Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile’yi öldüren İsrail'e geniş çapta kınama

Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile geçen Haziran ayında Kudüs’te (AFP)
Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile geçen Haziran ayında Kudüs’te (AFP)
TT

Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile’yi öldüren İsrail'e geniş çapta kınama

Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile geçen Haziran ayında Kudüs’te (AFP)
Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile geçen Haziran ayında Kudüs’te (AFP)

Katar merkezli Aljazeera kanalı çalışanı Şirin Ebu Akile’nin Batı Şeria’daki Cenin mülteci kampında İsrail askerleri tarafından öldürülmesi şok etkisi yarattı.
Şirin Ebu Akile (51), İsrail askerlerinin bu sabah erken saatlerde işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Cenin Mülteci Kampı’na düzenlediği baskını takip ederken İsrail askerlerinin açtığı ateşle yaşamını yitirdi.
Gazeteci, 2000 yılında başlayan Filistin ayaklanması olaylarını, İsrail’in 2002’de Cenin ve Tulkarm kampınlarını işgalini ve İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki çeşitli baskınlarını ve operasyonlarını anlattı.
2005 yılında Aşkelon hapishanesine girmesine izin verilen ilk Arap gazeteci olan Şirin, burada İsrail mahkemeleri tarafından uzun hapis cezalarına çarptırılan Filistinli mahkumlarla röportaj yaptı.

Şirin, Aljazeera’nin Ekim ayında kuruluşunun 25. yıldönümünde yayınladığı bir videoda, “Gazeteciliği insanlara yakın olmak için seçtim. Gerçeği değiştirmek belki kolay değil ama en azından o sesi dünyaya iletebildim” dedi.

Arap Birliği kınadı
Arap Birliği, Aljazeera için 24 yıldır Filistin’den haber aktaran Şirin Ebu Akile’nin öldürülmesini kınadı.
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, “Yaşananlar, basın ve medya özgürlüğüne karşı gözlerden kaçmasına izin verilmemesi gereken ve kapsamlı bir soruşturma gerektiren bir suçtur” dedi.

Ebu Gayt, bu trajik suçtan İsrail hükümetini sorumlu tutarak, faillerin cezalandırılması gerektiğini vurgulayarak, “
Şirin Ebu Akile’nin adı, gerçekleri savunmak, Filistin’in sesini ve İsrail işgalinin suçlarını tüm dünyaya iletmek için hayatını feda eden Arap medyasından diğer şehitlerin listesine eklenecektir” diye konuştu.

ABD ve İngiltere’den açıklama
ABD’nin İsrail Büyükelçiliği, Şirin Ebu Akile’nin öldürülmesi ve meslektaşı Ali Samudi’nin yaralanmasıyla ilgili soruşturma açılması çağrısında bulundu.
İngiltere’nin İsrail Büyükelçisi de, Filistinli gazetecinin öldürülmesinden derin üzüntü duyduklarını belirtti.

Filistin’den büyük tepki
Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Şirin Ebu Akile, bütün bir neslin hafızasını oluşturmaya ve Filistin hikayesini dünyaya anlatmaya katkıda bulundu. Şirin halkımıza karşı işledikleri korkunç suçları belgelerken işgalci İsrail’in kurşunlarıyla öldürüldü. Ailesine ve meslektaşlarına en içten taziyelerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, gazetecinin ölümünden İsrail askerlerini sorumlu tuttu.

Filistin Enformasyon Bakanlığı, bu suikast suçunun ardından adaleti sağlamak ve İsrail’i sorumlu tutmak için Filistin, Arap ülkeleri ve uluslararası çabaların yoğunlaştırılması gerektiğini ifade etti.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) İnsan Hakları ve Sivil Toplum Departmanı, Şirin Ebu Akile’nin öldürülmesiyle ilgili uluslararası bir soruşturma talep etti.
Hamas ise, gazetecinin öldürülmesini kasıtlı bir cinayet olarak değerlendirdi ve en güçlü ifadelerle kınadı.

