Gazze ve İsrail arasındaki ‘akıllı duvarın’ aşılması tartışma yarattı

Aloni: Gazze Şeridi'ni çevreleyen devasa duvarın yüzde 100 başarı garantisi olmadığının farkındayız.

İsrail, Gazze Şeridi etrafındaki devasa duvarın üç kez aşıldığını bildirdi. (The Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)
İsrail, Gazze Şeridi etrafındaki devasa duvarın üç kez aşıldığını bildirdi. (The Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)
TT

Gazze ve İsrail arasındaki ‘akıllı duvarın’ aşılması tartışma yarattı

İsrail, Gazze Şeridi etrafındaki devasa duvarın üç kez aşıldığını bildirdi. (The Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)
İsrail, Gazze Şeridi etrafındaki devasa duvarın üç kez aşıldığını bildirdi. (The Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)

İzzeddin Ebu Ayşe
İsrail’in Gazze sınırı yakınlarında inşa ettiği, yüksek teknolojili en büyük elektronik duvarın tamamlanmasının kutlamasının üzerinden beş ay geçti. Ancak İsrail ordusu Filistinli grupların ‘akıllı duvarı’ aştığını tespit etti.  Tel Aviv'deki güvenlik birimleri bu duvarın, ‘Gazze Şeridi’ndeki silahlı grupların kullandıkları yeraltı saldırı tünelleriyle ilgili gerçeği değiştireceğini’ iddia ediyorlardı.
İsrail ordusundan gelen bilgilere göre Gazze tarafından duvarın aşılması, Filistinli grupların, özellikle de Hamas’ın, bu duvardaki sensörlerin herhangi bir kazı çalışmasını algılamasına izin vermeden ve uyarı alarmını çaldırmadan sınırı ve akıllı duvarı aşmalarını sağlayan yeraltı saldırı tünelleri kazabildiklerini gösterdi.
Tel Aviv'in stratejik olarak en sağlam engellerinden biri olan ‘akıllı duvarı’ inşa etmeye yönelik güvenlik planının amacı, saldırı tünellerini kendisine karşı silah olarak kullanan Filistinli grupların yolunu kesmek ve Gazze'den başlayıp İsrail'e ulaşan yeraltı tünellerinin tehlikesinin önüne geçerek topraklarını güvence altına almaktı.

Ordudan itiraf
Ancak ordu, Gazze'deki grupların duvarı aşmayı başardığını itiraf ettikten sonra Gazze'nin Hamas’ın Gazze ile İsrail arasındaki sınırı aşan bir yeraltı tüneli kazdığına dair ‘istihbarat’ bilgisini almasıyla planın başarısız olduğunu fark etti.
‘Akıllı duvarı’ aşma operasyonu hakkında konuşan İsrail Ordusu Gazze Tümeni Komutanı Nimrod Aloni, ‘yer altı tünellerinin Gazze sınırındaki Sderot yerleşim birimine doğru sınırı aştığına dair teyit edilmiş bilgiler geldiğini, ancak bunların dev duvardan gelen anlık verilerden değil, istihbarat kaynaklarından yapıldığını’ söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Aloni açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Hamas'ın çok deneyimli mühendisleri var. İsrail sınırının coğrafyası hakkında derinlemesine çalışmaları bulunuyor. Yakın bir zamanda Hamas’ın bazı kuvvetleri çeşitli yollarla İsrail topraklarına ulaşmaya çalıştılar. Kullandıkları en son yol, saldırı tünelleri ve planördü.”
Aloni, İsrail Ordusu Gazze Tümeni’nin tahminlerine dayanarak Hamas'ın dört tekerlekli arazi araçlarına (ATV) sahip bir birliği olduğunu ve savaşçılarının saldırı tünelleri silahlarını kullanmalarının yanı sıra teknik çitleri de bu araçlarla aşmaya çalıştıklarını söyledi.

