Fransız diplomatik kaynak, İran’ı ‘provokatif’ bir eylemde bulunmakla suçladı

İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani, geçen çarşamba günü Tahran’da Avrupa Koordinatörü Enrique Mora’yı kabul etti (EPA)
İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani, geçen çarşamba günü Tahran’da Avrupa Koordinatörü Enrique Mora’yı kabul etti (EPA)
TT

Fransız diplomatik kaynak, İran’ı ‘provokatif’ bir eylemde bulunmakla suçladı

İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani, geçen çarşamba günü Tahran’da Avrupa Koordinatörü Enrique Mora’yı kabul etti (EPA)
İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani, geçen çarşamba günü Tahran’da Avrupa Koordinatörü Enrique Mora’yı kabul etti (EPA)

Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın ve bakanlığa yakın kaynakların aktardığına göre yıllardır eğitim alanında faaliyet gösteren aktivist Cecile Kohler ve eşi, turistik bir gezi sonrasında İran’dan ayrılmak üzereyken Tahran havalimanında tutuklandı.
İran, Kohler ve eşinin yanı sıra Mayıs 2020’de yakalanan ve ‘casusluk’ suçlamasıyla 5 yıl hapis cezasına çarptırılan Benjamin Brier ve Haziran 2019’da gözaltına alınarak ‘rejimin güvenliğine karşı tehdit oluşturma’ suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırılan antropolog Fariba Adelkhah olarak 4 Fransız’ı alıkoyuyor. Aynı şekilde Adelkhah’ın akademik araştırmacı olan erkek arkadaşı Roland Marchal da kız arkadaşına eşlik etmek üzere İran’ın başkentine gittiğinde benzer suçlamalar nedeniyle Tahran havalimanında gözaltına alınmıştı. Kendisi 2020 yılının Mart ayında serbest bırakıldı. O dönemde Marchal’ın serbest bırakılmasıyla eş zamanlı olarak ABD yasalarına göre yasaklı bir teknolojinin Tahran’a aktarılmasındaki rolü nedeniyle teslim edilmesini talep ettiği İranlı mühendis Celal Ruhullah Necad da Paris tarafından serbest bırakıldı. Paris, iki olay arasında herhangi bir bağlantının olduğunu reddetmesine rağmen Fransa’daki genel kanı, bunların birbiriyle bağlantılı olduğu ve İran’ın, mimarın serbest kalması için Marchal’ı bir baskı aracı olarak kullandığı yönünde.
Geçtiğimiz Mart ayında İran, İran asıllı İngilizler Nazanin Zaghari-Ratcliffe’yi casusluk suçlamasıyla 6 yıl ve Enuşe Aşuri’yi ise 5 yıl tutuklu kalmaları sonrasında serbest bırakırken, ‘takas’ konusu yeniden gündeme geldi. Bu adım, Şah döneminde bir savunma anlaşmasından kalma İran’ın bloke edilmiş 390 milyon sterlinlik (530 milyon dolarlık) dövizinin serbest bırakılması üzerine gerçekleşti. Yaşananların ardından İngiliz ve İranlı taraflar, aralarında bir ‘anlaşmanın’ varlığını inkâr eden açıklamalar yaptı.
Öte yandan geçtiğimiz Cuma günü İsveç hükümeti, İran’daki vatandaşlarından birinin gözaltına alındığını açıkladı. İsveç’teki çevreler, olayın Hamid Nuri’nin Stockholm’de devam eden davasıyla bağlantılı olduğunu belirtiyor. Nuri, 1988 yazında muhaliflerin tasfiyesine karışma suçlamasıyla Kasım 2019’da İsveç’in başkenti Stockholm’de havalimanında gözaltına alınmıştı.
İranlı yetkililerin çoğu çifte vatandaş olan Batılıları gözaltına almak üzere itimat ettiği, ancak itiraf etmediği başka gerçekler de var. Öyle ki Tahran, Avrupa ve ABD’de tutuklu bulunan vatandaşlarını serbest bırakmak veya mali- ekonomik taleplerini gerçekleştirmek için bir baskı ve şantaj aracına başvuruyor.
Cecile Kohler ve kocasının davasında dikkat çekici olan, İran’daki internet sitelerinde tutuklamanın ayrıntıları ve nedenlerine dair açıklamaları aktarmaktan kaçınacak kadar ileri giden Paris’teki medya kuruluşlarının da yaptığı gibi, Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın söz konusu isimlerin kimliklerini gizlemesi.
Dışişleri Bakanlığı, 12 Mayıs’ta kısa bir açıklama yaparak, vatandaşlarının tutuklandığını doğrularken, aynı zamanda ‘haksız’ olarak nitelendirdiği tutuklama sürecini de kınadı. Ayrıca Paris, hükümetin bu konuyu yakından takip ettiğini vurgulayarak, söz konusu tutukluların derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Fransa’nın Tahran Büyükelçisi, uluslararası anlaşmalara uygun olarak ‘iki isme konsolosluk koruması sağlamak için’ İran makamlarıyla gerekli temasları sağladı.
Eş zamanlı olarak Fransa Dışişleri Bakanlığı, Paris’teki İran Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı Siyasi ve Güvenlik İşleri Genel Müdürü ile görüşmeye çağırdı. Bu olaylar çerçevesinde görüşme, tutuklama için bir açıklama talep etmeye ve resmi protestoyu doğrudan İran’ın Paris’teki resmi temsilcisine iletmeye odaklanıyor.

