Dünya, Zafer Bayramı’nda ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor

Rusya’nın en önemli kutlama günü, Batı’yla paradokslar ve tartışmalar tarihini yansıtıyor

Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
TT

Dünya, Zafer Bayramı’nda ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor

Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)
Onlarca Rus, 7 Mayıs’ta Moskova’da Zafer Bayramı’nda yapılacak askerî geçit töreni hazırlıklarını seyrediyor (AP)

Yarın (9 Mayıs) dünya, Sovyetler Birliği’nin Nazizm’e karşı kazandığı zaferin büyük kutlamasına kilitlenecek. Bu yıl bayram, Ukrayna’da devam eden savaş zemininde özellikle önemli. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan, ordu konvoylarını ve askeri geçişleri izlemeye hazırlanıyor. Başkan Vladimir Putin’in ikinci başkanlık döneminde (2004 - 2008) ‘süper gücün ihtişamını geri kazanma’ stratejisini ortaya koymasından bu yana, sürekli bir gelenek haline gelen devasa askerî geçit töreninde bu konvoylar, Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan’dan geçiyor.
Dünya, bu gösteriyi takip ederken, bir taraftan da ‘Putin’in sürprizlerini’ bekliyor. Bu tören, Kremlin sakininin şu anda sahip olduğu ve her konuşmasında ‘dünyada benzeri olmamasıyla’ övündüğü modern silah ve teçhizat modelleriyle sınırlı olmayabilir. Öyle ki meraklar, Kremlin duvarlarının yakınında kutlamalar devam ederken, tüm dünyanın şu anda her sözünü ve hareketini oldukça yakından takip ettiği bu adamın ne söyleyeceğine kadar uzanıyor.
Batı, şu anda Putin’in konuşmasının son metni üzerinde çalışan Kremlin yetkililerine yorum için çok az yer bıraktı. Öyle görünüyor ki geçen hafta özel servis departmanları ve Batı medyası beklenen konuşmanın birkaç kopyasını bir araya getirmişti. Metin, konuşmasındaki her cümleyi gözden geçirmeye hevesli olan Rusya Devlet Başkanı’nın çabasını içeriyordu.
Batı, konuşmada ilk başta Putin’in Ukrayna’da zafer ilan etmeye hazırlık olarak operasyonlarını hızlandıracağını ortaya koydu. Rus ordusu, savaşı planlanandan iki hafta önce sonlandırmak zorundaydı. Ayrıca Putin’in bu gün Ukrayna’ya karşı ‘topyekün savaş’ ilan edeceği ve ‘özel askeri operasyon’ aşamasını sonlandıracağı öngörülüyordu. Ülkede genel seferberlik ilan ederek Ukrayna’daki ordusunu güçlendireceği belirtiliyordu.


