Rusya, Afrika’ya girişini ‘Wagner’in çatısı altında’ mı gizliyor?

Moskova, Wagner ile ilişkisini yalanlarken Afrika’daki nüfuz alanlarını savunmayı sürdürüyor.

Bamako’da Mali silahlı kuvvetlerini desteklemek için düzenlenen gösteride askeri konseyin lideri olan Albay Assimi Goita’nın fotoğrafı ve Rus bayrağı taşındı. (Reuters)
Bamako’da Mali silahlı kuvvetlerini desteklemek için düzenlenen gösteride askeri konseyin lideri olan Albay Assimi Goita’nın fotoğrafı ve Rus bayrağı taşındı. (Reuters)
TT

Rusya, Afrika’ya girişini ‘Wagner’in çatısı altında’ mı gizliyor?

Bamako’da Mali silahlı kuvvetlerini desteklemek için düzenlenen gösteride askeri konseyin lideri olan Albay Assimi Goita’nın fotoğrafı ve Rus bayrağı taşındı. (Reuters)
Bamako’da Mali silahlı kuvvetlerini desteklemek için düzenlenen gösteride askeri konseyin lideri olan Albay Assimi Goita’nın fotoğrafı ve Rus bayrağı taşındı. (Reuters)

Mana Abdulfettah
Rus Wagner şirketi, stratejik planlamadan savaş operasyonlarına doğrudan desteğe kadar çatışma bölgelerindeki faaliyetlerinde ve misyonlarının genişletilmesinde, Afrika’daki özel askeri şirketlerin rolüne yöneldi. Söz konusu kârlı şirketlerin amaçları, siyasi amaçlarla, çatışmalara dahil olduklarına dair şüpheleri azalttı. Ancak öyle görünüyor ki Wagner şirketinin Kremlin’e yakınlığı konusunda gündeme getirilenler ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘özel ordusunu’ temsil etttiği söylentileri arasında bir fark var.
Bu inanç, Wagner’in Rusya ile seçkin ilişkilere sahip olan 5 Afrika ülkesi; yani Sudan, Libya, Orta Afrika, Mali ve Mozambik’te yoğunlaşması nedeniyle coğrafi dağılım ile de destekleniyor. Şirketin kullanımı, özellikle ulusal rakiplerin ortadan kaldırılmasında aktif olduğu için, çatışma alanlarında uluslararası hukuka saygısının kapsamı hakkında endişeler uyandırıyor.
Afrika Kıtası’nın bazı ülkelerinde bir vekalet savaşı olgusu olarak kullanılan Wagner’in faaliyetlerinin takibiyle Rusya’nın Afrika’da güçlü bir şekilde ilerlediği söylenebilir.

Boşluğu doldurma
Rusya’nın Afrika’da ilgisinin yoğunlaştığı birkaç ülke var. Ancak Moskova, jeopolitik, ekonomik ve askeri yaklaşımlar için, savunma ve ticaret anlaşmalarının net olduğu belirli ülkelere daha fazla odaklandı. Bu ülkelerin Rusya ile ilişkilerinin gücü; ekonomik iş birliği ve ticaret alışverişi ile siyasi ve askeri destek arasında değişiyor. Bu durumdan, bu ülkelerin rejimlerinin Doğu ile Batı arasında gidip geldiği sonucu çıkıyor. Ancak ABD’nin geri çekilmesiyle birlikte bu ülkeler, kısa sürede uluslararası izolasyon yaşamaya başladı.
Örneğin Sudan, Aralık 2018 devriminden sonra Batı ile ilişkilerini yeniden kurmasının ardından Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın 25 Ekim’deki eylemleri sonrasında artan bir izolasyona maruz kaldı. Bu noktada Rusya, ABD’nin kahverengi kıtadan çekilmesiyle genişleyen bu boşluğu doldurdu. Rusya’nın adımı, Sovyetler Birliği’nin bu ülkeleri Soğuk Savaş sırasında müttefikleri olarak tutma konusundaki başarısız girişimleri nedeniyle çektiği acıyı telafi etme amacı taşıyordu.
Rusya’nın Sudan kapısı aracılığıyla Afrika’ya dönüşü, ‘diktatör rejimlerin gölgesinde doğrudan ve vekalet çatışmalarının artmasından beslenen’ bölgedeki jeopolitik kaymaların bir sonucudur. Rusya’nın Afrika’ya dönüşü, eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in Kasım 2017’de Moskova’yı ziyareti sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den yardım istemesi sonrasında gerçekleşti.

