Türkiye'nin ürettiği İHA’lar uluslararası politikada iki tarafı keskin bıçak haline gelebilir

Söz konusu İHA’lar nedeniyle uluslararası politikaların iki tarafı keskin bıçak haline gelebileceği ne sürülüyor

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Ağustos 2021’de düzenlenen askeri geçit töreninde Türk yapımı Bayraktar TP2 model İHA sergilendi. (Gleb Garanich/Reuters)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Ağustos 2021’de düzenlenen askeri geçit töreninde Türk yapımı Bayraktar TP2 model İHA sergilendi. (Gleb Garanich/Reuters)
TT

Türkiye'nin ürettiği İHA’lar uluslararası politikada iki tarafı keskin bıçak haline gelebilir

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Ağustos 2021’de düzenlenen askeri geçit töreninde Türk yapımı Bayraktar TP2 model İHA sergilendi. (Gleb Garanich/Reuters)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Ağustos 2021’de düzenlenen askeri geçit töreninde Türk yapımı Bayraktar TP2 model İHA sergilendi. (Gleb Garanich/Reuters)

Soner Çağaptay & Richard Outzen
Ukrayna ordusu, 14 Nisan'da Rus Karadeniz Filosu’nun amiral gemisi Moskova’yı batırdığında dünyayı hayrete düşürdü. Uluslararası basında geniş yankı uyandıran habere göre Ukraynalılar sahip oldukları gelişmiş savunma sistemlerine rağmen gemiyi yerli yapım Neptün füzeleriyle vurmayı başardılar. Diğer yandan bazıları yeterince bahsetmediyse de bu olağanüstü saldırıda yerli yapım olmayan insansız hava araçları (İHA) kullanıldı. Ukraynalı yetkililere göre saldırı, geminin radarından kaçan ve füzelere hedefleme için doğru koordinatları sağlayan iki adet Türk yapımı Bayraktar TB2 model İHA kullanılarak düzenlendi.
Aslında bu, Türk İHA’larının Ukrayna’nın Rus işgaline karşı direnişi için son derece önemli olduğunu kanıtlayan ilk olay değildi. Rusya’nın Ukrayna işgalinin ilk günlerinden bu yana düşük maliyetli ve ölümcül olan TB2 model uzaktan kumandalı İHA’ların, Rus tanklarını yok etmede ve Rusya'nın ilerlemesini engellemede etkili olduğu defalarca kez kanıtlandı. Aslında bu bir tesadüf değil. Rusya ocak ayında, Ukrayna sınırına çok sayıda asker yığdığında, Kiev sessizce Türkiye ile bir askeri alışverişe geçti ve 16 adet Bayraktar TB2 satın aldı. Böylece Ukrayna, diğer Türk silah sistemleriyle birlikte toplamda yaklaşık 60 milyon dolarlık alım yaptı. Bu rakam, bir önceki yılın aynı döneminde Türkiye'den aldığı savunma teçhizatına harcadığı miktarın otuz katını teşkil ediyor. Bu alımlar, Ukrayna’nın daha önce Türkiye'den satın aldığı yaklaşık 20 adet TB2 model İHA’ya eklendi. ‘Bayrak taşıyıcısı’ anlamına gelen ‘Bayraktar’ adlı İHA’lar Ukrayna direnişi için o kadar önemli ki Ukrayna için bestelenen bir milli marşa ilham verdi. Marş sosyal medyada viral oldu.
Ukrayna'nın kullandığı İHA’lar gündem olsa da tedarikçi ülkenin stratejisine çok daha az dikkat ediliyor. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bağları olan bir Türk şirketi tarafından üretilen TB2 İHA’ları, Ukrayna'daki savaşta kritik bir denge unsuru olmanın ötesine geçiyor. İHA’lar son yıllarda Kafkaslar, Afrika ve Ortadoğu'daki bazı çatışma alanlarında çok önemli bir rol oynadı. Ankara, çoğunlukla düşük ve orta gelirli yaklaşık yirmi ülkede İHA pazarlayarak jeopolitik etkisini genişletmeyi başardı. Aynı zamanda, kendisini büyük bölgesel güçlerin çatışmalarının sonucunu belirleyecek bir konuma getirdi.
Buna karşın Ankara'nın İHA diplomasisinin sınırsız olduğu söylenemez. Türkiye’nin Ortadoğu'da, Libya gibi ülkelerde askeri hamlelerinin artması, Yunanistan ve Mısır gibi muhaliflerini, gücünü kısıtlamaya yönelik geniş çaplı yeni ittifaklar kurmaya itti. Ukrayna'da kullanılan Türk İHA’ları, Türkiye’nin Rusya ile sürdürdüğü ilişkilerdeki hassas dengeyi de baltalamakla tehdit ediyor. ABD Kongresi'ndeki Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, son yıllarda Türk yapımı İHA’ların sayısının hızla artmasıyla ilgili endişelerini dile getirdiler. ABD Senatosu Dış İlişkileri Komitesi Kıdemli Üyesi Demokrat Parti'den New Jersey Senatörü Bob Menendez, 2020 yılında Azerbaycan'ın Ermenistan ile arasındaki çatışmada uzaktan kumandalı İHA’ların oynadığı rolden bahsetti. Menendez iddiasında “Türk yapımı İHA’ların satışları tehlikeli, istikrarsızlaştırıcı ve barış ve insan hakları için bir tehdittir” ifadelerini kullandı.
Türk hükümeti, Türkiye'nin bölgeden daha fazla düşman edinmesine neden olan ve ABD ve Avrupa ülkeleri ile kurduğu ittifakları baltalayan yıllardır süregelen tek taraflılığın ardından, uluslararası imajını değiştirmek için Bayraktar modeli ve diğer modellerdeki İHA’lardan yararlanmayı başardı. İHA’lar, Türkiye'nin Ortadoğu’da nispeten sınırlı diplomatik kaynakları kullanarak çıkarlarını savunmasına yardımcı oldu. Ankara'nın Kiev’e olan askeri yardımı,  hükümetinin yurtiçinde tehlikeli bir durumla karşı karşıya olduğu ve ABD ve Avrupa ile ilişkilerinin birkaç yıldır kriz yaşadığı bir zamanda Erdoğan'ın eline NATO'da yeni bir koz verdi. Eğer Türkiye, İHA programını başarıyla yönetmeye ve bundan yararlanmaya devam edebilirse yeni ve önemli bir nüfuz biçimi elde edebilir ve bunu yaparken İHA savaşına yeni bir anlam kazandırabilir.

