Bilim kurgu değil... Ukrayna’da artık robotlar savaşıyor

Rusya, ölümcül otonom silahların yasaklanmasına karşı. Çin’in pozisyonuyla ilgili belirsizlik sürüyor ve ABD ise mevcut yasaları ve sivil toplum baskısını gündeme getiriyor.

23 Nisan 2013’te Londra’nın merkezinde, ölümcül robot silahlarını yasaklama kampanyası sırasında sahte bir ‘katil robot’ (AFP)
23 Nisan 2013’te Londra’nın merkezinde, ölümcül robot silahlarını yasaklama kampanyası sırasında sahte bir ‘katil robot’ (AFP)
TT

Bilim kurgu değil... Ukrayna’da artık robotlar savaşıyor

23 Nisan 2013’te Londra’nın merkezinde, ölümcül robot silahlarını yasaklama kampanyası sırasında sahte bir ‘katil robot’ (AFP)
23 Nisan 2013’te Londra’nın merkezinde, ölümcül robot silahlarını yasaklama kampanyası sırasında sahte bir ‘katil robot’ (AFP)

Tarık eş-Şami
İnsanları öldürebilen robot sürüleri artık sadece bilim kurgu değil. Ölümcül otonom silah sistemleri artık savaşta bir gerçek ve Moskova ve Kiev’in bazılarını çatışmalarında kullandığını gösteren raporlar bulunuyor.
Geleneksel dronlardan farklı olarak bu sistemler, kendi başlarına gezinme yeteneğine sahip. Bazıları, hedefleri belirleyebiliyor ve bu hedeflere ölümcül mühimmat yönlendirebiliyor. Ancak tehlike şu ki, bu teknolojiler bir kez dünyaya yayıldığında, onları kontrol etmek zor olacak. Bu nedenle, şimdiye kadar tartışmaktan başka bir şey yapmayan ülkeler, bu silahların tehlikeleriyle başa çıkmak için yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyorlar. Peki bu hedefe ulaşmak için ne gerekiyor?

Robot savaşları
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının başlamasından birkaç hafta sonra Hollanda merkezli Pax for Peace’e göre savunma analistleri savaş alanında bir katil robot keşfetti. Aktarılana göre Ukraynalılar, ölümcül patlayıcılarla dolu bir Rus insansız hava aracının fotoğraflarını çektiler. Kiev’de bir sokakta ölü bir balık gibi yüzüstü yatıyordu. Uçağın burnu kırılmıştı ve muhtemelen bir arıza nedeniyle arka pervanesi bükülmüştü. Ancak uçağın fotoğrafları sosyal medyada yayınlanmaya başlandığında silah uzmanları, söz konusu uçağın Zala Aero tarafından üretildiğini belirtti. Söz konusu kuruluş, Rus Kalaşnikov Şirketi’nin dron üreten kolu. Bu insansız hava aracı, belirli bir alana doğru otonom olarak uçabiliyor ve daha sonra etrafında 30 dakikaya kadar dönebiliyor. Yapay zeka teknolojisini kullanarak hedefini belirliyor ve daha sonra patlayıcı yükü ile hedefe doğru yöneliyor.
Öte yandan katil robotlar, Ukrayna’nın elinde de mevcut. Öyle ki Ukrayna, kendi kendine hareket etme kabiliyeti olan Türk yapımı ‘Bayraktar TB2’ uçaklarını kullanıyor. Bir silahın otonom çalışma modunun kullanılıp kullanılmadığını belirlemek zor olsa da Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayınlanan bir rapora göre daha önce bu mod, Libya’da da en az bir kez kullanıldı. Ukrayna tarafından resmi bir rapor yayınlanmamasına rağmen Ukrayna’daki savaş sırasında tekrar kullanılmış olma ihtimali de yüksek.
Rusya, yapay zekayı stratejik bir öncelik haline getirmiş durumda. Öyle ki Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2017 yılında yapay zekada lider olanın dünyanın hükümdarı olacağını söylemişti. Buna rağmen ABD hükümeti tarafından finanse edilen Deniz Analizleri Merkezi araştırmacıları, Rusya’nın savunma yeteneklerine hizmet edecek yapay zeka geliştirme konusunda ABD ve Çin’in gerisinde kaldığını belirtti.

Artan yaygınlık
Geleneksel SİHA’ların aksine bu öldürücü uçan robotlar, sadece kendi başlarına gezinme ve uçma yeteneğine sahip değiller. Aksine bazı ölümcül otonom silah sistemleri, düşman radar sistemlerini, tank gruplarını ve gemileri tanımlamak da dahil olmak üzere makine öğrenme algoritmaları aracılığıyla hedefleri bulmak için bir alanda bile dolaşabiliyor. Hatta yüz tanıma teknolojileri aracılığıyla belirli kişileri de tanımlayabiliyor.
İnsanların kontrolünün devam ediyor olmasına rağmen bu silahlar, zaman içinde hızlanan teknolojik gelişmelerle birlikte daha fazla bağımsız yetenekler kazanacak. Artık dünyanın dört bir yanındaki askerler ve kuvvetler, bu robotların yeteneklerinin farkında ve bu teknolojileri yaygın dağıtım için hazırlıyorlar.
Ulusal Araştırma Birliği’nde geleneksel olmayan silahlar ve teknoloji araştırmacısı Zachary Kallenborn, ABD, Çin, Avustralya ve İngiltere, sürekli genişleyen bir ölçekte ölümcül otonom silah sistemleri geliştirmeye büyük yatırımlar yaparken, Rusya, Güney Kore, İsrail ve Türkiye’nin bağımsız yeteneklere sahip silahları konuşlandıran ülkeler arasında yer aldığını belirtti.

