Putin ve güvenlik servisleri, devleti nasıl ele geçirdiler?

Batılı diplomatlar, 2000 yılında Putin'i bilinmeyen bir geçmişten Rusya'nın liderliğine yükselen bir pragmatist olarak övdüler (AP)
Batılı diplomatlar, 2000 yılında Putin'i bilinmeyen bir geçmişten Rusya'nın liderliğine yükselen bir pragmatist olarak övdüler (AP)
TT

Putin ve güvenlik servisleri, devleti nasıl ele geçirdiler?

Batılı diplomatlar, 2000 yılında Putin'i bilinmeyen bir geçmişten Rusya'nın liderliğine yükselen bir pragmatist olarak övdüler (AP)
Batılı diplomatlar, 2000 yılında Putin'i bilinmeyen bir geçmişten Rusya'nın liderliğine yükselen bir pragmatist olarak övdüler (AP)

Nina Kruşçeva
Vladimir Putin, 20 Aralık 1999 tarihinde Rus güvenlik servislerinin kuruluş yıldönümünü kutlamak için Moskova'daki Kızıl Meydan yakınlarında yer alan Lubyanka Binası’ndaki Rusya Federal Güvenlik Servisi'nin (FSB) ofisini ziyaret etti ve burada FSB’nin üst düzey yetkililerine bir konuşma yaptı. O sıra FSB'de yarbay rütbesine sahipken 47 yaşında yeni başbakan olarak atanmış olan Putin alaycı bir tavırla, “Hükümetin en üst düzeyine nüfuz etme görevi tamamlandı” dedi.
Eski meslektaşları bu sözler karşısında gülseler de şaka Rusya hakkındaydı.
Putin, bu ziyaretin üzerinden iki haftadan kısa bir süre geçtikten sonra geçici Devlet Başkanı oldu. İktidara gelişinden itibaren, kapitalizmin anarşisine ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası dönemin istikrarsız demokratik karakterine karşı devleti güçlendirmeye çalıştı. Bu amaç uğrunda, ülkenin güvenlik hizmetlerinin seviyesini yükseltmenin ve hükümetin kilit roldeki kurumlarının başına eski güvenlik görevlilerini atamanın gerekli olduğunu düşünüyordu.
Ancak son yıllarda Putin'in bu yaklaşımda bir takım değişiklikler oldu ve bürokrasi git gide, bir zamanlar egemen olan devlet adamlarının yerini aldı. Bürokratik kurumların güçleri, Putin’in kontrolünü daha da sağlamlaştırmak için diğer devlet kurumları karşısında arttı. Güvenlik servisinin güç kontrolü, Putin’in ayrılıkçı Donetsk ve Luhansk cumhuriyetlerinin bağımsızlığının tanınması kararı aldığı Şubat ayında ortaya çıktı. Putin, birkaç gün sonra Rus birliklerini Ukrayna'ya gönderdi.
Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ilk günlerinde, Rusya devlet kurumlarının çoğu, Putin’in işgal kararına karşısı hazırlıksız gibi görünüyordu. Önde gelen bazı Rus yetkililer, ürkekçe de olsa, kararın nedenini sorguluyor gibiydiler. Daha sonraki haftalarda hem hükümet hem de halk Kremlin'i destekledi.
Ülkede muhalefet artık adeta bir suç haline gelmiş durumda. Bununla birlikte bir zamanlar sınırlı da olsa karar verme yetkisine sahip olan kişiler kendilerini, tek amacı güvenlik ve kontrol olan kurumların rehineleri olarak buldular. İronik olan ise işlerin FSB'nin kendi aleyhine dönmesi oldu. Rusya bir zamanlar güvenlik güçlerinin egemen olduğu bir ülkeyken, şimdi Putin'in başında olduğu yüzü olmayan bir güvenlik bürokrasisi haline geldi.

