Rusya, Baltık Denizi Devletleri Konseyi’nden çekildi

Rusya söz konusu hamleyi yapmakta İsveç ve Finlandiya’dan önce davrandı.

Mariupol’de Azovstal Metalürji Fabrikası’ndan tahliye edilen Ukraynalı askerler. (EPA)
Mariupol’de Azovstal Metalürji Fabrikası’ndan tahliye edilen Ukraynalı askerler. (EPA)
TT

Rusya, Baltık Denizi Devletleri Konseyi’nden çekildi

Mariupol’de Azovstal Metalürji Fabrikası’ndan tahliye edilen Ukraynalı askerler. (EPA)
Mariupol’de Azovstal Metalürji Fabrikası’ndan tahliye edilen Ukraynalı askerler. (EPA)

Moskova, Avrupa’nın Ukrayna nedeniyle Rusya’yı dışlayan politikalarına yönelik eleştiri dozunu artırdı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa ülkelerinin enerji alanında izledikleri politikaların olumsuz yansımaları konusunda uyarıda bulunarak Avrupa’nın tutumunu ‘ekeonomik intihar’ olarak nitelendirdi. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa politikalarına ve özellikle Almanya’ya yönelik sert sözler sarf etti. Diplomatik gerilimin tırmanmasına eş zamanlı olarak Rusya, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinden önce davranarak, Baltık Denizi Devletleri Konseyi’nden çekilme yönünde karar aldı. 
Putin, Avrupa'nın siyasi bazı çıkarlar ve ABD'nin baskısı nedeniyle enerji sektöründe çeşitli kısıtlamalar uygulamaya başladığını ve Rus enerji kaynaklarını terk etme yönünde bir anlayışı benimsediğini belirttiği açıklamasında şunları söyledi:
“Avrupalılar şu ana kadar henüz Rus enerji kaynaklarından tamamen vazgeçemeyeceklerini itiraf ediyorlar. Bazı Avrupalı ülkelerin Rus petrolünden uzun bir süre vazgeçemeyeceği açıktır. Avrupa sanayisi rekabette dünyanın başka bölgelerine kıyasla kayıplar yaşamaktadır, Rus enerji kaynakları da başka bölgelere kayacak, ayrıca artan ekonomik faaliyet olanağı da Avrupa'dan dünyanın diğer bölgelerine geçecektir. Bu uygulamalar bir tür ekonomik intihardır. Tabii bu Avrupalı ülkelerin kendi iç meselesidir.”  
Yaptırımlar nedeniyle küresel petrol ürünlerinin fiyatlarında önemli artışlar yaşandığını belirten Putin sözlerini şöyle sürdürdü:
"Rusya'nın enerji kaynaklarının kabul edilmemesi, Avrupa'nın büyük bir bölümünün sistematik olarak uzun vadede dünyanın en yüksek enerji maliyetine sahip bölgesi haline gelmesi anlamına geliyor. Hatalarını kabul etmek yerine suçlu arıyorlar. Batılı politikacılar ve ekonomistler, ekonominin basit temel yasalarını unutmuş ya da kendi zararlarına olacak şekilde görmezden gelmeyi tercih etmiş gibi görünüyorlar."
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da “Almanya, Scholz hükümeti iktidara geldikten sonra bağımsızlığının son belirtilerini de kaybetti” dedi. Sergey Lavrov, Rusya’nın başkenti Moskova’da katıldığı bir konferansta Almanya Başbakanı Olaf Scholz’u sert bir şekilde hedef aldı. Ukrayna’ya destek veren ve Rusya’ya ekonomik yaptırımlar uygulayan Scholz’u; ‘basiretsiz, dar görüşlü ve kaba’ olarak nitelendiren Lavrov, genel olarak Avrupa’da Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bir şekilde Avrupa’nın stratejik bağımsızlığından bahsetmeye çalıştığına işaret ederek, “Ancak eminim ki ona izin vermeyeceklerdir” ifadesini kullandı.   