Wagner’in görevi
Wagner güçlerinin Afrika’daki fiili etkisi, yoğun tartışmalarla çevrili. Öyle ki saklanma girişimleri ve aynı zamanda doğal kaynaklar açısından zengin ülkelerdeki varlıkları göz önüne alındığında, belirli güçlere atfedilmesi zor olan operasyonları gerçekleştirme yeteneği, bu tartışmaları körüklüyor. Bu kuvvetler etkili bir araç olmasına rağmen, Rusya’nın Afrika’ya yönelik dış politikasında kullandığı enstrümanlardan olmaya da devam etmektedir. Ayrıca Rusya, Putin’in Ekim 2019’da Soçi’deki ilk Rusya-Afrika zirvesinin bitiminde yaptığı konuşmada atıfta bulunduğu ABD veya Çin gibi diğer ‘düşman uluslararası güçleri’ kışkırtmaya karşı da temkinliydi. Zirveye, Kıta ülkelerinden yaklaşık elli temsilci katılmıştı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Çin ile Afrika arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 185 milyar doları bulurken Moskova, zirve sırasında Afrika ile 20 milyar doları aşan ticaret alışverişini artırma ihtiyacına odaklandı. Aynı şekilde güvenlik işbirliğine atıfta bulunan Moskova, kendisini istikrarsızlaşmaya ve gerginliklere karşı Afrika ülkelerinin koruyucusu olarak gösteriyor gibiydi.
Kısa süre sonra Wagner güçleri, ‘düzenli kuvvetlerin kapsamı dışındaki çalışmalarıyla kötü bir üne sahip olduğu ve ihlallerin sorumluluğundan kolayca sıyrıldığı’ çatışma alanlarında daha net bir şekilde ortaya çıktı. Elverişli koşullar, fiilen devreye girerek veya düzenli kuvvetleri tavsiye ve planlama ile destekleyerek askeri operasyonların sürdürülmesini sağladı.
Farklı bölgelerde altın aramak ve Sudan ile Orta Afrika Cumhuriyeti arasındaki sınırın ötesine ihraç etmek suretiyle koşullar, Wagner güçlerinin Sudan’a girmesinin yolunu açtı. Eski rejimin güvenlik ihtiyaçlarıyla başlayan Rusya’nın ‘orduya silah sağlayarak ve Sudan güçlerini eğiterek ortaya koyduğu’ iş birliğine olanak tanıdı. Ayrıca Rusya’ya, Hartum rejimi ile Wagner arasında bir aracı olan başka bir Rus şirketi aracılığıyla altın arama ayrıcalıkları sağlandı.

Uluslararası yaklaşım
Moskova, Beşir’in devrilmesi sonrasında geçici hükümet ile temaslarını sürdürdü ve denizcilik alanında iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan iki askeri anlaşma ve Port Sudan’ın kuzeyinde Kızıldeniz kıyılarında bir deniz askeri üssü inşa etme projesi imzaladı. Üs, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Afrika’daki ilk Rus askeri üssü.
Hartum aracılığıyla Ocak 2018’de Rus etkisi, Orta Afrika Cumhuriyeti’ne doğru genişledi. Bu bölgelerde Moskova, altın madenciliği ve elmas çıkarma sözleşmeleri imzaladı.
Öyle görünüyor ki ekonomik sorunları sürdüren dağınık ekonomik anlaşmalara itimat eden bu güçler aracılığıyla, Rusya’nın ilerleyişini engelleyebilecek hiçbir şey yok. Bu noktada Afrika ülkelerinin Batı koşullarına ayak uydurmasına izin verecek uluslararası bir yaklaşım sağlamak için Çin’in rolüyle de bir paralellik bulunuyor.