Çeka üyelerinin kurtuluşu
Modern FSB'nin kökleri, Demir Feliks lakabıyla bilinen Feliks Cerjinski’nin katı liderliğinde Çeka adıyla bilinen Tüm Rusya Karşı-Devrim ve Sabotajla Mücadele Olağanüstü Komisyonu’nun, o dönem Joseph Stalin’in yönetiminde olan Sovyetler Birliği’nin düşmanlarının peşine düştüğü 1917 Bolşevik Devrimi'ne dayanıyor. İçişleri Halk Komiserliği (NKVD) ve Devlet Güvenlik Bakanlığı (MGB) gibi Rusya’nın güvenlik ve istihbarat servisleri, bunların ilki olan Çeka’nın üzerine geliştirildi. NKVD’nin en ünlü lideri 1930’lu yıllarda teşkilatı yöneten Genrih Yagoda iken, MGB’nin en ünlü lideri ise 1940'lıve 50'li yıllarda kurumun yöneticiliğini yapan Lavrenti Beriya idi.
Bununla birlikte Devlet Güvenlik Komitesi (KGB), 1954 yılında Stalin'in halefi Nikita Kruşçev'in önderliğinde Sovyetler Birliği'ndeki ana güvenlik teşkilatı oldu. Kruşçev, on yıl sonra Komünist Parti’nin Sovyetler Birliği devletinin denetim kurumları üzerindeki nüfuzunu genişleterek KGB’nin nüfuzunu sınırladı. Ancak Kruşçev iktidarının 1964 yılında düşmesinin ardından uzun süredir KGB'ye liderlik eden Yuri Andropov, KGB’nin kaybettiği gücünü yeniden kazanmasını sağladı. KGB’nin gücü, 1970'lerde en yüksek seviyesine ulaştı.
Andropov daha sonra Komünist Parti’nin Genel Sekreteri olarak Sovyetler Birliği'ni 1982 yılından 1984 yılına kadar yönetti. İdeolojik kontrolü dayatma konusunda hiç taviz vermedi. Özellikle, bir kişinin Sovyetler Birliği politikasını üstü kapalı olarak dahi eleştirmesi hakkında soruşturma açılmasına yetiyordu. Bazı muhalifler ‘rehabilitasyon’ bahanesiyle ya hapse atıldı ya da psikiyatri kurumlarına yerleştirildi. Bazıları ise göçe zorlandı.
O dönem Moskova’da yaşadığım için, daha ılımlı ya da milliyetçilik konusunda zayıf (uyumsuz)  vatandaşları hedef alan polis baskınlarını ve sivil giyimli KGB ajanları tarafından tutuklanmalarını hatırlıyorum. George Orwell'in 1984 romanındaki ‘düşünce polisi’ gibi çalışırlardı. Şehrin sokaklarında gizlice dolaşır, işe gelmediğinden veya çok fazla boş zaman geçirdiğinden şüphelenilen kişileri gözaltına alırlardı. Ülkeye Andropov'un KGB’sinin tam kontrolü hakimdi.
Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’un 1980'li yılların sonlarında uygulamaya koyduğu reformlar, güvenlik servislerinin gücünü zayıflattı. Perestroyka’nın (ekonomik ve siyasi sistemi yeniden yapılandırma ve reform hareketleri) Sovyetler Birliği'ni yenilemesi gerekiyordu. Hatta bazı akademisyenler Andropov'un Perestroyka’da rolü olduğunu dahi iddia ettilerse de Perestroyka sonunda devletin bekasını tehdit etmeye başladı. Sovyetler Birliği’nin son lideri Gorbaçov, KGB'deki efendilerine sırtını döndü, Stalinizmin suçlarını ifşa etti ve Batı'ya açılmaya başladı. Ancak 1989 yılında ‘Demir Perde’ düştüğünde ve Doğu Avrupa'daki Sovyet Cumhuriyetleri Moskova'nın nüfuz bölgesinden ayrıldığında ise bu kez KGB, Gorbaçov'a sırtı döndü ve iki yıl sonra Sovyetler Birliği'nin çöküşünü hızlandıran başarısız bir darbe düzenledi.
Geriye dönüp bakıldığında, bir güvenlik servisinin küçük düşürüldüğü, ancak bu duruma herhangi bir çözüm getirilmediği görülebilir. Öte yandan Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası Rusya'nın ilk Devlet Başkanı Boris Yeltsin, KGB'yi değil komünizmi en büyük kötülük olarak görüyordu. KGB’nin adının artık FSB olmasının, teşkilatı değiştireceğine ve daha iyi ve daha az kontrol sahibi olmasını sağlayacağına inanıyordu. Bu, sadece bir dilekti. Gerçekten de, Rus güvenlik servislerinin köklerinin, 16. yüzyılda Korkunç İvan'ın acımasız muhafızları Opriçniklere ve 18. yüzyılda Büyük Peter'in Gizli Şansölye’sine kadar uzandığı söylenebilir. Burada Yeltsin'in reformist girişiminin bu kadar derin tarihi kökleri olan bir sistemi, Kruşçev'in kırk yıl önce yaptığından daha fazla uyarlayamayacağı belirtilmeli.
