Rusya, İngiltere'nin ‘Buça tiyatrosunda’ rol üstlendiğine dair verileri açıklayacak

İngiltere Büyükelçisine protesto notası verildi, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılması, Ukrayna savaşında suç ortağı sayılmaları anlamına gelir

Ukraynalılar, Donetsk bölgesinde tahrip olan evlerinin pencerelerini ahşap panellerle kapattı. (AP)
Ukraynalılar, Donetsk bölgesinde tahrip olan evlerinin pencerelerini ahşap panellerle kapattı. (AP)
TT

Rusya, İngiltere'nin ‘Buça tiyatrosunda’ rol üstlendiğine dair verileri açıklayacak

Ukraynalılar, Donetsk bölgesinde tahrip olan evlerinin pencerelerini ahşap panellerle kapattı. (AP)
Ukraynalılar, Donetsk bölgesinde tahrip olan evlerinin pencerelerini ahşap panellerle kapattı. (AP)

Ukrayna'nın başkenti Kiev yakınlarındaki Buça yerleşkesinde meydana gelen kanlı olaylarla ilgili Rusya-Batı anlatımlarındaki çelişkiler devam ediyor. Rus tarafı, İngiliz istihbaratının Buça’da ‘Rusya’yı savaş suçlusu göstermek üzere bir tiyatro sahnelenmesine’ destek verdiğini ima etti. Kremlin, ‘katliam senaryosuyla ilgili’ Rusya’nın bakış açısını yansıtan belgeler yayınlama sözü verdi.  
Batı'da Ukrayna'da işlenen ‘savaş suçlarını’ belgeleyecek ve soruşturma standartlarını belirleyecek bir mekanizma kurulması konusundaki tartışmalar yaşanırken, Rus medyasında, Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun, Buça katliamında Batılı istihbaratların rolünü gösteren verileri Devlet Başkanı Vladimir Putin’e teslim ettiği iddia edildi. Lukaşenko’nun Putin’e verdiği dosyada, İngiliz istihbarat elemanlarının Buça’da ‘mizansen çekimler yaptığı’ ve sosyal medya üzerinden paylaşarak Rusların ‘savaş suçu işlediğine dair algı yaratmak istediği yer alıyor.  
Belarus lideri Lukaşenko’nun Buça’da düzenlenen provokasyonda İngiltere’nin parmağı olduğuna dair kanıtları Rusya’ya ilettikleri sözleri hatırlatılarak bu konunun, Putin ile görüşmesinde gündeme gelip gelmediği Kremlin Sözcüsü Dimitriy Peskov’a soruldu. Peskov, ‘’Buça’daki provokasyonun hikayesini ayrıntılı olarak biliyoruz, bu dosya toplantının gündemindeydi. Buça’daki provokasyonlara karışanlarla ilgili veriler, uygun bir zamanda kamuoyuyla paylaşılacaktır, yakında bu tiyatro sahneleriyle ilgili tüm ayrıntılar ortaya çıkarılacaktır” dedi.  
Rusya’nın Moskova kruvazörünün ABD’nin verdiği istihbarat üzerine batırıldığı iddialarını da yanıtlayan Peskov, Kremlin’in bu iddiaları doğrulayacak net bilgilere sahip olmadığını aktardı. Peskov, Kiev yönetiminin, Karadeniz’de Amiral Makarov adlı fırkateyni vurdukları yönündeki açıklamalarını ise, ‘’Karadeniz’deki Rus gemisine sözde saldırı yapılmasıyla ilgili bilgim yok’’ diye yanıtladı.  
Rusya Devlet Başkanı Putin, Buça’da yaşanan katliamlarla ilgili raporları ‘sahte’ olarak nitelendirdi. Belarus Cumhurbaşkanı Lukaşenko’nun kendisine Buça’daki olaylarla ilgili bir dosya verdiğini söyleyen Putin, provokasyonu kimin organize ettiği, nasıl gerçekleştiği ve kullanılan yöntemler hakkında bilgiler içeren söz konusu dosyanın, Federal Güvenlik Servisi’ne teslim edildiğini kaydetti.  
Rusya Dışişleri Bakanlığı, İngiltere'nin Moskova Büyükelçisi Deborah Bronner ile yapılan görüşmede, İngiltere'ye, Rus medya kuruluşlarına uygulanan yaptırımlar nedeniyle protesto notası verildiğini duyurdu. Bakanlıktan yapılan açıklamada, Rusya’nın kendisine uygulanan tüm yaptırımlara misliyle mukabelede bulunacağı vurgulandı. İngiltere geçtiğimiz günlerde, Moskova’ya daha fazla baskı amacıyla Rus gazetecilere ve medya kuruluşlarına yaptırım uygulanacağını duyurmuştu.    