Hissettirmeden ve radarlardan kaçarak
Türkiye, İHA programını yabancı tedarikçilere duyduğu kızgınlıkla başlattı. ABD, 1990'ların sonlarında, silahlı İHA’ların (SİHA) önde gelen üreticisiydi. Türkiye, ABD'nin de terör örgütü ilan ettiği PKK’ya karşı savaşmak için ABD teknolojisini edinmeye çalıştı. Daha sonra 2005 yılında ABD’yi bırakıp İsrail'e yöneldi. Ancak benzer şekilde hayal kırıklığı yaratan sonuçlarla karşılaştı. Ankara'nın son yıllarda MQ-9 Reaper'ın silahlı bir versiyonu da dahil olmak üzere ABD yapımı daha gelişmiş İHA’lar satın alma çabaları da sonuçsuz kaldı. Sonunda kendi İHA’larını geliştirmeye karar verdi.
Türkiye’ye ait resmi bir şirket, 2012 yılında bir İHA prototipi geliştirdi ve 2016 yılına kadar etkili bir şekilde keşif görevi yapmasını sağlamayı başardı. Aynı yıllarda Bayraktar TB2 model İHA, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde stajyer mühendis olan ve daha sonra Erdoğan’ın kızıyla evlenen Selçuk Bayraktar tarafından geliştirildi. Bayraktar TB2’nin seri üretimine, 2012 yılında geçildi. Üç yıl içinde hassas vuruşlar yapma becerisini kazanarak, Türkiye'nin cephaneliğinde önemli bir yeni araç haline geldi. ABD yapımı MQ-1 Predator ve MQ-9 Reaper modellerine benzer bir İHA olan TB2, orta irtifa yüksek dayanıklılık (MALE) İHA’sıdır.
ABD İHA’ları, Türk muadilleriyle kıyaslandığında, Türk İHA’ları, menzillerinin ABD yapımı olanlardan on kat daha fazla olduğundan tartışmasız daha ileri düzeyde. Aynı zamanda iki kat daha hızlı ve iki kat daha fazla silah taşıyabilecek kapasitede. Buna karşın ABD yapımı İHA’lar Türk yapımı İHA’lardan üç hatta dört kat daha pahalı. Batı ülkeleri tarafından geliştirilmiş bazı İHA’ların sadece mühimmatının, bir veya iki milyon dolardan daha az maliyetli olduğu tahmin edilen tam donanımlı bir TP2'den daha pahalıya mal olduğunu belirtmekte fayda var.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), 2015 yılından itibaren PKK’ya karşı uzun süredir devam eden mücadelesinde İHA’ları kullanmaya başladı. Önceki üç yıl boyunca, yeni model İHA’lar Türkiye'nin PKK unsurlarının çoğunu Türk topraklarından çıkarmasına ve Irak'taki bazı liderleri de dahil olmak üzere çok sayıda PKK’lıyı etkisiz hale getirmesine olanak sağladı. Ankara, kısa bir süre sonra Suriye'de PKK’nın uzantısı olarak bilinen, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halk Savunma Birlikleri (YPG) üyelerine karşı da İHA’ları kullanmaya başladı. Bu strateji, Türkiye'nin güney ve güneydoğu sınırları üzerindeki kontrolünü güçlendirmesine ve sahada büyük askeri güçleri riske atmadan Suriye’nin kuzeyinde ve Irak'ta nüfuzunu artırmasına izin verdi. Ankara onlarca yıl sonra ilk kez PKK ile devam eden uzun mücadelede belirleyici bir avantaj elde edebildi.

İHA’lar dünyanın dört bir yayına satıldı
Bayraktar'ı Türk hükümetinin güvenlik öncelikleri için bu kadar vazgeçilmez kılan avantajları, kısa sürede yurt dışındaki birçok küçük ve orta ölçekteki güç için eşit derecede faydalı olduğunu kanıtladı. Artık bir ülke nispeten küçük bir yatırımla, çatışmanın dinamiklerini değiştirebilecek ya da isyancılara veya diğer güçlere karşı etkili bir caydırıcılık sağlayabilecek ölümcül bir askeri teknolojiye ulaşabiliyor. Türkiye, TB2 ihracatına 2017 yılında başladı. Beş yıl içinde, Avrupa'da; Arnavutluk, Polonya ve Ukrayna, Orta ve Güney Asya’da; Kırgızistan, Pakistan ve Türkmenistan, Afrika’da Etiyopya, Libya, Fas, Somali ve Tunus, Körfez’de; Katar ve Kafkasya’da; Azerbaycan gibi müttefikleri ve ortakları olmak üzere yaklaşık yirmi ülkeye İHA satışı gerçekleştirdi. Her ne kadar bu silah anlaşmaları ticaret ve jeopolitik bir karışımla yapılsa da her zaman Türkiye'nin stratejik çıkarlarının olduğu ülkelerle ilişkilendirildi.
Türk yapımı İHA’lar, bu anlaşmaların ardından, bazı ihtilafların seyrini değiştirdi. Libya'da, 2020 yılında Trablus'taki Türkiye destekli ve uluslararası kabul görmüş Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Rusya tarafından desteklenen Halife Hafter'in şiddetli saldırısını püskürtmeyi başardı. Aynı İHA’lar onlarca yıl boyunca Ermeni güçlerinin kontrolü altında olan tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesinde Azerbaycan güçlerinin topraklarını geri almalarına yardımcı oldu. İHA’lar, Suriye'nin İdlib ilinde, muhalif güçlerin Şam yönetiminin kendilerini Türkiye'ye itmeyi amaçlayan saldırısını durdurmalarını sağladı. Etiyopya'da Addis Ababa hükümetine sağlanan Türk yapımı İHA’lar, Tigray bölgesindeki isyancılarla hükümet güçleri arasında çıkan iç savaşın gidişatını hükümet güçleri lehine döndürmeye yardımcı oldu. Tıpkı diğerlerinde olduğu gibi, Türkiye'nin Etiyopya'ya olan ilgisi sadece ticari değil. Ankara, Addis Ababa ile güçlü ilişkilerini, Türkiye’nin Afrika’daki nüfuzunu öne çıkarmanın ve bölgesel nüfuz için rekabet ettiği Mısır karşısında bir karşı rol oynama aracı olarak görüyor.

Türk yapımı İHA’ların çok taraflı ihtilaflardaki rolü
Türkiye'nin düşük ve orta gelirli ülkelere önde gelen İHA tedarikçisi olarak ortaya çıkması gücüne güç kattı ancak aynı zamanda yeni denklemler de yarattı. Esasen Etiyopya, Somali ve Tunus dahil olmak üzere bazı ülkeler, İHA’ları çalıştırmak için eksiksiz bir teknik sistem paketi edinmeden satın aldı. Sonuç olarak bu ülkeler iyi eğitimli ya da sayı bakımından daha üstün olan bir düşmana karşı kesin sonuçlar elde edemeyebilir ve bazen hata da yapabilirler.
Etiyopya hükümeti, ülkenin kuzeyinde Tigray bölgesindeki çatışmalarda Türk yapımı İHA’ların verdiği zaiyat nedeniyle ağır bir şekilde eleştirildi. Bu ve benzeri durumlar,  ABD'li bazı yetkililerin Türkiye'ye yönelik eleştirilerine katkıda bulundu.
Bunun yanında birbiriyle rekabet eden ülkeler üzerindeki etkisi daha da büyük bir sorun olabilir. Türkiye'nin Libya'daki gibi çatışmalara dahil olması, Mısır, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahil olmak üzere muhaliflerini alarma geçirdi. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı analiz haberine göre Mayıs 2020'de, Türkiye menşeli İHA’lar Libya'daki iç savaşın gidişatını değiştirirken Mısır, Türkiye’nin Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerine karşı siyasi koordinasyon, diplomasi ve deniz kuvvetleri aracılığıyla karşı koymak için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Fransa ve Yunanistan ile gayri resmi bir ittifak kurdu. Son olarak ABD, Rusya'ya ve bir ölçüde Türkiye'ye ve bölgedeki artan askeri varlığına karşı bir önlem olarak Yunanistan'a yaptığı askeri yardımları artırdı.

Ukrayna ikilemi
Türkiye'nin insansız hava araçlarıyla diplomasisinin önemi ve belki de en tehlikeli boyutu Ukrayna'da ortaya çıktı. Kiev, 2019 yılında satın aldığı TB2 model İHA’ları ilk olarak 2021 yılında Donbass bölgesindeki Rusya destekli ayrılıkçılara karşı kullandı. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşla birlikte bu silahlar ilk kez doğrudan Rus güçlerine karşı kullanıldığında daha tehlikeli hale geldi. Rusya tanklarına, obüslerine, askeri araçlarına ve hatta ikmal trenlerine 60'tan fazla başarılı TB2 saldırısı gerçekleştirildi. Bildirilmeyenlerle birlikte bu sayının çok daha yüksek olabileceği düşünülüyor. Bayraktar İHA’larının Kiev’in Moskova'ya karşı gücünü artırmasında oynadığı beklenmedik rol, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde önemli sonuçlar doğurdu. Ankara'nın NATO içindeki konumunu yıllardır görülmemiş bir düzeye yükseltti. Şu an Türkiye’nin Fransa dahil, önde gelen bazı Avrupa hükümetleriyle ilişkilerinde bir gelişme söz konusu.
BAYRAKTAR, RUSYA GEMİSİNİ YIKTI REUTERS.JPG
Bayraktar üretimi bir İHA, Yılan Adası yakınlarında bir Rus gemisinin batırılmasında rol oynadı (Reuters)
Ancak Ukrayna'daki İHA savaşı, Türkiye'nin Rusya ile aktif ilişkilerini sürdürme çabalarına dair yeni ve karmaşık soruları da gündeme getirdi. Aslında Türkiye, Karadeniz'den Suriye ve Azerbaycan'a kadar birden fazla bölgede Rusya ile karşı karşıya geldi, halen de geliyor. Yapılan değerlendirmeler Ankara’nın, Kiev'in stratejik olarak Moskova'nın kontrolüne girmemesi için elinden gelen her şeyi yapacağı yönünde. Bunun nedeni, Putin'in Ukrayna'ya yönelik saldırganlığının, Ankara'da, Türkiye’nin ezeli düşmanı olan Rusya'ya ilişkin bir gerçekçilik duygusunun olmasıdır. Ankara'nın şu an Ukrayna'ya ve Karadeniz'deki diğer ülkelere her zamankinden daha fazla değer verdiğini ve Karadeniz'in kuzeyinde kalan Rusya’ya karşı bir denge bloğu oluşturmada onları vazgeçilmez müttefikler olarak gördüğünü belirtmekte fayda var.
Ancak Putin, Ukrayna'nın bir kısmını işgal etmeyi başarırsa ya da başarısız olur ve bu başarısızlıktan Türkiye'yi sorumlu tutarsa, Türkiye'ye karşı yeni ve önemli bir baskı uygulayabilir. Putin, bu çerçevede örneğin, İdlib'den Türkiye'ye yoğun bir mülteci akışına neden olarak Ankara'nın Suriye'deki çıkarlarını hedef alabilir. Türkiye'de mülteci karşıtı duygular özellikle son zamanlarda iyice arttı. Bunun başlıca nedeni olarak ülkedeki ekonomik kriz gösteriliyor. Bu bağlamda eğer Türkiye’ye büyük bir mülteci akını olursa, Erdoğan’ın muhtemelen büyük bir baskı altına gireceği iddia ediliyor. Putin, Türkiye'nin Rusya'ya yönelik tarım ürünleri ihracatını kısıtlayarak, Rus turistlerin Türkiye'ye gitmesini yasaklayarak ya da Türkiye'ye doğalgaz tedarikini sonlandırarak Türkiye üzerinde ekonomik baskı da oluşturabilir. Bu tür hamleler Türkiye'nin ekonomik toparlanmasını baltalayabilir.

