Tunus ve Sudan süreçlerinde bir cumhurbaşkanı ve bir ordunun çıkmazı

Arap halk ayaklanmalarının gelecek vaat eden iki modeli başarısızlık tehlikesiyle karşı karşıya.

Başkent Tunus'ta basın özgürlüğünü destekleyen bir gösteri, 5 Mayıs Perşembe (AFP)
Başkent Tunus'ta basın özgürlüğünü destekleyen bir gösteri, 5 Mayıs Perşembe (AFP)
TT

Tunus ve Sudan süreçlerinde bir cumhurbaşkanı ve bir ordunun çıkmazı

Başkent Tunus'ta basın özgürlüğünü destekleyen bir gösteri, 5 Mayıs Perşembe (AFP)
Başkent Tunus'ta basın özgürlüğünü destekleyen bir gösteri, 5 Mayıs Perşembe (AFP)

Refik Huri
Tunus, "Arap Baharı" devrimlerinin yol açtığı kaos, yıkım, yoksulluk, dış müdahaleler ve bitmeyen iç savaşlar açısından kuralın istisnasıydı. Bir yılı aşkın bir süre sokakta şiddet ve öldürmelerle karşı karşıya kalan, ordunun kendisine katılması ile 30 yıl boyunca Ömer el-Beşir’in yönettiği köktendinci “İhvancı” (Müslüman Kardeşler) rejimi devirmeyi başaran barışçıl, örgütlü Sudan halk devrimi ise, “bahar”ın ikinci dalgasının en umut verici modeliydi. Ancak Tunus demokrasi deneyi, bazıları yozlaşmış bazıları basiretsiz bencil kişiliklerin önderlik ettiği partilerin manevralarına maruz kaldı. Müslüman Kardeşlerin bir kolu olan, demokrasi kurallarına göre oynadığı izlenimi veren, ama gizli bir aygıt aracılığıyla demokrat isimleri tasfiye etmeyi, şiddet yoluyla otoriter, köktendinci bir rejime geçişi planlayan Nahda Hareketi tarafından manipüle edildi. Sudan’da ise geçiş döneminde sivil bileşen ile askeri bileşen arasındaki ortaklık deneyimi, ordunun sivil ortağının aleyhine dönmesi ile yeniden geriledi.
Tunus'un içinde bulunduğu durum, Cumhurbaşkanı Kays Said tarafından başlatılan bir "yukarıdan devrim"e yol açarken, Sudan'daki durum, ufku olmayan bir güç oyunun önünü açtı. Kolay görünen şey zor ve karmaşık hale geldi. Çıkmazdan çıkış yolu olduğu söylenen şey, daha derin bir çıkmaz olarak ortaya çıktı.
Bunu söylememizin nedeni, Cumhurbaşkanı Kays Said'in Tunus'u içine düştüğü beladan kurtarmak isterken, kendisinin ve cumhuriyetin başını belaya sokması. Hükümeti feshettikten, parlamentoyu askıya alıp ardından feshettikten, 25 Temmuz kararnamesiyle anayasanın bazı bölümlerini askıya aldıktan sonra ülkeyi cumhuriyet kararnameleriyle yönetmesi kolay. Ancak, popülaritesi yüksek olsa bile, ekonomik krizi, işsizlik ve geçim sorunlarını çözemeden sol, sağ ve merkezdeki güçlerle yüzleşmesi zor. Cumhurbaşkanı’nı destekleyen "Tunus Genel İşçi Sendikası" bile katılımın ve çevrimiçi değil gerçek bir ulusal diyalogun yokluğundan bahsetti. Yakın tarihli bir açıklamasında, "katılım ilkesini uygulayacak siyasi irade eksikliğini" eleştirdi. "Kapsamlı bir vizyon eksikliği, kişisel görüşe sıkı sıkıya tutunma, gerçeğin tek sahibi gibi davranma konusundaki ısrar" karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi. Cumhurbaşkanı'nın uygulamaya çalıştığı proje belirsiz, ama 3 hayır sunuyor; "Vatanseverler dışında taraflar ile diyaloga hayır, devlete karşı silaha sarılanları tanımaya hayır, halkın iradesini kabul edenler dışındaki taraflarla müzakereye hayır.”
