Türkiye-Mısır hattında yakınlaşma devam ediyor

İki ülke arasında bakanlar düzeyindeki ilk ziyaret dokuz yıl aranın ardından gerçekleşiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)
TT

Türkiye-Mısır hattında yakınlaşma devam ediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AFP)

Bahaddin Ayyad
Maliye Bakanı Nureddin Nebati, 1 Haziran’da Mısır’a gideceğini açıkladı. Bu, 9 yıl aradan sonra Kahire’ye bakanlar düzeyindeki ilk ziyaret olacak. Gözlemcilere göre söz konusu adım, uzun bir diplomatik yabancılaşmaya maruz kalan ilişkilerde yeni bir atılım.
Maliye Bakanı Nebati, İslam Kalkınma Bankası İcra Direktörleri ve Guvenörler Yıllık Toplantıları’na katılmak üzere bir heyet başkanlığında Mısır’a gidecek. Türkiye’den yapılan açıklamaya göre Nebati, ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Ancak Kahire ile Ankara arasındaki bu görüşmelerin odaklanacağı konuların neler olduğu belirsizliğini koruyor.
Ziyaret, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşık 5 yıl sonra Suudi Arabistan’da gerçekleştirdiği temaslarından birkaç hafta sonra gerçekleşecek.
Ayrıca 1 yıl önce de Mısır ve Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcıları düzeyinde, ikili ve bölgesel bağlamda ‘ilişkileri normalleştirmek için gerekli adımları’ ele almak amacıyla iki tur istikşafi görüşmeler yapılmıştı.
Ancak bu görüşmeler, henüz maslahatgüzar düzeyinde olan iki taraf arasında diplomatik temsilci değişimine veya ilişkileri geliştirmeye yönelik bir yol haritasının geliştirilmesi ile sonuçlanmadı. İki taraf arasında ilan edilmemiş güvenlik toplantıları devam ederken başta Libya’daki koşulların yanı sıra Türkiye’de ikamet eden ve Mısır makamları tarafından aranan Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) üyeleri olmak üzere birçok konu ele alınıyor. Güvenlik heyetleri, birkaç hafta önce de bir toplantı gerçekleştirmişti.

