Dünya, Zafer Bayramı’nda ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor

Rusya’nın en önemli kutlama günü, Batı’yla paradokslar ve tartışmalar tarihini yansıtıyor

Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
TT

Dünya, Zafer Bayramı’nda ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor

Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)

Yarın (9 Mayıs) dünya, Sovyetler Birliği’nin Nazizm’e karşı kazandığı zaferin büyük kutlamasına kilitlenecek. Bu yıl bayram, Ukrayna’da devam eden savaş zemininde özellikle önemli. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan, ordu konvoylarını ve askeri geçişleri izlemeye hazırlanıyor. Başkan Vladimir Putin’in ikinci başkanlık döneminde (2004 - 2008) ‘süper gücün ihtişamını geri kazanma’ stratejisini ortaya koymasından bu yana, sürekli bir gelenek haline gelen devasa askerî geçit töreninde bu konvoylar, Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan’dan geçiyor.
Dünya, bu gösteriyi takip ederken, bir taraftan da ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor. Bu tören, Kremlin sakininin şu anda sahip olduğu ve her konuşmasında ‘dünyada benzeri olmamasıyla’ övündüğü modern silah ve teçhizat modelleriyle sınırlı olmayabilir. Öyle ki meraklar, Kremlin duvarlarının yakınında kutlamalar devam ederken, tüm dünyanın şu anda her sözünü ve hareketini oldukça yakından takip ettiği bu adamın ne söyleyeceğine kadar uzanıyor.
Batı, şu anda Putin’in konuşmasının son metni üzerinde çalışan Kremlin yetkililerine yorum için çok az yer bıraktı. Öyle görünüyor ki geçen hafta özel servis departmanları ve Batı medyası beklenen konuşmanın birkaç kopyasını bir araya getirmişti. Metin, konuşmasındaki her cümleyi gözden geçirmeye hevesli olan Rusya Devlet Başkanı’nın çabasını içeriyordu.
Batı, konuşmada ilk başta Putin’in Ukrayna’da zafer ilan etmeye hazırlık olarak operasyonlarını hızlandıracağını ortaya koydu. Rus ordusu, savaşı planlanandan iki hafta önce sonlandırmak zorundaydı. Ayrıca Putin’in bu gün Ukrayna’ya karşı ‘topyekün savaş’ ilan edeceği ve ‘özel askeri operasyon’ aşamasını sonlandıracağı öngörülüyordu. Ülkede genel seferberlik ilan ederek Ukrayna’daki ordusunu güçlendireceği belirtiliyordu.