2017 yılında cumhurbaşkanı seçilmeden önce bir seminerde Said, Burgiba ve Bin Ali döneminde ardından otoriter rejimin devrilmesinden sonra Tunus'u yöneten siyasi sistemi hedef almış ve "Parlamento ile oylama sisteminin manipüle edilmesini, siyasi tarafların parlamento, yargı ve Yüksek Yargı Konseyi'ne sızmalarını" eleştirmişti. Dahası, "2011 devriminden sonra gençliğin toplumsal hareketine, halkın devrimine, ötekileştirilenlere ve onların toplumsal taleplerine sırt çeviren politikacıların" görevlerine son verilmesini talep etmişti. " Siyasi sistemin gözden geçirilmesi, politikacıların ve parti yetkililerinin nüfuz etmedikleri yeni bir siyasi sistemin benimsenmesinin yanı sıra, liste sistemi yerine bireysel aday sistemine dayalı oylama" çağrısında bulunmuştu. Doğrusu siyasi partiler olmadan seçimlerin ve parlamentoların nasıl olacağını kimse bilmiyor, ancak Said'in "Halk Meclisleri" başlığı altında Kaddafi türü yönetimin gözden geçirilmiş bir versiyonu üzerinde çalıştığını söyleyenler var. Son olarak sıfırdan başlar gibi "yeni bir cumhuriyet" için anayasa hazırlayacak bir komite kurdu.
Sudan'da da ordu başını belaya soktu ve ülkeyi daha derin bir kargaşaya sürükledi. Bir devlet inşasından söz etmek bir yana ne Darfur'da ne başka yerlerde savaşı engelleyebildi, halka hizmet edebildi ve yönetimi sağlayabildi. Ne de devrimci halkı temsil eden bir hükümet isteğini yerine getirmek bir yana, kendisine sadık bir sivil hükümet kurabildi. Genelkurmay Başkanı ve Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın ABD ve Avrupa ülkelerinin Afrika özel temsilcilerinden duydukları az ve basit şeyler değil. Zira bu kişiler "BM'nin Afrika Birliği ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ile birlikte üzerinde çalışmakta olduğu süreç aracılığıyla bir sivil geçiş hükümetinin kurulması konusunda acil ilerleme" çağrısında bulundular. “Devrimden sonra eski rejimin destekçilerinin ihraç edildikleri makamlara geri döndürülmeleri, kapsamlı olmayan icraatlardan doğan bir hükümetin kurulması” konusunda uyarıda bulundular.
 İşin özü, tehditleri barizdi; "Güvenilir bir sivil hükümet kurulmadan hiçbir destek veya borç indirimi yok". İşte sorun da bu. Ordu, kullanamadığı bir güce ve iktidara tutunuyor, Arap ülkeleri ile uluslararası toplumun Sudan ve halkına sundukları fırsatları heba ediyor. Darbeye karşı bir askeri darbeyi, dahası belki de şu ya da bu subayın hırslarına, şu ya da bu etkili devletin çıkarlarına bağlı bir darbeler dizisini hiçbir şey engelleyemez. Devrimi kimse bitiremez. Otoriterliğin Tunus'ta bir tarihi var. Sudan ordusu subayları da Beşir ve Müslüman Kardeşlerin ürünü. Nitekim Beşir rejiminin eski yetkilileri, İslami grubun toplanıp kuruluşlar arasında kapsamlı koordinasyon, öğrenci, gençlik ve kadın kesimlerinin kısmi birleşmesi ve tam entegrasyon olmak üzere 3 aşamada faaliyete geri döndüğünü duyuruyorlar.



Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.


Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki hastalar ve yaralılar, İsrail makamlarının Refah Kara Sınır Kapısı’nı yeniden kapatmasının ardından son derece ağır ve zor koşullarla karşı karşıya kaldı. Ateşkes anlaşması kapsamında kısa süreliğine kısmen açılan kapı, daha önce uzun süre kapalı tutulmuş ve on binlerce kişinin tedavi için Gazze’den çıkmasına engel olmuştu.

