ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan ile telefonda görüştü: Sudan’a yönelik yardımlar yönetimin sivillere teslim edilmesine bağlı

Sudan Direniş Komiteleri yarın Halk Otoritesi Kurma Sözleşmesi’ni imzalayacak.

Halk Direniş Komitelerinin öncülüğünde Sudan’da devam eden gösteriler (AP)
Halk Direniş Komitelerinin öncülüğünde Sudan’da devam eden gösteriler (AP)
TT

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan ile telefonda görüştü: Sudan’a yönelik yardımlar yönetimin sivillere teslim edilmesine bağlı

Halk Direniş Komitelerinin öncülüğünde Sudan’da devam eden gösteriler (AP)
Halk Direniş Komitelerinin öncülüğünde Sudan’da devam eden gösteriler (AP)

Washington Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’a, ABD ve uluslararası toplumun Sudanlılara yardım yapmasının yönetimin sivillere teslim edilmesine bağlı olduğunu bildirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ABD'nin Afrika İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Molly Phee’nin “Sudan ordusunun söz verdiği güven inşa etme tedbirlerinin tamamını uygulamaya teşvik etmek için” pazar akşamı Burhan ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini bildirdi.
Sözcü, Molly Phee’nin, görüşmede “Sudanlı aktörler arasındaki müzakerelerin Birleşmiş Milletlerin kolaylaştırma girişimi ile olumlu sonuçlara yol açabilecek bir ortamda yapılması için güven inşa edici önlemlerin alınması gerektiğine” işaret ederek, “olağanüstü hal durumunun kaldırılması ve keyfi bir şekilde tutuklanan tüm sivillerin derhal serbest bırakılması gerektiğini” vurguladığını belirtti.
Burhan ile görüşmesinde, BM süreci üzerinden geçiş dönemi için sivil bir çerçevenin oluşturulması konusunda hızlı bir ilerleme sağlanmasının önemine dikkat çeken Molly Phee, Sudan ordusuna yakın gelecekte bu çerçeveye göre kurulacak sivil bir hükümete yönetimi devretme çağrısında bulundu. Molly Phee, “Sudan, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) mali desteğini kaybetmekten kaçınmak ve Paris Kulübü tarafından borçlardan muaf tutulmak istiyorsa bu adımlar gerekli” dedi.
Öte yandan Sudan’da sivil yönetimin kurulması ve Aralık 2018 Devrimi’nin hedeflerinin gerçekleştirilmesi talebiyle düzenlenen protestolara öncülük eden Direniş Komiteleri, yarın Halk Otoritesi Kurma Sözleşmesi’ni imzalamaya hazırlandığını duyurdu. Direniş Komiteleri’nin bu açıklaması BM Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS), Afrika Birliği (AfB) ve Doğu Afrika'da Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nden (IGAD) oluşan üçlü mekanizmanın gözetimindeki diyalogun başlayacağı ve ülkede gergin bir havanın hakim olduğu bir ortamda geldi. Direniş Komiteleri’nin sözleşmesi, Direniş Komiteleri’nin siyasi kurulları ve programı bulunan, sivil yönetim ve askerlerin iktidardan indirilmesi hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik bir siyasi haritaya sahip tek çatı altında toplanan örgütlü bir yapıya dönüşmesini amaçlıyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan Direniş Komiteleri Sözcüsü, çeşitli şehirlerdeki Direniş Komiteleri tarafından hazırlanan sözleşmeler ile başkent Hartum’da hazırlanan sözleşmenin birleştirilerek ortak bir metin oluşturulduğunu belirtti. Direniş Komiteleri’nin hazırladığı sözleşmenin yarın imzalanacağını aktaran Sözcü, bu sözleşmenin temel amacının devrim güçlerinin birleşmesi, askeri cuntanın düşürülmesi için halkın yöneteceği birleşik bir merkez kurulması ve devrimin “özgürlük, barış, adalet, şehitlerin intikamını alma ve failleri adil mahkemelere çıkarma” hedeflerinin gerçekleştirilmesi olduğunu ifade etti.
2013’te kurulan Direniş Komiteleri, aynı yıl gerçekleşen Eylül Ayaklanmasında önemli rol oynadı. Nitekim bu ayaklanma İslamcı rejimin sarsılmasına ve neredeyse düşmesine yol açıyordu. İslamcı rejim bu nedenle milisleri kullandı ve ayaklanmayı şiddete başvurarak bastırdı. Yüzlerce kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. O tarihten bu yana Direniş Komiteleri devrik lider Ömer el-Beşir rejimine karşı protestolara öncülük etmeye devam etti. Direniş Komiteleri Genelkurmay Başkanlığı’nın 11 Nisan 2019’da Beşir’i görevden almasına yol açan Genelkurmay Başkanlığı Karargahı önündeki protestolarda aktif bir şekilde rol aldı.
Direniş Komiteleri, mahallelerde ve şehirlerde ortaya çıkan halk örgütlerinden oluşuyor. Bünyesinde çok sayıda genç bulunuyor. Faaliyetleri gösterici kalabalıklarını toplama ve koordinasyon oluşturmakla sınırlı olan Direniş Komiteleri, sözleşmenin imzalanmasının ardından Ordu Komutanı’nın uygulamaları ve devrimi destekleyen siyasi güçlerin arasındaki ihtilaflarla başa çıkabilecek bir yönetim merkezine dönüşmesi bekleniyor. 25 Ekim’de Orgeneral Abdulfettah el-Burhan komutasındaki Sudan ordusunun yönetime el koyduğu ilk günden beri Direniş Komitelerinin yöneticileri takibata uğruyor. Güvenlik güçlerinin, ordunun yönetime el koymasını protesto için düzenlenen gösterilerde orantısız güç kullanması sonucu 95 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı ve şu ana kadar çok sayıda hapiste kalmaya devam ediyor.
Başkent Hartum’da örgütlenen ve kendisini “Koordinatörlükler” diye isimlendiren Direniş Komiteleri, Facebook sayfasında yaptığı paylaşımda, yürüttüğü görüşmelerde, ülkede taban politikasının uygulanmasında yeni aşamaya geçmek için sözleşmeyi imzalama kararı çıktığını bildirdi. Kendilerini “Devrimci Erkekler ve Devrimci Kadınlar” diye isimlendiren bir grup, taban politikasını yeni bir siyasi dönem başlatmak için ilan etme ve ülkenin dört bir yanında güçlendirme çağrısında bulunarak, halkın ve ülkenin kaderine karar verecek olan tarafın yine halk olduğunu vurguladı.
Hartum’daki tüm koordinatörlükler, Aralık Devrimi’nin zafere ulaşmasını ve hedeflerini gerçekleştirmenin yolunu açacak ve siyasi ve örgüt programları üzerinde birleşmeyi mümkün hale getirecek Halk Otoritesi Oluşturma Sözleşmesi’ni imzalama çağrısında bulundu. Hartum’daki koordinatörlüklerin sözleşmeyi imzalaması, siyasi partilerden bağımsız bir ‘halk örgütü’ oluşturma yolunda büyük adım bir adım atılması anlamına gelir. Nitekim eski tecrübeler koordinatörlüklerin ordunun uygulamalarıyla başa çıkma hususunda en fazla güce ve etkiye sahip olduğunu kanıtlıyor.
Yarınki sözleşmeyi imzalaması beklenen gruplar şunlar: Hartum’un Doğu Mahalleleri Komiteleri, Hartum’un Güney Direniş Komiteleri Koordinatörlüğü, Kalakla Direnişi ve Hartum’un Güneyi Komiteleri, Cebelu’l Evliya Direnişi Merkez Komiteleri Topluluğu, Hartum’un Bahri Mahalleleri Direniş Komiteleri, Sudan’ın Güneyindeki Nil Nehri Doğusu Direniş Komiteleri Koordinatörlüğü, El-Hac Yusuf Direniş Komiteleri Koordinatörlüğü, Karari Direniş Komiteleri Koordinatörlüğü ve El-Erbain, El-Fil, El-Mevrada Direniş Komiteleri Koordinatörlüğü. Başkent Hartum’daki komiteleri birleştirme adımı, tüm ülke genelindeki direniş komitelerini birleştirme yolundaki ilk adım kabul ediliyor. Hartum dışındaki diğer kentlerdeki komitelerin de Halk Otoritesi Oluşturma Sözleşmesi’ni imzalamak için görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.
Direniş Komiteleri Ramazan ayında kısa süreli bir ‘dinlenmenin’ ardından sokaklara ve gösterici kalabalıklarına geri döndü. Perşembe günü düzenlenen gösterilere binlerce kişi katıldı. Polisin gösterilere müdahalesinde orantısız güç kullanması sonucu polis aracının ezdiği genç bir gösterici hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı, onlarca gösterici tutuklandı. Hapishanelerdeki göstericiler kötü koşullar altında tutuluyor. Olağanüstü Hal Avukatları başta olmak üzere birçok insan hakları örgütü hapishanelerdeki göstericilerin serbest bırakılması için çalışıyor.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.