Avrupa Birliği’nin ekonomik topluluk kimliğinden gün geçtikçe uzaklaştığına ve giderek NATO’yla özdeşleştiğine işaret eden Lavrov, sözlerinin devamında "Daha da kötüsü, onlar (Avrupalılar) bunu gizlemiyorlar" dedi. Kiev yönetimine de sert bir şekilde saldıran Rus Bakan, Kiev'in ABD ve İngiltere tarafından yönlendirildiğini savundu:
“Kiev rejimi Rus karşıtı olmadıklarını ve ülkelerinde Neo Nazi bulunmadığından bahsediyor. Ne söylerlerse söylesinler elbette gerçek farklı ve bağımsız değiller. Washington ve Londra'nın Ukraynalı müzakerecileri yönlendirdiği ve hatta Ukrayna topraklarında bu ülkelerin temsilcilerinin bulunduğuna dair bilgilere sahibiz. Her ne kadar bunu kabul etmeseler de Ukrayna uzun süredir bağımsız bir devlet değildir. Batı'nın Ukrayna'ya sadece tüketilebilir bir kart olduğu sürece ihtiyacı olacaktır. Dolayısıyla Batı Kiev’e güvenlik garantileri sunmayacaktır.”  
Bu arada Rusya, Finlandiya ve İsveç'in muhtemel NATO üyeliği karşısında yeni bir adım attı. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Moskova, Baltık Denizi Devletleri Konseyi’nden çekilme kararı aldı. Bakanlıktan şu açıklamada bulunuldu:
“Saldırgan tutumlara tepki olarak Bakan Lavrov’un Konsey ülkelerine gönderdiği mektupla üyeliğimizin sona ermesi, Rusya’nın bölgedeki varlığını etkilemeyecek. Ülkemizi Baltık'tan çıkarmaya yönelik girişimler başarısızlığa mahkumdur. Sorumlu davranan partnerlerle çalışmaya, Baltık bölgesinin, ortak mülkümüzün ve mirasımızın geliştirilmesi için kilit meselelere yönelik etkinlikler düzenlemeye, çıkarlarımızı korumaya devam edeceğiz. Batı ülkeleri, fırsatçı amaçlarını uygulamak için konseyi tekeline almıştılar ve eylem mekanizmalarını Rus çıkarlarına karşı çevirmeyi planlamaktaydılar.”
Söz konusu gelişme, Moskova'nın bölgedeki olası NATO genişlemesine yanıt vermek için atacağını açıkladığı adımlardan biriydi. Rus uzmanlar, Finlandiya ve İsveç'in NATO’ya katılmasının, Baltık Denizi'ne kıyısı olan tüm ülkelerin Rusya'ya düşman saflarda yer alacağı ve Moskova’nın Baltık Havzası'ndaki stratejik pozisyonlarını zayıflatan yeni bir jeopolitik durum yaratacağı uyarısında bulunmuştu. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, Rusya’nın bölgedeki askeri faaliyet yeteneklerini de önemli ölçüde etkileyecektir. Rusya’nın Baltık Denizi Devletleri Konseyi’nden çekilme kararını, muhtemelen ihraç edileceği için aldığı değerlendiriliyor.
Diğer yandan Rusya mütekabiliyet ilkesi uyarınca iki Fin diplomatı kovdu. Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Finlandiya'nın Moskova Büyükelçisi Antti Helanterya'nın dışişlerine çağrıldığı bildirildi. Büyükelçi Helanterya'nın, iki Fin büyükelçilik çalışanın sınır dışı edilmesi hakkında bilgilendirildiği aktarıldı 