İsrail ile ilişkiler 
Kremlin Sözcüsü Peskov, son günlerde gerilim yaşanan İsrail-Rusya ilişkilerine değinerek, ‘’İsrailli dostlarımızla güçlü diyaloğumuzu sürdürüyoruz, başkanımız (Putin) Sayın Bennet ile sürekli iletişim halinde, iki gün önceki telefon görüşmesinde sürekli temas halinde kalınması üzerinde anlaştılar” dedi.  
Putin’in Bennet’e, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Hitler’in Yahudi kökeniyle ilgili açıklamaları nedeniyle resmi bir özür sunup sunmadığı sorulan Peskov, ‘’Görüşme oldukça önemliydi, ancak şu anda daha önce görüşmeyle ilgili açıklananlara ekleyecek bir şeyimiz bulunmuyor’’ ifadesini kullandı.  
Lavrov’un, “Hitler’in Yahudi kökenleri vardı ve Yahudilerin düşmanlarının çoğu Yahudilerin içinden çıkıyor” sözleri, İsrail ile Rusya arasında diplomatik gerilime sebebiyet vermişti. İsrailli diplomatik kaynaklar, Putin’in İsrail Başbakanı Naftali Bennett ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde bu sözler için özür dilediğini aktardı.  
  
NATO üyeliği 
Öte yandan Rus çevreleri, Finlandiya ve İsveç'in NATO’ya üye olma ihtimaline karşı uyarılarının dozunu arttırdı. Rusya Devlet Duması Güvenlik Konseyi üyesi Adalbe Shkagushev, ‘’Kuzey Atlantik Örgütü, İsveç ve Finlandiya'yı NATO'ya katılmaya davet ederek onları Ukrayna'daki savaşın suç ortağı yapıyor. NATO Ukraynalı milliyetçilere milyarlarca dolarlık silah desteği sağlıyor, şimdi de İskandinav ülkelerini kullanmak istiyor, onların güvenliğini bahane ederek kendi gündemini dayatmak istiyor" dedi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İskandinavya ülkelerinden Finlandiya ve İsveç'in İttifak'a dahil olmayı istemeleri durumunda, bu talebin hızlı bir biçimde gerçekleştirileceğini ifade etmişti. İsveç ve Finlandiya 19 Mayıs’ta düzenlenecek NATO zirvesine davet edildiler.  
   
Asılsız suçlamalar  
Moskova, Rusya’nın Ukrayna’ya ait tahıl sevkiyatlarına el koyduğu iddialarını yalanladı. Kremlin Sözcüsü Peskov, Rusya’nın Ukrayna’nın tahıl stoklarını çaldığı ve kamyonlarla ülke dışına çıkardığına dair haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Peskov, “Elimizde bu yönde bir bilgi yok. Bu haber sahte hatta kurgu gibi görünüyor. Bu sözü Birleşmiş Milletler (BM) toplantısında tam olarak kimin söylediğini bilmiyorum, ancak bu bilgiyi kontrol etme zahmetinde bulunmamış oldukları açık” dedi. 
Ayrılıkçı Donetsk güçleri, Ukrayna’nın Rus işgalinin başladığı 24 Şubat’tan bu yana kuşatma altındaki Mariupol kentinde bulunan Azovstal çelik fabrikasından 178 kadın, çocuk ve yaşlının tahliye edildiğini bildirdi. Tahliye edilenlerin kentin doğusundaki bir sığınma merkezine nakledildiği belirtildi.  

