Rusya, Afrika’ya girişini ‘Wagner’in çatısı altında’ mı gizliyor?

Moskova, Wagner ile ilişkisini yalanlarken Afrika’daki nüfuz alanlarını savunmayı sürdürüyor.

Bamako’da Mali silahlı kuvvetlerini desteklemek için düzenlenen gösteride askeri konseyin lideri olan Albay Assimi Goita’nın fotoğrafı ve Rus bayrağı taşındı. (Reuters)
Bamako’da Mali silahlı kuvvetlerini desteklemek için düzenlenen gösteride askeri konseyin lideri olan Albay Assimi Goita’nın fotoğrafı ve Rus bayrağı taşındı. (Reuters)
TT

Rusya, Afrika’ya girişini ‘Wagner’in çatısı altında’ mı gizliyor?

Bamako’da Mali silahlı kuvvetlerini desteklemek için düzenlenen gösteride askeri konseyin lideri olan Albay Assimi Goita’nın fotoğrafı ve Rus bayrağı taşındı. (Reuters)
Bamako’da Mali silahlı kuvvetlerini desteklemek için düzenlenen gösteride askeri konseyin lideri olan Albay Assimi Goita’nın fotoğrafı ve Rus bayrağı taşındı. (Reuters)

Mana Abdulfettah
Rus Wagner şirketi, stratejik planlamadan savaş operasyonlarına doğrudan desteğe kadar çatışma bölgelerindeki faaliyetlerinde ve misyonlarının genişletilmesinde, Afrika’daki özel askeri şirketlerin rolüne yöneldi. Söz konusu kârlı şirketlerin amaçları, siyasi amaçlarla, çatışmalara dahil olduklarına dair şüpheleri azalttı. Ancak öyle görünüyor ki Wagner şirketinin Kremlin’e yakınlığı konusunda gündeme getirilenler ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘özel ordusunu’ temsil etttiği söylentileri arasında bir fark var.
Bu inanç, Wagner’in Rusya ile seçkin ilişkilere sahip olan 5 Afrika ülkesi; yani Sudan, Libya, Orta Afrika, Mali ve Mozambik’te yoğunlaşması nedeniyle coğrafi dağılım ile de destekleniyor. Şirketin kullanımı, özellikle ulusal rakiplerin ortadan kaldırılmasında aktif olduğu için, çatışma alanlarında uluslararası hukuka saygısının kapsamı hakkında endişeler uyandırıyor.
Afrika Kıtası’nın bazı ülkelerinde bir vekalet savaşı olgusu olarak kullanılan Wagner’in faaliyetlerinin takibiyle Rusya’nın Afrika’da güçlü bir şekilde ilerlediği söylenebilir.

Boşluğu doldurma
Rusya’nın Afrika’da ilgisinin yoğunlaştığı birkaç ülke var. Ancak Moskova, jeopolitik, ekonomik ve askeri yaklaşımlar için, savunma ve ticaret anlaşmalarının net olduğu belirli ülkelere daha fazla odaklandı. Bu ülkelerin Rusya ile ilişkilerinin gücü; ekonomik iş birliği ve ticaret alışverişi ile siyasi ve askeri destek arasında değişiyor. Bu durumdan, bu ülkelerin rejimlerinin Doğu ile Batı arasında gidip geldiği sonucu çıkıyor. Ancak ABD’nin geri çekilmesiyle birlikte bu ülkeler, kısa sürede uluslararası izolasyon yaşamaya başladı.
Örneğin Sudan, Aralık 2018 devriminden sonra Batı ile ilişkilerini yeniden kurmasının ardından Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın 25 Ekim’deki eylemleri sonrasında artan bir izolasyona maruz kaldı. Bu noktada Rusya, ABD’nin kahverengi kıtadan çekilmesiyle genişleyen bu boşluğu doldurdu. Rusya’nın adımı, Sovyetler Birliği’nin bu ülkeleri Soğuk Savaş sırasında müttefikleri olarak tutma konusundaki başarısız girişimleri nedeniyle çektiği acıyı telafi etme amacı taşıyordu.
Rusya’nın Sudan kapısı aracılığıyla Afrika’ya dönüşü, ‘diktatör rejimlerin gölgesinde doğrudan ve vekalet çatışmalarının artmasından beslenen’ bölgedeki jeopolitik kaymaların bir sonucudur. Rusya’nın Afrika’ya dönüşü, eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in Kasım 2017’de Moskova’yı ziyareti sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den yardım istemesi sonrasında gerçekleşti.

