Bilim kurgu değil... Ukrayna’da artık robotlar savaşıyor

Rusya, ölümcül otonom silahların yasaklanmasına karşı. Çin’in pozisyonuyla ilgili belirsizlik sürüyor ve ABD ise mevcut yasaları ve sivil toplum baskısını gündeme getiriyor.

23 Nisan 2013’te Londra’nın merkezinde, ölümcül robot silahlarını yasaklama kampanyası sırasında sahte bir ‘katil robot’ (AFP)
23 Nisan 2013’te Londra’nın merkezinde, ölümcül robot silahlarını yasaklama kampanyası sırasında sahte bir ‘katil robot’ (AFP)
TT

Bilim kurgu değil... Ukrayna’da artık robotlar savaşıyor

23 Nisan 2013’te Londra’nın merkezinde, ölümcül robot silahlarını yasaklama kampanyası sırasında sahte bir ‘katil robot’ (AFP)
23 Nisan 2013’te Londra’nın merkezinde, ölümcül robot silahlarını yasaklama kampanyası sırasında sahte bir ‘katil robot’ (AFP)

Tarık eş-Şami
İnsanları öldürebilen robot sürüleri artık sadece bilim kurgu değil. Ölümcül otonom silah sistemleri artık savaşta bir gerçek ve Moskova ve Kiev’in bazılarını çatışmalarında kullandığını gösteren raporlar bulunuyor.
Geleneksel dronlardan farklı olarak bu sistemler, kendi başlarına gezinme yeteneğine sahip. Bazıları, hedefleri belirleyebiliyor ve bu hedeflere ölümcül mühimmat yönlendirebiliyor. Ancak tehlike şu ki, bu teknolojiler bir kez dünyaya yayıldığında, onları kontrol etmek zor olacak. Bu nedenle, şimdiye kadar tartışmaktan başka bir şey yapmayan ülkeler, bu silahların tehlikeleriyle başa çıkmak için yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyorlar. Peki bu hedefe ulaşmak için ne gerekiyor?

Robot savaşları
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının başlamasından birkaç hafta sonra Hollanda merkezli Pax for Peace’e göre savunma analistleri savaş alanında bir katil robot keşfetti. Aktarılana göre Ukraynalılar, ölümcül patlayıcılarla dolu bir Rus insansız hava aracının fotoğraflarını çektiler. Kiev’de bir sokakta ölü bir balık gibi yüzüstü yatıyordu. Uçağın burnu kırılmıştı ve muhtemelen bir arıza nedeniyle arka pervanesi bükülmüştü. Ancak uçağın fotoğrafları sosyal medyada yayınlanmaya başlandığında silah uzmanları, söz konusu uçağın Zala Aero tarafından üretildiğini belirtti. Söz konusu kuruluş, Rus Kalaşnikov Şirketi’nin dron üreten kolu. Bu insansız hava aracı, belirli bir alana doğru otonom olarak uçabiliyor ve daha sonra etrafında 30 dakikaya kadar dönebiliyor. Yapay zeka teknolojisini kullanarak hedefini belirliyor ve daha sonra patlayıcı yükü ile hedefe doğru yöneliyor.
Öte yandan katil robotlar, Ukrayna’nın elinde de mevcut. Öyle ki Ukrayna, kendi kendine hareket etme kabiliyeti olan Türk yapımı ‘Bayraktar TB2’ uçaklarını kullanıyor. Bir silahın otonom çalışma modunun kullanılıp kullanılmadığını belirlemek zor olsa da Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayınlanan bir rapora göre daha önce bu mod, Libya’da da en az bir kez kullanıldı. Ukrayna tarafından resmi bir rapor yayınlanmamasına rağmen Ukrayna’daki savaş sırasında tekrar kullanılmış olma ihtimali de yüksek.
Rusya, yapay zekayı stratejik bir öncelik haline getirmiş durumda. Öyle ki Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2017 yılında yapay zekada lider olanın dünyanın hükümdarı olacağını söylemişti. Buna rağmen ABD hükümeti tarafından finanse edilen Deniz Analizleri Merkezi araştırmacıları, Rusya’nın savunma yeteneklerine hizmet edecek yapay zeka geliştirme konusunda ABD ve Çin’in gerisinde kaldığını belirtti.