Aloni sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ordu, Gazze Şeridi'ni çevreleyen devasa elektronik duvarın yüzde 100 başarı garantisi olmadığının farkında. Çünkü hiçbir duvar ihlallere karşı tamamen korunaklı değildir. Ancak bu, Gazze sınırındaki Sderot yerleşim biriminin sakinlerini endişelendirmemelidir. Özellikle güvenlik komutanlığı devasa duvarı aşma girişimlerini engellemeye çalıştığı için rahatça uyumalılar.”


 İsrail, Hamas’ın saldırı tünelleri kazmak için modern araçlara sahip olduğu görüşünde. (The Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)

Elektronik duvar ne?
‘Akıllı elektronik duvar’ İsrail'de Savunma Bakanlığı'nın gözetiminde şu ana kadar inşa edilen en karmaşık proje olarak biliniyor. Esas amacı, Filistinli gruplara ait saldırı tünellerinin tehlikesine karşı koymak ve İsrail topraklarına sızılmasını önlemek. 65 kilometre uzunlukta ve 6 metre yükseklikte inşa edilen duvarın derinliği 30 metreyi buluyor.
Üst kısmı çelikten elektrikli bir tel ile sarılmış olan duvarın içinde savaş odaları, gece-gündüz görüş ekipmanları, radarlar ve gizli kameralar var. Ortasında, gelişmiş silahlar taşıyan keskin nişancıların arkasında beklediği delikler ve bunların üzerinde casus ve gözetleme balonlarının yanı sıra insansız hava araçları (İHA) bulunuyor.
Duvarın yerin altındaki kısmına gelince... Duvar, 200 metreden daha derine kadar herhangi bir yeraltı kazı çalışmasını algılayabilen hassas sensörler ve 40 metre mesafeden her türlü hareketi veya sesi takip edebilen gelişmiş izleme cihazları ile donatılmış duurmda.

Hamas: Duvarlar başarısız
Duvarın alt kısmının 30 metre derinliğe kadar indiği göz önüne alındığında, bu, daha derine inince duvarın aşılması için herhangi bir engel olmadığı anlamına geliyor. Gazze Şeridi’nin coğrafyasına göre su, Gazze’nin doğu sınırlarında yer yüzeyinden 120 metre derinlikte, güneyindeki Han Yunus'ta ise 150 metre derinlikte bulunuyor. Dolayısıyla akıllı duvar ile yeraltı suyu arasındaki mesafe yaklaşık 120 metre.Bu mesafe de akıllı duvarı aşmak için yeterli.
Hamas Hareketi’ne gelirsek... Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin El-Kassam Tugayları komutanlarından Eymen Nevfel konuya ilişkin şu açıklamada bulundu:
“İsrail'in Gazze Şeridi sınırında aldığı mühendislik önlemleri başarısız oldu. Askerleri, Filistinli grupların planlarına düşmekten koruyamayacak. Hamas, Filistinlileri savunmada söz sahibidir ve bu uluslararası yasalar ve mevzuatlarla güvence altına alınmış bir haktır.
İzzeddin El-Kassam Tugayları internet sitesinden yaptığı açıklamada “İsrail duvarı, direnişin gücünü sınırlayamaz. Direniş bu duvarı aşmak için çözümler bulacak. İsrail'in tünellerle mücadeledeki tüm girişimlerinin sonucu sıfır” ifadelerini kullandı.

