Yorgunluğu ve stresi arttıran bu 5 gıdadan kaçının!

Sebze veya protein gibi besin değeri yüksek yiyeceklerin tüketilmesi öneriliyor (Arşiv - Reuters)
Sebze veya protein gibi besin değeri yüksek yiyeceklerin tüketilmesi öneriliyor (Arşiv - Reuters)
TT

Yorgunluğu ve stresi arttıran bu 5 gıdadan kaçının!

Sebze veya protein gibi besin değeri yüksek yiyeceklerin tüketilmesi öneriliyor (Arşiv - Reuters)
Sebze veya protein gibi besin değeri yüksek yiyeceklerin tüketilmesi öneriliyor (Arşiv - Reuters)

Yemek yemenin beynimiz, ruh halimiz ve enerji seviyelerimiz üzerindeki etkisini nadiren düşünürüz. Halbuki bağırsak ve beyin sürekli iki yönlü iletişim halindedir, birinin sağlığı diğerini doğrudan etkiler.
Şarku’l Avsat’ın CNBC’den aktardığı bir habere göre, bağırsakta iltihaplanma olduğunda, beyne ve vücuda daha az enerji ulaşıyor. Bunun nedeni, inflamasyonun (iltihap) enerji üreten kimyasal yoldaki metabolizmayı tersine çevirmesi.
Kronik enteroensefalite (bir tür bağırsak iltihabı) katkıda bulunan gıdaları anlamanın, ruh hali ve enerji seviyelerini yönetmede güçlü bir anlamı var. İşte artan yorgunluk ve stres seviyelerine katkıda bulunan kaçınılması gereken 5 yiyecek türü:

  • İşlenmiş gıdalar

Rafine ve ilave şekerlerle dolu, genellikle yüksek fruktozlu, mısır şurubu kullanılmış, sağlıksız işlenmiş gıdaları tüketmek, beyni bol miktarda glikoz ile doldurur. Yülsek miktarda şeker kullanımı beyinde iltihaplanmaya ve sonunda depresyon ve yorgunluğa yol açabilir.
İşlenmiş gıdalar almak yerine, sebze gibi besin açısından zengin gıdalar veya otla beslenmiş organik sığır eti ve balık eti gibi temiz proteinlerin tüketilmesi öneriliyor.

  • Endüstriyel tohum yağları

Gıda endüstrisinin sanayileşmesi, bol mahsulün yan ürünlerinden oluşturulan ucuz, işlenmiş yağların geliştirilmesine yol açtı. Mısır, üzüm çekirdeği, ayçiçeği ve soya fasulyesi bunlardan bir kısmı. Bu yağlar iltihaplanmaya neden olan omega-6 yağ asitlerini içerir. Ayrıca bu yağlar, beyin sağlığını destekleyen anti-inflamatuar omega-3'lerden de yoksunlardır. Araştırmalar, omega-6 yağ asitleri bakımından yüksek gıdalar tüketen kişilerin, omega-3 bakımından zengin gıdaları tüketenlere göre depresyon geliştirme olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla yemek yaparken sızma zeytinyağı veya avokado yağı gibi anti-inflamatuar alternatifleri seçilmelidir.

  • Sonradan eklenen ve rafine şekerler

Şekerin hamur işi tatlılarında veya kutulu tahıl gevreklerinde yaygın olmasını bekleseniz de, ketçap, salata sosları ve patates kızartması gibi tuzlu yiyecekler gibi şaşırtıcı yiyeceklerde de bulunabilir.
Rafine şekerler iltihabı yükseltir ve vücuda ihtiyaç duyduğundan daha fazla şekere boğar. Bu da artan kaygı ve dengesiz ruh hali gibi problemlere yol açabilir.

  • Kızartılmış gıdalar

Kızarmış yiyeceklerin miktarını azaltmak faydalıdır. 2016 yılında 715 fabrika işçisine yapılan bir araştırmada, işçilerin depresyon, dayanıklılık ve kızarmış gıda tüketim düzeyleri ölçüldü. Tabii ki araştırmacılar, daha fazla kızarmış gıdalar tüketen insanların yaşamları boyunca depresyon geçirme olasılığının daha yüksek olduğunu buldular.
Kızarmış yiyecekler, genellikle sağlıksız yağlarda kızartıldıkları için muhtemelen ruh halinizi olumsuz etkilerler. Son yıllarda, tüketilen yağlar hakkındaki konuşmalar ve algılar değişti. Artık beslenme uzmanları, kardiyovasküler hastalıklara ve diğer rahatsızlıklara neden olduğu bilinen -kötü yağlar- (ör. margarin, hidrojene yağlar) ile yararlı olabilecek -iyi yağlar- (ör. avokado, zeytinyağı) arasında ayrım yapıyorlar.

