Iraklı taraflar, yeni bir hükümetin kurulması için ABD ve İran’ın yakınlaşabileceğini düşünüyor

İçerideki hareketlilik, yeni bir denklem formüle edilmesi olasılığına işaret ederken İran’a yakın taraflar, Biden yönetimine ‘flört mesajları’ gönderiyor

Irak'ta siyasi çıkmaz devam ediyor (AFP)
Irak'ta siyasi çıkmaz devam ediyor (AFP)
TT

Iraklı taraflar, yeni bir hükümetin kurulması için ABD ve İran’ın yakınlaşabileceğini düşünüyor

Irak'ta siyasi çıkmaz devam ediyor (AFP)
Irak'ta siyasi çıkmaz devam ediyor (AFP)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta siyasi çıkmazın ve son seçimlerde Meclis’teki çoğunluğu kaybeden İran yanlısı grupların yarattığı gerilimin devam etmesinin ardından altı ayı aşkın bir süredir hükümet kurma krizinin sürmesi ve siyasi anlaşmazlıklara çözüm bulunamaması nedeniyle Tahran'a yakın tarafların, Irak’ta bir sonraki hükümetin kurulması konusunda ABD ile İran arasında bir mutabakat oluşması senaryosunu yeniden harekete geçirmeyi istedikleri düşünülüyor.
Tahran ile Washington arasında Irak’taki bir sonraki hükümetin kurulması atmosferinde bir mutabakat oluşması senaryosunu potansiyel bir aktör olarak yeniden canlandıran faktör, gözlemcilerin, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı birtakım şartlarla yeniden canlandırarak bölgede İran'ı tekrardan güçlendirebileceğine dair tahminleri olabilir.
Bu denklemin geçtiğimiz yıllarda Irak’ta büyük sorunlara yol açmasına ve ülkedeki siyasi hareketi bölgesel ve uluslararası dış etkilerden uzak tutulmasına ilişkin yoğun taleplere rağmen içerideki siyasi hareketlilik, bu senaryonun yeniden canlanmasının istendiğine yönelik bir tablo çiziyor.
Ancak son iki yılda Irak arenasında meydana gelen büyük değişimler, özellikle Şii çevreler arasındaki bölünmelerin en yüksek seviyelerine ulaşması ve Mukteda Sadr, Mesud Barzani ve Muhammed Halbusi'nin kurduğu Üçlü İttifak’ın istediği ‘ulusal çoğunluk’ hükümeti kurulması konusundaki kararlılıkları, bu tür mutabakatların yeniden Irak sahnesinde etkin bir aktör olmasının önünü kesebilir.

