Rusya, Baltık Denizi Devletleri Konseyi’nden çekildi

Rusya söz konusu hamleyi yapmakta İsveç ve Finlandiya’dan önce davrandı.

Mariupol’de Azovstal Metalürji Fabrikası’ndan tahliye edilen Ukraynalı askerler. (EPA)
Mariupol’de Azovstal Metalürji Fabrikası’ndan tahliye edilen Ukraynalı askerler. (EPA)
TT

Rusya, Baltık Denizi Devletleri Konseyi’nden çekildi

Mariupol’de Azovstal Metalürji Fabrikası’ndan tahliye edilen Ukraynalı askerler. (EPA)
Mariupol’de Azovstal Metalürji Fabrikası’ndan tahliye edilen Ukraynalı askerler. (EPA)

Moskova, Avrupa’nın Ukrayna nedeniyle Rusya’yı dışlayan politikalarına yönelik eleştiri dozunu artırdı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa ülkelerinin enerji alanında izledikleri politikaların olumsuz yansımaları konusunda uyarıda bulunarak Avrupa’nın tutumunu ‘ekeonomik intihar’ olarak nitelendirdi. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa politikalarına ve özellikle Almanya’ya yönelik sert sözler sarf etti. Diplomatik gerilimin tırmanmasına eş zamanlı olarak Rusya, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinden önce davranarak, Baltık Denizi Devletleri Konseyi’nden çekilme yönünde karar aldı. 
Putin, Avrupa'nın siyasi bazı çıkarlar ve ABD'nin baskısı nedeniyle enerji sektöründe çeşitli kısıtlamalar uygulamaya başladığını ve Rus enerji kaynaklarını terk etme yönünde bir anlayışı benimsediğini belirttiği açıklamasında şunları söyledi:
“Avrupalılar şu ana kadar henüz Rus enerji kaynaklarından tamamen vazgeçemeyeceklerini itiraf ediyorlar. Bazı Avrupalı ülkelerin Rus petrolünden uzun bir süre vazgeçemeyeceği açıktır. Avrupa sanayisi rekabette dünyanın başka bölgelerine kıyasla kayıplar yaşamaktadır, Rus enerji kaynakları da başka bölgelere kayacak, ayrıca artan ekonomik faaliyet olanağı da Avrupa'dan dünyanın diğer bölgelerine geçecektir. Bu uygulamalar bir tür ekonomik intihardır. Tabii bu Avrupalı ülkelerin kendi iç meselesidir.”  
Yaptırımlar nedeniyle küresel petrol ürünlerinin fiyatlarında önemli artışlar yaşandığını belirten Putin sözlerini şöyle sürdürdü:
"Rusya'nın enerji kaynaklarının kabul edilmemesi, Avrupa'nın büyük bir bölümünün sistematik olarak uzun vadede dünyanın en yüksek enerji maliyetine sahip bölgesi haline gelmesi anlamına geliyor. Hatalarını kabul etmek yerine suçlu arıyorlar. Batılı politikacılar ve ekonomistler, ekonominin basit temel yasalarını unutmuş ya da kendi zararlarına olacak şekilde görmezden gelmeyi tercih etmiş gibi görünüyorlar."
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da “Almanya, Scholz hükümeti iktidara geldikten sonra bağımsızlığının son belirtilerini de kaybetti” dedi. Sergey Lavrov, Rusya’nın başkenti Moskova’da katıldığı bir konferansta Almanya Başbakanı Olaf Scholz’u sert bir şekilde hedef aldı. Ukrayna’ya destek veren ve Rusya’ya ekonomik yaptırımlar uygulayan Scholz’u; ‘basiretsiz, dar görüşlü ve kaba’ olarak nitelendiren Lavrov, genel olarak Avrupa’da Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bir şekilde Avrupa’nın stratejik bağımsızlığından bahsetmeye çalıştığına işaret ederek, “Ancak eminim ki ona izin vermeyeceklerdir” ifadesini kullandı.   
Avrupa Birliği’nin ekonomik topluluk kimliğinden gün geçtikçe uzaklaştığına ve giderek NATO’yla özdeşleştiğine işaret eden Lavrov, sözlerinin devamında "Daha da kötüsü, onlar (Avrupalılar) bunu gizlemiyorlar" dedi. Kiev yönetimine de sert bir şekilde saldıran Rus Bakan, Kiev'in ABD ve İngiltere tarafından yönlendirildiğini savundu:
“Kiev rejimi Rus karşıtı olmadıklarını ve ülkelerinde Neo Nazi bulunmadığından bahsediyor. Ne söylerlerse söylesinler elbette gerçek farklı ve bağımsız değiller. Washington ve Londra'nın Ukraynalı müzakerecileri yönlendirdiği ve hatta Ukrayna topraklarında bu ülkelerin temsilcilerinin bulunduğuna dair bilgilere sahibiz. Her ne kadar bunu kabul etmeseler de Ukrayna uzun süredir bağımsız bir devlet değildir. Batı'nın Ukrayna'ya sadece tüketilebilir bir kart olduğu sürece ihtiyacı olacaktır. Dolayısıyla Batı Kiev’e güvenlik garantileri sunmayacaktır.”  
Bu arada Rusya, Finlandiya ve İsveç'in muhtemel NATO üyeliği karşısında yeni bir adım attı. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Moskova, Baltık Denizi Devletleri Konseyi’nden çekilme kararı aldı. Bakanlıktan şu açıklamada bulunuldu:
“Saldırgan tutumlara tepki olarak Bakan Lavrov’un Konsey ülkelerine gönderdiği mektupla üyeliğimizin sona ermesi, Rusya’nın bölgedeki varlığını etkilemeyecek. Ülkemizi Baltık'tan çıkarmaya yönelik girişimler başarısızlığa mahkumdur. Sorumlu davranan partnerlerle çalışmaya, Baltık bölgesinin, ortak mülkümüzün ve mirasımızın geliştirilmesi için kilit meselelere yönelik etkinlikler düzenlemeye, çıkarlarımızı korumaya devam edeceğiz. Batı ülkeleri, fırsatçı amaçlarını uygulamak için konseyi tekeline almıştılar ve eylem mekanizmalarını Rus çıkarlarına karşı çevirmeyi planlamaktaydılar.”
Söz konusu gelişme, Moskova'nın bölgedeki olası NATO genişlemesine yanıt vermek için atacağını açıkladığı adımlardan biriydi. Rus uzmanlar, Finlandiya ve İsveç'in NATO’ya katılmasının, Baltık Denizi'ne kıyısı olan tüm ülkelerin Rusya'ya düşman saflarda yer alacağı ve Moskova’nın Baltık Havzası'ndaki stratejik pozisyonlarını zayıflatan yeni bir jeopolitik durum yaratacağı uyarısında bulunmuştu. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, Rusya’nın bölgedeki askeri faaliyet yeteneklerini de önemli ölçüde etkileyecektir. Rusya’nın Baltık Denizi Devletleri Konseyi’nden çekilme kararını, muhtemelen ihraç edileceği için aldığı değerlendiriliyor.
Diğer yandan Rusya mütekabiliyet ilkesi uyarınca iki Fin diplomatı kovdu. Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Finlandiya'nın Moskova Büyükelçisi Antti Helanterya'nın dışişlerine çağrıldığı bildirildi. Büyükelçi Helanterya'nın, iki Fin büyükelçilik çalışanın sınır dışı edilmesi hakkında bilgilendirildiği aktarıldı 