Refah Sınır Kapısı’nın geçen yıl şubat ayı başında yeniden açılması, hastalar ve yaralılar için tedavi amacıyla Gazze’den çıkma konusunda umut yaratmıştı. Ancak İsrail’in çıkış yapmasına izin verdiği kişi sayısına sınırlama getirmesi durumu daha da karmaşık hale getirdi. Geçtiğimiz ayın 28’inde İran’a yönelik savaşın başlamasıyla kapının yeniden kapatılması ise bu umutları tamamen kararttı.

fvvfe
Yeniden kapatılmadan önce Mısır tarafındaki Refah Sınır Kapısı önünde bekleyen Mısır ambulansları. (Reuters)

Nadir görülen “Sanfilippo sendromu” hastalığından muzdarip 12 yaşındaki Esma eş-Şaviş, annesinin Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya göre yıllardır ölüm riskiyle karşı karşıya bulunuyor ve son dönemde sağlık durumu kritik biçimde kötüleşmiş durumda.

Anne, kızının 2023 yılında – savaşın başlamasından kısa süre önce – yurt dışında tedavi için tıbbi sevk aldığını, ancak savaşın patlak vermesi nedeniyle Gazze’den çıkamadığını söyledi. O günden bu yana küçük kızın sağlık durumunun her geçen gün daha da kötüleştiğini belirtti.

dfvf
Yaralı bir kız çocuğu, yeniden kapatılmadan önce Refah Sınır Kapısı üzerinden taşınıyor. (Mısır Kızılayı)

Annesi, kızının artık su içme yetisini kaybettiğini, beyin küçülmesi, karaciğer ve dalak büyümesi yaşadığını ve sürekli nöbet geçirdiğini belirtti. Çocuğun hayatta kalabilmesi için hastanelerde her gün tedaviye ihtiyaç duyduğunu ifade eden anne, durumunun hızla kötüleştiğini vurguladı.

Anne sözlerini şöyle sürdürdü:

“Refah Kapısı açıldığında yeniden seyahat edebileceğimiz ve tedaviye ulaşabileceğimiz konusunda biraz umutlanmıştık. Ancak bizim gibi bekleyen çok sayıda hasta ve yaralı olduğu için çıkışımız gecikti. Sonra işgal güçleri kapıyı yeniden kapattı ve bizi tekrar kaderimizle baş başa bıraktı. Çocuğumu bu halde gördükçe içim parçalanıyor. Son nefeslerini alıyor gibi… Her an ölebilir.”

20 bin hasta

Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre Gazze’de 20 binden fazla hasta ve yaralı, acil olarak yurt dışında tedaviye ihtiyaç duyuyor. Sınır kapısının yeniden düzenli biçimde açılmasını bekleyen bu kişiler arasında hayatını kaybedenlerin sayısının arttığı bildiriliyor.

sfrgty
Böbrek yetmezliği yaşayan bir Filistinli kadın, Gazze’nin merkezindeki bir hastanede diyaliz tedavisi görüyor. (Reuters)

Bakanlık, Gazze’deki hastanelerin bu hastaların hayatını kurtarabilecek tıbbi imkânlara sahip olmadığını ve İsrail ablukasının yarattığı ağır koşullar nedeniyle bazı ilaçların tamamen tükendiğini, bazılarının ise tükenmek üzere olduğunu belirtiyor.

Hükümet Medya Ofisi’nin verilerine göre Refah Sınır Kapısı’nın kısmen açık kaldığı süre boyunca toplam 1148 kişi giriş-çıkış yapabildi. Oysa ateşkes anlaşmasına göre 3 bin 400 kişinin seyahat etmesi planlanıyordu. Bu da anlaşmanın yaklaşık yüzde 33’ünün uygulanabildiğini gösteriyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a bağlı hükümet kaynakları ise Refah Kapısı’nın yeniden açılmasına ilişkin herhangi bir vaat bulunmadığını, hatta kısmi bir açılış ihtimalinin bile gündemde olmadığını söyledi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, Refah Kapısı’nın “asılsız güvenlik gerekçeleri ve yalanlar” öne sürülerek kapalı tutulmasının ateşkes anlaşmasının açık ve ciddi bir ihlali olduğunu belirtti. Kasım, bunun özellikle Mısır başta olmak üzere arabuluculara verilen taahhütlerden geri adım anlamına geldiğini ve Gazze’ye uygulanan kuşatmanın daha da sıkılaştırılması çerçevesinde gerçekleştiğini ifade etti. Bu durumun on binlerce yaralının seyahat ederek tedavi görmesini engellediğini söyledi.