Wagner’in görevi
Wagner güçlerinin Afrika’daki fiili etkisi, yoğun tartışmalarla çevrili. Öyle ki saklanma girişimleri ve aynı zamanda doğal kaynaklar açısından zengin ülkelerdeki varlıkları göz önüne alındığında, belirli güçlere atfedilmesi zor olan operasyonları gerçekleştirme yeteneği, bu tartışmaları körüklüyor. Bu kuvvetler etkili bir araç olmasına rağmen, Rusya’nın Afrika’ya yönelik dış politikasında kullandığı enstrümanlardan olmaya da devam etmektedir. Ayrıca Rusya, Putin’in Ekim 2019’da Soçi’deki ilk Rusya-Afrika zirvesinin bitiminde yaptığı konuşmada atıfta bulunduğu ABD veya Çin gibi diğer ‘düşman uluslararası güçleri’ kışkırtmaya karşı da temkinliydi. Zirveye, Kıta ülkelerinden yaklaşık elli temsilci katılmıştı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Çin ile Afrika arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 185 milyar doları bulurken Moskova, zirve sırasında Afrika ile 20 milyar doları aşan ticaret alışverişini artırma ihtiyacına odaklandı. Aynı şekilde güvenlik işbirliğine atıfta bulunan Moskova, kendisini istikrarsızlaşmaya ve gerginliklere karşı Afrika ülkelerinin koruyucusu olarak gösteriyor gibiydi.
Kısa süre sonra Wagner güçleri, ‘düzenli kuvvetlerin kapsamı dışındaki çalışmalarıyla kötü bir üne sahip olduğu ve ihlallerin sorumluluğundan kolayca sıyrıldığı’ çatışma alanlarında daha net bir şekilde ortaya çıktı. Elverişli koşullar, fiilen devreye girerek veya düzenli kuvvetleri tavsiye ve planlama ile destekleyerek askeri operasyonların sürdürülmesini sağladı.
Farklı bölgelerde altın aramak ve Sudan ile Orta Afrika Cumhuriyeti arasındaki sınırın ötesine ihraç etmek suretiyle koşullar, Wagner güçlerinin Sudan’a girmesinin yolunu açtı. Eski rejimin güvenlik ihtiyaçlarıyla başlayan Rusya’nın ‘orduya silah sağlayarak ve Sudan güçlerini eğiterek ortaya koyduğu’ iş birliğine olanak tanıdı. Ayrıca Rusya’ya, Hartum rejimi ile Wagner arasında bir aracı olan başka bir Rus şirketi aracılığıyla altın arama ayrıcalıkları sağlandı.

Uluslararası yaklaşım
Moskova, Beşir’in devrilmesi sonrasında geçici hükümet ile temaslarını sürdürdü ve denizcilik alanında iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan iki askeri anlaşma ve Port Sudan’ın kuzeyinde Kızıldeniz kıyılarında bir deniz askeri üssü inşa etme projesi imzaladı. Üs, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Afrika’daki ilk Rus askeri üssü.
Hartum aracılığıyla Ocak 2018’de Rus etkisi, Orta Afrika Cumhuriyeti’ne doğru genişledi. Bu bölgelerde Moskova, altın madenciliği ve elmas çıkarma sözleşmeleri imzaladı.
Öyle görünüyor ki ekonomik sorunları sürdüren dağınık ekonomik anlaşmalara itimat eden bu güçler aracılığıyla, Rusya’nın ilerleyişini engelleyebilecek hiçbir şey yok. Bu noktada Afrika ülkelerinin Batı koşullarına ayak uydurmasına izin verecek uluslararası bir yaklaşım sağlamak için Çin’in rolüyle de bir paralellik bulunuyor.