Rus askerleri, Moskova’da Zafer Bayramı hazırlıkları için bir eğitim tatbikatına katıldı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre beklenen konuşma hakkındaki bir başka tahmin çerçevesinde Batı raporları, dünyayı Putin’in Zafer Bayramı’ndaki devasa askerî geçit töreni sırasında rakiplerinin yüzüne vuracağı bir ‘kıyamet gününe’ dair gözdağı verdi. Burada Hava Kuvvetleri’nin Ilyuşin-80 uçağına atıf yapılıyor. Uçak, bu garip adı taşıyor, çünkü bazılarının dediği gibi, nükleer bir çatışma durumunda kıdemli generalleri ve siyasi liderleri güvenli saklanma yerlerine taşımak için donatılmış.
Putin’in beklenen konuşmasına dair Batı ‘tespitlerinin’, kendisini doğrulayacak hiçbir delili yok. Kremlin, bir belirsizlik politikası benimsemeye devam ederken, Rusya Devlet Başkanı’nın ülkedeki en önemli olaya ilişkin konuşmasının ana detayları konusunda da kesinlikle ihtiyatlı davrandı. Uzmanların belirttiğine göre yalnızca Devlet Başkanı’nın, devam eden askeri operasyonların seyri ve bundan sonraki aşamaların sonucu hakkında Rus takvimindeki ‘harflere nokta koyacağı’ kesin.
Zafer Bayramı: Bu yıl özellikle önemli
Bu bayram, Ruslar için özel bir yere sahip. Nazizm’e Karşı Zafer Bayramı, çeşitli milliyetlere ve farklı yönelimlere sahip Rus halkının tüm bileşenlerinin birleştiği tek münasebet olabilir. Ayrıca bu bayram, Rusya’nın gerileme, çöküş ve prestij kaybı yaşadığı dönemlerinde tanık olduğu tüm dalgalanmalara ve trajedilere rağmen statüsü ve önemi değişmeyen belki tek münasebet. Öyle ki bu bayram, geçmişteki azametli ülkenin ihtişamını her zaman hatırlatacak olan ana giriş noktası olarak kaldı.
Bu durum, yalnızca İkinci Dünya Savaşı’nın Rusça adı olan ‘Büyük Vatanseverlik Savaşı’nda ‘zafer’ fikrinin büyük sembolizmiyle de ilgili değil. Öyle ki Rusya’nın ‘tarihsel rolünün’ ivmesini geri kazanma hırsı da içeriyor. Son yıllarda resmi propagandaya sağlam bir şekilde yerleşmiş olan ‘Ruslar, insanlığı her tehlikeden ve tehditten yeniden kurtarmaya geliyor’ gibi önemli fikre ulaşarak, ‘Rusya, dünyayı Hitler’in kötülüklerinden kurtardı’ sloganını yükseltiyor.
Rusya’nın resmi propagandaya göre Ukrayna savaşından pek de farklı olmayan ve 1941- 1945 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin yürüttüğü büyük savaşın siyasi, askeri, ekonomik ve diplomatik düzeylerde genişlemesine dayanan bir ‘dünya savaşı’ ile karşı karşıya kaldığı düşünüldüğünde, bu yılki etkinlik bu nedenle özel bir öneme sahip. 1941’de de 1945’te de düşman Naziler idi. Şu anda Kremlin’in Ukrayna’daki politikalarına tam destek veren Rusya Komünist Partisi lideri Gennadi Zyuganov’un sözleri, ‘geçen yüzyılın ortalarında Sovyetler Birliği’ne yenilen Nazizm’ ile ‘Rusya’nın kaçınılmaz olarak yeneceği Nazizm’ arasında karşılaştırmalar yapmaya yönelmiş iç siyasetin mantığını yansıtıyor olabilir. Zyuganov, bir törende yandaşlarına Nazi liderliğindeki mevcut Ukrayna’nın ‘Hitler rejiminden çok farklı olmadığını ve daha da kötü olabildiğini’ söyledi.
Bu arka plana karşı çoğu Rus, yarın Kızıl Meydan’daki askerî geçit törenini yalnızca ‘sahnenin tekrarlandığına’ kesin olarak inanarak izleyecek. Bir sonraki gösteriye ise, 77 yıl önce yürütülen gibi Ukrayna savaşındaki galiplerin konvoyları ve zaferle sonuçlanan büyük savaştan dönen konvoylar eşlik edebilir.
9 Mayıs: Tarihten yeni dersler çıkarma günü
Pek çok kişi, bu önemli bayramın, onlarca yıldır Rusya ile Batı arasında son yıllarda yoğunlaşan ve Rusya’nın 1945’teki zafer olaylarını ‘Soğuk Savaş’ın galibi’ dilinde kaydederek Batı’yı tarihi tahrif etmekle suçladığı geniş tartışmalarla ilişkilendirildiğini bilmiyor olabilir. Resmi oranlara göre Sovyetler Birliği’nin yaklaşık 25 milyon insanın kaybıyla temsil edilen zafer için ağır bir bedel ödediği göz önüne alındığında bu olay, birçok duyguyla çevrili. Sovyet devletinin çöküşünden sonra araştırmacıların tahminleri, gerçek savaş kayıplarının 38 milyonu aştığı yönünde. Bu nedenle bu gün, onlarca yıldır yayılan popüler şarkının sözleriyle ilişkilendirildi: “Bu bayram, gözlerinizde bir yaş”. Ancak bu bayramın tarihi, aynı zamanda dikkate değer olaylar, paradokslar ve tartışmalarla da bağlantılı.
İronik olarak olay, 9 Mayıs’ı kutlayan Rusya’nın aksine Avrupa ve dünyanın neden 8 Mayıs’ta Nazizm’e karşı zaferi kutladığını açıklıyor.
8 Mayıs 1945 gecesi, Eisenhower’ın karargahında Reims’te Nazi Almanyası’nın teslimiyetine ilişkin bir ön protokol imzalandı. Belge, Alman tarafından Mareşal Jodl ve Sovyet tarafından General Susloparov tarafından imzalandı. Protokol, 8 Mayıs’tan itibaren Alman ordusunun tüm cephelerdeki saldırganlıkları tamamen durdurmasını şart koşuyordu. Hemen ardından ABD ve İngiltere merkezli gazeteler, Alman ordusunun o tarih itibariyle müttefiklere teslim olduğunu ilan etti.
Ancak Stalin bu durumdan memnun değildi. Onun görüşü, dünya tarihinde böylesine önemli bir olayın, önce büyük törenlerle, sonra da Nazi Almanyası’nın başkentinde bir törenle gerçekleşmesi gerektiğiydi. Bu çerçevede Berlin’deki medya organları, müttefik kuvvetler ve Sovyet kuvvetlerinin temsilcilerinin katılımıyla, ertesi gece 8- 9 Mayıs 1945’te Almanya’nın koşulsuz teslim olduğuna dair belge imzalandı. Almanya tarafında Mareşal Keitel ve Sovyet tarafından Mareşal Jukov arasında imzalandı. Tören, 9 Mayıs gece yarısı başladı ve 43 dakika sürdü.
Buradaki ironi, belgede belirtilen teslim tarihinin 8 Mayıs, Berlin saatiyle 23:00 olmasıydı. Ancak Berlin ile Moskova arasındaki bir saatlik zaman farkı nedeniyle, ‘Sovyet zaferi’ tarihi 9 Mayıs gece yarısı olarak belirlendi.
Rusya, Sovyetler Birliği gibi olayı resmi olarak 9 Mayıs’ta kutluyor olsa da ancak savaşın galiplerinin ilk askeri töreni, bu gün değil, 24 Haziran 1945’te Kızıl Meydan’da yapıldı. İlk geçit töreni, belirleyici zafer savaşını yöneten General Konstantin Rokossovski tarafından yönetildi.
Geçmişle günümüz arasındaki paradoksların tuhaflıklarından biri de bu askeri liderin tarihte iki ülkeyi (Sovyetler Birliği ve anavatanı ve Rusya’nın Nazizm’e karşı mevcut savaşta yeminli düşmanı Polonya) aynı anda temsil eden tek general olmasıydı.
Kendisi, Kızıl Meydan’da ‘gerçek zaferi getirici’ olarak nitelendirilen Rus ordularının komutanı Mareşal Georgi Jukov tarafından karşılandı. Tarihçilerin yazdığı gibi Başkomutan’ın emirlerine uymamaya cesaret eden çok az kişiden biriydi.
Ancak ilk zafer gösterisi, sonraki yılların görkemli gösterilerinin aksine, Rusya tarihinin en hızlısıydı. Teknik arızalar ve tutarsızlıklar önlenemiyor ve özellikle organizatörlerin, askerler ve memurlar için yeni bir üniforma geliştirme zamanları yoktu. Ayrıca geçit törenini, yerel üniformalarla yapmak istemiyorlardı. Ancak savaş sonrası koşullar için malzeme eksikliği nedeniyle yeni kıyafetler dikmekte zorlandılar. Bu nedenle aceleyle özel bir askeri üniforma modeli tasarlandı ve kötü boyanmış malzemelerle dikildi. Sonuç, bir tarihçinin yazdığı gibi ön cephedeki askerler dimdik duruyor, etraflarındaki renkli su birikintilerinden etkilenmiyor ve yüzlerinden boyalar akıyordu.