Sahada gerilim sürüyor

Sahadaki gelişmelerde ise İsrail saldırıları devam ederek fazla Filistinlinin ölümüne neden oluyor. İsrail ordusu salı günü yaptığı açıklamada 6 Filistinlinin öldürüldüğünü duyurdu. Bunlardan üçünün Gazze’nin kuzeyinde “sarı hattı” geçtikleri iddiasıyla vurulduğu, diğer üçünün ise Refah’taki tünellerde bulunan Hamas mensupları olduğu ileri sürüldü.

Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana Filistinli ölü sayısı 656’nın üzerine çıktı. Bunların en az 20’si, İran’la savaşın başlamasından sonra hayatını kaybetti. 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı ise 72 bin 134’e ulaştı.

tyn
Filistinliler, Gazze kentine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından hayatını kaybeden bir kişinin cenazesini taşıyor. (AFP)

İsrail güçleri, Gazze’de “sarı hattın” her iki tarafında da hava ve topçu saldırıları ile ateş açma eylemlerini sürdürdü. Aynı zamanda ikinci gün üst üste, Han Yunus’un doğusunda özellikle Salahaddin Caddesi’ne yaklaşık 20 metre mesafedeki bölgelerde kalan evlerin buldozerlerle yıkıldığı görüldü.

Bir savaş uçağı, İsrail’in tahliye emri verdiği ve sakinleri tarafından boşaltılan Kuzey Han Yunus’taki bir evi bombaladı. Ayrıca Gazze kentinin güneybatısında, yerinden edilmiş sivillerin çadırlarının yakınındaki boş bir arazide bulunan cep telefonu şarj noktası ve internet hizmeti veren bir alan da hedef alındı.


Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
TT

Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)

Suriye İçişleri Bakanlığı, yaklaşık iki hafta önce Bakanlık tarafından Seraya el-Cevad olarak bilinen örgütün en önemli merkezlerinden birinin hedef alındığının duyurulmasının ardından, dün operasyona ilişkin görüntülü bir rapor yayımladı. Raporda, örgütün sahil bölgesinde ikmal hatları kurduğu, bir operasyon odası oluşturduğu ve devrik rejime bağlı eski milis liderlerinden mali destek aldığı yönündeki itiraflara yer verildi. Bu destekle Suriye İç Güvenlik Güçleri’ne yönelik saldırıların planlandığı belirtildi.

Görüntülü raporda, Lazkiye vilayetine bağlı Ceble kırsalındaki Beyt Aluni ve Besniya bölgelerinde 23 Şubat’ta İç Güvenlik Güçleri tarafından gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlardan görüntüler yer aldı.

Bakanlığa göre operasyon, birkaç gün süren hassas bir istihbarat takibinin ardından Seraya el-Cevad milis grubunun en önemli merkezlerinden birini hedef aldı. Operasyonda sahil bölgesindeki grubun lideri olduğu belirtilen Beşşar Abdullah Ebu Rukiyye ile birlikte iki üst düzey üye öldürüldü, 6 kişi ise gözaltına alındı. Milis gruba ait silah ve patlayıcı deposunun tamamen imha edildiği operasyonda, özel görev kuvvetlerinden bir güvenlik görevlisi hayatını kaybederken bir başka görevli hafif yaralandı.

Bakanlığın yayımladığı görüntülü raporda yer alan itiraflara göre gözaltına alınan kişiler, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırılara katıldıklarını kabul etti. Şüphelilerden biri, genel güvenlik devriyesine saldırdığını ve çıkan çatışmada bir güvenlik görevlisini öldürdüğünü itiraf etti.

İfadelerde ayrıca, bir operasyon odası kurulduğu belirtildi. İtiraflara göre Seraya el-Cevad milisleri, iş insanı kardeşler Eymen Cabir ve Muhammed Cabir’den mali destek aldı; lojistik ikmalin ise Lübnan üzerinden sağlandığı ifade edildi.

