Türkiye-Mısır hattında yakınlaşma devam ediyor

İki ülke arasında bakanlar düzeyindeki ilk ziyaret dokuz yıl aranın ardından gerçekleşiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)
TT

Türkiye-Mısır hattında yakınlaşma devam ediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)

Bahaddin Ayyad
Maliye Bakanı Nureddin Nebati, 1 Haziran’da Mısır’a gideceğini açıkladı. Bu, 9 yıl aradan sonra Kahire’ye bakanlar düzeyindeki ilk ziyaret olacak. Gözlemcilere göre söz konusu adım, uzun bir diplomatik yabancılaşmaya maruz kalan ilişkilerde yeni bir atılım.
Maliye Bakanı Nebati, İslam Kalkınma Bankası İcra Direktörleri ve Guvenörler Yıllık Toplantıları’na katılmak üzere bir heyet başkanlığında Mısır’a gidecek. Türkiye’den yapılan açıklamaya göre Nebati, ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Ancak Kahire ile Ankara arasındaki bu görüşmelerin odaklanacağı konuların neler olduğu belirsizliğini koruyor.
Ziyaret, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşık 5 yıl sonra Suudi Arabistan’da gerçekleştirdiği temaslarından birkaç hafta sonra gerçekleşecek.
Ayrıca 1 yıl önce de Mısır ve Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcıları düzeyinde, ikili ve bölgesel bağlamda ‘ilişkileri normalleştirmek için gerekli adımları’ ele almak amacıyla iki tur istikşafi görüşmeler yapılmıştı.
Ancak bu görüşmeler, henüz maslahatgüzar düzeyinde olan iki taraf arasında diplomatik temsilci değişimine veya ilişkileri geliştirmeye yönelik bir yol haritasının geliştirilmesi ile sonuçlanmadı. İki taraf arasında ilan edilmemiş güvenlik toplantıları devam ederken başta Libya’daki koşulların yanı sıra Türkiye’de ikamet eden ve Mısır makamları tarafından aranan Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) üyeleri olmak üzere birçok konu ele alınıyor. Güvenlik heyetleri, birkaç hafta önce de bir toplantı gerçekleştirmişti.

Ekonomik bir tonla diplomatik atılım
Mısır ve Türkiye arasındaki gerginlik, son iki yılda Ankara’nın başta Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere bölge ülkeleriyle yürüttüğü temaslarla birlikte net bir sakinliğe tanık oldu. Ankara geçen aylarda topraklarında ikamet eden Müslüman Kardeşler liderlerine ait kanalların çalışmalarını kısıtlama kararı aldı. Bazı kanallar da kapatıldı. Ayrıca iki taraf arasında Akdeniz gazı ve Libya krizi gibi bazı konular hakkındaki anlaşmazlıkların düzeyi de azaldı.
İki ülkenin ekonomileri benzer şekilde koronavirüs pandemisinin, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının ve diğer yükselen piyasa krizlerinin yansımalarından zarar gördü. TRT Haber 18 Mayıs Çarşamba günü, Mısır’ın Şarm eş-Şeyh şehrinde yapılması planlanan toplantının İslam Kalkınma Bankası’nın gelecek stratejilerinin görüşülmesine tanık olacağını açıkladı. Habere göre ayrıca Türkiye ekonomisi ile ilgili son gelişmeler ve mevcut ekonomi politikaları da görüşülecek.
Yaklaşan ziyaret, Mısır ve Türkiye arasındaki ekonomik iş birliğinin önemine de ışık tutuyor. Mısır ve Türkiye arasındaki siyasi gerginliğe rağmen son yıllarda büyümeye devam eden karşılıklı yatırımlar ve büyük bir ticaret alışverişi bulunuyor. Resmi istatistiklere göre ticaret döviz kuru, geçen yıl üçte bir oranında artışa tanık oldu ve 2007 ile 2020 arasında üçe katlanan, yani 4,42 milyar dolardan 11,14 milyar dolara çıkan borsa hacmine 1,6 milyar dolar daha eklendi.
Türkiye meselelerinde uzmanlaşmış Mısırlı araştırmacı Kerem Said, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin, yakınlaşma ve ilişkilerin geliştirilmesi için önemli bir giriş noktası oluşturduğunu belirtti. Said, ilişkilerin siyasi anlaşmazlıklardan uzak kaldığına dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Avrupa Birliği (AB) ile gümrük anlaşmasının yenilenmemesi ve ABD ile ilişkileri nedeniyle ekonomisi kırılgan durumda olan Türkiye başta olmak üzere iki ülke için ekonomik ve ticari iş birliğinin güçlendirilmesi şu an acil bir meseledir.”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamalarda bulunan Said değerlendirmesiinin devamında şunları söyledi:
“İki taraf arasındaki yakınlaşma adımlarını ilerletmek için Dışişleri Bakanı düzeyinde bir ziyarete ihtiyaç duyuluyor. Buna rağmen Maliye Bakanı tarafından gerçekleştirilecek ekonomik nitelikteki bu ziyaret her ne kadar bölgesel bir toplantı çerçevesinde olsa da iki taraf arasında sağlanan ilerleme düzeyine ilişkin önemli göstergeler içeriyor. Bu, Ankara’nın bölgesel ilişkilerinden gerilimi arındırmak için uluslararası ve bölgesel toplantıları artan bir temelde kullanmaya istekli olduğu anlamına geliyor.”
Türkiye işlerinden sorumlu araştırmacı, değerlendirmesinin devamında Libya ve Akdeniz meseleelrine dikkat çekti:
“Bakanlar düzeyinde bir ilk olarak bu ziyaret başlı başına iki tarafın uzlaşma yolunda büyük adımlar attığı anlamına geliyor. Ancak halen tartışmalı konular ön plana çıkıyor. Bunların başında da Libya krizi geliyor. Çünkü Mısır’ın ulusal güvenliğini doğrudan etkiliyor. Fakat İhvan meselesi artık Mısır açısından bir baskı kartıdır, Ankara’nın elinde bir koz değil. Doğu Akdeniz’deki deniz sınırı meselesinin olduğu gibi kalacağı konusunda fikir birliği var.”