Esasen KGB ajanları, komünizmin çöküşüne ve kapitalizme geçişe dayanma konusunda nispeten iyi donanımlıydılar. Güvenlik servislerinde Sovyet Birliği döneminde bir proletarya (alt sosyal sınıf) toplumu çağrısı sadece bir slogandan ibaretti ve ideoloji, halkı kontrol etmenin ve devletin elini güçlendirmenin bir aracıydı. Güvenlik servislerinin eski üyeleri, Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası Rusya'da elit pozisyonlara yükselirken bu pragmatik yaklaşımı uyguladılar.
Eski bir yüksek rütbeli KGB ajanı olan Leonid Shebarshin, Andropov döneminde NATO, CIA, muhalifler ve siyasi muhalifler gibi içerideki ve dışarıdaki düşmanlara karşı gizli bir savaşa girmek üzere eğitilen ajanların düzensiz çalışma saatleriyle başa çıkabilen, düşmanların olduğu ortamlarda başarılı olabilen ve talep üzerine sorgulama ve manipülasyon taktiklerini kullanabilen yeni Rus burjuvalar olmalarının gayet doğal olduğunu söylemişti. Onlar, çalışanlarının ve astlarının çalışma gücünün sarhoşluğunu dahi yavaş yavaş tükettiler.
Bunların arasında, 2000 yılında bir bilinmezlikten gelerek Rusya’nın devlet başkanlığına yükseldikten sonra Batılı diplomatlar tarafından pragmatist olarak övülen Putin de vardı. Andropov tarzı tavizsiz bir sistem kurma niyetini gizlemeyen Putin, 1990'larda histerik bir kişiliğe sahip olan Yeltsin’in iktidarı sırasında gelişen kapitalist baronların gücünü dizginlemek için hızla harekete geçti. Putin'e göre petrol ve doğalgaz gibi stratejik öneme sahip sektörleri kontrol eden bağımsız bir oligarşi, devletin istikrarını tehdit ediyordu. Bu yüzden bunun yerine ulusal çıkarlarla ilgili iş kararlarının, ‘silovik’ adıyla anılan, eski istihbarat, emniyet ve güvenlik kurumları mensubu olarak görev yapmış siyasetçi ve bürokratlardan oluşan bir avuç güvenilir kişi tarafından alınmasını sağladı. Silovikler, devlet kontrolündeki mülklerin yöneticisi ya da koruyucusu oldular. Bu kişilerin büyük bir kısmının Putin'in memleketi Leningrad'dan (şu anda Saint Petersburg) olduğu ve çoğunun yine Putin ile birlikte KGB'de görev yaptığını belirtmekte fayda var. Siloviklerden olan İgor Seçin enerji devi Rosneft’in, Sergey Çemezov bir kamu kuruluşu olan Rostec’in, Alexey Miller enerji şirketi Gazprom’un yöneticiliğini üstlenirken, Nikolay Patrushev Rusya Güvenlik Konseyi Sekreterliği, Aleksandr Bortnikov FSB Başkanlığı, Sergey Narişkin Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Direktörlüğü, Alexander Bastrykin Soruşturma Komitesi Başkanlığı gibi devlet kurumlarının yöneticiliklerini üstlendiler. Daha birçok silovik üst düzey kurumlarda kilit role sahipler.
Putin, FSB’nin güçlendirilmesinin, 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasına yol açan türden karışıklıkları önleyeceğine gerçekten inanıyordu. Eski KGB ajanlarının kilit konumlara atanması, bir miktar da olsa ekonomik ve siyasi istikrar sağlıyor gibi görünüyordu. Putin, bu istikrarı korumak amacıyla 2020 yılında başkanlık süresini uzatmak için harekete geçti ve 2024 yılına kadar olan görev süresini uzatmak için anayasada değişikliği önerisinde bulundu.
Anayasa değişikliklerinin onaylanması devlete, Kovid-19 salgını ve Belarus'taki kitlesel protestolardan Rus muhalif Aleksey Navalni’nin Moskova'ya dönüşüne kadar çok sayıda sorunu ele almasında geniş bir manevra alanı sundu. Andropov döneminde olduğu gibi artık tüm meseleler, vergilerden bilime kadar her şeyi denetleyen federal kuruluşlar gibi (Rusça adlarının çoğunda bulunan ve "gözetim" anlamına gelen nadzor, tanımlamayı kolaylaştırıyor) merkezi düzenleyici kurumlar tarafından ele alınır oldu. Bunun yanında Rusya’da yetkinin kötüye kullanılmasından şikayet eden, daha iyi hizmet talep eden ya da nitelikli dolandırıcılık ve sahtecilikle suçlanan Navalni'ye desteğini ifade eden Ruslar hakkında başlatılan soruşturmaların giderek yaygınlaşan bir taktik olduğu biliniyor. Diğer taraftan eski bir vergi memuru olan teknokratik Başbakan Mihail Mişustin'in yanı sıra sistem bürokrasisindeki çeşitli orta düzey yöneticilerin liderliğinde bir disiplin kontrol sistemi devreye sokuldu.

FSB darbesi
Putin'in Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerinin bağımsızlığını tanıma ve ardından Ukrayna'yı Nazilerden arındırmak için özel bir askeri operasyon başlatma kararı, siyasi sapma durumunda benzer bir cezalandırma modelini izledi. Aslında, Batı’nın yanında yer almayı ‘Rusya karşıtı’ bir seçim olarak gördü ve tüm ülkeyi cezalandırmak istedi. Bunun yanı sıra Rusya’da Ukrayna işgalinin başlamasının ve sonrasında yaşanan olayların gerçekleşmesi yıllar alan siyasi bir dönüşümün doruk noktası olarak görülüyor. Ayrıca Putin’in ilk döneminde egemen olan silovikilerin sayısının azalmasını ve bunların yerini güvenlik ve denetleme kurumlarından isimlerden oluşan anonim bir bürokrasinin aldığını da ortaya çıkardı.
Rusya Güvenlik Konseyi’nin 21 Şubat’taki toplantısı sırasında Putin’in en yakın sırdaşları, Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerinin bağımsızlığının tanınmasının neler getireceğinden tamamen habersiz görünüyordular. SVR Şefi Sergey Narışkin konuşması sırasında, Putin’in tanıma kararını net bir şekilde destekleyeceğini teyit etmesini istemesinin ardından kekeleyerek Putin’in tanıma kararını destekleyeceğini söyleyebildi. Narışkin, Putin ile aralarında geçen diyalog sırasında korkudan titriyor gibiydi. Katı muhafazakar çizgideki bir Çeka üyesi olan Patruşev dahi Rusya'nın Ukrayna'ya asker göndermeyi planladığını ABD'ye bildirmek istediyse de önerisine bir yanıt alamadı.
Rusya’nın komşusu olan bir ülkeyi işgal etmesi gibi önemli bir karardan birçok devlet kurumunun habersiz olması oldukça dikkat çekici. Rusya Merkez Bankası başkanı Elvira Nabiullina Mart ayı başlarında istifa etmeye kalkıştığında, finans kurumları büyük bir şok yaşadı. Ancak kendisinden makamında kalması ve savaşın olası ekonomik sonuçlarıyla başa çıkması istendi. Ordu da planın tamamından habersiz gibi görünüyordu. Ay boyu on binlerce askeri sınıra yığan ordu, bu süreç boyunca kendisinden Ukrayna’ya saldırmasının istenip istenmeyeceğini bilmiyordu.
Putin'in gizli operasyonu, diğer gizli ajanlardan dahi gizlendi. Kremlin'e Ukrayna'daki siyasi durum hakkında istihbarat sağlamaktan sorumlu FBS departmanı yöneticileri bile işgalin olacağını düşünmüyorlardı. Bazı analistler, özgüvenli bir halde böyle bir işgalin Rusya'nın ulusal çıkarlarına aykırı olacağını savundular. Yetkililer, büyük çapta bir saldırının masada olmadığından emin bir şekilde Putin'e duymak istediği; ‘Ukraynalılar, Nazilerin işbirlikçilerinden ve Kiev'de Batı tarafından kontrol edilen ajanlardan kurtulmaya hazır Slav kardeşlerdir’ hikayesini anlatmaya devam ettiler. Kremlin'den bir kaynak bana birçok yetkilinin 1980’lerde utanç verici bir geri çekilmeyle sonuçlanan ve Sovyet imparatorluğunun dağılmasına katkıda bulunan Afganistan'daki savaşa benzer bir felaketi akıllarına getirdiklerini söyledi. Ancak giderek daha teknokratik, sistemik ve şahıslar üstü bir hükümette bu tür görüşlere artık müsamaha gösterilmiyor.