  • Yapay tatlandırıcılar

Şeker ilaveleri, sağlıklı olduğu iddia eden gıdalarda dahi giderek daha yaygın hale geliyor. Bu endişe verici. Çünkü bilim insanları birçok yapay tatlandırıcının depresyona katkıda bulunabileceğini söylüyor. Yapılan bir çalışma, çoğunlukla diyet içecekleri yoluyla yapay tatlandırıcılar tüketen kişilerin, tüketmeyenlere göre daha depresif olduğunu gösterdi. Daha da kötüsü, bazı çalışmalar, yapay tatlandırıcıların, ruh halini düzenleyen nörotransmiterlerin konsantrasyonlarını değiştirerek beyin için toksik olabileceğini göstermiştir.



Epstein’in çiftliği: “Öldürdüğü kız çocuklarını gizlice gömdürdü”

3 bin hektarlık çiftlik, New Mexico eyaletinin başkenti Santa Fe'ye 50 kilometre uzaklıkta (Reuters)
3 bin hektarlık çiftlik, New Mexico eyaletinin başkenti Santa Fe'ye 50 kilometre uzaklıkta (Reuters)
TT

Epstein’in çiftliği: “Öldürdüğü kız çocuklarını gizlice gömdürdü”

3 bin hektarlık çiftlik, New Mexico eyaletinin başkenti Santa Fe'ye 50 kilometre uzaklıkta (Reuters)
3 bin hektarlık çiftlik, New Mexico eyaletinin başkenti Santa Fe'ye 50 kilometre uzaklıkta (Reuters)

Jeffrey Epstein'in New Mexico eyaletindeki Zorro Çiftliği'nde yabancı uyruklu iki kız çocuğunun cesedinin gömülü olduğuna dair iddialar üzerine inceleme başlatıldı.

Eyalet yetkililerinin çarşamba günü yaptığı açıklamada Epstein'in, cesetlerin çiftliğin dışına gömülmesini emrettiği iddiaları üzerine soruşturma talimatı verildiği bildirildi.

İddia, ABD Adalet Bakanlığı'nın yayımladığı son Epstein dosyalarında yer alan 2019 tarihli bir e-postada ortaya atılıyor.

Bir dönem Zorro Çiftliği'nde çalıştığını söyleyen bir kişi, e-postayı New Mexico'da Epstein'in çiftliğiyle ilgili radyo programı yapan sunucu Eddy Aragon'a göndermiş.

E-postayı gönderen kişi, Epstein'in çocuklarla cinsel ilişkiye girdiğini gösteren videolar karşılığında 1 Bitcoin ödeme talep ediyor.

Ayrıca iki yabancı kız çocuğunun Epstein'in emriyle "Zorro'nun dışındaki tepelerde bir bölgeye" gömüldüğü savunuluyor. Çocukların cinsel ilişki sırasında boğularak öldürüldüğü iddia ediliyor.

Reuters'ın irtibata geçtiği Aragorn, e-postanın gerçek olduğuna inandığını ve hemen FBI'a ilettiğini söylüyor. Göndericiden herhangi bir ödeme almadığını veya onunla bir daha iletişime geçmediğini belirtiyor. Öte yandan dosyaların yayımlanmasının ardından, e-postayı gönderen kişiyle iletişime geçmeye çalıştığını fakat adresin çalışmadığını ifade ediyor.

Epstein dosyalarında 2021 tarihli bir belgede, Aragorn'un bir FBI ofisine gidip ihbarda bulunduğu ifade ediliyor. Ancak Reuters, ABD Adalet Bakanlığı'nın bununla ilgili hangi adımları attığının belirlenemediğini aktarıyor. FBI da ajansın yorum taleplerine yanıt vermedi.

New Mexico Adalet Bakanlığı sözcüsü Lauren Rodriguez, ABD Adalet Bakanlığı'ndan sözkonusu e-postanın sansürsüz bir kopyasını talep ettiklerini, detaylı inceleme başlattıklarını bildirdi.

