Batı, 9 Mayıs Zafer Günü’nü ‘Rusya'nın yenilgisi’ olarak lanse etti

İngiliz The Guardian Gazetesi, ‘nükleer savaş riskine girmeden’ Moskova'yı yenmenin bir gerçeklik haline geldiğini vurgulayarak Sovyetler Birliği’nin 1980'lerde Afganistan'daki yenilgisini hatırlattı

Batı ülkeleri, Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamaları Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonun ‘başarısızlığı’ ile ilişkilendirdi (AFP)
Batı ülkeleri, Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamaları Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonun ‘başarısızlığı’ ile ilişkilendirdi (AFP)
TT

Batı, 9 Mayıs Zafer Günü’nü ‘Rusya'nın yenilgisi’ olarak lanse etti

Batı ülkeleri, Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamaları Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonun ‘başarısızlığı’ ile ilişkilendirdi (AFP)
Batı ülkeleri, Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamaları Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonun ‘başarısızlığı’ ile ilişkilendirdi (AFP)

Mustafa el-Ensari
Batı, Ukrayna’nın farklı bölgelerindeki şiddetli çatışmalara rağmen Rusya'nın yenilgisine işaret etmekte aceleci davrandı. Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna’daki askeri operasyonun hedeflerinin tamamına ulaşmaktaki ısrarcı tutumu çerçevesinde Kremlin, Ukrayna’da askeri ve stratejik hedeflere ulaşıldığını duyurdu.
ABD öncülüğünde Avrupalı ​​güçler, savaşın maliyetini yükseltme fikrini birkaç kez Putin'e pazarlamış olsalar da bugünlerde yapılan erkenden zafere ulaşma ile ilgili konuşmalar ve zirvedeki savaşlar, propaganda savaşının ve Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamalarının kesintiye uğratılmasının ötesine geçebilir. Savaşın doğrudan etkileri günlük hayatlarının çeşitli alanlarında hissetmeye başlayan Avrupalılar arasında ‘zafer bir saatlik sabırdır’ diyerek savaşın bitmek üzere olduğunun söylendiği bir güven ortamı oluşturulmalı.
‘Rusya'nın yenilgisi’ ifadesi, Batı sahnesindeki tablonun tamamı olmasa da, bir özettir. Fakat İngiliz  The Guardian Gazetesi gibi Batılı gazeteler bu yenilgiyi açıkça desteklemeye başladılar. “Ukraine and Russia: A Fraternal Rivalry” (Ukrayna ve Rusya: Kardeşler Arası Bir Rekabet) kitabının yazarı Anatol Lieven tarafından gazete için kaleme alınan makalede gazeteci yazar Lieven, hiç çekinmeden “Ukrayna'nın zaten savaşı kazanıyor. Nükleer bir savaş riski olmadan  zafer kazanmak mümkün” yazdı. Leiven, savaşın şu anda tartışılmakta olan Rusya ile ABD arasındaki Gürcistan ve Kırım'daki mevcut krizlerin öncesinde ‘Rusya’nın işgali altındaki toprakları’ hedef alan bir vekalet savaşına dönüşebileceği konusunda uyardı. Yazar, böyle bir adımı tehlikeli ve ‘gereksiz’ gördüğünü ifade ederken vekalet savaşı olmadan Rusya'ya karşı zafer kazanılabileceğini belirtti.

“Büyük Zafer”
Leiven görüşünü, Rus ordusunun artık daha sınırlı bir hedefle doğuda yeniden bir araya geldiği ve Moskova'nın zaten bağımsız bir bölge olarak tanıdığı çoğunluğunu Rusların oluşturduğu Donbass bölgesinin tamamını ele geçirmesi göz önüne alındığında,  ‘Rusya’nın işgalinin asıl amacı olan Kiev'in ele geçirilmesi ve Ukrayna hükümetinin değiştirilmesiyle ulaşılacak büyük zafer’ olarak nitelediği Rusya'nın ülkede yeniden merkezileşmesi açısından detaylandırıyor.


Rusya'daki Zafer Günü kutlamaları askeri geçit töreninde hazır bulunan askerler (Getty)

Leiven, Rus ordusunun önümüzdeki haftalarda Kiev’i ele geçirmeyi başarması halinde, Moskova'nın bir sonraki adımının net olmadığını, ama her ne olursa olsun, Rusya'nın ‘üst düzey subayları arasında verdiği ağır kayıpların’ üstünü örtemeyeceğini düşünüyor. Çünkü Leiven’e göre Rus ordusunun Kiev’e kıyasla nispeten daha küçük bir şehir olan Mariupol kentini ele geçirmesinin dahi iki ay sürerken, kenti ancak harabeye dönüştürerek alabildi.
Bu çerçevede Rusya'nın Odessa gibi daha büyük şehirleri ele geçirmeye yönelik başka bir askeri operasyona yönelmesinin ‘inanması güç’ olduğunu belirten Leiven, durumun Rusya'nın savunma pozisyonu alarak ateşkes ve barış görüşmeleri teklif etmesiyle sonuçlanmasını bekliyor.