Çatışmalar sürüyor
Sahada ise ayrılıkçı Lugansk güçleri, bir dizi kasaba üzerinde kontrol sağlayarak önemli ilerleme kaydetti. Lugansk'taki ayrılıkçı güçlerin verilerine göre, dün stratejik öneme sahip olarak nitelendirilen Orekhovo kasabasını ele geçirdiler. Lugansk güçlerinin yayınladıkları video kaydında, kasabanın girişindeki tabela önünde duran ayrılıkçı savaşçılarca kasabanın tamamen kontrol altına alındığı belirtildi.  Lugansk’ta günlerdir ilk ciddi ilerleme olan bu gelişme, ayrılıkçı güçlere moral verdi. Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, son iki günde Mariupol’de Azovstal Metal Fabrikası sahasında iki aydır kuşatılmış olan yüzlerce Ukraynalı askerin teslim olduğunu bildirdi. Konaşenkov, "Bir gün içinde, 251’i yaralı 256 Ukraynalı savaşçı Rus güçlerine teslim oldu. Yaralılar tedavi altına alındı” dedi.
Rus ordusunun Ukrayna’daki operasyonunun devam ettiğini belirten Konaşenkov, havadan fırlatılan yüksek hassasiyetli füzelerle Avrupa ve ABD’nin sağladığı cephanelikler ve silah depoları dahil olmak üzere Ukrayna ordusuna ait iki komuta merkezi, Krasnogorovke ve Mıkolayiv’de Avrupa ülkelerinden gelen yabancı paralı savaşçı birliklerinin karargahları ve Ukrayna birliklerinin bulunduğu çok sayıda alanın vurulduğunu söyledi. Rus savaş uçaklarının son 24 saat içinde Ukrayna ordusuna ait dokuz komuta merkezi dahil olmak üzere 93 hedefe hava saldırısı düzenlediğine işaret eden Konaşenkov, operasyonlarda 470 silahlı kişinin tasfiye edildiğini ve 68 askeri aracın imha edildiğini kaydetti.



Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
TT

Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)

Brian Katulis

Başkan Donald Trump'ın önümüzdeki haftalarda İran konusunda ne karar vereceğini tahmin etmek zor ve hatta kendisi bile pozisyonunu henüz kesinleştirmemiş olabilir. Hem rakiplerini hem de müttefiklerini kasıtlı olarak diken üstünde tutan bir başkan için dış politikasının bugüne kadarki sonucu muğlaklık oldu. Göreve geri döndüğü ilk yılda uluslararası sahnede bazı kazanımlar elde etti, ancak aynı zamanda açık gerilemeler de yaşadı. Ukrayna'daki savaştan küresel ticaret savaşına kadar, genel yaklaşımının başarısını değerlendirmek için henüz çok erken.

Trump'ın İran ile mücadelesi bu bağlamda değerlendirilebilir. Tam teşekküllü bir savaşa girme olasılığı veya “baş kesme”yi hedefleyen taktiksel bir saldırıyla yetinme olasılığı değerlendirmelere ve spekülasyonlara tabi. Ancak, Trump'ın birkaç hafta önce İranlı protestoculara “kurumlarınızı ele geçirin” çağrısında bulunup “yardım yolda” sözü vererek yaptığı tehditlerden geri adım atıyor gibi görünmesine rağmen, Washington bazı adımlar atmaya hazır görünüyor.

dfvgthy
Arap bölgesine varmadan önce Hint Okyanusu'nda seyreden USS Abraham Lincoln uçak gemisinde bir ABD askeri bakım çalışması yapıyor, 26 Ocak 2026 (CENTCOM)

O zamandan beri Trump, İran meselesini ele alırken seçeneklerini genişletti. Diplomasiye kapıyı açık tutarken, aynı zamanda USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri de dahil olmak üzere Ortadoğu'ya askeri takviye gönderdi. Trump, askeri danışmanlarından “kesin ve kati seçenekleri” incelemelerini isterken, Ortadoğu’daki baş temsilcisi Steve Witkoff ise bu ayın başlarında İsviçre'deki Davos Forumu'nda ABD'nin Tahran ile diplomatik bir yol arayışında olmaya devam ettiğini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Trump'ın İran'a yönelik izleyeceği yolu belirleyebilecek veya etkileyebilecek temel faktörler aşağıda verilmektedir.

Birincisi: Bölgedeki ABD askeri yığınağı

Trump'ın Ortadoğu'ya daha fazla askeri güç konuşlandırması, yönetiminin bölgedeki ABD kaynaklarını ve taahhütlerini azaltmayı, Batı Yarımküre'ye odaklanmayı öngören “Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve “Ulusal Savunma Stratejisi” belgelerini yayınlamasıyla eş zamanlı olarak geliyor. Bu durum, İran'a karşı bir saldırının yakın olduğu tahminlerini destekliyor.

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor

Bu ay Ortadoğu'ya ilave güç sevk edilmesi, sadece bir pazarlık kozu olabilir veya ABD özel kuvvetlerinin bu ayın başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasına benzer şekilde, yakın bir askeri harekatın göstergesi olabilir. Ancak, ABD bir saldırı başlatırsa, Irak ve Afganistan'da olduğu gibi yeniden uzun süreli bir kara harekatı beklenmemelidir.

Bölge genelinde, İsrail, Suriye, Irak ve bazı Körfez ülkeleri gibi çeşitli ülkelerde konuşlandırılmış ABD personelinin ve askeri yeteneklerinin savunmasızlığı göz önüne alındığında, olası bir saldırının kapsamının sınırlı kalması muhtemel. Buna karşılık İran, geçen yıl yaşanan 12 günlük savaş sırasında saldırıları büyük ölçüde İsrail ile sınırlı kalırken, bu kez sert bir misilleme sözü verdi.

