Dünya, Zafer Bayramı’nda ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor

Rusya’nın en önemli kutlama günü, Batı’yla paradokslar ve tartışmalar tarihini yansıtıyor

Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
TT

Dünya, Zafer Bayramı’nda ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor

Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)

Yarın (9 Mayıs) dünya, Sovyetler Birliği’nin Nazizm’e karşı kazandığı zaferin büyük kutlamasına kilitlenecek. Bu yıl bayram, Ukrayna’da devam eden savaş zemininde özellikle önemli. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan, ordu konvoylarını ve askeri geçişleri izlemeye hazırlanıyor. Başkan Vladimir Putin’in ikinci başkanlık döneminde (2004 - 2008) ‘süper gücün ihtişamını geri kazanma’ stratejisini ortaya koymasından bu yana, sürekli bir gelenek haline gelen devasa askerî geçit töreninde bu konvoylar, Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan’dan geçiyor.
Dünya, bu gösteriyi takip ederken, bir taraftan da ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor. Bu tören, Kremlin sakininin şu anda sahip olduğu ve her konuşmasında ‘dünyada benzeri olmamasıyla’ övündüğü modern silah ve teçhizat modelleriyle sınırlı olmayabilir. Öyle ki meraklar, Kremlin duvarlarının yakınında kutlamalar devam ederken, tüm dünyanın şu anda her sözünü ve hareketini oldukça yakından takip ettiği bu adamın ne söyleyeceğine kadar uzanıyor.
Batı, şu anda Putin’in konuşmasının son metni üzerinde çalışan Kremlin yetkililerine yorum için çok az yer bıraktı. Öyle görünüyor ki geçen hafta özel servis departmanları ve Batı medyası beklenen konuşmanın birkaç kopyasını bir araya getirmişti. Metin, konuşmasındaki her cümleyi gözden geçirmeye hevesli olan Rusya Devlet Başkanı’nın çabasını içeriyordu.
Batı, konuşmada ilk başta Putin’in Ukrayna’da zafer ilan etmeye hazırlık olarak operasyonlarını hızlandıracağını ortaya koydu. Rus ordusu, savaşı planlanandan iki hafta önce sonlandırmak zorundaydı. Ayrıca Putin’in bu gün Ukrayna’ya karşı ‘topyekün savaş’ ilan edeceği ve ‘özel askeri operasyon’ aşamasını sonlandıracağı öngörülüyordu. Ülkede genel seferberlik ilan ederek Ukrayna’daki ordusunu güçlendireceği belirtiliyordu.


