Fransız diplomatik kaynak, İran’ı ‘provokatif’ bir eylemde bulunmakla suçladı

İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani, geçen çarşamba günü Tahran’da Avrupa Koordinatörü Enrique Mora’yı kabul etti (EPA)
İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani, geçen çarşamba günü Tahran’da Avrupa Koordinatörü Enrique Mora’yı kabul etti (EPA)
TT

Fransız diplomatik kaynak, İran’ı ‘provokatif’ bir eylemde bulunmakla suçladı

İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani, geçen çarşamba günü Tahran’da Avrupa Koordinatörü Enrique Mora’yı kabul etti (EPA)
İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani, geçen çarşamba günü Tahran’da Avrupa Koordinatörü Enrique Mora’yı kabul etti (EPA)

Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın ve bakanlığa yakın kaynakların aktardığına göre yıllardır eğitim alanında faaliyet gösteren aktivist Cecile Kohler ve eşi, turistik bir gezi sonrasında İran’dan ayrılmak üzereyken Tahran havalimanında tutuklandı.
İran, Kohler ve eşinin yanı sıra Mayıs 2020’de yakalanan ve ‘casusluk’ suçlamasıyla 5 yıl hapis cezasına çarptırılan Benjamin Brier ve Haziran 2019’da gözaltına alınarak ‘rejimin güvenliğine karşı tehdit oluşturma’ suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırılan antropolog Fariba Adelkhah olarak 4 Fransız’ı alıkoyuyor. Aynı şekilde Adelkhah’ın akademik araştırmacı olan erkek arkadaşı Roland Marchal da kız arkadaşına eşlik etmek üzere İran’ın başkentine gittiğinde benzer suçlamalar nedeniyle Tahran havalimanında gözaltına alınmıştı. Kendisi 2020 yılının Mart ayında serbest bırakıldı. O dönemde Marchal’ın serbest bırakılmasıyla eş zamanlı olarak ABD yasalarına göre yasaklı bir teknolojinin Tahran’a aktarılmasındaki rolü nedeniyle teslim edilmesini talep ettiği İranlı mühendis Celal Ruhullah Necad da Paris tarafından serbest bırakıldı. Paris, iki olay arasında herhangi bir bağlantının olduğunu reddetmesine rağmen Fransa’daki genel kanı, bunların birbiriyle bağlantılı olduğu ve İran’ın, mimarın serbest kalması için Marchal’ı bir baskı aracı olarak kullandığı yönünde.
Geçtiğimiz Mart ayında İran, İran asıllı İngilizler Nazanin Zaghari-Ratcliffe’yi casusluk suçlamasıyla 6 yıl ve Enuşe Aşuri’yi ise 5 yıl tutuklu kalmaları sonrasında serbest bırakırken, ‘takas’ konusu yeniden gündeme geldi. Bu adım, Şah döneminde bir savunma anlaşmasından kalma İran’ın bloke edilmiş 390 milyon sterlinlik (530 milyon dolarlık) dövizinin serbest bırakılması üzerine gerçekleşti. Yaşananların ardından İngiliz ve İranlı taraflar, aralarında bir ‘anlaşmanın’ varlığını inkâr eden açıklamalar yaptı.
Öte yandan geçtiğimiz Cuma günü İsveç hükümeti, İran’daki vatandaşlarından birinin gözaltına alındığını açıkladı. İsveç’teki çevreler, olayın Hamid Nuri’nin Stockholm’de devam eden davasıyla bağlantılı olduğunu belirtiyor. Nuri, 1988 yazında muhaliflerin tasfiyesine karışma suçlamasıyla Kasım 2019’da İsveç’in başkenti Stockholm’de havalimanında gözaltına alınmıştı.
İranlı yetkililerin çoğu çifte vatandaş olan Batılıları gözaltına almak üzere itimat ettiği, ancak itiraf etmediği başka gerçekler de var. Öyle ki Tahran, Avrupa ve ABD’de tutuklu bulunan vatandaşlarını serbest bırakmak veya mali- ekonomik taleplerini gerçekleştirmek için bir baskı ve şantaj aracına başvuruyor.
Cecile Kohler ve kocasının davasında dikkat çekici olan, İran’daki internet sitelerinde tutuklamanın ayrıntıları ve nedenlerine dair açıklamaları aktarmaktan kaçınacak kadar ileri giden Paris’teki medya kuruluşlarının da yaptığı gibi, Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın söz konusu isimlerin kimliklerini gizlemesi.
Dışişleri Bakanlığı, 12 Mayıs’ta kısa bir açıklama yaparak, vatandaşlarının tutuklandığını doğrularken, aynı zamanda ‘haksız’ olarak nitelendirdiği tutuklama sürecini de kınadı. Ayrıca Paris, hükümetin bu konuyu yakından takip ettiğini vurgulayarak, söz konusu tutukluların derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Fransa’nın Tahran Büyükelçisi, uluslararası anlaşmalara uygun olarak ‘iki isme konsolosluk koruması sağlamak için’ İran makamlarıyla gerekli temasları sağladı.
Eş zamanlı olarak Fransa Dışişleri Bakanlığı, Paris’teki İran Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı Siyasi ve Güvenlik İşleri Genel Müdürü ile görüşmeye çağırdı. Bu olaylar çerçevesinde görüşme, tutuklama için bir açıklama talep etmeye ve resmi protestoyu doğrudan İran’ın Paris’teki resmi temsilcisine iletmeye odaklanıyor.

‘Provokasyon’ teşkil ediyor
Ancak Reuters haber ajansının aktardığına göre G7 bakanlar toplantısının oturum aralarında Weissenhaus’tan (Almanya) bir Fransız kaynak, Fransız vatandaşlarının tutuklanmasının bir ‘provokasyon’ teşkil ettiğini belirtti. Aynı şekilde ABD’de Cumhuriyetçi Senatörü Jim Rich, Avrupa’ın Tahran elçisi Enrique Mora’nın ziyaretiyle bağlantılı olarak söz konusu iki Fransız’ın tutuklanmasını, Tahran’la yapılacak herhangi bir kötü anlaşmanın tabutuna çakılan son çivi olarak nitelendirdi. Rich, Avrupa Birliği’nin (AB) İran’ın güvenilir bir taraf olmadığını kabul etmesi gerektiğini de vurguladı.
Paris genellikle daha etkili olan düşük profilli bir yaklaşım benimseyerek bu tür süreçlerden çıkış yolları bulmaya çalışmak için başlangıçta sessiz diplomasiyi tercih ediyor. Ancak İran İstihbarat Bakanlığı tarafından resmi bir açıklama yapıldıktan sonra Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın ne olduğu hakkında yorum yapmaktan başka seçeneği kalmadı. Paris ayrıca, yaşananlar hakkında olabildiğince az ayrıntı vermeye devam ediyor.
İran İstihbarat Bakanlığı’nın açıklamasının hemen ardından Çarşamba günü ‘Iran International’ adlı internet sitesi, tutuklanan iki kişinin ‘Kohler ve eşi’ olduğunu bildirdi. Kohler, Fransa’nın önde gelen sendikalarından ‘Ulusal Eğitim, Kültür ve Mesleki Eğitim Federasyonu’ Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkanı olarak görev yapıyor. Sitede yer alan bilgilere göre Kohler ve eşi, federasyonu temsilen değil, turistik seyahat amacıyla İran’da bulunuyordu ve Avrupalı çift, 29 Nisan’da İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı’na giriş yaptı. Iran International’a göre çiftin ziyareti, 1 Mayıs’taki İşçi Bayramı münasebetiyle öğretmenler tarafından düzenlenen protesto gösterilerine denk geldi. İran İstihbarat Bakanlığı, iki Avrupalıyı ‘istihbarat alanında deneyimli ajanlar olmakla’ suçlarken, amaçlarının ‘kaosa neden olmak ve toplumu istikrarsızlaştırmak’ olduğunu açıkladı. Resmi açıklamaya göre bu vesileyle İran’da meydana gelen gösterilerden sorumlu olan ‘Öğretmen Sendikaları Koordinasyon Kurulu’ başta olmak üzere İran sendikaları ile temasa geçmeye çalıştılar.
Fransa tarafından ise Kohler’in çalıştığı federasyonun Genel Sekreteri Christophe Lalande, Fransız kadın ve kocasının tatilleri sonrasında İran’dan dönmediklerini ve Paris’e dönüşlerinin bu hafta başında planlandığını söyledi. Lalande, kendileriyle iletişim kurma girişimlerinin başarısız olduğunu belirtti. Sendika yetkilisi Cecile Kohler’in Paskalya vesilesiyle özel bir turistik ziyaret için İran’da olduğunu söyledi. Kohler, 2009 yılında katıldığı sendikada 2016 yılından itibaren Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkanı olarak görev yapıyor.

Tutuklama kararı akıllarda soru işareti bıraktı
Söz konusu iki Fransız’ın tutuklanma süreci, bir yanda zamanlaması, diğer yanda amacı ile ilgili birçok soruyu gündeme getiriyor. Zamanlama açısından olay, Haziran 2018’de Paris yakınlarındaki İranlı muhalifler tarafından gerçekleştirilen toplantıya düzenlenen saldırı girişimindeki rolleri nedeniyle Belçika tarafından suçlanan üç İranlı hakkındaki hapis cezalarının onaylanmasıyla neredeyse aynı zamana denk geliyor. Söz konusu İranlılar arasında ülkesinin Viyana’daki büyükelçiliğinde İranlı bir diplomat olan Esedullah Esedi de bulunuyor. Ayrıca tutuklama, İran nükleer dosyasına ilişkin müzakereleri sonuçlandırma girişimlerinin çıkmaza girdiği bir aşamada gerçekleşti. Geçtiğimiz Salı gününden bu yana Tahran’da bulunan Avrupalı ​​arabulucu Enrique Mora’nın girişimlerinin olumlu bir sonuca yol açıp açmayacağı henüz bilinmiyor. Aynı şekilde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, İran’a açıklanmayan üç bölgede nükleer izlerin bulunduğu koşullara dayalı olarak baskı altında. Bu sorun, 2015 anlaşmasının imzalanması öncesine dayanıyor. Bu çerçevede Fransız bir diplomatik kaynak, ABD ve İran’ın olağanüstü ikili sorunları hızla çözme yeteneği konusundaki ‘karamsarlığını’ dile getirdi. Reuters’a göre Fransız kaynak, bu durumu bir ‘hata’ olarak nitelendirirken, İran tarafını nükleer anlaşmayı canlandırmak için ‘zamanı kullanma’ oyunu konusunda uyardı. Batılı çevreler, İran’ın zaman faktörüne ve Batı’nın müzakerelerin süresiz olarak sürdürülmesinin ‘İran’a nükleer programını ilerletmesi ve nükleer eşiğine yaklaşması için’ yeterli zaman vereceğine dair korkularına bel bağladığına inanıyor. Bu durum, Batılıların ve Ortadoğu’daki ilgili tarafların endişelerini artırıyor.
AB Sözcüsü Peter Stano ise genellemeler çerçevesinde Mora’nın Tahran’daki görevine atıfta bulunmaya devam ederken, görevinin ‘anlaşmayı kurtarmak için mümkün olan her şeyi yapmak’ olduğunu söyledi. Stano, Mora’nın müzakereleri ilerletmeyi, Viyana’ya dönebilmeyi ve müzakereleri olumlu bir şekilde yürütmeyi amaçladığını söyledi. Ancak dün akşama kadar Mora’nın Tahran’daki görüşmelerinin sonuçları hakkında ayrıntılı bilgi sızdırılmadı. En karmaşık meselenin, ‘İran tarafının Devrim Muhafızları’nın adını ABD terör örgütleri listesinden çıkarmakta ısrar etmesi ve Washington’un bu ısrarı reddettiği’ olduğunu unutmamak gerekiyor. Mora’dan Tahran’a gitmesini isteyen Avrupa Dışişleri Bakanı Josep Borrell de geçen hafta yaptığı bir basın toplantısında, Devrim Muhafızları’nın listeden çıkarılması için her iki tarafça kabul edilebilir bir ‘orta yol’ önerme çağrısında bulundu. Aktarılana göre Washington, Tahran’a yanıt vermeyi kabul ederse Kasım Süleymani’nin öldürülme sayfasını çevirmek ve Körfez ve Ortadoğu’da güvenlik ve istikrarı tehdit etmekten kaçınmak için Tahran’dan bir taahhüt isteyecek.



İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.


Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.