Şarku’l Avsat’ın Foreign Affairs'den aktardığı analize göre,  Ukrayna’daki savaş üçüncü ayına girerken ve savaş suçlarına ilişkin kanıtlar çoğalırken, çok sayıda yetkili ve politikacı halen Putin'i desteklemeye devam ediyor. Büyük şirketler büyük bir sessizlik içindeler. Batı ülkelerinden ayrılan seçkin Rus iş insanları da hükümetlerine giderek artan bir destek veriyorlar. Bazıları özel hayatlarında şikayetlerini dile getirseler de, çok azı toplum içinde şikayetlerini ifade ediyor. Onlardan biri, defalarca kez barış çağrısı yapan milyarder sanayici Oleg Deripaska, Türkiye'ye kaçan ve Yeltsin yönetimi sırasındaki özelleştirme faaliyetlerine öncülük etmesiyle bilinen Putin’in eski meslektaşı Anatoli Çubays, müzakere edilmiş bir anlaşmaya arabuluculuk yapmaya çalışan Chelsea Futbol Kulübü'nün eski sahibi ünlü oligark Roman Abramoviç ve son derece başarılı olan çevrimiçi bankası Tinkoff'taki hisselerini birkaç kapik (100 kapik = 1 ruble) karşılığında satmak zorunda kalan Rus girişimci Oleg Tinkov yer alıyor. Tinkov, Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı ‘operasyona’ karşı çıktıktan sonra hisselerini ucuz bir fiyata sattı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da bir askeri geçit töreninde, Mayıs 2021 (Mikhail Metzl/Sputnik Fotoğraf Ajansı)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Mayıs 2021 tarihinde Moskova'da bir askeri geçit törenine katıldı (Michael Metzl/Sputnik Haber Ajansı)
Rusya'nın yurt dışına kaçan onlarca, belki de yüz binlerce Rus dışında 145 milyon vatandaşı da aynı yöne doğru gidiyor. Yabancı ülkelere uçuşlara, dünya markalarına ve küresel ödeme sistemlerine erişimlerini kaybeden Rusların çoğu, hayatlarının Kremlin’e bağlı olduğu gerçeğini kabul etmek zorunda kaldılar. Ukrayna’ya karşı başlatılan askeri operasyonunun ilk günlerinde, halk ilk şokla savaş karşıtı duygularını ifade etmek için sokaklara döküldüğünde hüküm süren atmosferde keskin bir değişim oldu. Anketler şu anda Rusların yaklaşık yüzde 80'inin savaşı desteklediğine işaret ediyor. Ancak gerçek rakam daha düşük olabilir. Çünkü bir devlet mutlak kontrol uyguladığında, halk yönetimin istediği cevapları verir. Buna rağmen, Rusya’daki akrabalarım ve arkadaşlarımla özel olarak görüştüğümde savaşın öyle denildiği gibi kabul görmediğini anlıyorum. Örneğin, Kuzey Kafkasya'nın turistik kenti Kislovodsk'taki bir tanıdığım, Putin'in Ukrayna’ya yönelik ‘ülkeyi Nazilerden arındırma görevi’ olarak gördüğü askeri operasyonu tamamlaması ve Donbass bölgesinin sorumluluğunu alması gerektiğinde ısrar ederek, Amerikalılara Rusya’ya kafa tutmaması gerektiğini göstermesi gerektiğini söyledi.