İran yanlısı tarafların Biden yönetimi ile flörtü
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki'nin başını çektiği İran'a ve onun siyasi kollarına yakın taraflar, ABD Başkanı Joe Biden'ın Beyaz Saray'a gelişinden bu yana nükleer anlaşmayla ilgili yeniden bir uzlaşıya varılması olasılığı ile Tahran'ın Washington’a karşı açıkça görünen rahatlama sinyalleri çerçevesinde Biden yönetimine flört mesajları göndermekten geri durmadılar.
Bir yanda İran'a yakın Şii güçlerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ile diğer yanda Irak Meclisi'ndeki Egemenlik Koalisyonu (Sünni) ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), Sadr Hareketi’ni (Şii) içeren üçlü ittifak arasındaki krizin ortasında ‘Velayet-i Fakih destekçilerinin’ Washington'a yönelik flörtünün özellikleri ortaya çıktı.
Maliki'nin son açıklamaları, Irak'taki Tahran müttefiklerinin ABD yönetimine yönelik flört mesajlarını içeriyordu. Maliki, Washington'ı ‘Meclis’teki en büyük bloğa karşı kurulan üçlü ittifakın başını çektiği komplonun’ dışında tuttu.
Maliki, 28 Nisan'da Washington'ın üçlü ittifakın projesinden ‘memnun olmadığını’ söylerken, Biden yönetiminin ‘bu projesinin başarısız olmasıyla doğacak sonuçlar ve zararlardan endişe ettiğini’ belirtti.
Iraklı gazeteci yazar Muhammed Aziz, yaptığı değerlendirmede, Irak’taki İran yanlılarının siyaset sahnesindeki mevcut atmosferin, İran-ABD denkleminin ortaya çıktığı eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde hükümet kurdukları atmosferle bir nebze benzer olduğuna inandıklarını söyledi. Bu görüşün, Irak’ın önceki hükümetlerine ilişkin ABD ve İran arasındaki tüm uzlaşıların, Demokrat Parti yönetimleri sırasında yapıldığı gerçeğine dayandığını söyleyen Aziz, Tahran yanlısı cephede bunun yeniden bekleniyor olabileceğini belirtti.
Aziz, her ne kadar İran yanlıları, şu an için aynı senaryonun yeniden sahneye konulmasını bekleseler de Irak siyaset sahnesinde son yıllarda meydana gelen değişikliklerin bu senaryoyu engellediğini düşünüyor. Aziz, bu değişikliklerin başında gelenlerden birinin, ‘geçmiş yıllarda İran’ın baskısı karşısında boyun eğme konusunda yaşananların aksine, üçlü ittifakta yer alan taraflar arsında uyumun halen devam etmesinin’ olduğuna dikkati çekti.
Aziz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Erbil’in balistik füzelerle bombalanmasının ardından İran baskısının en üst düzeye ulaşmasına rağmen, üçlü ittifakın bugüne kadar gösterdiği uyum ve kararlılık, Irak denklemindeki değişimin göstergelerinden biri olabilir. Mevcut koşullarda, ABD’li Demokratlar ile İran yanlısı gruplar arasında yeni bir siyasi paylaşım formülü ortaya koyulması ve Washington'daki demokratik yönetimleri sömürmek için hızla bir uzlaşıya varılması mümkün olmayabilir.”

Siyasi çıkmaz ve Kazımi’nin planları
Gözlemciler, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi'nin İran ve ABD arasında mutabakat senaryosunu yeniden sahneye koyma girişimlerinin ortasında ‘giderek artan bir şekilde İran yanlısı milislere doğru attığı son adımların, siyasi çıkmaza ve bunu tüm tarafların rızasına dayalı bir seçenek olarak öne sürme olasılığına dayanarak ikinci bir dönem daha başbakan olarak kalmaya çalıştığı izlenimi verdiğini söylediler.
Kazımi ile İran yanlısı milis gruplar arasındaki ilişki, görev süresi boyunca birçok gerilimle gölgelense de Kazımi’nin son adımları, siyasi tutumunda son aylarda büyük bir değişimin meydana geldiğine işaret ediyor.
Geçtiğimiz Nisan ayında, Kazımi ile İran yanlısı grupların liderleri bazı görüşmeler gerçekleştirdiler. Kazımi’nin Hadi el-Amiri, Ebu Fedek künyesiyle bilinen Abdulaziz el-Muhammedavi, Falih el-Feyyad ve Nuri el-Maliki’nin başını çektikleri İran yanlısı akımların liderleriyle birçok kez bir araya geldiği görüldü.
Kazımi, bu görüşmelerin yanı sıra geçtiğimiz hafta Anbar'da,  Haşdi Şabi Anbar Operasyonlar Komutanı Kasım Muslih ile birlikte askeri bir operasyonu izlediği görüntülerde yer aldı.
Muslih, İran’ın Irak'taki nüfuzuna karşı düzenlenen protestolara liderlik eden İhab el-Vezni'nin öldürülmesi olayına karıştığı gerekçesiyle Mayıs 2021'de tutuklandı. Ancak, Haşdi Şabi’ye bağlı güçlerin, bakanlıkların ve yabancı misyonların yer aldığı başkent Bağdat’taki Yeşil Bölge'yi kuşatmasının ardından dava hızla kapatıldı.
Kazımi'nin milislere karşı tutumundaki değişim, iktidarda olduğu sırada kendisine yakın basın kuruluşlarına göstermeye çalıştıklarının aksine, kendisini İran’ın Irak’taki nüfuzu sorununu çözmede iç, bölgesel ve uluslararası düzeyde bir denge unsuru olarak sunarak ikinci kez başbakan olarak seçilme girişimine işaret ediyor.
 Iraklı Siyaset Bilimi Profesörü İyad el-Anbar’a göre şu ana kadarki siyasi değişiklikler, Irak’ta kurulacak yeni hükümetle ilgili ABD ile İran arasında bir uzlaşıya varılması ihtimaline dair bir izlenim vermiyor.
The Independent Arabia’ya konuşan Prof. Anbar, Kazımi’nin kendine yeni bir konum edinmeye çalıştığını belirterek, “Bu, Kazımi’nin kendini, Sadr Hareketi ile Koordinasyon Çerçevesi arasındaki mevcut siyasi açmaza bir çözüm olarak sunma girişimidir” dedi.
Kazımi’nin ikinci bir dönem şansının, Üçlü İttifak’ın önümüzdeki dönemde de birliğini sürdürüp sürdüremeyeceğine bağlı olduğunu belirten Prof. Anbar, Kazımi'nin şu anki mevcut siyasi çıkmazdan en çok yararlanan taraf olduğuna dikkati çekti.