Altta yatan faktörler
Söz konusu güvenlik şirketlerinin orta bölgelerdeki varlığı, ABD ile başladı. Zira askeri güvenlik şirketlerinin çoğu, ABD’ye bağlı. George W. Bush yönetimindeki varlıkları, 1997 yılında fabrikaların ve özel askeri şirketlerin kurulmasına izin veren yasal bir çerçevede kurulmuş ‘Blackwater’ şirketi ile yasallaştırıldı. Söz konusu şirket, diğer ülkelere ek olarak, özel güvenlik görevlerini yürütmek için ABD tarafından orduya alımlarda aktifti. ABD şirketi, dünyanın en büyük güvenlik şirketlerinden biri olan ve kurulduğu 2004 yılından bu yana çoğu ülkede görev yapan İngiliz şirketi ‘G4S’ ile rekabet ediyor.
Bu şirketlerin ‘faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı olmayan meşru amaçlar’ doğrultusunda beyan etmelerine rağmen, birçok skandal onların peşini bırakmadı. Blackwater’in 2003 yılında Irak’taki Koalisyon güçlerine verdiği destek sırasında açıklanan en önemli hedefleri, ‘terörle mücadele, Saddam Hüseyin rejiminin El Kaide teröristlerine verdiği desteğin önüne geçmek, uluslararası barış ve güvenliği, kamu özgürlüklerini korumak ve demokrasiyi tesis etmek’ idi.
Ancak bu hedefler, Batı karşıtı bir diktatörlüğü ve onun liberal ilkelerini temsil ettiği için Wagner açısından geçerli değil. Ayrıca Blackwater’ın müdahalesinin ekonomik hedefin ve maddi kârın ötesine geçen hedefleri vardı. Bu hedefler de ABD’nin çıkarlarının korunmasını garanti eden bir düzenin kurulması ve askeri üslerin kurulmasıydı. Zamanla Wagner şirketi, Afrika’da güvenlik ve askeri eylemler gerçekleştirme karşılığında çeşitli ülkelerin hükümetleriyle sözleşmeler imzalayarak, daha etkili bir hal aldı.

Rus genişlemesi
Wagner güçlerinin aktif olduğu Libya, Sudan ve Orta Afrika ülkelerinin Çad’ı kuzey, doğu ve güney olmak üzere üç taraftan kuşatması, Çad Devlet Başkanı Mahamat Kaka Deby’i endişelendirdi. Bu kuşatma ayrıca bir yandan ‘terörle mücadele eden ve Orta Afrika’daki etnik şiddetin hareketini Çad içlerine yayılmaması için sınırlamaya çalışan’, bir yandan ‘Libya’nın güneyindeki diğer muhalif kabilelerle daha fazla boğuşmamak için muhalefeti uzlaşmaya çekmeye uğraşan ve diğer yandan da Darfur sorununu çözmeyi amaçlayan’ ülkesinde bir kargaşaya neden oldu.
Babası eski Devlet Başkanı İdriss Deby’nin ayak izlerini takip eden Mahamat Kaka, Sudan hükümeti ve Egemenlik Konseyi ile ve Çad’la iç içe geçmiş kabileleri temsil eden silahlı hareketler ile ittifakını sürdürmeye çalışıyor. Beşir ile anlaşmazlığa düşmeden ve Hızlı Destek Güçleri olarak adlandırılan güçler, Egemenlik Konseyi’nin şu anki başkan yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hemideti) komutasına geçmeden önce Baba Deby, Cancavid milislerinin eski lideri Musa Hilal’in kızıyla evliliğini tebrik eden Ömer el-Beşir rejimiyle uzun süredir müttefikti. Şu an ise oğul Deby kendisini, Hamideti ve diğer silahlı hareketlerle olan bir ittifakın ortasında buldu. Bu tür bir ittifak, Darfur bölgesindeki savaşında eski rejim altında vekil olarak faaliyet gösteren Hızlı Destek Güçleri’nin rolünün doğasından kaynaklanıyor. Bu adım ayrıca, Fransızların çekildiği bu bölgedeki Rus hırslarının yanı sıra, özellikle Çad’ın ‘Rusya’nın bu güçler aracılığıyla yayılması’ korkusu nedeniyle kendisi ve Wagner arasındaki uyumu da güçlü kılıyor.



Çin lideri Şi Cinping neden en üst düzey askeri komutanlarını tasfiye etti?

Zhang Youxia (ortada), Çin Merkez Askerî Komisyonu Başkan Yardımcısı, Büyük Halk Salonu’nda düzenlenen Ulusal Halk Kongresi’nin dördüncü genel oturumunda seçilmelerinin ardından, Merkez Askerî Komisyonu üyeleri He Weidong (solda) ve Li Shangfu (sağda) ile birlikte yemin ediyor… 11 Mart 2023 (AFP)
Zhang Youxia (ortada), Çin Merkez Askerî Komisyonu Başkan Yardımcısı, Büyük Halk Salonu’nda düzenlenen Ulusal Halk Kongresi’nin dördüncü genel oturumunda seçilmelerinin ardından, Merkez Askerî Komisyonu üyeleri He Weidong (solda) ve Li Shangfu (sağda) ile birlikte yemin ediyor… 11 Mart 2023 (AFP)
TT

Çin lideri Şi Cinping neden en üst düzey askeri komutanlarını tasfiye etti?