İlişkilerdeki yavaş normalleşme
Türkiye’nin bölgesel güçlerle ilişkilerini geliştirme treni, BAE ile Türkiye arasında karşılıklı üst düzey ziyaretlerin ardından son aylarda oldukça hızlı hareket etti. Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad’a ziyarette bulunurken ilişkileri gözden geçirmeyi ve geliştirmek için ortak adımlar üzerinde anlaştığını belirtti. ancak Kahire’ye yönelik yeni adımlar açıklanmadı. Erdoğan ayrıca, Ankara ile Kahire arasındaki diyaloğun zaten istihbarat düzeyine, Dışişleri Bakanlığı’na ve iş dünyasına dayandığını vurguladı.  
Siyasi analist Cevat Gök de şu değerlendirmede bulundu:
“Türkiye’nin Mısır’a yönelik adımları, özellikle Erdoğan’ın iki ülkeye yaptığı ziyaretler aracılığıyla Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerin ivmesini normalleştirme ve yeniden canlandırma yönündeki hızlı hamlelerine kıyasla halen çok geç. Ankara ve Kahire, Akdeniz’deki deniz sınırlarını ele aldılar. İlişkilerin normalleşmesine yönelik olumlu açıklamalar yapıldı. Ardından ikili görüşmeler başladı. Ancak istenilen hızda beklenen sonuca ulaşılamadı. Mısır’a yönelik yaklaşan bakanlar ziyareti, hükümet ve muhalefet tarafından gecikmeli de olsa desteklenen olumlu bir adım olarak nitelendirilebilir. Öyle görünüyor ki Ankara, bu adıma bir gerekçe arıyor. Ama ilişkilerin normalleşmesi için halen somut adımlara ihtiyaç var. Gerginlik döneminde Mısır’a yönelik Türk suçlamaları, açıklamaları ve uygulamaları oldukça ağırdı. Bu politikanın etkilerini ortadan kaldırmak zor.”
Gök değerlendirmesinin devamında Mısur ile ilişkileri normalleştirmenin Türkiye’nin çıkarına olduğunu vurguladı:
“Hükümet, seçimler yaklaştıkça Mısır’a yönelik normalleşme adımlarını hızlandırma eğiliminde. Çünkü dış politika meselesi, Türkiye’nin başta Mısır olmak üzere komşularıyla olan dış ilişkilerinde reform çağrısında bulunan muhalefet açısından güçlü bir nokta. Hükümet, Müslüman Kardeşler ve Mısır’a yönelik yeni politikası çerçevesinde destekçilerini ikna etmeye çalışıyor. Zira iktidar partisi ve hükümet, resmi olarak destek sağlamıştı. Ama her halükârda Mısır ile ilişkileri normalleştirmek Türkiye’nin çıkarınadır.”
Diğer yandan yazar Samir Salha, resmi bir Türk heyetinin Mısır’a yönelik ziyaretinin, ‘ister ikili düzeyde doğrudan bir davetle, isterse Mısır'ın ev sahipliğinde bölgesel bir toplantı yoluyla olsun’, başlı başına ilişkilerin iyileştirilmesine ve yeni bir sürece itilmesine katkıda bulunan olumlu bir noktayı temsil ettiğini söyledi.
Salha sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak biz, Türkiye Dışişleri Bakanı’nın ziyaretine, hatta bu tur hakkında herhangi bir haber almadığımız için üçüncü tur istikşafi amaçlı diplomatik görüşmelerin yapılmasına güveniyorduk. İlişkilerde yeni bir sayfa açmak üzere Türkiye- Suudi Arabistan ve Türkiye- BAE diyaloğu yürütülürken herkes, bir araya gelmemeleri ve yeni bir yakınlaşma evresine geçişi engelleyen konuları merak ediyor. Mısır ile diyalog henüz tamamlanmadı. Kahire ile Ankara arasındaki bakış açılarını yakınlaştırmak için kişisel olarak daha büyük bir Suudi ve BAE rolüne güveniyorum. Körfez başkentleriyle bölgesel meseleler tartışıldığı sürece bu, Mısır-Türkiye tartışmasında daha fazla anlayışa doğru bir kayma olması için bir fırsattır.”