“Güney Ukrayna'da kalıcıyız”
Rus Milletvekili Andrei Torchak, ülkesinin ‘sonsuza kadar güney Ukrayna'da kalacağını’ vurguladı. Torchak, Rusların Mart ayında tam kontrol sağladığı Herson kenti ziyareti sırasında, ‘’Herson halkına sesleniyorum, hiç şüpheye düşmesinler Rusya burada sonsuza kadar kalacaktır” dedi.  
Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, Rus hava savunma güçlerinin, Luhansk bölgesinde Ukrayna hava kuvvetlerine ait 1 adet Su-25 ve 1 adet Mig-29 savaş uçağını düşürdüklerini bildirdi. Ukrayna ‘operasyonun’ seyrine dair açıklamalarda bulunan Konaşenkov, "Havadan karaya yüksek hassasiyetli füzelerle Kramatorsk şehrinde Energomaşspetstal fabrikası sahasında bulunan Ukrayna askeri birliklerine ait büyük bir mühimmat deposu yok edildi. Dün gece topçu birliklerimiz 24 Ukrayna hedefini bombaladı. Novotavriçeskoye yerleşim birimi yakınlarında bulunan Toçka-U taktik füze sistemi yüksek hassasiyetli füzelerle vuruldu. Füze birlikleri, Donetsk'te Nikiforovka yerleşim birimi yakınlarında S-300 hava savunma füze sistemi ile askeri birliklerin toplandığı 5 mevziiyi imha etti” diye konuştu.  
Konaşenkov son 24 saat içinde Ukrayna güçlerindeki kayıpların, 280 milliyetçi savaşçı ve 41 askeri araç olarak tahmin ettiklerini kaydetti. Konaşenkov ayrıca, Donetsk ve Luhansk hava sahalarında, Ukrayna’ya ait 13 adet insansız hava aracının düşürüldüğünü belirtti.  



Caydırıcılık ile genişleme arasında Çin'in nükleer gücü: Mao'nun doktrininden New START sonrası dengelere

Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

Caydırıcılık ile genişleme arasında Çin'in nükleer gücü: Mao'nun doktrininden New START sonrası dengelere

Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Charbel Barakat

Mao Zedong, 1946 yazında, Japonya'ya atom bombası atılmasından sadece bir yıl sonra, atom bombasını askeri kullanışlılığından ziyade siyasi gücüne atıfla ‘kağıttan kaplan’ olarak nitelendirdi. Bunun üzerine Çin, yirmi yıl içinde savaşmak için değil, herhangi bir nükleer tehdide karşı garantili bir caydırıcılık sağlamak için nükleer silah edinmeye karar verdi. Pekin, o tarihten beri potansiyel bir saldırıdan sonra hayatta kalma yeteneğine vurgu yaparak, minimum caydırıcılık ve ilk kullanan taraf olmama ilkesine dayanan bir nükleer doktrin oluşturdu.

Bugün, bu durumun ironisi dikkati çekiyor. Çin bu doktrine bağlılığını teyit ederken, Batı'nın tahminleri füze tesislerinin hızla genişlediğini ve nükleer kapasitesinin arttığını gösteriyor. Bu da “Pekin hala Mao'nun zihniyetiyle nükleer düşünceye sahip mi, yoksa süper güç olarak yükselişi ona farklı bir doktrin mi dayatıyor?” şeklindeki eski soruyu yeni bir biçimde gündeme getiriyor. Bu soru, Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun kapsamlı modernizasyon projesi çerçevesinde özellikle önem kazanıyor.

Bu soru, ABD ile Rusya arasında nükleer silahlarını sınırlayan son ikili anlaşma olan New START anlaşmasının 5 Şubat 2026'da sona ermesinden sonra daha da önem kazandı. ABD Başkanı Donald Trump, Vladimir Putin'in anlaşmayı bir yıl uzatma teklifini reddetti ve Çin'in yeni stratejik silah azaltma anlaşmasına dahil edilmesini talep etti, ancak Pekin bu talebi şiddetle reddetti.