İkinci faktör: ABD'nin İran ile diplomatik kanalları

Amerikalı müzakereciler, geçen bahar Umman'ın ev sahipliğinde Maskat ve Roma'da düzenlenen birkaç tur görüşmede İranlı yetkililerle doğrudan bir araya gelerek, 12 günlük savaşın başlamasından önce ana anlaşmazlık noktası haline gelen İran'ın nükleer programını görüşmüşlerdi. Ancak İsrail, bu müzakerelerin ortasında İran'a bir saldırı düzenleyerek Tahran'ın ABD'nin diplomatik süreç konusundaki ciddiyetine olan güvensizliğini derinleştirdi.

sdfryj
ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kabul ediyor, 29 Eylül 2025 (AFP)

Diplomatik kanalların bu kez aktif olup olmadığı belirsizliğini koruyor, ancak iletişim olduğuna dair herhangi bir açık göstergenin yokluğu endişe verici. Diplomasi ancak bir devlet sadece konuşmakla yetinmeyip, ciddi bir şekilde kendisini yürüttüğünde başarılı olur.

Üçüncü faktör: ABD'nin bölgesel müttefikleri

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de bu hafta, herhangi bir tarafın İran'a saldırı düzenlemek için hava sahasını kullanmasına karşı olduğunu açıkladı. Körfez müttefiklerinden gelen baskı, Trump'ın olası bir saldırının kapsamını daraltmasına ve hatta tamamen vazgeçmesine katkıda bulunabilir.

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Göçmenlik Dairesi’nin düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir

Dördüncü faktör: İran halkı

İranlıların rejimlerine karşı durma cesaretini göstermelerine rağmen, Trump'ın “yardım yolda” dedikten sonra geri adım atması, özellikle yaşadıkları acımasız baskı göz önüne alındığında, birçok kişinin sokaklara geri dönme coşkusunu azaltabilir.

gthyrth
İran'da bir binaya çizilmiş Amerikan karşıtı bir duvar resmi, Tahran, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Buna ek olarak, ABD'nin Venezuela'da izlediği yol, İranlıların korkularını güçlendirebilir. Zira orada Maduro gözaltına alınırken, Chavez rejiminin yapısına dokunulmadı, bu da Trump'ın İran halkının pahasına Tahran ile bir anlaşma yapması gibi benzer bir senaryo hakkındaki endişeleri artırıyor.

Beşinci faktör: İran rejimi

Tahran'ın Trump'ın baskı ve tehditleri ile olası diplomatik girişimlere vereceği yanıt, bir sonraki aşama hakkında çok şey ortaya koyacaktır. Gözlemciler, rejim içindeki ve özellikle de güvenlik aygıtının başındakiler arasındaki bölünmelere ve çatlaklara dair herhangi bir işareti yakından takip edeceklerdir.

Altıncı faktör: Amerikan kamuoyu

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Eğer İran'a bir saldırı düzenlemenin, Maduro'nun tutuklanmasının ardından destek oranlarında görülen ani yükselişe benzer şekilde, kendisine iç kamuoyunda bir yükseliş sağlayacağına inanıyorsa, bu, seçeceği eylem biçimini etkileyebilir. Ayrıca, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir.

Sonuç olarak, Trump, kendisini dizginleyebilecek tek gücün kendi ahlakı olduğunu açıkça ifade etti. Bundan sonra ne olacağı henüz belirsizliğini koruyor, ancak göstergeler İran'a yönelik bir saldırının yakın olabileceğini gösteriyor.


Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
TT

Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington ile müzakere talebinde bulunmadığını, ancak ‘tehditlerin durması’ şartıyla diplomasinin yeniden canlandırılmasına kapıyı açık bıraktığını söyledi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’daki protestoların bastırılmasına karşı askeri müdahalenin bir seçenek olmaya devam ettiğini dile getirmesinin ardından geldi.

Bölgede gerilimi kontrol altına alma amacıyla diplomatik temaslar sürüyor. Bölgedeki etkili başkentleri kapsayan bir dizi görüşme yoluyla arabuluculuk kanallarının devreye sokulması ve Tahran ile Washington arasında siyasi diyaloğun yeniden başlatılması hedefleniyor. Bu çabalar, bölgesel tansiyonun arttığı son dönemde yoğunlaştı.

