilişkin olarak, bu konudaki liderlik kararlarında herhangi bir sorun ya da değişiklik bulunmadığını ifade etti.