Dünya Bankası, bağışçılara Ramallah’a yardım çağrısı yaptı

Batılı Şerialı çiftçiler, Eriha’daki el-Avca köyünde karpuz hasat ediyor (WAFA)
Batılı Şerialı çiftçiler, Eriha’daki el-Avca köyünde karpuz hasat ediyor (WAFA)
TT

Dünya Bankası, bağışçılara Ramallah’a yardım çağrısı yaptı

Batılı Şerialı çiftçiler, Eriha’daki el-Avca köyünde karpuz hasat ediyor (WAFA)
Batılı Şerialı çiftçiler, Eriha’daki el-Avca köyünde karpuz hasat ediyor (WAFA)

Dünya Bankası, Brüksel’deki bağışçı ülkeler toplantısının arifesinde yayınlanan bir raporda yabancı bağışçıları ‘Filistin Yönetimi’ne mali yardımda bulunmaya’ çağırdı. Raporda, “Filiswtin Yönetimi’nin finansal koşulları, son derece düşük yardım düzeyi nedeniyle hala çok kırılgan” ifadelerine yer verildi. Raporda ayrıca, 2021’de Filistin Yönetimi bütçesinin desteklenmesi konusunda yaşanan ‘tarihi düşüş’, bazı Körfez ülkelerinden gelen katkıların azlığı ve Avrupa Birliği’nden (AB) gelen ödemelerdeki ‘gecikmeler’ nedeniyle Filistin Yönetimi’nin açığının 1,26 milyar ABD doları olduğu belirtildi. Ayrıca bu durumun, otoriteyi çalışanların maaşlarında kesintiye gitmeye zorladığını aktarıldı.
Filistin Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre Filistin Otoritesi tarafından 2021 yılında alınan toplam hibe ve dış yardım, yaklaşık 317 milyon dolara geriledi. Bu, 2003’ten beri en düşük seviye olarak biliniyor. Hibeler, daha önce yıllık ortalama 1 milyar civarındaydı.
Dünya Bankası’nın Filistin'deki Direktörü ve Daimi Temsilcisi Kanthan Shankar, “Yıllar boyunca kamu maliyesini istikrara kavuşturmak için sarf edilen takdire şayan çabalara rağmen mali açık hala oldukça büyük” dedi. Shankar’a göre Filistin’e yapılan dış hibeler, 2008’de gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 27’sine tekabül ederken, 2021’de yüzde 1,8’e geriledi. Shankar ayrıca, “Filistin Ulusal Otoritesi ise özel sektöre, emeklilik fonuna ve yerel borçlanmaya borçlu olunan devasa bir gecikmiş borç stoku biriktirdi. Yurtiçi finansman seçenekleri artık geçerli olmadığı göz önüne alındığında gelirleri artırmak ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini geliştirmek için öncelikli reformları uygulamaya devam etmek önemlidir” ifadelerini kullandı.
Kanthan Shankar, “Ekonomi 2020 yılında yüzde 11,3 küçüldüğünde, şu ana kadar yaşanan en büyük durgunluklardan birinin ardından büyüme oranı, 2021’de yüzde 7,1’e ulaştı. Bu artış, koronavirüs pandemisi ile ilgili önlemlerin hafifletilmesi ve İsrail’de ve yerleşim yerlerinde çalışan Filistinlilerin sayısının çoğalması sonrasında Batı Şeria’daki tüketimin artmasından kaynaklanmaktadır. Gazze Şeridi’nin toparlanması, Mayıs 2021’de tanık olduğu çatışma döngüsü çerçevesinde daha yavaştı” dedi.
Pazartesi günü yayınlanan raporda, salgına bağlı bir yıllık daralmanın ardından ekonomik büyümenin geri dönmesine rağmen işgal altındaki Batı Şeria’nın kırsal alanlarındaki ‘yeni yoksullar’ olgusuna da değinildi. Öte yandan Dünya Bankası, ‘İsrail’in hareket ve kaynaklara erişim üzerindeki kısıtlamaları, Filistin dış ticaretinin İsrail kontrolüne ve maliyetli gümrük engellerine maruz kalması nedeniyle ekonomik büyüme ve Filistin Otoritesi’nin gelirlerinin potansiyellerinin altında olduğu’ uyarısında bulundu.
Dünya Bankası, Filistin Yönetimi’ne gelirler ve harcamalar alanında reformları sürdürmek için daha fazla çaba gösterme çağrısı yaptı. Özellikle pandemi sonrasında olumsuz toplumsal etkilerden kaçınmak için reformların kademeli olarak uygulanması gerektiğini söylerken, “Örneğin, gelir reformu başlangıçta aidatlarını ödemeyen yüksek gelirlilere odaklanmalıdır” dedi. Rapor ayrıca, Filistin Otoritesi’nin fatura harcamalarını yeniden gözden geçirmesini, sağlık sistemindeki paranın değerini iyileştirmesini, Kamu Emeklilik Fonu’nun yönetimini iyileştirmesini ve borç vermeleri azaltmasını tavsiye etti.
Raporda, Filistin Yönetimi’nin reformlarının kamu bütçe açığının boyutunu azaltmak için gerekli olmasına rağmen sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için yeterli olmadığı belirtilerek, gelirleri artırmak için İsrail hükümetinin işbirliğinin gerekli olduğu vurgulandı. ‘Filistin Ekonomik İzleme Raporu’ olarak adlandırılan raporun, bugün AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in ev sahipliğinde ve Norveç Dışişleri Bakanı Anniken Huitfeldt’in başkanlığında gerçekleştirilecek olan bağışçılar toplantısında Özel İrtibat Komitesi’ne sunulması bekleniyor. Toplantıda, Filistin Yönetimi, İsrail hükümeti ve ABD de dahil birçok ülkeden yetkililer de yer alacak.
Toplantıda ayrıca, Eylül 2018’den bu yana ilk kez Uluslararası Para Fonu’ndan bir rapor ve Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler (BM), Uluslararası Dörtlü Komite ofisi ve Filistin Otoritesi’nden raporlar dinleyecek. Filistinliler, İsrail tarafıyla var olan birkaç sorunu çözmeyi ve bocalayan hükümet hazinesine mali destek sağlamayı hedefliyor.



Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
TT

Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)

Kürt siyasetçiler, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın geçen hafta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’e yaptığı ziyarette Bağdat ile Erbil arasındaki petrol anlaşmazlığının çözüm imkânlarını ele aldığını belirtti. Ancak aynı kaynaklar, ülkenin içinde bulunduğu ağır mali krizin doğal kaynakların yönetimini kalıcı biçimde düzenleyecek federal bir yasanın çıkarılmasını sağlayacağı konusunda iyimser değil.

Federal hükümetin dönemin Başbakanı Nuri al-Maliki liderliğinde ilk petrol ve doğal gaz yasa taslağını sunduğu Mart 2007’den bu yana, Irak Parlamentosu’nun farklı dönemleri boyunca doğal kaynakların üretimi ve gelir dağılımını düzenlemesi beklenen yasa bir türlü kabul edilemedi. Bunun yerine siyasi aktörler, kırılgan siyasi uzlaşmalarla süreci yönetmeyi tercih etti.

Petrol ve doğal gaz yasası yeniden gündeme, Barrack’ın 16 Haziran 2026’da Erbil’e yaptığı ziyaretin ardından geldi. ABD’li temsilci burada bölgesel hükümet yetkilileri ve iki büyük Kürt partisiyle görüşmeler gerçekleştirdi. Yerel kaynaklar, Barrack’ın Başbakan Ali ez-Zeydi’nin Bağdat ile Erbil arasındaki geleneksel anlaşmazlıkları çözebileceği konusunda iyimser olduğunu aktardı.

Eski Irak Kürt milletvekili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Barrack’ın Erbil temaslarında ABD-Irak enerji iş birliğinin güçlendirilmesini görüştüğünü söyledi. Görüşmelerde hem Bağdat hem de Erbil ile enerji alanındaki ortaklıkların yanı sıra, Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e taşınmasını sağlayan Kerkük-Baniyas boru hattının modernizasyonu da ele alındı.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar ise Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığının “durgunluk aşamasından ciddi müzakere aşamasına geçtiğini” ifade etti.

