Sovyetler ile ABD'nin Afganistan hezimeti ve ödenen ağır bedel

Independent Türkçe'den Sohrab Omar, İki süper gücün amansız rekabetinin Afganistan'ın nasıl bataklığa sürüklediğini kaleme aldı.

Fotoğraf: (Sohrab Omar/Independent Türkçe)
Fotoğraf: (Sohrab Omar/Independent Türkçe)
TT

Sovyetler ile ABD'nin Afganistan hezimeti ve ödenen ağır bedel

Fotoğraf: (Sohrab Omar/Independent Türkçe)
Fotoğraf: (Sohrab Omar/Independent Türkçe)

Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1979'da Afganistan'ı işgal etti. Afganistan'ın ilk cumhurbaşkanı Serdar Davud Han'ın öldürülmesiyle başlayan bu işgal, yıllarca sürecek olan savaşın fitilini çekmek demekti.
Sovyet Lideri Leonid Brejnev'in talimatı ile Afganistan'ın kuzeyindeki Amu deresinden geçerek ülkeye giren 130 bin Rus askerinin amacı, Afganistan komünist rejimini desteklemek ve ayakta tutmaktı.

1 milyon can kaybı
Eski Sovyetler ve ABD güdümündeki Mücahitler arasında yaşanan savaş yaklaşık 10 yıl sürdü.
Savaş sonucu 15 bin Sovyet askeri ve 1 milyondan fazla Afgan hayatını kaybetti. Sovyetler Birliği'nin Afganistan işgali bununla da kalmadı. Bu savaş, 7 milyon insanın komşu ülkelere göç etmesiyle birlikte, Arap coğrafyasından gelip Sovyet güçlerine karşı gönüllü olarak savaşan El-Kaide kurucusu Usama Bin Ladin ve Ayman Alzavahiri gibi terör örgütü liderlerinin doğmasına da sebep oldu.
Eski Sovyetler Birliği ile ABD arasında vekalet savaşına dönen bu çatışma, büyük enkaza yol açtı.

Sovyetlerin Vietnam Savaşı 
Kızıl Ordu'nun Afganistan'a müdahalesi, soğuk savaş hasımlarının arasındaki çatışmayı daha da kızıştırdı.
ABD'nin 1986'da Sovyetlere karşı direnen Afgan gerillalara uçaksavar Stinger füzelerini sağlaması, savaşın seyrini değiştirdi.
ABD, Arap ülkeleri, Çin, İran ve Pakistan'dan gelen para ve silah desteğiyle Kızıl Ordu'nun hava gücü kırıldı ve hakimiyet alanı gün geçtikçe daraldı.
Dönemin en güçlü ordularından birine sahip Sovyetler Birliği'nin 9 yıl 1 ay ve 19 gün süren Afganistan işgali, 15 Şubat 1989'da resmen sona erdi.
Yüz milyarlarca dolar zararın yanı sıra 118 savaş uçağı ve 333 civarında da helikopterini kaybetmişti.

Mücahitler ve iç savaş 
Sovyetler Birliği'nin 10 yıl süren işgalin ardından 1989'da ülkedeki askerlerini çekmesiyle komünist rejiminin son devlet başkanı olan Dr. Najibullah Ahmzai'in hükümeti devrildi.
Yurt dışına kaçmaya çalışan Najibullah Ahmadzai, Kabil havalimanından döndürülerek Birleşmiş Milletlerin binasına hapsedildi.
Afganistan'da mücahit gruplar arasında 1992'de başlayan bir iç savaş yaşandı.
Mücahitlerin başkent Kabil'i ele geçirmesiyle başlayan ve dört yıl süren bu iç savaşta Kabil viraneye dönüştü ve 50 bin kişi hayatını kaybetti.
Geride siyasi ve askeri olarak bölünmüş, altyapısı enkaza dönmüş bir Afganistan kaldı.
Yine Sovyetler Birliği'nin çekilmesi ile Afganistan'da yıllar sürecek iç savaşın temelleri atıldı.

ABD'nin Afganistan işgali
ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından,  Taliban lideri Mollah Omar'a bir ültimatom gönderdi.
Mullah Omar ya ölümcül bir savaşa hazırlanacaktı, ya da Afganistan topraklarında barındırdığı Usama Bin Ladin'i ABD'ye teslim edecekti. Taliban birinciyi seçti.
ABD, 7 Ekim 2001'de Afganistan'ı işgal etmesiyle Taliban hakimiyeti sona erdi.
Beş yıl süren ve son dönemlerin en aşırı dinci diktatörlüğü olan yönetim son bulmuştu.
Saldırılar sonucu ağır darbe alan Taliban lideri Molla Muhammad Omar, Pakistan topraklarına kaçtı.
Kuzey Koalisyonu'nun yardımıyla gerçekleşen harekatta 10 binden fazla Taliban üyesi yaşamını yitirdi.
Aralık 2001'de ise Taliban hakimiyeti resmi olarak sona erdi. Taliban'ın radikal rejiminin devrilmesiyle derin bir nefes alan Afgan halkı, geleceğe umutla bakıyordu. 
Savaşın dinmesiyle ABD Başkanı George W. Bush, 2 Mayıs 2003'te Afganistan'daki büyük muharebe operasyonlarının sona erdiğini ilan etti.

