Dünya, Zafer Bayramı’nda ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor

Rusya’nın en önemli kutlama günü, Batı’yla paradokslar ve tartışmalar tarihini yansıtıyor

Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
TT

Dünya, Zafer Bayramı’nda ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor

Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)

Yarın (9 Mayıs) dünya, Sovyetler Birliği’nin Nazizm’e karşı kazandığı zaferin büyük kutlamasına kilitlenecek. Bu yıl bayram, Ukrayna’da devam eden savaş zemininde özellikle önemli. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan, ordu konvoylarını ve askeri geçişleri izlemeye hazırlanıyor. Başkan Vladimir Putin’in ikinci başkanlık döneminde (2004 - 2008) ‘süper gücün ihtişamını geri kazanma’ stratejisini ortaya koymasından bu yana, sürekli bir gelenek haline gelen devasa askerî geçit töreninde bu konvoylar, Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan’dan geçiyor.
Dünya, bu gösteriyi takip ederken, bir taraftan da ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor. Bu tören, Kremlin sakininin şu anda sahip olduğu ve her konuşmasında ‘dünyada benzeri olmamasıyla’ övündüğü modern silah ve teçhizat modelleriyle sınırlı olmayabilir. Öyle ki meraklar, Kremlin duvarlarının yakınında kutlamalar devam ederken, tüm dünyanın şu anda her sözünü ve hareketini oldukça yakından takip ettiği bu adamın ne söyleyeceğine kadar uzanıyor.
Batı, şu anda Putin’in konuşmasının son metni üzerinde çalışan Kremlin yetkililerine yorum için çok az yer bıraktı. Öyle görünüyor ki geçen hafta özel servis departmanları ve Batı medyası beklenen konuşmanın birkaç kopyasını bir araya getirmişti. Metin, konuşmasındaki her cümleyi gözden geçirmeye hevesli olan Rusya Devlet Başkanı’nın çabasını içeriyordu.
Batı, konuşmada ilk başta Putin’in Ukrayna’da zafer ilan etmeye hazırlık olarak operasyonlarını hızlandıracağını ortaya koydu. Rus ordusu, savaşı planlanandan iki hafta önce sonlandırmak zorundaydı. Ayrıca Putin’in bu gün Ukrayna’ya karşı ‘topyekün savaş’ ilan edeceği ve ‘özel askeri operasyon’ aşamasını sonlandıracağı öngörülüyordu. Ülkede genel seferberlik ilan ederek Ukrayna’daki ordusunu güçlendireceği belirtiliyordu.