Mısır’dan kınama
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmet Hafız, söz konusu cinayetin kınandığını bildirerek, “Görevi sırasında Filistinli gazeteciye karşı işlenen bu suç, uluslararası insancıl hukuk ve ilkelerinin, basın ve medya özgürlüğü ile ifade hakkının açık bir ihlalidir. Derhal kapsamlı bir soruşturma açılması çağrısında bulunuyoruz” dedi.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gazetecinin öldürülmesini kınayarak, soruşturma açılması çağrısında bulundu.

Bakanlık, uluslararası toplumun, işgal makamlarının kardeş Filistin halkına yönelik saldırılarını engellemek, onları, haklarını ve mallarını korumak için gerekli önlemleri alması gerektiğine de vurgu yaptı.

İİT’den soruşturma çağrısı
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), Aljazeera muhabiri Şirin Ebu Akile’nin Filistin topraklarında öldürülmesini şiddetle kınayarak, bunun uluslararası yasa ve normların açık bir ihlali olduğunu vurguladı ve derhal soruşturma açılması çağrısında bulundu.
İİT tarafından yapılan açıklamada, “İsrail işgal güçleri, gazeteci Ebu Akile’yi Filistin halkına karşı işlenen suçları belgeleme ve gerçekleri aktarma yolunda gazetecilik görevini yerine getirirken hedef aldı” denildi.

Açıklamada, İsrail’in bu suçu basın ve medya özgürlüğü ihlalleri bağlamında gerçekleri karartma, ağızları susturma, günlük ihlallerini örtbas etme ve tüm bunların dünya kamuoyuna iletilmesini engelleme politikası çerçevesinde işlediği vurgulandı.

İİT, bu yaşanan üzücü olaydan tamamen İsrail’i sorumlu tutarak, ilgili uluslararası kurumları adaleti sağlamak ve işgal altındaki Filistin topraklarında çalışan gazeteciler için uluslararası insancıl hukuk ve ilgili uluslararası sözleşmelere uygun olarak gerekli korumayı sağlamak için derhal harekete geçmeye çağırdı.

Lübnan Cumhurbaşkanı’ndan Abbas’a taziye mesajı
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, İsrail’in Şirin Ebu Akile’nin öldürülmesiyle kanlı tarihine yeni bir istismar, hak ve yaşam saygısızlığı sayfası eklediğini dile getirdi.
Avn, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a taziye mesajı göndererek, Şirin’in gazetecilik çalışmalarını hakikat ve özgür düşüncenin hizmetinde gerçekleştirdiğini ifade etti.

Ürdün’den kınama
Ürdün Dışişleri Bakanlığı, Ürdün’ün gazetecilerin hedef alınmasını şiddetle kınadığını ifade ederek, faillerin hesap verebilirliğine ve cezalandırılmasını sağlayacak acil ve şeffaf bir soruşturma başlatılması çağrısı yaptı.

Katar’dan açıklama
Katar Dışişleri Bakanlığı, uluslararası toplumu işgal makamlarının ifade ve bilgi özgürlüğünü daha fazla ihlal etmesini önlemek için acilen harekete geçmeye ve Filistinlilere ve medya çalışanlarına yönelik şiddeti durdurmak için tüm önlemleri almaya çağırdı.

Bakanlık ayrıca, bu korkunç suçu işleyen sorumluları uluslararası adalete teslim etme gereğini vurguladı.
Bakanlığın açıklamasında, “İsrail’in eylemleri, iki devletli çözümü uygulamaya yönelik uluslararası çabalara ciddi bir tehdit oluşturuyor, uluslararası kararlar ve Arap Barış Girişimi temelinde barış sürecinin yeniden başlamasını engelliyor” denildi.



Trump, İran konusunda karar aşamasında... Seçim yenilgisi seçeneklerini daraltıyor

24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)
24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)
TT

Trump, İran konusunda karar aşamasında... Seçim yenilgisi seçeneklerini daraltıyor

24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)
24 Ekim'de İran'ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü ulusal güvenlik ekibiyle gerçekleştirdiği toplantının ardından geniş çaplı savaşın yeniden başlatılması konusunda “yakında” karar vereceğini açıklayarak, İran'la yaşanan gerilimi yeniden askerî tırmanma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktı. Ülkenin geri kalanını da yok etmeyi tercih etmediğini ancak bunu yapmak zorunda kalabileceğini söyleyen Trump, olası saldırıları İran'ın nükleer programının yeniden kapasite kazanmasının engellenmesi şartına bağladı.