Türkiye ve Moskova-Kiev hattı
Ankara, Ukraynalıların silahlandırılmasındaki rolünü açıkça küçümsedi. Ukrayna'ya Bayraktar İHA’larını tedarik edenin Türk hükümeti değil, özel bir şirket olduğunu vurguladı. Kiev'e İHA tedarik eden bir ülke olmasına rağmen, diplomasi forumu düzenlemek de dahil olmak üzere Rusya-Ukrayna savaşında arabulucu olmaya çalıştı. Türkiye’nin tatil şehri Antalya’da 10 Mart'ta Ukrayna ve Rusya dışişleri bakanlarının da katılımıyla Antalya Diplomasi Forumu’nu gerçekleştirdi. Türkiye gerçekten de Rusya’nın zaferinden biraz daha az yenilgisinden korkuyor. Bunun nedeni kısmen Rusya'nın yararlı bir ticaret ortağı olması, kısmen de  (her ne kadar çıkarcı bir yaklaşım olsa da) Türkler ve Rusların Kafkasya, Libya ve Suriye'de yaptıkları uzlaşıların Rusya'nın yenilgisiyle tehlikeye girebilecek olmasıdır. Eğer Putin'in savaştan sonra Ukrayna'yı desteklediği için cezalandırılacak ülkeler listesi varsa, Baltık ülkeleri, Polonya, İngiltere ve ABD'den sonra Türkiye bu listenin ilk sıralarında yer alıyordur. Erdoğan'ın yeniden seçilmesi, Putin tarafından ekonomi ve hatta siber saldırılarla ilişkilendiriliyor.  
Dahası Erdoğan, Türkiye'nin ekonomisini canlandırmasına yardımcı olacak yatırımlar yapmalarını umduğu, yaptırım uygulanan Rus oligarkları Türkiye'ye çekmek istiyor. Bunun yanında Türkiye, Rusya'nın zenginliklerini korumak isteyen orta üstü sınıfı için de bir emlak piyasası haline gelebilir.  Yapılan yorumlar Erdoğan’ın bu yüzden Ukrayna'da, Putin'le diplomatik kanalları açık tutmaya ve Rusya ile olan ekonomik çıkarları korumaya çalışırken bile, Kiev'e sessizce askeri destek sunmaya yönelik bir strateji uyguladığı yönünde. Erdoğan, bu amaç doğrultusunda Batı'nın Rusya'ya yönelik yaptırımlarını desteklemeyi reddetti. Türkiye, Rusya’dan petrol satın almaya devam ediyor. Türkiye, Batı ülkelerinin aksine hava sahasını Rusya’dan yapılan sivil uçuşlara kapatmadı. Şimdilik bu iki taraflı strateji, Putin için kabul edilebilir olabilir. Eğer Erdoğan özellikle Putin’e ve Putin’i takip eden oligarklara ekonomik bir yaşam çizgisi sağlayabilirse, Rus liderin şu an için Türkiye ile gerilim yaşaması pek olası değil. Ancak Ukrayna'daki savaş uzarsa ve TB2 İHA’ları Rusya’nın amiral gemisi Moskova gibi önemli varlıklarını imha etmeye devam ederse Türkiye’nin, Rusya Donanmasına ait gemilerin Türk boğazlarından geçişini yasaklaması Ankara ve Moskova'nın doğrudan bir gerilime girme olasılığını artırabilir.

Otomatik olarak devreye giren dış ilişkiler
Ukrayna'daki savaş, Erdoğan hükümetine Batı ittifakının güçlü bir parçası olması için giderek daha fazla baskı yapsa da ABD ile ilişkiler özel bir zorluk olmaya devam ediyor. Türkiye’nin askeri teknolojisinin Ukrayna direnişindeki şaşırtıcı rolü, NATO içinde yeni bir alanda saygınlık kazanmasına ve mevcut konumunu güçlendirmesine katkıda bulundu. Rusya’nın Ukrayna işgalinin başlamasından bu yana, Erdoğan ile son dönemde siyasi çatışmalar yaşamasına rağmen Hollanda Başbakanı Mark Rutte da dahil olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin lideri Ankara ile ilişkilerini yeniden kurdu. Ancak Erdoğan'ın uzun süredir iyi ilişkiler içinde olduğu ABD Başkanı Joe Biden tarafından kabul edilmesi gerekiyor.
Biden, 2013-2016 yılları arasında eski ABD Başkanı Barack Obama’nın yardımcısıyken, ABD tarafının Türkiye ile başlıca muhatabı olarak kabul ediliyordu. Ancak Erdoğan'ın Mısır'da 2013 yılındaki darbeden Obama'yı sorumlu tutmasıyla ilişkiler bozuldu. (Türkiye, Arap Baharı'nın ardından Mısır'da iktidara gelen Müslüman Kardeşler hükümetinin önemli bir müttefikiydi.) O dönem Erdoğan, ABD'nin, DEAŞ’ın yenilgiye uğratılmasında başlıca müttefiki olarak gördüğü ve PKK’ya yakınlığıyla bilinen YPG’ye verdiği destek yüzünden de Washington’a karşı öfkeliydi. Biden, desteğinin, ABD’nin bir politikası olarak nitelediği ‘taktiksel, geçici ve geçişli’ olacağına söz vermiş ve bu politikayı ‘el birliği’ gibi bir forma dönüştürmeyi amaçlamıştı. Biden ayrıca Erdoğan'ın ülke içindeki demokratik kurumlarla ilgili uygulamalarında da hayal kırıklığına uğradığını bildirdi. Erdoğan, ABD’nin Ortadoğu'daki stratejik ve siyasi önceliklerine meydan okurken, Obama yönetimine karşı giderek artan doğrudan eleştirilerde bulundu. Bu yüzden Biden, Erdoğan'ın son eleştirilerinden etkilenmedi. Rusya’nın Ukrayna işgalinin başlamasının üzerinden tam bir ay geçtikten sonra, mart ayı sonlarında Brüksel'deki NATO zirvesinde Biden, Erdoğan ile bir araya gelmedi.
Türkiye'nin Ukrayna'nın Rus saldırılarına karşı direnişine sunduğu katkı, dış politikasını Batı'ya daha yakın bir şekilde yeniden düzenlemiş olsa da yapılan değerlendirmeler Biden ve bazı Avrupalı liderlerin Erdoğan karşıtlığının, Ankara ile herhangi bir yakınlaşmayı 2023 seçimlerine kadar erteleyebileceği yönünde. Bu aynı zamanda Erdoğan için bir tehlike arz ediyor. Erdoğan'ın hisseleri, İHA bağlantılı diplomasisi ve Ukrayna'ya verdiği kritik destek sonucunda şimdilik yükselmiş görünüyor. Fakat 2023 yılındaki seçimlere rağmen önümüzdeki yıl Türkiye ekonomisi toparlanıp çift haneli bir büyüme oranı kaydetmedikçe, Erdoğan’ın yeniden seçilme ihtimaline ilişkin şüpheler mevcut. İHA’lar Türkiye'ye uluslararası politikada yeteneklerinin ötesine geçme imkânı verirken, Putin’le karşı karşıya gelmesi nedeniyle ekonomisi daha da çökerse piyasalar ülkeden çekinebilir. Bu nedenle kaznılan nüfuz da heba edilebilir.



ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısı nükleer ve balistik füze programlarının ötesinde

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısı nükleer ve balistik füze programlarının ötesinde

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Elie el-Kuseyfi

Beklenen oldu ve ABD ile İsrail'in Tahran rejimine karşı ortak saldırısı, Ortadoğu saatiyle dün sabah başladı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, “İsrail Devleti İran'a önleyici bir saldırı başlattı” açıklamasını yaptıktan sonra, ABD’li yetkililer haber ajanslarına ve medya kuruluşlarına ABD’nin saldırıya katıldığını doğrulamaya başladı. İsrail televizyonu Kanal 13, İran’a yönelik saldırının İsrail ve ABD'nin ortak operasyonu olduğunu ilk duyuran medya organı oldu. Ardından ABD Başkanı Donald Trump, “İran'da büyük ve devam eden bir askeri operasyon başlattık” açıklamasını yaptı.

Şimdi ilki, son günlerde ve haftalarda ‘İran dosyası’ ile ilgili gelişmeleri gözden geçirmekle, ikincisi ise ABD ve İsrail'in İran'a saldırıdaki amaçlarıyla ilgili olan iki soru gündeme geldi. Saldırının kaçınılmaz olduğunu kesin olarak söylemek gerçekten mümkün müydü? Başka bir deyişle, son birkaç gün ve saat içinde elde edilen bilgiler saldırının kaçınılmaz olduğunu doğrulamak için belirleyici miydi, yoksa ‘ilerleme’ ve ‘atılımlardan’ söz edildikten ve önümüzdeki pazartesi günü Viyana'da teknik ekipler arasında bir toplantı yapılacağı duyurulduktan sonra perşembe günü Cenevre'de Washington ve Tahran arasında yapılan üçüncü tur müzakereler ‘askeri seçenek’ ihtimalini ortadan kaldırdı mı?

Aslında, İran tarafı en iyimser olan taraftı. Bu, gerçekliği veya İran'ın müzakerelerdeki gelişmeleri anlamasını yansıtmıyordu, daha ziyade bu müzakerelerle ve aşamanın genelindeki zorluklarla başa çıkmak için İran'ın izlediği bir stratejiydi. Tahran rejimi, dışişleri bakanının dikkatlice düşünülmüş ve defalarca tekrarlanan açıklamalarında ifade ettiği gibi, sürekli iyimserlik göstermeye karar vermiş gibi görünüyordu. Ancak Tahran, müzakerelerde olası tavizlerin üst sınırını belirlemiş gibiydi. Nükleer konuda taviz marjını genişletmiş olsa da özellikle Trump'ın görev süresi boyunca uranyum zenginleştirmeyi askıya alma fikriyle, ABD'nin sıfır zenginleştirme veya hatta ‘sembolik miktarda zenginleştirme’ şeklindeki müzakere tavizini kabul etmedi. ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un dediği gibi, bunun Washington için ne anlama geldiğini açıklamadan. Aynı zamanda Tahran, anlaşmayı ABD'nin İran'daki ekonomik kazançlarıyla ilişkilendirmeye çalışırken, en azından kamuoyu önünde, füze programı ve Tahran'a sadık bölgesel milisler konusunda müzakereye hazır olmadığını vurguladı.

Büyük ve devam eden askeri operasyon başladığına göre şu soru gündeme geldi: Operasyonun amacı, Tahran'a müzakerelerde büyük tavizler kabul etmesi için askeri baskı uygulamak mı yoksa rejimi istikrarsızlaştırmak, hatta belki de devirmek mi?

Öte yandan ABD tarafı müzakerelerin sonucuna sürekli şüpheyle yaklaşıyor gibi görünüyordu. ABD yönetimi içinde askeri harekete karşı çıkan ekibin lideri olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance biraz daha iyimser olsa da askeri hareketi destekleyen ve Trump'ı Venezuela’ya saldırı düzenlemeye ikna eden ve daha sonra onu kendi ülkesi Küba'ya saldırı düzenlemeye ikna edebilecek olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun pazartesi günü ‘İran dosyasını’ görüşmek üzere İsrail'i ziyaret etmesi planlanıyor. Müzakere seçeneğine her zaman şüpheyle yaklaşan Rubio, sonunda Tahran'ın füze programını görüşmeyi reddetmesinin büyük bir sorun olduğunu söyledi. Her zaman Rubio'nun tutumuna yakın bir tutum sergiliyor gibi görünen ABD Başkanı Donald Trump, cuma akşamı yaptığı açıklamada, Tahran ile görüşmelerin gidişatından ‘memnun olmadığını’ söyleyerek, Tahran'ın nükleer silah elde etmesini engelleyecek kapsamlı bir anlaşma istediğini, aksi takdirde ‘başka seçenekler’ olacağını vurguladı. Kısa süre sonra, İsrail ve ABD’nin Tahran ve İran'ın çeşitli diğer bölgelerine ortak saldırı başlatacağını duyurdu.