Rus askerleri, Moskova’da Zafer Bayramı hazırlıkları için bir eğitim tatbikatına katıldı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre beklenen konuşma hakkındaki bir başka tahmin çerçevesinde Batı raporları, dünyayı Putin’in Zafer Bayramı’ndaki devasa askerî geçit töreni sırasında rakiplerinin yüzüne vuracağı bir ‘kıyamet gününe’ dair gözdağı verdi. Burada Hava Kuvvetleri’nin Ilyuşin-80 uçağına atıf yapılıyor. Uçak, bu garip adı taşıyor, çünkü bazılarının dediği gibi, nükleer bir çatışma durumunda kıdemli generalleri ve siyasi liderleri güvenli saklanma yerlerine taşımak için donatılmış.
Putin’in beklenen konuşmasına dair Batı ‘tespitlerinin’, kendisini doğrulayacak hiçbir delili yok. Kremlin, bir belirsizlik politikası benimsemeye devam ederken, Rusya Devlet Başkanı’nın ülkedeki en önemli olaya ilişkin konuşmasının ana detayları konusunda da kesinlikle ihtiyatlı davrandı. Uzmanların belirttiğine göre yalnızca Devlet Başkanı’nın, devam eden askeri operasyonların seyri ve bundan sonraki aşamaların sonucu hakkında Rus takvimindeki ‘harflere nokta koyacağı’ kesin.
Zafer Bayramı: Bu yıl özellikle önemli
Bu bayram, Ruslar için özel bir yere sahip. Nazizm’e Karşı Zafer Bayramı, çeşitli milliyetlere ve farklı yönelimlere sahip Rus halkının tüm bileşenlerinin birleştiği tek münasebet olabilir. Ayrıca bu bayram, Rusya’nın gerileme, çöküş ve prestij kaybı yaşadığı dönemlerinde tanık olduğu tüm dalgalanmalara ve trajedilere rağmen statüsü ve önemi değişmeyen belki tek münasebet. Öyle ki bu bayram, geçmişteki azametli ülkenin ihtişamını her zaman hatırlatacak olan ana giriş noktası olarak kaldı.
Bu durum, yalnızca İkinci Dünya Savaşı’nın Rusça adı olan ‘Büyük Vatanseverlik Savaşı’nda ‘zafer’ fikrinin büyük sembolizmiyle de ilgili değil. Öyle ki Rusya’nın ‘tarihsel rolünün’ ivmesini geri kazanma hırsı da içeriyor. Son yıllarda resmi propagandaya sağlam bir şekilde yerleşmiş olan ‘Ruslar, insanlığı her tehlikeden ve tehditten yeniden kurtarmaya geliyor’ gibi önemli fikre ulaşarak, ‘Rusya, dünyayı Hitler’in kötülüklerinden kurtardı’ sloganını yükseltiyor.
Rusya’nın resmi propagandaya göre Ukrayna savaşından pek de farklı olmayan ve 1941- 1945 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin yürüttüğü büyük savaşın siyasi, askeri, ekonomik ve diplomatik düzeylerde genişlemesine dayanan bir ‘dünya savaşı’ ile karşı karşıya kaldığı düşünüldüğünde, bu yılki etkinlik bu nedenle özel bir öneme sahip. 1941’de de 1945’te de düşman Naziler idi. Şu anda Kremlin’in Ukrayna’daki politikalarına tam destek veren Rusya Komünist Partisi lideri Gennadi Zyuganov’un sözleri, ‘geçen yüzyılın ortalarında Sovyetler Birliği’ne yenilen Nazizm’ ile ‘Rusya’nın kaçınılmaz olarak yeneceği Nazizm’ arasında karşılaştırmalar yapmaya yönelmiş iç siyasetin mantığını yansıtıyor olabilir. Zyuganov, bir törende yandaşlarına Nazi liderliğindeki mevcut Ukrayna’nın ‘Hitler rejiminden çok farklı olmadığını ve daha da kötü olabildiğini’ söyledi.
Bu arka plana karşı çoğu Rus, yarın Kızıl Meydan’daki askerî geçit törenini yalnızca ‘sahnenin tekrarlandığına’ kesin olarak inanarak izleyecek. Bir sonraki gösteriye ise, 77 yıl önce yürütülen gibi Ukrayna savaşındaki galiplerin konvoyları ve zaferle sonuçlanan büyük savaştan dönen konvoylar eşlik edebilir.
9 Mayıs: Tarihten yeni dersler çıkarma günü
Pek çok kişi, bu önemli bayramın, onlarca yıldır Rusya ile Batı arasında son yıllarda yoğunlaşan ve Rusya’nın 1945’teki zafer olaylarını ‘Soğuk Savaş’ın galibi’ dilinde kaydederek Batı’yı tarihi tahrif etmekle suçladığı geniş tartışmalarla ilişkilendirildiğini bilmiyor olabilir. Resmi oranlara göre Sovyetler Birliği’nin yaklaşık 25 milyon insanın kaybıyla temsil edilen zafer için ağır bir bedel ödediği göz önüne alındığında bu olay, birçok duyguyla çevrili. Sovyet devletinin çöküşünden sonra araştırmacıların tahminleri, gerçek savaş kayıplarının 38 milyonu aştığı yönünde. Bu nedenle bu gün, onlarca yıldır yayılan popüler şarkının sözleriyle ilişkilendirildi: “Bu bayram, gözlerinizde bir yaş”. Ancak bu bayramın tarihi, aynı zamanda dikkate değer olaylar, paradokslar ve tartışmalarla da bağlantılı.
İronik olarak olay, 9 Mayıs’ı kutlayan Rusya’nın aksine Avrupa ve dünyanın neden 8 Mayıs’ta Nazizm’e karşı zaferi kutladığını açıklıyor.
8 Mayıs 1945 gecesi, Eisenhower’ın karargahında Reims’te Nazi Almanyası’nın teslimiyetine ilişkin bir ön protokol imzalandı. Belge, Alman tarafından Mareşal Jodl ve Sovyet tarafından General Susloparov tarafından imzalandı. Protokol, 8 Mayıs’tan itibaren Alman ordusunun tüm cephelerdeki saldırganlıkları tamamen durdurmasını şart koşuyordu. Hemen ardından ABD ve İngiltere merkezli gazeteler, Alman ordusunun o tarih itibariyle müttefiklere teslim olduğunu ilan etti.
Ancak Stalin bu durumdan memnun değildi. Onun görüşü, dünya tarihinde böylesine önemli bir olayın, önce büyük törenlerle, sonra da Nazi Almanyası’nın başkentinde bir törenle gerçekleşmesi gerektiğiydi. Bu çerçevede Berlin’deki medya organları, müttefik kuvvetler ve Sovyet kuvvetlerinin temsilcilerinin katılımıyla, ertesi gece 8- 9 Mayıs 1945’te Almanya’nın koşulsuz teslim olduğuna dair belge imzalandı. Almanya tarafında Mareşal Keitel ve Sovyet tarafından Mareşal Jukov arasında imzalandı. Tören, 9 Mayıs gece yarısı başladı ve 43 dakika sürdü.
Buradaki ironi, belgede belirtilen teslim tarihinin 8 Mayıs, Berlin saatiyle 23:00 olmasıydı. Ancak Berlin ile Moskova arasındaki bir saatlik zaman farkı nedeniyle, ‘Sovyet zaferi’ tarihi 9 Mayıs gece yarısı olarak belirlendi.
Rusya, Sovyetler Birliği gibi olayı resmi olarak 9 Mayıs’ta kutluyor olsa da ancak savaşın galiplerinin ilk askeri töreni, bu gün değil, 24 Haziran 1945’te Kızıl Meydan’da yapıldı. İlk geçit töreni, belirleyici zafer savaşını yöneten General Konstantin Rokossovski tarafından yönetildi.
Geçmişle günümüz arasındaki paradoksların tuhaflıklarından biri de bu askeri liderin tarihte iki ülkeyi (Sovyetler Birliği ve anavatanı ve Rusya’nın Nazizm’e karşı mevcut savaşta yeminli düşmanı Polonya) aynı anda temsil eden tek general olmasıydı.
Kendisi, Kızıl Meydan’da ‘gerçek zaferi getirici’ olarak nitelendirilen Rus ordularının komutanı Mareşal Georgi Jukov tarafından karşılandı. Tarihçilerin yazdığı gibi Başkomutan’ın emirlerine uymamaya cesaret eden çok az kişiden biriydi.
Ancak ilk zafer gösterisi, sonraki yılların görkemli gösterilerinin aksine, Rusya tarihinin en hızlısıydı. Teknik arızalar ve tutarsızlıklar önlenemiyor ve özellikle organizatörlerin, askerler ve memurlar için yeni bir üniforma geliştirme zamanları yoktu. Ayrıca geçit törenini, yerel üniformalarla yapmak istemiyorlardı. Ancak savaş sonrası koşullar için malzeme eksikliği nedeniyle yeni kıyafetler dikmekte zorlandılar. Bu nedenle aceleyle özel bir askeri üniforma modeli tasarlandı ve kötü boyanmış malzemelerle dikildi. Sonuç, bir tarihçinin yazdığı gibi ön cephedeki askerler dimdik duruyor, etraflarındaki renkli su birikintilerinden etkilenmiyor ve yüzlerinden boyalar akıyordu.