İnsan öldürme makineleri
Son yıllarda otonom silahların geliştirilmesinden bu yana, büyük bir küresel endişe baş gösterdi. ‘Ipsos’ şirketi tarafından 22 Ocak 2019’da gerçekleştirilen bir anket, 26 ülkedeki katılımcıların yüzde 61’inin ölümcül otonom silahların kullanımına karşı olduğunu ortaya koydu. Binlerce yapay zeka araştırmacısı, İnsanlığın Geleceği Enstitüsü’nde (The Future of Life) makinelerin insanları öldürmesine izin vermeyecekleri taahhüdünde bulundu. Bu, haklı bir korku. Zira yapay zeka verimli olsa da duman ve enkazla dolu karmaşık ve dinamik bir savaş alanında kolayca hata yapabilir. Bu durum, doğru hedefi bulmasını zorlaştırabilir ve sivilleri ve askerleri riske sokabilir.
Devletlerin, uluslararası STK’ların, bilim adamlarının ve yapay zeka uzmanlarının ölümcül otonom silah sistemleri konusunda endişe duymasının birkaç nedeni var. Bu silahların toplumu nasıl etkilediği konusunda anlaşamasalar da yayılmasının ciddi ve zararlı sonuçlara yol açabileceği konusunda hemfikirler.
Bu nedenle arasında, bu silahların hedef kişilere dair bir sayıyla sınırlı olmamaları göz önüne alındığında şiddeti büyük ölçüde kolaylaştırabilmeleri olası. Aynı zamanda yüz tanıma ve diğer teknolojiler aracılığıyla belirli tanımlara uyan kişi veya grupları hedef alabilir. Bu da şiddet yanlısı grupları veya devlet ordularını, siyasi suikastlar ve etnik temizlik yapmaya teşvik edebilir.
En tehlikeli neden ise bu silahlar, kendilerini kontrol edenlerin kimliklerini kolayca gizleyebiliyor. Böylece siyasi rejimleri devirme ve toplumdaki şiddet ve terörün kapsamını genişletme kabiliyetinin artması muhtemel. Ayrıca bu silahlar, sivillerin ve askerlerin kafasını karıştıran hatalar da yapabilir.
Büyük ülkeler devre dışı
Ancak uluslararası toplum, konunun tartışılması gerektiği konusunda uzlaşmaktan başka bir şey yapmadı. Ölümcül otonom silah sistemleri geliştirmede önde gelen ülkeler, onları yasaklama çağrılarına direnirken, ABD de mevcut uluslararası insani yasaların bu silahları düzenlemek için yeterli olduğunu iddia etti.
Öte yandan ölümcül otonom silah sistemlerinin dar bir tanımı yapılırken Çin’in konumu hakkında da bir belirsizlik var. Öyle ki Çin, genel hukuk kurallarının uygulanmasının tam olarak dikkate alınması gerektiğini söylüyor. Rusya ise konuyu gündeme getirmeyi reddederken, diplomatik prosedür araçlarını kullanarak BM’nin konuyu tartışmaya ayırdığı zamanı azaltmaya çalışıyor. Çoğu ülke, ölümcül otonom silahların geliştirilmesi ve kullanılmasının yasaklanması veya en azından bu konuda düzenleme yapılması çağrısında bulunuyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise bu silahları kullananları kabul edilemez ve ahlaki açıdan tiksindirici rejimler olarak nitelendiriyor. Ayrıca bu silahların uluslararası hukuk tarafından yasaklanması gerektiğini savunuyor.
California Üniversitesi’nden siyaset bilimi araştırmacıları Prof. Dr. Robert Trager ve Prof. Dr. Laura Luca’ya göre uluslararası toplumun ölümcül otonom silahları düzenleme girişimleri, Aralık 2021’de tarihi bir fırsat olarak kabul edilen bir toplantı sırasında ve sekiz yıllık teknik tartışmaların ardından başarısız oldu. Öyle ki hükümet temsilcileri, bu teknolojilerin geliştirilmesini ve kullanımını düzenlemek için tüm ülkelere eşit olarak uygulanan yasal açısında bağlayıcı kurallar tercih etti.
Diğer silah ambargo sözleşmeleri, 1997 Ottawa Anlaşması’nda kara mayınlarının terk edilmesi, 2008 Oslo Anlaşmaları’nda misket bombalarının kullanımının yasaklanması ve 2017 Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması maddeleri gibi geçmişte bazı başarılar elde etti. Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması, nükleer silahları tamamen uluslararası insancıl hukuka uygun olarak yasaklayan ilk anlaşma olarak biliniyor. Ancak büyük güçlerin bu teknolojilerin güvenlikleri için kritik hale gelebileceğinin giderek daha fazla farkına varmaları, ölümcül otonom silahların yasaklanmasına ilişkin anlaşmanın başarısız olmasının ana nedeni sayılıyor. Yani onlara göre bu silahlardan tek taraflı olarak vazgeçmek mümkün değil.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Trager ve Luca’ya göre ülkeler, 1970 yılında yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması örneğini takip ederse, bir anlaşmaya varmada başarı hala mümkün. Öyle ki anlaşma, nükleer silahlara sahip ülkeleri onları derhal terk etmelerini gerektirmiyor ve diğer ülkelerin nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanmasına izin veriyor. Aynı şekilde ölümcül otonom silah sistemlerine benzer bir yayılmayı önleme sistemi, bunların geliştirilmesini, transferini ve istihdamının düzenlenmesini de kolaylaştırabilir.



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.