Bu çerçevede, ABD Donanması’na bağlı bir taarruz gücü dün Ortadoğu’da konuşlandırıldı. İran ise herhangi bir saldırıya karşılık vereceğini yineledi. Trump, Washington’un İran’a doğru ‘büyük bir savaş filosu’ gönderdiğini belirtirken, bunu kullanmak zorunda kalmamayı umduğunu ifade etti. Trump ayrıca, Tahran’ın hâlâ diyalog arayışında olduğunu savundu ve göstericilerin öldürülmesi ya da nükleer programın yeniden başlatılması konusunda uyarılarını yineledi.

dfrt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın bahçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (EPA)

Tahran yönetimi, hükümet karşıtı protestoları sert biçimde bastırdı. Olaylarda binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve on binlerce kişinin gözaltına alındığı bildirildi. İranlı yetkililer, yaşananlardan ABD ve İsrail’le bağlantılı olduklarını öne sürdükleri ‘silahlı teröristler ve kışkırtıcıları’ sorumlu tutarken, insan hakları örgütleri protestoları 1979 İslam Devrimi’nden bu yana görülen en büyük gösteriler olarak nitelendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına yanıt veren Arakçi, bugün düzenlenen kabine toplantısı kapsamında gazetecilere yaptığı açıklamada, son günlerde ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile herhangi bir temasın gerçekleşmediğini söyledi. Arakçi, İran’ın müzakere talebinde bulunmadığını vurgulayarak, “Arabuluculuk yürüten bazı ülkeler var ve onlarla temas halindeyiz” dedi.

Arakçi, tehdit ortamında müzakerenin mümkün olmadığını belirterek, “Müzakerenin kendine özgü ilkeleri vardır; eşitlik temelinde ve karşılıklı saygı çerçevesinde yürütülmelidir. Eğer müzakerelerin sonuç vermesini istiyorlarsa, tehditlere ve aşırı taleplere son vermeleri gerekir” ifadelerini kullandı.

Arakçi’nin açıklamaları, bölgesel diplomatik temasların hız kazandığı bir döneme denk geldi. Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin hem Witkoff hem de Arakçi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmelerde, ‘diplomatik sürece bağlı kalınmasının önemi ve Washington ile Tahran arasında diyaloğun yeniden başlatılması için uygun koşulların hazırlanması’ üzerinde durulduğu belirtildi.

rgty
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, kabine toplantısı sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Doha yönetimi de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin, Abbas Arakçi ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmede ikili ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası gelişmeler ele alınırken, ‘bölgesel istikrarın korunması ve gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabaların sürdürülmesinin gerekliliği’ vurgulandı.

Aynı çerçevede Katar Başbakanı, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani ile de telefon görüşmesi yaptı. Tahran’daki Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre görüşmede, ‘mevcut aşamadaki son gelişmeler ve diplomatik çözümlerin ilerletilmesine yönelik yollar’ ele alındı.

Ankara’da ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ile yaşanan ihtilaflı konuları kapsamlı bir anlaşma yerine ‘tek tek’ çözme çağrısında bulundu. Fidan, Tahran’ın nükleer programı konusunda görüşmelere açık olduğunu da ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Fidan, basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin İran’a yönelik herhangi bir yabancı müdahaleye ya da saldırıya karşı olduğunu belirterek, bunun “savaşı yeniden başlatmak anlamına geleceğini ve yanlış olacağını” söyledi.

Fidan, “Amerikalı dostlarıma her zaman tavsiyem, İranlılarla meseleleri birer birer çözmeleridir. Nükleer dosyayla başlayın ve kapatın, ardından diğer başlığa geçin” dedi. Tüm konuların tek bir paket halinde sunulmasının, İran açısından süreci zorlaştıracağını ve zaman zaman aşağılayıcı algılanabileceğini belirten Fidan, bunun yalnızca kamuoyuna değil, İran liderliğine de anlatılmasının güç olacağını vurguladı.

Geçtiğimiz haziran ayında ABD, Gazze savaşı nedeniyle İsrail ile bölgede artan gerilim ortamında İran’ın nükleer tesislerini vurmuştu. İran’ın barışçıl amaçlarla yürüttüğünü savunduğu nükleer programına ilişkin müzakerelerde ise kayda değer bir ilerleme sağlanamadı.