Zhang Youxia (ortada), Çin Merkez Askerî Komisyonu Başkan Yardımcısı, Büyük Halk Salonu’nda düzenlenen Ulusal Halk Kongresi’nin dördüncü genel oturumunda seçilmelerinin ardından, Merkez Askerî Komisyonu üyeleri He Weidong (solda) ve Li Shangfu (sağda) ile birlikte yemin ediyor… 11 Mart 2023 (AFP)
Zhang Youxia (ortada), Çin Merkez Askerî Komisyonu Başkan Yardımcısı, Büyük Halk Salonu’nda düzenlenen Ulusal Halk Kongresi’nin dördüncü genel oturumunda seçilmelerinin ardından, Merkez Askerî Komisyonu üyeleri He Weidong (solda) ve Li Shangfu (sağda) ile birlikte yemin ediyor… 11 Mart 2023 (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in yürüttüğü uzun soluklu tasfiye operasyonun ardından, Merkez Askerî Komisyonu Başkan Yardımcısı General Zhang Youxia’nın tutuklanması, Çin’in siyasi ve askerî çevrelerinde büyük bir şok etkisi yarattı. Şarku’l Avsat’ın Fransız Le Monde gazetesinde bugün (Cuma) yayımlanan analizden aktardığına göre bu gelişme, Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) bütünlüğü ve Şi’ye bağlılığı konusunda ciddi soru işaretlerini beraberinde getirdi. Zhang yalnızca üst düzey bir komutan değil, fiilen ülkenin ikinci askerî beyni ve en deneyimli, en nüfuzlu generallerden biri olarak görülüyordu.

Askerî piramidin zirvesinde sarsıntı

Son üç yıl içinde Çin, neredeyse tüm üst düzey askerî liderlerini kaybetti. 2022’de Merkez Askerî Komisyona atanan yedi üyeden bugün yalnızca Şi Cinping ve disiplin işlerinden sorumlu, tasfiyeleri yürüten Zhang Shengmin görevde kaldı. Çin kamuoyu üst düzey yetkililerin görevden alınmasına alışkın olsa da, 24 Ocak’ta duyurulan Zhang Youxia’nın düşüşü, Şi’nin iktidara gelişinden bu yana Çin siyasetindeki en sarsıcı gelişmelerden biri olarak nitelendiriliyor.

dı8o
Zhang Youxia, Çin Merkez Askerî Komisyonu Başkan Yardımcısı, Vietnam’ın başkenti Hanoi’de Savunma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıya katılıyor… 24 Ekim 2024 (EPA)

Zhang Youxia, fiilen hem Genelkurmay Başkanı hem de Savunma Bakanı yetkilerini bir arada toplayan bir konumdaydı. Bundan önce de, Ekim 2025’te sekiz üst düzey generalin tutuklanması dikkat çekmişti. Bu zincirleme tasfiyeler, gözlemciler arasında Çin ordusunun üst düzey liderlikten yoksun şekilde ne ölçüde sorunsuz işleyebileceği sorusunu gündeme getirdi.

Savaş tecrübesi ve devrimci soy

Şoku derinleştiren bir diğer unsur ise Zhang’ın Şi Cinping’e yakınlığıydı. Zhang, üst düzey subaylar arasında gerçek savaş tecrübesine sahip az sayıdaki isimden biriydi; 1979’daki kısa Çin-Vietnam savaşına ve sonraki sınır çatışmalarına katılmıştı. Ayrıca “kızıl prensler” olarak bilinen elit gruba mensuptu: Babası, Mao Zedong’un ordusunda komutanlık yapmıştı. Aynı şekilde Şi Cinping’in babası da Çin Komünist Devrimi’nin önde gelen isimlerindendi.

frgtyu7
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 2017 yılında kentin İngiliz yönetiminden devrinin 20. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen etkinlik kapsamında Hong Kong’daki birlikleri denetliyor (Reuters)

Eski ABD’li yetkililer, Zhang’ı profesyonel, görece açık fikirli ve özellikle Tayvan dosyasında, ordunun zayıf noktaları ve olası bir askerî çatışmanın maliyeti konusunda Şi’ye gerçekçi tavsiyeler sunabilen bir komutan olarak tanımlıyordu.

İsyan suçlaması mı, siyasi gerekçe mi?

Resmî askerî medya, Zhang Youxia ve tutuklanan Genelkurmay Başkanı Liu Zhenli’yi, “Merkez Askerî Komisyon Başkanının mutlak liderliği ilkesini zayıflatmakla” suçladı. Bu ifade, Şi Cinping’in otoritesine meydan okunduğu imasına işaret ediyor. Resmî başyazılarda ise tutuklamalar, yolsuzluğa karşı uzun soluklu mücadelenin parçası olarak savunuldu ve soruşturma derinleştikçe ortaya çıkanların daha da ağırlaştığı vurgulandı.