“İran'ın yeniden güçlendirilmesi”
Iraklı siyasi ilişkiler araştırmacısı Ahmed el-Yasiri, İran ve ABD arasında mutabakat senaryosu, özellikle içerideki etkileşimlerin çıkmaza girmesiyle birlikte Bağdat'ın ufkunda belirdiğini söyledi. Bu senaryoyu yeniden gündeme getiren nedenin, Koordinasyon Çerçevesi’nin ve Maliki'nin, Üçlü İttifak’ı dağıtmakta yetersiz olduklarını düşünmeleri olduğunu belirten Yasiri, “Bu düşünce onları, Üçlü İttifakı baltalamak için klasik bir yöntem olan dış aktörlere başvurmaya itti” dedi.
Yasir’e göre bölgesel sahnedeki değişiklikler ve ABD Başkanı Joe Biden'ın ‘İran’ı bölgede yeniden güçlendirmeye’ yönelik girişimleri çerçevesinde ABD yönetimi projesine, Irak'taki siyasi çizgiyi, İran ve ABD arasında siyasi paylaşımın olduğu eski Başkan Obama'nın yönetimi sırasındaki haline geri getirerek başlayabilir.
İran ve Irak İşlerinden Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Jennifer Gavito’nun Iraklı politikacıları ‘ülkeyi kaostan çıkarmak’ için yeni hükümetin kurulması çalışmalarını hızlandırmaya çağırması, Irak arenasında ABD ve İran arasında yeni bir uzlaşı formüle edilmesine ilişkin tahminleri haklı çıkarabilir.
ABD’li yetkili, 22 Nisan'da düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
“Irak’ta hükümetin kurulmasının gecikmesi, ikili meselelerin yanı sıra güvenlik ve ekonomi alanları başta olmak üzere tüm alanlarda ilerlemenin önünde bir engel teşkil ediyor.”
Gavito, ‘kötü niyetli’ olarak nitelendirdiği İran nüfuzuna dair endişesini dile getirse de Washington'ın İran ile arasındaki farklılıkları diplomatik yollarla çözmeye çalıştığını belirtti.
Siyasi ilişkiler araştırmacısı Yasiri, ABD’nin Irak’ta yeni hükümetin bir an önce kurulmasıyla ilgili açıklamalarının, tıpkı önceki hükümetler sırasında demokratik yönetimler ile İran yanlısı milis gruplar arasında olduğu gibi, farklı taraflar arasında fikir birliği için bir baskıyı barındırdığını düşünüyor.
Yasiri, İran-ABD denkleminin bir kez daha harekete geçirilmesinin, Üçlü İttifak’ın ulusal çoğunluk hükümeti kurulması konusundaki kararlı tutumundan geri adım atıp atması ihtimaline bağlı olacağına işaret etti.
Birkaç faktörün Üçlü İttifak’ın mevcut kararlılığını güçlendiğini söyleyen Yasiri, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sadr, Şii Evi’nden uzakta kendi başına bir başbakan çıkarmayı, Sünni blokların Üçlü İttifak’ın iktidarda ilk kez gerçek ortaklar olmaları için bir fırsat olduğunu hissetmelerini sağlamayı ve KDP'nin Bağdat’ta ve Erbil’de hakim bir taraf olması için ek bir adım atmayı hedefliyor.”
Yasiri, sözlerini mevcut denkleme göre dış aktörlerin siyasi uzlaşılar üzerinde etkili olmasının mümkün görünmediğini belirterek sonlandırdı.