Neccar, son haftalarda iki taraf arasındaki temasların belirgin biçimde hız kazandığını, üst düzey ziyaretler ve görüşmelerin yeniden petrol ihracatının başlatılması, mali dosyaların çözümü ve petrol-doğal gaz yasasının çıkarılması için uygun zeminin hazırlanmasına odaklandığını belirtti.

Anlaşmazlığın kökeni

Gözlemcilere göre petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılamamasının temel nedeni siyasi anlaşmazlıklar oldu. Bunun yanında, Irak Anayasası’nın özellikle IKBY’nin yetkileriyle ilgili maddelerinin farklı yorumlanması da bugüne kadar çözülemeyen sorunlar arasında yer alıyor.

Taraflar arasında hâlen şu temel konularda görüş ayrılığı bulunuyor:

  • IKBY’nin yabancı şirketlerle doğrudan sözleşme yapma hakkına sahip olup olmadığı,
  • Bölgesel yönetimin bağımsız petrol projeleri yürütüp yürütemeyeceği,
  • Federal hükümetin anayasa ve yasalar gereği tek yetkili makam olup olmadığı,
  • Keşfedilen sahaların statüsü,
  • Hizmet sözleşmeleri ile üretim paylaşımı anlaşmaları arasındaki hukuki farklılıklar.

IKBY, Ağustos 2007’de kendi petrol ve doğal gaz yasasını çıkararak hukuki boşluğu doldurmaya çalıştı. Ancak Bağdat’taki Federal Yüksek Mahkeme, Şubat 2022’de aldığı kararla bu yasanın meşruiyetini reddetti ve uygulanmasını geçersiz kıldı.

Milletvekili  Macid Şengali, yakın gelecekte petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda umutlu olmadığını belirterek, bunun nedenini Bağdat’ın bölgedeki petrol kaynakları üzerinde tam ve merkezi kontrol kurma eğilimine bağladı.

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi olan Şengali, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin parlamentodaki siyasi bloklar arasında uzlaşma sağlanmadan yasayı geçirmesinin mümkün olmadığını söyledi. Mevcut parlamentonun, Erbil, Bağdat ve petrol üreten vilayetler arasında kabul görecek ortak bir formül geliştiremediğini belirten Şankali, 20 yılı aşkın süredir devam eden anlaşmazlıkların sona erdirilemediğini vurguladı.

sfrgthy
Mesud Barzani ve yanında Mazlum Abdi, Erbil'de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Arşiv fotoğrafı – Kürdistan Demokrat Partisi)

Şengali’ye göre siyasi güçler, geçmişte olduğu gibi krizi geçici anlaşmalarla yönetmeye devam edecek. Bu çerçevede, Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti döneminde kabul edilen üç yıllık bütçe yasasına temel oluşturan son anlaşmanın uygulanması sürecek.

Haziran 2023’te Bağdat’taki siyasi güçler, özellikle Koordinasyon Çerçevesi ile Kürdistan Demokrat Partisi arasında yapılan uzlaşı kapsamında, IKBY’nin yerel tüketim payı düşüldükten sonra günlük 250 bin varil petrolü federal hükümete teslim etmesi kararlaştırılmıştı. Buna karşılık Kerkük petrolünün bölgesel boru hattı üzerinden Türkiye’deki Ceyhan Limanı’na taşınmasına izin verilmiş, federal hükümet de bölgenin bütçe payını ödeme taahhüdünde bulunmuştu.

Şengali, mevcut mali kriz nedeniyle tüm tarafların yeni bir uzlaşma arayışında olduğunu ve önümüzdeki dönemde bu anlaşmanın daha da geliştirilebileceğini söyledi.

Olumlu işaretler

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Subhi el-Mendelavi, Ali ez-Zeydi’nin göreve başlamasından bu yana olumlu gelişmeler gözlemlediklerini belirtti.

Mendelavi’ye göre yeni Irak hükümeti, görevinin ilk dönemlerinden itibaren iç siyasi çevrelerle ve Erbil ile ilişkiler gibi ihtilaflı dosyalarla yapıcı bir şekilde ilgilenmeye başladı. IKBY Başbakanı Mesrur Barzani yönetimi de bu gelişmeleri olumlu değerlendiriyor.

Bununla birlikte Mendelavi, Bağdat ile Erbil arasındaki sorunların çözüm sürecinin özellikle ABD başta olmak üzere uluslararası toplumun baskıları sayesinde hız kazanacağını düşünüyor.

Kürdistan Demokrat Partisi’nin tüm yeni hükümetlerle petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda iş birliği yaptığını belirten Mendelavi, mevcut yasama döneminde de yasanın kabul edilmesini umduğunu söyledi. Ancak geçmişte yasaya karşı çıkan siyasi güçlerin bugün de süreci engellemek için çalışacağını ifade etti.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar da güvenlik ve ekonomi alanlarında artan koordinasyonun anlaşmazlıkların sona erdirilmesi için umut verici işaretler sunduğunu söyledi.

Haziran 2026’nın ortalarında, Irak Genelkurmay Başkanı Abdülemir Reşid Yarallah başkanlığındaki askeri heyet Erbil’de çeşitli temaslarda bulundu ve bazı petrol sahalarını ziyaret etti. Heyet, güvenlik durumunu değerlendirdi ve tesisler ile çalışanların korunmasına yönelik önlemleri görüştü.

Siyasi temasların hız kazanmasıyla birlikte Neccar, petrol anlaşmazlığında gerçek ve kesin bir ilerlemenin ancak Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile Başbakan Ali ez-Zeydi arasında petrol ve doğal gaz krizini tamamen çözecek kapsamlı bir anlaşmanın resmen ilan edilmesiyle mümkün olacağını belirtti.


El-Kaide neden saldırılarını Afrika Sahel'inin kırsal kesimlerinden başkentlerine kaydırdı?

Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
TT

El-Kaide neden saldırılarını Afrika Sahel'inin kırsal kesimlerinden başkentlerine kaydırdı?

Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)

Sağir el-Hidri

El-Kaide'nin Sahel kolu olan Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin’in (CNIM) Nijer'in başkenti Niamey'e düzenlediği saldırı, örgütün savaşlarını uzak kasaba ve şehirlerden başkentlere kaydırmasının nedenleri hakkında ciddi soruları gündeme getirdi.

Bu saldırıdan önce, örgüt Mali'nin başkenti Bamako'yu kuşatarak ve yakıt tedarikini durdurarak şehri adeta boğmuş, ardından da ayrılıkçı Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA) ile başkente, Kidal ve Gao gibi diğer şehirlere karşı koordineli bir saldırı başlatarak hükümet güçlerine ağır kayıplar verdirmişti.

Afrika'nın Sahel bölgesindeki siyasi ve istihbarat çevreleri, el-Kaide'nin son aylarda sahada önemli ölçüde etki kazanma gücü konusunda uyarıyor. Zira bu durum, örgütün hükümet binalarının bulunduğu başkentleri tehdit etmesine olanak tanıdı. Nitekim örneğin Nijer hükümeti, örgütün saldırıları nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ve Başbakanlık Ofisi’nin çevresindeki yolları kapatmak zorunda kaldı.

Tehlikeli sonuçlar

Sahel'deki Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütünün lideri İyad Ag Ghali, el-Zallaqa platformunda sürekli olarak askeri darbelerle iktidara gelen hükümetlerin devrilmesini savunan videolar yayınlıyor. Ayrıca, son yıllarda bölgeye yaklaşık 2 bin paralı asker konuşlandıran Rusya'yı kovma sözü de veriyor.

Ag Ghali, hem Nijer hem de Mali'deki geçiş dönemi yetkilileri tarafından her zamankinden daha çok aranıyor ve yakalanmasını veya öldürülmesini sağlayacak bilgiler verenler için önemli ödüller koyuldu.

Afrika işleri uzmanı siyasi analist Muhammed Turşin, “Sahel'de Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütü tarafından düzenlenen saldırının şüphesiz ilk veya son olmayacağına” inandığını söyledi. “Aylardır Niamey Uluslararası Havalimanı'nı ve içindeki bir askeri üssü hedef alıyor. Bence bu eylem, Mali ordusunun Rus-Afrika Lejyonu unsurlarıyla koordineli olarak örgüte karşı başlattığı büyük saldırının ardından bir mesaj gönderme amacı taşıyordu” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Turşin şunları da söyledi: “Nijer başkentine birden fazla kez saldırmanın ardındaki mesaj, örgütün hâlâ önemli sayıda savaşçıya ve savaşın yerini değiştirebilecek ve silahlı çatışmaların kapsamını genişletebilecek kapasiteye sahip olduğudur.”

Askeri sözlerine şöyle devam etti: “Bu nedenle, doğrudan gerilla savaşına veya ulusal ordulara karşı çok yönlü stratejilere dayanan bu yaklaşıma güvenmek, özellikle örgütün önemli askeri yeteneklere sahip olması nedeniyle, Sahel ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını etkileyecek çok tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.”

 Turşin, “Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin güçlerinin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesinin, örgütün askeri gücünün artmasına önemli ölçüde katkıda bulunduğunu” değerlendiriyor. “Bu nedenle, Niamey, Bamako ve hatta Vagadugu gibi başkentleri başarıyla tehdit etme şansı artık çok yüksek” diyor.

Yönetme hırsı

El-Kaide, Nijer, Mali ve Burkina Faso'da siyasi bir rol oynama arzusunu gizlemiyor; bu nedenle gözlemciler, bu başkentler üzerindeki baskısının, orada iktidarda olan rejimler ile müzakere pozisyonunu iyileştirmeyi amaçladığına inanıyor.

Afrika işleri konusunda uzman siyasi ve güvenlik araştırmacısı Abdul Sido, “gerçekte, el Kaide saldırıları son haftalarda Sahel bölgesinde benzeri görülmemiş bir ivme kazandı. Örgüt, örneğin Mali Cumhurbaşkanı Assimi Goïta'nın da kabul ettiği gibi, önemli hükümet binalarının ve önde gelen askeri kurumların bulunduğu başkentleri tehdit etmek için güvenlik açıklarından yararlanıyor” dedi.

Özel bir açıklamada Sido, “örgüt, başkentlere saldırarak çeşitli mesajlar vermeye çalışıyor. Birincisi, iktidardaki askeri cuntaların prestijini zayıflatmayı ve onları rejimlerini ve çevrelerini koruyamayacak biçimde göstermeyi, böylece iç ve dış dünyada onları zor durumda bırakmayı amaçlıyor” diye açıkladı.

“İkincisi, bu saldırıların amacı, askeri cuntaları örgütle müzakerelere başlamayı ve onu hükümete entegre etmeyi düşünmeye zorlamaktır. Askeri cuntalar, özellikle Mali'de, örgütün iktidara ortak olma hırsının farkındalar ve yabancı yatırımları, başkentleri ve diğer bölgeleri tehdit etme gücünden korkuyorlar” diye belirtti.

Yine Sido, Afrika'nın Sahel bölgesindeki askeri cuntaların el-Kaide ile gerçekten başa çıkamayacak durumda olmalarının gölgesinde, bugün bir “yol ayrımında” olduklarını vurguladı.

Zor bir pozisyon

El-Kaide'nin düzenlediği saldırılar, özellikle bu örgütün ayrılıkçılarla alışılmadık ittifaklar kurarak sahadaki etkisini güçlendirmesine olanak sağlaması nedeniyle, iktidardaki rejimlerin kaderi hakkında endişelere yol açtı.

 Turşin, “İktidardaki rejimlerin zor bir durumda olduğunu ve Rusya ile ittifaklarına rağmen şu anda örgütle başa çıkamayacak durumda olduklarını” düşünüyor. “Sahel'de el-Kaide'nin aşırıcılık ve benzeri ideolojilere dayalı unsurları kendisine çeken bir örgüt olmadığına, aksine tarihsel uzantıları olan, etnik ve ırksal olarak iç içe geçmiş toplumlardan kendisine üye topladığına” işaret etti.

“El-Kaide'ye katılanlar, bunun yaşadıkları tarihsel haksızlıkları gidermelerine olanak sağlayacağına inanıyorlar. Bu nedenle, bence çözüm, bölgedeki tarihsel adaletsizlikleri ve dışlanma sorunlarını ele alan gerçek bir uzlaşmaya ulaşmaktan geçiyor” tespitinde bulundu.


Aden kendisiyle yüzleşirken Güney Geçiş Konseyi çöküş ile kaosu körükleme arasında bocalıyor

Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Aden kendisiyle yüzleşirken Güney Geçiş Konseyi çöküş ile kaosu körükleme arasında bocalıyor

Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi (GGK), geçtiğimiz cuma günü Yemen'in güneyindeki Aden, Mukella ve Seyyun şehirlerinde ‘vesayeti reddetmek ve işgale karşı çıkmak’ adını verdiği ‘milyonluk gösteri’ aracılığıyla Yemen sahnesinde yeniden boy gösterme girişimini bir kez daha tekrarladı.

Riyad önderliğindeki Arap koalisyonunun desteklediği meşru Yemen hükümeti yetkilileri, gösterilerin içindeki kargaşa, şiddet olayları ve saldırılara karşın ‘barışçıl’ gösterilere müdahale etmedi. Pek çok aktivist tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülere göre polis ve güvenlik kuvvetleri, göstericileri dağıtmak ve onlarla hükümeti destekleyen kalabalıklar arasındaki çatışmaları sona erdirmek amacıyla yalnızca havaya uyarı ateşi açmakla yetindi.

GGK yanlılarının gösterileri, GGK Başkanı İdris ez-Zubeydî'nin fotoğraflarının yanı sıra Yemen hükümetine ve Suudi Arabistan'a yönelik karşıt sloganlar taşıdı. Bu sloganlar, Riyad önderliğindeki koalisyonun Yemen meşruiyetine verdiği destek ile koalisyonun Yemen'in güney vilayetlerinde siyasi ve güvenlik normalleşmesini yeniden sağlamak için gösterdiği büyük çabayı reddediyordu. GGK, bu çabalar kapsamında hükümet bütçelerini güçlendirmek, temel hizmetleri desteklemek ve özellikle çöl ve sahil bölgelerindeki o kavurucu yaz aylarında su ve elektrik hizmetlerini ayakta tutmak amacıyla cömert mali ve ayni yardımlar sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre GGK aktivistleri, Hadramut ve diğer bölgelerde hükümeti ve Riyad önderliğindeki Arap Koalisyonu’nu destekleyen karşı gösterileri de engellemeye çalıştı. Öte yandan bazı karşı taraf üyeleri Zubeydî'nin fotoğraflarını ve GGK bayraklarını indirip yırttı ve yaktı.

Geçtiğimiz cuma günü Aden ve Hadramut'taki GGK gösterilerinde hâkim olan coşkuya ve GGK’nın rakiplerinin bunları küçümseme girişimlerine karşın bu gelişmeler, girişimin tekrarlanmasının ardındaki güdü, bunu finanse eden taraf ve başlatıldığı zamanlama konusunda gerçek sorular doğurdu.

Yemen'in kuzeyinden ayrılmayı talep eden GGK gösterileri, kuzeyde İran bağlantılı darbeci Husilerin fiili iktidarının uygulamalarını kınayan herhangi bir içerik taşımıyordu. Bununla birlikte bu değerlendirme, Yemen’in kuzeyinde ve güneyinde yaşananlar arasındaki bağlantıya ilişkin belgelenmiş kanıtlar olduğunu varsaymak yerine bu olayların eş zamanlılığını, siyasi ve toplumsal etki girişiminin ötesine geçerek orta ve uzun vadede bölgesel çıkarlara hizmet eden jeopolitik bir gerçeklik yaratmayı hedefleyen dış müdahalelerin sürdüğünün göstergesi olarak ele alıyor.

GGK başkanlık kurulu, 9 Ocak 2026 Cuma günü Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan ‘GGK’nın ve tüm ana ile alt kurul ve organlarının feshedildiğini’ açıklamıştı. Kurulun açıklaması ayrıca yurt içi ve yurt dışındaki tüm konsey ofislerinin kapatıldığını ve Suudi Arabistan himayesinde kapsamlı bir güney-güney konferansı düzenlenmesine hazırlık yapılarak ‘adil güney hedefini’ gerçekleştirme yolunda çalışmalara başlandığını duyuruyordu.

Pek çok uzman ve hukukçu, GGK’nın kamuoyunda yeniden boy göstermesinin hem daha önce ilan ettiği ‘fesih’ kararından geri adım atması hem de ‘adil güney hedefine’ hizmet edecek yeni bir çerçeve içinde faaliyet sürdüreceğine dair taahhüdünün ihlali niteliği taşıdığını değerlendiriyor. Söz konusu hedef üzerinde, aylardır büyük çoğunluğu Riyad'da bulunan temsilcilerine karşın Riyad’da umut edilen güney-güney konferansını bir türlü toplayamayan güney siyasi, toplumsal ve aşiret güçlerinin büyük bölümünün birbirinden ayrışan görüş ve tasarımları bulunuyor.

Bir kesim, GGK'nın iç ve dış tüm kurumlarını ve ofislerini kapatacağını duyurmasının GGK’yı o tarihten itibaren ‘yasaklanmış bir yapı’ statüsüne soktuğunu ve geçmiş on yıl boyunca meşru hükümet bünyesinde bulunurken bu hükümete karşı ‘silahlı isyan’ yürütmesinden dolayı hesap vermesi gerektiğini savunmuştu. GGK Başkanı Zubeydi, hükümetin en yüksek kurumu olan Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin üyesi olmuş, GGK üyelerinin büyük çoğunluğu ise art arda kurulan hükümetlerde bakanlık koltuklarının büyük bölümünü ele geçirmiş, taraftarları da yurt içindeki atamalarda ve üst düzey makamlar ile yurt dışındaki büyükelçiliklerde aslan payını almıştı.

cd89l9
Yemen hükümetine bağlı askerler, Husiler tarafından yıllardır Taiz kentine uygulanan kuşatmanın sona erdirilmesini talep eden protesto gösterisinde Aden'de Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin fotoğrafının yer aldığı bir pano önünde nöbet tutarken, 25 Mayıs 2022 (AFP)

Yemen'in kuzeyinden ayrılmayı talep eden GGK gösterileri, kuzeyde İran bağlantılı Husi darbeci fiili iktidarının uygulamalarını kınayan herhangi bir içerik taşımıyordu.

Yemen hükümeti, (feshedilen) GGK’nın başkanını ‘yolsuzluk, milyarlarca dolara el koyma ile başta Aden şehri olmak üzere kamu arazileri ve devlet binalarını gasp etmekle’ ciddi biçimde suçlamış ve tüm bu para ile mülkleri geri almak için onu yargıya sevk edeceğine söz vermişti. Ancak bu yönde atılan tek adım medyaya yansıyan açıklama ve haberlerden ibaret kaldı. Bir kesim bu durumun GGK'yı iç kesimlerindeki bazı taraftarları ve destekçileri meşru hükümete meydan okumaya ve geçici başkent Aden'deki cumhurbaşkanlığı sarayındaki varlığına yönelik tehdit söyleminin dozunu artırmaya sevk ettiğini değerlendiriyor. Üstelik bu tırmanma, hükümetteki kuzey liderliğine hakaret yağdırılması ve üzerlerindeki dini ibareler ve sembolik değerleri bir yana, destekçi komşu ülkelerin bayraklarının yakılmasına kadar vardı.

Tepkiler

Yemen'in iç kamuoyunun güney vilayetlerinde yaşanan olaylara tepkisi her zamanki gibi farklılık gösterdi. Bir kesim bu olayları meşru bulurken pek çoğu olayların ‘yapay’ olduğunu ve Yemen'in geleceği ile güneyin bu gelecekteki yerini tartışacak bir güney-güney konferansına hazırlık sürecinde güney sakinlerinin gerçek bir siyasi mağduriyetini yansıtmadığını öne sürdü. ‘Yasaklı’ GGK’nın gösterilerini başlı başına derin bölünmeler ve güney illerinin büyük çoğunluğunu ağır biçimde etkileyen geçim krizleri nedeniyle ‘zaten gergin olan toplumsal barışı daha da bozmaya yönelik bir girişim’ olarak nitelendiren başka kesimler de oldu. Pek çok kişi ise özellikle GGK aktivistlerinin bu krizi insanları ‘evlerindeki yüksek sıcaklıktan kaçmak için’ ve serinletme amacıyla klima çalıştıracak elektrik olmadığı için meydanlara çıkmaya davet ederek istismar etmeye çalıştığı bir dönemde elektrik santralleri ve su istasyonlarını çalıştırmak için büyük miktarda petrol ve motorin göndererek bölgelerine yardım koşan Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları kınayarak reddetti.

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Hadramut'un Mukella şehrindeki son protestolarda yaşanan ‘kayıplara duyduğu kaygıyı’ dile getirerek BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) sunduğu brifingde bu kayıpların koşullarının soruşturulması çağrısında bulundu. Grundberg, bu zorlu koşulların aşılması için ‘Yemen'in güneyindeki halklar arasında ortak bir anlayışa’ varılması gerektiğini vurgulayarak bazı Yemen taraflarının ‘bölgesel gelişmelere’ bahis oynamasının ‘kimsenin hâkim olamayacağı bir fırtınaya bahis oynamak’ anlamına geldiğine de işaret etti. Bu ifadenin, görünürde son ABD-İsrail-İran savaşında Husilerin İsrail'e yönelik sonuçsuz saldırılarına gönderme yaptığı değerlendiriliyor.

7klı98l
GGK destekçileri, Yemen’in Aden kentinde düzenlenen bir yürüyüş sırasında Güney Yemen bayraklarını dalgalandırırken, 2 Ocak 2026 (AP)

GGK, daha önce Aden'i kaybetmesinin ardından Hadramut ve Mehre'yi de kaybetti. Aden'i tüm Yemen için hatta yalnızca güney için bile çekici bir model haline getirmeyi başaramadı; bu başarısızlık sonunda kendisini de kaybetmesine yol açtı.

Yine başa dönüldü

GGK’ya bağlı güçler geçtiğimiz yılın aralık ayında Yemen'in doğusundaki Hadramut ve Mehre vilayetlerine saldırdı. Bu hamle, GGK Başkanı İdris ez-Zubeydi'nin bu iki ilin Suudi Arabistan ile olan karmaşık sosyal ve siyasi iç içe geçmişliğini ağır biçimde yanlış değerlendirmesi olarak nitelendirildi. Suudi Arabistan bu iki ilin en büyük ve en yakın komşusuydu. Zubeydi, bu hatanın bedelini bizzat ödedi ve GGK’daki bazı yoldaşlarıyla birlikte ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Taraftarlarına ‘Mehre-Hadramut seferinin Yemen'den İngiltere'nin ardından ikinci bağımsızlığın ilanına ramak kaldığını ilan ettiği güney’ anlamına geleceğini vaat etmiş olan GGK’nın hayalleri ve özlemleri yerle bir oldu. GGK’nın bazı taraftarları, Suudi Arabistan'ı ‘gerekçesiz’ ve Yemen hükümetiyle koordinasyon sağlanmaksızın başlatılan bu saldırı karşısında yerel güçleri destekleyerek araya girmek suretiyle bu hayali suya düşürmekle suçladı.

GGK böylece daha önce Aden'i kaybetmesinin ardından Hadramut ve Mehre'yi de yitirdi. Aden'i tüm Yemen ya da en azından güney için çekici bir model haline getirmeyi başaramadı; bu başarısızlık sonunda kendisini de kaybetmesiyle noktalandı. Gerçek şu ki GGK liderliğinin büyük bölümü eski konumlarını, çıkarlarını ve ayrıcalıklarını yitirdi. Bu durumun onların hoşuna gitmemesi ya da seyirci kalması beklenemez.

Bugün tüm bunlar karşısında yapılması gereken en doğru hareket GGK liderliğinin geçmişteki düşünce biçimi ve çalışma tarzı konusunda sorumlu bir özeleştiri yapması olur. Yemen hükümetinin de gerçekçi ve akılcı çözüm yollarına yönelmesi gerekiyor. Hepsinden önemlisi herkesin, ‘herhangi bir devletin, ne başka savaşlar doğuran savaşlarla ne de yalnızca nefret kültürü, öç alma ve intikam güdüleri bırakan siyasi şiddetle ne de coğrafi haritaları ve tarihin gerçeklerini hiçbir koşulda değiştiremeyecek olan kaosu körüklemekle yeniden inşa edilemeyeceğini’ anlaması gerekiyor.