Ancak bu söylem şüpheleri gidermek yerine, Şi ile ordu arasındaki en kritik bağın neden hedef alındığına dair belirsizliği artırdı.

Askerî ilerleme ve yapısal sorunlar

Tasfiyeler, Çin’in hipersonik füzelerden hayalet uçaklara ve modern uçak gemilerine kadar askerî kapasitesinde büyük sıçramalar yaptığı bir dönemde gerçekleşiyor. Buna karşın, özellikle Roket Kuvvetleri ve silahlanma programları gibi hassas birimlerde devam eden yolsuzluk skandalları, bu teknik ilerlemeyle keskin bir tezat oluşturuyor. 2023’ten bu yana yürütülen soruşturmalar, derin yapısal sorunları gözler önüne serdi.

fgthyu
Çin Merkez Askerî Komisyonu Başkan Yardımcısı Zhang Youxia (solda) ile Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Pekin’de düzenlenen Xiangshan Forumu’na geliyor… 30 Ekim 2023 (AFP)

Zhang Youxia, geçmişte ekipman geliştirmeden sorumlu birimi yönetmişti. Bu alan, yolsuzluk iddialarına en açık sektörlerden biri olarak biliniyor. Bu durum, rütbe satışı ya da savunma ihalelerinin kötü yönetimi gibi ihtimalleri gündeme getirse de şu ana kadar doğrulanmış bilgiler bulunmuyor.

Tayvan dosyası merkezde

Yaşananlara ilişkin yorumlar farklılaşıyor: Bu süreç köklü bir yolsuzlukla mücadele mi, ordu içindeki sadakat çatışması mı, yoksa Tayvan’a yönelik olası bir askerî senaryonun hazırlık takvimi konusunda yaşanan görüş ayrılıklarının sonucu mu? Bazı komutanlar önce zafiyetlerin giderilmesini savunurken, diğerleri 2027’ye kadar belirli bir askerî hazır olma düzeyine ulaşmayı öncelik olarak görüyor.

sdfrgt
Çin Halk Kurtuluş Ordusu askerleri, Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda düzenlenen askerî geçit töreni sırasında… 1 Ekim 2019 (Reuters)

Kesin olan şu ki, 2023’ten bu yana 60’tan fazla üst düzey askerî komutan ve savunma sanayii yetkilisi soruşturma altında. Bu soruşturmalar, Çin’deki güç dengelerini doğrudan etkiliyor. Asıl soru ise şu: Bu tasfiyeler, daha disiplinli ve lidere daha bağlı bir ordu mu yaratacak, yoksa özellikle Tayvan başta olmak üzere Çin’in en hassas stratejik dosyalarında karar alma süreçlerini etkileyecek tehlikeli bir deneyim boşluğuna mı yol açacak?


Witkoff ve Tahran arasında Trump'ın kabul edeceği bir anlaşma için gizli görüşmeler yapılıyor

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AFP)
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AFP)
TT

Witkoff ve Tahran arasında Trump'ın kabul edeceği bir anlaşma için gizli görüşmeler yapılıyor

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AFP)
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AFP)

Emel Şehade

İsrail askeri, güvenlik ve siyasi kurumları ABD saldırısına misilleme olarak olası bir İran saldırısına yönelik hazırlıklarını yoğunlaştırmasına rağmen, Washington ve Tel Aviv arasındaki perde arkası görüşmeler hakkında bilgili güvenlik yetkilileri, askeri bir yaklaşım yerine barışçıl bir yaklaşımın galip geleceğini öngörüyor. Bu öngörünün arkasında, ABD Başkanı Donald Trump ve yakın çevresinin Tahran ile bir anlaşmaya varmak için çabalarını yoğunlaştırdığını gösteren bilgiler var.

 

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un, İran'ın nükleer ve füze programını sınırlandıracak ve Trump'ın kabul edeceği bir anlaşmaya varmak amacıyla İran ile gizli görüşmeler yürüttüğü ortaya çıktı.

Eski askeri istihbarat başkanı Amos Yadlin, ayrıntılara vakıf olduğunu belirterek, “Witkoff, Başkan Trump'ın kabul edebileceği bir anlaşmayı formüle etmeyi başarırsa, İsrail bile bunu reddedemez. Bu, herkesin İran ile daha önceki savaşlardan daha tehlikeli ve şiddetli olduğunu kabul ettiği ve çok cepheli bir savaşa dönüşebilecek bir savaşı önleyecektir” dedi.