Askeri gövde gösterisi
Paradoksal olarak zafer kutlamalarının tarihi, her zaman askeri güç sergilemek için bir fırsat değildi. Nitekim Sovyetler Birliği, savaşta ‘galip gelen’ taraf olarak, tören mesaj vermek istediği büyük olaylara denk gelmedikçe, askeri geçit törenlerine fazla önem vermiyordu.
Öte yandan askeri geçit törenlerinin düzenliliği, Putin’in ülkesinin geçmiş ihtişamını geri kazanmaya çalışan bir lider olarak yıldızının güçlü bir şekilde parlamasıyla geldi.
Böylece Kızıl Meydan, 1965 yılında ‘bu tarihte bir tatil ve büyük bir ulusal kutlama ilanından’ önce savaşta galip gelenlerin askerî geçit törenine ve herhangi bir görkemli askerî geçit törenine henüz tanık olmamıştı. O yıl Kızıl Ordu, en önemli askeri başarılarını dünyaya sergilemeye hevesliydi.
Bir sonraki geçit töreni, yalnızca 1985’te Kızıl Meydan’da yapıldı. O zamanlar büyük ülke, yeni kan enjekte etmeyi ve ülkenin siyasi ve ekonomik sistemini yeniden inşa etmeyi amaçlayan büyük reformların doğum sancılarına yeni başlamıştı. Ancak sonra, bir sonraki geçit töreni 1990’da, ardından 1995’te gerçekleşti ve iki kere de Zafer Bayramı başka etkinliklerle kutlandı. Ancak askeri güçler sergilenmedi.
Yıllardır Kızıl Meydan’da büyük gösterilerin yapılmamasının ardından en dikkat çekici gelişme ise Putin’in, 2008’de ‘Batı hegemonyasına’ itiraz politikası başlatması ve Zafer Bayramı’nda Rusya’nın askeri dişlerini sergilemesini emretmesi oldu. Böylece büyük askerî geçit töreni, Rusya’nın Putin’in coşkulu konuşmalarında birçok kez atıf yaptığı en son silah ve teçhizat modellerini sergilediği yıllık bir etkinlik haline geldi.
Son yılların en önemli konuşması beklenirken dünya, bu yıl 9 Mayıs tarihini sadece Ukrayna ile değil, ‘bütün Batı’ ile devam eden savaşta bir dönüm noktası olarak konumlandırıyor.