Çatışmalar sürüyor
Sahada ise ayrılıkçı Lugansk güçleri, bir dizi kasaba üzerinde kontrol sağlayarak önemli ilerleme kaydetti. Lugansk'taki ayrılıkçı güçlerin verilerine göre, dün stratejik öneme sahip olarak nitelendirilen Orekhovo kasabasını ele geçirdiler. Lugansk güçlerinin yayınladıkları video kaydında, kasabanın girişindeki tabela önünde duran ayrılıkçı savaşçılarca kasabanın tamamen kontrol altına alındığı belirtildi.  Lugansk’ta günlerdir ilk ciddi ilerleme olan bu gelişme, ayrılıkçı güçlere moral verdi. Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, son iki günde Mariupol’de Azovstal Metal Fabrikası sahasında iki aydır kuşatılmış olan yüzlerce Ukraynalı askerin teslim olduğunu bildirdi. Konaşenkov, "Bir gün içinde, 251’i yaralı 256 Ukraynalı savaşçı Rus güçlerine teslim oldu. Yaralılar tedavi altına alındı” dedi.
Rus ordusunun Ukrayna’daki operasyonunun devam ettiğini belirten Konaşenkov, havadan fırlatılan yüksek hassasiyetli füzelerle Avrupa ve ABD’nin sağladığı cephanelikler ve silah depoları dahil olmak üzere Ukrayna ordusuna ait iki komuta merkezi, Krasnogorovke ve Mıkolayiv’de Avrupa ülkelerinden gelen yabancı paralı savaşçı birliklerinin karargahları ve Ukrayna birliklerinin bulunduğu çok sayıda alanın vurulduğunu söyledi. Rus savaş uçaklarının son 24 saat içinde Ukrayna ordusuna ait dokuz komuta merkezi dahil olmak üzere 93 hedefe hava saldırısı düzenlediğine işaret eden Konaşenkov, operasyonlarda 470 silahlı kişinin tasfiye edildiğini ve 68 askeri aracın imha edildiğini kaydetti.



Zubeydi, iş işten geçmeden Maduro'nun son mesajını okuyacak mı?

‘Bölgesel dengelerle oynamak’ iki ucu keskin bıçak, ancak Zubeydi ve Maduro bu ‘keskin bıçağı’ kendi göğüslerine sapladılar (Independent Arabia)
‘Bölgesel dengelerle oynamak’ iki ucu keskin bıçak, ancak Zubeydi ve Maduro bu ‘keskin bıçağı’ kendi göğüslerine sapladılar (Independent Arabia)
TT

Zubeydi, iş işten geçmeden Maduro'nun son mesajını okuyacak mı?

‘Bölgesel dengelerle oynamak’ iki ucu keskin bıçak, ancak Zubeydi ve Maduro bu ‘keskin bıçağı’ kendi göğüslerine sapladılar (Independent Arabia)
‘Bölgesel dengelerle oynamak’ iki ucu keskin bıçak, ancak Zubeydi ve Maduro bu ‘keskin bıçağı’ kendi göğüslerine sapladılar (Independent Arabia)

Mustafa el-Ensari

Delta uçakları Karakas semalarının sessizliğini bozarak Nicolas Maduro'nun ‘devrimci direniş’ döneminin sonunu ilan ettiğinde, uçakların yankıları Aden ve Mukalla'daki sarayların koridorlarında yankılandı.

Karakas’ın düşüşü, Latin Amerika'da popülist bir rejimin çöküşü değil, jeopolitik açıdan sert bir ders oldu. Bu ders, ‘statükonun’ ‘yakınlık ve güç mantığına’ uzun süre dayanabileceğini düşünenlere yönelikti.

Venezuela'nın büyük komşusu Washington, Yemen'in büyük komşusu ise Riyad ve Maskat’tı. Mesaj ise aynıydı: “Coğrafya siyasi günahları affetmez.”

