Türkiye-Mısır hattında yakınlaşma devam ediyor

İki ülke arasında bakanlar düzeyindeki ilk ziyaret dokuz yıl aranın ardından gerçekleşiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)
TT

Türkiye-Mısır hattında yakınlaşma devam ediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)

Bahaddin Ayyad
Maliye Bakanı Nureddin Nebati, 1 Haziran’da Mısır’a gideceğini açıkladı. Bu, 9 yıl aradan sonra Kahire’ye bakanlar düzeyindeki ilk ziyaret olacak. Gözlemcilere göre söz konusu adım, uzun bir diplomatik yabancılaşmaya maruz kalan ilişkilerde yeni bir atılım.
Maliye Bakanı Nebati, İslam Kalkınma Bankası İcra Direktörleri ve Guvenörler Yıllık Toplantıları’na katılmak üzere bir heyet başkanlığında Mısır’a gidecek. Türkiye’den yapılan açıklamaya göre Nebati, ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Ancak Kahire ile Ankara arasındaki bu görüşmelerin odaklanacağı konuların neler olduğu belirsizliğini koruyor.
Ziyaret, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşık 5 yıl sonra Suudi Arabistan’da gerçekleştirdiği temaslarından birkaç hafta sonra gerçekleşecek.
Ayrıca 1 yıl önce de Mısır ve Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcıları düzeyinde, ikili ve bölgesel bağlamda ‘ilişkileri normalleştirmek için gerekli adımları’ ele almak amacıyla iki tur istikşafi görüşmeler yapılmıştı.
Ancak bu görüşmeler, henüz maslahatgüzar düzeyinde olan iki taraf arasında diplomatik temsilci değişimine veya ilişkileri geliştirmeye yönelik bir yol haritasının geliştirilmesi ile sonuçlanmadı. İki taraf arasında ilan edilmemiş güvenlik toplantıları devam ederken başta Libya’daki koşulların yanı sıra Türkiye’de ikamet eden ve Mısır makamları tarafından aranan Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) üyeleri olmak üzere birçok konu ele alınıyor. Güvenlik heyetleri, birkaç hafta önce de bir toplantı gerçekleştirmişti.

Ekonomik bir tonla diplomatik atılım
Mısır ve Türkiye arasındaki gerginlik, son iki yılda Ankara’nın başta Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere bölge ülkeleriyle yürüttüğü temaslarla birlikte net bir sakinliğe tanık oldu. Ankara geçen aylarda topraklarında ikamet eden Müslüman Kardeşler liderlerine ait kanalların çalışmalarını kısıtlama kararı aldı. Bazı kanallar da kapatıldı. Ayrıca iki taraf arasında Akdeniz gazı ve Libya krizi gibi bazı konular hakkındaki anlaşmazlıkların düzeyi de azaldı.
İki ülkenin ekonomileri benzer şekilde koronavirüs pandemisinin, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının ve diğer yükselen piyasa krizlerinin yansımalarından zarar gördü. TRT Haber 18 Mayıs Çarşamba günü, Mısır’ın Şarm eş-Şeyh şehrinde yapılması planlanan toplantının İslam Kalkınma Bankası’nın gelecek stratejilerinin görüşülmesine tanık olacağını açıkladı. Habere göre ayrıca Türkiye ekonomisi ile ilgili son gelişmeler ve mevcut ekonomi politikaları da görüşülecek.
Yaklaşan ziyaret, Mısır ve Türkiye arasındaki ekonomik iş birliğinin önemine de ışık tutuyor. Mısır ve Türkiye arasındaki siyasi gerginliğe rağmen son yıllarda büyümeye devam eden karşılıklı yatırımlar ve büyük bir ticaret alışverişi bulunuyor. Resmi istatistiklere göre ticaret döviz kuru, geçen yıl üçte bir oranında artışa tanık oldu ve 2007 ile 2020 arasında üçe katlanan, yani 4,42 milyar dolardan 11,14 milyar dolara çıkan borsa hacmine 1,6 milyar dolar daha eklendi.
Türkiye meselelerinde uzmanlaşmış Mısırlı araştırmacı Kerem Said, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin, yakınlaşma ve ilişkilerin geliştirilmesi için önemli bir giriş noktası oluşturduğunu belirtti. Said, ilişkilerin siyasi anlaşmazlıklardan uzak kaldığına dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Avrupa Birliği (AB) ile gümrük anlaşmasının yenilenmemesi ve ABD ile ilişkileri nedeniyle ekonomisi kırılgan durumda olan Türkiye başta olmak üzere iki ülke için ekonomik ve ticari iş birliğinin güçlendirilmesi şu an acil bir meseledir.”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamalarda bulunan Said değerlendirmesiinin devamında şunları söyledi:
“İki taraf arasındaki yakınlaşma adımlarını ilerletmek için Dışişleri Bakanı düzeyinde bir ziyarete ihtiyaç duyuluyor. Buna rağmen Maliye Bakanı tarafından gerçekleştirilecek ekonomik nitelikteki bu ziyaret her ne kadar bölgesel bir toplantı çerçevesinde olsa da iki taraf arasında sağlanan ilerleme düzeyine ilişkin önemli göstergeler içeriyor. Bu, Ankara’nın bölgesel ilişkilerinden gerilimi arındırmak için uluslararası ve bölgesel toplantıları artan bir temelde kullanmaya istekli olduğu anlamına geliyor.”
Türkiye işlerinden sorumlu araştırmacı, değerlendirmesinin devamında Libya ve Akdeniz meseleelrine dikkat çekti:
“Bakanlar düzeyinde bir ilk olarak bu ziyaret başlı başına iki tarafın uzlaşma yolunda büyük adımlar attığı anlamına geliyor. Ancak halen tartışmalı konular ön plana çıkıyor. Bunların başında da Libya krizi geliyor. Çünkü Mısır’ın ulusal güvenliğini doğrudan etkiliyor. Fakat İhvan meselesi artık Mısır açısından bir baskı kartıdır, Ankara’nın elinde bir koz değil. Doğu Akdeniz’deki deniz sınırı meselesinin olduğu gibi kalacağı konusunda fikir birliği var.”