Rus ordusunun itibarı söz konusu
Liberal çizgideki The Guardian Gazetesi, bu senaryonun Putin'in halkına önemli bir zafer kazanmış gibi davranmasını engellemeyeceği, kendisinin ‘savaşın Rus ordusunun itibarını zedeleyen askeri, siyasi ve ahlaki bir felaket olduğu gerçeğini’ örtbas etmesine engel olmayacağını belirtirken ancak bunu, barışçıl yolardan Ukrayna’yı desteklerken Rusya'yı askeri olarak cezalandırmaya yönelik kapsamlı bir çaba bağlamında Avrupa'nın hızlı eylemi ve ekonomik olarak, en ağır yaptırımlar ve Rusya’nın Batı'daki en büyük hakimiyet araçları olan petrol ve doğalgazın kademeli olarak dağıtılması gibi çeşitli araçlar aracılığıyla Rusya’dan tedarik edilen enerjiye olan bağımlılığını sona erdirme ve azaltma konusundaki şaşırtıcı kararlılığıyla ilişkilendirdi.


Moskova'daki Kızıl Meydan'da yapılan Zafer Günü kutlamalarından bir kare (Getty)

The Guardian, Rusya’nın yenilgisini ilan etmede acele eden tek Batılı yayın organı değildi. France 24 ve BBC de Rusya’nın 9 Mayıs 1945 yılında Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıldönümü olan Zafer Günü kutlamaları vesilesiyle Batı ülkelerinin Ukrayna krizinde Rusya'ya karşı bir zafer kazanılacağına olan güvenlerini ortaya koyan bir birine yakın analizler yaptılar. Ancak bu kez onlarca yıl önce Nazi Almanyası tarafından temsil edilen Avrupa'ya karşı zafer kazanan Rusya’nın, kendisine karşı iş birliği yapan ve iki güç arasındaki tarihi ve öncelikli hesaplarını çözen Ukrayna ile iş birliği yapan Avrupa'ya karşı da benzer bir zafer elde etmeye kararlı olduğunu söyleyerek daha net anlamlar yüklemeye çalıştılar.

“Nazilerle çatışma kaçınılmazdı”
Londra'daki King's College'dan Profesör Michael Clarke, konuyla ilgili değerlendirmesinde Rusya’nın Ukrayna'daki bazı başarısızlıkları olarak gördüğü noktalarla ilgili olarak şunları söyledi:
“Donbass'ta yaşananlar, Putin'e farklı yenilgi türleri arasında bir seçim yapmaktan başka bir seçenek sunmuyor. Savaş sonbaharda çıkmaza girerse, bu kadar çok ağır kayıp ve çekilen sıkıntıya karşı gösterebileceği fazla bir kazancı olmayacak.”
Prof. Clarke, BBC’nin bir kısmını alıntıladığı makalesinde, Putin'in buna rağmen geri adım atacak bir kişilikte olmadığını belirterek Putin’e kalan tek siyasi stratejinin, Ukrayna'daki savaşı başka bir şeye dönüştürmek, yani savaşı Rusya'nın beka mücadelesinin ve Moskova'yı yıkmak için fırsat kollayan Batı'daki Nazilere ve emperyalistlere karşı mücadelesinin bir parçası haline getirmek olduğunu söyledi.
Putin, Zafer Günü konuşmasında Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin ‘anavatan ve geleceği için savaştığını’ vurgulayarak ordunun kendisin hayal kırıklığına uğratmadığını söyledi. Putin, ‘Rusya’nın yeni bir savaş yaşamaması için’ her şeyin yapılması vurgulayarak “Tüm işaretler, NATO’nun askeri olarak Rusya'ya komşu topraklara doğru ilerleyip sınırlarına yaklaşmasından sonra neo-Nazilerle bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu gösteriyordu” ifadelerini kullandı.
The Guardian ise, Rusya'nın yenilebileceği düşüncesiyle bunun olası yansımalarına değindi. Bunu şimdiye kadarki en önemli konu olan Ukrayna'nın egemenliği ve bağımsızlığı ve Batı ile uyum ile ilişkilendiren gazete, “Ukrayna ve Batı zaten kazandı, bu nedenle, özellikle söz konusu bölgenin çoğu 2014 yılından beri Rusya’nın kontrolü altında olduğundan, bölgesel konularda tavizler söz konusu olduğunda bir dereceye kadar esnekliğe izin vermeli” ifadelerine yer verdi.
Rusya'nın Ukrayna'yı başka yerlere saldırmak için bir platforma dönüştürmeyi planladığına dair bir takım endişeler olduğuna işaret ederek Rusya’dan 20 milden uzak olmayan şehirleri bile ele geçiremeyen Rus ordusunun NATO'ya karşı koymasının fazla olası olmadığını vurguladı.