Altta yatan faktörler
Söz konusu güvenlik şirketlerinin orta bölgelerdeki varlığı, ABD ile başladı. Zira askeri güvenlik şirketlerinin çoğu, ABD’ye bağlı. George W. Bush yönetimindeki varlıkları, 1997 yılında fabrikaların ve özel askeri şirketlerin kurulmasına izin veren yasal bir çerçevede kurulmuş ‘Blackwater’ şirketi ile yasallaştırıldı. Söz konusu şirket, diğer ülkelere ek olarak, özel güvenlik görevlerini yürütmek için ABD tarafından orduya alımlarda aktifti. ABD şirketi, dünyanın en büyük güvenlik şirketlerinden biri olan ve kurulduğu 2004 yılından bu yana çoğu ülkede görev yapan İngiliz şirketi ‘G4S’ ile rekabet ediyor.
Bu şirketlerin ‘faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı olmayan meşru amaçlar’ doğrultusunda beyan etmelerine rağmen, birçok skandal onların peşini bırakmadı. Blackwater’in 2003 yılında Irak’taki Koalisyon güçlerine verdiği destek sırasında açıklanan en önemli hedefleri, ‘terörle mücadele, Saddam Hüseyin rejiminin El Kaide teröristlerine verdiği desteğin önüne geçmek, uluslararası barış ve güvenliği, kamu özgürlüklerini korumak ve demokrasiyi tesis etmek’ idi.
Ancak bu hedefler, Batı karşıtı bir diktatörlüğü ve onun liberal ilkelerini temsil ettiği için Wagner açısından geçerli değil. Ayrıca Blackwater’ın müdahalesinin ekonomik hedefin ve maddi kârın ötesine geçen hedefleri vardı. Bu hedefler de ABD’nin çıkarlarının korunmasını garanti eden bir düzenin kurulması ve askeri üslerin kurulmasıydı. Zamanla Wagner şirketi, Afrika’da güvenlik ve askeri eylemler gerçekleştirme karşılığında çeşitli ülkelerin hükümetleriyle sözleşmeler imzalayarak, daha etkili bir hal aldı.

Rus genişlemesi
Wagner güçlerinin aktif olduğu Libya, Sudan ve Orta Afrika ülkelerinin Çad’ı kuzey, doğu ve güney olmak üzere üç taraftan kuşatması, Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby’i endişelendirdi. Bu kuşatma ayrıca bir yandan ‘terörle mücadele eden ve Orta Afrika’daki etnik şiddetin hareketini Çad içlerine yayılmaması için sınırlamaya çalışan’, bir yandan ‘Libya’nın güneyindeki diğer muhalif kabilelerle daha fazla boğuşmamak için muhalefeti uzlaşmaya çekmeye uğraşan ve diğer yandan da Darfur sorununu çözmeyi amaçlayan’ ülkesinde bir kargaşaya neden oldu.
Babası eski Devlet Başkanı İdriss Deby’nin ayak izlerini takip eden Mahamat Kaka, Sudan hükümeti ve Egemenlik Konseyi ile ve Çad’la iç içe geçmiş kabileleri temsil eden silahlı hareketler ile ittifakını sürdürmeye çalışıyor. Beşir ile anlaşmazlığa düşmeden ve Hızlı Destek Güçleri olarak adlandırılan güçler, Egemenlik Konseyi’nin şu anki başkan yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hemideti) komutasına geçmeden önce Baba Deby, Cancavid milislerinin eski lideri Musa Hilal’in kızıyla evliliğini tebrik eden Ömer el-Beşir rejimiyle uzun süredir müttefikti. Şu an ise oğul Deby kendisini, Hamideti ve diğer silahlı hareketlerle olan bir ittifakın ortasında buldu. Bu tür bir ittifak, Darfur bölgesindeki savaşında eski rejim altında vekil olarak faaliyet gösteren Hızlı Destek Güçleri’nin rolünün doğasından kaynaklanıyor. Bu adım ayrıca, Fransızların çekildiği bu bölgedeki Rus hırslarının yanı sıra, özellikle Çad’ın ‘Rusya’nın bu güçler aracılığıyla yayılması’ korkusu nedeniyle kendisi ve Wagner arasındaki uyumu da güçlü kılıyor.