İlişkilerdeki yavaş normalleşme
Türkiye’nin bölgesel güçlerle ilişkilerini geliştirme treni, BAE ile Türkiye arasında karşılıklı üst düzey ziyaretlerin ardından son aylarda oldukça hızlı hareket etti. Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad’a ziyarette bulunurken ilişkileri gözden geçirmeyi ve geliştirmek için ortak adımlar üzerinde anlaştığını belirtti. ancak Kahire’ye yönelik yeni adımlar açıklanmadı. Erdoğan ayrıca, Ankara ile Kahire arasındaki diyaloğun zaten istihbarat düzeyine, Dışişleri Bakanlığı’na ve iş dünyasına dayandığını vurguladı.  
Siyasi analist Cevat Gök de şu değerlendirmede bulundu:
“Türkiye’nin Mısır’a yönelik adımları, özellikle Erdoğan’ın iki ülkeye yaptığı ziyaretler aracılığıyla Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerin ivmesini normalleştirme ve yeniden canlandırma yönündeki hızlı hamlelerine kıyasla halen çok geç. Ankara ve Kahire, Akdeniz’deki deniz sınırlarını ele aldılar. İlişkilerin normalleşmesine yönelik olumlu açıklamalar yapıldı. Ardından ikili görüşmeler başladı. Ancak istenilen hızda beklenen sonuca ulaşılamadı. Mısır’a yönelik yaklaşan bakanlar ziyareti, hükümet ve muhalefet tarafından gecikmeli de olsa desteklenen olumlu bir adım olarak nitelendirilebilir. Öyle görünüyor ki Ankara, bu adıma bir gerekçe arıyor. Ama ilişkilerin normalleşmesi için halen somut adımlara ihtiyaç var. Gerginlik döneminde Mısır’a yönelik Türk suçlamaları, açıklamaları ve uygulamaları oldukça ağırdı. Bu politikanın etkilerini ortadan kaldırmak zor.”
Gök değerlendirmesinin devamında Mısur ile ilişkileri normalleştirmenin Türkiye’nin çıkarına olduğunu vurguladı:
“Hükümet, seçimler yaklaştıkça Mısır’a yönelik normalleşme adımlarını hızlandırma eğiliminde. Çünkü dış politika meselesi, Türkiye’nin başta Mısır olmak üzere komşularıyla olan dış ilişkilerinde reform çağrısında bulunan muhalefet açısından güçlü bir nokta. Hükümet, Müslüman Kardeşler ve Mısır’a yönelik yeni politikası çerçevesinde destekçilerini ikna etmeye çalışıyor. Zira iktidar partisi ve hükümet, resmi olarak destek sağlamıştı. Ama her halükârda Mısır ile ilişkileri normalleştirmek Türkiye’nin çıkarınadır.”
Diğer yandan yazar Samir Salha, resmi bir Türk heyetinin Mısır’a yönelik ziyaretinin, ‘ister ikili düzeyde doğrudan bir davetle, isterse Mısır'ın ev sahipliğinde bölgesel bir toplantı yoluyla olsun’, başlı başına ilişkilerin iyileştirilmesine ve yeni bir sürece itilmesine katkıda bulunan olumlu bir noktayı temsil ettiğini söyledi.
Salha sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak biz, Türkiye Dışişleri Bakanı’nın ziyaretine, hatta bu tur hakkında herhangi bir haber almadığımız için üçüncü tur istikşafi amaçlı diplomatik görüşmelerin yapılmasına güveniyorduk. İlişkilerde yeni bir sayfa açmak üzere Türkiye- Suudi Arabistan ve Türkiye- BAE diyaloğu yürütülürken herkes, bir araya gelmemeleri ve yeni bir yakınlaşma evresine geçişi engelleyen konuları merak ediyor. Mısır ile diyalog henüz tamamlanmadı. Kahire ile Ankara arasındaki bakış açılarını yakınlaştırmak için kişisel olarak daha büyük bir Suudi ve BAE rolüne güveniyorum. Körfez başkentleriyle bölgesel meseleler tartışıldığı sürece bu, Mısır-Türkiye tartışmasında daha fazla anlayışa doğru bir kayma olması için bir fırsattır.”

Seçim kartı
Siyasi analist Muhammed Ubeydullah, Kahire ile Ankara arasındaki ilişkilerin normalleştirmesinin yavaş şekilde ilerlemesini, iki taraf arasındaki güven eksikliğine bağladı. İsrail de dahil Ortadoğu ülkelerinde ‘Erdoğan’ın yönetimi ve aksayan ekonomi nedeniyle kendisini terk eden seçmeni ikna etmek için tüm muhalifleriyle ilişkilerini normalleştirmek istediğine’ dair genel bir kanaat olduğuna dikkat çeken Ubeydullah şunları söyledi:
“2023’teki kritik seçimlerde seçmenleri tekrar kendisine oy vermeye çekmek için dış ilişkileri barışçıl olan eski Türkiye’yi yeniden restore etmeye başladı. Bu ülkeler, Erdoğan’ın dış politikasında çatışmacı politikadan diyaloğa geçişini; ekonomik ilişkileri geliştirerek bozulan ekonomiyi canlandırmanın yanı sıra seçimlerde zaferi sağlamayı amaçlayan taktik bir adım olarak görüyorlar. Aslında normalleşme sürecinden yararlanarak Ortadoğu’da genişleme ve yeniden yayılma, bu adımların hedefleri arasında olabilir.”
Ubeydullah, bu inancın söz konusu ülkeleri, Erdoğan’ın adım ve taleplerine yanıt verme konusunda önlem almaya ittiğini öne sürdü. Ayrıca bu ülkelerin, Erdoğan’ın dış politikasındaki bu yeni yaklaşımın samimi bir iç kanaatten kaynaklandığından emin olmadığını ve ikili ilişkileri stratejik bir düzeye taşımaktan kaçındıklarını savundu. Ubeydullah, “Mısır’ın Erdoğan ile ilişkilerinde bu temkinli ülkelerin başında yer aldığına şüphe yok. Çünkü Erdoğan ile ilişkilerini onarmak için acelesi bulunmuyor” dedi.
Muhammed Ubeydullah değerlendirmesinin devamında şu ifadeleri kullandı:
“Erdoğan, İhvan’ın Türkiye’deki medyasını kapatmak gibi kendisi için büyük tavizler olarak görülen adımlar atmış olsa da Mısır, önemli bir adım atmadığı gibi Anadolu Ajansı da dahil olmak üzere başlıca Türk kanallarına ve gazetelerine uygulanan yasağı kaldırma kararı da almış değil. Ankara ile Kahire arasındaki buzlar bir gecede ve kolayca erimez. Kahire, en azından bir sonraki seçimler yapılana ve yeni bir hükümet gelene (ya da gelmeyene) kadar Erdoğan ile normalleşme adımlarını yavaş atacak.”
Analist ayrıca ki taraf arasındaki ilişkilerde geri dönüşün en az bir yıl boyunca teste tabi tutulacağına, bunun sadece ekonomik ilişkiler ve iki ülkenin büyükelçilerinin iadesi gibi bazı sembolik adımlarla devam edeceğine inandığını vurguladı.



Türkiye, geçen hafta Libya’yı birleştirmeye yönelik görüşmelere ev sahipliği yaptı

Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)
Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)
TT

Türkiye, geçen hafta Libya’yı birleştirmeye yönelik görüşmelere ev sahipliği yaptı

Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)
Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)

Türkiye, geçen hafta Libya’nın doğusu ve batısındaki yönetimler arasında birliği sağlamak amacıyla görüşmelere ev sahipliği yaptı. Ancak görüşmelerden herhangi bir anlaşma çıkmadı.

xcdvfgbhj
Trablus’ta Abdülhamid Dibeybe hükümetine bağlı güçler arasında yer alan silahlı kişiler (AP)

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi üst düzey bir Türk yetkili, çarşamba günü AFP’ye yaptığı açıklamada, müzakerelerin henüz bir sonuç vermediğini belirtti.

Yetkili, “Görüşmeler şimdiye kadar ağırlıklı olarak iki tarafın askerî açıdan birleştirilmesine odaklandı. Siyasi birliğin sağlanması konusunun ise ilerleyen aşamada ele alınması bekleniyor” dedi.


Türkiye, Mısır’la deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını yeniden önerdi

Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye, Mısır’la deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını yeniden önerdi

Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, Mısır’la iki ülkenin ortak çıkarlarını gözeten bir deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması imzalamaya hazır olduğunu bir kez daha açıkladı. Ankara’nın açıklaması, Kahire’nin 2019’un sonunda imzalanan ve Libya Temsilciler Meclisi tarafından geçen hafta onaylanan Türkiye-Libya deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatını tanımayı reddettiğini yinelemesinin ardından geldi.

Türkiye Savunma Bakanlığından bir yetkili, Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatının Libya Temsilciler Meclisi tarafından 20 Ekim’de onaylanmasının, uluslararası hukuk, hakkaniyet ilkeleri ve ilgili kıyı devletlerinin meşru hak ve çıkarlarına saygı temelindeki yaklaşımı destekleyen önemli bir gelişme olduğunu söyledi.

hyju
Hakan Fidan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Savunma Bakanlığının haftalık basın toplantısında, Türkiye-Libya mutabakatına yönelik itirazlarla ilgili bir soruyu yanıtlayan yetkili, “Mısır’la ortak çıkarlar doğrultusunda bir deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması imzalamaya hazır olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Değerlendirmelere göre Mısır’ın ülkemizle böyle bir anlaşma imzalaması halinde, Yunanistan’la yapılabilecek olası bir anlaşmaya kıyasla 15 bin kilometrekareden fazla ek deniz alanı elde etmesi mümkün olacak” dedi.

Yetkili, Türkiye’nin uluslararası hukuk çerçevesinde Doğu Akdeniz’deki meşru hak ve çıkarlarını korumayı, bölgesel barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkıda bulunmayı sürdüreceğini de belirtti.

Türkiye’den ilişkileri geliştirme mesajı

Türk yetkilinin açıklamaları, Savunma Bakanı Yaşar Güler’in daha önce yaptığı değerlendirmeleri de teyit etti. Güler, Mısır’la imzalanacak bir anlaşmanın ülkeye Doğu Akdeniz’de 15 bin kilometrekarelik ek deniz alanı kazandırabileceğini söylemişti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati de geçen cuma İstanbul’da düzenlenen Avrupa-Ortadoğu toplantısının ardından, Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye ile imzalanan mutabakatı onaylamasını kesin bir dille reddetti. Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye, Pakistan, Almanya, İngiltere ve Fransa dışişleri bakanlarının yanı sıra İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’nin katıldığı toplantının ardından konuşan Abdülati, “Onay kararının Mısır açısından herhangi bir hukuki sonucu olmayacak” dedi.

hyjuı8l
Erdoğan ile Miçotakis’in 2024 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları marjında gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, Mısır’ın tutumuna karşı gerek resmî düzeyde gerekse hükümete muhalif medya kuruluşları dahil basında herhangi bir olumsuz açıklama yapmadı. Ankara’nın bu yaklaşımı, benzer itirazlarda bulunan Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Avrupa Birliği’ne yönelik tutumundan farklılık gösterdi.

Bu durum, Türkiye’nin Mısır’la ilişkileri geliştirme ve iki ülke arasında yeni bir krizin ortaya çıkmasını önleme konusundaki istekliliğini yansıttı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen pazartesi günü yapılan kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hiçbir tarafa zarar vermeyi amaçlamadığını belirtti. Erdoğan, bölgedeki bütün ülkelerle diyalog çağrısında bulunurken Türkiye’nin Libya’daki tüm aktörlerle ilişkilerini sürdüreceğini ifade etti.

Yunanistan’la temas arayışları

Yunanistan, Türkiye-Libya mutabakatının onaylanmasının ardından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e bir mektup göndererek itirazlarını yineledi.

Atina yönetimi mektubunda, mutabakatın onaylanmasının belgenin hukuki statüsünü değiştirmeyeceğini ve üçüncü ülkeler açısından yeni hukuki yükümlülükler doğuramayacağını savundu. Ayrıca mutabakatın, Türkiye’nin taraf olmadığı 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu ileri sürdü. Yunanistan, Türkiye ile Libya kıyılarının coğrafi konumunun da mutabakatın geçersizliğine işaret ettiğini öne sürdü.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen hafta Brüksel’de yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’e bir teklif sunduğunu açıkladı.

Fidan’ın aktardığına göre Erdoğan, Yunanistan’ın Kıbrıs’a yaklaşık 2 bin kilometre mesafeden elektrik ulaştırmak için Avrupa fonlarından 2 milyar avrodan fazla harcamak yerine elektriği Türkiye’den satın almasının daha uygun olacağını söyledi.

dcfvg
Hakan Fidan’ın geçen hafta İstanbul’da düzenlenen toplantı marjında İtalyan mevkidaşı Antonio Tajani ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Bu teklif, Yunanistan ile Kıbrıs’ı, ardından İsrail’i birbirine bağlamak amacıyla Akdeniz’in altından elektrik kablosu döşenmesini öngören “Büyük Deniz Bağlantısı” projesine ilişkin tartışmaların sürdüğü bir dönemde geldi. Türkiye, söz konusu projenin hayata geçirilmesi için kendi onayının alınmasını şart koşuyor.

Fidan, Erdoğan’ın Miçotakis’e, “Sadece 70 mil uzağınızda bulunan Türkiye’den elektrik satın almanız daha iyi olur. Size su, elektrik ve doğal gaz da sağlayabiliriz” dediğini aktardı.

Doğu Akdeniz’de yeni denklem arayışı

İtalya açısından ise Türkiye-Libya mutabakatının onaylanması, siyasi ve ekonomik sonuçlara ilişkin endişeleri artırdı. Roma’da, Türkiye’nin Libya’daki nüfuzunun genişlemesinin Doğu Akdeniz’deki İtalyan çıkarlarını etkileyebileceği yönündeki kaygılar öne çıktı.

Bazı İtalyan siyasi çevreleri, Roma’nın Libya’yı, Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesi temelinde birleştirmeye yönelik ABD girişimlerine destek vermekte acele edip etmediğini sorgulamaya başladı. Bu çevrelere göre söz konusu yaklaşım, Libya’nın doğusundaki güçlerin Türkiye’yle yakınlaşmasını teşvik edebilir.

Türkiye, Libya’da Halife Hafter’e verdiği destekle Rusya’nın etkisini artıran İtalya’nın aksine, ülkenin doğusundaki aktörlerle doğrudan rekabet eden bir konumda bulunuyor.

Ankara, Mısır, İtalya ve Libya ile müzakereler yürütme seçeneğini de gündeme getirdi. Bu girişim, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs’ın yerleştirmeye çalıştığı mevcut deniz yetki alanları düzenini değiştirebilecek yeni bir denklem oluşturma arayışında olduğu yorumlarına yol açtı.

Türk yazar ve siyasi analist Ahmet Erdi Öztürk, Kahire’nin itirazlarını sürdürmesine rağmen Türkiye ve Libya ile doğrudan temaslarını devam ettirmesinin diplomatik seçeneklerin henüz tükenmediğine işaret ettiğini söyledi.

Öztürk, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad ile Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe arasında geçen cumartesi günü yapılan telefon görüşmesine de dikkat çekti. Görüşmede Dibeybe’nin, Kahire’nin deniz yetki alanlarına ilişkin kaygıları konusunda müzakereye hazır olduğunu belirtmesinin önemli bir mesaj taşıdığını ifade etti.

Öztürk, Fidan’ın Türkiye, Mısır, İtalya ve Libya arasında görüşmeler yapılması yönündeki önerisinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler bakımından hiçbir ihtimalin dışlanamayacağını belirten Öztürk, Yunanistan ve İsrail’in de ilerleyen bir aşamada mevcut politikalarını değiştirmelerinin şaşırtıcı olmayacağını dile getirdi.


İstanbul’da sekizli zirve: Hürmüz ve Yemen için diplomasi arayışı

İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
TT

İstanbul’da sekizli zirve: Hürmüz ve Yemen için diplomasi arayışı

İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

İstanbul’da cuma günü bir araya gelen Orta Doğu, Avrupa ve Asya’dan sekiz ülkenin dışişleri bakanları, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınması başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası krizleri ele aldı. İlk kez bu formatta düzenlenen toplantıda Filistin meselesi, Yemen’deki gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ve Rusya-Ukrayna savaşı da gündeme geldi.

Türkiye’nin koordinasyonunda gerçekleştirilen toplantı, krizlerin çözümünde iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan yeni bir diplomatik girişim niteliği taşıyor.

İstanbul Boğazı’na nazır Çırağan Sarayı’nda düzenlenen toplantıya, geçen mart ayında kurulan R4 grubunun üyeleri Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldı.

xscdfvgh
Toplantı başlamadan önce Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Toplantıda Avrupa’nın E3 grubu ise Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot tarafından temsil edildi. İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de görüşmelere katıldı.

Bölgesel krizlere bölgesel çözümler

Toplantının gündeminde Filistin meselesi, Yemen’deki gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve Rusya-Ukrayna savaşının sona erdirilmesine yönelik çabalar yer aldı.

Toplantının açılışında konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, krizlerin çözümünde bölgesel sahiplenme ilkesinin esas alınması gerektiğini vurguladı. Dışarıdan dayatılan çözümlerin kalıcı olamayacağına işaret eden Fidan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.

cd
Hakan Fidan, 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın açılışında konuşurken (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Anlaşmanın bölgesel güvenliği, barışı ve refahı korumayı amaçladığını belirten Fidan, Türkiye’nin Husilerin saldırıları karşısında Suudi Arabistan’ın güvenliğine destek verdiğini ifade etti. Fidan ayrıca Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünün korunmasının önemine dikkat çekti.

Bölgesel krizlerin çözümünde iletişim kanallarının açık tutulması ve diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini kaydeden Fidan, ilerlemenin yavaş ve kırılgan olduğu durumlarda dahi diplomatik temasların devam etmesinin önemini vurguladı. Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında savaşın sona erdirilmesine yönelik yürüttüğü görüşmeleri de bu yaklaşımın bir parçası olarak gösterdi.

dfghy
İstanbul’daki sekizli toplantı öncesinde Hakan Fidan ile Ed Miliband bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, cuma günü İstanbul’da düzenlenen 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın açılışında yaptığı konuşmada da uluslararası sistemde güvensizliğin giderek arttığını belirtmişti. Uzun yıllar barışın hâkim olduğu bazı bölgelerde halkların bugün silahlı çatışmalarla karşı karşıya kaldığını söyleyen Fidan, son yıllarda dünyanın farklı noktalarında devam eden çatışmaların kara ve deniz ticaret yollarını olumsuz etkilediğini ifade etti. Ateşkes ihlallerinin de olağan hale geldiğine dikkat çekti.

İsrail’in Gazze’de ateşkesi her gün ihlal etmesinin uluslararası sisteme duyulan güveni aşındırdığını belirten Fidan, insani yardımların bölgeye ulaştırılması ve çocukların korunmasının öncelikli olması gerektiğini söyledi.

Hürmüz Boğazı ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar gündemde

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın ofisinden, İstanbul’daki sekizli toplantı öncesinde yapılan açıklamada, görüşmelerin ağırlıklı olarak Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve Suudi Arabistan’daki gelişmelere odaklanacağı bildirildi.

Açıklamada Miliband’ın, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin bütünüyle yeniden tesis edilmesini sağlayacak diplomatik bir çözüm çağrısında bulunacağı belirtildi.

İran’ın bölgede uyguladığı taktiklerin başka noktalarda da tekrarlandığına dikkat çekilen açıklamada, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdiği ve Babülmendep Boğazı ile Süveyş Kanalı gibi stratejik su yolları üzerindeki baskıyı artırdığı ifade edildi.

yju
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati İstanbul’da (Reuters)

Fransa Dışişleri Bakanlığı da bölgedeki ciddi istikrarsızlık ve belirsizlik ortamında ilk kez bu formatta düzenlenen toplantıda, İran krizinin farklı boyutlarının ve sonuçlarının ele alınacağını duyurdu.

Bakanlık açıklamasında, toplantının Avrupa ülkeleri ile Orta Doğu ülkeleri arasındaki koordinasyonu güçlendirmeyi amaçladığı belirtilerek, “Seçmediğimiz ancak hepimizi etkileyen krizlerle karşı karşıyayız” denildi.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ise toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, Yemen’deki çatışmayı sona erdirecek diplomatik bir çözüm için tüm fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Abdulati’nin açıklaması, Mısır Parlamentosunun gelecek hafta, İran’la müttefik Husilerin saldırılarına karşı Suudi Arabistan’a destek amacıyla Mısır Silahlı Kuvvetlerine yetki verilmesi konusunu oylamaya hazırlanmasıyla aynı döneme denk geldi.

Deniz ticaretine yönelik tehditler

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Husilerin saldırıları ve Rusya’nın tahıl sevkiyatlarını hedef alan eylemleri nedeniyle deniz ulaşımının karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çekti.

Wadephul, bu sorunların ancak uluslararası iş birliğiyle aşılabileceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu büyük sınamaların üstesinden ancak birlikte hareket ederek ve mevcut çerçevelerin ötesine geçerek gelebiliriz. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ve deniz ulaşımında seyrüsefer özgürlüğüne yönelik tehditler ya da Rusya’nın Karadeniz’de tahıl sevkiyatlarına yönelik giderek artan saldırılarının sonuçları olsun, bütün bu meselelerde ortak hareket etmeliyiz.”

Toplantıya katılan ülkelerin, çözüme kavuşturulamayan bu çatışmaların ekonomik ve güvenlik açısından ciddi sonuçlar doğurduğu konusunda ortak bir anlayışa sahip olduğunu belirten Wadephul, ülkelerin aynı zamanda krizlere çözüm bulma arayışında olduklarını söyledi.

vfhjkı
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fransız ve İngiliz mevkidaşlarıyla İstanbul’daki toplantı kapsamında (Reuters)

Wadephul, İran ve Husilerin küresel ticareti baskı aracı olarak kullanmasına karşı olduklarını vurgulayarak, dünya genelindeki enerji ve gübre tedarikinin tehdit altında tutulmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti.

Alman Bakan, “Deniz ulaşımında seyrüsefer özgürlüğünü ve komşu ülkeleri hedef alan gelişigüzel saldırılar sona ermeli” dedi. Bu çatışmaların yol açtığı sonuçlardan birinin de açlık olduğunu belirtti.

Karadeniz’deki gelişmelerin de küresel gıda krizini ağırlaştırdığına işaret eden Wadephul, Rusya’nın tahıl sevkiyatlarına yönelik saldırılarla özellikle Küresel Güney ülkelerinde gıda kıtlığı riskini artırdığını savundu.

Bu saldırıların, temel gıda ihtiyaçlarını büyük ölçüde buğdaya dayalı olarak karşılayan dünyanın en yoksul kesimlerini olumsuz etkilediğini belirten Wadephul, Türkiye gibi ortakların da bu durumdan zarar gördüğünü söyledi. Türkiye’nin küresel ticarete konu olan buğdayın işlenmesinde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğunu kaydetti.

Wadephul, İstanbul’da ilk kez bu formatta düzenlenen toplantının, hem Hürmüz Boğazı çevresindeki kriz hem de Rusya-Ukrayna savaşı kaynaklı sorunların çözümüne yönelik diplomatik çabaları ilerletmeyi amaçladığını ifade etti.