‘Provokasyon’ teşkil ediyor
Ancak Reuters haber ajansının aktardığına göre G7 bakanlar toplantısının oturum aralarında Weissenhaus’tan (Almanya) bir Fransız kaynak, Fransız vatandaşlarının tutuklanmasının bir ‘provokasyon’ teşkil ettiğini belirtti. Aynı şekilde ABD’de Cumhuriyetçi Senatörü Jim Rich, Avrupa’ın Tahran elçisi Enrique Mora’nın ziyaretiyle bağlantılı olarak söz konusu iki Fransız’ın tutuklanmasını, Tahran’la yapılacak herhangi bir kötü anlaşmanın tabutuna çakılan son çivi olarak nitelendirdi. Rich, Avrupa Birliği’nin (AB) İran’ın güvenilir bir taraf olmadığını kabul etmesi gerektiğini de vurguladı.
Paris genellikle daha etkili olan düşük profilli bir yaklaşım benimseyerek bu tür süreçlerden çıkış yolları bulmaya çalışmak için başlangıçta sessiz diplomasiyi tercih ediyor. Ancak İran İstihbarat Bakanlığı tarafından resmi bir açıklama yapıldıktan sonra Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın ne olduğu hakkında yorum yapmaktan başka seçeneği kalmadı. Paris ayrıca, yaşananlar hakkında olabildiğince az ayrıntı vermeye devam ediyor.
İran İstihbarat Bakanlığı’nın açıklamasının hemen ardından Çarşamba günü ‘Iran International’ adlı internet sitesi, tutuklanan iki kişinin ‘Kohler ve eşi’ olduğunu bildirdi. Kohler, Fransa’nın önde gelen sendikalarından ‘Ulusal Eğitim, Kültür ve Mesleki Eğitim Federasyonu’ Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkanı olarak görev yapıyor. Sitede yer alan bilgilere göre Kohler ve eşi, federasyonu temsilen değil, turistik seyahat amacıyla İran’da bulunuyordu ve Avrupalı çift, 29 Nisan’da İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı’na giriş yaptı. Iran International’a göre çiftin ziyareti, 1 Mayıs’taki İşçi Bayramı münasebetiyle öğretmenler tarafından düzenlenen protesto gösterilerine denk geldi. İran İstihbarat Bakanlığı, iki Avrupalıyı ‘istihbarat alanında deneyimli ajanlar olmakla’ suçlarken, amaçlarının ‘kaosa neden olmak ve toplumu istikrarsızlaştırmak’ olduğunu açıkladı. Resmi açıklamaya göre bu vesileyle İran’da meydana gelen gösterilerden sorumlu olan ‘Öğretmen Sendikaları Koordinasyon Kurulu’ başta olmak üzere İran sendikaları ile temasa geçmeye çalıştılar.
Fransa tarafından ise Kohler’in çalıştığı federasyonun Genel Sekreteri Christophe Lalande, Fransız kadın ve kocasının tatilleri sonrasında İran’dan dönmediklerini ve Paris’e dönüşlerinin bu hafta başında planlandığını söyledi. Lalande, kendileriyle iletişim kurma girişimlerinin başarısız olduğunu belirtti. Sendika yetkilisi Cecile Kohler’in Paskalya vesilesiyle özel bir turistik ziyaret için İran’da olduğunu söyledi. Kohler, 2009 yılında katıldığı sendikada 2016 yılından itibaren Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkanı olarak görev yapıyor.