Yadlin'e göre, Trump henüz nihai kararını vermedi ve ciddi bir baskı altında, ancak askeri saldırı gerçekleştirmeden işi bitirmeye çalışıyor. Witkoff’un ABD için de potansiyel olarak tehlikeli sonuçlar doğurabileceği gerekçesiyle askeri saldırı düzenlemeye karşı çıkmasının ardından, kendisini İran ile müzakereleri yönetmekle görevlendirdi.

Washington'un izlediği siyasi yol hakkında ise Yadlin şunu söyledi: “Amerikan yönetimi Witkoff'un iyi bir anlaşmaya varmasını bekliyor, ancak onun için iyi bir anlaşma ne anlama geliyor? Basitçe, İran'ın uranyum zenginleştirmeyi durdurması, halihazırda elinde bulunan zenginleştirilmiş uranyumun yurt dışına çıkarılması ve sıkı bir şekilde denetlenmesi, ayrıca İran'a elinde bulunduracağı füzelerin sayısı, türü ve menzili konusunda kısıtlamalar getirilmesidir. Buna İran'ın bölgedeki vekil unsurlarına verdiği desteği durdurması da eklenmelidir.”

“Witkoff'un tüm bu şartları garanti etmesi kolay olmayacak, çünkü bunlar pratikte İran için bir yenilgi anlamına geliyor. Ancak Amerikan Özel Temsilcisi böyle bir anlaşmaya varırsa, İsrail bile buna karşı çıkamayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Yadlin, “Washington'un Tahran'a saldırmadan dayattığı başka bir yol daha var, o da kuşatma. Bu, Venezuela'da rejime ekonomik baskı uygulayarak daha önce başarılı olduğunu kanıtlamış bir yol. İran’a karşı da bu yolu kullanmak için zamanı var. Büyük güçler iki veya üç günde savaşa girmez; bu zaman alır” dedi.

Bu bağlamda, Washington ve Tel Aviv'den gelen devam eden ve artan tehditler ve bölgeye daha fazla gemi, deniz aracı ve Amerikan kuvvetinin konuşlandırılması göz önüne alındığında, Yadlin, bunların “diğer yolların başarısız olması durumuna karşı hazırlık olduğunu ve bu durumda ABD'nin askeri seçeneği uygulamaya hazır olacağını” belirtti.

Genişleyen varlık

Yadlin'in özetlediği durum, güvenlik ve askeri kaynaklar tarafından da öngörülüyor. İsrail askeri değerlendirmelerine göre ABD, İran'ın müzakerelerde öne sürdüğü koşulları kabul etmesinin zor olacağı ve bunun da bir çatışma olasılığını artırdığı beklentisiyle, bir saldırıya hazırlık olarak Ortadoğu'daki askeri varlığını önemli ölçüde genişletmeye yöneldi.

Ordunun bir raporuna göre ABD, askeri seçeneğe hazırlık olarak Ortadoğu'daki askeri varlığını genişletmeye devam ediyor. Raporda şuna da işaret edildi: “ABD ordusunun bölgede gerçekleştirdiği kapsamlı hava tatbikatları, herhangi bir anlaşmanın şartlarının İran için kabul edilemez olacağı göz önüne alındığında, bir saldırı olasılığının yüksek olduğunu teyit ediyor.” İsrailli bir yetkiliye göre bu şartlar, İran'ın şu anda sahip olduğu ve ne olursa olsun herhangi bir anlaşma ile vazgeçmeyi kabul etmeyeceği çeşitli kabiliyetlerini zayıflatacaktır.

İran ve Şii ekseni dosyası konusunda uzman araştırmacı Danny Citrinowicz ise İran'ın ABD askeri saldırısına maruz kalması veya İsrail'in İran'a karşı proaktif bir saldırı düzenlemeye karar vermesi durumunda kullanılabileceği kabiliyetleri göz önüne alındığında, İran ile ilişkilerde rehavete kapılmama uyarısında bulundu.

Citrinowicz, medyaya yaptığı açıklamalarda, “Sürekli olarak kendisine yönelik herhangi bir saldırıya karşı uyarıda bulunan İran, kabiliyetlerini ve güçlerini ciddi şekilde kullanabilir ve İsrail'e doğrudan bir saldırı başlatmaktan çekinmeyecektir; bu da daha sonra bizi tam ölçekli bir savaşa sürükleyebilir” dedi.