“Tam bir zaferin” bedeli olacağı uyarısı
The Guardian, tehlikeli olarak değerlendirdiği tepkiler arasında, Gürcistan ve Azerbaycan gibi diğer ülkelerin kaybettikleri toprakları zorla geri almak isteyebileceklerine dair gittikçe güçlenen olasılıklara işaret etti. Bu olasılıkların gerçekleşmesi halinde daha geniş ve daha tehlikeli bir çatışmanın yaşanabileceği uyarısında bulunan gazeteye göre ‘eğer Ukrayna savaşı, ABD yönetiminin şimdi niyetlendiği gibi, Rusya'ya karşı bir vekalet savaşı haline gelirse’ bu eğilimin büyük olasılıkla körükleneceğinin altını çizdi.


Moskova'daki Zafer Günü kutlamaları sırasında savaş jetlerinin geçişinden bir kare (AFP)

Leiven, The Guardian’ın aktardığı makalesinin bölümünde, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in ABD’nin Ukrayna’daki savaşı Rusya’yı zayıflatmak ve daha fazla ülkeyi işgal etmesini engellemek için kullanması gerektiğine işaret ettiğine ve ABD ve İngiltere'deki önemli seslerin tam bir zafer elde etmek için Ukrayna'ya yardım edilmesi gerektiğini dile getirdiğini söylediğine dikkati çekti. Leiven’e göre bu da Rusya'nın 2014 yılından bu yana işgal ettiği tüm bölgelerden kovulması anlamına geliyor.
Leiven, Ruslara karşı zafer kazanmanın mümkün olduğu bir zamanda ‘Putin’i aşağılayıcı bir yenilgiye uğratmak’ için ‘nükleer savaş kabusunun dönüşünün habercisi’ olarak nitelediği ve kendisini dehşete düşürdüğünü söylediği Sovyetler Birliği’nin Afganistan’daki yenilgisi modeline başvurulması çağrısıyla fazla ileri gidildiğini söyleyerek böyle bir adıma karşı uyardı. Afganistan modeli, ABD’nin 1980’li yıllarda Afganistan'daki mücahitlere verdiği desteğin Afganistan, ABD ve Ortadoğu üzerindeki tüm korkunç sonuçlarıyla birlikte pazarladığı bir modeldir.

Batı'nın mühimmat stoku eriyor
Fakat tablonun diğer tarafında Washington Post gibi ABD’nin genişleyen bir çatışma çemberine karşı dikkatli olması gerektiğine dair uyaran Batılı bir gazete görüyorsunuz. Gazete, Ukrayna'daki savaşın, maliyetli ve hızlı bir şekilde değiştirilmesi zor olan Amerikan demokrasisinin mühimmat stokunu erittiğini vurguladı.


Rusya Devlet Başkanı Putin, Moskova'da Zafer Günü kutlamaları sırasında konuşma yapken (AP)

Washington Post, Rusya basını tarafından çokça atıfta bulunulan eski bir analizinde, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne bir hafta boyunca gönderdikleri tanksavar silahlarının bir günde tükendiğine, iki ay içinde ABD cephaneliğindeki örneğin Javelin tanksavar füze sistemlerinin üçte bir oranında azaldığına ve çatışmalar bu yoğunlukta devam ederse, Batı'nın mühimmat stokunun biteceğine işaret edildi.
Batılı tarafların pek çok nedenden dolayı Ukrayna savaşını sona erdirme ya da bunun için gerekli araçları hazırlama konusunda acelesi yok gibi görünüyor. Savaşın devam etmesi, ABD ve diğer Batı ülkelerindeki seçim hırslarını destekleyebilir. Daha önemlisi Rusya'yı tüketebilir. Belki daha sonra Putin'i devirmek ve Avrupa'yı, biyoenerji kartıyla eski kıtayı etkilemekle suçlanan Moskova'dan uzaklaştırmak için kullanılabilir. Peki, Putin buna izin verir mi?



Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatma arzusu

Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
TT

Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatma arzusu

Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)

Jo Inge Bekkevold

‘Üçüncü Dünya Savaşı’ ifadesini hafife alarak kullanmamak gerekse de bu savaşın yakında patlak vereceğine dair kesin yargılar, siyasi yorumcuların tartışmalarında artık yerleşik bir klişe haline geldi. Bugün Ortadoğu’da devam eden savaş da bu kalıbın dışındaki bir istisna değil. İngiliz basını, ABD uçaklarının İran'ı bombalamak için İngiltere’nin hava üslerini kullanmasına izin verilmesi halinde, ülkesinin nasıl bir Üçüncü Dünya Savaşı'na sürüklenebileceğini tartışmakla meşgul. John Mearsheimer, Tucker Carlson ve Elon Musk 2022 ve 2023 yıllarında, Ukrayna'ya Rusya'ya karşı savaşında yardım etmenin küresel bir yangını tetikleyebileceği konusunda uyardı. Politico Dergisi’nin internet sitesi üzerinden yaptığı son ankete göre İngiltere, Kanada, Fransa ve ABD'den ankete katılanların çoğu, önümüzdeki beş yıl içinde üçüncü bir dünya savaşının çıkma olasılığının çıkmama olasılığından daha yüksek olduğunu düşünüyor.

Günümüz dünya siyasetini kasıp kavuran kaosları anlayabilmek için, farklı savaş türlerini birbirinden ayırt edebilmeliyiz. Bu mesele, kelime oyunları ya da salt akademik bir incelemeden ziyade sağduyulu siyasi kararlar alabilmek ve zihinsel dengemizi bir ölçüde koruyabilmek için gerekli bir koşuldur.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı, ilgili ülkeler için yıkıcı sonuçlar doğuran tehlikeli çatışmalar olsa da özünde bölgesel savaşlar olmaya devam ediyor. İran komşularına saldırmaya kalkışsa bile, bu komşular savaşa katılsın ya da katılmasın, bu gerçek değişmez. Çünkü dünya savaşı, büyük güçlerin politikaları, istikrar, ekonomik büyüme ve uluslararası sistemin yapısı üzerinde, bölgesel savaşların, sınırlı savaşların veya diğer melez ve eşitsiz savaş biçimlerinin bıraktıklarından çok daha derin izler bırakır.

frgt
Almanların Mayıs 1940'ta Sedan'a saldırmasından önce cepheden dönen Fransız askerleri, 1939-1940 kışı (AFP)

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Ortadoğu'da başlayan bir savaşın, bölgenin sınırlarını aşan derin etkileri olabileceği doğru olsa da bu çatışmaya veya başka herhangi bir çatışmaya ‘dünya savaşı’ tanımı yakıştırmak için, bir savaşı dünya savaşı olarak sınıflandırmak üzere dört kriterin karşılanması gerekir.

Günümüz dünya siyasetini sarsan kaosları anlayabilmek için, farklı savaş türlerini birbirinden ayırt edebilmeliyiz.

Bu kriterler;

Birincisi, bir dünya savaşının uluslararası sistemdeki tüm büyük güçleri, ya da bunların çoğunu, birbirleriyle doğrudan karşı karşıya getirmesi.

İkincisi, buna bağlı askeri operasyonların küresel ölçekte olması, ya da en azından iki veya daha fazla kıtada gerçekleşmesi.

Üçüncüsü, sınırlı bir savaş değil, kapsamlı bir savaş olması, yani büyük güçlerin bu savaşı yürütmek için askeri kapasitelerinin ve diğer hayati kaynaklarının büyük bir kısmını seferber etmeleri.

Dördüncüsü, sonuçlarının uluslararası sistem üzerinde yapısal etkileri olması, yani büyük devletler arasındaki güç dengesindeki açık bir değişime yol açması.

scde
İngiltere Başbakanı Winston Churchill, İkinci Dünya Savaşı sırasında Ren Nehri'ni geçtikten sonra, nehrin doğu yakasında Mareşal Bernard Montgomery ile birlikte yürürken, 25 Mart 1945 (AFP)

İkinci Dünya Savaşı, yukarıdaki bu dört kriteri karşılıyordu. O dönemin tüm büyük güçleri savaşa katılmış, savaş tüm yerleşik kıtalara yayılmış, kapsamlı bir savaş olmuş ve büyük yapısal etkiler bırakmıştı. Savaş, ABD ve Sovyetler Birliği'ni en büyük iki güç konumuna yükseltti. Buna karşın Avrupalı eski büyük güçleri konumlarını ve sömürgelerini kademeli olarak kaybetmeye başladı. Savaş ayrıca, dünya düzenini düzenlemek için tamamen yeni bir formatta Birleşmiş Milletler (BM) ve ‘Bretton Woods’ kurumlarının (Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu/IMF) kurulmasının önünü açtı.