Rus askerleri, Moskova’da Zafer Bayramı hazırlıkları için bir eğitim tatbikatına katıldı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre beklenen konuşma hakkındaki bir başka tahmin çerçevesinde Batı raporları, dünyayı Putin’in Zafer Bayramı’ndaki devasa askerî geçit töreni sırasında rakiplerinin yüzüne vuracağı bir ‘kıyamet gününe’ dair gözdağı verdi. Burada Hava Kuvvetleri’nin Ilyuşin-80 uçağına atıf yapılıyor. Uçak, bu garip adı taşıyor, çünkü bazılarının dediği gibi, nükleer bir çatışma durumunda kıdemli generalleri ve siyasi liderleri güvenli saklanma yerlerine taşımak için donatılmış.
Putin’in beklenen konuşmasına dair Batı ‘tespitlerinin’, kendisini doğrulayacak hiçbir delili yok. Kremlin, bir belirsizlik politikası benimsemeye devam ederken, Rusya Devlet Başkanı’nın ülkedeki en önemli olaya ilişkin konuşmasının ana detayları konusunda da kesinlikle ihtiyatlı davrandı. Uzmanların belirttiğine göre yalnızca Devlet Başkanı’nın, devam eden askeri operasyonların seyri ve bundan sonraki aşamaların sonucu hakkında Rus takvimindeki ‘harflere nokta koyacağı’ kesin.
Zafer Bayramı: Bu yıl özellikle önemli
Bu bayram, Ruslar için özel bir yere sahip. Nazizm’e Karşı Zafer Bayramı, çeşitli milliyetlere ve farklı yönelimlere sahip Rus halkının tüm bileşenlerinin birleştiği tek münasebet olabilir. Ayrıca bu bayram, Rusya’nın gerileme, çöküş ve prestij kaybı yaşadığı dönemlerinde tanık olduğu tüm dalgalanmalara ve trajedilere rağmen statüsü ve önemi değişmeyen belki tek münasebet. Öyle ki bu bayram, geçmişteki azametli ülkenin ihtişamını her zaman hatırlatacak olan ana giriş noktası olarak kaldı.
Bu durum, yalnızca İkinci Dünya Savaşı’nın Rusça adı olan ‘Büyük Vatanseverlik Savaşı’nda ‘zafer’ fikrinin büyük sembolizmiyle de ilgili değil. Öyle ki Rusya’nın ‘tarihsel rolünün’ ivmesini geri kazanma hırsı da içeriyor. Son yıllarda resmi propagandaya sağlam bir şekilde yerleşmiş olan ‘Ruslar, insanlığı her tehlikeden ve tehditten yeniden kurtarmaya geliyor’ gibi önemli fikre ulaşarak, ‘Rusya, dünyayı Hitler’in kötülüklerinden kurtardı’ sloganını yükseltiyor.
Rusya’nın resmi propagandaya göre Ukrayna savaşından pek de farklı olmayan ve 1941- 1945 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin yürüttüğü büyük savaşın siyasi, askeri, ekonomik ve diplomatik düzeylerde genişlemesine dayanan bir ‘dünya savaşı’ ile karşı karşıya kaldığı düşünüldüğünde, bu yılki etkinlik bu nedenle özel bir öneme sahip. 1941’de de 1945’te de düşman Naziler idi. Şu anda Kremlin’in Ukrayna’daki politikalarına tam destek veren Rusya Komünist Partisi lideri Gennadi Zyuganov’un sözleri, ‘geçen yüzyılın ortalarında Sovyetler Birliği’ne yenilen Nazizm’ ile ‘Rusya’nın kaçınılmaz olarak yeneceği Nazizm’ arasında karşılaştırmalar yapmaya yönelmiş iç siyasetin mantığını yansıtıyor olabilir. Zyuganov, bir törende yandaşlarına Nazi liderliğindeki mevcut Ukrayna’nın ‘Hitler rejiminden çok farklı olmadığını ve daha da kötü olabildiğini’ söyledi.
Bu arka plana karşı çoğu Rus, yarın Kızıl Meydan’daki askerî geçit törenini yalnızca ‘sahnenin tekrarlandığına’ kesin olarak inanarak izleyecek. Bir sonraki gösteriye ise, 77 yıl önce yürütülen gibi Ukrayna savaşındaki galiplerin konvoyları ve zaferle sonuçlanan büyük savaştan dönen konvoylar eşlik edebilir.
9 Mayıs: Tarihten yeni dersler çıkarma günü
Pek çok kişi, bu önemli bayramın, onlarca yıldır Rusya ile Batı arasında son yıllarda yoğunlaşan ve Rusya’nın 1945’teki zafer olaylarını ‘Soğuk Savaş’ın galibi’ dilinde kaydederek Batı’yı tarihi tahrif etmekle suçladığı geniş tartışmalarla ilişkilendirildiğini bilmiyor olabilir. Resmi oranlara göre Sovyetler Birliği’nin yaklaşık 25 milyon insanın kaybıyla temsil edilen zafer için ağır bir bedel ödediği göz önüne alındığında bu olay, birçok duyguyla çevrili. Sovyet devletinin çöküşünden sonra araştırmacıların tahminleri, gerçek savaş kayıplarının 38 milyonu aştığı yönünde. Bu nedenle bu gün, onlarca yıldır yayılan popüler şarkının sözleriyle ilişkilendirildi: “Bu bayram, gözlerinizde bir yaş”. Ancak bu bayramın tarihi, aynı zamanda dikkate değer olaylar, paradokslar ve tartışmalarla da bağlantılı.
İronik olarak olay, 9 Mayıs’ı kutlayan Rusya’nın aksine Avrupa ve dünyanın neden 8 Mayıs’ta Nazizm’e karşı zaferi kutladığını açıklıyor.
8 Mayıs 1945 gecesi, Eisenhower’ın karargahında Reims’te Nazi Almanyası’nın teslimiyetine ilişkin bir ön protokol imzalandı. Belge, Alman tarafından Mareşal Jodl ve Sovyet tarafından General Susloparov tarafından imzalandı. Protokol, 8 Mayıs’tan itibaren Alman ordusunun tüm cephelerdeki saldırganlıkları tamamen durdurmasını şart koşuyordu. Hemen ardından ABD ve İngiltere merkezli gazeteler, Alman ordusunun o tarih itibariyle müttefiklere teslim olduğunu ilan etti.
Ancak Stalin bu durumdan memnun değildi. Onun görüşü, dünya tarihinde böylesine önemli bir olayın, önce büyük törenlerle, sonra da Nazi Almanyası’nın başkentinde bir törenle gerçekleşmesi gerektiğiydi. Bu çerçevede Berlin’deki medya organları, müttefik kuvvetler ve Sovyet kuvvetlerinin temsilcilerinin katılımıyla, ertesi gece 8- 9 Mayıs 1945’te Almanya’nın koşulsuz teslim olduğuna dair belge imzalandı. Almanya tarafında Mareşal Keitel ve Sovyet tarafından Mareşal Jukov arasında imzalandı. Tören, 9 Mayıs gece yarısı başladı ve 43 dakika sürdü.
Buradaki ironi, belgede belirtilen teslim tarihinin 8 Mayıs, Berlin saatiyle 23:00 olmasıydı. Ancak Berlin ile Moskova arasındaki bir saatlik zaman farkı nedeniyle, ‘Sovyet zaferi’ tarihi 9 Mayıs gece yarısı olarak belirlendi.
Rusya, Sovyetler Birliği gibi olayı resmi olarak 9 Mayıs’ta kutluyor olsa da ancak savaşın galiplerinin ilk askeri töreni, bu gün değil, 24 Haziran 1945’te Kızıl Meydan’da yapıldı. İlk geçit töreni, belirleyici zafer savaşını yöneten General Konstantin Rokossovski tarafından yönetildi.
Geçmişle günümüz arasındaki paradoksların tuhaflıklarından biri de bu askeri liderin tarihte iki ülkeyi (Sovyetler Birliği ve anavatanı ve Rusya’nın Nazizm’e karşı mevcut savaşta yeminli düşmanı Polonya) aynı anda temsil eden tek general olmasıydı.
Kendisi, Kızıl Meydan’da ‘gerçek zaferi getirici’ olarak nitelendirilen Rus ordularının komutanı Mareşal Georgi Jukov tarafından karşılandı. Tarihçilerin yazdığı gibi Başkomutan’ın emirlerine uymamaya cesaret eden çok az kişiden biriydi.
Ancak ilk zafer gösterisi, sonraki yılların görkemli gösterilerinin aksine, Rusya tarihinin en hızlısıydı. Teknik arızalar ve tutarsızlıklar önlenemiyor ve özellikle organizatörlerin, askerler ve memurlar için yeni bir üniforma geliştirme zamanları yoktu. Ayrıca geçit törenini, yerel üniformalarla yapmak istemiyorlardı. Ancak savaş sonrası koşullar için malzeme eksikliği nedeniyle yeni kıyafetler dikmekte zorlandılar. Bu nedenle aceleyle özel bir askeri üniforma modeli tasarlandı ve kötü boyanmış malzemelerle dikildi. Sonuç, bir tarihçinin yazdığı gibi ön cephedeki askerler dimdik duruyor, etraflarındaki renkli su birikintilerinden etkilenmiyor ve yüzlerinden boyalar akıyordu.