Duvarın aşılması başarısızlık mı?
Askeri Bilimler Uzmanı Yusuf eş-Şerkavi, güvenlik ve askeri bilimlere göre İsrail'deki en büyük akıllı duvarı aşmak için Gazze tarafından gerçekleştirilen başarılı girişimlerin, Tel Aviv'in güvenlik planlarına indirilmiş büyük bir darbe sayıldığını söyledi. Şerkavi şu değerlenidmede bulundu:
"İsrail topraklarındaki en büyük duvarın aşıldığının kaydedilmesi ve bunun kabul edilmesi bir güvenlik zafiyetidir. Bunun olması, Filistinli grupların çok fazla askeri deneyime sahip olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda bu, söz konusu grupların duvar ve çalışma şekli ile ilgili sağlıklı bilgilere sahip olduklarını ve duvarı nasıl atlatabileceklerini titiz bir biçimde çalıştıklarını ortaya koyuyor. Bu yüzden güvenlik dilinden konuşacak olursak; elektronik duvarın artık işe yaramaz olduğu söylenebilir."
İsrail merkezli Yedioth Ahronoth gazetesinin askeri analisti Ron Ben Yishai de şunları söyledi:
“İsrail, akıllı duvar planı başarısız olduktan sonra Gazze sınırını geçen saldırı tünellerinin ilerlemesini durdurmanın yeni yollarını tekrar gözden geçirmeli. Ayrıca askeri ve güvenlik açısından pratik önerileri incelemeli.”
İsrail, duvarın aşılabileceğini biliyordu. Zira İsrail Savunma Bakanlığı'nda engellerin ve duvarların inşasını denetleyen General Iran Ofer tünel tehdidinin resmen sona erdiğini duyurmaktan kaçındı. Hatta İsrail'in Gazze çevresindeki savunmasında yararlanılabilecek zayıf noktaların olduğunu vurguladı. Ofer açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Garanti diye bir çözüm yok. Ancak yer altına uzanan bu duvarın iyi bir çözüm sağladığını düşünüyoruz. Bununla birlikte ordunun Hamas'ın sınırı geçmemesini sağlamak için sürekli çalışması gerekiyor.”

Sızma eylemleri
Tel Aviv güvenlik planına göre son model sensörler, kameralar ve izleme cihazlarıyla donatılmış olan bu akıllı duvar, Gazze'deki grupların herhangi bir yeraltı saldırı tüneli kazma girişimini tespit edebilir ve bu girişimleri de durdurabilir. Ancak eldeki bilgiler, Gazze'deki Filistinli grupların ‘akıllı duvarı’ üç kez aşmayı başardığını gösteriyor. İsrail de Gazze'yi çevreleyen devasa duvarı birden fazla kez aşma operasyonu kaydedildiğini inkar etmiyor.
Filistinli gençler geçtiğimiz şubat ayında, ‘akıllı duvar’ tarafından hareketleri tespit edilmeden İsrail sınırını geçmeyi başarmışlardı. Gençler Hamas tünellerinin yerini tespit etmek için tasarlanmış bir aracı ateşe verip ardından Gazze Şeridi’ne geri dönmüşlerdi. Aracın yanma anı Gazze'nin içinden kaydedilmişti.



Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
TT

Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)

Hüda Rauf

Son derece karmaşık bir bölgesel dönemde, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişki ne topyekun bir savaşa meyleden ne de kalıcı bir çözüme ulaşmayı başaran; gri bir alanda sıkışmış görünüyor. Siyasi, askeri ve ekonomik göstergeler, iki tarafın karşılıklı baskı, dolaylı müzakereler ve hesaplı gerilimi artırma kombinasyonuna dayalı uzun süreli bir çatışmayı yönettiğini gösteriyor.

Eski ABD’li yetkililer ve uzmanların değerlendirmeleri bu gerçeği açıkça yansıtıyor; ne ufukta kapsamlı bir anlaşma görünüyor ne de yeni bir çatışma yaşanması olasılığı tamamen dışlanıyor. Bu iki uç nokta arasında en olası senaryo şekilleniyor; patlamayı erteleyen ancak çözmeyen kısmi ve geçici uzlaşılar.