Ancak, çok kutupluluğa geçişin daha gerçekçi hale gelmesiyle birlikte büyük güçler arasındaki rekabetin yeniden başlaması, Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan ve ikili dengeye dayanan silah kontrol sisteminin çeşitli yönlerine zorluklar getirirken, anlaşmanın sona ermesi daha geniş kapsamlı bir soruyu gündeme getiriyor. Bu sistem, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra da farklı derecelerde olmakla birlikte, neredeyse otuz yıl boyunca yürürlükte kaldı.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından nükleer silahlarını geliştirmeye ve modernize etmeye giderek daha fazla odaklanması ve nükleer silah kullanımını daha esnek hale getirmek için doktrinini değiştirme girişimi, bu değişiklikler ABD'nin nükleer stratejisine doğrudan meydan okuyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD’li analistler, ülkelerinin nükleer stratejisinin tek bir düşman, yani Sovyetler Birliği'ne karşı tasarlanmış olduğunu ve aynı anda birden fazla düşmanla başa çıkamayacağı konusunda uyarıyorlar. Pekin ve Moskova arasında artan koordinasyon, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Analistler, eski silah kontrol rejiminin üç büyük nükleer gücün gerçekliğiyle başa çıkma yeteneğini sorguluyorlar. Ortaya çıkan karmaşıklıklar göz önüne alındığında, olası herhangi bir anlaşmanın daha kırılgan olacağını ve yeni bir nükleer çağın başlangıcını getireceğini düşünüyorlar.

Travma ile şekillenen nükleer doktrin

Çin'in nükleer doktrini, tarihi olarak Amerikan ve Rus doktrinlerinden temel bir açıdan farklılık gösteriyor. Çin'in düşüncesine göre nükleer silahlar bir savaş aracı olarak değil, savaşı önlemek için bir siyasi araç olarak tasarlandı. Pekin, 1964 yılındaki deneyden sonra ‘atom bombasını ilk kullanan taraf olmama’ ilkesini ilan etti. Bunu da ‘asgari caydırıcılık’ kavramıyla ilişkilendirdi. Yani olası bir saldırıdan sonra misilleme yapma yeteneğini garanti eden sınırlı ama güvenilir bir silah cephanesi bulundururken, sadece sayısal dengeyi sağlamakla kalmayıp, yanıt verme yeteneğini de garanti altına almak için füzelerin ve komutanın stratejik yapısını koruyor.

dfvgt
Pekin'deki bir antika pazarındaki tezgahta, komünist Çin'in kurucusunun 130’uncu doğum gününü anmak için sergilenen Çinli komünist lider Mao Zedong'un fotoğrafları, 26 Aralık 2023 (AFP)

Bu ideoloji, Çin'in güvenlik bilincini şekillendiren bazı şokların arından 1945 yılında ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki'yi bombalaması, 1950'lerde Tayvan Boğazı krizleri sırasında Washington'ın nükleer silah kullanma tehdidi, 1959'da Sovyetler ile ilişkilerin kesilmesi ve Sovyet nükleer uzmanlarının geri çekilmesi, 1969'da Ussuri Nehri'ndeki sınır çatışmaları sırasında Sovyetlerin sınırlı bir nükleer saldırı düzenleyeceği korkusu.

Mao, atom bombasını ‘kağıttan kaplan’ olarak görüyordu. Ancak hiçbir büyük gücün Çin'i nükleer silahlarla şantaj yapmaması için bu silaha sahip olmanın gerekli olduğunu düşünüyordu.

Böylece Çin'de bir paradoks ortaya çıktı Böylece Çin'de bir paradoks ortaya çıktı: Mao, atom bombasını ‘kağıttan kaplan’ olarak görüyordu. Ancak hiçbir büyük gücün Çin'i nükleer silahlarla şantaj yapmaması için bu silaha sahip olmanın gerekli olduğunu düşünüyordu. Bu da atom bombasını ilk kullanan taraf olmama politikası ile güvenilir sınırlı caydırıcılık üzerine kurulu bir doktrinin ortaya çıkmasına neden oldu. Daha sonra, hızlı fırlatma yerine kesin misillemeyi sağlamak için tepki kabiliyetinin hayatta kalabilir olmasına odaklanılmaya başlandı. Bugün, bu doktrin Çin'in nükleer politikalarını yönlendiren çerçeve olmaya devam ediyor ve minimum caydırıcılık ilkesini koruyarak ve sayısal eşitlik yarışına girmeden, silahların kademeli olarak genişletilmesini meşrulaştırıyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı Silah Kontrolü Genel Müdürü Sun Xiaobo, geçtiğimiz ekim ayında düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) toplantısında, “Çin'in nükleer politikası istikrarlı ve tutarlıdır ve kendini savunma doktrinine dayanıyor. Bu doktrin uyarınca Çin, ilk kullanma hakkından ve herhangi bir silahlanma yarışına katılmaktan kaçınmayı ve ulusal güvenliği için gerekli olan minimum düzeyde silahlanmayı sürdürmeyi taahhüt ediyor” ifadelerini kullandı.