Trump, Z Kuşağı'nın gözünden düştü

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Trump, Z Kuşağı'nın gözünden düştü

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Yeni bir ankete göre, ABD Başkanı Donald Trump'ın Z Kuşağı arasındaki onay oranı geçen yıl çok büyük bir düşüşle 42 puan geriledi.

Trump'ın, 2024 seçiminde önceki iki başkanlık yarışına kıyasla daha fazla genç seçmenin oyunu alması, Beyaz Saray'a geri dönmesini sağlamıştı. Ancak Trump'ın ikinci başkanlığı başlayalı neredeyse bir yıl olmuşken, 1997'yle 2012 arasında doğan Z Kuşağı ona sırtını dönüyor.

CNN Baş Veri Analisti Harry Enten, Trump'ın Z Kuşağı arasındaki net onay oranının eksi 32 puan olduğunu gösteren yeni anketin şoke edici sonuçlarını çarşamba günü açıkladı. Bu, ikinci döneminin başlamasından kısa süre sonra, Şubat 2025'te genç seçmendeki artı yüzde 10'luk net onay oranına kıyasla çok büyük bir düşüş.

Enten, Trump'ın Z Kuşağı arasında "uçurumdan aşağı yuvarlandığını" söyledi.

Veri uzmanı, "Aman Tanrım. Bu, dediğim gibi, çok değişken bir grup ve Donald John Trump'tan çok uzaklaştı" dedi.

Pew Araştırma Merkezi'ne göre Trump, 2024 seçiminde 1990'lar ve 2000'ler arasında doğan Amerikalılar arasında oyların yüzde 42'sini aldı. Bu oran, Demokrat rakibi eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'ten 13 puan daha düşük olsa da bu yaş grubunda önceki yıllara göre daha iyi bir performans sergiledi.

2020'de eski Başkan Joe Biden'a karşı yarışırken Trump bu yaş grubunda oyların sadece yüzde 35'ini, 2016'da eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'a karşı yarışırkense yalnızca yüzde 25'ini almıştı.

Birçok Amerikalı gibi Z Kuşağı'nı da endişelendiren önemli bir konu, hayat pahalılığı. Trump'ın 2024 seçiminde kampanyasının ana başlıklarından biri olan ekonomi konusundaki onay oranı çakıldı.

gthy
Trump, 2024 seçiminde önceki iki başkanlık yarışına kıyasla daha fazla genç seçmenin oyunu alarak Beyaz Saray'a geri dönmüştü (Jim Watson/AFP)

Geçen aralık ayında yapılan bir AP-NORC anketine göre, ABD'li yetişkinlerin yüzde 67'si Trump'ın ekonomiyi yönetme biçimini onaylamazken, sadece yüzde 31'i onaylıyor. Bu fark martta daha azdı. O zaman halkın yüzde 58'i başkanın ekonomi konusundaki performansını onaylamazken, yüzde 40'ı onaylıyordu.