Artan yaygınlık
Geleneksel SİHA’ların aksine bu öldürücü uçan robotlar, sadece kendi başlarına gezinme ve uçma yeteneğine sahip değiller. Aksine bazı ölümcül otonom silah sistemleri, düşman radar sistemlerini, tank gruplarını ve gemileri tanımlamak da dahil olmak üzere makine öğrenme algoritmaları aracılığıyla hedefleri bulmak için bir alanda bile dolaşabiliyor. Hatta yüz tanıma teknolojileri aracılığıyla belirli kişileri de tanımlayabiliyor.
İnsanların kontrolünün devam ediyor olmasına rağmen bu silahlar, zaman içinde hızlanan teknolojik gelişmelerle birlikte daha fazla bağımsız yetenekler kazanacak. Artık dünyanın dört bir yanındaki askerler ve kuvvetler, bu robotların yeteneklerinin farkında ve bu teknolojileri yaygın dağıtım için hazırlıyorlar.
Ulusal Araştırma Birliği’nde geleneksel olmayan silahlar ve teknoloji araştırmacısı Zachary Kallenborn, ABD, Çin, Avustralya ve İngiltere, sürekli genişleyen bir ölçekte ölümcül otonom silah sistemleri geliştirmeye büyük yatırımlar yaparken, Rusya, Güney Kore, İsrail ve Türkiye’nin bağımsız yeteneklere sahip silahları konuşlandıran ülkeler arasında yer aldığını belirtti.