xyjuk
Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından gökyüzüne duman yükselirken yürüyen bir adam, 28 Şubat 2026 (AFP)

Ön bir sonuç çıkaracak olursak, Washington'ın müzakereleri, İran'ın önemli tavizler vererek müzakerelerde büyük bir ilerleme sağlanmadıkça veya İran rejimi ‘davranışını değiştirmeye’ istekli olduğunu göstermedikçe, askeri saldırı hazırlıklarını tamamlarken zaman geçirmek için bir araç olarak gördüğü sonucuna varabiliriz. Ya da rejim içten değiştirilseydi, ki bu uzak ve imkânsız görünüyordu ve sağlam ve aşılmaz ideolojik ve askeri yapıların üstesinden gelinmesini gerektiriyordu. Pratikte Trump, topu İran rejimine geri attı. Geçtiğimiz bahar altı tur süren ve geçtiğimiz haziran ayında 12 gün süren savaşla sona eren müzakerelerde Tahran'ı ‘yanıltan’ Trump, şimdi üçüncü tur müzakerelere sırtını dönüyor. Bu, İran rejiminin hazırlıklı olmadığı ve bunu bir başka aldatmaca olarak görmediği anlamına gelmiyor, zira rejim savaşa hazırlanıyordu ve savaşın yakın ve kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail-ABD ortak saldırısının hazırlıklarının yaklaştığını doğrulamak için önemli bir bilgiye dayanmamız gerekiyorsa, bu bilgi Trump'ın geçtiğimiz hafta yaptığı ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında İran'ın ABD ve diğer ülkeleri tehdit edebilecek uzun menzilli füzeler geliştirdiğini belirtmesi olabilir. Trump, cumartesi sabahı Tahran'a saldırının başladığını duyurduğu konuşmasında bu açıklamayı tekrarladı. Bu açıklamalar, ABD Başkanı’nın saldırıyı başlatmak için milliyetçi bir Amerikan bahanesi bulduğu ve ‘İsrail'in yararına’ İran'a saldırı konusunda temkinli davranan ‘izolasyonist’ seslere karşı tutumundaki boşluğu doldurduğu anlamına geliyor.

İran rejimini devirmek mi?

Büyük ve devam eden askeri operasyon başladığına göre şu soru gündeme geldi: Operasyonun amacı, Tahran'a müzakerelerde büyük tavizler kabul etmesi için askeri baskı uygulamak mı yoksa rejimi istikrarsızlaştırmak, hatta belki de devirmek mi? Ya da CNN'in öne sürdüğü gibi ‘rejimi önemli ölçüde zayıflatmak’ mı?

Trump'ın İran halkına hükümetlerini kontrol altına almaları çağrısı ve Netanyahu'nun askeri harekatın İran halkının ‘kaderini kontrol etmesini’ sağlayacak koşulları yaratacağı yönündeki açıklaması, mevcut askeri harekat için çok yüksek ve eşi benzeri görülmemiş bir siyasi tavan belirledi.

ABD-İsrail saldırısının hızının hızlı, ölçeğinin büyük ve uzun soluklu olduğu kesin. Reuters'a konuşan ABD’li bir yetkili, ABD ordusunun İran'a karşı birkaç gün sürecek bir askeri operasyon düzenlemesinin beklendiğini söyledi. Tahran ve Tebriz, Dezful, Hark Adası, Nihavend ve Kongur dahil olmak üzere birçok İran şehri hedef alındı. Medya raporlarında, kıyı şehri Buşehir'in de saldırıya uğradığı belirtiliyor, ancak buradaki nükleer santralin hasar görüp görmediği belli değil. İsrail Yayın Kurumu, İran'a yönelik saldırıların balistik füze tesisleri (özellikle ülkenin batısında) dahil olmak üzere askeri tesisleri hedef aldığını açıklarken, İsrailli bir yetkili “Hamaney dahil tüm İran rejimi hedef alındı ve İran gündüz saatlerinde gerçekleştirilen saldırı karşısında çok şaşırdı” ifadelerini kullandı.

sdcvdfv
Tahran'daki Vali Asr Meydanı'nın ortasında sergilenen İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resminin bulunduğu bir reklam panosu, 13 Temmuz 2025 (AFP)

Askeri operasyonun hedeflerinin İran coğrafyasının tamamında önemli ve ‘kapsamlı’ olduğunu doğrulayan somut gerçeklerin yanı sıra, Trump'ın İran halkına “artık size yardım etmeye hazır bir başkanınız var” diyerek hükümeti ele geçirmeleri çağrısı yapması ve Netanyahu'nun ABD-İsrail operasyonunun İran halkının ‘kaderini kontrol etmesini’ sağlayacak koşullar yaratacağı yönündeki açıklaması, Tahran rejimine karşı yürütülen mevcut askeri operasyona çok yüksek ve daha önce benzeri görülmemiş bir siyasi tavan belirledi ve operasyonun asıl amacının rejimi devirmek ya da ‘yukarıdan’ yani, rejimin liderliğini ve siyasi ve askeri aygıtının kilit üyelerini hedef alarak, belki de rejimin liderlik yapısı zayıflatıldıktan sonra İran içindeki muhalefetin önderliğinde ikinci bir aşamaya zemin hazırlayarak devirmeye çalışmak olduğu yönünde önemli spekülasyonlara yol açtı.