edfv
Birinci nesil JL-1 balistik füze, Japonya'ya karşı kazanılan zaferin ve II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80’inci yıldönümünü kutlayan askeri geçit töreninde, Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda bir nükleer denizaltından fırlatıldı, 3 Eylül 2025 (AFP)

Sun Xiaobo, silah kontrolü çabalarının bir ülkenin diğerine üstünlüğünü artırmaya değil, herkesin güvenliği ilkesine dayandırılması gerektiğini ve en büyük silah cephanelerine sahip ülkelerin, somut ve doğrulanabilir bir şekilde nükleer cephanelerini azaltma ve yeni müzakerelerden önce küresel caydırıcılık istikrarını sağlama konusunda temel bir sorumluluğu olduğunu belirtti.

En hızlı büyüyen silah cephanesi

2025 yılında yayınlanan rakamlara bakıldığında, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü ve Atom Bilimcileri Bülteni, Çin'in 500 ila 600 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu tahmin ederken, Rusya'nın yaklaşık 5.580 ve Amerika Birleşik Devletleri'nin yaklaşık 5 bin 240 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu öngörüyor. Aynı kaynağa göre Çin'in kullanıma hazır 24 ila 60 nükleer savaş başlığı varken, Rusya'nın yaklaşık bin 580 ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bin 740 savaş başlığı bulunuyor. Bu da Çin'in silah cephanesinin büyüklüğü ve fiili saldırı kapasitesinin Washington ve Moskova'nınkinden hala onlarca kat daha küçük olduğu anlamına geliyor.

Ancak Amerikalılar, 14 yılda iki katına çıkan Çin'in nükleer silahlarının büyüme hızından endişe duyuyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 2012 tarihinde iktidara gelmesinden bu yana, silahların sayısı yaklaşık 260 savaş başlığından yaklaşık 600'e çıkarak dünyanın en hızlı büyüyen silahları haline geldi. ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) Çin'in askeri gücü hakkındaki son yıllık raporunda, Çin'in nükleer silahlarının 2030 yılına kadar bini aşacağı tahmin ediliyor.

ABD’li kaynaklara göre Çin'in nükleer modernizasyonu sadece savaş başlığı sayısını artırmakla sınırlı kalmamış, aynı zamanda Sincan ve Gansu'da yüzlerce kıtalararası füze silosunun inşası ve DF-41 çoklu savaş başlıklı füzesinin hizmete sokulmasını da içeriyor. Ayrıca, karayolları ve demiryollarındaki mobil fırlatma platformlarına ek olarak, JL-3 füzeleriyle donatılmış Jin sınıfı balistik füze denizaltılarının konuşlandırılması da gerçekleştirildi.

Bu bağlamda, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Nükleer Politika Programı ve Çin Programı'nın kıdemli üyesi Tong Zhao, Çin'in nükleer silahlanmaya devam etmesinin, ABD'nin New START anlaşmasının süresinin dolmasına izin verme kararının ve Washington'un mevcut füze sistemlerine ek savaş başlıkları yükleyerek nükleer kapasitesini genişletme seçeneğini yeniden kazanma kararının arkasındaki ana itici güçlerden biri olduğunu söylüyor.