Seçim kartı
Siyasi analist Muhammed Ubeydullah, Kahire ile Ankara arasındaki ilişkilerin normalleştirmesinin yavaş şekilde ilerlemesini, iki taraf arasındaki güven eksikliğine bağladı. İsrail de dahil Ortadoğu ülkelerinde ‘Erdoğan’ın yönetimi ve aksayan ekonomi nedeniyle kendisini terk eden seçmeni ikna etmek için tüm muhalifleriyle ilişkilerini normalleştirmek istediğine’ dair genel bir kanaat olduğuna dikkat çeken Ubeydullah şunları söyledi:
“2023’teki kritik seçimlerde seçmenleri tekrar kendisine oy vermeye çekmek için dış ilişkileri barışçıl olan eski Türkiye’yi yeniden restore etmeye başladı. Bu ülkeler, Erdoğan’ın dış politikasında çatışmacı politikadan diyaloğa geçişini; ekonomik ilişkileri geliştirerek bozulan ekonomiyi canlandırmanın yanı sıra seçimlerde zaferi sağlamayı amaçlayan taktik bir adım olarak görüyorlar. Aslında normalleşme sürecinden yararlanarak Ortadoğu’da genişleme ve yeniden yayılma, bu adımların hedefleri arasında olabilir.”
Ubeydullah, bu inancın söz konusu ülkeleri, Erdoğan’ın adım ve taleplerine yanıt verme konusunda önlem almaya ittiğini öne sürdü. Ayrıca bu ülkelerin, Erdoğan’ın dış politikasındaki bu yeni yaklaşımın samimi bir iç kanaatten kaynaklandığından emin olmadığını ve ikili ilişkileri stratejik bir düzeye taşımaktan kaçındıklarını savundu. Ubeydullah, “Mısır’ın Erdoğan ile ilişkilerinde bu temkinli ülkelerin başında yer aldığına şüphe yok. Çünkü Erdoğan ile ilişkilerini onarmak için acelesi bulunmuyor” dedi.
Muhammed Ubeydullah değerlendirmesinin devamında şu ifadeleri kullandı:
“Erdoğan, İhvan’ın Türkiye’deki medyasını kapatmak gibi kendisi için büyük tavizler olarak görülen adımlar atmış olsa da Mısır, önemli bir adım atmadığı gibi Anadolu Ajansı da dahil olmak üzere başlıca Türk kanallarına ve gazetelerine uygulanan yasağı kaldırma kararı da almış değil. Ankara ile Kahire arasındaki buzlar bir gecede ve kolayca erimez. Kahire, en azından bir sonraki seçimler yapılana ve yeni bir hükümet gelene (ya da gelmeyene) kadar Erdoğan ile normalleşme adımlarını yavaş atacak.”
Analist ayrıca ki taraf arasındaki ilişkilerde geri dönüşün en az bir yıl boyunca teste tabi tutulacağına, bunun sadece ekonomik ilişkiler ve iki ülkenin büyükelçilerinin iadesi gibi bazı sembolik adımlarla devam edeceğine inandığını vurguladı.



Türk yönetmen Çatak Şarku’l Avsat konuştu: Politik sinema dünyanın bilincini uyandırıyor

Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
TT

Türk yönetmen Çatak Şarku’l Avsat konuştu: Politik sinema dünyanın bilincini uyandırıyor

Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).

Türk yönetmen İlker Çatak, Sarı Zarflar filminin başrol oyuncusu Özgü Namal ile sanatsal iş birliğinin, henüz 15 yaşındayken annesiyle birlikte İstanbul’da izlediği bir tiyatro oyununa dayandığını söyledi. O dönem Namal’ın sahnedeki varlığından çok etkilendiğini anlatan Çatak, genç bir oyuncu olmasına rağmen sahnede herkesten daha güçlü bir etki bıraktığını belirtti. Gösterinin ardından annesiyle uzun süre Namal’ın yeteneği hakkında konuştuğunu aktaran yönetmen, oyuncunun sonraki yıllarda yıldızlaşma sürecini de yakından takip ettiğini ifade etti.

Çatak, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Sarı Zarflar filminin hazırlıkları sırasında oyuncu seçimi direktörünün Özgü Namal’ı önermesiyle eski anısının yeniden aklına geldiğini söyledi. Namal’ın oyunculuğu bırakmış olabileceğini düşündüğünü belirten yönetmen, oyuncunun İstanbul’dan uzakta, kırsal bir bölgede yaşadığını ancak projeyi görüşmek üzere kendisiyle buluşmaya geldiğini anlattı. Bu görüşmenin Namal’ın yeniden oyunculuğa dönme isteğiyle aynı döneme denk geldiğini kaydeden Çatak, yıllardır performansının izini taşıdığı bir oyuncuyla çalışma fırsatı bulduğunu dile getirdi.

Sarı Zarflar, El Gouna Film Festivali kapsamında gösteriliyor. Film, Türkiye’de sanatla uğraşan Derya ve Aziz adlı evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor. Tiyatro oyunlarının açılışında yaşanan bir olayın ardından hayatları altüst olan çift, devletin hedefi haline geliyor. İnançlarından ödün vermeden ayakta kalmaya çalışırken günlük hayatın gerekliliklerini de karşılamak zorunda kalan ikilinin evliliği giderek artan baskılarla karşı karşıya kalıyor. Ergenlik çağındaki kızları ise babasının geri adım atmayı reddeden tutumuyla annesinin ailenin geleceğini güvence altına alma çabası arasında sıkışıp kalıyor.

Türk yönetmen, Özgü Namal ve Türk oyuncu Tansu Biçer’i seçmesinde ikisinin de tiyatro geçmişine sahip olmasının önemli rol oynadığını belirtti. İstanbul’da küçük bir tiyatro işleten Biçer’in sahne konusunda geniş deneyime sahip olduğunu vurgulayan Çatak, ortak seçmeler sırasında iki oyuncunun birbirleriyle kurduğu uyumun kısa sürede ortaya çıktığını söyledi. İkilinin birlikte sergilediği performansta aradığı ilişkiyi gördüğünü kaydeden yönetmen, oyuncuların birbirlerine doğal biçimde karşılık verebildiklerini ve böylece evlilik sahnelerinin senaryodaki diyalogların ötesinde bir canlılık kazandığını ifade etti.

cd vdf
Yönetmen, politik temalı filmler yapmayı tercih ediyor (Yapım şirketi)

Çatak, başrol oyuncularına diyalogları şekillendirme konusunda geniş özgürlük tanıdığını, kelimeleri değiştirmelerine ve kendi ifadelerini kullanmalarına izin verdiğini anlattı. Oyuncuların deneyimlerinin, sahnenin anlamını koruyarak bunu başarabileceklerine dair kendisine güven verdiğini belirten yönetmen, onlarla çalışmayı Lionel Messi gibi bir futbolcuyla sözleşme yapmaya benzetti.

Çatak, bu düzeyde bir yeteneğe sahip olmanın yönetmene de sorumluluk yüklediğini belirterek oyuncuların kendilerini ortaya koyabilecekleri koşulları sağlamanın önemine dikkat çekti. Herkesin önceden belirlenmiş bir yaklaşımın dışına çıkmaktan çekinmeden konuşabildiği ve öneriler sunabildiği bir çalışma ortamı oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Bu güvenin kendi çalışma biçimini de etkilediğini söyleyen Çatak, oyuncuların çalışma sırasında ortaya koyduklarını dinlemeye ve farklı önerilere daha açık hale geldiğini dile getirdi. Oyuncunun duygusuna nasıl ulaştığını çözümlemesine ya da kullandığı yöntemleri açıklamasını istemesine gerek duymadığını belirten yönetmen, kamera karşısında ikna edici bir sonuç elde edilmesini yeterli bulduğunu ifade etti.

Başrol oyuncularının hayatlarını oyunculuğa adadıklarını ve mesleklerine ilişkin önemli bir birikim edindiklerini kaydeden Çatak, bu nedenle performanslarına ilişkin kararları kendilerinin verebilmesi için onlara gerçek bir alan açılması gerektiğini söyledi. Yönetmene göre oyuncunun özgürlüğü, öncelikle senaryonun sağlamlığına dayanıyor. Karakterin neyi savunduğunu ve neyin peşinde olduğunu açıkça bilen oyuncu, sahnenin bütünlüğünü bozmadan kendi kelimeleriyle kendini ifade edebiliyor.

Filmlerinde yıldız oyunculara yer verme konusuna da değinen Çatak, tanınmış isimlerle çalışmayı bir zorunluluk olarak görmediğini ancak bu isimlerin filmin daha geniş kitlelere ulaşma ihtimalini artırdığının farkında olduğunu söyledi. Batı toplumlarında izleyicilerin belirli oyuncuları tanıyabildiğini, buna karşılık başka ülkelerdeki önemli yeteneklerin yıllarca ortaya koydukları eserlere ve mesleklerine yaptıkları katkılara rağmen yeterince bilinmeyebildiğini belirtti.

Geçen yıl Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan filmin çekim sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çatak, önceki filmi Öğretmenler Odası ile Oscar yarışına ilişkin kampanya sona erdikten sonra çekimlere başladığını anlattı. Bu süreçte enerjisinin büyük bölümünü tükettiğini hissettiğini belirten yönetmen, aynı zamanda kariyerinin en büyük prodüksiyonuna hazırlanıyordu.

cd
Türk yönetmen İlker Çatak (Yapım şirketi)

Filmde diyaloglu rollerde yaklaşık 60 oyuncunun yer almasının geniş kapsamlı bir organizasyon gerektirdiğini vurgulayan Çatak, çok sayıda ayrıntıyı takip etmek zorunda kaldığını söyledi. Bunun yanı sıra kamera önünde olup bitenlere, sahnelere ve karakterlere odaklanması gerektiğini belirten yönetmen, yoğun iş yükünün çekim sürecini daha da zorlaştırdığını ifade etti.

Alman ekip ile Türk oyuncuların bir arada çalışmasının da süreci güçleştirdiğini anlatan Çatak, iki dili konuşabilen sınırlı sayıdaki kişiden biri olduğu için çeviri yapmak ve talimatları aktarmak gibi sorumlulukların önemli bölümünü üstlendiğini kaydetti.

Çatak, Öğretmenler Odası filmini tamamlamadan önceki dönemi de hatırlatarak kariyerinde hangi filmlere yer vermek istediğini ve yıllar sonra geriye dönüp baktığında nasıl bir filmografiye sahip olmayı arzuladığını düşünmeye başladığını söyledi.

Bazı sanatsal tercihlerin bir izleyici tarafından başarılı bulunurken bir başkasını rahatsız edebileceğini belirten Çatak, bir filmin nasıl karşılanacağını yapım aşamasında kesin olarak bilmenin mümkün olmadığını ifade etti. Bununla birlikte politik bir duruş taşıyan filmler yapmayı tercih ettiğini vurgulayan yönetmen, yaşadığımız dünyada toplumsal bilince ihtiyaç duyulduğunu düşündüğünü söyledi. Çatak, her sanatçının kendi eserlerinin niteliğini belirleme hakkına da saygı duyduğunu dile getirdi.

Çalışmaları sırasında bu özgürlük alanını aradığını ve filmleri hakkında farklı görüşlerin ortaya çıkmasını doğal karşıladığını belirten Çatak, yeni bir fikri denemenin onun reddedilmesi ihtimalini de göze almayı gerektirdiğini söyledi. Yönetmen, risk alma isteğinin Sarı Zarflar filmindeki sanatsal kararlarının ardındaki temel motivasyonlardan biri olduğunu sözlerine ekledi.


Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Çelik emeklilik dilekçesini, SPK Başkanı Sütcü istifasını sundu

Fotoğraf: Borsa İstanbul’dan bir kare
Fotoğraf: Borsa İstanbul’dan bir kare
TT

Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Çelik emeklilik dilekçesini, SPK Başkanı Sütcü istifasını sundu

Fotoğraf: Borsa İstanbul’dan bir kare
Fotoğraf: Borsa İstanbul’dan bir kare

Türkiye Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sütçü, sağlık nedenleriyle görevinden istifa ederken Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik de derhal emekliye ayrılmak için başvuruda bulundu.

İki ayrılık, Türkiye’de yüz binlerce yatırımcıyı etkileyen yatırım fonları sektöründeki kriz sürerken yaşandı. İki yetkilinin görevlerinden ayrılma nedenlerine veya bu kararların krizle doğrudan bağlantısına ilişkin ayrıntıya yer verilmedi.


Yazar Cevat Özkaya son yolculuğuna uğurlandı

Yazar Cevat Özkaya son yolculuğuna uğurlandı
TT

Yazar Cevat Özkaya son yolculuğuna uğurlandı

Yazar Cevat Özkaya son yolculuğuna uğurlandı

Pınar Yayınları'nın kurucularından, eski Mazlum-Der Genel Başkanı Cevat Özkaya, İstanbul'da son yolculuğuna uğurlandı. Üsküdar'da düzenlenen cenaze törenine TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve Bilal Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda isim katıldı.

Türkiye'de yayıncılık ve sivil toplum alanındaki çalışmalarıyla tanınan, Pınar Yayınları'nın kurucularından Cevat Özkaya, 72 yaşında hayatını kaybetti. Bir süredir kolon kanseri nedeniyle tedavi gören Özkaya için İstanbul'da cenaze töreni düzenlendi.

Özkaya'nın cenaze namazı, 17 Ekim 2026 Cumartesi günü öğle namazının ardından Üsküdar'daki Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii'nde kılındı.

CENAZE TÖRENİNE NUMAN KURTULMUŞ VE AHMET DAVUTOĞLU DA KATILDI

Cevat Özkaya'nın cenaze törenine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, eski Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Bursa Milletvekili Kani Torun ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan katıldı.

Özkaya'nın ailesi, yakınları, dostları ile yayıncılık ve sivil toplum çevrelerinden isimler de cenaze töreninde hazır bulundu.

Özkaya'nın naaşı, cenaze namazının ardından Kartal Soğanlık Mezarlığı'na götürülerek toprağa verildi.

Cevat Özkaya kimdir?

• 1954 yılında Samsun'un Çarşamba ilçesinde doğdu. Ortaokul ve lise eğitiminin ardından İstanbul Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü tamamladı.

• Kısa bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra 1976 yılında yayıncılık dünyasına adım attı. Pınar Dergisi’nin yayın kadrosunda yer aldı.

• Pınar Yayınları'nın kuruluşunda görev aldı ve 45 yıl boyunca bu yayınevinin genel yayın yönetmenliğini yürüttü. İslam dünyasının fikir akımlarını ve öncü isimlerinin eserlerini okuyucuyla buluşturdu.

• Özkaya, 1988'de kurulan Araştırma ve Kültür Vakfının kurucuları arasında yer aldı ve Umran dergisinin yayın yönetmenliğini yürüttü

• Özkaya, yayıncılık faaliyetlerinin yanı sıra sivil toplum çalışmalarında da görev aldı. Bir dönem Mazlum-Der Genel Başkanlığı yaptı.