İnsan öldürme makineleri
Son yıllarda otonom silahların geliştirilmesinden bu yana, büyük bir küresel endişe baş gösterdi. ‘Ipsos’ şirketi tarafından 22 Ocak 2019’da gerçekleştirilen bir anket, 26 ülkedeki katılımcıların yüzde 61’inin ölümcül otonom silahların kullanımına karşı olduğunu ortaya koydu. Binlerce yapay zeka araştırmacısı, İnsanlığın Geleceği Enstitüsü’nde (The Future of Life) makinelerin insanları öldürmesine izin vermeyecekleri taahhüdünde bulundu. Bu, haklı bir korku. Zira yapay zeka verimli olsa da duman ve enkazla dolu karmaşık ve dinamik bir savaş alanında kolayca hata yapabilir. Bu durum, doğru hedefi bulmasını zorlaştırabilir ve sivilleri ve askerleri riske sokabilir.
Devletlerin, uluslararası STK’ların, bilim adamlarının ve yapay zeka uzmanlarının ölümcül otonom silah sistemleri konusunda endişe duymasının birkaç nedeni var. Bu silahların toplumu nasıl etkilediği konusunda anlaşamasalar da yayılmasının ciddi ve zararlı sonuçlara yol açabileceği konusunda hemfikirler.
Bu nedenle arasında, bu silahların hedef kişilere dair bir sayıyla sınırlı olmamaları göz önüne alındığında şiddeti büyük ölçüde kolaylaştırabilmeleri olası. Aynı zamanda yüz tanıma ve diğer teknolojiler aracılığıyla belirli tanımlara uyan kişi veya grupları hedef alabilir. Bu da şiddet yanlısı grupları veya devlet ordularını, siyasi suikastlar ve etnik temizlik yapmaya teşvik edebilir.
En tehlikeli neden ise bu silahlar, kendilerini kontrol edenlerin kimliklerini kolayca gizleyebiliyor. Böylece siyasi rejimleri devirme ve toplumdaki şiddet ve terörün kapsamını genişletme kabiliyetinin artması muhtemel. Ayrıca bu silahlar, sivillerin ve askerlerin kafasını karıştıran hatalar da yapabilir.
Büyük ülkeler devre dışı
Ancak uluslararası toplum, konunun tartışılması gerektiği konusunda uzlaşmaktan başka bir şey yapmadı. Ölümcül otonom silah sistemleri geliştirmede önde gelen ülkeler, onları yasaklama çağrılarına direnirken, ABD de mevcut uluslararası insani yasaların bu silahları düzenlemek için yeterli olduğunu iddia etti.
Öte yandan ölümcül otonom silah sistemlerinin dar bir tanımı yapılırken Çin’in konumu hakkında da bir belirsizlik var. Öyle ki Çin, genel hukuk kurallarının uygulanmasının tam olarak dikkate alınması gerektiğini söylüyor. Rusya ise konuyu gündeme getirmeyi reddederken, diplomatik prosedür araçlarını kullanarak BM’nin konuyu tartışmaya ayırdığı zamanı azaltmaya çalışıyor. Çoğu ülke, ölümcül otonom silahların geliştirilmesi ve kullanılmasının yasaklanması veya en azından bu konuda düzenleme yapılması çağrısında bulunuyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise bu silahları kullananları kabul edilemez ve ahlaki açıdan tiksindirici rejimler olarak nitelendiriyor. Ayrıca bu silahların uluslararası hukuk tarafından yasaklanması gerektiğini savunuyor.
California Üniversitesi’nden siyaset bilimi araştırmacıları Prof. Dr. Robert Trager ve Prof. Dr. Laura Luca’ya göre uluslararası toplumun ölümcül otonom silahları düzenleme girişimleri, Aralık 2021’de tarihi bir fırsat olarak kabul edilen bir toplantı sırasında ve sekiz yıllık teknik tartışmaların ardından başarısız oldu. Öyle ki hükümet temsilcileri, bu teknolojilerin geliştirilmesini ve kullanımını düzenlemek için tüm ülkelere eşit olarak uygulanan yasal açısında bağlayıcı kurallar tercih etti.
Diğer silah ambargo sözleşmeleri, 1997 Ottawa Anlaşması’nda kara mayınlarının terk edilmesi, 2008 Oslo Anlaşmaları’nda misket bombalarının kullanımının yasaklanması ve 2017 Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması maddeleri gibi geçmişte bazı başarılar elde etti. Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması, nükleer silahları tamamen uluslararası insancıl hukuka uygun olarak yasaklayan ilk anlaşma olarak biliniyor. Ancak büyük güçlerin bu teknolojilerin güvenlikleri için kritik hale gelebileceğinin giderek daha fazla farkına varmaları, ölümcül otonom silahların yasaklanmasına ilişkin anlaşmanın başarısız olmasının ana nedeni sayılıyor. Yani onlara göre bu silahlardan tek taraflı olarak vazgeçmek mümkün değil.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Trager ve Luca’ya göre ülkeler, 1970 yılında yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması örneğini takip ederse, bir anlaşmaya varmada başarı hala mümkün. Öyle ki anlaşma, nükleer silahlara sahip ülkeleri onları derhal terk etmelerini gerektirmiyor ve diğer ülkelerin nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanmasına izin veriyor. Aynı şekilde ölümcül otonom silah sistemlerine benzer bir yayılmayı önleme sistemi, bunların geliştirilmesini, transferini ve istihdamının düzenlenmesini de kolaylaştırabilir.



Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.


Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
TT

Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)

Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas’a göre uluslararası deniz taşımacılığının dalgalandığı bir dönemde Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden sağladığı ihracat kapasitesi, küresel enerji fiyatlarını kontrol altında tutan stratejik bir denge unsuru haline geldi. Gidevillas, Avrupa için alternatif petrol akış yollarının gerçek değerinin, arz sürekliliğini sağlamak ve enflasyon baskılarını hafifletmek olduğunu söyledi.

Gidevillas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2025 yılında 88 milyar avroyu aşan Avrupa–Suudi Arabistan ticaret hacminin, krallığın Avrupa enerji güvenliğinde yapısal bir ortak haline geldiğini gösterdiğini ifade etti. Suudi Arabistan’ın dünyanın en esnek lojistik altyapılarından birine sahip olduğunu vurguladı.

Tek koridor bahsinin Sonu

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan’ın hem Basra Körfezi hem de Kızıldeniz üzerinden çift yönlü ihracat kapasitesi geliştirmesi, fiilen tek koridor bahsini ortadan kaldırdı. Bu durum, bölgesel gerilimlerin en yoğun olduğu dönemlerde bile enerji akışının kesintisiz sürmesini sağlıyor.

