Moskova, bir kez daha nükleer kalkanının üçüncü dünya savaşını önlediğini öne sürdü

Rusya, onlarca Avrupalı diplomatı sınır dışı ederken Azovstal Metalürji Fabrikası’nın kontrolünü tamamen ele geçirmeye hazırlanıyor

Moskova, bir kez daha nükleer kalkanının üçüncü dünya savaşını önlediğini öne sürdü
TT

Moskova, bir kez daha nükleer kalkanının üçüncü dünya savaşını önlediğini öne sürdü

Moskova, bir kez daha nükleer kalkanının üçüncü dünya savaşını önlediğini öne sürdü

Moskova dün bir kez daha nükleer yeteneklerine atıfta bulunarak sahip olduğu nükleer imkanların, Rusya’yı üçüncü dünya savaşına itmek isteyenleri sakinleştirdiğini öne sürdü. Ayrıca Rus yetkililer Batı'yı ‘Avrupa'da ve dünyada stratejik istikrarı baltalamakla’ suçlamaya devam ettiler. Öte yandan Rusya, Avrupa ile arasındaki gerilimde yeni bir adım daha atarak Rusya ile Batı ülkeleri arasında günden güne tırmanan ‘büyükelçilik savaşı’ çerçevesinde onlarca Avrupalı ​​diplomatı sınır dışı etti.
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, Rusya'nın nükleer kalkanının, ülkesinin bağımsızlığını uzun yıllar boyunca korumasına yardımcı olduğunu açıkladı. Rusya'nın şu an sahip olduğu nükleer yeteneklerinin özel önemine dikkati çeken Medvedev, bu nükleer kalkanın, ‘ülkesini üçüncü dünya savaşına itmek isteyenleri sakinleştirdiğini söyledi. Rusya Ulusal Fizik ve Matematik Merkezi'nin geliştirilmesiyle ilgili toplantıda konuşan Medvedev, “Bu alandaki yeteneklerimizi geliştirmek için çalışanlar, Rusya ve müttefiklerimiz için güvenilir bir nükleer kalkan oluşturarak tarihi bir başarıya imza attılar. Bu kalkan, bağımsızlığımızı uzun yıllar boyunca korumamızı sağlarken aynı zamanda ülkemizi üçüncü dünya savaşına ya da diğer sorunlara itmeye çalışanları sakinleştirmeye yardımcı oluyor” ifadelerini kullandı.
Medvedev, uyarıcı bir tonda yaptığı konuşmasında, asıl meselenin rakiplerin bunu unutmaması olduğunu belirterek, ülkesinin, uluslararası düzeyde varılan ve nükleer silahlarla ilgili ana anlaşma ve belgelerde öngörülen anlaşmalara uymaya devam ettiğinin altını çizdi.
Öte yandan Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patrushev, Batı'ya yönelik sert eleştirilerine bir yenisini daha ekledi. Batılı ülkelerin eylemlerinin, Avrupa’da, Ortadoğu’da ve genel olarak tüm dünyada istikrarı baltaladığını söyledi. Batı'nın attığı adımların Asya-Pasifik bölgesindeki güvenlik yapısını da tehdit ettiğini ve genel olarak dünyayı istikrarsızlaştırdığını öne süren Rus yetkili, dünyada yeni güç merkezlerinin ortaya çıkmasının arka planında istikrarsızlığın giderek artmaya devam ettiğinin ve bunun da bazı ülkelerin jeopolitik hegemonyalarına bağlı kalmalarından kaynaklandığının altını çizdi. Bu ülkelerin başkalarının çıkarları karşısında kayıtsız kaldıklarını söyleyen Patrushev, söz konusu ülkelerin yıllar içinde oluşan uluslararası istikrar sistemini kasten yok etme yoluna gittiklerini ve Rusya’nın güvenlik garantisi önerilerini görmezden geldiklerini ifade etti. Patrushev, Rusya’ya karşı yürütülen yaptırım savaşı sonucunda dünyadaki sosyal ve ekonomik durumun sert bir şekilde istikrarsızlaştığını ve birçok ülkenin açlığın eşiğine geldiğini de sözlerine ekledi.
Moskova, son iki aydır yüzlerce diplomatın karşılıklı olarak sınır dışı edildiği ‘büyükelçilik savaşı’ çerçevesinde dün yeni bir adım daha attı. Rusya Dışişleri Bakanlığı, üç Avrupa ülkesinin attığı benzer adımlara yanıt olarak onlarca Fransız, İtalyan ve İspanyol diplomatı topraklarından çıkarma kararı aldığını duyurdu. Bakanlıktan yapılan açıklamada, ransa’nın Moskova Büyükelçisi Pierre Levy’nin bakanlığa çağrılarak Fransa’da 41 Rus diplomatın kışkırtıcı ve haksız bir karar ile istenmeyen kişi ilan edilmesinin sert bir şekilde protesto edildiği ve bu karara misilleme olarak Rusya’daki Fransız diplomatik kurumlarından 34 kişinin sınır dışı edilmesi kararı alındığı belirtildi.
Bakanlık dün yine bir başka açıklama ile İspanya’nın Moskova Büyükelçisi Marcos Gomez Martinez’i bakanlığa çağrılarak, Madrid yönetiminin İspanya’da 27 Rus diplomatı kışkırtıcı bir şekilde istenmeyen kişi ilan etmesinin protesto edildiği ve kendisine İspanya'nın Moskova Büyükelçiliği ve St. Petersburg'daki Başkonsolosluğu'nun 27 çalışanın sınır dışı edilmesi kararı hakkında bilgi verildiği bildirildi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da, Moskova’nın İtalyan makamlarının 30 Rus diplomatı sınır dışı etme kararına yanıt olarak Rusya’daki diplomatik ve konsolosluk kurumlarının 24 çalışanını 'istenmeyen kişi' ilan ettiğini açıkladı.
Diğer taraftan Kremlin, İsveç ve Finlandiya'nın NATO’ya üyelik başvurusuyla ilgili Türkiye ile NATO arasında devam eden görüşmeler hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, gazetecilerin bu konudaki sorularına yanıt olarak Rusya'nın ‘NATO üyeleri arasındaki ilişkilere müdahale etmek istemediğini’ söyledi. Peskov, Finlandiya ve İsveç, NATO üyeliği için başvuran iki ülke. Türkiye de NATO’nun bir üyesi. Bu, bizim meselemiz değil, NATO'ya üye devletlerin ilişkileriyle ilgili” şeklinde konuştu. NATO'nun genişlemesi konusunda Moskova’nın tutumunun çok iyi bilindiğinin altını çizen Peskov, “Bunu birçok kez dile getirdik. Fakat NATO üyeleri arasındaki ilişkiler bizi ilgilendirmiyor” dedi.
Peskov, geçtiğimiz günlerde Türk basınında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ankara’yı ziyaret edebileceğine dair yer alan haberlerle ilgili bir yanıt olarak Putin’in önümüzdeki haftalarda Putin’in Ankara’ya ziyaretinin planlanmadığını söyledi.
Ukrayna’daki savaş sahasındaki son gelişmelere gelince Rusya ordusu dün, Mariupol'da halen tamamen kontrol altına alamadığı tek nokta olan Azovstal Metalürji Fabrikası’nın tamamını kontrol altına almaya odaklandı. Rus güçleri, yaklaşık bin Ukraynalı askerin yanı sıra yüzlerce sivilin de bulunduğu fabrika yerleşkesini sıkı bir ablukaya aldı. Rusya Savunma Bakanlığı dün, önce sivillerin yerleşkeden tahliye edildiğini ardından 694 ‘milliyetçi militanın’ (Ukraynalı askerler) teslim olduğunu ve kuşatma altındaki Ukraynalı askerlerin teslim olduğunu duyurdu. Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, günlük olarak düzenlediği dünkü basın toplantısında, son 24 saat içinde Rus güçlerine teslim olanlar arasında 29 kişinin yaralı olduğunu söyledi. Konaşenkov, Pazartesi gününden bu yana silahlarını teslim edip yerleşkeyi terk etmeye karar verenlerin (Ukraynalı askerler) sayısının ise 80'i yaralı olmak üzere 959’a ulaştığını açıkladı.
Konaşenkov, havadan fırlatılan yüksek hassasiyetli füzelerle Donetsk'te Soledar yerleşim birimi yakınlarında bölge savunma karargahını dahil olmak üzere Mıkolayiv ve Krasnogorovke çevresinde ‘Avrupa ülkelerinden gelen yabancı paralı savaşçı birliği’ dahil Ukrayna askeri teknik araçların ve birliklerin bulunduğu 31 bölgenin vurulduğunu söyledi.
Bunun yanında Dnipro askeri havaalanındaUkrayna’ya ait Su-24 savaş uçağı ve Mikolayiv civarında S-300 hava savunma füze sisteminin yanı sıra Donetsk bölgesinde Bahmut, Soledar, Pokrovskoe, Ugledar yerleşim birimlerinde 4 füze, topçu silahları ve mühimmatların bulunduğu cephaneliğin imha edildiğini aktaran Konaşenkov, hava saldırılarının sonucunda 270’ten fazla Ukraynalı aşırı milliyetçi gücün ‘etkisiz hale getirildiğini’ ve 54 askeri teknik aracın vurulduğunu bildirdi.
Öte yandan Rus haber ajansı RIA Novosti’nin haberine göre Rusya Başbakan Yardımcısı Marat Husnullin’in dün Rusya'nın kontrol ettiği Ukrayna topraklarının yeniden inşasını finanse edeceğini ve bu bölgeleri Rusya'ya bağlayan yolları onaracağını açıkladı. Husnullin, Rusya'nın bu toprakları ‘kurtardığını’ ve yeniden inşa edeceğini söyledi. RIA Novosti haberinde, Avrupa'nın en büyük nükleer santrali Zaporijya Nükleer Santrali’nin Rusya’ya ve ödeme yapması halinde Ukrayna'ya enerji sağlayacağını da kaydetti.



Dünyayı şaşkına çeviren saldırı: İran gizli füze kapasitelerine mi sahip?

Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
TT

Dünyayı şaşkına çeviren saldırı: İran gizli füze kapasitelerine mi sahip?

Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)

İnci Mecdi

İran'ın Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Adası'nda bulunan ABD-İngiltere ortak askeri üssüne iki balistik füze fırlatması, Tahran'ın daha önce düşünülenden daha uzun menzilli füzelere sahip olduğu konusunda tartışma ve endişe yarattı. Zira bu saldırı, İran füzelerinin Avrupalı ülkelerle arasındaki mesafeye ulaşma kapasitesini ortaya koydu.

Diego Garcia Üssü, İran'dan yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıkta yer alırken, Tahran ise balistik füzelerinin menzilinin 2 bin kilometre ile sınırlı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İki füzenin hedefi vuramamış olmasına rağmen, fırlatma denemesi tek başına risk haritasını değiştirmeye yetti. Gözlemciler, İran'ın ilan edilen menzilin iki katı mesafeden bir saldırı gerçekleştirmeye gerçekten teşebbüs etmiş olması halinde, bunun dünyanın bilmediği, açıklanmamış yeteneklere sahip olduğu anlamına geldiği ve Avrupa'ya bir mesaj niteliğinde olduğuna işaret etti.

Reuters, Beyaz Saray, İngiltere’nin Washington Büyükelçiliği ve İngiltere Savunma Bakanlığı'nın yorum taleplerine yanıt vermediğini bildirirken, İran'ın Mehr Haber Ajansı, Tahran'ın üsse iki balistik füze fırlattığını ve bunu, İran füzelerinin menzilinin daha önce düşünülenden daha uzun olduğunu gösteren ‘önemli bir adım’ olarak nitelendirdi.

İran dünyayı kandırıyor mu?

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski yetkilisi ve eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, İran'ın orta ve uzun menzilli füzelere sahip olduğu konusunda dünyayı kandırdığını yazdı.

George Bush, Barack Obama ve Joe Biden yönetimlerinde görev yapmış olan eski ABD'li diplomat, ‘durum ortada’ diye yazdı. Ardından Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine atıfla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “25 Şubat 2026: Uzun menzilli füzeler geliştirmiyoruz... Menzilini 2 bin kilometrenin altında belirledik“ şeklindeki açıklamasını aktaran McGurk, ”20 Mart 2026: İran, 4 bin kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'ya füzeler fırlatıyor" diye ekledi.

İran'daki füze fırlatma yeri ile Pasifik'teki Diego Garcia Üssü arasındaki mesafeyi gösteren bir harita ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat'ta savaşın patlak vermesinden birkaç gün önce, İran'ın ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirmeye çalıştığını söyledi. Kongre'de yaptığı ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında, “Avrupa'yı ve yurtdışındaki üslerimizi tehdit edebilecek füzeleri zaten geliştirdiler ve yakında ABD'ye ulaşabilecek füzeler inşa etmeye çalışıyorlar” diye ekledi.

ABD Kongre Araştırma Servisi'ne (CRS) göre Tahran şu anda menzili yaklaşık 3 bin kilometreye ulaşan kısa ve orta menzilli balistik füzelere sahipken ABD, İran'ın batı ucundan 9 bin kilometreden fazla uzaklıkta bulunuyor.

Çatışma alanının genişlemesi

İran, Hint Okyanusu'nun iç kesimlerine ve hatta Güney Avrupa'ya kadar ulaşma kapasitesine sahip, gerçek orta menzilli balistik füzelere yakın sistemler deniyor olabilir. Gözlemciler, bunun Tahran'ın rakiplerini gerçek vuruş menzilinden emin olamamalarını sağlayarak nüfuz kazanmasına yardımcı olacağını düşünüyor. Zira bu belirsizlik Washington ve Londra'nın planlamasını zorlaştırıyor. Füzelerin menzilinde öngörülen herhangi bir artış, bölge ülkeleri ve İsrail üzerinde füze savunma katmanlarını yeniden değerlendirmeleri için baskı oluşturabilir. Ayrıca Diego Garcia Üssü’nün hedef alınması, çatışmanın operasyon alanını Ortadoğu'nun ötesine genişleten stratejik bir tırmanış anlamına geliyor.

İran’ın bu başarısız saldırısı, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaşın 22’nci gününde gerçekleşti. Bu durum, savunma planlamacılarının, Tahran'ın saldırılarını Arap Körfezi'ndeki bölgesel hedeflerle sınırlamak yerine, stratejik üsleri geride tehdit edecek şekilde füze menzilini genişletmeye hazır olduğu yönündeki görüşünü güçlendiriyor.

Hürremşehr sistemi

Şarku’l Avsat’ın Defense Security sitesinden aktardığı analize göre Diego Garcia Üssü’nün İran'a yaklaşık 3 bin 800 ila 4 bin kilometre uzaklıkta olmasının, bu füzeli saldırıya önemli bir operasyonel anlam kazandırıyor. Bu durum, ya 300 ila 500 kilogram arasında olduğu tahmin edilen daha hafif bir savaş başlığının kullanıldığını ya da daha önce açıklanmamış, menzili uzatılmış bir versiyonun konuşlandırıldığını haber veriyor. Her iki olasılık da sadece geleneksel bir saldırı girişimi değil, erişim kabiliyetinin kasıtlı bir göstergesi.

Hürremşehr sistemindeki sıvı yakıtlı itiş sistemi, yük ve rota açısından esneklik sağlıyor; bu da onu, kontrollü test ortamları yerine gerçek savaş koşullarında performans sınırlarını test etmeyi amaçlayan uzun menzilli deneme fırlatmaları için uygun hale getiriyor. Bu uzun menzilli fırlatma gerçekleşirse, İran'ın Ortadoğu sınırlarını aşan hedefleri vurabilme kapasitesinin ilk somut göstergesi olacak ve bu gelişme, Avrupa ve Hint Okyanusu'ndaki savunma planlarını etkileyecek.

İran'ın menzili 2 bin kilometreye ulaşan orta menzilli balistik füzelere sahip olduğu düşünülse de, bazı askeri analistler Hürremşehr füzesinin menzilinin daha uzun olabileceğini öne sürüyor. BBC, İsrail merkezli Alma Araştırma Merkezi'nin İran'ın Hürremşehr füzesinin menzilini 3 bin kilometre olarak belirlediğini ve bu füzenin Kuzey Kore'nin orta menzilli füzesi temel alınarak geliştirildiğinin düşünüldüğünü aktardı.

Füzelere karşı savunmanın etkinliği

ABD basınının Trump yönetiminin yetkililerinden aktardığına göre İran’ın füzeleri, Chagos Takımadaları'nda bulunan üsse doğru fırlatıldı. Burası, uzun menzilli bombardıman uçaklarının konuşlandırılmasını, nükleer denizaltı operasyonlarını ve güdümlü füzelerle donatılmış deniz kuvvetlerini destekleyen hayati bir lojistik merkezi. Dolayısıyla bu saldırı, savaş alanında taktiksel bir hedef olmaktan çok, müttefik kuvvetlerin konumuna yönelik bir mesaj niteliğinde.

Yetkililer, füzelerden birinin uçuş sırasında parçalandığını, ABD Donanmasına ait güdümlü füzeyle donatılmış bir destroyerin ise ikinci füzeye yönelik bir ‘SM-3’ tipi savunma füzesi fırlattığını belirtti. Ancak füzenin başarılı bir şekilde önlendiği mi yoksa kendi kendine başarısızlığa uğradığı mı hala belirsizliğini koruyor. Bu durum, Hint Okyanusu'ndaki mevcut balistik füze savunma sisteminin etkinliği konusunda bir belirsizlik yaratıyor.

Bunun yanında İran'ın Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Üssü’ne ulaşabilecek füzelere sahip olup olmadığı konusunda hâlâ şüpheler var. BBC, İran'ın Diego Garcia'ya ulaşabilecek menzile sahip füzelere sahip olduğuna dair şu ana kadar kesin bir kanıt bulunmadığını belirtiyor. Ayrıca, türü belirlenemeyen iki İran füzesinin Hint Okyanusu'ndaki askeri üsse doğru fırlatılması, bunların mutlaka hedeflerine ulaşacağı anlamına gelmez.

ABD ve İsrail geçtiğimiz yıl, İran’ın nükleer programının yanı sıra uzun menzilli füze üretim kapasitesini de hedef almıştı. İran’ın elinde kalan füze stokunun büyük bir kısmı kısa menzilli balistik füzelerden oluşuyor. Bu füzeler, Tahran’ın son haftalarda İsrail ve komşu Körfez ülkeleri yönünde fırlattığı füzelerle aynı türden.

ABD ve İsrail'in düzenlediği hava saldırıları, İran'ın füze fırlatma kapasitesini büyük ölçüde azalttı. Trump'ın son zamanlarda açıkladığı rakamlara göre Tahran, orijinal kapasitesinin yalnızca yüzde 8'ini elinde tutuyor. Savaşın patlak vermesinden önce İran'ın en az bin ila bin 500 füzeye sahip olduğu tahmin ediliyor. Bunların arasında menzili 3 bin kilometreden az olan ‘Somer’ füzesi de bulunuyor. ‘Sacil’ füzeleri ise 2 bin kilometre mesafedeki hedefleri vurabiliyor.

İran’ın füze kapasitelerinin azalmasına rağmen, uzmanlar İran'ın kamikaza insansız hava araçları (İHA) ve füzeler fırlatma yeteneğini korumaya devam ettiğine işaret etti. İran, muhtemelen ABD ve İsrail güçlerinin tespit edip hedef almasının zor olduğu seyyar fırlatma rampalarıyla, özellikle ülkenin doğusundaki dağınık bölgelerde bu yeteneğini sürdürüyor.


Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında
TT

Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında

İran ile İsrail arasındaki savaş, dün nükleer açıdan en tehlikeli dönüm noktalarından birine girdi. Tahran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yeni bir saldırıya uğradığını açıklamasından birkaç saat sonra, İran’dan fırlatılan bir füze İsrail’in güneyindeki Dimona şehrine düştü; ancak herhangi bir radyasyon sızıntısı kaydedilmedi.

İsrail ordusu dün, Dimona şehrini vuran füzeyi önleme girişiminin başarısız olduğunu açıklarken Tahran, saldırının Natanz şehrine yönelik saldırıya misilleme niteliğinde olduğunu belirtti. İran tarafından ilk resmi yorumu yapan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran füzelerinin Dimona'ya ulaşmasının savaşın yeni bir aşamaya girdiğinin somut bir göstergesi olduğunu söyleyerek, ‘İsrail semalarının artık savunmasız hale geldiğini’ ifade etti.

Öte yandan İsrailli kaynaklara göre Dimona'ya düzenlenen saldırıda 47 kişi yaralandı.

Bu saldırıdan birkaç saat önce, ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin savaştaki hedeflerine yaklaşmakta olduğu ve operasyonlarını kademeli olarak ‘azaltmayı’ değerlendirdiği açıklamasında bulundu. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise bu hafta saldırıların ‘önemli ölçüde artacağını’ söyledi. Bu durum, operasyonların sona erdirilmesi konusunda Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılığı olduğuna işaret etti.

Hürmüz Boğazı, gerginliğin merkezinde yer almaya devam ederken, İranlı bir askeri kaynak, ABD’nin Hark Adası’na yönelik herhangi bir saldırısının çatışmanın Kızıldeniz ve Babu’l-Mendeb Boğazı’na sıçramasına yol açacağı uyarısında bulundu.

Bir diğer gelişmede ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD güçlerinin İran içinde, aralarında 130 geminin de olduğu 8 binden fazla askeri hedefi vurduğunu belirterek, Tahran’ın deniz seyrüseferini tehdit etme kapasitesinin azaldığını vurguladı.

Öte yandan Kudüs Tugayı Komutanı İsmail Kaani, ‘Direniş Ekseni’nin ABD ve İsrail'e karşı ‘bağımsız’ operasyonlarını sürdürdüğünü söyledi.

İsrail ordusu ise İran'da yüzlerce hedefi vurduğunu açıklarken, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İsrail ve ABD’nin bölgedeki üslerine yönelik füze saldırılarını sürdüreceğini duyurdu.


Japonya, ateşkesin uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki mayın temizleme çalışmalarına katılabilir

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
TT

Japonya, ateşkesin uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki mayın temizleme çalışmalarına katılabilir

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi bugün yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta bir ateşkes sağlanması halinde, Japonya’nın küresel petrol tedarikinin hayati arterini oluşturan Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme çalışmaları için askeri güçlerini konuşlandırmayı değerlendirebileceğini söyledi.

Motegi, “Fuji” kanalında yayınlanan bir televizyon programında, “Tam bir ateşkes sağlanırsa, teorik olarak mayın temizleme gibi konular gündeme gelebilir” dedi.

“Bu tamamen varsayımsal bir durum, ancak bir ateşkes sağlanırsa ve deniz mayınları engel teşkil ederse, bunun dikkate değer bir konu olacağını düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Tokyo'nun alabileceği önlemler, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kabul edilen barışçıl anayasası gereği sınırlıdır, ancak 2015 tarihli özel güvenlik yasası, Japonya'nın varlığını tehdit eden ve buna karşı koymak için başka hiçbir yol bulunmayan bir saldırı olması durumunda, yakın güvenlik ortağına yönelik saldırı da dahil olmak üzere, yurtdışında güç kullanmasına izin vermektedir.

Motegi, Tokyo'nun mahsur kalan Japon gemilerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin verecek düzenlemeler arama konusunda şu an için acil bir planı olmadığını belirterek, dünyanın petrol sevkiyatının beşte birinin geçtiği bu dar su yolundan tüm gemilerin geçmesine olanak sağlayacak koşulların yaratılmasının "büyük önem taşıdığını" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Japon Kyodo haber ajansından aktardığına göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, cuma günü yaptığı açıklamada, Motegi ile Japonya'ya ait gemilerin boğazdan geçişine izin verilmesi olasılığını görüştüğünü söyledi.

Japonya, petrol ithalatının yaklaşık yüzde 90'ını bu boğazdan gerçekleştiriyor; İran ise ABD ve İsrail'in kendisine karşı yürüttüğü savaş sırasında boğazı büyük ölçüde kapattı.

Dün dördüncü haftasına giren savaşın yol açtığı küresel petrol fiyatlarındaki keskin artış, Japonya ve diğer ülkeleri petrol rezervlerinden kullanmak zorunda bıraktı.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Japonya Başbakanı Sanae Takai ile bir araya geldi ve müttefiklerine boğazı açmak için savaş gemileri göndermeleri konusunda baskı uygularken – şu ana kadar sonuçsuz kalmış olsa da – Takai’yi “harekete geçmeye” çağırdı.

Takai, Washington'da düzenlenen zirvenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump'a Japonya'nın boğazda sunabileceği destek ve yasaları gereği sunamayacağı destekler hakkında bilgi verdiğini söyledi.