Citrinowicz, İsrailli karar alıcılara, İran Dini Lideri'nin siyasi danışmanı Ali Şemhani'nin açıklamalarını ciddiye alma çağrısında bulundu ve “İran'ın karar alma sürecindeki en etkili isimlerden biri olan Şemhani, Haziran 2025'teki son İsrail saldırısında neredeyse suikasta kurban gidiyordu. Daha önce Savunma Bakanı ve Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı gibi önemli görevlerde bulundu ve söyledikleri kişisel bir görüş değil” ifadelerini kullandı.

İran'ın, herhangi bir saldırının amacının rejimi devirmek olduğundan emin olması durumunda kullanabileceği en tehlikeli kabiliyetleri hakkındaki tahminlerine için ise Citrinowicz: “12 günlük savaşta kullanmadığı önemli sayıda kabiliyeti kullanabilir; elbette İsrail'e saldırmak da buna dahil. İsrail'de, bir Amerikan saldırısı gerçekleştiği anda, bizim de müdahil olma olasılığımızın önemli ölçüde arttığını hesaba katmalıyız. Doğru, İranlılar savaş istemiyorlar, ancak Trump'ın diktelerini de kabul etmeyecekler” diye konuştu.

Belirsizlik kasıtlı bir politika

İsrail'in yürüttüğü güvenlik araştırmaları, ABD Başkanı’nın eylemlerini saran belirsizliğin ardındaki nedeni de araştırıyor. Zira İsrailli yetkililere göre, Tel Aviv ile temas halinde olan üst düzey ABD’li yetkililer bile ayrıntıları bilmiyor.

Daha önce Askeri İstihbarat Biriminde önemli görevlerde bulunmuş olan Emekli Albay Amir Yagur, Trump'ın ne düşündüğünü kimse gerçekten bilmediği için İsrail'in günlük gündemine egemen olan -saldırının olup olmayacağı ne zaman ve ne türde olacağı konusundaki- tartışmanın gereksiz olduğuna inanıyor. Yagur: “Yoğun kamuoyu ilgisi, bizatihi Amerikan stratejisinin bir parçası olabilir. Washington, bunun medyanın odak noktası olacağının farkında ve istediği belirsizliği yaratmak için bunu oluşturmakla ilgileniyor” dedi.

Yagur, İsrail'in gerçekten bilmesi gerekenlere ve şimdiden çıkarılabilecek sonuçlara odaklanması gerektiğini düşünüyor. İran Devrim Muhafızları unsurlarına yönelik doğrudan baskıyı artırmak için adımlar atılmasının, özellikle de Devrim Muhafızları’nın terör örgütü olarak ilan edilmesinin gerekliliğini vurguluyor.

Yagur'un bu vurgusu, Devrim Muhafızları unsurlarının kendisinden ayrılmaya başlamasının hayati önem taşıdığına dair inancından kaynaklanıyor; çünkü bu, rejimi devirme çabalarını güçlendirecek bir zayıflık yaratacaktır. Öte yandan, Devrim Muhafızları unsurlarının İran'da kendilerine yönelik herhangi bir saldırı veya eylemden korkabileceklerini ve rejimin devrilmesi durumunda kendilerine sığınacak bir ülke arayabileceklerini de düşünüyor. Ona göre Devrim Muhafızları'nın terör örgütü olarak ilan edilmesi adımının başarılı olması, onları rejimin hayatta kalması ile kendi hayatları arasında seçim yapmaya zorlayacaktır.

Savunma amaçlı hava tatbikatı ve merkezdeki deniz kuvvetleri

Değerlendirilen çeşitli senaryolar arasında, ABD güçlerinin konuşlandırılması, askeri teçhizatın desteklenmesi ve ABD ordusunun yürüttüğü tatbikatların ardından İran'a saldırı seçeneği baskın olmaya devam ediyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre İsrail'de askeri hazırlıklar en üst düzeyde ve iç cephe, sakinleri korumak için eğitim ve hazırlıklara devam ediyor.

İki ordunun komutanlıkları arasındaki istişareler hakkında bilgili bir askeri yetkili, ABD hava tatbikatının savunma amaçlı bir tatbikat olduğunu belirtti. Tatbikatın, ABD güçlerini, ABD ve Ortadoğu'daki müttefiklerine (İsrail dahil) ait stratejik hedeflere yönelik İran saldırılarına hızlı olarak yanıt verecek şekilde eğitmeyi amaçladığını söyledi.

Masada iki senaryo gündemde; birincisi, ABD saldırı planını engelleyecek ve bozacak sürpriz bir proaktif İran saldırısı, ikincisi ise, ABD saldırısından sonra İran'ın misilleme saldırılarıyla başa çıkmak ki, ABD ordusu bununla ilgili eğitimlerini yoğunlaştırdı.