Öte yandan, İran, sınırlı bir güvenle de olsa diplomasiyi sürdürüyor. İran Dışişleri Bakanı'nın Pakistan, Umman ve Rusya'ya yaptığı ziyaretleri içeren son diplomatik hareketlilik, İran'ın gerilimi azaltmakla ilgilendiğini göstermek için çok kanallı bir müzakere süreci oluşturmayı amaçlıyor. İran'ın bölgesel arabulucular ile kanallar açma gayretinde olduğunu vurguluyor. Ancak bu diplomasi, özellikle Amerikan temsilcilerinin ziyaretlerinin aniden iptal edilmesi ve askeri ve ekonomik baskının devam etmesinin ardından, Washington'un niyetlerine dair derin bir şüphenin gölgesi altında yürütülüyor.

Tahran'ın bakış açısına göre, baskı altında müzakere bir seçenek değil; aksine, özellikle ideolojik olarak kendisine bağlı destekçileri karşısında rejimin meşruiyetini tehdit eden siyasi bir teslimiyet olarak görülüyor. Bu nedenle, herhangi bir diplomatik girişim, deniz ablukasının kaldırılmasına bağlı ve bu koşul şimdiye kadar yerine getirilmemiş görünüyor.

Dahası talepler arasında var olan uçurum, her iki tarafın pozisyonlarının öncelikleri arasında derin bir farklılığı ortaya koyması nedeniyle kapsamlı bir anlaşmanın imkansızlığını gösteriyor. Nitekim İran, yaptırımların kaldırılmasını, deniz ablukasının sona erdirilmesini ve uranyum zenginleştirme hakkının korunmasını talep ediyor. Buna karşılık Washington, nükleer programın kilit unsurlarının ortadan kaldırılmasını, füze geliştirme programının kısıtlanmasını ve İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılmasını şart koşuyor.

Bu uçurum, asgari taleplerle sınırlı olmayıp, karşılıklı koşulların daha geniş bir listesini de kapsıyor ve kapsamlı bir anlaşmaya varmayı imkansız kılıyor. Bunun yerine, en fazla, krizi çözmekten ziyade yönetmeye odaklanan sınırlı ve belirsiz bir anlaşmaya varılabilir görünüyor.

Buna rağmen İran, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne karşılık, ablukanın kaldırılmasını ve savaşın sona erdirilmesini (ve belki de gelecekteki saldırılara karşı garantiler) talep eden revize edilmiş, aşamalı bir teklif sundu. Buna göre nükleer mesele daha sonraki bir aşamada ele alınacak. İran'ın revize edilmiş teklifine bakıldığında çelişkili ve mantıksız görünüyor. Zira Tahran, Boğaz'da seyrüsefer özgürlüğü karşılığında ateşkes ve ablukanın kaldırılması garantisi alarak üzerindeki güvenlik, askeri ve ekonomik baskıyı hafifletmek istiyor. Ama burada seyrüsefer özgürlüğünden ne kastedildiği belirsiz; Boğaz'ın savaş öncesi durumuna geri dönmesi mi, yoksa İran'ın ücret karşılığında geçiş izni verdiği mevcut düzenlemenin artık Amerikan gemilerinin de geçmesine izin vererek sürdürülmesi mi kastediliyor? Bu çelişki, Tahran'ın Boğaz'ın mevcut durumunu yasallaştırmayı ve meşrulaştırmayı amaçlayan mevcut iç icraatları ile daha da öne çıkıyor. Zira İran parlamentosu ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Boğaz'dan mevcut koşullar altında geçişi düzenleyen bir yasa taslağını görüşüyor. Ayrıca İran Merkez Bankası, Boğaz'dan geçiş ücretleri için dört özel hesap açtı. Dolayısıyla Tahran, karşılığında hiçbir şey sunmadan Washington'dan tavizler istiyor. Bu teklif, İranlı karar vericilerin aşırı özgüvenini yansıtıyor gibi görünüyor; ama bu özgüven, her iki taraf için de çıkmaza girmiş durumun yanlış değerlendirilmesiyle gölgeleniyor. İran, Hürmüz Boğazı'nı en önemli pazarlık kozu, Donald Trump ve dünya üzerinde baskı kurma aracı olarak görüyor.