Askeri gövde gösterisi
Paradoksal olarak zafer kutlamalarının tarihi, her zaman askeri güç sergilemek için bir fırsat değildi. Nitekim Sovyetler Birliği, savaşta ‘galip gelen’ taraf olarak, tören mesaj vermek istediği büyük olaylara denk gelmedikçe, askeri geçit törenlerine fazla önem vermiyordu.
Öte yandan askeri geçit törenlerinin düzenliliği, Putin’in ülkesinin geçmiş ihtişamını geri kazanmaya çalışan bir lider olarak yıldızının güçlü bir şekilde parlamasıyla geldi.
Böylece Kızıl Meydan, 1965 yılında ‘bu tarihte bir tatil ve büyük bir ulusal kutlama ilanından’ önce savaşta galip gelenlerin askerî geçit törenine ve herhangi bir görkemli askerî geçit törenine henüz tanık olmamıştı. O yıl Kızıl Ordu, en önemli askeri başarılarını dünyaya sergilemeye hevesliydi.
Bir sonraki geçit töreni, yalnızca 1985’te Kızıl Meydan’da yapıldı. O zamanlar büyük ülke, yeni kan enjekte etmeyi ve ülkenin siyasi ve ekonomik sistemini yeniden inşa etmeyi amaçlayan büyük reformların doğum sancılarına yeni başlamıştı. Ancak sonra, bir sonraki geçit töreni 1990’da, ardından 1995’te gerçekleşti ve iki kere de Zafer Bayramı başka etkinliklerle kutlandı. Ancak askeri güçler sergilenmedi.
Yıllardır Kızıl Meydan’da büyük gösterilerin yapılmamasının ardından en dikkat çekici gelişme ise Putin’in, 2008’de ‘Batı hegemonyasına’ itiraz politikası başlatması ve Zafer Bayramı’nda Rusya’nın askeri dişlerini sergilemesini emretmesi oldu. Böylece büyük askerî geçit töreni, Rusya’nın Putin’in coşkulu konuşmalarında birçok kez atıf yaptığı en son silah ve teçhizat modellerini sergilediği yıllık bir etkinlik haline geldi.
Son yılların en önemli konuşması beklenirken dünya, bu yıl 9 Mayıs tarihini sadece Ukrayna ile değil, ‘bütün Batı’ ile devam eden savaşta bir dönüm noktası olarak konumlandırıyor.



Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
TT

Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)

Türkiye, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet lisansını iptal etti. Kararın, İran bankacılık sistemine yönelik baskıyı artırmayı amaçladığı ve Washington’ın Tahran’a karşı ekonomik baskısını artırdığı bir dönemde ABD’nin artan baskılarına yanıt niteliği taşıdığı belirtildi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), lisansın iptaline ilişkin kararını, Washington’ın Devrim Muhafızları ile bağlantıları olduğu şüphesiyle Türk Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasından iki hafta sonra aldı. Banka ise söz konusu suçlamaları reddetti.

Karar ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın New York’ta salı günü başlayacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirmesi beklenen görüşmenin hemen öncesinde alındı.

Merkezi Tahran’da bulunan Mellat Bank, OpenSanctions adlı ve yaptırım uygulanan kuruluşların izlenmesine olanak sağlayan açık veri tabanına göre, “İran hükümetine mali destek sağladığı” gerekçesiyle ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere’nin yaptırımlarına tabi. Aynı kaynağa göre İran hükümeti, bankanın en büyük hissedarları arasında yer alıyor.

Mellat Bank, İran’ın en büyük ve en eski ticari bankalarından biri. 1980 yılında kurulan bankanın ülke genelinde 1.000’den fazla şubesi bulunuyor.

BDDK, kararını Bankacılık Kanunu’nun “B-71” maddesine dayandırdı. Söz konusu madde, bankanın faaliyetlerini sürdürmesinin “mevduat sahiplerinin ve hissedarların haklarını, finansal sistemin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğinin” tespit edilmesi halinde lisansın iptal edilmesine olanak tanıyor.

Görsel kaldırıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 24 Ağustos’ta İran’a yönelik yaptırımların sıkılaştırıldığını duyurduğu basın toplantısında. (Reuters)

Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah elde etmeye çalıştığı yönündeki suçlamalar kapsamında daha önce Mellat Bank’a yaptırım uygulamıştı. Tahran ise bu suçlamaları reddediyor. Söz konusu yaptırımlar, İran’ın nükleer programına ilişkin 2015 tarihli uluslararası anlaşma kapsamında daha sonra kaldırılmış, ancak ABD Mayıs 2018’de anlaşmadan tek taraflı olarak çekilerek Tahran’a yönelik ağır yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştu.