ABD istihbaratı: “İran, İslam Devrimi sonrası en zayıf döneminde”

İran ekonomisi ABD ambargosunun da etkisiyle güçlük çekerken, Washington yönetimi askeri operasyon tehditlerini sürdürüyor (AFP)
İran ekonomisi ABD ambargosunun da etkisiyle güçlük çekerken, Washington yönetimi askeri operasyon tehditlerini sürdürüyor (AFP)
TT

ABD istihbaratı: “İran, İslam Devrimi sonrası en zayıf döneminde”

İran ekonomisi ABD ambargosunun da etkisiyle güçlük çekerken, Washington yönetimi askeri operasyon tehditlerini sürdürüyor (AFP)
İran ekonomisi ABD ambargosunun da etkisiyle güçlük çekerken, Washington yönetimi askeri operasyon tehditlerini sürdürüyor (AFP)

Amerikan istihbaratı, son protestolarla birlikte Tahran yönetiminin gittikçe zayıfladığını öne sürüyor.

New York Times'ın (NYT) aktardığına göre ABD istihbaratı, İran yönetiminin 1979 İslam Devrimi sonrasındaki en zayıf döneminde olduğunu savunuyor. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan yetkililer, Tahran yönetiminin zayıfladığına dair istihbarat raporlarının ABD Başkanı Donald Trump'a sunulduğunu söylüyor. 

Raporlarda, protestolarla sarsılan ülkenin ekonomisinin "tarihindeki en zayıf dönemden" geçtiği belirtiliyor. 

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

Tahran yönetimiyse her türlü saldırıya "geniş kapsamlı" karşılık verileceği uyarısında bulunmuştu. 

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, "Trump'ın İran'daki gelişmeleri yakından takip ettiğini" belirtiyor. 

NYT'nin analizinde, İran'ın birçok bölgesine yayılan protestoların hız kaybettiği ancak Tahran yönetiminin içine düştüğü zor durumdan çıkmakta güçlük yaşadığı yorumu paylaşılıyor. 

Devletin protestoları bastırmak için sert önlemlere başvurmasının "geniş kitleleri yönetime karşı daha da mesafeli hale getirdiği" ifade ediliyor.

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta yapmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda 5 bin 848 kişinin hayatını kaybettiğini, 41 bin 283 kişinin gözaltına alındığını savunmuştu.

Amerikan Time dergisiyse İran Sağlık Bakanlığı'ndan üst düzey yetkililere dayandırdığı haberinde can kaybının 30 bini bulduğunu iddia etmişti. 

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'da dün valilerle yaptığı toplantıda, ülkede yaşanan ekonomik sıkıntılara dikkat çekerek, önceliğinin halkın temel ihtiyaçları olduğunu söylemişti. Pezeşkiyan, eylemlerin başından beri göstericilere diyalog çağrısı yapmış ancak uzun süre protestoların dindirilmesini sağlayamamıştı. 

Aynı toplantıda İran İçişleri Bakanı İskender Mumini de halkın sesinin her zaman duyulduğunu ve bu nedenle protestolara sağduyuyla yaklaşıldığını savunmuş, "Gösteriler doğal bir şekilde sürerken, düşmanlar tarafından şiddet eylemlerine dönüştürüldü" demişti.

Diğer yandan Trump askeri operasyon da dahil tüm seçenekleri açık tutarak Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırıyor.

İsrail merkezli Haaretz gazetesi 25 Ocak'taki haberinde, son haftalarda Birleşik Krallık ve ABD'deki hava üslerinden Ürdün'e çok sayıda F-15'in bölgeye gönderildiğini aktarmıştı. 

Ayrıca Amerikan donanmasına ait uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve ona eşlik eden üç muhrip, geçen hafta başında Güney Çin Denizi'nden ayrılıp Basra Körfezi'ne doğru yola çıkmıştı.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e (ToI) konuşan bir askeri yetkili, Lincoln saldırı grubunun 23 Ocak itibarıyla Hint Okyanusu'na ulaştığını söylemişti.