dsvfe
Seraya el-Cevad’ın finansörü iş adamı Muhammed Cabir’in sağ kolu Albay Muhammed Nedim eş-Şab (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye’de devrik rejime yakın isimlerden biri olarak bilinen Muhammed Cabir’in daha önce bir televizyon röportajında, 6 Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırıyı yönettiğini kabul ettiği belirtildi. Öte yandan El Cezire televizyonunda yayımlanan ‘el-Müteharri’ programının elde ettiği belge ve ses kayıtlarının, devrik rejimin önde gelen bazı isimlerinin yeni silahlı gruplar kurarak Suriye İç Güvenlik Güçleri ve orduya yönelik saldırılar planladığını ortaya koyduğu aktarıldı. Suriye İçişleri Bakanlığı’nın ise söz konusu grupların üyelerini takip ettiği ve faaliyetlerini engellemeye çalıştığı ifade edildi.

sdfrg
Dördüncü Tümen Komutanı Gıyas Süleyman Dalla (Sosyal medya)

Seraya el-Cevad adlı silahlı grubun, Lazkiye, Ceble ve Tartus’u kapsayan Suriye sahil bölgesinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor. Örgüt ilk olarak Ağustos 2025’te sosyal medyada yayılan ve Ceble kırsalında İç Güvenlik Güçleri’ne ait bir aracın bombalanmasını gösteren video ile gündeme geldi.

Eylül 2025’te askeri faaliyetlerine resmen başladığını duyuran örgüt, 9 Kasım 2025’te yayımladığı bir videoda Baniyas karakolunu hedef alan ve 27 Ekim 2025’te gerçekleştirildiği belirtilen saldırının görüntülerini paylaştı. Bunu, Ceble Köprüsü’nde güvenlik araçlarını hedef alan başka saldırıların izlediği bildirildi.

sdvfv
Suriye ordusunun 25. Tümeni’nin eski komutanı Süheyl el-Hasan, 21 Mart 2021’de Rus güçleriyle birlikte (Rus medyası)

Söz konusu örgütte, eski rejim güçlerinde görev yapan ve ‘Kaplan’ lakabıyla bilinen Süheyl el-Hasan ile bağlantılı bazı isimlerin de öne çıktığı belirtiliyor. Ayrıca ‘Sahil Kalkanı Tugayı’ olarak adlandırılan grubun lideri Mikdad Fatiha ile bağlantılı kişiler de örgüt içinde yer alıyor. Fatiha’nın, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde meydana gelen patlama olaylarına karışmakla suçlandığı ve yeni Suriye yönetimine karşı bölgede ortaya çıkan en sert silahlı gruplardan birini yönettiği ifade ediliyor.

Sahil Kalkanı Tugayı, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin hemen ardından sahil bölgesinde ortaya çıkan ilk silahlı grup olarak kaydedildi. Bunu daha sonra üç farklı grup izledi: Seraya el-Cevad, Suriye’yi Kurtarma Askeri Konseyi ve en-Nuhbe Kuvvetleri.

Daha önce yayımladığı bir açıklamada Seraya el-Cevad, Alevi toplumunun dini referansı olarak Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazal Gazal’ı gösterdiğini duyurdu. Gazal’ın, Aleviler için federal bir yapı kurulması çağrısında bulunduğu da belirtildi.

cxd vdf
Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya, geçtiğimiz cumartesi günü Suriye’nin Tartus vilayetinin güvenliğini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamak suçundan suçlu bulunarak tutuklandı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı Tartus birimi, 7 Mart’ta Terörle Mücadele Şubesi ile koordinasyon içinde düzenlediği operasyonda Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya isimli üç kişiyi gözaltına aldı. Yetkililer, söz konusu kişilerin vilayetin güvenliğini ve vatandaşların emniyetini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamakla suçlandığını açıkladı.

Operasyonun, ‘Ali’ olarak anılan şüphelinin devrik rejim kalıntılarıyla bağlantılı bir terör hücresine liderlik ettiğini ortaya koyan hassas istihbarat bilgilerine dayanarak gerçekleştirildiği belirtildi. Yetkililere göre şüpheli, komşu ülkelerden birinde patlayıcı düzenekler ve patlayıcı maddelerin hazırlanmasına yönelik eğitim aldıktan sonra sabotaj planlarını hayata geçirmek amacıyla yeniden Tartus’a sızdı. Operasyon sırasında ele geçirilen materyallere usulüne uygun şekilde el konulduğu, gözaltına alınan kişilerin ise soruşturmanın tamamlanması için Terörle Mücadele birimine sevk edildiği bildirildi.