Zhao, asıl endişe kaynağının artık Rusya değil, özellikle Tayvan gibi sıcak noktalarda ABD'nin askeri hakimiyetine meydan okuma kapasitesi ve niyeti olan Pekin olduğunu ve bunun Washington ile Pekin arasında doğrudan ve tehlikeli bir çatışmaya yol açabileceğini ekliyor.

rfgf
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da Çin Devlet Başkanı ile video görüşmesi öncesinde, 4 Şubat 2026 (AFP)

Öte yandan People's Daily gazetesine bağlı Global Times'ın milliyetçi siyasi yorumcusu Hu Xijin, Çin'in cephaneliğinin genişlemesinin temelde savunma amaçlı olduğunu düşünüyor. Hu Xijin, bin nükleer savaş başlığına sahip olsa bile Çin'in silahlarının ABD'ninkine kıyasla küçük olduğunu, ancak ilk saldırıdan sağ çıkma kabiliyetinin Çin'e ABD'nin nükleer tehdidine karşı etkili bir caydırıcılık sağladığını ve savunma pozisyonunu güçlendirdiğini vurguladı. Hu Xijin’e göre Washington, Çin'in nükleer caydırıcılığına karşı koyamayacağını düşünüyorsa, bu endişe gerçekçi olmayan hırsların bir yansıması ve nihayetinde kendi eylemlerinin bir sonucudur.

Jeopolitik rekabet ve Tayvan

Çin dosyasını takip eden birçok Çinli yetkili ve uzman, Pekin'in nükleer kapasitesini güçlendirmesinin, ABD'nin stratejik çevreleme politikasına ve Çin'in ekonomik ve askeri yükselişini kısıtlama girişimlerine bir yanıt olduğu kadar, ABD'nin füze savunma sistemlerinin konuşlandırılmasına, hassas konvansiyonel saldırılara ve ABD'nin Çin liderliğini ve diğer hayati noktaları hedef alma kabiliyetine, ayrıca herhangi bir saldırıdan sonra yanıt verme ihtiyacına bir yanıt olduğunu savunuyorlar.

Pekin ayrıca, nükleer kapasitenin geliştirilmesinin ABD'nin ‘nükleer şantaj’ yapmasını engellediğini ve Çin'e Tayvan konusunda daha fazla manevra alanı sağladığını, adayı zorla yeniden birleştirmeye karar vermesi halinde olası nükleer tehditlere veya müdahalelere karşı koyma kabiliyetini artırdığını düşünüyor.

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin geçtiğimiz ocak ayında yayınlanan Ulusal Savunma Stratejisi'nde açıkça belirtildiği gibi nükleer kapasite geliştirmeye kararlı göründüğü bir dönemde yaşanırken Trump'ın, ikinci başkanlık döneminin başında Şi Cinping ile Güney Kore'de ilk kez bir araya gelmek üzere yola çıktığı geçtiğimiz yılın ekim ayında, 33 yıl sonra ilk kez nükleer denemelerin yeniden başlatılmasını emrettiğini duyurduğunu hatırlatmakta fayda var.

Yeni uluslararası düzen

Çin'in nükleer programının, önümüzdeki ay Trump ve Şi arasında yapılacak toplantının gündeminde yer alıp almayacağı henüz belirsizliğini koruyor. Tong Zhao, Pekin'in öncelikle Trump yönetiminin, yakın zamanda yayınlanan ulusal güvenlik ve ulusal savunma stratejilerinde yansıtıldığı gibi, ideolojik çatışma ve stratejik çevreleme politikasından gerçekten uzaklaşıp uzaklaşmadığını ve bu eğilimin devam edip etmeyeceğini netleştirmek istediğini düşünüyor. Tong’a göre bu konu netleşene kadar Çin, ciddi silah kontrol görüşmelerine katılma konusunda temkinli davranmaya devam edecek.

Washington’ın belirsiz niyetleri ve ortaya çıkan uluslararası düzen ile Pekin'in bu düzen içindeki yeri hakkındaki belirsizlikler göz önüne alındığında, ABD'nin Çin'in nükleer silahlarını sınırlama çağrıları, tutarlı bir nükleer silahların yayılmasını önleme politikasından çok, siyasi bir baskı taktiği olarak görünüyor. Bu da Pekin'in, özellikle Trump’ın ziyareti olumlu sonuçlar verirse, keşif amaçlı müzakerelere katılma olasılığına rağmen, silahlarını azaltma taahhüdünde bulunmaya son derece isteksiz kalacağı anlamına geliyor.