“İdeolojik illüzyon” ortakları

İki adam arasındaki binlerce kilometrelik mesafeye rağmen, onları ‘popülist solculuk’ adlı kalın bir ip birbirine bağlıyordu. Tutkulu konuşmaların ve yoksullara verilen sözlerin kurumsal devletin yokluğunu telafi edebileceğine inanan Chávez'in varisi olan Maduro, eski Yemen Sosyalist Partisi'nin ‘hayaletlerini’ çağıran ve ‘güney milliyetçiliği’ kisvesi altında, ayrılıkçı bir gerçekliği zorla dayatan Güney Geçiş Konseyi (GGK) Başkanı Ayderus ez-Zubeydi’de kendisini görmüştü.

thy7ujk
Trump, Nicolas Maduro'nun tutuklu haldeki fotoğrafını paylaştı (Ajanslar)

Her ikisi de adeta intihar edercesine ‘coğrafyayı görmezden gelme’ oyununu oynadılar. Maduro, Venezuela'yı ABD’nin ‘arka bahçesinde’ Rusya ve İran için gelişmiş bir platform haline getirmeye çalıştı. Uzak Moskova'nın onu yakın Washington'dan koruyacağına kendini inandırmıştı.

Öte yandan Zubeydi dün ‘1 Numaralı Açıklama’ ile kamuoyu karşısına çıktı ve Hadramut, el-Mahra, Sokotra ve kardeş bölgelerini Suudi Arabistan ve Umman'a rakip bir etki alanına çekmeye çalıştı, kâh bölgesel güçlere ulaşmaya çalıştı kâh Riyad'ın bileğini bükmek için çaresizce ‘İsrail kartını’ oynadı. ‘Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinin’ varoluşsal bir doktrin ve Suudi Arabistan liderliği için mürekkeple değil, kan ve ateşle çizilmiş bir ‘kırmızı çizgi’ olduğu gerçeğini göz ardı etti.

Kaybeden bahisler oyunu

Siyaset biliminde, ‘bölgesel dengelerle oynamak’ iki ucu keskin bıçak, ancak Zubeydi ve Maduro bu ‘keskin bıçağı’ kendi göğüslerine sapladılar. Maduro, Trump'ı ve ülkesinin komşusu olan Latin Amerika ülkelerinin baskısını hafife alınca, kendi sarayında tutuklandı ve yanında sadece eşi ve kırık anılarının bulunduğu bir çanta kaldı.

Zubeydi şimdi aynı ip üzerinde yürüyor. Hadramut ve el-Mehra'daki ‘coğrafi şoku’ görmezden gelme girişimi ve Suudi Arabistan'ın güney sınırlarını güvence altına alma konusundaki hayati çıkarlarını göz ardı etmesi, onu ‘siyasi kibir’ tuzağına düşürdü.

O, bunu reddeden bir halka (Hadramutluların GGK'nın otoritesini reddetmesi gibi) yabancı güçlere dayanarak fiili bir durum dayatmanın, açlık çeken bir halka demir ve ateşle kendini dayatan Maduro'nun deneyiminin bir tekrarı olduğunu unuttu, ta ki kader ünlü ‘Delta Gecesi’nde kapısını çalana kadar.

Siyasi mezardan bir mesaj

İki lider arasında bir diyalog hayal eden şakacı yaklaşım, acı bir stratejik gerçeği ifade ediyor. Maduro, Zubeydi'ye “Coğrafya, siyasetteki tek sabit unsurdur” dediğinde hem Maduro hem de Zubeydi'nin destekçilerinin sorgulamaya çalıştığı yüzlerce yıllık tarih derslerini de özetliyordu.

Bundan birkaç gün önce, deneyimli Suudi yazar Abdurrahman er-Raşid, coğrafyayı Yemen dosyasında en etkili faktör olarak nitelendirdi. Ancak hem Maduro hem de Zubeydi, bu gerçeği hafife aldılar. Ardından bu durum saraylarında ve karargahlarında bir yangın gibi onları yakalayıp etraflarını sardı. Maduro, ABD’nin coğrafi yakınlığının kaçınılmazlığından kaçmaya çalıştı, ancak kader onu Trump ve ünlü Delta Gücü şeklinde yakaladı. Benzer şekilde, Zubeydi de Suudi Arabistan ve Umman’ın coğrafi yakınlığının kaçınılmazlığından kaçmaya çalıştı. Mukalla ve Hadramut'un bölgesel anlaşmalardan uzak, ‘uzaktan kumanda’ ile yönetilebileceğini düşünerek kendini kandırdı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Maduro, ‘denenmiş ve test edilmiş’ olanın test edilmemesi gerektiğini ve güçlü bir komşunun uzun süre sabırlı olabileceğini, ancak harekete geçtiğinde ‘kahramanın değil, kardeşinin gücünü kullan’ mantığıyla hareket edeceğini fark etmediği için düştü.

Bugün, GGK'nın Yemen'in doğusundaki mevzilerini boşaltması için baskı artarken, Zubeydi’nin önünde biri, Maduro'nun meajını dikkatlice okuyup Yemen Başkanlık Konseyi'nin çatısı altında ulusal uzlaşma ortamına geri dönmek, diğeri kendi inancının aksine, coğrafyanın ‘gerçeklerden daha güçlü konuştuğunu’ çok geç fark ettiği anı beklemek olan iki seçeneği var gibi görünüyor.

scdfg
GGK Başkanı Ayderus ez-Zubeydi (GGK resmi internet sitesi)

Lübnanlı yazar Gassan Şerbil, Maduro’nun Karakas’tan kaçırılmasıyla ilgili yorumunda, olayı X'teki sloganlardan ziyade zorlu coğrafya açısından yorumlamış gibi görünüyor. Delta Gücü’nün Maduro'nun sarayını basıp onu tutukladığı olay, ancak coğrafyanın ve çıplak gücün bir mesajı olarak anlaşılabileceğini düşünen Şerbil, “Putin kıskançlık duyabilir, çünkü James Bond Kremlin'in çarı değil, Beyaz Saray'ın efendisidir” değerlendirmesinde bulundu.

Böylece Donald Trump, Messi, Ronaldo ve Muhammed Salah'ın kıskanacağı ‘tarihi bir köşe vuruşu’ yaparken bize, Kasım Süleymani'nin öldürülmesini emreden adamın Maduro'yu kaçırmaktan çekinmediğini ve haritaların anahtarlarını elinde tutan birinin sözlerle manevra yapmadığını hatırlattı. Şerbil'in de belirttiği gibi, bu olayın özeti her gün tekrarlanan “Trump'a karşı oynamayın ve coğrafya konuştuğunda sloganlara güvenmeyin” şeklindeki bilgece sözü gözler önüne seriyor.

Peki, Delta Gücü Aden'de görünecek mi?

Gözlemcilere göre tüm siyasi hilelerini tüketerek yalnız kalan Maduro'nun kaderi, Arap Yarımadası'nın dengesini bozmaya çalışan herkesin bakması gereken bir ‘ayna’ niteliğinde.

Yemen'in coğrafyası sadece bir araziden ibaret değil, aynı zamanda Suudi Arabistan, Umman, Körfez ve uluslararası ve bölgesel Arap suları ile paylaşılan bir ‘kimlik ve ulusal güvenlik’ meselesidir. Zubeydi, tüm bu faktörleri hafife almaya devam ederse, yakında Maduro gibi kendini Delta Gücü’yle burun buruna gelmiş bulabilir.

Maduro, artık manevra alanı kalmayan bir gerçekliğe uyandı. Peki ya Zubeydi Aden'de ‘kader’ kapısını çalmadan önce uyanacak mı?


ABD'nin askeri operasyonundan sonra... Venezuela petrolü nereye gidecek?

ABD'nin Karakas'taki bazı noktaları hedef alan saldırılarının ardından Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerta Tiuna'da yangın çıktı. (AFP)
ABD'nin Karakas'taki bazı noktaları hedef alan saldırılarının ardından Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerta Tiuna'da yangın çıktı. (AFP)
TT

ABD'nin askeri operasyonundan sonra... Venezuela petrolü nereye gidecek?

ABD'nin Karakas'taki bazı noktaları hedef alan saldırılarının ardından Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerta Tiuna'da yangın çıktı. (AFP)
ABD'nin Karakas'taki bazı noktaları hedef alan saldırılarının ardından Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerta Tiuna'da yangın çıktı. (AFP)

Karakas’ta patlama sesleri yankılandı… Hızlı Amerikan askeri operasyonu gerçekleştirildi ve Nicolas Maduro yakalandı…

ABD ile Venezuela arasındaki gerilim, 2025 yılının sonlarında keskin biçimde tırmandı. ABD ordusunun Karayipler bölgesi ile Pasifik Okyanusu’nun doğusunda düzenlediği bir dizi deniz saldırısının ardından tansiyon yükseldi. Washington, bu saldırıların uyuşturucu kaçakçılığına karıştığı öne sürülen gemileri hedef aldığını açıkladı. En az 95 kişinin hayatını kaybettiği belirtilen saldırıların önemli bir bölümü Venezuela kıyıları açıklarında gerçekleştirildi.

Bölgede geniş çaplı ABD askeri yığınağına işaret eden tüm göstergeler, Başkan Donald Trump’ın kara saldırıları düzenleme tehditleri ve 29 Kasım 2025’te Venezuela ve çevresindeki hava sahasının kapatıldığını duyurması, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik bir savaşın yaklaştığı şeklinde yorumlandı.

u
Karakas'taki Miraflores Başkanlık Sarayı’nın yakınındaki evlerinden ayrılan Venezuelalı bir aile (AP)

Gelişmeler bununla da sınırlı kalmadı. ABD güçleri, 2025’in son ayının başında Venezuela ile bağlantılı bir petrol tankerine ülke açıklarında el koydu. Ardından Trump, 16 Aralık’ta Venezuela’ya giren ya da ülkeden çıkan petrol tankerlerine abluka uygulanması talimatını verdi. Bu adımın, ülkenin petrol ticaretini durdurmayı ve ekonomisi büyük ölçüde bu hayati kaynağa dayanan Latin Amerika ülkesine ağır bir darbe indirmeyi amaçladığı belirtildi.

Bir diğer gelişmede ise ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), aralık ayında Venezuela kıyısındaki bir tesise insansız hava aracıyla (İHA) saldırı düzenledi. Trump, söz konusu tesisin uyuşturucu kaçakçılığında kullanıldığını iddia etti.

Venezuela hakkında bilgiler

Belirleyici günün ayrıntıları zamanla netleşecek olsa da krizin arka planında, Venezuela’nın uzun yıllardır süren derin bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğu görülüyor. Ülkedeki kötüleşen ekonomik koşullar, kamu hizmetlerinde ciddi aksamalara ve gıdaya erişimde büyük zorluklara yol açtı.

2015 yılından bu yana yedi milyondan fazla Venezuelalı ülkeyi terk etti. Yerel insani kuruluşların tahminlerine göre, 31 milyonluk nüfusun yaklaşık 19,7 milyonu insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Dünya Gıda Programı (WFP) da Venezuela’yı gıda güvensizliğinden en fazla etkilenen ülkeler arasında gösteriyor. 2019 yılında 9 milyon 300 bin kişinin yeterli gıdaya erişemediği belirtilmişti.

CIA’in internet sitesinde yer alan bilgilere göre, ülkede 1999 yılına kadar büyük ölçüde demokratik yollarla seçilmiş hükümetler görev yaptı. Ancak 1999-2013 yılları arasında devlet başkanlığı yapan Hugo Chavez’in yönetimi otoriter bir karakter taşıdı.

CIA değerlendirmesinde, Washington’un sert muhaliflerinden biri olarak görülen Chavez’in 5 Mart 2013’teki ölümünün ardından bu yaklaşımın halefi Nicolas Maduro döneminde de sürdüğü ifade edildi. Buna göre, 2020’de yapılan parlamento seçimlerinin hileli olduğu, muhalefet partilerinin çoğu ile birçok uluslararası aktörün bu seçimler sonucunda oluşan Ulusal Meclis’i meşru kabul etmediği belirtildi. Raporda, üç yıl süren seçim boykotunun ardından 2021’de çok sayıda muhalefet gücünün olumsuz koşullara rağmen yerel ve eyalet valiliği seçimlerine katıldığı, bunun sonucunda muhalefetin belediyeler düzeyindeki temsilini iki kattan fazla artırdığı ve 23 eyaletten dördünü elinde tutmayı başardığı kaydedildi.

CIA’nin değerlendirmesinde ayrıca, yıllar süren kötü ekonomik yönetimin Venezuela’yı 2014’te küresel petrol fiyatlarındaki düşüşe karşı savunmasız bıraktığı, bunun da kamu harcamalarında kesintilere, temel ürünlerde kıtlığa ve yüksek enflasyona yol açan bir ekonomik gerileme sürecini tetiklediği vurgulandı. Yaşam koşullarındaki bozulmanın milyonlarca Venezuelalıyı göçe zorladığı, göç edenlerin büyük bölümünün komşu ülkelere yerleştiği ifade edildi.

as
ABD Başkanı Donald Trump ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro (AFP)

Washington, yıllardır Venezuela’ya, ülkenin devlet başkanına ve yakın çevresine yönelik bir dizi yaptırım uyguladı. ABD yönetimi, eski Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido gibi muhalif isimleri de destekledi. Guaido, Ulusal Meclis’in 23 Ocak 2019’da aldığı ve 2018’de yapılan başkanlık seçimlerini gayrimeşru ilan eden kararın ardından ülkenin geçici devlet başkanı olarak yemin etmişti. Söz konusu kararda, milletvekilleri Nicolas Maduro’nun ikinci kez devlet başkanı olarak göreve başlamasını tanımadıklarını duyurmuştu. Ancak Maduro bu baskılara rağmen iktidarda kaldı ve başkanlık sarayını terk etmedi.

Benzer bir tablo 2024’teki başkanlık seçimlerinde de ortaya çıktı. Özellikle muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’nun seçimlere katılmasının engellenmesi tartışmalara yol açtı. Machado’nun müttefiki Edmundo Gonzalez’in seçimlerden ‘kazanan’ olarak çıkmasının ardından ülkeyi terk ettiği ve İspanya’ya siyasi sığınma talebinde bulunduğu bildirildi.

Venezuela petrolü

Venezuela, 300 milyar varili aşan miktarla dünyadaki en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip bulunuyor. Ancak kötü yönetim, yetersiz yatırımlar ve ABD yaptırımları, ülkenin petrol üretimini ciddi biçimde düşürdü. Günlük üretim, üç milyon varilin üzerindeki zirve seviyelerden son dönemde yaklaşık bir milyon varile, hatta bunun da altına geriledi. Buna karşın ABD’nin tanıdığı istisna sayesinde Chevron şirketi Venezuela’daki faaliyetlerini sürdürdü ve ülkenin ‘siyah altın’ olarak nitelenen petrol üretiminin yaklaşık dörtte birini gerçekleştirdi.

Bu tablo, OPEC’in kurucu üyelerinden biri olan ve ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını petrolden sağlayan Venezuela’da ekonomik ve sosyal koşulların hızla kötüleşmesine yol açtı. Ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH), 2014 ile 2021 yılları arasında 462 milyar dolardan 56 milyar dolara geriledi.

Bu süreçte sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sosyal yardımların azalması, alım gücünün düşmesi, iş kayıpları ve büyük ölçekli kitlesel göç yaşanması şaşırtıcı görülmüyor.

Peki bundan sonra ne olacak?

Amerikalılar ağır bir darbe indirdiler ve rakiplerini yendiler. Peki bundan sonra sırada ne var?

Venezuela yönetimi, ABD’yi özellikle petrol ve madenler başta olmak üzere ülkenin doğal kaynaklarını ele geçirmeye çalışmakla suçladı. Karakas, uluslararası toplumu, milyonlarca insanın hayatını tehlikeye attığını belirttiği ve uluslararası hukukun açık ihlali olarak nitelediği bu adımı kınamaya çağırdı.

Saldırının hemen ardından ‘tüm ulusal savunma planlarının uygulanması’ talimatını veren Nicolas Maduro’nun, içeriden devrilemeyince dış müdahaleyle iktidardan düştüğü değerlendirmesi yapıldı.

xzcvdfg
ABD saldırılarının ardından Karakas'ta güvenliği sağlamak için gezen askeri devriyeler (EPA)

Venezuela ordusunun, ABD’nin ezici askeri gücüyle boy ölçüşebilecek kapasiteye sahip olmadığı biliniyor. Ordunun envanterinin büyük bölümünü, büyük ölçüde eskimiş Sovyet yapımı silahlar ile yaşlı F-16 tipi Amerikan savaş uçakları oluşturuyor. Buna rağmen ordu, Chavez döneminden bu yana süren krizler boyunca bütünlüğünü korudu. Askeri yapının önce Hugo Chavez’e, ardından Maduro’ya olan sadakati olmasaydı, iktidarın çok daha önce çökeceği yorumları yapılıyor. Yeni dönemde ise ordunun, güvenliğin sağlanması ve belirli bir istikrarın tesis edilmesinde rol üstlenmesinin kaçınılmaz olduğu ifade ediliyor.

Venezuela adı, ‘küçük Venedik’ anlamına geliyor. Bu isim, İtalyan kâşif Amerigo Vespucci tarafından 1499 yılında, Maracaibo Gölü’nde ahşap kazıklar üzerine inşa edilmiş evleri gördüğünde, manzaranın kendisine İtalya’daki Venedik’i hatırlatması üzerine verilmişti.

İtalya’daki Venedik sular üzerinde yüzen bir şehir olarak bilinirken, Latin Amerika’daki bu ‘Venedik’ ise bir petrol denizi üzerinde yüzüyor… Mesele yolsuzlukla mücadele, demokrasi veya halkın refahı değil...

Mesele kara altın.


İngiltere: Maduro için gözyaşı dökmüyoruz... Almanya: Operasyonun hukuki incelemesi zaman alacak

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, 2018'de Karakas'ta düzenlenen son kampanya mitinginin sonunda destekçilerine hitap ediyor (Reuters)
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, 2018'de Karakas'ta düzenlenen son kampanya mitinginin sonunda destekçilerine hitap ediyor (Reuters)
TT

İngiltere: Maduro için gözyaşı dökmüyoruz... Almanya: Operasyonun hukuki incelemesi zaman alacak

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, 2018'de Karakas'ta düzenlenen son kampanya mitinginin sonunda destekçilerine hitap ediyor (Reuters)
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, 2018'de Karakas'ta düzenlenen son kampanya mitinginin sonunda destekçilerine hitap ediyor (Reuters)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, dün Venezuela'da Başkan Nicoas Maduro'nun iktidarının sona ermesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve Venezuela halkının iradesini daha iyi yansıtan bir hükümete sorunsuz geçişi destekledi.

Starmer, İngiliz hükümetinin internet sitesinde yayınlanan açıklamada, “Maduro'yu gayrimeşru bir başkan olarak görüyoruz ve rejiminin sona ermesi nedeniyle hiç üzülmüyoruz” dedi.

Şöyle devam etti: "Venezuela halkının iradesini yansıtan meşru bir hükümete güvenli ve barışçıl bir geçiş sağlamak amacıyla, İngiliz hükümeti önümüzdeki günlerde ABD yetkilileriyle gelişen durumu görüşecektir."

xsdfrg
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve ABD Devlet Başkanı Donald Trump (AFP)

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ise ABD operasyonunun hukuki değerlendirmesinin karmaşık olduğunu ve bunu değerlendirmek için “zaman ayıracağımızı” belirterek, uluslararası hukuk ilkelerinin uygulanması gerektiğini belirtti. Merz, “seçimler yoluyla meşruiyeti olan bir hükümete geçişin sağlanması” gerektiğini vurguladı ve “Venezuela'da siyasi istikrarsızlık yaşanmaması” gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

ABD'nin dün) erken saatlerde Venezuela'ya sürpriz bir saldırı düzenleyerek Maduro'yu tutuklaması dikkat çekicidir.