Tutuklama kararı akıllarda soru işareti bıraktı
Söz konusu iki Fransız’ın tutuklanma süreci, bir yanda zamanlaması, diğer yanda amacı ile ilgili birçok soruyu gündeme getiriyor. Zamanlama açısından olay, Haziran 2018’de Paris yakınlarındaki İranlı muhalifler tarafından gerçekleştirilen toplantıya düzenlenen saldırı girişimindeki rolleri nedeniyle Belçika tarafından suçlanan üç İranlı hakkındaki hapis cezalarının onaylanmasıyla neredeyse aynı zamana denk geliyor. Söz konusu İranlılar arasında ülkesinin Viyana’daki büyükelçiliğinde İranlı bir diplomat olan Esedullah Esedi de bulunuyor. Ayrıca tutuklama, İran nükleer dosyasına ilişkin müzakereleri sonuçlandırma girişimlerinin çıkmaza girdiği bir aşamada gerçekleşti. Geçtiğimiz Salı gününden bu yana Tahran’da bulunan Avrupalı ​​arabulucu Enrique Mora’nın girişimlerinin olumlu bir sonuca yol açıp açmayacağı henüz bilinmiyor. Aynı şekilde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, İran’a açıklanmayan üç bölgede nükleer izlerin bulunduğu koşullara dayalı olarak baskı altında. Bu sorun, 2015 anlaşmasının imzalanması öncesine dayanıyor. Bu çerçevede Fransız bir diplomatik kaynak, ABD ve İran’ın olağanüstü ikili sorunları hızla çözme yeteneği konusundaki ‘karamsarlığını’ dile getirdi. Reuters’a göre Fransız kaynak, bu durumu bir ‘hata’ olarak nitelendirirken, İran tarafını nükleer anlaşmayı canlandırmak için ‘zamanı kullanma’ oyunu konusunda uyardı. Batılı çevreler, İran’ın zaman faktörüne ve Batı’nın müzakerelerin süresiz olarak sürdürülmesinin ‘İran’a nükleer programını ilerletmesi ve nükleer eşiğine yaklaşması için’ yeterli zaman vereceğine dair korkularına bel bağladığına inanıyor. Bu durum, Batılıların ve Ortadoğu’daki ilgili tarafların endişelerini artırıyor.
AB Sözcüsü Peter Stano ise genellemeler çerçevesinde Mora’nın Tahran’daki görevine atıfta bulunmaya devam ederken, görevinin ‘anlaşmayı kurtarmak için mümkün olan her şeyi yapmak’ olduğunu söyledi. Stano, Mora’nın müzakereleri ilerletmeyi, Viyana’ya dönebilmeyi ve müzakereleri olumlu bir şekilde yürütmeyi amaçladığını söyledi. Ancak dün akşama kadar Mora’nın Tahran’daki görüşmelerinin sonuçları hakkında ayrıntılı bilgi sızdırılmadı. En karmaşık meselenin, ‘İran tarafının Devrim Muhafızları’nın adını ABD terör örgütleri listesinden çıkarmakta ısrar etmesi ve Washington’un bu ısrarı reddettiği’ olduğunu unutmamak gerekiyor. Mora’dan Tahran’a gitmesini isteyen Avrupa Dışişleri Bakanı Josep Borrell de geçen hafta yaptığı bir basın toplantısında, Devrim Muhafızları’nın listeden çıkarılması için her iki tarafça kabul edilebilir bir ‘orta yol’ önerme çağrısında bulundu. Aktarılana göre Washington, Tahran’a yanıt vermeyi kabul ederse Kasım Süleymani’nin öldürülme sayfasını çevirmek ve Körfez ve Ortadoğu’da güvenlik ve istikrarı tehdit etmekten kaçınmak için Tahran’dan bir taahhüt isteyecek.



Davos'ta “Trump'ın dünyası” ile eski Batı dünyası arasındaki sert çatışma

Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
TT

Davos'ta “Trump'ın dünyası” ile eski Batı dünyası arasındaki sert çatışma

Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)

Kifaye Euler

Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu onlarca yıldır, siyasi ve ekonomik liderlerin Batı dünyasının ve uluslararası sistemin ortak geleceğini tartışmak için bir araya geldiği yıllık bir toplantı olageldi.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz çarşamba günü, İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı uzun konuşmada, bu geleneği alt üst ederek, platformu kendi dünya görüşü ile ABD'nin geleneksel müttefiklerinin dünya görüşü arasında doğrudan bir çatışma sahnesine dönüştürdü. Trump, Batı sisteminin bazı temellerini yeniden şekillendirme olasılığını ortaya attığında, siyasi ve ekonomik elitlerden bir dizi katılımcı şaşkın bir sessizlik içinde oturdu, bazıları onaylamadıklarını belirten sesler çıkardı, diğerleri ise şok belirtileri gösterdi. Konuşmanın sonunda, Avrupa'nın en önde gelen karar vericilerinden biri olan Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ayağa kalktı. Solgun yüzüyle, ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'a dönerek Trump'ın gerçek tutumunu ve ABD'nin dünyadaki yerini anlamaya çalıştı.

Trump'ın yakın müttefiki Graham, Stubb ile görüştükten sonra alaycı bir şekilde, “Avrupa'daki herkes uyandıklarında ve uyuduklarında endişeli” dedi.

Bu sahne, foruma hakim olan genel şoku özetliyordu. Her zaman ekonomik ve siyasi gelecekle ilgili benzer vizyonları paylaşan politikacıları, iş adamlarını, yatırımcıları ve ünlüleri bir araya getiren Davos, bir saati aşkın bir süre boyunca, Batı'nın önde gelen gücü ile kendilerinden giderek uzaklaştığını düşünen müttefikleri arasında dramatik bir kopuşu gözler önüne serdi.

Avrupalı liderlerle alay ettikten birkaç gün sonra, Trump karlı Alpler'e gelerek Batı ittifakına, onun değerlerine, ekonomik modeline ve küresel ticaret çerçevesine doğrudan eleştirdi. Günün sonunda Trump, en şiddetli tehditlerinden bazılarını geri çekti, Danimarka'dan satın almak istediği Grönland'ın geleceği konusunda NATO ile ön anlaşmaya varıldığını duyurdu ve bu hamleye karşı çıkan müttefiklere yeni gümrük vergileri uygulama tehdidinden vazgeçti.

Yeni bir dünya düzeninin şekillendiğine dair artan inanç

Bazı Avrupalı liderler bu adımları bir umut ışığı olarak görse de Davos'ta ABD'nin güvenilir bir müttefik olup olmadığına dair hakim olan derin endişeleri gidermeye yetmedi. O günün erken saatlerinde Trump, liderlere ticaret ve çevre politikaları ile göçmenlik konusundaki yaklaşımlarını hedef alan bir dizi eleştiri yağdırmıştı. Trump, Grönland'ın kontrolünü talep etmek ve NATO'ya saldırmak için geri döndüğünde, dağınık kahkahalar endişeli bir sessizliğe, ardından da duyulabilir bir şaşkınlığa dönüştü. Avrupalı liderler, ABD başkanının müttefik olarak hükümetlerinin güvenilirliğini sorgulamasını ve Avrupa ile Kanada'nın Washington'a siyasi ve tarihi borçları olduğunu ilan etmesini şaşkın bir sessizlik içinde dinlediler. Konuşmanın ardından, bazı katılımcılar Trump'ın düşüncesini ve ABD ile ortaklığın geleceğini anlamaya çalışmak için mevcut ve eski ABD yetkililerini aramaya koştu. ABD’li eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Phil Gordon, The New York Times'a yaptığı açıklamada, yabancı yetkililerin kendisine Trump'ın tutumunun ‘nihai’ olup olmadığını sorduklarını söyledi.

Gordon, "Şöyle soruyorlardı: Artık Amerika bu mu? İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem tamamen sona erdi mi, yoksa geri dönmesi için hala umut var mı?

Ancak, yıllardır eski düzenin sembolü olan bir konferansın merkezinde, yeni bir dünya düzeninin şekillendiğine dair giderek artan bir inanç oluşmaya başladı. Gordon, Trump yönetiminde bunun yeni bir dünya düzeni olduğunu, kimsenin inkar edemeyeceğini ve hatta inkar eden Avrupalıların bile artık bunu kabul ettiğini söyledi.

b
Yeni bir dünya düzeninin şekillenmekte olduğuna dair inanç giderek güçleniyor (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Trump konuşmasında, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan dünya düzenini açıkça hiçe sayarak bu yeni vizyonun özünü net bir şekilde ortaya koydu ve Avrupalı müttefiklerin Grönland için ABD’ye ‘borçlu’ olduklarını ima etti. İkinci Dünya Savaşı'nda ABD’nin oynadığı rol olmasaydı, ‘hepiniz Almanca ve belki biraz da Japonca konuşuyor olurdunuz’ dedi, bu da salonda bariz bir hoşnutsuzluk yarattı.

Grönland'ı elde etmek için güç kullanma niyetinde olmadığını temin etmesine rağmen, konuyu geri ödenmesi gereken bir borç olarak göstermeye devam etti ve “Evet diyebilirsiniz, biz de minnettar oluruz, ya da hayır diyebilirsiniz, biz de bunu unutmayız” dedi.

Dünya Ekonomik Forumu’nun ev sahibi ülkesi İsviçre'ye de sert eleştirilerde bulunan Trump, “Onlar sadece bizim sayemizde başarılılar” diyerek İsviçreli yetkilileri şaşırttı ve ABD'nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri övdü.

Buna yanıt olarak İsviçreli Milletvekili Elisabeth Schneider, “Gerçekten şok oldum. Vergi mükelleflerinin parasıyla havaalanından Davos'a kadar güvenliğini sağlıyoruz ve ticaret anlaşmazlığını çözdüğümüzü sanıyordum” dedi.

En kötüsü önlendi

Katılımcılar Trump'ın konuşmasını beğenmiş olsun ya da olmasın, bu konuşmanın forumun en çok konuşulan konusu olduğuna şüphe yok. Şirketler, toplantıları salonun dışında canlı olarak takip etti. Katılımcılar konuşmayı kaçırmamak için toplantı tarihlerini yeniden düzenlerken bazıları da koridorlarda yürürken canlı yayınla konuşmayı takip etti. Öte yandan özellikle Trump NATO müttefikine karşı güç kullanma seçeneğinin söz konusu olmadığını vurguladıktan sonra bazıları en kötüsünün önlendiğini düşündü. Demokrat Senatör Chris Coons, bunun sebebini “Avrupalı yetkililer daha sonra ona durumun daha kötü olabileceğini söylediler” diyerek açıkladı.

Bu gerginlik, ABD’nin küresel ekonomik sistemdeki konumunu tehdit ediyor. Ekonomik ve finansal açıdan da durum çok farklı değil. ABD, belirsizlik dönemlerinde her zaman bir güvenlik ışığı olmuştur, ancak bu kez durum değişmeye başladı.

Grönland gerilimleri, halihazırda devam etmekte olan ve ABD’yi küresel ekonominin merkezine yerleştiren küresel ekonomik sistemdeki değişim sürecini hızlandırıyor.

ABD, dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılar için derin ve yüksek likiditeli finansal piyasaları ve sermayenin birincil varış noktası olması sayesinde, on yıllardır kargaşa dönemlerinde güvenli bir liman olmuştur. Ayrıca, uluslararası işlemlerin ortak dili olan bir para birimini benimsemiştir. Ancak bu durum da değişiyor.

Bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın çatışmacı ekonomi ve dış politika yaklaşımı, ülkeleri yatırımlarını başka yerlere yöneltmeye, savunma harcamalarını artırmaya, yeni ticaret ittifakları kurmaya ve ekonomilerin, güvenliğin ve geleceğin temelini oluşturan ekonomik güç olarak ABD'nin rolünü yeniden değerlendirmeye itiyor. Geçtiğimiz salı günü piyasalardaki hareketlilik önümüzdeki dönemde neler olabileceğine dair bir fikir verdi. Dünya genelinde hisse senetlerinin değerleri düştü. Ancak en ağır kayıpları ABD yaşadı. Dow Jones Endüstriyel Ortalaması endeksi 871 puan, yani yüzde 1,8 geriledi. S&P 500 yüzde 2,1, teknoloji ağırlıklı Nasdaq ise yüzde 2,4 değer kaybetti. Tahviller de küresel çapta satışlara maruz kaldı ve 10 yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi yüzde 4,3'ün biraz altına inerken, dolar düşmeye devam etti.

Hazine tahvillerindeki sert düşüş ve doların değer kaybetmesi özellikle dikkati çekti. Çünkü kriz zamanlarında yatırımcılar genellikle güvenli liman olarak ABD'ye yönelirler, ancak o seansta tam tersi yönde hareket ettiler. Scotiabank'ın baş döviz stratejisti Sean Osborne, The Wall Street Journal'a (WSJ) verdiği demeçte, “Birçok uluslararası yatırımcı için ABD, iş yapmak için daha az dostane bir yer haline geldi ve bu durum gelecekteki yatırım kararlarını etkileyebilir” dedi.

“Trump'ın politikaları küresel istikrarın temellerinden birini sarsabilir”

ABD’li ekonomist ve Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) Başkanı Adam Posen, mevcut koşulların geçtiğimiz yıldan farklı olduğunu düşünüyor. Bu durum, Grönland üzerindeki gerginliğin tırmanmasıyla sınırlı değil, aynı zamanda ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesini, Adalet Bakanlığı'nın ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) Başkanı Jerome Powell'a hakkında başlattığı soruşturmayı ve ABD yönetiminin önceki anlaşmalara rağmen Avrupa ülkelerine yeni gümrük vergileri uygulama tehdidini de içeriyor.

WSJ’ye konuşan Posen, “Geriye dönüp baktığımızda bunun bir dönüm noktası olduğunu söyleme olasılığımızın çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum” dedi. ABD’li ekonomist, ABD'nin on yıllardır düşük maliyetli finansman, güçlü yabancı yatırımlar ve ABD dolarının hakimiyeti karşılığında küresel ticareti kolaylaştırmaya ve güvenlik sağlamaya yardımcı olduğu için, yönetimin politikalarının küresel istikrarın temellerinden birini zayıflatabileceğine inanıyor.

vfo
Küresel ekonominin merkezi olarak ABD'nin gerilemesi, çok kutuplu bir dünya düzenine yol açabilir (AFP)

Uzun vadeli etkileri ciddi olabilir. Eğer dünya çapındaki yatırımcılar alternatif güvenli limanlar ararsa, ABD yabancı yatırımların azalması, enflasyonist baskıların artması ve kamu borcunu finanse etme kapasitesinin azalmasıyla karakterize bir gelecekle karşı karşıya kalabilir ve bu da yaşam standartlarını olumsuz etkileyebilir.

Ayrıca, ABD'nin küresel ekonominin merkezi olarak gerilemesi, Çin, Rusya ve ABD'nin kendi ekonomi ve güvenlik alanlarında hakimiyet kurduğu, daha tehlikeli ve daha eşitsiz bir dünya olan çok kutuplu bir dünyaya yol açabilir.

ABD’nin güvenli liman statüsünün kademeli olarak aşınması

Öte yandan Johns Hopkins Üniversitesi’nden ekonomi profesörü Robert Barbiera, ABD’nin güvenli liman statüsünün aşınmasının kademeli olabileceğini, ancak önceki gümrük vergileri ve artan borç seviyeleri gibi uyarı işaretlerinin bir süredir mevcut olduğunu söyledi. Piyasaların hızlı hareket ettiğini ve hisse senetlerinin tarihteki standartlara göre pahalı görünmesinin yardımcı olmadığını belirten Prof. Barbiera, “Bu piyasa, kimse ‘Aman Tanrım, fiyatlar çok cazip’ demeden önce çok düşebilir” dedi.

ABD’li ekonomist Robert Shiller'in, S&P 500 fiyatlarını son 10 yıldaki enflasyona göre düzeltilmiş ortalama kazançlarla karşılaştıran değerleme ölçütü, Dot-com balonundan bu yana en yüksek seviyesinde.

Bu dönem hariç, 145 yıllık veri tarihinde değerlemeler hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Bank of America (BOfA) Yüksek Getirili Tahvil Endeksi'ne göre kurumsal borç değerlemeleri de yüksektir ve yüksek riskli tahvil getirileri ile karşılaştırılabilir hazine tahvillerinin arasındaki fark 2007'den bu yana en düşük seviyesine yaklaşıyor.

Bu yüksek değerlemeler göz önüne alındığında, yatırımcıların ABD varlıklarına olan güvenindeki herhangi bir düşüşün, ABD ekonomisi için geniş kapsamlı etkileri olan geniş çaplı bir satış dalgasını tetikleyebileceği endişesi söz konusu.

Geçtiğimiz yıl hisse senetlerindeki güçlü artışlar, özellikle yüksek gelirli kesimde tüketici harcamalarını artırdı ve yatırımlar, borç finansmanı ve ilgili şirketlerin hisselerinin yüksek değerlemeleriyle desteklenen yapay zeka projelerine akın etti, bu da gayrisafi yurt içi hasılayı (GSYİH) desteklemeye yardımcı oldu.

ABD tahvillerinin satışı

CrossMark Global Investments Yatırım Direktörü Bob Doll, “Hisse senetleri neredeyse mükemmel bir şekilde fiyatlandırılıyor” değerlendirmesinde bulundu. Şirket kazançlarının beklentileri aşmaya devam ettiğini ve FED faiz oranlarını düşürdüğü sürece bunun bir sorun olmadığını belirten Doll, ancak, yüksek riskli olan tarafın herhangi bir hata yapma lüksünüzün olmaması olduğunu vurguladı.

Spectra Markets'ın başkanı Brent Donnelly ise akademisyenlere ve öğretmenlere hizmet veren bir Danimarka emeklilik fonunun ABD Hazine tahvillerini satma niyetini açıklamasının, piyasaların karşı karşıya olduğu risklerin türünü gösterdiğini belirtti. Donnelly’ye göre fonun büyüklüğü tek başına piyasaları etkilemek için yeterli olmasa da İsveç ve Hollanda'daki daha büyük fonlar benzer kararlar alırsa ne olabileceğinin sinyalini veriyor.

Scotiabank'ın baş döviz stratejisti Osborne, “ABD sermaye piyasalarının derinliği ve likiditesi ile sunduğu getiriler göz önüne alındığında, bu piyasalardan vazgeçmek için çok güçlü bir neden gerekir” yorumunda bulundu. Ancak Osborne’a göre eski küresel düzen ve geleneksel ilişkiler zayıflamaya devam ettikçe ‘yatırımcılar paralarının daha azını ABD'ye yönlendirmek için daha büyük bir motivasyona ihtiyaç duyabilirler.


Almanya, "saldırı hazırlığındaki bir Hamas üyesini" daha tutukladığını duyurdu

Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
TT

Almanya, "saldırı hazırlığındaki bir Hamas üyesini" daha tutukladığını duyurdu

Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)

Alman polisi, Avrupa'da terör saldırıları hazırlığında bulunduğu iddiasıyla bir kişiyi cuma akşamı tutukladı. 

Beyrut'tan Berlin'deki Brandenburg Havalimanı'na inince durdurulan Lübnan yurttaşı Muhammed S.'nin Hamas üyesi olduğundan şüphelenildiği aktarıldı. 

Federal savcılar, şüphelinin Ağustos 2025'te 300 mermi tedarik ettiğini ve Yahudilere ya da İsrail'e ait olan kurumlara saldırı komplosuna karıştığını öne sürüyor. 

Alman yetkililer, Muhammed S.'nin ekimde tutuklanan Abed el G.'yle işbirliği yaparak terör eylemi hazırlığında olduğunu da iddia ediyor.

Ekimde silah temin etmeye çalışan üç kişinin benzer suçlamalarla tutuklandığı açıklanırken bunlardan ikisinin Alman, üçüncüsününse Lübnan vatandaşı olduğu bildirilmişti. 

O dönem Leipzig ve Oberhausen'da polis operasyonları düzenlenmişti. 

Kasımda da Alman yetkililer, yine bir Lübnan yurttaşını Çekya sınırı yakınlarında tutuklarken bu kişinin Hamas üyesi olduğundan şüphelenildiğini ifade etmişti. 

Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Hamas'ı destekleyen kişilerin vatandaşlıktan çıkarılması gerektiğini kasımda yaptığı açıklamada savunmuştu. 

Önceki ay sosyal medyada Hamas'ı "Filistin'in kahramanları" diye niteleyen bir paylaşım yaptığı gerekçesiyle Filistinli bir göçmenin vatandaşlığının iptal edilmesinin ardından konuşan Dobrindt şu ifadeleri kullanmıştı: 

Çifte vatandaşlık dahil olmak üzere Alman vatandaşlığı almış kişiler, değerler sistemimize bağlılıklarını beyan etmişlerdir. Bunun kasıtlı bir yanlış beyan olduğu ve bu değerler sistemini paylaşmadıkları ortaya çıkarsa, vatandaşlıklarının geri alınması mümkün olmalıdır. 

Hamas, Almanya ve İsrail'in yanı sıra ABD ve Birleşik Krallık gibi pek çok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul görüyor. 

Örgütün 7 Ekim 2023'te 1200'e yakın kişinin öldürüldüğü, 250'yi aşkın kişinin de rehin alındığı saldırıları düzenlemesinin ardından başlayan Gazze savaşında çoğu kadın ve çocuk 70 bini aşkın Filistinli yaşamını yitirdi.

Independent Türkçe, BBC, Jerusalem Post, AP


Bir çete, dolandırıcılık yapmak için Belçika kraliyet ailesinin üyelerini taklit etti

Belçika Kralı Philippe (EPA)
Belçika Kralı Philippe (EPA)
TT

Bir çete, dolandırıcılık yapmak için Belçika kraliyet ailesinin üyelerini taklit etti

Belçika Kralı Philippe (EPA)
Belçika Kralı Philippe (EPA)

Belçikalı müfettişler dün, bir dolandırıcı çetesinin geçtiğimiz yıl boyunca önde gelen yabancı şahsiyetleri ve iş adamlarını dolandırmak için Belçika kraliyet ailesinin üyelerini taklit ettiğini açıkladı.

Federal savcılar dün, çetenin dolandırıcılığı gerçekleştirmek için e-postalar, telefon görüşmeleri ve yapay zekâ ile oluşturulmuş sahte videolar kullandığını söyledi.

Üyeleri henüz tespit edilemeyen çete, 2025 yılının başından beri telefon görüşmeleri ve WhatsApp yazışmaları üzerinden Kral Philippe veya üst düzey yetkililerinden birinin kimliğine bürünerek kurbanları tuzağa düşürmeye ve paralarını çalmaya çalışıyordu. Savcılar, çete üyelerinin kurbanlarını kraliyet ailesiyle olası bağlantılarına göre seçtiklerini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre savcılar yaptıkları açıklamada, “Neyse ki kurbanların çoğu dolandırıcılığı çabucak fark etti” dedi.

Savcılar, bir vakada çetenin bir kişiyi kendilerine para transferi yapmaya ikna ettiğini belirttiler.

Yabancılar ve iş adamlarının yanı sıra çete, kraliyet ailesine yakın Belçikalı aileleri de hedef almaya çalıştı.

Çete üyeleri, kralı taklit ederek Belçikalı iş adamlarına video röportaj için davetiyeler gönderdi.

Savcılar, “Röportajdaki görüntüler muhtemelen yapay zekâ ile oluşturuldu” dedi.

Bazı iş adamları, sahte akşam yemeği davetiyeleri aldı ve hayali etkinlik için sponsorluk ücreti ödemeleri istendi.

Savcılar, federal polisin uzman ekiplerinin yardımıyla dolandırıcılık olayını soruşturduklarını belirtti.