Trump'ın açıklamaları, Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki yenilgisinin ardından yapıldı. Seçim sonuçları, başkanın karar alacağı siyasi ortamı değiştirse de elindeki güç araçlarını ortadan kaldırmadı.

Tahran, seçim sonuçlarını kendi zaferi olarak sunmaya çalışırken, Amerikan seçmeninin başkanın partisini cezalandırması ABD'nin askerî açıdan yenilgiye uğradığı anlamına gelmiyor. Ancak bu sonuç Trump'ı daha zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor: İç politikada kendisini zayıflatan bir çatışmayı, rakibi karşısında geri adım atmış görünmeden nasıl sona erdirebilir?

Şarku'l Avsat’a konuşan uzmanlar, seçim sonuçlarının çatışmayı birbirine zıt iki yönde etkileyebileceğini değerlendiriyor. Buna göre sonuçlar, yıpranmış iki taraf arasında bir uzlaşma için fırsat yaratabileceği gibi, İran'ın zafer ilan etmesini önlemek isteyen Trump'ı gerilimi daha fazla artımaya da yöneltebilir.

Üç seçenek

Trump, Savaş Bakanı Pete Hegseth ile birlikte (Reuters).
Trump, Savaş Bakanı Pete Hegseth ile birlikte (Reuters).

Axios'un haberine göre Trump üç seçeneği değerlendiriyor: Yeni saldırılar düzenlemek, İran yönetimini ekonomik açıdan daha fazla sıkıştırmayı sürdürmek veya önemli Amerikan tavizlerini içeren bir anlaşmaya ulaşmak.

Ancak bu seçeneklerin hepsi aynı sorunda düğümleniyor: İran'a zarar verme kapasitesine sahip olmak, Beyaz Saray'ın istediği siyasi sonucu elde etmeyi garanti etmiyor.

Yeni saldırılar İran'ın askerî kapasitesine daha fazla zarar verebilir ancak yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbetini tek başına belirleyemez veya Tahran'ın müfettişlerle iş birliği yapmasını garanti altına alamaz.

Ekonomik ablukanın sürdürülmesi baskıyı devam ettirebilir, ancak İran'ın misilleme riskini ve deniz ulaşımındaki aksama ihtimalini de uzatır. Bir anlaşmaya varılması ise her iki tarafın da kendi kamuoylarına kabul ettirebileceği adımlar atmasını gerektiriyor. Zira taraflar hem taleplerinin hem de söylemlerinin dozunu yükseltmiş durumda.

Axios, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) büyük çaplı askerî operasyonların yeniden başlatılması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürdüğünü ancak henüz yeni bir talimat almadığını bildiriyor.

Üçüncü bir uçak gemisi grubunun bölgeye ulaşması da ilave işaret olabilir. Ancak Singapur'u ziyaret eden USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin bölgeye kasım ayının ortasından önce ulaşması beklenmiyor. Bu durum askerî hazırlığın göstergesi olmakla birlikte, saldırının kesin tarihi veya gerçekleşmesi için zorunlu bir koşul anlamına gelmiyor.

Ortadoğu Forumu araştırmacısı Michael Rubin, askerî operasyonların devam etmesini bekliyor. Şarku'l Avsat’a konuşan Rubin, Trump'ın aldığı herhangi bir karara bağlı kalacağına inanmanın “aptallık” olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte, İran'ın zafer kazanmış gibi görünmesi hâlinde Trump'ın siyasi mirasının son derece olumsuz etkileneceğini ve bu nedenle saldırganlığını artıracağını değerlendiriyor.

Rubin, Trump'ın yeniden seçimlere katılmak zorunda olmadığını belirterek, Kongre'nin başkanın hamlelerini yasa dışı bulması durumunda bile fiilen ne yapabileceğini sorguluyor.

Rubin'in değerlendirmesi önemli bir motivasyona işaret ediyor: Seçim yenilgisi, başkanı iç siyasete çekilmek yerine kaybını telafi edecek bir dış politika başarısı aramaya yöneltebilir. Ancak bu, Trump'ın davranışlarına ilişkin bir öngörüden ibaret; kararın kesinleştiğini gösteren bir kanıt değil.