Buna karşılık, ABD ordusu İran ile bir deniz savaşını yönetmeye de hazırlanıyor. İran'ın hedeflerinin de deniz yönüne odaklanacağı ve bu kapsamda Hürmüz Boğazı'nı deniz mayınları, küçük, hızlı, silahlı bot sürüleri, silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve gemisavar füzeler kullanarak kapatacağı tahmin ediliyor. Bir İsrail raporuna göre bu tür hedefler Ortadoğu'dan Asya ve Avrupa'ya giden petrol ve doğalgaz arzının önemli bir bölümünü felç edecek ve Amerikan saldırısına katılmayan ülkelere de ciddi zararlar verecektir.

Öte yandan, İsrail'de ABD'nin İran içinden doğru ve güvenilir istihbarat toplama konusunda zorluklarla karşılaştığı da açıklandı. İsrail kaynakları, İsrail Askeri İstihbarat Başkanı Shlomi Binder'in, İran ile ilgili olarak Amerikan yönetiminin talep ettiği özel istihbarat hakkında bilgi vermek üzere Pentagon, CIA ve Beyaz Saray'daki üst düzey yetkililerle görüşmeler yaptığını doğruladı.


Citi, ABD ve İsrail'in İran'a karşı sınırlı bir eylemde bulunacağını öngörüyor

İran Devrim Muhafızları mensupları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları mensupları askeri geçit töreninde, (AFP)
TT

Citi, ABD ve İsrail'in İran'a karşı sınırlı bir eylemde bulunacağını öngörüyor

İran Devrim Muhafızları mensupları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları mensupları askeri geçit töreninde, (AFP)

Citibank bir notunda, ABD ve İsrail'in yakın vadede İran'a karşı sınırlı önlemler almasını ve bu önlemlerin, gerilimi tırmandırmaktan kaçınmayı amaçladığını, ayrıca bu önlemlerin Tahran'ı nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varmaya zorlamayı hedeflediğini belirtti.

Bankanın dün yayınladığı notta, küçük ölçekli eylemlerin muhtemelen sınırlı ABD askeri saldırılarını ve petrol tankerlerinin ele geçirilmesini içereceği, bunun da özellikle İran'ın hayati bir su yolu olan Hürmüz Boğazı'nı kapatabileceği endişeleri nedeniyle petrol piyasalarındaki risk primini yükselteceği belirtildi. ABD'nin OPEC'in en büyük ham petrol üreticilerinden biri olan İran'a saldırması durumunda küresel arzda yaşanabilecek olası aksamalara ilişkin artan endişeler arasında petrol fiyatları dün yüzde 3 artarak beş ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (EPA)İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (EPA)

Çeşitli kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'la başa çıkmak için güvenlik güçlerine ve liderlere yönelik hedefli saldırılar da dahil olmak üzere farklı seçenekleri değerlendirdiğini, ancak İsrail ve Arap yetkililerinin hava saldırılarının tek başına ülkenin yöneticilerini deviremeyeceğini söylediğini belirtti.

Banka, %70 olasılıkla gerçekleşeceğini düşündüğü sınırlı müdahale senaryosunun, "ABD'nin iç politika mülahazaları, Başkan Trump'ın savaştan kaçınma tercihi ve İran içindeki baskıların devam etmesinin bir anlaşmayla sonuçlanabilecek değişikliklere yol açabileceği olasılığı" nedeniyle "yükselen enerji fiyatlarına karşı duyarlılığını" yansıttığını ifade etti.

Citigroup, İran'ın büyük bir karşılık vermesini ihtimal dışı bırakıyor, "çünkü İran da zor durumdaki ekonomisi ve iç karışıklığı göz önüne alındığında savaş istemiyor." Banka, İran içinde sınırlı ancak tırmanacak bir çatışma ve siyasi istikrarsızlık olasılığını %30 olarak öngörüyor; bu durum petrol üretimi ve ihracatında aralıklı aksamalara neden olabilir. Şarku’l Avsat’ın bankanın notundan aktardığına göre ABD ve İsrail ile yaşanan gerilimler nedeniyle bölgesel arzda önemli kayıplar yaşanma olasılığını %10 olarak değerlendiriyor.

Citi, temel senaryosunda ABD ve İran arasında 2026 yılında bir anlaşmaya varılacağını ve gerilimlerin azalacağını öngörüyor. Bu durum, İran'la ilgili jeopolitik risk primini (şu anda varil başına 7 ila 10 dolar arasında) düşürerek Brent petrolün 70 dolara yaklaşmasını sağlayacak. Brent petrol vadeli işlemleri dün varil başına 70,71 dolarda kapandı.