Anketlere rağmen Trump, salı günü Detroit Ekonomi Kulübü'nde yaptığı yıllık konuşmasında ekonominin durumuyla övündü. Başkan, ABD'nin "ülkenin tarihindeki en güçlü ve en hızlı ekonomik toparlanmayı" yaşadığını söyledi.

xcsdvfgh
Diğer birçok Amerikalı gibi Z Kuşağı'nın da en çok endişe duyduğu konulardan biri hayat pahalılığı. Anketler, Trump'ın ekonomideki başarısı olarak gördüğü şey konusunda seçmenleri ikna etmekte zorlandığını gösteriyor (Angela Weiss/AFP)

ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu Tüketici Fiyat Endeksi'ne göre enflasyon aralık ayında yüzde 2,7'de sabit kaldı ancak market fiyatları yüksek seyretti. Associated Press'in haberine göre yüksek fiyatlar ve ipotek faiz oranları nedeniyle 2025'te konut satışları son 30 yılın en düşük seviyesinde kaldı.
 

Independent Türkçe


İran'ın Z Kuşağı ve protestoların siyasi mühendisliği

Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

İran'ın Z Kuşağı ve protestoların siyasi mühendisliği

Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Ömer Harkus

Yeni İran anı, dini havzaların koridorlarında, hükümet kurumlarında veya Dini Lider Ali Hamaney'in direktifleriyle şekillenmiyor. Aksine, şifreli sanal alanlardan sokaklara çıkıyor ve bu sokakları, henüz kendisini önceki ayaklanmalardan ayırt eden bir isim almayan ayaklanma kapsamında, yeni bir genç erkek ve kız kuşağının isyanının sahnesine dönüştürüyor gibi görünüyor. Bu yaş grubu, ülkelerinde önemli değişikliklere yol açabilecek veya sokaklara geri dönmelerini engellemek için rejimin hapishanelerine düşmelerine neden olabilecek gerçek bir devrim yaşıyor.

1997 ile 2012 başları arasında doğan “Z Kuşağı”nın protesto hareketinde kilit bir oyuncu olarak yükselişi, sadece yüzlerin değişmesi değil, İran'daki siyasi muhalefetin işleyiş “kodunda” radikal bir değişim anlamına da geliyor.

Muhalefetin bakış açısına göre, bugün yaşananlar uluslararası bir çatışmaya veya dış politika etkileşimlerine indirgenemez. Aksine, İran toplumunun kendi içindeki derin dönüşümlerin bir ifadesidir. Muhalefet, protestoların dışarıdan gelen açıklamalara bir yanıt olarak doğmadığını, ekonomi sebebiyle uzun süredir biriken hayal kırıklıklarının, toplumsal boğulmanın ve hem siyasi hem de ataerkil otoritenin meşruiyetinin tükenmesinin sonucu olduğunu düşünüyor.

Bu kuşak bağımsız olarak görülüyor, yurtdışındaki liderlerden rehberlik beklemiyor ve nereden gelirse gelsin bir siyasi vesayetin meşruiyetini tanımıyor.

Sosyologlar, İran'daki mevcut dönüşümün siyasi bir hareket olmadan önce sosyolojik bir hareket olduğuna inanıyor. Bu kuşak, açık ve bireyselci bir dijital ortamda büyüdü, kendisini ideolojik veya örgütsel bağlılık yerine bağımsızlık ve isyan yoluyla tanıtıyor, bu da herhangi bir tarafın onun hızını kontrol etmesini veya yönlendirmesini zorlaştırıyor.

İran bağlamında “Z Kuşağı”

Geleneksel “reform” aşamasını aşan durgun bir ekonomik görünüm ve yaşam standartlarındaki çöküşün etkisiyle, Z Kuşağı, rejimin “varoluşsal reddi” olarak adlandırılabilecek bir aşamada öne çıkıyor. Bu reddetme kendisini partizan siyasi açıklamalarla değil, devletin otoritesini alayla birlikte cesaret ve kendini tanıtma yoluyla sarsmayı amaçlayan fiziki ve dijital “performanslarla” ifade ediyor. Böylece sokaklar, “puan toplamak” ve sanal “öncüler” listesinde üst sıralarda yer almak için mücadele edilen akıllı telefon ekranlarının bir uzantısı haline geliyor; bu olgu, ekonomik umutsuzluğu yaşama isteğiyle harmanlıyor.