Ekonomik bir tonla diplomatik atılım
Mısır ve Türkiye arasındaki gerginlik, son iki yılda Ankara’nın başta Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere bölge ülkeleriyle yürüttüğü temaslarla birlikte net bir sakinliğe tanık oldu. Ankara geçen aylarda topraklarında ikamet eden Müslüman Kardeşler liderlerine ait kanalların çalışmalarını kısıtlama kararı aldı. Bazı kanallar da kapatıldı. Ayrıca iki taraf arasında Akdeniz gazı ve Libya krizi gibi bazı konular hakkındaki anlaşmazlıkların düzeyi de azaldı.
İki ülkenin ekonomileri benzer şekilde koronavirüs pandemisinin, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının ve diğer yükselen piyasa krizlerinin yansımalarından zarar gördü. TRT Haber 18 Mayıs Çarşamba günü, Mısır’ın Şarm eş-Şeyh şehrinde yapılması planlanan toplantının İslam Kalkınma Bankası’nın gelecek stratejilerinin görüşülmesine tanık olacağını açıkladı. Habere göre ayrıca Türkiye ekonomisi ile ilgili son gelişmeler ve mevcut ekonomi politikaları da görüşülecek.
Yaklaşan ziyaret, Mısır ve Türkiye arasındaki ekonomik iş birliğinin önemine de ışık tutuyor. Mısır ve Türkiye arasındaki siyasi gerginliğe rağmen son yıllarda büyümeye devam eden karşılıklı yatırımlar ve büyük bir ticaret alışverişi bulunuyor. Resmi istatistiklere göre ticaret döviz kuru, geçen yıl üçte bir oranında artışa tanık oldu ve 2007 ile 2020 arasında üçe katlanan, yani 4,42 milyar dolardan 11,14 milyar dolara çıkan borsa hacmine 1,6 milyar dolar daha eklendi.
Türkiye meselelerinde uzmanlaşmış Mısırlı araştırmacı Kerem Said, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin, yakınlaşma ve ilişkilerin geliştirilmesi için önemli bir giriş noktası oluşturduğunu belirtti. Said, ilişkilerin siyasi anlaşmazlıklardan uzak kaldığına dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Avrupa Birliği (AB) ile gümrük anlaşmasının yenilenmemesi ve ABD ile ilişkileri nedeniyle ekonomisi kırılgan durumda olan Türkiye başta olmak üzere iki ülke için ekonomik ve ticari iş birliğinin güçlendirilmesi şu an acil bir meseledir.”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamalarda bulunan Said değerlendirmesiinin devamında şunları söyledi:
“İki taraf arasındaki yakınlaşma adımlarını ilerletmek için Dışişleri Bakanı düzeyinde bir ziyarete ihtiyaç duyuluyor. Buna rağmen Maliye Bakanı tarafından gerçekleştirilecek ekonomik nitelikteki bu ziyaret her ne kadar bölgesel bir toplantı çerçevesinde olsa da iki taraf arasında sağlanan ilerleme düzeyine ilişkin önemli göstergeler içeriyor. Bu, Ankara’nın bölgesel ilişkilerinden gerilimi arındırmak için uluslararası ve bölgesel toplantıları artan bir temelde kullanmaya istekli olduğu anlamına geliyor.”
Türkiye işlerinden sorumlu araştırmacı, değerlendirmesinin devamında Libya ve Akdeniz meseleelrine dikkat çekti:
“Bakanlar düzeyinde bir ilk olarak bu ziyaret başlı başına iki tarafın uzlaşma yolunda büyük adımlar attığı anlamına geliyor. Ancak halen tartışmalı konular ön plana çıkıyor. Bunların başında da Libya krizi geliyor. Çünkü Mısır’ın ulusal güvenliğini doğrudan etkiliyor. Fakat İhvan meselesi artık Mısır açısından bir baskı kartıdır, Ankara’nın elinde bir koz değil. Doğu Akdeniz’deki deniz sınırı meselesinin olduğu gibi kalacağı konusunda fikir birliği var.”

İlişkilerdeki yavaş normalleşme
Türkiye’nin bölgesel güçlerle ilişkilerini geliştirme treni, BAE ile Türkiye arasında karşılıklı üst düzey ziyaretlerin ardından son aylarda oldukça hızlı hareket etti. Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad’a ziyarette bulunurken ilişkileri gözden geçirmeyi ve geliştirmek için ortak adımlar üzerinde anlaştığını belirtti. ancak Kahire’ye yönelik yeni adımlar açıklanmadı. Erdoğan ayrıca, Ankara ile Kahire arasındaki diyaloğun zaten istihbarat düzeyine, Dışişleri Bakanlığı’na ve iş dünyasına dayandığını vurguladı.  
Siyasi analist Cevat Gök de şu değerlendirmede bulundu:
“Türkiye’nin Mısır’a yönelik adımları, özellikle Erdoğan’ın iki ülkeye yaptığı ziyaretler aracılığıyla Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerin ivmesini normalleştirme ve yeniden canlandırma yönündeki hızlı hamlelerine kıyasla halen çok geç. Ankara ve Kahire, Akdeniz’deki deniz sınırlarını ele aldılar. İlişkilerin normalleşmesine yönelik olumlu açıklamalar yapıldı. Ardından ikili görüşmeler başladı. Ancak istenilen hızda beklenen sonuca ulaşılamadı. Mısır’a yönelik yaklaşan bakanlar ziyareti, hükümet ve muhalefet tarafından gecikmeli de olsa desteklenen olumlu bir adım olarak nitelendirilebilir. Öyle görünüyor ki Ankara, bu adıma bir gerekçe arıyor. Ama ilişkilerin normalleşmesi için halen somut adımlara ihtiyaç var. Gerginlik döneminde Mısır’a yönelik Türk suçlamaları, açıklamaları ve uygulamaları oldukça ağırdı. Bu politikanın etkilerini ortadan kaldırmak zor.”
Gök değerlendirmesinin devamında Mısur ile ilişkileri normalleştirmenin Türkiye’nin çıkarına olduğunu vurguladı:
“Hükümet, seçimler yaklaştıkça Mısır’a yönelik normalleşme adımlarını hızlandırma eğiliminde. Çünkü dış politika meselesi, Türkiye’nin başta Mısır olmak üzere komşularıyla olan dış ilişkilerinde reform çağrısında bulunan muhalefet açısından güçlü bir nokta. Hükümet, Müslüman Kardeşler ve Mısır’a yönelik yeni politikası çerçevesinde destekçilerini ikna etmeye çalışıyor. Zira iktidar partisi ve hükümet, resmi olarak destek sağlamıştı. Ama her halükârda Mısır ile ilişkileri normalleştirmek Türkiye’nin çıkarınadır.”
Diğer yandan yazar Samir Salha, resmi bir Türk heyetinin Mısır’a yönelik ziyaretinin, ‘ister ikili düzeyde doğrudan bir davetle, isterse Mısır'ın ev sahipliğinde bölgesel bir toplantı yoluyla olsun’, başlı başına ilişkilerin iyileştirilmesine ve yeni bir sürece itilmesine katkıda bulunan olumlu bir noktayı temsil ettiğini söyledi.
Salha sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak biz, Türkiye Dışişleri Bakanı’nın ziyaretine, hatta bu tur hakkında herhangi bir haber almadığımız için üçüncü tur istikşafi amaçlı diplomatik görüşmelerin yapılmasına güveniyorduk. İlişkilerde yeni bir sayfa açmak üzere Türkiye- Suudi Arabistan ve Türkiye- BAE diyaloğu yürütülürken herkes, bir araya gelmemeleri ve yeni bir yakınlaşma evresine geçişi engelleyen konuları merak ediyor. Mısır ile diyalog henüz tamamlanmadı. Kahire ile Ankara arasındaki bakış açılarını yakınlaştırmak için kişisel olarak daha büyük bir Suudi ve BAE rolüne güveniyorum. Körfez başkentleriyle bölgesel meseleler tartışıldığı sürece bu, Mısır-Türkiye tartışmasında daha fazla anlayışa doğru bir kayma olması için bir fırsattır.”

Seçim kartı
Siyasi analist Muhammed Ubeydullah, Kahire ile Ankara arasındaki ilişkilerin normalleştirmesinin yavaş şekilde ilerlemesini, iki taraf arasındaki güven eksikliğine bağladı. İsrail de dahil Ortadoğu ülkelerinde ‘Erdoğan’ın yönetimi ve aksayan ekonomi nedeniyle kendisini terk eden seçmeni ikna etmek için tüm muhalifleriyle ilişkilerini normalleştirmek istediğine’ dair genel bir kanaat olduğuna dikkat çeken Ubeydullah şunları söyledi:
“2023’teki kritik seçimlerde seçmenleri tekrar kendisine oy vermeye çekmek için dış ilişkileri barışçıl olan eski Türkiye’yi yeniden restore etmeye başladı. Bu ülkeler, Erdoğan’ın dış politikasında çatışmacı politikadan diyaloğa geçişini; ekonomik ilişkileri geliştirerek bozulan ekonomiyi canlandırmanın yanı sıra seçimlerde zaferi sağlamayı amaçlayan taktik bir adım olarak görüyorlar. Aslında normalleşme sürecinden yararlanarak Ortadoğu’da genişleme ve yeniden yayılma, bu adımların hedefleri arasında olabilir.”
Ubeydullah, bu inancın söz konusu ülkeleri, Erdoğan’ın adım ve taleplerine yanıt verme konusunda önlem almaya ittiğini öne sürdü. Ayrıca bu ülkelerin, Erdoğan’ın dış politikasındaki bu yeni yaklaşımın samimi bir iç kanaatten kaynaklandığından emin olmadığını ve ikili ilişkileri stratejik bir düzeye taşımaktan kaçındıklarını savundu. Ubeydullah, “Mısır’ın Erdoğan ile ilişkilerinde bu temkinli ülkelerin başında yer aldığına şüphe yok. Çünkü Erdoğan ile ilişkilerini onarmak için acelesi bulunmuyor” dedi.
Muhammed Ubeydullah değerlendirmesinin devamında şu ifadeleri kullandı:
“Erdoğan, İhvan’ın Türkiye’deki medyasını kapatmak gibi kendisi için büyük tavizler olarak görülen adımlar atmış olsa da Mısır, önemli bir adım atmadığı gibi Anadolu Ajansı da dahil olmak üzere başlıca Türk kanallarına ve gazetelerine uygulanan yasağı kaldırma kararı da almış değil. Ankara ile Kahire arasındaki buzlar bir gecede ve kolayca erimez. Kahire, en azından bir sonraki seçimler yapılana ve yeni bir hükümet gelene (ya da gelmeyene) kadar Erdoğan ile normalleşme adımlarını yavaş atacak.”
Analist ayrıca ki taraf arasındaki ilişkilerde geri dönüşün en az bir yıl boyunca teste tabi tutulacağına, bunun sadece ekonomik ilişkiler ve iki ülkenin büyükelçilerinin iadesi gibi bazı sembolik adımlarla devam edeceğine inandığını vurguladı.



Cumhurbaşkanı Erdoğan: F-35'te netice alacağımıza inanıyorum

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2026’da New York’ta bir toplantı gerçekleştiriyor (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2026’da New York’ta bir toplantı gerçekleştiriyor (AFP)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: F-35'te netice alacağımıza inanıyorum

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2026’da New York’ta bir toplantı gerçekleştiriyor (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2026’da New York’ta bir toplantı gerçekleştiriyor (AFP)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin ABD yapımı F-35 savaş uçakları programına yeniden dahil olacağı konusunda güveninin tam olduğunu belirterek Washington’dan bu yönde “somut adımlar” atmasını beklediğini söyledi.

Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için bulunduğu New York’tan dönüş yolunda uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’nin F-35 programına dönüşü konusunda “olumlu bir tutum sergilediğini” ifade etti.

Erdoğan’ın açıklamaları, Fransa’nın Türkiye’ye F-35 programına yeniden dönüş yolunun açılması konusunda ABD’den somut adımlar beklediği yönündeki mesajlarının ardından geldi.


Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan'dan Sudan'ın devlet kurumlarına destek

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Sudan konulu toplantı için New York'ta bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Sudan konulu toplantı için New York'ta bir araya geldi (SPA)
TT

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan'dan Sudan'ın devlet kurumlarına destek

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Sudan konulu toplantı için New York'ta bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Sudan konulu toplantı için New York'ta bir araya geldi (SPA)

Sudan'daki savaşı sona erdirmeye yönelik uluslararası girişimler, siyasi ve diplomatik çekişmelerin yeni bir aşamasına girdi. Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan, “meşru ulusal devlet kurumlarına” desteklerini sürdürürken paralel yapılanmaları reddetti. Hartum ise Washington'ın savaşın taraflarının meşruiyetine ilişkin tutumunu reddetti. Bu gelişmelerin yanı sıra Birleşmiş Milletler, Geçiş Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan'ın ABD vizesi krizinin sürmesinden endişe duyarken Washington ile ordu yönetimi arasında önerilen 90 günlük insani ateşkes konusunda da görüş ayrılığı derinleşiyor.

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumu kapsamında New York'ta düzenlenen istişare toplantısında Sudan'ın egemenliği, birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne yönelik “sarsılmaz” desteklerini teyit etti. Bakanlar, “meşru ulusal devlet kurumlarının” korunmasının önemini vurgularken ülkenin egemenliğini ve birliğini zayıflatabilecek paralel yapılanmaların oluşturulmasını reddetti.

dfgthyju
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Riyad'da Sudanlı mevkidaşı Muhyiddin Salim Ahmed İbrahim'i kabul etti (SPA)

Bakanlar ayrıca Sudan'a yasa dışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçı akışının durdurulması çağrısında bulundu. Bu açıklama, Nisan 2023'ten bu yana devam eden savaşı sona erdirecek bir formül bulmak amacıyla uluslararası ve bölgesel girişimlerin yoğunlaştığı bir dönemde geldi.

Hartum'dan ret

Sudan Dışişleri Bakanlığı, çarşamba günü savaşın taraflarına ilişkin ABD'nin son tutumunu reddetti. Bakanlık, herhangi bir barış girişiminin Sudan'ın egemenliğine, birliğine, toprak bütünlüğüne ve “meşru ulusal kurumlarına” saygı temelinde şekillenmesi ve dış müdahaleler ile Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) yönelik destek kaynaklarını ele alması gerektiğini belirtti.

Dışişleri Bakanlığı, ordu ile HDK'nın eşit tutulmasını veya herhangi bir müzakere sürecinin savaşın ortaya çıkardığı fiili duruma meşruiyet kazandırmasını reddetti. Bununla birlikte Hartum'un barışın sağlanması amacıyla ABD ve bölgesel ve uluslararası ortaklarla çalışmaya hazır olduğu vurgulandı.

cdfvgthy
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Washington'ın Burhan'a vize vermemesi nedeniyle endişeli (AP)

Bakanlığın açıklamasında, ABD'nin yanı sıra Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Rusya, Çin, Türkiye ve Pakistan ile Arap Birliği, Afrika Birliği, Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki Afrika Grubu da Hartum'un işbirliğine hazır olduğunu belirttiği taraflar arasında sayıldı.

Guterres'ten vize krizi uyarısı

Öte yandan Burhan'ın ABD'ye giriş vizesi alamamasıyla ilgili kriz, Sudan'ın konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşımasının ardından daha da büyüdü.

Sudan'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi el-Haris İdris, 21 Eylül'de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e bir mektup göndererek ABD makamları nezdinde “acil müdahalede” bulunmasını ve Burhan ile beraberindeki heyete vize verilmesini güvence altına almasını istedi. İdris, sorunun devam etmesinin BM'ye üye bir ülkenin devlet başkanının Genel Kurul çalışmalarına bizzat katılmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.

dfgthy
ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP)

BM Sözcüsü Stephane Dujarric, Guterres'in vizenin verilmemesinden “büyük endişe” duyduğunu ve Genel Sekreterlik makamının konuyu derhal ABD makamlarının gündemine taşıyarak temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Reuters'ın haberine göre Burhan New York'a seyahatini erteledi ancak vize başvurusunun reddedildiğine ilişkin resmi bir bildirim almadı. Ajansa konuşan başka bir Sudanlı kaynak ise Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim'in Genel Kurul'da Sudan adına Burhan'ın yerine konuşma yapacağını söyledi.

90 günlük ateşkes önerisi

Vize krizi, ABD'nin 90 günlük insani ateşkes önerisi konusunda yaşanan daha geniş kapsamlı anlaşmazlıkla iç içe geçmiş durumda.

Reuters, Sudanlı bir diplomatik kaynak ile taraflar arasındaki görüşmeler hakkında bilgi sahibi Batılı bir analiste dayanarak vize verilmesinin Burhan'ın ABD Başkanı'nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos tarafından sunulan 90 günlük ateşkes önerisini kabul etmesine bağlı göründüğünü bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise vize verilmesini ateşkesin kabul edilmesine bağladığını resmi olarak açıklamadı.

Üst düzey Sudanlı bir kaynak, Reuters'a yaptığı açıklamada Burhan'ın öneriye “kabul et veya reddet” yaklaşımıyla karşılık vermeyi reddettiğini ve herhangi bir girişimin müzakereye ve değişikliğe açık olması gerektiğini düşündüğünü söyledi.

İdris daha önce Burhan'ın temmuz ayında Boulos'a müzakereye hazır olduğunu ve 90 günlük insani ateşkes ilan edebileceğini bildirdiğini açıklamıştı. Ancak Burhan bunun için HDK'nın kontrol ettiği bölgelerden çekilmesini, ateşkesin uygulanmasını denetleyecek mekanizmalar oluşturulmasını ve insani yardımların ulaştırılmasının güvence altına alınmasını şart koşmuştu.

 cvbgnh
Beşir ile Turabi arasındaki ilişkide yaşanan çalkantılar, Sudan tarihinin dönüm noktalarından birine damga vurdu (AFP)

Burhan ayrıca pazartesi günü Foreign Policy dergisinde yayımlanan makalesinde savaş konusunda dışarıdan verilen talimatları reddettiğini belirtti. Burhan, daha önceki ateşkes anlaşmalarının HDK ve destekçilerine saflarını yeniden düzenleme fırsatı verdiğini savundu.

Washington'ın dili sertleşiyor

Buna karşılık Washington, savaşın taraflarına yönelik söylemini sertleştirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Başkan Donald Trump'ın “dünyanın en kötü insani krizini” sona erdirme konusunda kararlı olduğunu belirtti.

Bakanlık, ordu ve HDK'yı acil ateşkese yönelik ciddi bir bağlılık göstermemekle, çatışmaları ve sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan insansız hava aracı saldırılarını yoğunlaştırmakla suçladı.

Washington, iki taraftan da defalarca “sunulan biçimiyle ve ön koşulsuz” bir insani ateşkesi kabul etmelerini ve sivil yönetime geçişe öncülük edecek kapsamlı bir siyasi diyaloğa girmelerini istediğini açıkladı.

ABD ayrıca çatışmanın sürmesinin maliyetini savaşan taraflar ve savaşı besleyen ağlar açısından “artırmak” için girişimlerde bulunacağı uyarısında bulundu.

Boulos da New York'ta bu tutumu yineleyerek Sudan halkının, “Sudanlılar arasında Sudanlıların yürüteceği bir diyaloğu” kolaylaştıracak bir insani ateşkesi hak ettiğini söyledi ve BM'nin uyguladığı silah ambargosunun genişletilmesi çağrısında bulundu.

Beşir dönemindeki vize krizi yeniden gündemde

Vize krizi, ABD'nin Birleşmiş Milletler merkezine ev sahipliği yapan ülke olarak üstlendiği yükümlülükleri yeniden gündeme getirirken Sudan'la ilgili 2013 yılına uzanan bir örneği de hatırlattı.

Eylül 2013'te eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan iki tutuklama emri nedeniyle tartışmaların yaşandığı bir dönemde New York'a gitmek için vize başvurusunda bulunmuştu.

Beşir o dönemde New York'a gitme konusundaki ısrarını sürdürmüş ancak ziyaret gerçekleşmemişti. Sudan'ın o dönemki Dışişleri Bakanı Ali Karti, Genel Kurul'da ülkesinin konuşmasını yapmıştı.

Aradan 13 yıl geçtikten sonra Burhan'la birlikte tablonun bir bölümü yeniden ortaya çıkıyor. Reuters'a göre Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim'in Genel Kurul'da Sudan adına Burhan'ın yerine konuşma yapması bekleniyor. Ancak iki kriz arasındaki koşullar ve nedenler birbirinden farklı.


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.