Askeri gövde gösterisi
Paradoksal olarak zafer kutlamalarının tarihi, her zaman askeri güç sergilemek için bir fırsat değildi. Nitekim Sovyetler Birliği, savaşta ‘galip gelen’ taraf olarak, tören mesaj vermek istediği büyük olaylara denk gelmedikçe, askeri geçit törenlerine fazla önem vermiyordu.
Öte yandan askeri geçit törenlerinin düzenliliği, Putin’in ülkesinin geçmiş ihtişamını geri kazanmaya çalışan bir lider olarak yıldızının güçlü bir şekilde parlamasıyla geldi.
Böylece Kızıl Meydan, 1965 yılında ‘bu tarihte bir tatil ve büyük bir ulusal kutlama ilanından’ önce savaşta galip gelenlerin askerî geçit törenine ve herhangi bir görkemli askerî geçit törenine henüz tanık olmamıştı. O yıl Kızıl Ordu, en önemli askeri başarılarını dünyaya sergilemeye hevesliydi.
Bir sonraki geçit töreni, yalnızca 1985’te Kızıl Meydan’da yapıldı. O zamanlar büyük ülke, yeni kan enjekte etmeyi ve ülkenin siyasi ve ekonomik sistemini yeniden inşa etmeyi amaçlayan büyük reformların doğum sancılarına yeni başlamıştı. Ancak sonra, bir sonraki geçit töreni 1990’da, ardından 1995’te gerçekleşti ve iki kere de Zafer Bayramı başka etkinliklerle kutlandı. Ancak askeri güçler sergilenmedi.
Yıllardır Kızıl Meydan’da büyük gösterilerin yapılmamasının ardından en dikkat çekici gelişme ise Putin’in, 2008’de ‘Batı hegemonyasına’ itiraz politikası başlatması ve Zafer Bayramı’nda Rusya’nın askeri dişlerini sergilemesini emretmesi oldu. Böylece büyük askerî geçit töreni, Rusya’nın Putin’in coşkulu konuşmalarında birçok kez atıf yaptığı en son silah ve teçhizat modellerini sergilediği yıllık bir etkinlik haline geldi.
Son yılların en önemli konuşması beklenirken dünya, bu yıl 9 Mayıs tarihini sadece Ukrayna ile değil, ‘bütün Batı’ ile devam eden savaşta bir dönüm noktası olarak konumlandırıyor.



ABD'nin Salt Lake City kentinde meydana gelen silahlı saldırıda iki kişi hayatını kaybetti

Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)
Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)
TT

ABD'nin Salt Lake City kentinde meydana gelen silahlı saldırıda iki kişi hayatını kaybetti

Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)
Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)

Yerel medya dün, ABD’nin Utah eyaletindeki Salt Lake City kentinde bir kilisede düzenlenen cenaze töreni sırasında meydana gelen silahlı saldırıda iki kişinin hayatını kaybettiğini, bazı kişilerin de yaralandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Deseret News’ten aktardığına göre saldırı, kiliseye ait otoparkta gerçekleşti. KUTV televizyonu ise şüphelinin henüz yakalanamadığını aktardı.

Saldırı sırasında kilise içinde onlarca kişinin bulunduğu, hayatını kaybedenlerin ve yaralananların tamamının yetişkin olduğu kaydedildi.

AP’nin aktardığına göre polis, saldırganın herhangi bir dine karşı özel bir husumet taşıdığına dair bulgu olmadığını açıkladı.

xsdfrgt
Kilise binasının yanındaki polis aracı (AP)

Salt Lake City Polis Şefi Brian Reid, “Bunun belirli bir dine veya benzer bir şeye yönelik hedefli bir saldırı olduğunu düşünmüyoruz” dedi.

Polis, olayın rastgele gerçekleştiğine de inanmadıklarını açıkladı. Yetkililer, hâlâ herhangi bir şüphelinin yakalanmadığını bildirdi.

Brennan McIntyre, eşi Kina ile birlikte otoparkın bitişiğindeki dairelerinde televizyon izlerken silah seslerini duyduklarını söyledi. McIntyre, “Koltuktan fırladım ve durumu görmek için dışarı koştum” dedi.

McIntyre, “O anda yerde birini gördüm. İnsanlar ona yardım etmeye çalışıyor, ağlıyor ve bağrışıyordu” şeklinde konuştu.

juı
Olay yerinin yakınındaki ABD polis memurları (AP)

Olayın ardından yaklaşık 100 polis ve güvenlik aracı bölgeye sevk edildi, helikopterler ise havadan gözetleme yaptı.

Belediye Başkanı Erin Mendenhall, “Böyle bir şeyin asla ibadet yerinde olmaması gerekirdi. Asla bir cenaze töreni alanında yaşanmamalıydı” ifadelerini kullandı.