Devlet televizyonunun hakim olduğu kapalı bir medya ortamında büyüyen ebeveynlerinin aksine, Z Kuşağı VPN'ler ve uydular aracılığıyla dış dünyaya bağlı olarak büyüdü. Bu onun K-pop müziği ve Japon animelerinden, Batılı liberal demokrasinin değerlerine ve insan haklarına kadar uzanan küresel kültürü tüketmesine olanak tanıdı. Bu “dijital göç”, hem Orta Çağ'dan kalma olarak gördüğü siyasi rejime hem de ekranında her gün gördüğü yaşam tarzına ulaşmasını engelleyen ekonomik gerçekliğine karşı iki yönlü bir yabancılaşma doğurdu.

İran'ın Z Kuşağı, her türlü ataerkil veya devlet kontrolünü reddeden güçlü bir bireycilik duygusuyla karakterize edilir. Önceki kuşaklar dini, ailevi veya partizan çerçeveler içinde kolektif olarak çalışmaya eğilimliyken, bu kuşak kendini bağımsız olarak ifade etmeyi tercih ediyor. Zorunlu başörtüsü yasalarını dini bir mesele olarak değil, kişisel özgürlüğe ve bireyin kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma hakkına yönelik açık bir ihlal olarak reddetmesi de bunu açıkça gösteriyor.

Bu kuşağın özlemleri ile rejimin gerçekliği arasındaki uçurum sadece siyasi değil, bilişsel bir uçurum. Rejim görev ve yükümlülük dilini konuşurken, gençler hak ve arzular dilini konuşuyor. Bu uçurum, rejimin gençleri siyasi şarkılarla kazanma girişimlerinin başarısız olmasıyla açıkça ortaya çıktı; bu şarkılar sosyal medya platformlarında alayla karşılandı ve yapılan videolarla kendisiyle dalga geçildi.

Ekmekten devrimci nihilizme

Z Kuşağı hareketi, İran'ın içinde bulunduğu ekonomik bağlamdan ayrılamaz. İran’ın para birimi eşi görülmemiş bir çöküş yaşadıktan sonra ekonomi, bir “meydan okuma”dan protestoların “varoluşsal dinamosuna” dönüştü. Bu çöküş sadece bir sayı değildi; bütün bir kuşağın hayalleri için ölüm cezasıydı. 20 yaşındaki bir genç için bu enflasyon, emeklerinin ve çabalarının değerinin her gün buharlaşması ve en temel ihtiyaçları bile karşılayabilmesinin uzak bir hayal haline gelmesi anlamına geliyor.

Buna ilave olarak, gençler yüksek işsizlik oranlarından muzdarip. Bazı tahminler, 15-24 yaş arası gençlerin yaklaşık yüzde 77'sinin eğitim, öğretim ve istihdam sektörlerinin dışında olduğunu gösteriyor. Bunlar hem fazla zamanı hem de öfkesi olan, protestoların insan gücünü oluşturan bir  kitleyi temsil ediyor.

Bu durum, caydırıcılık denklemini değiştirdi. Hapis ve hatta ölüm tehdidi artık eskisi kadar etkili değil, çünkü bu rejimin gölgesi altında “yaşam”, sosyal medya aracılığıyla takip ettikleri yaşama karşılık bir “yavaş ölüm” ile eş anlamlı hale geldi. Z Kuşağı, yoksulluğu doğrudan rejimin yapısal yolsuzluğuna ve iç sorunlar pahasına Gazze, Lübnan, Suriye ve Yemen'deki milisleri destekleme de dahil olmak üzere dış politikalarına bağlıyor. Ekonomik reformun siyasi değişim olmadan imkansız olduğunu kabul eden bir siyasi farkındalığı yansıtan ve yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkan “Ne Gazze ne de Lübnan, hayatım İran için feda olsun” sloganı da bunu açıkça gösteriyor.

Yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkan “Ne Gazze ne de Lübnan, hayatım İran için feda olsun” sloganı, ekonomik reformun siyasi değişim olmadan imkansız olduğunu kabul eden bir siyasi farkındalığı yansıtıyor

İran'daki “Z Kuşağı” hareketinin en eşsiz ve yenilikçi özelliği, video oyunlarının ve sosyal medya platformlarının mantığını benimsemesi ve bunu sokaklardaki devrimci eylemlerine uygulaması olabilir. Bu “oyunlaştırma”, risklerin en aza indirilmesi değil, baskıcı gerçeklikle başa çıkmak için psikolojik ve taktiksel bir stratejidir.