Felce uğratmayan kısıtlamalar

Enerji ticareti açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemiler (Reuters)
Enerji ticareti açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemiler (Reuters)

Seçim sonuçları başkanı otomatik olarak yetkisiz veya etkisiz bir konuma getirmiyor. Ayrıca yeni seçilen Kongre, sonuçların açıklanmasıyla birlikte yetkilerini hemen devralmıyor. Yeni Kongre'nin görev süresi 3 Ocak'ta başlayacak. Dolayısıyla seçim yenilgisinin doğrudan siyasi etkisi ile yeni çoğunluğun denetim ve yasama araçlarını kullanmaya başlaması arasında bir zaman farkı bulunuyor.

Bununla birlikte Kongre'nin rolünü yalnızca sözlü itirazlarla sınırlamak doğru değil. Kongre; bütçe ödenekleri, denetim ve hesap verebilirlik mekanizmaları ile askerî güç kullanımına ilişkin yasama yetkilerine sahip. Ancak bu araçların bağlayıcı kısıtlamalara dönüşmesi için siyasi uzlaşma ve belirli prosedürlerin tamamlanması gerekiyor. Ayrıca başkanlık vetosuyla da karşılaşılabilir.

Bu nedenle seçim sonuçları tek başına yeni bir saldırıyı engellemiyor ancak uzun süreli bir askerî operasyonun finansmanını sağlamayı ve buna siyasi destek oluşturmayı zorlaştırabilir.

Trump üzerindeki en yakın kısıtlamalardan biri de siyasi nitelik taşıyor. Başkan Yardımcısı JD Vance, seçim yenilgisinin nedenlerine ilişkin değerlendirmesinde savaşın kamuoyunda yeterli desteğe sahip olmamasının göz ardı edilmesine dikkat çekmişti.

Yeni bir gerilim artışı enerji maliyetlerini yükseltir veya kayıpları büyütürse, Cumhuriyetçi Parti içindeki ayrışmayı derinleştirebilir ve yönetimin diğer önceliklerini hayata geçirme kapasitesini zayıflatabilir.

Bu nedenle Trump'ın savunulabilir bir sonuç olarak sunabileceği hedefleri belirlemesi gerekiyor. Bunlar doğrulanabilir nükleer kısıtlamalar, deniz ulaşımının yeniden güvence altına alınması veya daha iyi şartlarda savaşın sona erdirilmesi olabilir.

Aksi hâlde yalnızca daha fazla yıkıma odaklanılması, seçimlerden önce de gündeme gelen temel soruyu yeniden ortaya çıkarabilir: Askerî kazanımlar nasıl kalıcı bir siyasi uzlaşmaya dönüştürülebilir?

Müzakere penceresi

Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran'daki görüşmesinden, (Arşiv-İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi)
Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran'daki görüşmesinden, (Arşiv-İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi)

Ortadoğu Enstitüsü araştırmacısı Alex Vatanka, bu tablonun daha önce de yaşandığını belirterek, Trump'ın çatışmayı sona erdirme konusunda defalarca başarısız olduğunu ve zaferin nasıl tanımlanacağına henüz karar vermediğini söylüyor.

Şarku'l Avsat’a konuşan Vatanka, Trump'ın yarın ABD adına zafer ilan ederek savaşı sona erdirebileceğini, ancak “İran'ın da söyleyecek sözü olduğunu” belirtiyor. Ona göre belirsizliğin temel kaynağı da bu.

Bununla birlikte Vatanka, seçim sonuçlarının diplomasiye kapı aralayabileceği görüşünde. Trump siyasi açıdan zayıflamış durumda, Demokratlar savaşın yönetimi konusunda kendisine hesap soracak ve İran da ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bu nedenle Vatanka, “Her iki tarafın da siyasi anlaşmaya varmak için geçerli nedenleri bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Tahran'ın Katar aracılığıyla Washington'a nükleer programına ilişkin bir öneri iletmesi ve müzakereler öncesinde kendi taleplerinin karşılanmasında ısrar etmesi, diplomatik hareketliliği destekleyen gelişmeler arasında yer alıyor. Bu bilgi Reuters tarafından aktarıldı.