Türkiye’nin son adımının, onlarca yıldır uygulanan uluslararası yaptırımların İran bankacılık sistemini küresel finans sisteminden büyük ölçüde izole ettiği bir dönemde, ülkenin bankacılık sektörüne yönelik baskıyı daha da artırması bekleniyor.

Karar, Washington’ın Tahran’a karşı yürüttüğü “ekonomik savaş” kapsamında Ankara üzerindeki finansal ve bankacılık akışlarını denetleme yönündeki baskısının arttığı bir döneme denk geldi.

ABD Hazine Bakanlığının Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasının ardından Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ankara’nın “terörün finansmanı ve her türlü yasa dışı finansmanla mücadele” konusunda kararlı olduğunu belirtti. Şimşek ayrıca Türk şirketlerine yaptırımlardan kaçınmak için gerekli tedbirleri almaları çağrısında bulundu.

Washington kısa süre önce, aralarında İran merkezli sivil havayolu şirketi Mahan Air ile iş birliği yapmakla suçlanan üç Türk şirketinin de bulunduğu 36 kuruluşu yaptırım listesine aldı. Mahan Air ayrıca İran Devrim Muhafızları’na destek sağlamakla suçlanıyor.

Şarku’l Avsat’ın İran’ın yarı resmi Öğrenciler Haber Ajansı’ndan (ISNA) aktardığına göre Mahan Air, bu hafta Türk makamlarının talebi üzerine 21 Eylül’den itibaren Türkiye’ye uçuşlarını askıya alacağını açıkladı.

İran, şubat ayının sonlarında başlayan ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan bir savaşın içinde bulunuyor. Çatışmalar daha sonra Ortadoğu’nun diğer bölgelerine de yayıldı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Financial Times gazetesinde yayımlanan bir makalesinde Washington’ın İran’a karşı “şimdiye kadarki en büyük ekonomik saldırıyı” başlatacağını yazmıştı. Bessent, bu girişimi Normandiya Çıkarması’na, İngilizcede “D-Day” olarak bilinen operasyona benzetirken, bu çabalara katılmayan ülkelere ikincil yaptırımlar uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.


Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
TT

Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)

Maira Butt 

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya'yla gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ülkesinin hiçbir şekilde toprak vermeyeceğini vurguladı.

Bu açıklama, Tusk'un perşembe günü Kremlin'in Ukrayna'yı destekleyen Avrupa ülkelerine drone ve roketlerle hibrit saldırılar düzenlemeyi planladığı uyarısında bulunmasından kısa süre sonra geldi.

Tusk, perşembe günü X'te "Biz toprak kaybedebilecek bir milletiz ancak ruhumuzu asla kaybetmeyeceğiz; topraklarımızdan vazgeçebiliriz ama vatanımızdan asla vazgeçmeyeceğiz" diyen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'ye yanıt veriyordu.

Başbakan, "Sayın Cumhurbaşkanım, bu paylaşımı silmenizi öneririm. Topraklarımızın en küçük parçasından bile vazgeçmeye niyetimiz yok" diye cevap verdi.

Daha sonra X'te paylaştığı bir videoyla bu tutumunu pekiştiren Tusk, "Müttefiklerimize olan sadakatimiz ve kararlılığımız; işte ortak gücümüz budur. Tek bir karış toprak bile vermeyeceğiz" dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle görüşmek üzere perşembe günü Ukrayna'ya giden Polonya lideri, "onları zorlu haftalar ve ayların beklediği" uyarısında bulunmuştu.

Rusya'ya atfedilen bir dizi hava sahası ihlalinin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hibrit saldırılarını NATO ülkelerine de taşıyabileceği endişesiyle Avrupa genelinde gerginlik tırmanıyor.

NATO'nun doğu kanadındaki savunmanın güçlendirilmesi çağrıları yapan Tusk, geçen yıl eylülde uçuşa yasak bölge ilan edilmesini de istemişti.

Tusk perşembe günü yaptığı açıklamada, "Drone veya diğer türdeki mermilerin doğu kanadındaki bir veya birkaç ülkenin topraklarına girme, hatta yıkıma yol açma riski gerçekten var" uyarısında bulunmuştu.