Z Kuşağı, TikTok ve Instagram gibi uygulamalardaki “meydan okumalar” (challenge) kültürüyle büyüdü ve bu eğlence amaçlı meydan okumalar, “sarığı düşürme meydan okuması” gibi yüksek riskli meydan okumalara dönüştü.

2022'de başlayan bu fenomen, genç erkek ve kızların sokaklarda din adamlarının peşinden koşup, sarıklarına vurarak düşürmelerini ve bu eylemlerini videoya çekmelerini içeriyor. Bu eylem, kutsallığı bozma fikrine dayanan derin anlamlar taşıyor. Zira sarık, dini ve siyasi otoritenin sembolü ve onu düşürmek, rejimin imajını sarsmayı ve sembolik meşruiyetinden mahrum bırakmayı amaçlayan bir “kutsalı bozma” eylemidir.

Bu eylem oyun mantığına göre işliyor; bir “hedef” (din adamı), bir “risk” (tutuklanma) ve bir “ödül” (videonun viral olması) var. Hedef ne kadar zorlu olursa, örneğin yüksek rütbeli bir din adamı veya kalabalık bir yer, çeşitli platformlarda etkileşim o kadar büyük oluyor.

y6u78ı
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Bu noktada, videoların yayılması, diğer yerlerde ve şehirlerdeki gençlerin bu eylemi tekrarlamaları ve bu alaycı ulusal “karnavala” katılmaları için teşvik haline geliyor.

Şimdiye kadar ayaklanmada ortaya çıkan en ikonik görüntü, bir kızın Hamaney'in yanan posterinin alevi ile sigarasını yakmasıydı. Bu görüntü, siyasi ve hatta ataerkil otoriteye karşı protestolarda tekrar tekrar kullanılan bir sembol haline geldi.

Merkezi liderliğin yokluğu

Hareketin belirli bir liderlikten yoksun olması yetkilileri şaşırtıyor. Hareketler, çoğunlukla şifreli uygulamalar aracılığıyla iletişim kuran ve kararlarını merkezi olmayan bir şekilde alan çok küçük, bağımsız arkadaş veya sınıf arkadaşı gruplarına dayanan basit, görünmez, yatay bir yapıya sahip.

Bu yapı, rejimin hareketi “başsız bırakmasını” imkansız kılıyor çünkü hareket, zaten başsız. Belirli bir mahallede bir grup tutuklandığında, çevredeki bölgelerde başka gruplar ortaya çıkıyor, tıpkı yüzeyin altında yatay olarak büyüyen ve beklenmedik birçok yerde yüzeye çıkan mutasyona uğramış kökler gibi. Bu, merkezi otoriteyi reddeden ve “kolektif zekayı” yükselten bir uygulama kültürünün doğrudan sonucu.

Protestocular, içeriklerini güçlendirmek için TikTok'taki “ekleme” (stitch) ve “düet” gibi özellikleri kullanıyorlar. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Protesto veya baskıyla ilgili bir video viral olduğunda, binlerce kullanıcı onu düet olarak paylaşıyor ve bu da platformun veya sansürcülerin binlerce püretilmiş versiyonu silmeden orijinal videoyu kaldırmasını imkansız hale getiriyor. Bu ise kendi anlatılarını dayatan dijital bir “tufan” yaratıyor.

Bu çatışmanın özünde “kahramanlık” ve “ölüm” kavramlarında bir dönüşüm yaşanıyor. İran rejimi, meşruiyetini Şii geleneğinden ve Irak ile Suriye'deki savaşlardan türetilen bir “şehitlik kültürü” üzerine inşa etti. Ancak Z Kuşağı bu anlatıyı yıkıyor ve yerine “yaşam” anlatısını koyuyor

2022 protestolarında öldürülen iki genç kız Nika Shakarami ve Sarina Esmailzadeh gibi figürler, ölümleri nedeniyle değil, dijital olarak belgeledikleri yaşamları nedeniyle ikon haline geldiler. Nika'nın şarkı söyleyip dans ettiği ve Sarina'nın hayallerini anlattığı, özgürlük ve refah hakkında etkileyici bir şekilde konuştuğu videolar viral oldu.