Independent Türkçe, New York Times, Iran International, Haaretz


Rus mahkemesi itiraf etti: “Karadeniz’deki amiral gemisini Ukrayna vurdu”

Moskva'da 16 adet Vulkan gemisavar füzesi ve bir adet S-300 hava savunma sistemi yer alıyordu (@Osinttechnical/X)
Moskva'da 16 adet Vulkan gemisavar füzesi ve bir adet S-300 hava savunma sistemi yer alıyordu (@Osinttechnical/X)
TT

Rus mahkemesi itiraf etti: “Karadeniz’deki amiral gemisini Ukrayna vurdu”

Moskva'da 16 adet Vulkan gemisavar füzesi ve bir adet S-300 hava savunma sistemi yer alıyordu (@Osinttechnical/X)
Moskva'da 16 adet Vulkan gemisavar füzesi ve bir adet S-300 hava savunma sistemi yer alıyordu (@Osinttechnical/X)

Rusya, Karadeniz'deki sancak gemisinin Ukrayna tarafından batırıldığını ilk kez itiraf etti.

Bağımsız Rus medya kuruluşu Mediazona'ya göre Moskova'daki bir askeri mahkeme, Ukrayna Donanması'nın 406. Topçu Tugayı'nın komutanı Albay Andrey Şubin hakkında, Rusya'ya ait Moskva kruvazörünü batırdığı ve Amiral Essen adlı fırkateyne saldırıda rol oynadığı iddiasıyla gıyaben müebbet hapis cezası verdi.

Mahkemenin 22 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Rusya'nın Karadeniz Filosu'ndaki amiral gemisi Moskva'nın füze saldırısıyla batırıldığı bildirildi. 

Açıklamada, saldırı sonucu gemideki 20 mürettebatın hayatını kaybettiği, 24 kişinin yaralandığı ve 8 kişinin de kaybolduğu ifade edildi. Kruvazörün, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı düzenlediği operasyonun bir parçası olmadığı da savunuldu. 

Mediazona ve CNN, askeri mahkemenin verdiği bilgilerin Kremlin'in resmi açıklamasıyla çeliştiğine dikkat çekerek metnin kısa süre içinde resmi siteden kaldırıldığını yazıyor. 

CNN'in irtibata geçtiği askeri mahkemenin sözcüsü İrina Zirnova, durumla ilgili yorum yapmayı reddetti. Rus ordusu da Amerikan medya kuruluşunun yorum taleplerine yanıt vermedi. 

Ukraynalı yetkililer, Karadeniz'deki Rus kruvazörü Moskva'yı 13 Nisan 2022'de Neptün füzeleriyle vurduklarını ve gemide yangın çıktığını iddia etmişti.

Kremlin ise aynı gün gemide yangın çıktığını doğrulamış fakat kruvazörün yüzer durumda olduğunu iddia etmişti.

Rusya Savunma Bakanlığı, ertesi gün yapılan açıklamada alevlerin güvertedeki mühimmatları patlattığını, mürettebatın gemiyi terk etmek zorunda kaldığını ve kruvazörün fırtınalı deniz koşulları nedeniyle kıyıya çekilirken battığını öne sürmüştü.

Öte yandan Moskva, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 24 Şubat 2022'de başlattığı savaşın ilk gününde, Rus ordusunun Yılan Adası'ndaki Ukraynalı askerlere düzenlediği saldırıda da yer almıştı.

Saldırıda Ukraynalı askerlerden biri Rusların teslim olma çağrısına "Rus savaş gemisi, s***ir git!" diyerek karşı çıkmış, daha sonra kruvazör adayı bombalamış ve Ukraynalı askerler esir alınmıştı. İki taraf arasındaki esir değişimiyle serbest bırakılan ve telsizdeki konuşmayı yapan Roman Hribov adlı askereyse madalya verilmişti.