Axios'a göre arabulucular, iki aşamalı bir düzenlemeyi ele alıyor. Buna göre ilk aşamada ablukanın kaldırılması ve dondurulmuş fonların serbest bırakılması karşılığında müfettişlerin saldırıya uğrayan tesislere erişimine izin verilmesi, ardından Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin başlatılması öngörülüyor.

Ancak bu, üzerinde çalışılan öneri niteliğinde; henüz sonuçlandırılmış bir anlaşma değil.

Burada Trump'ın seçim yenilgisi ile İran'ın zaferi arasındaki fark ortaya çıkıyor. Seçim sonuçları Tahran'a propaganda açısından kullanabileceği bir zemin sağlıyor ancak ablukayı kaldırmıyor veya İran'ın askerî kapasitesini yeniden inşa etmiyor.

Trump'ın siyasi zayıflığının abartılı biçimde öne çıkarılması, Rubin'in öngördüğü gibi daha fazla gerilime yol açabilir. Buna karşılık bu durumun müzakere sürecinde değerlendirilmesi, Vatanka'nın işaret ettiği çıkış yolunu açabilir.

Seçimler, seçeneklerin siyasi maliyetini değiştirdi, ancak Trump'ın hangi yolu seçeceğini ve iki tarafın da yaşadığı yıpranmayı savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya dönüştürüp dönüştüremeyeceğini henüz belirlemedi.


Vance, İran'la müzakerelerin yeniden başlatılması için dolaylı temasları yürütüyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre'de düzenlenen “Luzern Gölü” Zirvesi kapsamında ABD ile İran arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre'de düzenlenen “Luzern Gölü” Zirvesi kapsamında ABD ile İran arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (AFP)
TT

Vance, İran'la müzakerelerin yeniden başlatılması için dolaylı temasları yürütüyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre'de düzenlenen “Luzern Gölü” Zirvesi kapsamında ABD ile İran arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre'de düzenlenen “Luzern Gölü” Zirvesi kapsamında ABD ile İran arasında gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (AFP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in, yeni bir ateşkes anlaşmasına varılması ve müzakerelerin yeniden başlatılması amacıyla son iki hafta içinde İran'la yürütülen dolaylı görüşmelere bizzat katıldığı ortaya çıktı. Axios haber sitesi, söz konusu temaslar hakkında bilgi sahibi iki kaynağa dayandırdığı haberinde bu bilgiyi aktardı.

Vance'in rolü, Washington'un savaştan çıkış arayışını yansıtıyor

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığına göre Vance'in görüşmelere yoğun biçimde katılması, ABD'yi savaştan çıkarma sorumluluğunu üstlendiğini gösteriyor. Vance, savaşın Cumhuriyetçilerin bu haftaki seçimlerde aldığı ağır yenilgiden sorumlu olduğunu düşünüyor. Vance'in sürece dahil olması, dolaylı müzakerelerin son turunu ABD yönetimi içindeki en üst düzeyde yürütülen temaslar hâline getiriyor.

ABD'li yetkililer ve bölgesel kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump'ın şu aşamada diplomatik girişimlere ilerleme fırsatı vermeye hazır olduğunu ve herhangi bir anlaşmaya varılmasının mümkün olup olmadığını görmek istediğini belirtti.

Katarlı ve Pakistanlı arabulucularla neredeyse her gün temas

Görüşmeler hakkında doğrudan bilgi sahibi kaynaklar Axios'a, Vance'in İran'la yürütülen müzakereleri ele almak üzere Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ve diğer arabulucularla neredeyse her gün temas kurduğunu belirtti.

ABD'nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Trump'ın danışmanı ve damadı Jared Kushner de bu diplomatik girişimlerde yer alıyor.

Kaynaklar, Vance'in Katarlı ve Pakistanlı arabulucularla birlikte önümüzdeki günlerde ABD ile İran arasında uzmanlar düzeyinde teknik bir toplantı düzenlenmesi ihtimalini görüştüğünü, ancak söz konusu toplantının henüz gerçekleştirilmediğini belirtti.