Bu videolar, izleyicilerin onları ulaşılamaz “kutsal semboller” olarak değil, “gerçek insanlar” olarak görmesini sağladı. Önceki protestolarda öldürülenlerin cenazelerine Şii geleneklerine uygun olarak ağlama ve dövünme damga vururken, Z kuşağı kurbanlarının cenazeleri alkış, şarkı söyleme ve mezarlar üzerinde başörtülerin yakılmasıyla farklılaştı.

İran'da yaşananlar sadece geçici bir protesto dalgası değil, rejimin eski yöntemleriyle kontrol altına alamayacağı veya yatıştıramayacağı bir ayaklanma. Gençleri uçurumun eşiğine iten ekonomik umutsuzluk ile onlara araçlar ve güç duygusu veren dijital güçlenmenin birleşimi farklı bir denklem yarattı; ya rejim değişikliği ya da kronik istikrarsızlığın devamı.

yhuı8
Protestocular, İran'ın Tahran kentinde bir ateşin etrafında rejim karşıtı sloganlar atıyor, 9 Ocak 2026 Cuma (AP)

Bu nedenle, siyasi protestoların geleceği fetvaların mürekkebiyle değil, isyan algoritmaları ve sokakların bitmek bilmeyen meydan okumalarıyla yazılacak. Bu, geçici bir protesto dalgasından daha fazlası; ekonomik çöküş, askeri yenilgi, uluslararası izolasyon ve halkın öfkesinin bir araya geldiği mükemmel bir fırtına.

Mevcut protestolar henüz hızlı bir değişimi zorlayacak ölçeğe ulaşmadı, ancak geçiş aşamasında gibi görünüyorlar, zira rejim daha geniş çaplı bir baskı ve sokaklarda rejim yanlısı gösterilerin seferber edilmesi için hazırlanıyor.

İşte paradoks da burada yatıyor; rejim halk desteğini ne kadar çok göstermeye çalışırsa, toplumsal kutuplaşmanın ortaya çıkma riski o kadar artacaktır. Sokak, “devletin dini otoritesi” ile “dizginsiz yeni kuşak” arasında sembolik ve siyasi bir çatışma arenasına dönüşecek ve mevcut durum da ara sıra yaşanan protestolardan daha geniş bir toplumsal çatışmaya dönüşecektir.


Avrupa Birliği, planın tam olarak uygulanmasını talep ediyor ve Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasının başlatılmasını memnuniyetle karşılıyor

İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)
TT

Avrupa Birliği, planın tam olarak uygulanmasını talep ediyor ve Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasının başlatılmasını memnuniyetle karşılıyor

İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)

Avrupa Birliği, bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi için hazırladığı barış planının ikinci aşamasının başlatılacağının duyurulmasını memnuniyetle karşıladı. AB, diplomatik, insani ve güvenlik araçlarıyla Gazze Şeridi'ndeki barış çabalarını desteklemeye devam etmeye hazır olduğunu teyit etti.

AB sözcüsü yaptığı açıklamada, “BM Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararıyla onaylanan, Gazze'deki çatışmayı sona erdirmek için hazırlanan 20 maddelik ABD planının ikinci aşamasının başlatılmasının duyurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz, özellikle de Filistin Yönetimi'nin desteğiyle Gazze'yi yönetmek üzere bir Filistin ulusal komitesinin atanmasını” ifadelerini kullandı.

Sözcü, “Hamas'ın silahsızlandırılması, kapsamlı insani yardım sağlanması ve Gazze'nin yeniden inşası da dahil olmak üzere barış planının tam olarak uygulanmasını sabırsızlıkla bekliyoruz” diye ekledi.

Trump'ın özel elçisi Steve Witkoff dün, Gazze planının ikinci aşamasının başlatıldığını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu aşama, ateşkesin ardından Hamas'ın silahsızlandırılması, teknokrat bir yönetim ve yeniden inşa aşamalarını içeriyor.

X'te yayınladığı bir gönderide Witkoff, 20 maddelik planın ikinci aşamasının, Gazze'de “Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi” adı altında geçici bir Filistin teknokrat yönetiminin kurulmasını içerdiğini ve bu yönetimin Gazze Şeridi'nin tamamen silahsızlandırılması ve yeniden inşası sürecini başlatacağını belirtti.