Fransa, Lübnan gündemiyle BM Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırdı

Lübnan Sivil Savunma güçleri, İsrail'in Sur şehrine düzenlediği hava saldırılarının yol açtığı hasarı inceliyor (AFP)
Lübnan Sivil Savunma güçleri, İsrail'in Sur şehrine düzenlediği hava saldırılarının yol açtığı hasarı inceliyor (AFP)
TT

Fransa, Lübnan gündemiyle BM Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırdı

Lübnan Sivil Savunma güçleri, İsrail'in Sur şehrine düzenlediği hava saldırılarının yol açtığı hasarı inceliyor (AFP)
Lübnan Sivil Savunma güçleri, İsrail'in Sur şehrine düzenlediği hava saldırılarının yol açtığı hasarı inceliyor (AFP)

Fransa'nın talebi üzerine, İsrail ordusunun ülkenin güneyindeki tarihi Şakif Kalesi'ni ele geçirmesinin ardından Lübnan'daki savaşta yaşanan gelişmeleri görüşmek üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi pazartesi öğleden sonra olağanüstü toplanacak.

Diplomatik kaynakların bugün (pazar) AFP'ye verdiği bilgiye göre toplantı, Romanya'nın talebi üzerine Galati kentindeki bir binaya insansız hava aracının çarpması nedeniyle düzenlenecek başka bir acil oturumun hemen ardından gerçekleştirilecek. Kaynaklar, söz konusu toplantının saat 15.00'te (GMT 19.00) yapılmasının planlandığını belirtti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, "Güney Lübnan'da şu anda yaşanan büyük çaplı gerilimi hiçbir şey haklı çıkaramaz" dedi.

Güney Lübnan, pazar günü, geçen nisan ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail'in en yoğun askeri tırmanışlarından birine sahne oldu. İsrail, stratejik öneme sahip Şakif Kalesi'nin kontrolünü ele geçirdiğini açıklarken, Litani Nehri'nin kuzeyine doğru kara operasyonlarını genişletti. Aynı zamanda Zahrani Nehri'nin güneyindeki bölgeler ile birçok kıyı ve iç kesim yerleşimini kapsayan geniş çaplı tahliye uyarıları yayımlandı.

Bu gelişmelere yoğun hava saldırıları ve şiddetli topçu bombardımanı eşlik etti. Saldırılar sonucunda ölü ve yaralıların olduğu, sivil evlerin, sağlık tesislerinin çevresinin ve ambulansların hedef alındığı bildirildi.