Ancak Trump, dün sabah yaptığı konuşmada, İran rejimini ‘dünyanın önde gelen terörizm destekçisi’ olarak nitelendirerek ‘tarihi bir yargılama’ gerçekleştirdi. 1979 yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’nin ele geçirilmesi ve ABD’li onlarca rehinenin 444 gün boyunca alıkonulması, 1983 yılında Beyrut'taki deniz piyade kışlasının bombalanması sonucu 241 Amerikan askerinin öldürülmesi, Irak'ta İran destekli güçlerin öldürülmesi ve yüzlerce Amerikan askerinin yaralanması olayların yanı sıra milislerinin Ortadoğu'daki kuvvetlerimize yönelik devam eden saldırıları hatırlatan Trump, devam eden askeri harekat için öncelikle Tahran'ın ABD'ye ulaşacak füzeler geliştirdiği yönündeki suçlamasını yaparak İran rejiminin oluşturduğu acil tehditleri ortadan kaldırıp Amerikan halkını savunmak, İran füzelerini ve tüm füze endüstrisini yok etmek, deniz filosunu ortadan kaldırmak ve milislerinin bölgeyi veya dünyayı istikrarsızlaştırmasını veya ABD güçlerine saldırmasını engellemek şeklinde doğrudan hedefler belirledi.

Savaş henüz başlangıç aşamasında. ABD’li bir yetkili de “uzun bir askeri operasyonun başlangıcındayız” açıklamasında bulundu. Bu savaş sürprizlerle ve cevapsız sorularla dolu olabilir.

Dolayısıyla Amerikan saldırı hedeflerinin listesinin genişlemesi, özellikle devam eden ABD-İsrail askeri operasyonu ve İran'ın DMO tarafından açıklanan Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Bahreyn ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) birkaç Amerikan üssünü hedef alarak gerçekleştirdiği misilleme çerçevesinde ‘rejim değişikliği’ hakkındaki spekülasyonları biraz erken hale getiriyor. Şu anda savaşın, çatışmanın veya ‘askeri operasyonun’ nasıl gelişeceği sorusu yanıt arıyor. İran rejimi darbeleri ne ölçüde absorbe edebilecek ve sütunlarını ve imajını ne kadar koruyabilecek? İran'ın tepkisi nasıl gelişecek? Şimdiye kadar, Tahran'ın dün sabah başlayan ‘önleyici saldırıya’ misilleme olarak coğrafi kapsamını genişlettiği görülüyor. İran medyası, ülke içindeki askeri hedefleri vuran saldırılar sonucunda binlerce Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üyesinin öldüğünü ve yaralandığını bildiriyor ve bu durum İran'ın tepkisinin ölçeğini ve hızını etkiliyor. Ancak, ‘savaş alanındaki’ gerçek durum hakkında bilgi eksikliği nedeniyle, tüm bunlar spekülasyondan ibaret kalıyor. Öte yandan İsrail savunma sistemi, özellikle de Demir Kubbe, bu yeni sınavında İran'ın füze saldırılarını ne ölçüde absorbe edebilecek? Trump, ABD'nin bölgedeki personelinin maruz kaldığı riskleri en aza indirmek için mümkün olan her adımı attığını söyledikten sonra, aynı soru bölgedeki ABD üsleri için de geçerli.

dvfrtg
Sirenler çalarken Kudüs'te bir caddede koşan bir adam, 28 Şubat 2026 (AFP)

Savaş henüz başlangıç aşamasında. ABD’li bir yetkili de “uzun bir askeri operasyonun başlangıcındayız” dedi. CNN’e konuşan üst düzey yetkili, ABD'nin aralıklı ve dozu artan bir dizi saldırı planladığını, her turun bir ila iki gün süreceğini ve hasarı yeniden değerlendirmek ve ölçmek için ara verileceğini söyledi.

Dolayısıyla, bu savaş sürprizlerle ve cevapsız sorularla dolu olabilir. Donald Trump, askeri danışmanlarından birinin kendisine bildireceği büyük bir sürprize hazırlanmaya başlamış olabilir, ancak İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in başarılı bir şekilde suikast sonucu öldürüldüğü haberini getirmeyen hiçbir sürpriz, duyurulmaya değer olmayacak. Trump ‘hediyesini’ alacak mı, almayacak mı? Bu, belki de savaşın en önemli ve en garip sorularından biri!


Pakistan ve Afganistan, uluslararası toplumun sükûnet çağrısına rağmen gerginliği artırmaya devam ediyor

Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
TT

Pakistan ve Afganistan, uluslararası toplumun sükûnet çağrısına rağmen gerginliği artırmaya devam ediyor

Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)

Pakistan ordusu, cuma gününden itibaren devam eden sınır ötesi saldırılara yanıt olarak, komşu Afganistan’ın derinliklerindeki daha fazla askeri tesisi hedef alan yeni hava saldırıları düzenledi. Operasyonlar, gece saatlerinden cumartesi sabahının ilk saatlerine kadar sürdü. Pakistan, saldırılarını ‘açık savaş’ ilan ettikleri komşusuna karşı yürütülen bir misilleme olarak nitelendirdi. Afganistan ise egemenliğinin ihlal edildiğini belirterek durumu protesto ederken, diyaloğa hâlâ açık olduklarını vurguladı ve çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği olumsuz sonuçlara dikkat çekti.

sddrf
Afganistan ile yaşanan çatışmalara dair haberleri gazetelerden takip eden Pakistanlılar, Peşaver, 27 Şubat 2026 (AP)

İslamabad, Afganistan’ı, Pakistan’da saldırılar düzenleyen silahlı gruplara ev sahipliği yapmakla suçluyor; Taliban hükümeti ise bu iddiaları reddediyor. Pakistan Savunma Bakanı Khavaja Muhammed Asıf cuma günü X hesabından yaptığı paylaşımda, “Sabrımız tükendi. Artık aramızda açık bir savaş var” dedi. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de yaptığı açıklamada, “Güçlerimiz, herhangi bir saldırgan girişimi ezmek için gereken tüm kapasiteye sahip” ifadesini kullandı.

Pakistan Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar ise dün yaptığı açıklamada, Afganistan içindeki operasyonlar sırasında 331’den fazla Afgan güvenlik görevlisinin öldüğünü, 500’den fazlasının ise yaralandığını belirtti. Tarar ayrıca, Pakistan’ın 102 Afgan noktasını imha ettiğini, 22 noktayı ele geçirdiğini ve 37 bölgede 163 tank ve zırhlı aracı yok ettiğini açıkladı.

vfrg
Afganistan’ın Nangarhar vilayetinde Afganistan ile Pakistan arasındaki Torkham Sınır Kapısı’nı koruyan Taliban güvenlik güçleri, 27 Şubat 2026 (AFP)

Afganistan Hükümeti Sözcü Yardımcısı Hamdullah Fıtrat, Afgan güçlerinden yüzlerce kişinin öldüğü veya yaralandığı iddialarını ‘gerçeğe aykırı’ olarak nitelendirerek reddetti. Fıtrat, Pakistan’ı Baktika, Host, Konar, Nangarhar ve Kandahar vilayetlerindeki sivil bölgeleri, ayrıca Torkham ve Kandahar’daki mülteci kamplarını hedef almakla suçladı. Açıklamasına göre 52 kişi yaşamını yitirdi, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 66 kişi de yaralandı.

Birleşmiş Milletler (BM) X platformunda yaptığı paylaşımda, Afganistan’ın bazı büyük şehirlerinin cuma günü Pakistan ordusu tarafından bombalandığını ve bu yeni adımın, zaten Taliban yönetiminin sıkı kontrolü altında yaşayan siviller için endişe kaynağı olduğunu bildirdi.

Resmî Pakistan medyası, Pakistan Hava Kuvvetleri’nin Doğu Afganistan’ın farklı bölgelerindeki başlıca askeri tesislere yönelik operasyonlar gerçekleştirdiğini duyurdu. Yetkililer, ülkenin kuzeybatısındaki Torkham Sınır Kapısı’na yakın bölgelerde yaşayan yüzlerce sivilin kaçtığını belirtti.

Afganistan Savunma Bakanlığı ise cuma gecesinden cumartesiye kadar Miramşah ve Spinwam’daki Pakistan askeri üslerini hedef aldıklarını, askeri tesisleri imha ettiklerini ve ciddi kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Bakanlık, bu saldırıların, Pakistan’ın sürdürdüğü hava operasyonlarına misilleme niteliğinde olduğunu vurguladı.

Bölgedeki ordu sözcüsü Vahidullah Muhammedi’nin AFP’ye verdiği bilgiye göre Afganistan yönetimi, Celalabad’da bir Pakistan savaş uçağını düşürdüklerini ve pilotunu esir aldıklarını iddia etti.

İslamabad ise haberi yalanladı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Hüseyin Andrabi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bu asılsız ve gerçekle ilgisi olmayan bir iddia” dedi.

ABD, X platformunda yayınlanan bir paylaşımda, Pakistan’ın Taliban saldırılarına karşı kendini savunma hakkını desteklediğini duyurdu. Paylaşımı ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Allison Hooker yaptı.

cevf
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)

Avrupa Birliği (AB) de dün, Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas aracılığıyla tüm taraflara ‘düşmanca eylemleri sona erdirme’ çağrısında bulundu. Bu çağrı, sınır ötesi saldırılar ve hava operasyonlarını da kapsıyor. Söz konusu saldırıların bölge için ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapılıyor.

Kallas, “AB, Afgan topraklarının başka bir ülkeye saldırı veya tehdit için kullanılmaması gerektiğini yeniden vurguluyor ve fiilen iktidarda bulunan Afgan otoritelerinden, Afganistan’da faaliyet gösteren veya buradan operasyon yürüten tüm terörist gruplara karşı etkili önlemler almasını talep ediyor” dedi. Çatışmalar, Çin, Birleşik Krallık, BM ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) tarafından da endişeyle takip ediliyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov, Pakistan ve Afganistan’ı karşılıklı saldırıları derhal sonlandırmaya ve anlaşmazlıkları diplomatik yollarla çözmeye çağırdı.

Kabulov cuma günü Sputnik’e yaptığı açıklamada, “Karşılıklı saldırıların en kısa sürede durdurulmasını ve anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesini destekliyoruz” dedi. Ayrıca, Pakistan ve Afganistan taraflarının talebi olması durumunda Rusya’nın arabuluculuk hizmeti sunmayı değerlendireceğini vurguladı.

dfvfd
Chaman’daki Pakistan-Afganistan sınırında devriye gezen Pakistan askerleri, 27 Şubat 2026 (AFP)

Çin ise tarafları diyaloga davet etti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning cuma günü Pekin’de yaptığı açıklamada, “Komşu ve dost bir ülke olarak Çin, çatışmanın tırmanmasından ciddi şekilde endişelenmekte ve yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar nedeniyle derin üzüntü duymaktadır” dedi.

Mao, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini belirterek, derhal ateşkesin uygulanmasını talep etti. Mao, Pekin’in taraflar arasında özel kanalları aracılığıyla arabuluculuk yaptığını ve gerilimi azaltmak için ‘yapıcı bir rol’ üstlenmeye hazır olduğunu bildirdi.


Pentagon, İran'ın karşılık vermesi sonucu hiçbir Amerikalının öldürülmediğini açıkladı

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman bulutları (AFP)
Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman bulutları (AFP)
TT

Pentagon, İran'ın karşılık vermesi sonucu hiçbir Amerikalının öldürülmediğini açıkladı

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman bulutları (AFP)
Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman bulutları (AFP)

ABD Ortadoğu Komutanlığı (CENTCOM) dün yaptığı açıklamada, Tahran'a yönelik saldırıların ardından güçlerinin "yüzlerce İran füzesi ve insansız hava aracı (İHA) saldırısına karşı başarıyla savunma yaptığını" ve Tahran'ın yanıtının herhangi bir Amerikan kaybına yol açmadığını duyurdu.

Açıklamada ayrıca, "ABD tesislerinde hasarın sınırlı olduğu ve operasyonları etkilemediği" ifade edildi.

ABD ordusu dün, İran'a yönelik saldırısında kamikaze İHA’ları kullandığını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu, dünyanın en güçlü ordusunun Ukrayna ve Rusya arasındaki çatışmada önemli ölçüde kullanılan bir teknolojiyi ilk kez benimsediğini gösteriyor. ABD Merkez Komutanlığı, X web sitesinde yayınlanan, "ABD askeri savaşında ilk kez, Akrep Taarruz Görev Gücü düşük maliyetli, tek kullanımlık saldırı insansız hava araçları kullandı" ifadeleri yer aldı.