Kilisenin sözcüsü, kurumun kolluk kuvvetleriyle iş birliği içinde olduğunu ve kurtarma ekiplerinin çabalarına minnettar olduklarını açıkladı.

xcdfgth
Olayın meydana geldiği kilisenin yakınında sevdiklerinin yasını tutan yakınları (AP)

Kilisenin merkezi Salt Lake City’de bulunuyor ve Utah eyaletinin 3,5 milyonluk nüfusunun yaklaşık yarısı bu dine mensup. Silahlı saldırının yaşandığı kiliseye benzer ibadet yerleri, eyalet ve şehir genelinde farklı bölgelerde de yer alıyor. Geçen ay Michigan eyaletinde eski bir deniz piyadesinin bir kilisede ateş açıp yangın çıkarmasının ardından, bu kilise de en yüksek güvenlik alarmı durumuna geçirildi. Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırganın motivasyonunun ‘dine yönelik düşmanca inançlar’ olduğunu belirledi.


WSJ: Trump, Venezuela petrolünü kontrol altına almayı ve varil fiyatını 50 dolara düşürmeyi düşünüyor

Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)
Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)
TT

WSJ: Trump, Venezuela petrolünü kontrol altına almayı ve varil fiyatını 50 dolara düşürmeyi düşünüyor

Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)
Petrol, minyatür petrol varilleri ve ABD doları banknotları (Reuters)

Wall Street Journal (WSJ) dün yayımladığı haberde, ABD Başkanı Donald Trump ve danışmanlarının önümüzdeki yıllarda Venezuela petrol sektöründe hakimiyet kurmayı planladığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın WSJ’den aktardığına göre Trump, çabalarının petrol fiyatlarını varil başına 50 dolara düşürmeye yardımcı olabileceğine inandığını yardımcılarına iletti.

Haberde, konuya yakın kaynaklara dayandırılarak, ABD’nin, devlet şirketi Petreleos de Venezuela (PDVSA) üzerinde belirli bir kontrol sağlamayı, şirketin petrol üretiminin büyük bir kısmını ele geçirip pazarlamayı içeren bir plan üzerinde çalıştığı öne sürüldü. Reuters, haberin doğruluğunu henüz bağımsız olarak teyit edemedi.


Çin silahları Sahel bölgesine hâkim: Peki neden?

Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
TT

Çin silahları Sahel bölgesine hâkim: Peki neden?

Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)
Çin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışları artıyor (AFP)

Ali Yahi

Sahel bölgesi, askeri cuntaları iktidara getiren darbeler nedeniyle ülkeleri her düzeyde kırılganlık yaşarken, uluslararası çatışmanın ve büyük güçlerin savaş arenası haline geldi. Askeri darbeler, silahlı hareketlerin ve terör örgütlerinin yeniden canlanmasının yanı sıra, uluslararası organize suç ağlarının da oluşmasına yol açan bir güvenlik boşluğuna neden oldu. Bu durum, Çin de dahil olmak üzere dış tarafları, silah anlaşmaları dahil çeşitli kanallar aracılığıyla “yumuşak” müdahaleye teşvik etti.

Silah ithalatının yüzde 26'sı Çin'den

Fransız “Jeune Afrique” dergisinde yayınlanan bir haber, Çin'in Batı ülkelerine kıyasla sunduğu sayısız avantajın gölgesinde, Pekin'in Batı Afrika ülkelerine silah satışlarındaki artışı ortaya koydu. Haber ayrıca 2020-2024 yılları arasında Batı Afrika'daki silah ithalatının dörtte birinden fazlasının, yani askeri teçhizatın yaklaşık yüzde 26'sının Çin'den ithal edildiğini de açıkladı. Burkina Faso, Fildişi Sahili, Mali, Moritanya, Nijer ve Senegal’in talebin en yüksek talebin en yüksek olduğu ülkeler olduğu belirtildi.

hyjukıl
Bölge ülkelerinin Çin askeri teçhizatı alımları ihtiyaçlarına göre değişiyor (AFP)