Sahadaki gelişmeler, İsrail'in güneyde askeri operasyonlarında yeni bir tırmanış aşamasına geçtiğine işaret ediyor. Bu hamlenin, Lübnan ile İsrail arasında Washington'da yapılması planlanan yeni doğrudan müzakereler öncesinde kendi şartlarını dayatma amacı taşıdığı değerlendiriliyor. Ayrıca iki tarafın Pentagon'da gerçekleştirdiği askeri toplantıda Tel Aviv yönetiminin ateşkesi kabul etmeyi reddettiği belirtildi.


Suriye İçişleri Bakanlığı, Tedamun kasabının Rania el-Abbasi’nin çocuklarını öldürmekle de suçlandığını da açıkladı

Dr. Rania el-Abbasi’nin tutuklanmadan önceki fotoğrafı (El-Abbasi ailesi)
Dr. Rania el-Abbasi’nin tutuklanmadan önceki fotoğrafı (El-Abbasi ailesi)
TT

Suriye İçişleri Bakanlığı, Tedamun kasabının Rania el-Abbasi’nin çocuklarını öldürmekle de suçlandığını da açıkladı

Dr. Rania el-Abbasi’nin tutuklanmadan önceki fotoğrafı (El-Abbasi ailesi)
Dr. Rania el-Abbasi’nin tutuklanmadan önceki fotoğrafı (El-Abbasi ailesi)

Suriye İçişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, 2013 yılında Şam’ın Tedamun mahallesinde onlarca kişinin öldürüldüğü katliamın başlıca sanığı olan Emced Yusuf’un, Suriyeli diş hekimi Rania el-Abbasi’nin çocuklarının öldürülmesiyle de ilgisi olduğunu duyurdu. Bakanlık, ilk soruşturma bulgularına göre, Beşşar Esed döneminde ebeveynleriyle birlikte ortadan kaybolan ve akıbetleri 10 yılı aşkın süredir bilinmeyen el-Abbasi’nin çocuklarının ölümünden Emced Yusuf’un sorumlu olduğunu bildirdi.

Bakanlık tarafından X platformu üzerinden yapılan açıklamada, “Dr. Rania el-Abbasi’nin çocuklarının kaybolmasıyla ilgili sürdürülen soruşturma kapsamında, gözaltındaki bazı kişilerle yapılan görüşmeler sonucunda, çocukların eski rejime bağlı grup ve milisler tarafından öldürüldüğünü gösteren bilgi ve delillere ulaşıldı” ifadesine yer verildi.

Bakanlık açıklamasında ayrıca, “Ulusal Kayıplar Kurumu, soruşturmanın seyrini destekleyen ve mevcut delilleri güçlendiren video kayıtları ile davaya ilişkin bilgileri İçişleri Bakanlığı ile paylaştı” denildi. Açıklamada, “İlk soruşturma bulguları, Emced Yusuf adlı kişinin bu suça karıştığını ortaya koydu. Yetkili makamlar, diğer olası şüphelilerin tespiti amacıyla soruşturmaları sürdürürken, delil toplama ve zanlıların takibine de devam ediyor. Soruşturmanın tamamlanmasının ardından haklarında gerekli yasal işlemler başlatılacak” ifadelerine yer verildi.

febvfr
 2013 yılında Tedamun mahallesindeki katliamda Emced Yusuf tarafından öldürüldüğü düşünülen Rania el-Abbasi’nin çocuklarının fotoğrafları (Sosyal medya)

Suriye’deki Ulusal Kayıplar Kurumu dün yaptığı açıklamada, yürüttüğü soruşturmaların Rania el-Abbasi’nin çocuklarının büyük olasılıkla hayatını kaybettiğini ortaya koyduğunu duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, Suriyeli diş hekimi ve eski satranç şampiyonu Rania el-Abbasi’nin dosyası, Suriye’deki zorla kaybetme vakalarının en dikkat çekici örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.

İnsan hakları örgütlerine göre el-Abbasi, eşi Abdurrahman Yasin ve altı çocuğu, dönemin güvenlik güçlerinin Mart 2013’te Şam’daki aile evine düzenlediği baskının ardından kayıplara karıştı.

Dima, İntisar, Necah, Ala, Ahmed ve Liyan adlı altı çocuğun akıbeti 10 yılı aşkın süre boyunca bilinmezliğini korudu. Bu durum, davayı tutuklu ve zorla kaybedilen kişilerin çocuklarına ilişkin kayıp dosyalarının sembollerinden biri hâline getirdi. Suriye’de halen on binlerce aile, yakınlarının akıbetine ilişkin yanıt aramayı sürdürüyor.

Esed yönetiminin devrilmesinden sonra bazı aktivistler, çocukların çok küçük yaşlarda bir yetimhaneye ya da onları büyütmek üzere başka ailelere teslim edilmiş olabileceği yönünde şüpheler dile getirmişti. Bu iddialar, rejimin çöküşünün ardından gündeme gelen benzer vakalara dayanıyordu.

Esed’in 2024 sonunda devrilmesinin ardından, Mayıs 2025’te kayıp ve zorla kaybedilen kişilerin akıbetini araştırmak amacıyla kurulan Ulusal Kayıplar Kurumu, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, “Dr. Rania el-Abbasi’nin çocuklarının hayatını kaybettiği sonucuna yüksek düzeyde mesleki kesinlikle ulaşılmasını sağlayan güvenilir ve birbiriyle örtüşen bulgular elde ettik” ifadesini kullandı.

Kurum ayrıca, “Cenazelere ulaşılması ve bulundukları yerlerin tespit edilmesine yönelik çalışmalar, ilgili kurumlarla koordinasyon içinde sürdürülmektedir” açıklamasında bulundu.

Açıklamada, sonuçların kamuoyuna duyurulmasından önce aile üyelerinin bilgilendirildiği belirtilirken, ulaşılan bulguların ‘çok yönlü doğrulama ve analiz süreçlerine’ ve ‘ilgili ulusal kurumlarla yürütülen ortak koordinasyon ve işlemlere’ dayandığı vurgulandı.

El-Abbasi ailesinin yakınları, eski rejim döneminde konuşulması tabu kabul edilen dosyayı yeniden gündeme taşıyarak çocukların akıbetinin aydınlatılması için çağrıda bulunmuştu. Esed yönetiminin devrilmesinin ardından yapılan araştırmalarda, aileye ait herhangi bir ize cezaevlerinde rastlanmaması üzerine yakınları yardım talebinde bulunmuştu.

Rania el-Abbasi’nin kardeşi Hasan el-Abbasi, Facebook hesabından yayımladığı video mesajında çocukların hayatını kaybettiğini doğrulayarak, “Artık kesinleşti; Rania’nın çocukları hayatını kaybetti” dedi.

Hasan el-Abbasi, ailenin, 2013 yılında Şam’ın Tedamun mahallesinde onlarca kişinin yakın mesafeden vurularak öldürüldüğü ve ardından cesetlerinin yakıldığı katliamın başlıca sanığı Emced Yusuf’a ait olduğu belirtilen görüntü kayıtlarını izleme imkânı bulduğunu da söyledi. Söz konusu katliam, döneme ait video kayıtlarıyla belgelendirilmişti.

dvfdvfd
Rania el-Abbasi’nin annesi, kayıp kızı ve ailesinin fotoğrafını elinde tutuyor. (Arşiv – AFP)

Hasan el-Abbasi, Emced Yusuf’a ait olduğu belirtilen görüntülerden birinde karanlık bir odada bulunan çocukların yer aldığını ve Yusuf’un bu çocukları ‘terörün başlıca finansörleri’ olmakla suçladığını söyledi.

Ailenin görüntülerdeki çocukları teşhis ettiğini belirten Hasan el-Abbasi, “Onların bizim çocuklarımız olduğu ortaya çıktı… Sonunda onları kendi yüzleriyle, güzellikleriyle gördük; ancak artık hayatta değiller” ifadelerini kullandı.

Dolaşımdaki bilgilere göre, Tedamun katliamını araştıran ekip, soruşturma sırasında elde ettiği çok sayıda video kaydını halen elinde bulunduruyor. Bu görüntülerin yalnızca sınırlı bir bölümü, 2022 yılında İngiliz gazetesi The Guardian’da yayımlanan bir araştırma kapsamında kamuoyuyla paylaşılmıştı. Söz konusu araştırma, Emced Yusuf’un 2013 yılında Tedamun mahallesinde yüzlerce sivilin ölümüne yol açan katliamlarından birini ortaya çıkarmıştı.

Suriyeli aktivistler ve kayıp yakınları, araştırma ekibinin elindeki video ve kayıtların yayımlanmasını talep ediyor. Bu kayıtların, çok sayıda kayıp kişinin akıbetine ışık tutabilecek önemli deliller içerdiği belirtiliyor.

Kayıp ve zorla kaybedilen kişiler dosyası, Suriye’nin en karmaşık ve çözümü en zor meselelerinden biri olarak görülüyor. Dosya; önceki yönetimin cezaevlerinde kaybolan tutukluları, çatışmalar sırasında izleri kaybolan kişileri, kontrol noktalarında ortadan kaybolanları ve göç ya da yerinden edilme süreçlerinde haber alınamayan sivilleri kapsıyor.

Suriye’de kayıplara ilişkin kapsamlı ve resmî bir veri tabanı henüz bulunmuyor. Rakamlar da farklılık gösteriyor. Daha önce Uluslararası Kayıp Kişiler Komisyonu tarafından yapılan tahminlerde, 2011’den bu yana yaşanan çatışmalar nedeniyle kaybolanların sayısının 130 bini aştığı belirtilmişti. Aynı komisyon, onlarca yıla yayılan ihlaller, çatışmalar ve zorunlu göçler de hesaba katıldığında Suriye’deki kayıp sayısının 300 bine ulaşabileceğini ifade ediyor.

Öte yandan Suriye İnsan Hakları Ağı, Mart 2011’den bu yana 177 binden fazla kişinin zorla kaybetmeye maruz kaldığını bildiriyor.


Irak, silahların devlet kontrolü altına alınması planını tamamlıyor

Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak Meclisi’nde hükümetine yönelik güven oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak Meclisi’nde hükümetine yönelik güven oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Irak, silahların devlet kontrolü altına alınması planını tamamlıyor

Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak Meclisi’nde hükümetine yönelik güven oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak Meclisi’nde hükümetine yönelik güven oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)

Irak Başbakanı Ali Zeydi dün, Sadr Hareketi'ne bağlı Seraya es-Selam'ın silahlarının teslim alınmasına yönelik planın tamamlandığını açıkladı. Zeydi, Şii Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu liderlerinden Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehli'l-Hak'ın da silahlarını teslim edeceğini belirtti.

Zeydi, gazetecilere yaptığı açıklamada hükümetin hiçbir yapının devlet dışında silah bulundurmasına izin vermeyeceğini, silah tekeli ve güç kullanımının ‘yalnızca devletin elinde’ olacağını vurguladı.

Bu gelişmeyle bağlantılı olarak Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi, silahlı kanadı Seraya es-Selam'ı yeniden yapılandırma adımlarını açıkladı. Plan kapsamında bu yapı örgütsel olarak hareketten koparılacak, bünyesindeki unsurlar sivil kurumlara dönüştürülecek. Uygulamanın önümüzdeki hafta tamamlanması öngörülüyor.

Öte yandan Irak Hizbullah Tugayları'nın güvenlik yetkilisi, silahlarını devlete teslim etmeyi düşünen gruplara kendi örgütünün insansız hava araçlarını (İHA), seyir füzelerini ve tanksavar sistemlerini teslim alabileceğini önerirken bedelini ödemeye hazır olduklarını bildirdi.