Rusya’da ilk şok azalırken korku hakim olmaya başladı. Putin, Mart ayı ortalarında televizyon ekranlarından yaptığı bir konuşmada, ‘operasyona’ karşı çıkanları  ‘vatan hainleri’ olarak tanımladı ve Batılı ülkelerinin bu çevreleri ‘Rusya’yı yok etmek için beşinci kol’ olarak kullanmaya çalışabileceklerini, ancak Ruslar’ın vatanseverleri, ‘toplumun yüz karalarından’ hızla ayırt edebileceğini söyledi. Hükümetin güvenlik birimleri daha önce, ‘yalan haber’ ya da Savunma Bakanlığı'nın resmi açıklamalarıyla çelişen herhangi bir söylemin yayınlanmasıyla ilgili yeni bir yasa ilan etmişti. Yasaya göre ‘yalan haber yapmak ve resmi açıklamaların aksine bir söylemde bulunma15 yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suçtur. Aynı şekilde Novaya Gazeta gazetesi, liberal radyo istasyonu ‘Ekho Moskvy’ (Moskova'nın Yankısı) ve iki ay öncesine kadar düzenli olarak hükümeti eleştiren televizyon kanalı TV Dozd (Rain) dahil olmak üzere bağımsız yayın kuruluşları ya yasaklandı ya da faaliyetleri askıya alındı. New York Times, BBC, CNN ve diğer yabancı medya kuruluşları da bavullarını toplayarak ülkeyi terk etti. Şubat ayı sonlarından bu yana 400'ü genç olmak üzere 16 binden fazla kişi tutuklandı. Bazıları sadece düzenlenen bir protesto gösterisinin yakınlarında oldukları için tutuklandılar. Bir Moskovalı, sadece elinde Leo Tolstoy'un ‘Savaş ve Barış’ romanı ile Kızıl Meydan'da görünmesinin tutuklanmasına yeteceğini deneyimledi.
Bu toplu baskı atmosferinde, bir zamanlar alternatif fikirler öneren siyasi isimler, Putin'in ısrarla tekrarladığı sözlerini sıralıyorlar. Örneğin eski Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, Ukrayna operasyonunu eleştirmenin vatana ihanet olduğu sık sık vurguluyor. Hatta Şubat ayında tereddüt içerisinde olan SVR Başkanı Narişkin bile savaş yanlısı oldu ve şimdi bir papağan gibi hükümetin söylediklerini tekrar ediyor. İnsanlar artık düşüncelerini ifade etmiyorlar. Putinci Çeka'nın gölgesi artık tüm ülkeye hakim olmuş durumda.

Yeni güvenlik durumu
Rus gazeteci yazar Masha Gessen, ‘Yüzü Olmayan Adam’ adlı kitabında Putin'i böyle nitelendirmişti. Fakat bugün Putin’in yüzü, emirlerini harfiyen yerine getiren isimsiz bir güvenlik bürokrasisinin başındaki tek yüz haline geldi. Artık ne Kremlin koridorlarında ne de Moskova sokaklarında başka bir darbe olasılığı yok. Esasen Putin’i alaşağı edebilecek tek grup, prensipte, ülkenin kalkınması için halen dış politikada bir miktar esneklik olması gerektiği fikrini kabul eden bir silovik ve milliyetçi tarafından yönetilen FSB’dir. Ama artık böyle yetkililer FSB'nin geleceğini temsil etmiyor. Bilhassa, sorumluluğu üstlenmiş  haldeki gizli güvenlik teknokratları ulusal veya uluslararası sonuçları ne olursa olsun, tam kontrole kafayı takmış durumdalar.
Kremlin en son 1980'lerin başlarında Andropov'un yönetimi sırasında böylesine egemen bir devlet inşa etti. Bu egemen devlet, güvenlik güçleri kontrollerini gevşettiğinde ve reforma izin verdiğinde çöktü. Putin bu hikayeyi iyi biliyor ve aynı sonuçla karşı karşıya gelme riskini alması pek mümkün görünmüyor. Putin olmasa bile, 1980'lerde Afganistan'da olduğu gibi Ukrayna'da da utandırıcı bir geri çekilme felaketi her şeyi bitirmedikçe kurduğu sistem, bu yeni gizli güvenlik topluluğunun desteğiyle var olmayı sürdürecek. Bu bürokrasi, iktidara  sımsıkı tutundukça, Moskova'nın dışarıdaki maceracılığı azalabilir ama bu sistem devam ettiği sürece Rusya baskı altında, tecrit edilmiş ve özgürlüğü kısıtlanmış halde kalacak.

*Nina Kruşçeva, New York merkezli The New School’da uluslararası ilişkiler profesörüdür.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.