Afganistan tarihinde yeni bir sayfa açıldı
Savaştan yeni kurtulan Afganlar, devlet başkanı seçmek için sandık başına gitti. Ülke tarihinde devlet başkanı ilk defa halk tarafından seçiliyordu.
2004 ile 2014 arası genel seçimlerde Hamid Karzai iki defa art arda cumhurbaşkanı seçildi. 
Bu arada, işgalden sonar ülkedeki hakimiyetini kaybeden Taliban, yeniden örgütlenerek hakimiyetini arttırdı.
Saldırılarını yoğunlaştıran Taliban, onlarca ilçeyi ele geçirdikten sonra kuşatmaya aldığı vilayet merkezlerine yöneldi.
Afganistan'daki ABD güçlerinin sayısı 2010 yılında ilk kez 100 bine ulaştı.
2008'den sonra yıllık 2 binin üzerine çıkan sivil ölümleri 2010'da 2 bin 794 oldu.
ABD'nin Afganistan'a girmesiyle, halk savaşların biteceğini ve gelişmiş bir Afganistan'a doğru yürüyeceklerini hayal ediyordu, ancak bu hayal hiçbir zaman geçekleşmedi.

Barış süreci
ABD'nin ilk kez Başkan Barack Obama yönetiminde, savaş açtığı Afganistan'da barış adına Taliban ve Afgan hükümetleri arasında görüşmeler yürütülmesi için girişimleri oldu. 2011, 2012 ve 2013'teki çabalar sonuçsuz kaldı.
2016'da Pakistan'ın eş güdümünde ABD ve Çin'in katılımıyla Taliban ile Afgan hükümeti arasında yapılan barış görüşmelerinden de sonuç alınamadı.
Afganistan işgalinin yanlış olduğunu ve askerlerin çekilmesi gerektiğini düşünen Donald Trump'ın 2017'de ABD Başkanı seçilmesinin ardından müzakereler yeniden gündeme geldi.
Afganistan'da ikinci kez göreve seçilen Cumhurbaşkanı Eşref Gani, 2018 başında Taliban ile ön koşulsuz müzakereye hazır olduklarını açıkladı.
Gani ayrıca, Taliban'ı meşru bir siyasi parti olarak tanımayı ve hapisteki örgüt üyelerini salıvermeyi vadediyordu.
Taliban barış için muhatabının Afgan hükümeti değil ABD olduğunu söyleyerek Gani'nin teklifine olumsuz yanıt verdi.
2021 yılının ortalarında ABD'nin yurt dışındaki en büyük askeri üssü olan Bagram Havalimanı Amerikan askerleri tarafınca boşaltıldı ve Afgan hükümetine devredildi.
Bu olaydan sonra, Kabil hükümeti için alarm zili çalınmaya başladı.
İlçeleri bir bir hakimiyet altına alan Taliban, şehir merkezlerine hücum etti.
Taliban'ın başkent Kabil'in kapılarına kadar ulaştığını gören Eşref Gani, direniş göstermeden Kabili Taliban'a bıraktı ve ülkeyi terk etti.
Taliban 15 Ağustos 2021'de Kabili yönetimini ele geçirdi.

ABD işgalinin geride bıraktığı ağır bilanço
ABD'deki Watson Uluslararası Çalışmalar Enstitüsünün "Costs of War" (Savaşın Maliyetleri) raporuna göre, savaşın başladığı 2001'den bu yana 46 bin 319'ü sivil, 69 bin 95'I asker ve polis ve geride kalan 52 bin 893'ü muhalif güçler olmak üzere 176 bin kişi hayatını kaybetti.
Bu çatışmalarda 2 bin 500'e yakın Amerikan askeri de yaşamını yitirdi.
Savaşın ABD ordusuna maliyeti ise 2 trilyon dolara yaklaştı.
2022 yılında ülke nüfusunun yüzde 55'ini oluşturan 23 milyon insan aşırı açlıkla karşı karşıya kalacak.
UNICEF'in (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) aktardığı bilgilere göre ülke genelinde 5 yaş altındaki 3,2 milyon çocuk yetersiz beslenme ile karşı karşıya. 
Taliban hakimiyetinden bu yana, 153 medya kuruluşu kapandı, 600 kadın medya mensubu işsiz kaldı.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.