Bu stratejinin geçici bir tepki değil, küresel ölçekte Suudi Arabistan’ın stratejik değerini artıran yapısal bir hamle olduğunu belirtti.

Avrupa için enerji ve dönüşüm boyutu

Gidevillas, kısa vadede bu koridorun Avrupa için en önemli etkisinin enerji arz güvenliğinden çok fiyat istikrarı olduğunu, uzun vadede ise Suudi Arabistan’ın Avrupa enerji dönüşümünün kilit ortağı haline geldiğini söyledi.

Neom ve Yenbu gibi yeni ihracat merkezlerinin, geleceğin yeşil yakıt tedarik zincirlerinde Suudi Arabistan’ı merkez konuma taşıdığını ifade etti.

cdvfdfd
Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas. (X)

Ayrıca Suudi Arabistan’ın hidrojen ve amonyak ihracatını Avrupa’ya yönlendirdiğini, bunun da Avrupa’nın sanayide karbonsuzlaşma programını desteklediğini belirtti. Mısır üzerinden Avrupa elektrik şebekelerine entegrasyonun da düşük karbonlu enerjiye geçişi güçlendirdiğini ekledi.

Avrupa enerji maliyetlerine yapısal katkı

Gidevillas, Avrupa Birliği’nin Körfez bölgesinden petrol ithalatının yaklaşık yüzde 10 seviyesinde olduğunu hatırlatarak, Hürmüz Boğazı gibi kritik geçişlerde yaşanan aksaklıkların fiziksel arz kıtlığı yaratmaktan çok fiyatları yukarı çektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın sağladığı koridorun temel katkısının piyasa akışının sürekliliği olduğunu ve bunun Avrupa ekonomisini fiyat şoklarından koruduğunu vurguladı.

Enerji Krizleri ve Avrupa’nın Kırılganlığı

Analizde, 2022’deki Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşanan enerji krizi hatırlatıldı. O dönemde gaz arzındaki düşüşün Avrupa hükümetlerini yüz milyarlarca avroluk destek paketleri açıklamaya zorladığı belirtildi.

Bugün Hürmüz Boğazı gerilimiyle birlikte Avrupa’nın yeniden yüksek fiyat baskısıyla karşı karşıya olduğu, Suudi Arabistan’ın ise bu süreçte tüketiciyi enflasyon riskinden koruyan bir rol üstlendiği ifade edildi.

Egemen güvenilirlik ve Suudi rolü

Gidevillas, Suudi Arabistan’ın OPEC içindeki konumu ve günlük 12 milyon varile ulaşan üretim kapasitesi sayesinde küresel enerji piyasalarında istikrar sağlayan kilit aktör olduğunu söyledi.

Çift ihracat koridoru sayesinde tek bir deniz yoluna bağımlılığın ortadan kalktığını ve bunun yapısal bir güvenlik avantajı oluşturduğunu vurguladı.

Avrupa’nın kırılganlığına karşı Suudi esnekliği

Avrupa’nın dizel ve jet yakıtı tedarikinde dalgalanmalar yaşadığı, enerji bağımsızlığı konusunda zorluklarla karşı karşıya olduğu belirtilirken, Suudi Arabistan’ın hem üretim hem de petrokimya altyapısıyla en esnek enerji ortaklarından biri haline geldiği ifade edildi.

fdvfdb
Yanbu Ticari Limanı, Suudi Arabistan’ın önemli deniz geçitlerinden biridir. (Mawani)

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan yalnızca fiziksel enerji arzını değil, aynı zamanda küresel piyasalardaki jeopolitik baskıyı da dengeleyen bir “sigorta mekanizması” işlevi görüyor.

Gelecek perspektifi: Enerji dönüşümünde Suudi liderlik

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde Gidevillas, Suudi Arabistan’ın hidrokarbonlar alanındaki geleneksel rolünün yanı sıra yeşil hidrojen ve sürdürülebilir enerji üretiminde de küresel liderliğe ilerlediğini söyledi.

Bu dönüşümün, krallığın Avrupa için uzun vadeli stratejik ortak konumunu güçlendireceğini ve küresel enerji sisteminin geleceğinde merkezi bir rol oynayacağını belirtti.


Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
TT

Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)

Türkiye, Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırmasının bölgesel istikrarı zayıflatacağı uyarısında bulundu. Türk güvenlik kaynakları, adanın güvenlik ve istikrarına ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini ve Türkiye’nin adanın ikiye bölünmüş yapısında garantör ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Ada, kuzeyde Türk, güneyde ise Yunan kesimi olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Haziran ayında, uluslararası alanda tanınan ve Avrupa Birliği üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Fransa’nın asker konuşlandırmasına ilişkin bir anlaşma imzalanması beklentisi bulunuyor.

Türk Savunma Bakanlığı’na bağlı kaynak, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirmesinde, Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırma gerekçesinin net olmadığını, ancak bu tür adımların mevcut hassas dengeyi bozarak gerilimi artırabileceğini ifade etti.

“Uluslararası hukuka aykırı”

Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini vurgulayan kaynak, bölgede barış ve istikrarın korunmasının öncelikli hedef olduğunu belirtti.

Türkiye, 1974’ten bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde asker bulunduruyor ve Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırmasının 1960 tarihli ve BM tarafından da kabul edilen “Garanti Antlaşması”na aykırı olduğunu savunuyor. Bu anlaşma kapsamında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık adanın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti altına almakla yükümlü.

dsdsvds
Kuzey Kıbrıs'taki Türk askerleri (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Antlaşmaya göre Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik oluşturamaz ve adanın bölünmesini ya da başka bir devletle birleşmesini destekleyen faaliyetleri engellemek zorundadır. Türkiye, bu çerçevede Yunan tarafının tek başına hareket edemeyeceğini, Türk tarafıyla anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor.

Türk askeri kaynak, Fransa’nın girişiminin yalnızca Türkiye ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin haklarını ihlal etmediğini, aynı zamanda Güney Kıbrıs için de gelecekte güvenlik riskleri doğurabileceğini belirterek, bölgesel istikrarı bozacak adımlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Fransa’nın tutumu

Fransa’nın, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42. maddesinde yer alan “karşılıklı savunma” hükmü kapsamında ve AB liderlerinin 24 Nisan’da Lefkoşa’daki zirvede aldığı kararlar doğrultusunda bu adımı değerlendirdiği belirtiliyor.

gretrtg
24 Nisan'da Lefkoşa'da düzenlenen AB liderler zirvesinden bir kare (EPA)

Bu yaklaşımın NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma ilkesine de benzerlik taşıdığı ifade ediliyor.

Hükümete yakın Sabah'ta gazetesinde yayımlanan bir makalede, köşe yazarı Melih Altınok, Avrupa Birliği ve Kıbrıs'ın ortak savunma maddesini yeniden canlandırarak, garantör güçlerden ve NATO'dan bağımsız olarak Kıbrıs'ın geleceğini şekillendirmeye çalıştığını savundu. Beklenen anlaşmayla ilgili dolaşan haberlere göre, anlaşma Fransız askeri personelinin Kıbrıs'a konuşlandırılması, Lefkoşa ve Paris arasında savunma sanayinde artırılmış işbirliği, askeri teknoloji değişimi, ortak eğitim faaliyetleri ve askeri tesisler için lojistik destek gibi maddeler içeriyor.

Tepkiler

Uluslararası alanda tanınmayan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, Güney Kıbrıs’ın Fransız askerlerini adaya davet etme planını “provokatif ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve bunun adadaki barışı zedeleyeceğini savundu.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ise Fransa ile yapılması planlanan anlaşmanın savunma ilişkilerini güçlendirmeye yönelik olduğunu açıkladı.

gthyjuk
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Christodoulides (EPA)

Türk uzmanlar, adada yabancı askeri varlığın tamamen yeni olmadığını, ABD, Yunanistan ve Fransa ile mevcut savunma iş birliklerinin zaten sürdüğünü belirtiyor.

Türk askeri kaynak ayrıca, söz konusu anlaşmanın bölgesel iş birliği ve diyalog çabalarını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesi ise bu tür girişimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirmeyeceğini, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve jeostratejik konumunun belirleyici olmaya devam edeceğini yazdı. Gazete ayrıca, dış aktörlerin sürece dahil edilmesinin gerilimi artırabileceği uyarısında bulundu.