Epstein'in üç dönem New Mexico Valiliği yapmış Bruce King'den 1993'te satın alıp onlarca yıl boyunca mülkiyetinde bulundurduğu çiftlikle ilgili "hakikat komisyonu" kurulmasına pazartesi günü oybirliğiyle karar verilmişti. 

New Mexico eyaletindeki parlamenterlerin kararıyla 2,5 milyon dolar fon ve celp yetkisi verilen 4 kişilik komite, çiftlikteki cinsel istismar ve kadın ticareti iddialarını araştıracak.

Independent Türkçe, Reuters, Guardian


Puglar kadar solunum riski taşıyan cinsler belirlendi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Puglar kadar solunum riski taşıyan cinsler belirlendi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Bilim insanları yeni bir çalışmada, Çin kökenli Japon köpeği ve Pekinez gibi pek çok köpeğin, pug ve bulldog gibi basık yüzlü ırklarla aynı solunum sorunundan muzdarip olduğu uyarısında bulunuyor.

Brakiosefalik Havayolu Sendromu (BHS) adı verilen solunum rahatsızlığı, kısa kafatası ve basık yüze sahip köpekleri etkiliyor.

Bu hastalıkta solunum yolunun bazı kısımlarının tıkanması veya daralması nedeniyle bu cins köpeklerin nefes alması zorlaşıyor.

Pug ve Fransız bulldogları gibi köpek cinsleri normal nefes almakta zorlanıyor ve yoğun bir oyun seansından sonra sık sık hırıltılı nefes alıyor ve solunum güçlüğü çekiyor.

Ancak bu solunum yolu tıkanıklığı rahatsızlığından tam olarak kaç köpek cinsinin muzdarip olduğu hâlâ bilinmiyor.

Bunu anlamak için yapılan yeni bir çalışmada basık yüzlü 14 cinsten yaklaşık 900 köpek incelendi ve bunların bir kısmının çeşitli şiddetlerde BHS'den muzdarip olduğu bulundu.

Bilim insanları araştırmadaki her bir köpeği, BHS açısından sıfırdan üçe kadar bir ölçekte derecelendirdi. Sıfır, az semptom, üç ise köpeğin egzersiz yaparken zorlandığı ve yeterince nefes alamadığı anlamına geliyordu.

Araştırmacılar daha sonra 14 cinsi pug, Fransız bulldoğu ve bulldoglarla karşılaştırdı.

Çin kökenli cinsler olan Pekinez ve Japon köpeğinin de yüksek BHS riski taşıdığı ortaya çıktı.

Bilim insanları Pekinezlerin sadece yüzde 11'inin ve Japon köpeklerinin de yaklaşık yüzde 17'sinin rahat nefes aldığını tespit etti.

King Charles spaniel, Shih Tzu ve Boston teriyeri gibi ırklar da daha düşük sıklıkta olsa da solunum rahatsızlığı riskiyle karşı karşıya.

Bilim insanları pomeranian, boxer ve Chihuahua gibi diğer ırkların daha iyi durumda olduğunu söylüyor.

Araştırmacılar, çok basık bir yüz, nefes alırken burun deliklerinin çökmesi ve aşırı kilonun yüksek BHS riskiyle ilişkili olduğunu belirtiyor.

Bilim insanları hakemli dergi PLOS One'da yayımlanan çalışmada "Araştırmamız, BHS'nin brakiosefalik ırklar arasında büyük farklılıklar sergilediğini gösteriyor" diye yazıyor.

Bu farklılıkları anlayıp temel risk faktörlerini belirleyerek sağlıklarını iyileştirmek için daha hedefli ve etkili stratejiler geliştirebiliriz.

Araştırmacılar bu rahatsızlığın daha iyi bilinmesinin, sağlıksız özelliklerin gösterilerde ödüllendirilmesinin önüne geçebileceğini umuyor.

Ekip "En basık yüzlü ırkların bile BHS'den nasıl etkilendiği değişiklik gösteriyor" ifadelerini kullanıyor.

Bilim insanları, "Bu çalışmanın bulguları, popülasyon düzeyinde hastalığın azaltılması yönünde ırka özgü bir yaklaşımı savunuyor" diye yazıyor.

Yetiştiricileri ve gelecekteki köpek sahiplerini, daha kolay nefes alabilen köpekleri seçmeye çağırıyorlar.

Independent Türkçe


Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature