Batı, 9 Mayıs Zafer Günü’nü ‘Rusya'nın yenilgisi’ olarak lanse etti

İngiliz The Guardian Gazetesi, ‘nükleer savaş riskine girmeden’ Moskova'yı yenmenin bir gerçeklik haline geldiğini vurgulayarak Sovyetler Birliği’nin 1980'lerde Afganistan'daki yenilgisini hatırlattı

Batı ülkeleri, Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamaları Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonun ‘başarısızlığı’ ile ilişkilendirdi (AFP)
Batı ülkeleri, Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamaları Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonun ‘başarısızlığı’ ile ilişkilendirdi (AFP)
TT

Batı, 9 Mayıs Zafer Günü’nü ‘Rusya'nın yenilgisi’ olarak lanse etti

Batı ülkeleri, Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamaları Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonun ‘başarısızlığı’ ile ilişkilendirdi (AFP)
Batı ülkeleri, Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamaları Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonun ‘başarısızlığı’ ile ilişkilendirdi (AFP)

Mustafa el-Ensari
Batı, Ukrayna’nın farklı bölgelerindeki şiddetli çatışmalara rağmen Rusya'nın yenilgisine işaret etmekte aceleci davrandı. Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna’daki askeri operasyonun hedeflerinin tamamına ulaşmaktaki ısrarcı tutumu çerçevesinde Kremlin, Ukrayna’da askeri ve stratejik hedeflere ulaşıldığını duyurdu.
ABD öncülüğünde Avrupalı ​​güçler, savaşın maliyetini yükseltme fikrini birkaç kez Putin'e pazarlamış olsalar da bugünlerde yapılan erkenden zafere ulaşma ile ilgili konuşmalar ve zirvedeki savaşlar, propaganda savaşının ve Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamalarının kesintiye uğratılmasının ötesine geçebilir. Savaşın doğrudan etkileri günlük hayatlarının çeşitli alanlarında hissetmeye başlayan Avrupalılar arasında ‘zafer bir saatlik sabırdır’ diyerek savaşın bitmek üzere olduğunun söylendiği bir güven ortamı oluşturulmalı.
‘Rusya'nın yenilgisi’ ifadesi, Batı sahnesindeki tablonun tamamı olmasa da, bir özettir. Fakat İngiliz  The Guardian Gazetesi gibi Batılı gazeteler bu yenilgiyi açıkça desteklemeye başladılar. “Ukraine and Russia: A Fraternal Rivalry” (Ukrayna ve Rusya: Kardeşler Arası Bir Rekabet) kitabının yazarı Anatol Lieven tarafından gazete için kaleme alınan makalede gazeteci yazar Lieven, hiç çekinmeden “Ukrayna'nın zaten savaşı kazanıyor. Nükleer bir savaş riski olmadan  zafer kazanmak mümkün” yazdı. Leiven, savaşın şu anda tartışılmakta olan Rusya ile ABD arasındaki Gürcistan ve Kırım'daki mevcut krizlerin öncesinde ‘Rusya’nın işgali altındaki toprakları’ hedef alan bir vekalet savaşına dönüşebileceği konusunda uyardı. Yazar, böyle bir adımı tehlikeli ve ‘gereksiz’ gördüğünü ifade ederken vekalet savaşı olmadan Rusya'ya karşı zafer kazanılabileceğini belirtti.

“Büyük Zafer”
Leiven görüşünü, Rus ordusunun artık daha sınırlı bir hedefle doğuda yeniden bir araya geldiği ve Moskova'nın zaten bağımsız bir bölge olarak tanıdığı çoğunluğunu Rusların oluşturduğu Donbass bölgesinin tamamını ele geçirmesi göz önüne alındığında,  ‘Rusya’nın işgalinin asıl amacı olan Kiev'in ele geçirilmesi ve Ukrayna hükümetinin değiştirilmesiyle ulaşılacak büyük zafer’ olarak nitelediği Rusya'nın ülkede yeniden merkezileşmesi açısından detaylandırıyor.


Rusya'daki Zafer Günü kutlamaları askeri geçit töreninde hazır bulunan askerler (Getty)

Leiven, Rus ordusunun önümüzdeki haftalarda Kiev’i ele geçirmeyi başarması halinde, Moskova'nın bir sonraki adımının net olmadığını, ama her ne olursa olsun, Rusya'nın ‘üst düzey subayları arasında verdiği ağır kayıpların’ üstünü örtemeyeceğini düşünüyor. Çünkü Leiven’e göre Rus ordusunun Kiev’e kıyasla nispeten daha küçük bir şehir olan Mariupol kentini ele geçirmesinin dahi iki ay sürerken, kenti ancak harabeye dönüştürerek alabildi.
Bu çerçevede Rusya'nın Odessa gibi daha büyük şehirleri ele geçirmeye yönelik başka bir askeri operasyona yönelmesinin ‘inanması güç’ olduğunu belirten Leiven, durumun Rusya'nın savunma pozisyonu alarak ateşkes ve barış görüşmeleri teklif etmesiyle sonuçlanmasını bekliyor.

Rus ordusunun itibarı söz konusu
Liberal çizgideki The Guardian Gazetesi, bu senaryonun Putin'in halkına önemli bir zafer kazanmış gibi davranmasını engellemeyeceği, kendisinin ‘savaşın Rus ordusunun itibarını zedeleyen askeri, siyasi ve ahlaki bir felaket olduğu gerçeğini’ örtbas etmesine engel olmayacağını belirtirken ancak bunu, barışçıl yolardan Ukrayna’yı desteklerken Rusya'yı askeri olarak cezalandırmaya yönelik kapsamlı bir çaba bağlamında Avrupa'nın hızlı eylemi ve ekonomik olarak, en ağır yaptırımlar ve Rusya’nın Batı'daki en büyük hakimiyet araçları olan petrol ve doğalgazın kademeli olarak dağıtılması gibi çeşitli araçlar aracılığıyla Rusya’dan tedarik edilen enerjiye olan bağımlılığını sona erdirme ve azaltma konusundaki şaşırtıcı kararlılığıyla ilişkilendirdi.


Moskova'daki Kızıl Meydan'da yapılan Zafer Günü kutlamalarından bir kare (Getty)

The Guardian, Rusya’nın yenilgisini ilan etmede acele eden tek Batılı yayın organı değildi. France 24 ve BBC de Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamaları vesilesiyle Batı ülkelerinin Ukrayna krizinde Rusya'ya karşı bir zafer kazanılacağına olan güvenlerini ortaya koyan bir birine yakın analizler yaptılar. Ancak bu kez onlarca yıl önce Nazi Almanyası tarafından temsil edilen Avrupa'ya karşı zafer kazanan Rusya’nın, kendisine karşı iş birliği yapan ve iki güç arasındaki tarihi ve öncelikli hesaplarını çözen Ukrayna ile iş birliği yapan Avrupa'ya karşı da benzer bir zafer elde etmeye kararlı olduğunu söyleyerek daha net anlamlar yüklemeye çalıştılar.

“Nazilerle çatışma kaçınılmazdı”
Londra'daki King's College'dan Profesör Michael Clarke, konuyla ilgili değerlendirmesinde Rusya’nın Ukrayna'daki bazı başarısızlıkları olarak gördüğü noktalarla ilgili olarak şunları söyledi:
“Donbass'ta yaşananlar, Putin'e farklı yenilgi türleri arasında bir seçim yapmaktan başka bir seçenek sunmuyor. Savaş sonbaharda çıkmaza girerse, bu kadar çok ağır kayıp ve çekilen sıkıntıya karşı gösterebileceği fazla bir kazancı olmayacak.”
Prof. Clarke, BBC’nin bir kısmını alıntıladığı makalesinde, Putin'in buna rağmen geri adım atacak bir kişilikte olmadığını belirterek Putin’e kalan tek siyasi stratejinin, Ukrayna'daki savaşı başka bir şeye dönüştürmek, yani savaşı Rusya'nın beka mücadelesinin ve Moskova'yı yıkmak için fırsat kollayan Batı'daki Nazilere ve emperyalistlere karşı mücadelesinin bir parçası haline getirmek olduğunu söyledi.
Putin, Zafer Günü konuşmasında Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin ‘anavatan ve geleceği için savaştığını’ vurgulayarak ordunun kendisin hayal kırıklığına uğratmadığını söyledi. Putin, ‘Rusya’nın yeni bir savaş yaşamaması için’ her şeyin yapılması vurgulayarak “Tüm işaretler, NATO’nun askeri olarak Rusya'ya komşu topraklara doğru ilerleyip sınırlarına yaklaşmasından sonra neo-Nazilerle bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu gösteriyordu” ifadelerini kullandı.
The Guardian ise, Rusya'nın yenilebileceği düşüncesiyle bunun olası yansımalarına değindi. Bunu şimdiye kadarki en önemli konu olan Ukrayna'nın egemenliği ve bağımsızlığı ve Batı ile uyum ile ilişkilendiren gazete, “Ukrayna ve Batı zaten kazandı, bu nedenle, özellikle söz konusu bölgenin çoğu 2014 yılından beri Rusya’nın kontrolü altında olduğundan, bölgesel konularda tavizler söz konusu olduğunda bir dereceye kadar esnekliğe izin vermeli” ifadelerine yer verdi.
Rusya'nın Ukrayna'yı başka yerlere saldırmak için bir platforma dönüştürmeyi planladığına dair bir takım endişeler olduğuna işaret ederek Rusya’dan 20 milden uzak olmayan şehirleri bile ele geçiremeyen Rus ordusunun NATO'ya karşı koymasının fazla olası olmadığını vurguladı.

“Tam bir zaferin” bedeli olacağı uyarısı
The Guardian, tehlikeli olarak değerlendirdiği tepkiler arasında, Gürcistan ve Azerbaycan gibi diğer ülkelerin kaybettikleri toprakları zorla geri almak isteyebileceklerine dair gittikçe güçlenen olasılıklara işaret etti. Bu olasılıkların gerçekleşmesi halinde daha geniş ve daha tehlikeli bir çatışmanın yaşanabileceği uyarısında bulunan gazeteye göre ‘eğer Ukrayna savaşı, ABD yönetiminin şimdi niyetlendiği gibi, Rusya'ya karşı bir vekalet savaşı haline gelirse’ bu eğilimin büyük olasılıkla körükleneceğinin altını çizdi.


Moskova'daki Zafer Günü kutlamaları sırasında savaş jetlerinin geçişinden bir kare (AFP)

Leiven, The Guardian’ın aktardığı makalesinin bölümünde, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in ABD’nin Ukrayna’daki savaşı Rusya’yı zayıflatmak ve daha fazla ülkeyi işgal etmesini engellemek için kullanması gerektiğine işaret ettiğine ve ABD ve İngiltere'deki önemli seslerin tam bir zafer elde etmek için Ukrayna'ya yardım edilmesi gerektiğini dile getirdiğini söylediğine dikkati çekti. Leiven’e göre bu da Rusya'nın 2014 yılından bu yana işgal ettiği tüm bölgelerden kovulması anlamına geliyor.
Leiven, Ruslara karşı zafer kazanmanın mümkün olduğu bir zamanda ‘Putin’i aşağılayıcı bir yenilgiye uğratmak’ için ‘nükleer savaş kabusunun dönüşünün habercisi’ olarak nitelediği ve kendisini dehşete düşürdüğünü söylediği Sovyetler Birliği’nin Afganistan’daki yenilgisi modeline başvurulması çağrısıyla fazla ileri gidildiğini söyleyerek böyle bir adıma karşı uyardı. Afganistan modeli, ABD’nin 1980’li yıllarda Afganistan'daki mücahitlere verdiği desteğin Afganistan, ABD ve Ortadoğu üzerindeki tüm korkunç sonuçlarıyla birlikte pazarladığı bir modeldir.

Batı'nın mühimmat stoku eriyor
Fakat tablonun diğer tarafında Washington Post gibi ABD’nin genişleyen bir çatışma çemberine karşı dikkatli olması gerektiğine dair uyaran Batılı bir gazete görüyorsunuz. Gazete, Ukrayna'daki savaşın, maliyetli ve hızlı bir şekilde değiştirilmesi zor olan Amerikan demokrasisinin mühimmat stokunu erittiğini vurguladı.


Rusya Devlet Başkanı Putin, Moskova'da Zafer Günü kutlamaları sırasında konuşma yapken (AP)

Washington Post, Rusya basını tarafından çokça atıfta bulunulan eski bir analizinde, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne bir hafta boyunca gönderdikleri tanksavar silahlarının bir günde tükendiğine, iki ay içinde ABD cephaneliğindeki örneğin Javelin tanksavar füze sistemlerinin üçte bir oranında azaldığına ve çatışmalar bu yoğunlukta devam ederse, Batı'nın mühimmat stokunun biteceğine işaret edildi.
Batılı tarafların pek çok nedenden dolayı Ukrayna savaşını sona erdirme ya da bunun için gerekli araçları hazırlama konusunda acelesi yok gibi görünüyor. Savaşın devam etmesi, ABD ve diğer Batı ülkelerindeki seçim hırslarını destekleyebilir. Daha önemlisi Rusya'yı tüketebilir. Belki daha sonra Putin'i devirmek ve Avrupa'yı, biyoenerji kartıyla eski kıtayı etkilemekle suçlanan Moskova'dan uzaklaştırmak için kullanılabilir. Peki, Putin buna izin verir mi?



Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters
TT

Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters

ABD ve İran’ın karşılıklı olarak geri adım atmaması, çatışmaların uzun sürebileceğine işaret ediyor. Arabuluculuk girişimleri ise şimdilik sonuç vermiş değil

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, İran’la devam eden savaşı sona erdirmek amacıyla başlatılmak istenen diplomatik temaslara mesafeli durduğu bildirildi.

Reuters’a konuşan diplomatik kaynaklara göre Washington yönetimi, Ortadoğulu müttefiklerin ateşkes görüşmelerini başlatma girişimlerini geri çevirdi. İran ise ABD ve İsrail saldırıları sona ermeden herhangi bir ateşkesi değerlendirmeyeceğini açıkladı.

Uzmanlara göre tarafların mevcut tutumu, savaşın kısa vadede sona ermesinin zor olduğunu gösteriyor.

Taraflar müzakereye hazır görünmüyor

Konuya yakın üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre ABD yönetimi, iki hafta önce ABD ve İsrail’in geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan çatışmaları diplomasi yoluyla sonlandırma girişimlerine şu aşamada sıcak bakmıyor.

İranlı iki üst düzey yetkili de Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail saldırıları durmadan ateşkes ihtimalini reddettiğini söyledi.

Kaynaklara göre İran’ın ateşkes için öne sürdüğü şartlar arasında; ABD ve İsrail saldırılarının tamamen sona ermesi, bu durumun kalıcı güvence altına alınması, savaş nedeniyle tazminat ödenmesi gibi talepler bulunuyor.

Petrol piyasalarına etkisi büyüyor

Savaşın etkileri sadece bölgeyle sınırlı kalmazken, küresel enerji piyasalarında da ciddi dalgalanmalara yol açıyor.

İran’ın dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatması, petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu.

ABD’nin cuma gecesi İran’ın en büyük petrol ihracat terminallerinden biri olan Harg Adası’nı hedef alması da Washington’un askeri baskıyı artırma stratejisinin süreceğine işaret eden bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney ise Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını ve gerekirse bölgedeki saldırıların genişletilebileceğini açıkladı.

Savaşta şu ana kadar çoğu İran’da olmak üzere 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Arabuluculuk girişimleri tıkandı

Savaş öncesinde İran ile Batılı ülkeler arasında dolaylı görüşmelere aracılık eden Umman’ın, taraflar arasında yeniden iletişim kurulması için birden fazla girişimde bulunduğu ancak bu çabaların sonuçsuz kaldığı ifade edildi.

Reuters’a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, Trump’ın önceliğinin İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmak olduğunu söyledi.

Yetkili şu ifadeleri kullandı:

Başkan şu anda bu tür görüşmelerle ilgilenmiyor. Operasyon kesintisiz devam edecek. Belki ileride diplomasi gündeme gelebilir ancak şu an için böyle bir plan yok.

Trump da savaşın ilk günlerinde yaptığı bir sosyal medya paylaşımında İran yönetiminin görüşmek istediğini ancak bunun için artık "çok geç" olduğunu savunmuştu.

Beyaz Saray’dan bir başka yetkili ise İran’da ortaya çıkabilecek yeni bir yönetimin ileride diplomasiye açık olabileceğini ancak mevcut durumda askeri operasyonların süreceğini belirtti.

Washington’da strateji tartışması

Savaşın petrol fiyatlarını artırmasının ABD iç siyasetine de etkileri olabileceği değerlendiriliyor.

Bazı ABD’li yetkililer ve Trump’ın danışmanları, yaklaşan ara seçimler öncesinde artan benzin fiyatlarının Cumhuriyetçi Parti için siyasi risk oluşturabileceği uyarısında bulunarak savaşın hızlı şekilde sonlandırılmasını savunuyor.

Buna karşılık bazı güvenlik yetkilileri ise İran’ın füze programının tamamen ortadan kaldırılması ve nükleer silah geliştirme ihtimalinin engellenmesi için askeri operasyonların sürmesi gerektiğini düşünüyor.

Trump’ın diplomatik girişimleri reddetmesi, yönetimin kısa vadede savaşı bitirmeye yönelik bir strateji benimsemediği şeklinde yorumlanıyor.

İran’da da sertlik yanlıları güç kazanıyor

Kaynaklara göre savaşın ilk günlerinde taraflar gerilimi azaltma ihtimaline daha açık görünüyordu. Hatta bazı ABD’li yetkililerin Umman üzerinden temas kurduğu da belirtiliyor.

İran Ulusal Güvenlik yetkilisi Ali Laricani ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de, olası ateşkes görüşmeleri için Umman üzerinden temas kurmaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak bu girişimlerin ilerleme sağlamadığı belirtiliyor.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, savaş ilerledikçe Tahran’ın tutumunun daha da sertleştiğini söyledi.

Yetkili, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün kaybedilmesini savaşın kaybedilmesiyle eşdeğer gördüğünü belirtti.

"Bu nedenle Devrim Muhafızları herhangi bir ateşkesi veya diplomatik girişimi kabul etmiyor. Çeşitli ülkelerin çabalarına rağmen İran’ın siyasi liderliği de bu görüşmelere katılmayacak" dedi.

Independent Türkçe, Reuters


İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
TT

İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)

Washington ve Tel Aviv'in Tahran'da rejim değişikliği umutları azalırken, İsrail lideri Binyamin Netanyahu siyasi bir sınavla karşı karşıya.

BBC'nin analizinde, Netanyahu'nun "onlarca yıldır bu an için hazırlandığı" ve siyasi kariyerini "İsrail'i düşmanı İran'a karşı savunma sözü" üzerine inşa ettiği yazılıyor.  

Ancak İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey komutanların öldürülmesine rağmen Tahran rejimi hâlâ ayakta.

Hürmüz Boğazı'ndaki krizle birlikte petrol fiyatları yükselmeye devam ederken, savaşı durdurmaları için Tel Aviv ve Washington üzerindeki baskı da artıyor.

Dolayısıyla Netanyahu'nun rejimi devirmeden savaşı sonlandırma planları yapabileceğine dikkat çekiliyor.

Eski İsrail ulusal güvenlik danışmanı ve Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü düşünce kuruluşundan araştırmacı Tümgeneral Yaakov Amidror, İsrail'in rejimi kendisine tehdit oluşturamayacak kadar zayıflatarak temel hedeflerine ulaşabileceğini savunuyor:

Rejim değişikliğini başarabilirsek, bu Ortadoğu'yu da değiştirir. Ancak sınırlarımızı biliyoruz; biz bir süper güç değiliz ve kararlarımızda alçakgönüllü olmalıyız.

Diğer yandan savaşta "tam zafer" sözüyle destek toplamaya çalışan Netanyahu için Tahran rejimini ayakta bırakmak siyasi açıdan riskli olabilir.

Analist Neri Zilber, Hamas'ın hâlâ Gazze'nin yaklaşık yarısını kontrol ettiğini, Hizbullah'ın da 2024'teki ateşkesin ardından mücadeleyi sürdürdüğünü hatırlatarak, İsrail'in geçen sene haziranda 12 gün süren çatışmaların ardından ciddi risk alarak İran'la çok daha büyük bir savaşa girdiğini vurguluyor:

Netanyahu için tehlike burada yatıyor: Geçmişteki vaatleri ona geri dönecek ve dünyanın en güçlü ordusuyla birlikte bu ölçekte yürütülen mevcut savaş bile onun İsrail halkına vaat ettiği sonuçları getirmeyecek.

İran'a karşı Netanyahu'yla ortak operasyon yürüten ABD Başkanı Donald Trump da rejim değişikliğiyle ilgili çelişkili açıklamalar yapıyor. Savaşın ilk günlerinde hem Trump hem de ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, hedefin rejim değişikliği olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunmuştu.

Daha sonra Trump, açıkça İranlılara ayaklanıp yönetimi ele geçirme çağrısı yapmıştı. Ancak Cumhuriyetçi lider, cuma günü Fox News Radio'ya verdiği söyleşide böyle bir hamlenin "çok zor olacağını" itiraf etti.

Netanyahu da perşembe günkü basın açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

Rejimi devirmek için en uygun koşulları yaratıyoruz. Ama İran halkının rejimi devireceğine dair size kesin bir şey söyleyemem. Rejim içeriden devrilir.

Independent Türkçe, Times of Israel, BBC, New York Times


Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
TT

Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

İran içinde bilgi akışına yönelik artan kısıtlamalar ve ülkenin geniş bölgelerinde internetin kesilmesi nedeniyle, uydu görüntüleri sahadaki durumu anlamak ve askeri saldırıların yol açtığı zararları tahmin etmek için temel bir araç haline geldi.

Bu çerçevede yeni bir uydu verisi analizi, yaklaşık iki hafta önce başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran’ın farklı bölgelerindeki tesislerde meydana gelen zararların geniş kapsamlı bir ön görünümünü ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, Oregon Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından dün yayımlanan analiz, saldırıların başlangıcından bu yana ülkedeki çeşitli tesislerde oluşan yıkımın boyutuna dair şimdiye kadar yayımlanan en kapsamlı tablolardan birini sunuyor.

Çalışmanın sonuçları, zararların geniş çaplı olduğunu ve özellikle nüfus açısından İran’ın en büyük şehri olan başkent Tahran ile ülkenin güney-orta kesimindeki Şiraz şehrinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Veriler ayrıca, sahil kenti Bender Abbas’ta 40’tan fazla tesisin zarar gördüğünü gösteriyor.

Stratejik açıdan büyük öneme sahip Bender Abbas, İran’ın ana deniz üslerinden birine ev sahipliği yapıyor ve Hürmüz Boğazı’na yakın konumda bulunuyor. Bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak öne çıkıyor. Mevcut askeri gerilimler nedeniyle bölgede petrol yüklü gemiler birikmiş durumda ve İran tarafından olası saldırılar nedeniyle deniz trafiği konusunda endişeler artıyor.

Analizi, Oregon Eyalet Üniversitesi’ne bağlı Çatışma Ekolojisi Araştırmaları Laboratuvarı’ndan Corey Scher ve Jamon Van den Hoek yürüttü. Araştırmacılar, çalışmalarında daha önce dünyanın farklı bölgelerindeki silahlı çatışmaların etkilerini inceleyen veri analiz tekniklerini kullandı.

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

Van den Hoek, gözlemlenen hasar desenlerinin geleneksel bir cepheye odaklanmayan saldırıların doğasını yansıttığını belirterek, “Şu anda belirli bir cephe yok; çünkü hasar çok kısa bir zaman diliminde İran’ın farklı bölgelerinde meydana geliyor” dedi.

Araştırmacılar, çalışmalarında 28 Şubat’ta başlayan saldırı öncesi Sentinel-1 uydusundan alınan verileri, 2-10 Mart tarihleri arasında toplanan verilerle karşılaştırdı.

Sentinel-1 uydusu, yeryüzündeki değişimleri izlemek için radar teknolojisi kullanıyor. Bu sayede binalar ve tesislerde meydana gelen hasar veya yıkım gözlemlenebiliyor. Ancak bu analiz türü, tarım alanları, yoğun bitki örtüsüne sahip bölgeler ve gelişmemiş alanlardaki hasarları tespit edemiyor.

Araştırmacılar, bu teknolojinin İran’daki geniş arazi alanlarındaki değişimleri izlemek için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirtirken, bazı küçük veya sınırlı hasarları tespit edemeyebileceğini vurguladı.

İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, ABD-İsrail saldırılarının çatışmanın başından bu yana 15 binden fazla hedefi vurduğunu açıkladı.

Gerginliği artıran bir başka gelişmede ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını durdurmaması halinde, İran’a bağlı Hark Adası’ndaki petrol altyapısına yönelik saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, küresel enerji piyasalarının benzeri görülmemiş bir tedarik sıkıntısı yaşadığı dönemde yapıldı.

Trump, bu uyarıyı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla da destekleyerek, ABD’nin Hark Adası’ndaki askeri hedefleri ‘tamamen yok ettiğini’ duyurdu. Ada, İran’ın petrol ihracatında kritik bir nokta; ülkenin petrol sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 90’ı buradan geçiyor ve Hürmüz Boğazı’nın yaklaşık 500 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

Buna rağmen Trump, bugüne kadar ABD saldırılarının ada üzerindeki petrol altyapısını hedef almadığını belirtti ve “Ancak İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin güvenli ve serbest geçişini engelleyecek bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal gözden geçiririm” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)

Trump, İran’ın ABD saldırılarına karşı koyma kapasitesinin bulunmadığını belirterek, “İran ordusu ve bu terörist rejimdeki diğer tüm taraflar silahlarını bırakıp ülkelerinde kalanları kurtarmak için akıllıca davranmalıdır; kalan çok fazla bir şey yok” dedi.

Daha sonra yaptığı bir paylaşımda Trump, medyayı eleştirerek, ‘yalan haber medyası’ olarak nitelendirdiği kuruluşların ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarındaki başarıları görmezden geldiğini savundu. Trump ayrıca, İran’ın ‘tamamen yenildiğini’ ve bir anlaşma