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nde (SIPRI) araştırmacı olan Simon Wezeman, Pekin'in Sahel bölgesi de dahil olmak üzere Batı Afrika'da önde gelen silah ve askeri teçhizat tedarikçisi haline geldiğini vurguladı. Jeune Afrique dergisinin haberi bağlamında, bu değişimin iki faktörden kaynaklandığını belirtti; birincisi, Pekin'in kıtanın kaynaklarına olan stratejik ilgisi ve ekonomik varlığını güçlendirme ve bölge pazarlarına erişimi güvence altına alma çabaları. İkinci faktör ise rejimlerin zayıflığından kaynaklanan kırılgan güvenlik durumu nedeniyle bölgede silaha olan talebin artması. Çin silahları, Batılı muadillerine kıyasla daha düşük maliyetleri nedeniyle güçlü bir rakip haline geldi. Dahası, Fransa ve ABD gibi Batılı ortakların insan hakları endişeleri nedeniyle bazı Batı Afrika ülkelerine silah ihracatı üzerindeki kontrollerini sıkılaştırmaları gibi siyasi ve insan haklarıyla ilgili kısıtlamalardan da muaflar.

Artan bölgesel talep

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü, bölge ülkelerinin Çin askeri teçhizatı alımlarının ihtiyaçlarına göre değiştiğini, ancak zırhlı araçlar ve insansız hava araçlarının en çok talep edilen ürünler olduğunu vurguladı. Burkina Faso, 2015 ile 2024 yılları arasında 122 araç ile her türden zırhlı aracın en büyük alıcısı olurken, onu 118 araçla Nijerya takip etti. Enstitü ayrıca, Afrika ordularının yaklaşık yüzde 70'inin Çin zırhlı araçlarına sahip olduğunu belirtti.

Haberde, bölgedeki Amerikan nüfuzunun gerilediği, Pekin'in askeri varlığının ise genişlediği ifade edildi. Son yirmi yılda Çin, 20 ortak askeri tatbikat gerçekleştirdi, Afrika limanlarına 44 ziyaret yaptı ve üst düzey askeri yetkililer arasında yüzlerce karşılıklı ziyaret gerçekleştirildi. Haber, Çin'in askeri varlığında yaşanan bu genişlemeyi, 2015-2019 yılları arasında bölgesel silah talebinde yüzde 100'lük bir artış ile 2010-2014 dönemine kıyasla yüzde 82'lik artışa bağladı. En yüksek artışlar Burkina Faso, Fildişi Sahili, Mali, Moritanya, Nijer ve Senegal'de kaydedildi. Haberde, Rusya'nın Ukrayna'ya yapılan saldırıdan bu yana ihracatını azaltmasına rağmen, Afrika kıtasında önemli bir silah tedarikçisi olmaya devam ettiği de belirtildi.

Ekonomiden stratejik güvenlik ortaklıklarına

Bu bağlamda, Uluslararası İlişkiler Profesörü Selim Talis, kendisi ile özel röportajda, Afrika'da her düzeyde yaşanan dönüşümlerin Pekin'i nüfuzunu güçlendirmeyi amaçlayan proaktif adımlar atmaya sevk ettiğini belirtti. Bu adımlar, sık sık ziyaretler yoluyla Afrika ülkeleriyle, özellikle Sahel bölgesindekilerle, askeri iş birliğini genişletmeyi, Afrikalı subayların eğitimini ve yetiştirilmesini denetlemeyi, çeşitli silah türleri satmayı ve ortak askeri tatbikatlar yapmayı içeriyor. Çin'in Cibuti'deki üssüne ilave olarak Batı Afrika'da ikinci bir kalıcı askeri üs edinme çabalarına işaret eden haberlerin, Pekin'in Afrika ile ilgili niyetlerini ortaya koyduğunu açıkladı.

Talis, saldırıların artması ve bilhassa can kayıplarının boyutu ile terör örgütlerinin kontrolünün genişlemesi göz önüne alındığında, Sahel bölgesinin küresel terörizmin merkezi haline geldiğini, buna karşılık iktidardaki askeri cuntaların başarısız olduğunu belirtti. Bu durum, Çin'i bir dayanak noktası arayışı içinde bölgeye sızmaya itti. Pekin'in Sahel bölgesinde büyük güçlerin tek başlarına nüfuz için rekabet etmelerine izin vermediğini, bunun yerine, Mali, Nijer ve Burkina Faso Batı'nın yerini alacak yeni müttefikler ararken, Pekin’in hızla odağını ekonomik yönden stratejik güvenlik ortaklıkları kurmaya kaydırdığını söyledi.