Resmi açıklamada bunun bir kaza olduğu ve NATO'nun karşılık vermeyi düşünmesi için hiçbir neden bulunmadığı söylenecek.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Magdalena Sobkowiak-Czarnecka, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu çalışmalarda ilerleme kaydedildiğini belirtmesinin ardından, ülkenin batısına olası bir kalıcı ABD askeri üssünün kurulacağını cuma günü söylemişti.

Görsel kaldırıldı.
Donald Tusk, X’te "Hepimizi zorlu haftalar ve aylar var bekliyor" diye yazdı. "Bugün, Ukrayna’da dayanışmamızı gösteriyoruz." (X/DonaldTusk)


Diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna'daki savaşın ve Ortadoğu krizinin ülkesindeki yakıt fiyatları üzerindeki etkisini görüşmek üzere acil bir toplantı düzenlemişti.

Rusya, Avrupa'yla savaşmak istemediğini vurgulasa da Putin daha önce Moskova'nın "savaşmaya hazır" olduğunu iddia etmişti. Önceki günlerde deneyimli Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya'yla Avrupa arasında çıkacak herhangi bir çatışmanın "çok kısa" süreceği uyarısını paylaşmıştı.

CIA Direktörü John Ratcliffe, geçen ay Moskova'ya nadir bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, 2022'de ülkenin Ukrayna'yı istila etmesinden birkaç hafta önce selefinin yaptığı ziyaretten sonra gerçekleşen ilk ziyaretti.

Konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, CBS News ve Wall Street Journal'a yaptıkları açıklamada Ratcliffe'in bu geziyi Rusya'yı NATO'ya saldırmaması yönünde uyarmak amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, "korkutma senaryoları" diye nitelediği bu iddiaların "gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığını" belirtmiş ve Moskova'nın, "Avrupa ülkelerinden kendisine yönelik çok agresif bir politikayla karşı karşıya olduğunu" eklemişti.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
TT

Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)

Antoine el-Hac

Bir devlet savaşa nadiren yenileceğini düşünerek girer ya da başlattığı çatışmanın uzun sürecek bir kâbusa ve sonu gelmeyen bir tünele dönüşeceğini öngörür. Buna rağmen görünen o ki hiç kimse ders çıkarmıyor; tarih, daha doğrusu insan kendini tekrarlıyor. O an için hesaplı ve üzerinde düşünülmüş görünen kararlar, zamanla yıpratma savaşlarına, değişen hedeflere ve siyasi ve stratejik açıdan ağır bedeller ödemeden geri adım atamaz hale gelen liderlere yol açabiliyor.

Uluslararası ilişkiler alanında önde gelen gerçekçilik teorisyenlerinden Amerikalı Profesör Stephen M. Walt, yıkıcı savaşların genellikle bir anda ortaya çıkmadığını ve tam anlamıyla sürpriz olmadığını belirtiyor. Walt’a göre bu savaşlar çoğunlukla stratejik hesap hatalarının art arda gelmesinin sonucu. Süreç, rakibin ve sahip olduğu kapasitenin yanlış değerlendirilmesiyle başlıyor; ardından taraflı tavsiyeler, gizli hedefler ve geri adım atmayı devam etmekten daha zor hale getiren siyasi baskılarla durum daha da ağırlaşıyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)

Tehlike işaretleri

İlk tehlike işareti cehalet. Zira askerî güç, müdahale edilen toplumu anlamak anlamına gelmeyebilir. Askerî açıdan üstün bir devlet, rakibinin ordusu hakkında ayrıntılı ve doğru bilgilere sahip olabilir ancak rakibinin tarihini, siyasi ve toplumsal yapısını, direnme kapasitesini ya da coğrafi olarak çevresindeki güçlerin vereceği tepkilerin niteliğini bilmeyebilir. Çelişki de burada başlar: Muharebeyi kazanmak mümkün olabilir ancak bunun sonuçlarını öngörmek ve süreci kontrol altında tutmak imkânsız hale gelebilir...