NATO üyesi ve İran’ın komşusu olan Türkiye, ABD ve İranlı yetkililerle temaslarını sürdürdüğünü belirterek, Tahran’a iç sorunlarını kendi başına çözmesi için fırsat tanınması gerektiğini ifade etti. Ankara ayrıca, bölgede yaşanacak herhangi bir istikrarsızlığın mevcut koşullarda bölgenin taşıyabileceği sınırları aşacağı uyarısında bulundu. Fidan, İsrail’in İran’a yönelik saldırı arayışını sürdürdüğünü de dile getirdi.


Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
TT

Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)

Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın, bugün Moskova’da yapacakları görüşmede Suriye’deki Rus askeri varlığını ele alacaklarını açıkladı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, iki liderin ayrıca, ekonomik iş birliği ile Ortadoğu’daki durumu da görüşeceğini söyledi.

Peskov, Reuters’ın Beşşar Esed’in geleceğine ilişkin sorusuna, “Bu konu hakkında yorum yapmayacağız” yanıtını verdi.

Kremlin, Putin’in Şera ile ekonomik iş birliği ve bölgesel gelişmeleri masaya yatıracağını bildirdi.

Rus basını dün, Kremlin kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, Putin ile Şera’nın ‘ikili ilişkilerin farklı alanlardaki durumu ve geleceği ile Ortadoğu’daki gelişmeleri’ ele alacaklarını bildirmişti.

Geçtiğimiz ekim ayında gerçekleştirilen ilk görüşmede iki lider uzlaşıcı bir dil kullanmıştı. Söz konusu ziyaret, Şera’nın Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelmesinden sonra Moskova’ya yaptığı ilk ziyaret olmuştu. Rusya, Esed yönetiminin en güçlü destekçileri arasında yer alıyordu.

Beşşar Esed, eşi Esma Esed ve kendisine yakın bazı yetkililerle birlikte, iktidarının 8 Aralık 2024’te sona ermesinin ardından Moskova’ya kaçmıştı. Şam’daki yeni yönetim, söz konusu isimlerin yargılanmak üzere iadesini talep ediyor.

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump dün Şera’yı övdü. Trump, Şera ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından gazetecilere verdiği demeçte, “Kendisine büyük saygı duyuyorum… İşler çok iyi gidiyor” ifadelerini kullandı.

Esed’in devrilmesinin ardından Ortadoğu’daki nüfuzu zayıflayan Putin, bölgede Rus askeri varlığını korumayı hedefliyor. Moskova, yeni yönetim döneminde Tartus’taki deniz üssü ile Hmeymim’deki hava üssünün geleceğini güvence altına almaya çalışıyor. Bu iki üs, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyası dışında sahip olduğu tek askeri tesis olma özelliğini taşıyor. Öte yandan Rusya, 2019’dan bu yana kuzeydoğu Suriye’de Kürt güçlerinin nüfuz alanlarında askeri üs olarak kullandığı Kamışlı Havalimanı’ndan askeri teçhizat ve birliklerini ise dün çekti.

Rusya, Esed’in en önemli müttefiklerinden biri olmuş ve 2015’te çatışmaların başlamasının ardından askeri müdahalede bulunmuştu. Bu müdahale, sahadaki dengelerin rejim güçleri lehine değişmesinde belirleyici rol oynadı. Ancak Esed’in devrilmesi, Rusya’nın bölgedeki etkisine ağır bir darbe niteliği taşıdı ve Ukrayna savaşı sürerken Moskova’nın askeri kapasitesinin sınırlarını da ortaya koydu.

Buna karşılık, Esed’in düşüşünü memnuniyetle karşılayan Washington, Şera ile ilişkilerini güçlendirdi. ABD, 2014’ten bu yana Suriye ve komşu Irak’ta aşırılık yanlısı gruplara karşı uluslararası bir koalisyona liderlik ediyor.

Öte yandan Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve ABD, dün yayımladıkları ortak bildiride, ateşkesin sağlanmasının ardından Suriye ordusu ile Kürt savaşçıları, binlerce militanı ve aile fertleri kuzeydoğu Suriye’deki cezaevleri ve kamplarda tutulan DEAŞ’ın güvenlik boşluğundan yararlanmasını önlemek amacıyla ‘her türlü güvenlik boşluğundan kaçınmaya’ çağırdı.