İkinci Dünya Savaşı, ABD ile Sovyetler Birliği'ni iki süper güç konumuna yükselten kapsamlı bir savaştı.

Birinci Dünya Savaşı ise özünde Avrupa’da patlak vermişti. Ancak kısa sürede Osmanlı İmparatorluğu ve ABD de dahil olmak üzere o dönemin tüm büyük güçlerini içine çekti. Bu savaş, Afrika, Asya ve Pasifik’te birçok cepheye yayılan ve Avrupa sömürgeci güçlerinin topraklarını da kapsayan, küresel ölçekte bir savaştı. Savaşın doğrudan çatışmalarına ve diğer destek faaliyetlerine, sömürgelerin vatandaşları olan iki milyondan fazla Afrikalı ve bir milyon Hint katıldı. Müttefikler, 1914'te Alman İmparatorluğu'na savaş ilan eden Japonya ile birlikte, Güneybatı Afrika'dan Çin'e, oradan da Yeni Gine ve Marshall Adaları'na kadar uzanan Alman kolonileri üzerinde hakimiyet kurdu. Birinci Dünya Savaşı, şüphesiz kapsamlı bir savaştı.  Ayrıca, başta Rus, Alman, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluklarının dağılması olmak üzere, derin yapısal etkiler bıraktı.

Tarihte, hakiki anlamda ‘dünya savaşı’ olarak nitelendirilebilecek başka savaşlara pek rastlanmaz. Bu sıfatla anılan savaşlardan biri, 1756 ile 1763 yılları arasında yaşanan Yedi Yıl Savaşları’ydı. Dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve diğerleri bu savaşı ilk gerçek dünya savaşı olarak değerlendirdi. İngiltere, Fransa, Prusya ve diğer büyük Avrupa güçlerinin savaşlarını esas olarak Avrupa sahnesinde yürütmüş olmaları doğru olmakla birlikte, savaş Kuzey Amerika'ya da sıçradı ve burada savaş, Fransız-Kızılderili Savaşı olarak biliniyordu. Savaş aynı zamanda Güney Asya ve diğer bölgelere de yayıldı. Bu savaş, İngiltere'nin bir dünya gücü olarak konumunu güçlendirmesine de katkıda bulundu.

Diğer gözlemciler ise 1688-1697 yılları arasındaki Dokuz Yıl Savaşı, 1701-1714 yılları arasındaki İspanya Veraset Savaşı, 1792-1802 yılları arasındaki Fransız Devrim Savaşları ve 1803-1815 yılları arasındaki Napolyon Savaşları gibi Avrupa’da patlak veren diğer büyük savaşların da dünya savaşları kategorisine dahil edilebileceğini düşünüyor. Zira bu savaşların yankıları, ana tarafların kolonilerine kadar uzanmıştı. Bazıları bu listeye, 13. yüzyılda Moğolların Avrasya kıtasının büyük bir bölümünü işgal etmesini de ekliyor. Ancak buna rağmen, bu genişletilmiş liste bile yetersiz kalıyor.

drgt
Kore Savaşı sırasında, ABD Ordusu'nun 2. Piyade Tümeni'ne ait bir tank konvoyu, Hwang Jang Nehri üzerindeki hasarlı bir köprüyü geçerken 17 Ekim 1950 (AFP)

Soğuk Savaş ise küresel bir boyuta sahipti ve ABD ile Sovyetler Birliği rekabeti nedeniyle bazı bölgesel savaşların ve vekalet savaşının patlak vermesine sahne oldu. Ancak iki süper güç hiçbir zaman doğrudan askeri bir çatışmaya girmedi. Bu durumdan dolayı bu isimle anıldı. Aynı durum, Washington liderliğindeki ‘Terörle Mücadele’ için de geçerli. Bu savaşın kapsamı dünya çapında genişletildi. Fakat bu büyük güçler arasındaki bir çatışma değil, güç dengelerinin ciddi şekilde bozulduğu bir savaştı.

Tarihte, dünya savaşı olarak nitelendirilmeye hak kazanan başka savaşlara pek rastlanmaz.

Peki ya bugün siyasi tartışmalarda gündeme gelen ve ‘dünya savaşı’ olarak nitelendirilmeye aday olan çatışmalar ne olacak? Ukrayna’nın Rusya’ya karşı topyekûn bir savaş yürüttüğüne şüphe yok. Zira bu savaşta, Ukrayna devletinin bekası kadar önemli bir mesele söz konusu. Aynı şekilde bu savaşın Avrupa'nın güvenliği, ABD'nin stratejisi ve uluslararası ekonomi üzerinde büyük etkileri olacaktır. Kuzey Kore, Rusya'nın yanında savaşmak üzere askerler gönderdi. Bunun yanında savaşın sonucu, bu yarı bağımlı müttefiki aracılığıyla Çin'in Avrupa'daki nüfuzunun boyutunu da etkileyecektir. Ancak tüm bunlar, bu savaşı bir dünya savaşı yapmaz. Askeri operasyonlar hâlen Ukrayna ve Rusya ile sınırlı ve mevcut uluslararası sistemin en önemli iki gücü olan ABD ile Çin arasında doğrudan bir askeri çatışma yok. Dolayısıyla, Rusya-Ukrayna savaşının sonuçları, uluslararası sistem düzeyinde yapısal etkilere yol açmaz.

Bu sebeple Rusya-Ukrayna savaşı bölgesel bir savaş olarak kalıyor ve bu açıdan 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı’na benziyor. Ancak o dönemin süper güçlerinden biri olan ABD, Kore Savaşı’nda doğrudan ve başlıca bir taraf olarak yer almıştı. ABD ordusunun Çin Halk Kurtuluş Ordusu ile doğrudan çatışmaya girmesine rağmen, o savaş uluslararası düzende yapısal bir etki bırakmamıştı.

Bugün İran ve Ortadoğu'da devam eden savaş ise ABD’nin bu çatışmaya ne kadar dahil olursa olsun, enerji fiyatları üzerindeki dramatik etkileri, uluslararası hava trafiğinde neden olduğu aksaklıklar ve İran'ın füzeleri ve insansız hava araçlarının birçok ülkeye verdiği zararlar ne olursa olsun, yine de bölgesel bir savaş. İran'ın komşularına karşı insansız hava araçlarını tırmandırıcı bir şekilde kullanması, yeni bir krizin çatışma bölgesinin çevresindeki diğer ülkeleri ne kadar kolay bir şekilde içine çekebileceğini ortaya koyuyor.

fgty
ABD ve İsrail tarafından İran'ın başkenti Tahran'a düzenlenen saldırılar sırasında isabet alan bir petrol depolama tesisinden yükselen alevler ve duman, 7 Mart 2026 (AP)

Bununla birlikte, bu çatışma bölgesel bir kriz olarak kalmaya devam ediyor. Moskova’nın Tahran’a ABD’nin askeri hedefleri hakkında istihbarat sağladığına ve Rusya’nın İran’ın Şahid model insansız hava araçlarını (İHA) Ukrayna’ya saldırmak için kullandığına dair haberlere rağmen, bu çatışmanın Rusya’nın Ukrayna’daki savaşıyla bağlantısı bulunmuyor. Aynı şekilde, İran ile yakın bağları, bölgeden ham petrol ithalatı ve Ortadoğu'daki aktif diplomatik varlığı olmasına rağmen, Çin bu savaşta belirleyici bir unsur değil.

Ortadoğu'daki çatışma bölgesel bir savaş olarak devam ediyor ve Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısı 1950'deki Kore Savaşı'nı andırıyor.

Günümüzde Çin ile ABD arasında olduğu gibi, ya da Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabette olduğu gibi, iki kutuplu uluslararası yapılar, üç veya daha fazla büyük gücü barındıran çok kutuplu sistemlere kıyasla daha fazla istikrara ve çatışmaya sürüklenme olasılığının azalmasına eğilimli. Bunun yanında nükleer silahlar da büyük güçler arasında geniş çaplı bir savaşın patlak verme olasılığını da azalttı.

Günümüzde, iki süper gücün içine çekilebileceği bir savaşın en olası senaryosu, Pekin’in Tayvan’ı kontrol altına alma çabası çerçevesinde ABD ile Çin arasında yaşanacak bir çatışma olarak görülüyor. Bununla birlikte, Pekin ve Washington'daki tarafların bu tür çatışma risklerini nasıl yöneteceklerine bağlı olarak, bu iki büyük güç arasındaki çatışmanın sınırlı bir savaş olarak kalma ihtimali de bulunuyor. Eğer çatışma nükleer eşiğin altında kalırsa ve Batı Pasifik'te yoğunlaşırsa, bu durum devam edebilir. Ancak sınırlı nükleer savaş kavramı konusunda tartışmalar halen sürüyor.

Ancak Çin ve ABD’nin Tayvan konusunda sınırlı bir savaşa girme olasılığını düşünmesi bile, dikey ve yatay tırmanma olasılıkları göz önüne alındığında, başlı başına daha büyük bir çatışmaya sürüklenme tehlikesini barındırıyor. Avrupalı taraflar kendilerini bir ABD-Çin çatışmasının içine çekilmiş bulabilirler ve Rusya, Asya'daki bir savaşı, Avrupa'daki Avrupa ve ABD tutumlarının ne kadar sağlam olduğunu test etmek için kullanabilir.

gth
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, İran'a yönelik saldırıları desteklemek üzere hava operasyonları yürütüyor, 9 Mart 2026 (Reuters)

Modern toplumlar arasındaki ekonomik ve teknolojik iç içe geçmişlik göz önüne alındığında, Batı Pasifik'te sınırlı bir savaş ya da Avrupa ya da Ortadoğu'da başka herhangi bir bölgesel savaş bile, çatışmanın coğrafi merkezinden uzak bölgelerdeki ülkeler, ekonomiler ve vatandaşlar üzerinde muazzam etkiler bırakacağı kesin. Yeni bir dünya savaşının sonuçları ise hayal gücünün sınırlarını aşıyor.

Çin ve ABD'nin Tayvan konusunda sınırlı bir savaşa girme olasılığının düşüncesi bile, daha büyük bir çatışmaya sürüklenme tehlikesini barındırıyor.

Her ne şekilde olursa olsun, savaştan kaçınmak her zaman en iyisidir; özellikle de daha büyük bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınmak gerekir. Ancak siyasi seçenekleri daha iyi değerlendirebilmek ve giderek daha çalkantılı hale gelen bir dünyada bir parça da olsa dengemizi koruyabilmek için, söylem ve konuşmalarımızda gerginliği tırmandırmaktan da kaçınmalıyız.


Trump neden İran'ın Hark Adası'nın bombalanması direktifini verdi?

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
TT

Trump neden İran'ın Hark Adası'nın bombalanması direktifini verdi?

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)

John Haltiwanger

ABD Başkanı Donald Trump, cuma akşamı İran'ın Hark Adası'nın hava saldırıları ile vurulması direktifini verdiğini duyurdu. Bu ada, İran'ın ham petrol ihracatının yüzde 90'ının geçtiği, Körfez'de küçük ama stratejik açıdan önemli bir ada.

Trump, Truth Social’dan yaptığı paylaşımında; “Birkaç dakika önce, benim direktifimle, ABD Merkez Komutanlığı Ortadoğu tarihinin en güçlü hava saldırılarından birini gerçekleştirdi. İran'ın gözbebeği Hark Adası'ndaki tüm askeri hedefler tamamen imha edildi” dedi.

Trump, “nezaket kuralları gereği” adanın petrol altyapısını yok etmemeyi tercih ettiğini söyledi, ancak “İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin serbest ve güvenli geçişini aksatacak herhangi bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal yeniden gözden geçireceğim” diye ekledi.

Hark Adası, İran'ın ana petrol ihracat istasyonu ve işleme tesisleri İran ekonomisi için hayati önem taşıyor. İran kıyılarından sadece 24 kilometre açıkta bulunan adada, yılda yaklaşık 950 milyon varil ham petrol işleniyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Hark'a yapılan hava saldırıları, bir tarafta ABD ve İsrail, diğer tarafta İran arasında savaşın başlamasından yaklaşık iki hafta sonra gerçekleşti. Tahran, dünyanın ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda bir düzineden fazla gemiyi hedef alarak, petrol fiyatlarını yükseltmek ve savaş konusunda Washington üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla bu hayati su yolundaki gemi trafiğini fiilen durdurdu.

 Küresel petrol göstergesi olan Brent petrolü, cuma günü varil başına 100 doları aşarak, Şubat sonlarında savaşın başlamasından bu yana yüzde 40'tan fazla yükseliş kaydetti.

Son günlerde, ABD'nin İran üzerinde daha fazla nüfuz kazanmak için Hark Adası'nı hedef alabileceği veya ele geçirebileceği yönünde spekülasyonlar yaygınlaştı. Ancak uzmanlar, Hark Adası'nı ele geçirmeye çalışmanın önemli riskler taşıdığı konusunda uyardı. Trump'ın sadece hava saldırıları düzenleme yoluyla daha sınırlı bir yaklaşımı benimsemesinin açıklaması da olabilir.

Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirmek, ilgili herhangi bir Amerikan kuvveti için önemli riskler oluşturacaktır ve İran rejiminin çok agresif bir tepki vermesine neden olabilir

 İran uzmanı ve Avrasya Grubu'nun kıdemli analisti Greggory Burrow, perşembe günü Foreign Policy dergisindeki yazısında şöyle diyordu: “Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirmenin avantajları ve potansiyel faydaları var. Teorik açıdan, ABD, İran’ın petrol ihracatını sekteye uğratacak bir konuma gelecektir. Ayrıca bu adım Trump’a artık ABD'nin İran üzerinde daha büyük bir nüfuzu olduğunu söyleyebileceği daha kesin bir zafer iddiasında bulunma fırsatı da verecektir. Aynı şekilde İran rejimini zayıflatacaktır, çünkü mevcut seviyelerde petrol ihracatını sürdüremeyecektir.”

fdvf
ABD-İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından Hürmüz Boğazı'na nazır Bender Abbas Limanı’nda meydana gelen patlamanın ardından dumanlar yükseliyor, 2 Mart 2026 (AFP)

Burrow “Ancak ciddi dezavantajları da var,” diye ekliyor. “İran ihracat kapasitesini tamamen kaybetmeyecek. İhracat için başka tesisleri var ve ayrıca Hürmüz Boğazı'nın doğusunda, Cask'ta zaten daha yoğun bir şekilde kullanmaya başladığı bir tesis bulunuyor. Dolayısıyla Hark Adası’nı kaybetse bile ihracat kapasitesini kaybetmeyecek; en azından başlangıçta daha küçük miktarlarda da olsa muhtemelen ihracatına devam edecektir.”

Hark'ın kontrolü, operasyona dahil olan ABD kuvvetleri için de önemli riskler oluşturabilir. Burrow'a göre, İran toprakları içinde böyle bir hamle, İran rejiminin “çok agresif” bir tepki vermesine neden olabilir ve bu kuvvetleri “ateş hattında” bırakabilir. Daha ağır tahkim edilmiş yerlerdeki üslerinde bulunan ABD kuvvetlerinin aksine, füze ve insansız hava aracı saldırılarına maruz kalabilirler.

Cuma günü gelen çeşitli haberlerde, Pentagon'un çatışma devam ederken bölgeye ek birlikler ve savaş gemileri gönderdiği, bunların arasında amfibi hücum gemisi USS Tripoli ve yaklaşık 2.500 deniz piyadesinin de bulunduğu belirtildi. Bu da Trump'a Hark Adası'na karşı daha fazla eyleme girişmeye karar vermesi halinde daha fazla seçenek sunuyor.

Trump, uzun zamandır, en az 1988'den beri Hark Adası'nı ele geçirme fikrinden bahsediyor. Fox News Radio sunucusu Brian Kilmeade, perşembe akşamı Trump ile yaptığı ve cuma günü yayınlanan röportajda bu noktayı gündeme getirerek, şu anda böyle bir hamleyi düşünüp düşünmediğini sordu.

u67ı8
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, İran'a yönelik saldırıları desteklemek amacıyla hava operasyonları yürütüyor, 9 Mart 2026 (Reuters)

Trump'ın yanıtı, röportajın o ana kadar büyük ölçüde samimi geçmesine rağmen, şaşırtıcı derecede gergindi: “Brian, bu soruyu cevaplayamam ve sormaman bile gerekirdi. Bu birçok farklı şeyden biri. Listenin başında değil, ama birçok seçenekten biri ve fikrimi saniyeler içinde değiştirebilirim.”

Ardından ekledi; “Ama, biliyorsunuz, böyle bir soru sorduğunuzda, kim cevaplayacak? Yani, bana soruyorsunuz: Hark Adası ve bu hamleyi düşünüyor muyum? Böyle bir soruyu kim sorar ve hangi aptal cevaplayabilir? Tamam, diyelim ki düşünüyorum, ya da düşünmüyorum. Neden size söyleyeyim ki? Sana ‘Evet Brian, düşünüyorum, ne zaman ve nasıl olacağını söyleyeyim mi’ diyeceğim? Bu bir bakıma akıllıca olmayan bir soru, ki bu nedenle de senden gelmesi beni şaşırttı, çünkü sen zeki bir adamsın.”


Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

TT

Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

Devrim Muhafızları, İsrail ve ABD ile süren savaşın 16’ncı gününe girilirken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu takip edip öldürmekle tehdit etti.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, “Eğer bu çocuk katili suçlu hâlâ hayattaysa, onu takip etmeye ve tüm gücümüzle öldürmeye çalışmaya devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, şu aşamada İran ile savaşı sona erdirmeye yönelik herhangi bir anlaşma yapılmasını reddettiğini açıkladı. Trump, “Tahran savaşı sona erdirmek için bir uzlaşma arıyor, ancak şu anda bunu istemiyorum çünkü sundukları şartlar henüz yeterince iyi değil” dedi.

Trump ayrıca, gelecekte yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın İran’ın nükleer programından tamamen vazgeçmesini garanti altına alması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan haber platformu Semafor, cumartesi günü ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde, İsrail’in İran ile devam eden çatışmalar sırasında balistik füze önleme sistemlerinde ciddi bir eksiklik yaşadığını birkaç gün önce Washington’a bildirdiğini aktardı.