CNN'in analizinde, Kremlin yönetiminin "özel askeri operasyon" diye adlandırdığı Ukrayna işgaliyle ilgili Rusya'da yapılan haber ve kamuoyu açıklamalarına sansür uyguladığına dikkat çekiliyor. 

ABD merkezli sivil toplum kuruluşu Gazetecileri Koruma Komitesi'nin 21 Ocak'taki raporunda, Rusya'da savaşın başından bu yana en az 27 gazetecinin Ukrayna'daki çatışmalarla ilgili yaptığı haberler nedeniyle hapis cezası aldığı bildirilmişti. Bu kişilerden dördünün serbest bırakıldığı, ikisinin sınır dışı edildiği birininse yaşamını yitirdiği aktarılmıştı. 

Independent Türkçe, CNN, Mediazona


İtalyan köyü turistleri bariyerlerle durduracak

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

İtalyan köyü turistleri bariyerlerle durduracak

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

İtalya'nın Alpler'deki köyü, yamaçlarını dolduran özçekim yapan turist akınını engellemek için bariyerler kuruyor.

Güney Tirol'de Avusturya sınırına yakın bir kasaba olan Funes, yemyeşil çayırları ve dağ zirvesi manzaraları sosyal medyada viral hale geldiğinden beri binlerce yabancı turisti kendine çekiyor.

Bir zamanlar doğa yürüyüşçülerinin uğrak noktası olan bu İtalyan köyü artık Santa Maddalena kilisesinin önünde gün batımı fotoğrafı çekmeye gelen günübirlik ziyaretçileri ağırlıyor.

15. yüzyıldan kalma kilise, Odles sıradağlarının önündeki dar bir yolda.

Sadece 2 bin 500 kişinin yaşadığı kasabanın sakinleri, ziyaretçi sayısındaki ani artışın ardından trafik sıkışıklığı, izinsiz giriş ve çöp atma vakaları yaşandığını bildiriyor.

Şimdiyse yeni bariyerler, mayıstan kasıma kadar olan yaz sezonunda yola yalnızca sakinlerin erişmesini sağlayacak.

Günübirlikçiler bunun yerine başka bir yere park etmek ve dağ manzarasına ulaşmak için patikadan 15 dakika yukarı yürümek zorunda kalacak.

Belediye meclisinin sosyal refah şefi Roswitha Moret Niederwolfsgruber şunları söyledi:

Ne pahasına olursa olsun o fotoğrafı istiyorlar.

Hiç saygıları yok, insanların bahçelerine giriyorlar ve arabalarını istedikleri yere bırakıyorlar... Artık bunu yaşamıyoruz.

Yeni bariyerler, Santa Maddalena manzara noktasına ziyaretçi akışını daha etkin bir şekilde kontrol etmek için üç yıl önceki denemeye kıyasla yolun daha yukarısına yerleştirilecek.

Funes'in özellikle Çin'deki sosyal medya kanallarındaki popülaritesinin, 2005'te Çinli bir operatörün sim kartlarına kilisenin görüntüsünü basmasından kaynaklandığına inanılıyor.

Bazı sosyal medya fenomenleri, Funes'in yamaçlarının cep telefonlarındaki dağ emojisine ilham verdiğini iddia ediyor.

Belediye meclisi ayrıca park ücretlerini 4 euro'dan bilinmeyen bir miktara çıkaracak.

Funes, viral olduktan sonra turistlere karşı harekete geçen ilk Alp köyü değil.

2023'te Avusturya'nın Hallstatt kasabası, bölgenin göl kenarındaki manzarasını engelleyen ahşap çitler inşa ederek aşırı turizme karşı mücadelesini artırmıştı.

Salzkammergut Dağları'nın eteklerindeki kasabaya yerleştirilen iki çit, Hallstatt'ın ünlü özçekim fonunun manzarasını kısmen engellemişti.

Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Hallstatt, çarpıcı manzarasının Disney'in popüler filmi Karlar Ülkesi'ndeki (Frozen) Arendelle Krallığı'na ilham verdiği söylentisi yayıldığından beri yılda bir milyondan fazla turisti ağırlıyor.

Independent Türkçe