Cenevre görüşmeleri öncesinde... Anket: Amerikalıların yarısı İran'ın nükleer programını doğrudan bir tehdit olarak görüyor

Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
TT

Cenevre görüşmeleri öncesinde... Anket: Amerikalıların yarısı İran'ın nükleer programını doğrudan bir tehdit olarak görüyor

Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)

Amerika Birleşik Devletleri ve İran bugün Cenevre'de yeni bir nükleer görüşme turuna girerken, Associated Press (AP) ve NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi tarafından yapılan son bir anket, birçok Amerikalı yetişkinin İran'ın nükleer programını hâlâ bir tehdit olarak gördüğünü, ancak aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump'ın yurtdışında askeri güç kullanımı konusundaki yargısına yüksek düzeyde güven duymadığını gösteriyor.

Ankete göre, ABD'li yetişkinlerin neredeyse yarısı İran'ın nükleer programının ABD için doğrudan bir tehdit oluşturduğundan "çok yüksek" veya "çok yüksek" düzeyde endişe duyduğunu belirtirken, yaklaşık onda üçü "orta düzeyde endişeli" olduğunu ve onda ikisi "pek endişeli değil" veya "hiç endişe duymadığını" bildirdi.

Anket, ABD ve İran arasında Ortadoğu'da askeri gerilimlerin arttığı bir dönem olan 19-23 Şubat tarihleri ​​arasında yapıldı.

Washington, İran'ın nükleer programını sınırlayan ve Tahran'ın nükleer silah geliştirmemesini sağlayan bir anlaşma arayışında; İran ise nükleer silah sahibi olmayı hedeflemediğini ısrarla belirtiyor ve şu ana kadar topraklarında uranyum zenginleştirmeyi durdurma veya yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etme taleplerini reddetti.

Bu, bu yıl Umman Sultanlığı'nın arabuluculuğuyla gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerin üçüncü turu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, Amerikan tarafını Özel Temsilci Steve Wittkoff ve ABD Başkanı'nın damadı Jared Kushner temsil ediyor.


Pezeşkiyan: İran kesinlikle nükleer silah edinmeyi amaçlamıyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran kesinlikle nükleer silah edinmeyi amaçlamıyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Cenevre'de ABD ile yapılacak yeni görüşme turu öncesinde bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın nükleer silah edinme amacı gütmediğini "kesinlikle" belirtti.

Pezeşkiyan bir konuşmasında, “Liderimiz (Ali Hameney) daha önce nükleer silahlara asla sahip olmayacağımızı ilan etmişti,” dedi ve ekledi, “Bu yolu izlemek istesem bile, ideolojik açıdan bunu yapamazdım; buna izin verilmezdi.”

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance dün, Başkan Donald Trump'ın Cenevre görüşmeleri öncesinde İran ile diplomatik bir çözümü hala tercih ettiğini vurgularken, Axios, Washington'un zaman sınırlaması olmayan bir nükleer anlaşma talep ettiğini ve üçüncü tur müzakerelerini bir atılım ile bir gerilim arasında konumlandırdığını ortaya koydu.

Vance, İranlıların perşembe günü (bugün) Cenevre'de yapılması planlanan müzakerelerde bu yaklaşımı ciddiye alacaklarını umduğunu ifade etti.

Fox News'e verdiği röportajda Vance, "Başkan, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağı konusunda çok netti... ve bunu diplomasi yoluyla başarmaya çalışacak" dedi. Trump'ın bu hedefi diplomatik olarak takip ettiğini, "ancak elinde başka araçlar da bulunduğunu" vurguladı.

ABD ve İran heyetlerinin, Tahran'ın nükleer programı konusunda bugün Cenevre'de üçüncü tur görüşmeleri yapması planlanıyor. Vance, "Makul bir uzlaşmaya varmak amacıyla İranlılarla bir tur daha diplomatik görüşme yapıyoruz" diyerek, İran tarafının Trump'ın diplomatik çözüm tercihini ciddiye alacağı umudunu yineledi.

Vance, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in görevden alınmasını isteyip istemediği konusunda yorum yapmaktan kaçındı.

Diğer yandan Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre bir ABD yetkilisi ve iki bilgili kaynak, Beyaz Saray temsilcisi Steve Wittkoff'un salı günü yapılan özel bir görüşmede, Trump yönetiminin İran ile gelecekte yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmanın süresiz olarak yürürlükte kalmasını talep ettiğini söylediğini bildirdi.