Rus askerleri, Moskova’da Zafer Bayramı hazırlıkları için bir eğitim tatbikatına katıldı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre beklenen konuşma hakkındaki bir başka tahmin çerçevesinde Batı raporları, dünyayı Putin’in Zafer Bayramı’ndaki devasa askerî geçit töreni sırasında rakiplerinin yüzüne vuracağı bir ‘kıyamet gününe’ dair gözdağı verdi. Burada Hava Kuvvetleri’nin Ilyuşin-80 uçağına atıf yapılıyor. Uçak, bu garip adı taşıyor, çünkü bazılarının dediği gibi, nükleer bir çatışma durumunda kıdemli generalleri ve siyasi liderleri güvenli saklanma yerlerine taşımak için donatılmış.
Putin’in beklenen konuşmasına dair Batı ‘tespitlerinin’, kendisini doğrulayacak hiçbir delili yok. Kremlin, bir belirsizlik politikası benimsemeye devam ederken, Rusya Devlet Başkanı’nın ülkedeki en önemli olaya ilişkin konuşmasının ana detayları konusunda da kesinlikle ihtiyatlı davrandı. Uzmanların belirttiğine göre yalnızca Devlet Başkanı’nın, devam eden askeri operasyonların seyri ve bundan sonraki aşamaların sonucu hakkında Rus takvimindeki ‘harflere nokta koyacağı’ kesin.
Zafer Bayramı: Bu yıl özellikle önemli
Bu bayram, Ruslar için özel bir yere sahip. Nazizm’e Karşı Zafer Bayramı, çeşitli milliyetlere ve farklı yönelimlere sahip Rus halkının tüm bileşenlerinin birleştiği tek münasebet olabilir. Ayrıca bu bayram, Rusya’nın gerileme, çöküş ve prestij kaybı yaşadığı dönemlerinde tanık olduğu tüm dalgalanmalara ve trajedilere rağmen statüsü ve önemi değişmeyen belki tek münasebet. Öyle ki bu bayram, geçmişteki azametli ülkenin ihtişamını her zaman hatırlatacak olan ana giriş noktası olarak kaldı.
Bu durum, yalnızca İkinci Dünya Savaşı’nın Rusça adı olan ‘Büyük Vatanseverlik Savaşı’nda ‘zafer’ fikrinin büyük sembolizmiyle de ilgili değil. Öyle ki Rusya’nın ‘tarihsel rolünün’ ivmesini geri kazanma hırsı da içeriyor. Son yıllarda resmi propagandaya sağlam bir şekilde yerleşmiş olan ‘Ruslar, insanlığı her tehlikeden ve tehditten yeniden kurtarmaya geliyor’ gibi önemli fikre ulaşarak, ‘Rusya, dünyayı Hitler’in kötülüklerinden kurtardı’ sloganını yükseltiyor.
Rusya’nın resmi propagandaya göre Ukrayna savaşından pek de farklı olmayan ve 1941- 1945 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin yürüttüğü büyük savaşın siyasi, askeri, ekonomik ve diplomatik düzeylerde genişlemesine dayanan bir ‘dünya savaşı’ ile karşı karşıya kaldığı düşünüldüğünde, bu yılki etkinlik bu nedenle özel bir öneme sahip. 1941’de de 1945’te de düşman Naziler idi. Şu anda Kremlin’in Ukrayna’daki politikalarına tam destek veren Rusya Komünist Partisi lideri Gennadi Zyuganov’un sözleri, ‘geçen yüzyılın ortalarında Sovyetler Birliği’ne yenilen Nazizm’ ile ‘Rusya’nın kaçınılmaz olarak yeneceği Nazizm’ arasında karşılaştırmalar yapmaya yönelmiş iç siyasetin mantığını yansıtıyor olabilir. Zyuganov, bir törende yandaşlarına Nazi liderliğindeki mevcut Ukrayna’nın ‘Hitler rejiminden çok farklı olmadığını ve daha da kötü olabildiğini’ söyledi.
Bu arka plana karşı çoğu Rus, yarın Kızıl Meydan’daki askerî geçit törenini yalnızca ‘sahnenin tekrarlandığına’ kesin olarak inanarak izleyecek. Bir sonraki gösteriye ise, 77 yıl önce yürütülen gibi Ukrayna savaşındaki galiplerin konvoyları ve zaferle sonuçlanan büyük savaştan dönen konvoylar eşlik edebilir.
9 Mayıs: Tarihten yeni dersler çıkarma günü
Pek çok kişi, bu önemli bayramın, onlarca yıldır Rusya ile Batı arasında son yıllarda yoğunlaşan ve Rusya’nın 1945’teki zafer olaylarını ‘Soğuk Savaş’ın galibi’ dilinde kaydederek Batı’yı tarihi tahrif etmekle suçladığı geniş tartışmalarla ilişkilendirildiğini bilmiyor olabilir. Resmi oranlara göre Sovyetler Birliği’nin yaklaşık 25 milyon insanın kaybıyla temsil edilen zafer için ağır bir bedel ödediği göz önüne alındığında bu olay, birçok duyguyla çevrili. Sovyet devletinin çöküşünden sonra araştırmacıların tahminleri, gerçek savaş kayıplarının 38 milyonu aştığı yönünde. Bu nedenle bu gün, onlarca yıldır yayılan popüler şarkının sözleriyle ilişkilendirildi: “Bu bayram, gözlerinizde bir yaş”. Ancak bu bayramın tarihi, aynı zamanda dikkate değer olaylar, paradokslar ve tartışmalarla da bağlantılı.
İronik olarak olay, 9 Mayıs’ı kutlayan Rusya’nın aksine Avrupa ve dünyanın neden 8 Mayıs’ta Nazizm’e karşı zaferi kutladığını açıklıyor.
8 Mayıs 1945 gecesi, Eisenhower’ın karargahında Reims’te Nazi Almanyası’nın teslimiyetine ilişkin bir ön protokol imzalandı. Belge, Alman tarafından Mareşal Jodl ve Sovyet tarafından General Susloparov tarafından imzalandı. Protokol, 8 Mayıs’tan itibaren Alman ordusunun tüm cephelerdeki saldırganlıkları tamamen durdurmasını şart koşuyordu. Hemen ardından ABD ve İngiltere merkezli gazeteler, Alman ordusunun o tarih itibariyle müttefiklere teslim olduğunu ilan etti.
Ancak Stalin bu durumdan memnun değildi. Onun görüşü, dünya tarihinde böylesine önemli bir olayın, önce büyük törenlerle, sonra da Nazi Almanyası’nın başkentinde bir törenle gerçekleşmesi gerektiğiydi. Bu çerçevede Berlin’deki medya organları, müttefik kuvvetler ve Sovyet kuvvetlerinin temsilcilerinin katılımıyla, ertesi gece 8- 9 Mayıs 1945’te Almanya’nın koşulsuz teslim olduğuna dair belge imzalandı. Almanya tarafında Mareşal Keitel ve Sovyet tarafından Mareşal Jukov arasında imzalandı. Tören, 9 Mayıs gece yarısı başladı ve 43 dakika sürdü.
Buradaki ironi, belgede belirtilen teslim tarihinin 8 Mayıs, Berlin saatiyle 23:00 olmasıydı. Ancak Berlin ile Moskova arasındaki bir saatlik zaman farkı nedeniyle, ‘Sovyet zaferi’ tarihi 9 Mayıs gece yarısı olarak belirlendi.
Rusya, Sovyetler Birliği gibi olayı resmi olarak 9 Mayıs’ta kutluyor olsa da ancak savaşın galiplerinin ilk askeri töreni, bu gün değil, 24 Haziran 1945’te Kızıl Meydan’da yapıldı. İlk geçit töreni, belirleyici zafer savaşını yöneten General Konstantin Rokossovski tarafından yönetildi.
Geçmişle günümüz arasındaki paradoksların tuhaflıklarından biri de bu askeri liderin tarihte iki ülkeyi (Sovyetler Birliği ve anavatanı ve Rusya’nın Nazizm’e karşı mevcut savaşta yeminli düşmanı Polonya) aynı anda temsil eden tek general olmasıydı.
Kendisi, Kızıl Meydan’da ‘gerçek zaferi getirici’ olarak nitelendirilen Rus ordularının komutanı Mareşal Georgi Jukov tarafından karşılandı. Tarihçilerin yazdığı gibi Başkomutan’ın emirlerine uymamaya cesaret eden çok az kişiden biriydi.
Ancak ilk zafer gösterisi, sonraki yılların görkemli gösterilerinin aksine, Rusya tarihinin en hızlısıydı. Teknik arızalar ve tutarsızlıklar önlenemiyor ve özellikle organizatörlerin, askerler ve memurlar için yeni bir üniforma geliştirme zamanları yoktu. Ayrıca geçit törenini, yerel üniformalarla yapmak istemiyorlardı. Ancak savaş sonrası koşullar için malzeme eksikliği nedeniyle yeni kıyafetler dikmekte zorlandılar. Bu nedenle aceleyle özel bir askeri üniforma modeli tasarlandı ve kötü boyanmış malzemelerle dikildi. Sonuç, bir tarihçinin yazdığı gibi ön cephedeki askerler dimdik duruyor, etraflarındaki renkli su birikintilerinden etkilenmiyor ve yüzlerinden boyalar akıyordu.

Askeri gövde gösterisi
Paradoksal olarak zafer kutlamalarının tarihi, her zaman askeri güç sergilemek için bir fırsat değildi. Nitekim Sovyetler Birliği, savaşta ‘galip gelen’ taraf olarak, tören mesaj vermek istediği büyük olaylara denk gelmedikçe, askeri geçit törenlerine fazla önem vermiyordu.
Öte yandan askeri geçit törenlerinin düzenliliği, Putin’in ülkesinin geçmiş ihtişamını geri kazanmaya çalışan bir lider olarak yıldızının güçlü bir şekilde parlamasıyla geldi.
Böylece Kızıl Meydan, 1965 yılında ‘bu tarihte bir tatil ve büyük bir ulusal kutlama ilanından’ önce savaşta galip gelenlerin askerî geçit törenine ve herhangi bir görkemli askerî geçit törenine henüz tanık olmamıştı. O yıl Kızıl Ordu, en önemli askeri başarılarını dünyaya sergilemeye hevesliydi.
Bir sonraki geçit töreni, yalnızca 1985’te Kızıl Meydan’da yapıldı. O zamanlar büyük ülke, yeni kan enjekte etmeyi ve ülkenin siyasi ve ekonomik sistemini yeniden inşa etmeyi amaçlayan büyük reformların doğum sancılarına yeni başlamıştı. Ancak sonra, bir sonraki geçit töreni 1990’da, ardından 1995’te gerçekleşti ve iki kere de Zafer Bayramı başka etkinliklerle kutlandı. Ancak askeri güçler sergilenmedi.
Yıllardır Kızıl Meydan’da büyük gösterilerin yapılmamasının ardından en dikkat çekici gelişme ise Putin’in, 2008’de ‘Batı hegemonyasına’ itiraz politikası başlatması ve Zafer Bayramı’nda Rusya’nın askeri dişlerini sergilemesini emretmesi oldu. Böylece büyük askerî geçit töreni, Rusya’nın Putin’in coşkulu konuşmalarında birçok kez atıf yaptığı en son silah ve teçhizat modellerini sergilediği yıllık bir etkinlik haline geldi.
Son yılların en önemli konuşması beklenirken dünya, bu yıl 9 Mayıs tarihini sadece Ukrayna ile değil, ‘bütün Batı’ ile devam eden savaşta bir dönüm noktası olarak konumlandırıyor.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.