Savaşa giden yolda, karar alıcıya danışmanlık yapan tüm taraflar aynı konumdan hareket etmez. Bazılarının, başarı ihtimalini olduğundan büyük göstermesine ve riskleri küçümsemesine yol açan ideolojik, ekonomik veya jeopolitik çıkarları bulunabilir. Çoğu zaman liderler, duymak istediklerini teyit eden iyimser değerlendirmelere, sağduyulu uyarılardan daha fazla itibar etme eğiliminde olur.

ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)
ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)

Ardından kırılgan ve değişken hedefler sorunu ortaya çıkar. Savaş, sınırlı bir hedefle ya da bu hedefe hızlı ve düşük bir maliyetle ulaşılabileceği düşüncesiyle başlayabilir. Ancak süreç tıkandığında görev de değişir. Başlangıçta rejimi devirmek olarak belirlenen hedef, zamanla yeni bir düzen kurma çabasına dönüşür; kısa süreli olması planlanan askerî operasyon ise uzun soluklu bir siyasi projeye evrilir. Böylece savaş, başlangıçtaki hedefin anlamını ve netliğini yitirmesinin ardından dahi devam eder.

Tırmanma sarmalı

En tehlikeli aşama, savaşın tırmanma sarmalına girmesiyle başlar. Kayıplar arttıkça başarısızlığı kabul etmenin siyasi maliyeti de yükselir. Liderler, bir önceki turun başaramadığını bir sonraki turun başaracağı umuduyla geri adım atmak yerine riski artırmaya başlar. İç siyasi baskılar ile dış gerilim birbirine eklenir ve sonunda geri çekilmek, çatışmayı sürdürmekten daha ağır bir seçenek haline gelir.

Ancak bu dinamik tek başına dünyanın neden daha fazla çatışmaya sürüklendiğini açıklamıyor. Bunun altında daha derin etkenler de bulunuyor: korku ve belirsizlik, rakibin niyetlerinin ve karşılık verme kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi, uluslararası sistemin hâkim bir güçten yükselen başka bir güce geçişine eşlik eden güç mücadeleleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan Tukidides Tuzağı. Ayrıca yeterli siyasi kısıtlamayla karşılaşmayan liderler de bulunuyor. Bu durumda kişisel ihtişam arayışı, ideoloji veya intikam arzusu savaş hesaplarının bir parçası haline gelebiliyor.

Tehlike, uluslararası sistemin kurallarının kendisi aşınmaya başladığında daha da büyüyor. Büyük güçlerin anlaşmazlıklarını yönetmelerine yardımcı olması beklenen kurallar ve kurumlar, güçlü devletlerin bunları görmezden gelmesi ya da seçici biçimde uygulaması halinde etkisini yitiriyor. Kurallara ve kurumlara duyulan güven azaldıkça yanlış hesap yapma ihtimali artıyor ve bir krizden diğerine geçiş daha da hızlanıyor.

Savaşların sonu

Büyük savaşların sonu, zaferin çatışmaların her zaman sona erdiği yol olmadığını gösteriyor. Savaş, İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi taraflardan birinin tamamen askerî yenilgiye uğraması ve çökmesiyle sonuçlanabilir. Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi yıpranma ve askerî-siyasi çöküşle de sona erebilir. 1953’te Kore Yarımadası’nda olduğu gibi çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmayan müzakere edilmiş bir anlaşmayla da durabilir. Büyük güçler arasındaki uzun süreli çatışmalar ise 1991’de Sovyetler Birliği örneğinde olduğu gibi taraflardan birinin kendi içinde yaşadığı çöküşle sona erebilir.

Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)
Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)

Gerçekte savaşın nasıl sona erdiği, kimi zaman sona ermesinin kendisinden daha önemli olabilir. Zira ağır veya dengesiz anlaşmalar, bir sonraki çatışmanın tohumlarını ekebilir. Bu nedenle savaşın sona ermesi, savaşın nedenlerinin de ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Acil soru

Bugün en acil soru şu: Dünya üçüncü bir dünya savaşına doğru mu ilerliyor?

Bunun kesin bir yanıtı yok ancak bu sorunun gündeme gelmesini haklı kılan göstergeler giderek daha belirgin hale geliyor. Zira çatışmalar arasındaki sınırlar hiç olmadığı kadar bulanıklaştı. Bu nedenle Ukrayna’daki savaş, ABD-Çin rekabeti, Ortadoğu’daki gerilim ile nüfuz, enerji ve teknoloji üzerindeki mücadelelerin tümü aynı uluslararası ortam içerisinde hareket ediyor ve aralarındaki temas noktaları giderek artıyor.

Bununla birlikte üzerinde durulması gereken bir paradoks bulunuyor. Çin, son on yıllarda ABD ve Rusya ile karşılaştırıldığında geniş çaplı kara savaşlarına doğrudan müdahil olma konusunda daha temkinli bir tutum sergiledi. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu durum, Çin’in çatışmalardan uzak durduğu veya güç kullanmayı reddettiği anlamına gelmiyor. Aksine Çin’in ekonomi, ticaret, teknoloji, siyasi nüfuz ve uzun vadeli stratejik baskı gibi diğer araçlara daha fazla başvurduğuna işaret ediyor.

Krizlerin arttığı ve çıkarların birbiriyle kesiştiği bir dünyada en büyük tehlike, bir liderin bilinçli olarak dünya savaşı başlatmaya karar vermesi olmayabilir. Asıl tehlike, eksik bilgilere, yanlış değerlendirmelere ve siyasi baskılara dayanan bir dizi küçük kararın alınması ve her aşamada geri adım atmanın bir önceki aşamaya kıyasla daha zor hale gelmesi olabilir.

Zira büyük savaşlar her zaman büyük bir kararla başlamaz. Bazen küçük bir hatayla başlar; hatta kimi zaman bir hata yaşanmış izlenimi verecek şekilde planlanmış bir olayla. Ve olayın gerçekleştiği anda bunun nereye varacağını hiç kimse bilmiyor olabilir.

İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Savaş hakkında söylenenler

- Prusya’dan Carl von Clausewitz (1780-1831) savaşı felsefi açıdan devlet politikasının rasyonel bir aracı olarak tanımladı ve savaşı basitçe ‘politikanın başka araçlarla devamı’ olarak nitelendirdi.

- Alman filozof Immanuel Kant (1724-1804), “Kalıcı barış, uluslararası ticaretin geliştirilmesi, anayasal cumhuriyetler ve liderleri savaşın maliyetleri konusunda temkinli olmaya zorlayan özgür devletler federasyonları aracılığıyla sağlanabilir” dedi. Kant, ‘Ebedi Barış Üzerine Felsefi Bir Tasarı’ adlı eserinde savaşın, hak yerine güce dayandığı için sonuçsuz ve anlamsız bir kısır döngü olduğunu savundu.

- Hollandalı filozof Erasmus (1466-1536), “Adaletsiz bir barış, en adil savaştan daha iyidir” dedi.

- Taoist felsefede, ‘Tao Te Ching’ adlı eserde askerî zaferlerin başarı değil, trajedi olduğu ifade edilir ve “Zaferden sevinç duyan, insanların katledilmesinden sevinç duyar” denir. Taoizm, savaşı doğal düzende meydana gelen ve yalnızca daha fazla şiddete yol açan bir bozulma olarak görür.

- Fransız Aydınlanma düşünürü Voltaire, ‘Felsefe Sözlüğü’ adlı eserinde savaşı alaya alarak onu yalnızca sefalete yol açan ‘kahramanca bir katliam’ olarak nitelendirdi. Voltaire ayrıca, iktidarın emirleri doğrultusunda binlerce masum komşunun öldürülmesinin herhangi bir zamanda faydalı veya şanlı bir eylem olarak görülebileceği düşüncesiyle de alay etti.

- Varoluşçu felsefenin öncülerinden Fransız filozof Jean-Paul Sartre, savaşın anlamsızlığını vurgulayarak “Zenginler savaştığında, yoksullar ölür” sözünü kaleme aldı. Sartre, savaşı sıradan insanların manipüle edilerek ölüme sürüklendiği ve sonunda yalnızca iktidara hizmet eden soyut kavramlar uğruna hayatlarını feda etmeye yönlendirildiği faydasız bir uygulama olarak görüyordu.