Vance, daha önce savaşa karşı çıkmış ve diplomatik çözümü savunmuştu

Vance, şubat ayının sonunda savaş başlamadan önce Trump'ın yakın çevresinde savaşa en fazla şüpheyle yaklaşan isimlerden biriydi. Vance, bunun yerine diplomatik bir çözüm bulunması çağrısında bulunmuştu.

Vance, nisan ayında İslamabad'da düzenlenen İran konulu zirvede ABD müzakere heyetine başkanlık etmiş, haziran ayında ise ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptıyla sonuçlanan görüşmelere bizzat katılmıştı.

Ardından İsviçre'de İran'la gerçekleştirilen doğrudan görüşmelerde ABD heyetine başkanlık etti. Görüşmeler, İran'ın Birleşmiş Milletler müfettişlerini nükleer tesislerini ziyaret etmeye davet etme taahhüdüyle sonuçlanmıştı.

Ancak İran Devrim Muhafızları kısa süre sonra gemilere yönelik saldırılarına yeniden başladı ve bu gelişme mutabakat zaptının çökmesine yol açtı.

Vance'ten İranlı yetkiliye müzakerelerin yeniden başlatılması mesajı

Axios'un haberine göre en dikkat çekici gelişme yaklaşık iki hafta önce yaşandı. Vance, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai'ye bir mesaj göndererek, doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılmasını önerdi.

Habere göre İranlı yetkililer, Vance'in mesajının müzakerelerin yeniden başlaması yönünde olumlu bir ivme oluşmasına katkı sağladığını ifade etti.

Arabuluculukta yavaş ilerleme, anlaşma ihtimaline ilişkin işaretler

Axios'a göre arabuluculuk girişimlerinde yer alan kaynaklar, görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ancak bu ilerlemenin oldukça yavaş olduğunu ifade etti.

Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, dün akşam yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Son iki hafta boyunca, durumu kontrol altına almak ve gerilimi düşürmek için gerçekten çözüm bulma niyetinde olan ABD yönetimindeki yetkililerle birlikte çalıştık. Onların ve Tahran'daki sağduyulu isimlerin katkıları sayesinde durumun kontrolden çıkmasını önlemeyi başardık.”

Katar Başbakanı ayrıca, ara seçimlerin ardından da Trump yönetimiyle görüşmelerin sürdüğünü, ancak yönetimin başka meselelerle de ilgilenmesi nedeniyle temasların önceki günlerdeki yoğunlukta devam etmediğini belirtti.


Ara seçim yenilgisi, Cumhuriyetçiler arasında sorumluluk tartışmasını alevlendirdi

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta düzenlenen yönetim toplantısında Savaş Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinlerken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta düzenlenen yönetim toplantısında Savaş Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinlerken (Reuters)
TT

Ara seçim yenilgisi, Cumhuriyetçiler arasında sorumluluk tartışmasını alevlendirdi

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta düzenlenen yönetim toplantısında Savaş Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinlerken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta düzenlenen yönetim toplantısında Savaş Bakanı Pete Hegseth'in konuşmasını dinlerken (Reuters)

ABD Kongresi ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin ağır bir yenilgiye uğraması, Başkan Donald Trump yönetiminde karışıklığa yol açtı. Yenilginin sorumluluğuna ilişkin tartışmalar, özellikle İran savaşının sonuçları üzerinden yoğunlaşırken, ulusal güvenlik ekibinin önde gelen isimlerinin geleceğine ilişkin soru işaretleri de arttı.

Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Thomas Massie'nin, Savaş Bakanı Pete Hegseth'in görevden alınmasına yönelik suçlama kararını yeniden gündeme getireceğini açıklamasıyla, Hegseth'in görevden alınmasına yönelik girişimler yeniden hız kazandı. Trump ise savaşın yönetimine yönelik eleştiriler artmasına rağmen, bakana desteğini yineleyerek performansını övdü.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, istifa etmeyi planladığı yönündeki haberleri yalanladı. Trump'ın görev süresinin sonuna kadar görevini sürdürmeyi planladığını belirten Rubio, 2028 başkanlık seçimlerine ilişkin siyasi hedefleri hakkında ise yorum yapmaktan kaçındı.