Dünyanın dördüncü büyük silah ihracatçısı

Çin, dünyanın dördüncü büyük silah ihracatçısı sayılıyor ve çeşitli silahlı çatışmalarda yaygın kullanımı nedeniyle Çin silah satışları hızla artıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'ne göre 2020-2024 yılları arasındaki beş yıllık dönemde ortalama silah ihracatı, 2000-2004 yılları arasındaki döneme kıyasla üç kattan fazla arttı.

Enstitü, Çin'in askeri sanayisinin büyük dönüşümler geçirdiğini, seri silah üretimine odaklanmaktan niteliksel verimliliği artırmaya doğru kaydığını açıkladı. Bu durum Pekin'e modern savaşlarda rekabet avantajı sağladı, çatışmalardaki konumunu güçlendirdi ve Washington ile bölgesel müttefiklerine yeni caydırıcılık denklemleri dayattı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ayrıca, özellikle nispeten düşük fiyatlar ve ithalat üzerindeki siyasi kısıtlamaların azlığı nedeniyle, Çin bazı Afrika ve Asya ülkeleri için önemli bir silah tedarikçisi haline geldi.

Çin'in bölgede artan varlığının arkasındaki hesaplar

Sahel bölgesinde güvenlik konularında uzman bir gazeteci olan Hüseyin Lansari, Çin'in Sahel'deki artan varlığının ardında çeşitli hesaplar olduğunu değerlendiriyor. Bunlar arasında, özellikle Çinli şirketlerin ekipmanlarına yönelik saldırılar, vatandaşlarının ve işçilerinin kaçırılmasının ardından terör örgütlerinin Çin'in bölgedeki özellikle madencilik ve enerji sektörlerindeki büyüyen çıkarlarına yönelik artan tehditlerinin yanı sıra, Pekin'in bölgenin doğal kaynaklarına olan artan ilgisi de yer alıyor. Bu kaynaklar, Çin'in devasa ekonomisinin ihtiyaç duyduğu stratejik hammaddeler için hayati bir kaynak. Mali, Burkina Faso, Nijer ve bölgedeki diğer ülkeler, Çin'in teknolojik ve askeri endüstrileri için hayati önem taşıyan altın, uranyum, lityum ve diğer mineraller açısından zengin rezervlere sahip. Lansari, Pekin'in kendisini yeni bir sömürgeci güç olarak göstermemeye özen gösterdiğini ve ortaklıklarının karşılıklı fayda ve ulusal egemenliğe saygıya dayalı olduğunu vurguladığını belirtti.

Lansari, özellikle Fransız ve Amerikan varlığının gerilemesiyle birlikte, Çin'in askeri alanda yer edinmek için öncelikle ekonomik ve kalkınma yönlerine odaklandığını açıkladı. Pekin'in stratejisinin, bölgesel hükümetlerin Çin'i katı siyasi koşullar olmaksızın yatırım ve finansman alternatifleri sunabilen önemli bir ekonomik ortak olarak görmelerini sağladığını belirtti. Pekin'in eğitim, askeri ve askeri olmayan teçhizat ve istihbarat paylaşımı sağlayarak bölgedeki ülkelerle güvenlik iş birliğini geliştirdiğini ifade etti. Pekin'in bilhassa bölge hükümetleri tarafından memnuniyetle karşılanan ekonomik ve kalkınma yönlerine odaklanmasıyla, Sahel'de Çin varlığını güçlendirme fırsatlarının umut verici göründüğünü açıkladı. Uluslararası rekabetin Çin'in etkisini genişletme hevesini körüklediğini, ancak en önemli zorluğun ön siyasi koşullar veya sahada askeri varlığa sahip olmadan karşılıklı fayda sağlayabilen, güvenilir bir ortak olarak kendini sunabilme yeteneği olmaya devam ettiğini vurguladı.