İran, Hürmüz Boğazı'nı sadece bir enerji koridoru olarak değil, bu denklemin merkezinde yer alan ve en önemli stratejik varlığı olarak öne çıkan bir etki aracı olarak görüyor. Boğaz artık sadece petrol geçişi için bir su yolu değil; ekonomik, güvenlik ve siyasi boyutları kapsayan çok boyutlu bir baskı aracına dönüştü.

İran, boğazı kapatarak değil, etki edebilme ve geçiş trafiğini düzenleyebilme gücüyle rolünü yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu yaklaşımın, doğrudan çatışmaya girmeden küresel tedarik zincirlerini tehdit etmeye dayalı alışılmadık bir caydırıcı güç sağladığını düşünüyor.

Tahran ayrıca Hürmüz Boğazı'nı herhangi bir anlaşmada kendi şartlarını dayatmasını ve büyük enerji ithal eden güçlerle diyalog kanalları açabilmesini sağlayacak bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışıyor.

Öte yandan Trump, İran'ın teklifini reddetti ve İran'a yönelik ablukayı uzatacağını açıkladı. Trump, ablukanın askeri güçten daha az maliyetli olduğuna ve rejimin uzlaşmaz tavrını sürdürme gücünü zayıflatacağına inanıyor.

Son zamanlarda, ablukanın İran petrol kuyuları ve rezervleri üzerindeki etkisine ilişkin birçok analiz yapıldı. İran'ın söylemine göre abluka petrol kuyularını etkiliyor, ancak kayıplar yönetilebilir durumda.

İranlı petrol uzmanları, petrol ambargosunun Amerikan ekonomik baskısının en önemli araçlarından biri olduğunu belirtiyor. Ancak Tahran, yüksek iç tüketim, sınırlı ulaşım alternatifleri ve petrol sahalarının işletilmesi için esnek politikalar yoluyla bu baskıyı kısa vadede yönetebileceğini söylüyor.

Bazı İran ekonomik raporları, mali kayıpların önemli olduğunu ve yıllık on milyarlarca dolara ulaşabileceğini, ancak petrol sektörünün teknik altyapısının, kısıtlamaların kaldırılmasının ardından üretimin kademeli olarak yeniden başlamasına olanak tanıyarak, tam bir çöküş olasılığını azalttığını belirtiyorlar.

Diplomatik süreç devam etmesine rağmen, askeri hazırlıklar da sürüyor. Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor.

Tahran, herhangi bir gerilimin karşılıksız bırakılmayacağını ve ABD güçleri ile bölge devletlerine ağır bir bedel ödetmeye hazır olduğunu iletmek istiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak bu hazırlık, savaşmak arzusunda olduğunu değil, savaşı tamamen önlemeyi amaçlayan caydırıcı bir stratejiyi ifade ediyor.

Buna karşılık, ABD, müzakerelerdeki pozisyonunu güçlendirmek için bir askeri ve ekonomik baskı kombinasyonunu benimsiyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle kamuoyundaki yeni bir savaşa karşı muhalefet ve yönetimin uzun süreli bir çatışmaya girmesini kısıtlayan yasal sınırlamalar gibi iç kısıtlamalarla karşı karşıya bulunuyor.

Dahası, baskının İran'ı taviz vermeye zorlayacağı varsayımı, rejimin doğasına dair yanlış bir okumaya dayanıyor olabilir; zira İran, kırılmaktan ziyade baskıya direnmeye meyillidir.

Çatışan tarafların birbirine tamamen zıt iki vizyonuyla karşı karşıyayız. Diplomatik düzeyde, her iki tarafın talepleri tamamen zıt olup, bir orta yol görünmüyor. Baskı düzeyine gelince, Trump deniz ablukasını uzatmayı savaştan daha az maliyetli görürken, İran altı ay içinde kendisine zarar verecek bir deniz ablukasından ziyade savaşı daha az maliyetli bulabilir.

En olası senaryo, statükonun yani yaptırımların, sınırlı askeri gerilimlerin, aralıklı müzakerelerin ve gerektiğinde kısmi anlaşmaların devam edeceğidir. Bu, “ne savaş ne de anlaşma yok” denklemi olup, dengeyi kırılgan, gerilimde tırmanmaları olası ve barışı ertelenmiş bir halde bırakmaktadır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
TT

Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)

Ukrayna, silah ihracatı kısıtlamalarını gevşeten Japonya'yla anlaşma yapmak istiyor.

Kiev'in Japonya Büyükelçisi Yuriy Lutovinov, Reuters'a açıklamasında Tokyo yönetiminin silah ihracatı kısıtlamalarını büyük ölçüde kaldırmasını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Rus işgaline karşı direnişte Japonya yönetimiyle işbirliği yapmak istediklerini yeni yayımlanan röportajda belirtiyor:

Bu gelişme ileride yapılabilecek görüşmelerin önünü açtı. Teorik olarak bu çok büyük bir adım.

Sanae Takaiçi hükümeti, ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları 21 Nisan'da gevşetmişti.

Yeni düzenleme kapsamında savunma teçhizatı "silah" ve "silah dışı" şeklinde sınıflandırılmıştı. Radar sistemleri gibi "silah dışı" ekipmanın ihracatına yönelik sınırlama kaldırılırken, füze gibi "silah" kategorisindeki ekipmanın sadece Japonya'yla savunma anlaşması yapan ülkelere satışına izin verilmişti.

Öte yandan çatışma halindeki ülkelere silah ihracatı yasağının devam edeceği bildirilmişti. Fakat yönetimin ulusal güvenliğin tehlikede olduğunu düşündüğü "istisnai durumlarda" bu satışların gerçekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

Rusya'nın 2022'deki saldırılarıyla başlayan Ukrayna savaşında dönemin Japonya Başbakanı Fumio Kişida, "Bugünün Ukrayna'sı, yarının Doğu Asya'sı olabilir" uyarısı yaparak Kiev'in işgalinin Tokyo'nun ulusal güvenliğini de riske attığını vurgulamıştı.

Lutovinov, bu riskin hâlâ geçerli olduğunu savunuyor:

Ukrayna düşerse bu, büyük bir domino etkisi yaratacaktır. Bu yüzden Hint-Pasifik ve Avrupa kıtası güvenlik açısından birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanae Takaiçi, Ukrayna'ya silah satışını destekleyeceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak kasımda Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle yaptığı telefon görüşmesinde Moskova'ya karşı Kiev'i desteklediklerini söylemiş, en kısa zamanda savaşın sonlandırılmasını istediklerini belirtmişti.

Japonya, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek "istisnai durum" kapsamında Ukrayna'ya silah gönderebilir. Ya da Kiev yönetimi, silah tedariki için Tokyo'yla savunma paktı imzalayabilir. Japon yönetimi, Almanya, Avustralya, Filipinler ve Vietnam dahil 18 ülkeyle böyle bir anlaşmaya sahip.

Ukrayna'nın ABD menşeli Patriot füzelerine bağımlılığını azaltmak için kendi hava savunma sistemini geliştirmeye çalıştığını belirten Lutovinov, Tokyo'nun bu programa finansal destek sağlayabileceğini de söylüyor.

Japon drone üreticisi Terra Drone'dan 28 Nisan'da yapılan açıklamada, Ukraynalı WinnyLab şirketiyle uzun menzilli insansız hava aracı üretimi için işbirliği yapılacağı duyurulmuştu. Terra Drone CEO'su Toru Tokuşige, Japonya'nın silah ihracatı düzenlemesinin süreci kolaylaştırdığını belirtmişti.

Diğer yandan Pekin yönetimi, Tokyo'nun hamlesine tepki göstermişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu barışçıl Anayasa'yı terk etmeye başlayarak "somut adımlarla yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Kyiv Independent, Global Times


İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet