Rusya ‘yeni tehditlerle’ yüzleşmek için askeri ve güvenlik yeteneklerini artırıyor

Batı sınırlarında güvenlik tedbirleri artırılacak, siber saldırılara karşı önlemler alınacak ve yeni bir deniz doktrini benimsenecek.

Rus güvenlik üçleri Mariupol’deki devriyelerine devam ediyor. (Reuters)
Rus güvenlik üçleri Mariupol’deki devriyelerine devam ediyor. (Reuters)
TT

Rusya ‘yeni tehditlerle’ yüzleşmek için askeri ve güvenlik yeteneklerini artırıyor

Rus güvenlik üçleri Mariupol’deki devriyelerine devam ediyor. (Reuters)
Rus güvenlik üçleri Mariupol’deki devriyelerine devam ediyor. (Reuters)

Rusya’nın Ukrayna'ya yönelik ‘askeri operasyonu’ devam ediyor. Ukrayna savaşının uzayacağı gerçeği ve savaşın boyutunun değişme ihtimali Moskova yönetiminin askeri ve güvenlik yeteneklerini yeni gerçekliğe uygun bir şekilde düzenleme arayışına sevk etti. Moskova İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olma ihtimaliyle birlikte artan tehditlerle yüzleşmek için siber savaş da dahil olmak üzere deniz ve kara güçlerinde yeni güvenlik mekanizmaları geliştirmek için harekete geçti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in başkanlığındaki Rusya Güvenlik Konseyi’nde dün, ülkenin bilgi, haberleşme teknolojilerine ve söz konusu altyapılara yönelik harici siber saldırılara karşı alınacak güvenlik önlemleri müzakere edildi.  
Güvenlik Konseyi’nin toplantısına video konferans yoluyla bağlanan Putin, Rusya’nın altyapı sistemlerine yönelik siber saldırıların son dönemlerde aşırı derecede arttığını, siber güvenlik meselesinin Rusya’nın egemenliği, kamu yönetimi, ekonomisi ve sosyal istikrarı için son derece önemli olduğunu vurguladı. Ülkesine yapılan siber saldırıların, farklı ülkelerden ve eşgüdümlü bir şekilde gerçekleştirildiğini belirten Putin şu ifadeleri kullandı:
“Rusya'nın kritik bilgi altyapısının internet kaynaklarını devre dışı bırakmak için her geçen gün daha fazla saldırı yapılıyor. Kitle iletişim araçları, finans kurumları, sosyal açıdan önemli kitlesel ağlara saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar artarak devam edecek. Bu nedenle siber güvenlik alanında alınacak önlemlerin artırılması gerekiyor. Ukrayna ve Donbas’ta operasyon başladığından bu yana bu alanlardaki zorluklar arttı. Bu saldırıların ardında Batılı bir ülke var. Bazı ülkeler ordularında ‘siber saldırı’ birimleri oluşturdu.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova dışındaki konutundan Rusya Güvenlik Konseyi’nin toplantısına katıldı. (AFP) 
Rusya’nın dijital dünyasında güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasının zorunlu olduğuna vurgu yapan Putin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Zaaf noktaları olmamalıdır. Kamudaki bilgisayar kullanımlarında dikkatli olunması ve vatandaşların gizli bilgilerinin ve kişisel verilerinin sızdırılması risklerini sıfıra indirmek çok önemlidir.”
Rusya’daki bilgilerin korunması için yeni mekanizmalar geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Putin, Güvenlik Konseyi üyelerini bu hususta alınması gereken önlemlere dair önerilerini sunmaya davet etti.  
Rusya Savunma Bakanlığı kara sınırlarındaki güçlerini artırmaya yönelik adımlar attı. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, NATO'ya üyelik başvurusu yapan Finlandiya'yla da sınırları kapsayan Batı Askeri Bölgesi'ne, ‘yeni güvenlik sorunlarına yanıt’ kapsamında ek askeri birlik konuşlandırılacağını açıkladı. ABD'nin Avrupa'daki stratejik hava hareketliliğinin son sekiz yılda 15 kat daha fazla yoğunlaştığına işaret eden Şoygu, balistik füzelerle donatılmış ABD savaş gemilerinin Baltık Denizi’ndeki hareketliliklerine işaret etti. Şoygu, ABD Donanmasına ait gemilerin bu yıl başından bu yana Rusya'nın Kaliningrad eyaleti yakınlarında altı görev gerçekleştirdiğini, Rus ordusunun 2016’dan beri bu yönde 26 manevrayı tespit ettiğini ifade etti. ABD ve diğer NATO ülkelerinin Rusya sınırlarındaki askeri tatbikat ve manevralarını arttırdığı uyarısında bulunan Savunma Bakanı, NATO’nun 30 ülkeden yaklaşık 40 bin askerin katılımıyla gerçekleştirdiği tatbikatlara vurgu yaptı.  
Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya muhtemel katılımının gerilimi artırdığını belirten Şoygu, "Bu bağlamda uygun askeri önlemleri alacağız. Batı Askeri Bölgesi'nde yıl sonuna kadar 12 askeri birliğin yanı sıra alt birlikler oluşturulacak. Birliklere modern silah ve askeri teçhizat tedariği sağlanacak" dedi. Rusya’nın Baltık Filosu gemilerinde savaş eğitimlerinin yaklaşık yüzde 42 arttığını belirten Şoygu, 300'ü aşkın muharebe tatbikatı yapıldığını ve askeri uçuşların da yüzde 4 oranında arttırıldığını kaydetti.   

Lugansk'ta tam kontrol sağlanmaya yaklaşıldı  
Rusya Savunma Bakanı Şoygu, Ukrayna'da devam eden ‘askeri operasyonlarla’ ilgili şunları söyledi:
“Lugansk Halk Cumhuriyeti topraklarının kurtarılması süreci tamamlanmak üzere. Rus kuvvetleri, Lugansk ve Donetsk halk cumhuriyetlerinin güçleriyle birlikte Donbass toprakları üzerindeki kontrollerini genişletmeye ve Ukrayna Cumhuriyeti'ni özgürleştirmeye devam ediyor. Lugansk Halk Cumhuriyeti’nde kontrol tamamıyla sağlanmak üzere. Yerel nüfus, Rus güçlerinin ilerlemesini geciktirmeye çalışan Ukrayna güçlerinin kendilerini canlı kalkan olarak kullanmasına izin vermemek için şehirleri ve kasabaları terk ediyor. Kiev rejimi sahadaki mağlubiyetini bazı bölgelerde kısa vadeli başarılar kazanarak telafi etmeye çalışıyor ve bunları büyük başarılar olarak lanse etmek istiyor.”  
Savunma Bakanı, 9 Mayıs Zafer Bayramı öncesinde, Ukrayna güçlerinin Yılan Adası’na saldırarak ‘bir maceraya ayıldığını’ ancak Rus ordusunun Ukraynalı seçkin askerlerden 50’sinden fazlasını öldürerek bu saldırıyı püskürttüğünü belirtti. Buradaki çatışmalarda ayrıca dört düşman uçağının, 10 helikopterin, 30 insansız hava aracının ve üç askeri teknenin imha edildiğini kaydetti. Mariupol’de Azovstal Demir Çelik Fabrikası'ndaki kuşatmanın sürdüğüne işaret eden Şoygu, fabrikadaki milliyeçi çetelerin teslim olmaya devam ettiğini, şu ana kadar 1908 kişinin silahlarını bırakıp teslim olduğunu bildirdi. Ayrıca daha önce Ukrayna piyade birliklerinden 1387 askerin Mariupol’de teslim olduklarını hatırlattı.  

Güncellenmiş deniz doktrini 
 Rusya Başbakan Yardımcısı Yuri Borisov,’Rus Deniz Doktrini’nin’ ‘Rusya'ya yönelik yeni tehditleri’ dikkate alan güncellenmiş bir versiyonunun geliştirildiğini açıkladı. Borisov açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Uluslararası sularda Rusya’nın ulusal çıkarlarını güvence altına almak ve korumak için donanmanın yeteneklerinin güçlendirilmesi üzerine odaklanılıyor. Batının bize karşı uyguladığı kapsamlı hibrit savaşla mücadele kapsamında okyanuslarda ulusal çıkarlarımızı korumamız için deniz gücü kapasitemizi arttırmamız zorunludur. Rus Deniz Doktrini’nin geliştirilmesinde, jeopolitik değişimler ve dünyadaki askeri-stratejik durumu dikkate alınır. Bütün bu önlemlerin savaş zamanında sivil gemilerin ve mürettebatının kullanımını ve deniz altyapı tesislerinin sağlıklı bir şekilde işletilmesini içermesi özellikle önemlidir."
Borisov, doktrinin yeni versiyonunun modern zorluklara ve tehditlere tam olarak cevap verdiğini ve çatışma amacı taşımayıp, denizcilik faaliyetleri alanında ulusal güvenliği artırmayı amaçladığını söyledi. Rusya’nın denizcilik faaliyetinin tüm alanlarında dışa bağımlılığı önemli ölçüde azalttığını vurgulayan Borisov, yaptırımlardan ve küresel piyasalardaki dalgalanmalardan etkilenmemek için bu adımın atılmasının oldukça önemli olduğunu vurguladı.



Irak'ta siyaset ve silahlar: Hamaney suikastının ardından zorlu sınav

Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
TT

Irak'ta siyaset ve silahlar: Hamaney suikastının ardından zorlu sınav

Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)

İyad el-Ahber

28 Şubat Cumartesi günü şafak sökene kadar, ABD ve İsrail'in İran’a saldırısı için sıfır saatinin geldiğine dair hiçbir işaret yoktu. ABD'nin Ortadoğu'da askeri güçlerini artırmasına rağmen, bir gün önce Maskat ve Cenevre'de Tahran ve Washington arasında müzakereler yapılıyordu. Ancak savaş çığırtkanları, barışın istisna, çatışma ve savaşın ise norm olduğu bu bölgede, Donald Trump ve Binyamin Netanyahu'nun yeniden harekete geçme sinyalini bekliyorlardı.

Şubat ayının son cumartesi gününden sekiz ay önce, Time dergisi kapağında ‘Yeni Ortadoğu’ başlığı ile İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney'in yarısı yırtılmış bir resmini yayınladı. Burada, yeni Ortadoğu'da Hamaney'in liderliğindeki İran rejiminin yer almayacağı mesajı verildi. O dönemde gözlemciler, başlık ve fotoğraftan verilen mesajı yorumlamakla meşguldü. Derginin kapak fotoğrafıyla 2003 yılında rejimi düşmeden önce Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e ve 2011 yılında öldürülen Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye olanların benzerliği hatırlatıldı.

Bu mesaj İran'da pek iyi karşılanmamış gibi görünüyor, zira çoğu gözlemci savaşın kaçınılmaz olduğu ve bu seferki ana hedefin İran siyasi rejiminin başını ortadan kaldırmak olduğu konusunda hemfikirdi. Ancak İran'ın siyasi liderleri, Körfez ve Ortadoğu'daki Amerikan çıkarlarına karşı açık savaş tehditleri ve uyarılarının, İran'a karşı yeni bir savaş başlatma düşüncesini caydıracağına inanıyordu. Washington ile müzakere masasına oturmayı kabul etmenin, Donald Trump'ın ABD başkanlığı görev süresinin sonuna kadar mümkün olduğunca fazla zaman kazandıracağını ummuştu.

Siyasi sürecin dışında kalan sadece iki silahlı grup var. Bunlar Hizbullah Tugayları ve Nuceba Hareketi. Her ikisi de İran'ın ABD ve İsrail'e karşı savaşında ona olan desteğini açıkça ilan etti.

Başkan Trump, savaşın ilk gününün akşamı, ABD’nin ‘Destansı Öfke’ adını verdiği, İsrail'in ise ‘Kükreyen Aslan’ olarak adlandırdığı askeri operasyonların başında Ali Hamaney'in öldürüldüğünü duyurdu. İran devlet televizyonu da ertesi gün şafak vakti suikastı doğruladı. Ancak İran'ın tepkisi, daha önce yaşanan 12 günlük savaşın başlangıcında olduğu kadar gecikmedi. İranlıların ‘Ramazan Savaşı’ olarak adlandırdığı operasyonda füzeler, sadece Tel Aviv'i değil, Bahreyn'den Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE), Katar’dan Kuveyt'e kadar Körfez ülkelerini de hedef aldı. Tahran ile Washington arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapan Umman bile İran füzeleri ve insansız hava araçlarının (İHA) hedefi oldu.

Iraklılar arasındaki bölünme

İran propagandasının, ülkenin orta kesimleri ve güneyinde Şii bölgelerindeki halk kitleleri arasında kendini pazarlama konusundaki başarısı yadsınamaz. Bu propaganda, Şiiliğin doktrinsel derinliğinin İran İslam Cumhuriyeti'nde somutlaştığı, doktrinin sembolizminin İran'daki Velayet-i Fakih konumunda siyasi olarak varlık kazandığı ve Şiiliğin bekasının İran'daki Velayet-i Fakih sisteminin devamına bağlı olduğu fikrine dayanıyor.

Şiizmin dini merkezi, Velayet-i Fakih’in mutlak otoritesi teorisiyle tam olarak uyuşmayan bir düşünce ekolünü somutlaştıran Necef'teki dini ekol olmasına rağmen, İran'ın 2003'ten beri yürüttüğü siyasi propaganda Necef’teki dini ekolün sahip olduğu dini sembolizmi gölgede bırakarak, dikkatleri Tahran'daki Şiiliğin siyasi merkezine çekmeyi başardı.

İran liderliğinde 2014 yılından sonra başlayan ‘Direniş Ekseni’ ile ideolojik olarak bağlantılı silahlı grupların yükselişiyle, Şii siyasi alanda etkili birçok isim İran'daki İslam Devrimi liderine ideolojik bağlılıklarını açıkça ilan ettiler.

sdfgth
Irak’taki İran yanlısı grup Hizbullah Tugayları üyelerinin cenaze töreninde yas tutan bir kişi Ali Hamaney'in resmini taşırken, 5 Mart 2026 (AFP)

Bu, birçok Iraklının ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşı, Ortadoğu'da nüfuzlarını dayatmaya çalışan ülkeler arasındaki çıkar çatışması olarak değil, Şiiliği hedef alan dini bir savaş olarak görmelerinin nedenini açıklıyor. Bu yüzden Iraklılar arasında bölünme gayet doğal, özellikle de Irak'taki siyasi aktörler krizlerinin ancak dış güçler tarafından çözülebileceğine her zaman inandıkları için bu normal karşılanıyor. Dolayısıyla sıradan vatandaşların bölgesel gelişmelere tepki göstermesi veya bunlardan korkması şaşırtıcı değildir, çünkü bu gelişmelerin er ya da geç kendi ülkelerinde de yankı bulacağının farkındadırlar.

Direniş ekseni ile bağlantılı olduğunu iddia eden gruplar ise şu an her zamankinden daha fazla bölünmüş durumda. Siyasi sürecin dışında kalan sadece iki silahlı grup var. Bunlardan biri Hizbullah Tugayları, diğeri Nuceba Hareketi. Her ikisi de İran'ın ABD ve İsrail'e karşı savaşında ona olan desteğini açıkça ilan etti ve savaşın ilk gününden itibaren roketleri ve İHA’larıyla savaşa dahil oldu.

Odağını silahlı mücadele ve Direniş Ekseni’nden siyasi eyleme kaydıran diğer gruplar ise ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’nin bulunduğu Yeşil Bölge yakınlarında gösteriler düzenlemeyi tercih ettiler ve Hamaney suikastının ardından destekçilerini yas konseyleri kurmaya çağırdılar. Temsilciler Meclisi'nde 80'den fazla milletvekiline sahip olmalarına rağmen, parlamentonun olağanüstü toplantıya çağrılmasını talep etmediler!

İran, savaş başladıktan sonra fazla beklemedi ve füzeleri ve İHA’ları istisnasız tüm Körfez ülkelerinin başkentlerine ve şehirlerine ulaştı.

Hatta cumhurbaşkanının seçilmesi ve yeni hükümeti kurmak üzere başbakanın atanmasıyla ilgili anayasal haklar konusu, İran'a karşı savaşın başlamasından bir gün önce son kez tartışılmıştı! Bu konu, Tahran, Tel Aviv ve Washington arasındaki gerginlikler yatışana kadar ertelendi. Birçok politikacı, Irak'ta İran'ın nüfuzu altında yapılan seçimlerin sonuçlarından çok uzak, yatıştırma temelli bir güç paylaşımı formülü üzerine bahis oynuyor olabilir. Savaş bittiğinde, cumhurbaşkanlığı veya başbakanlık makamına aday olan şu veya bu kişinin reddedilmesi ya da onaylanması bile tamamen farklı olacağına şüphe yok. Çünkü İran savaştan sonra bir daha eski İran olmayacak. İran'da aynı iktidar rejimi kalsa bile, iç meselelerini çözme konusundaki endişesi, dış etkisini düzenleme konusundan önce gelecek. Dahası, Trump yönetimindeki ABD’nin Irak'taki nüfuzu daha da netleşmeye başladı. Trump, siyasi varlığa ve hükümetin oluşumuna müdahaleye odaklanmaya başladı. Irak'ta Tahran ile Washington arasında eski etki paylaşımı denklemini kabul etmeyecek. Trump'ın Nuri el-Maliki'nin başbakanlığa aday olarak gösterilmesine karşı çıkması da bunun açık bir kanıtı.

Dolayısıyla İran'ın etkisinin azalması ve ABD'nin bir sonraki hükümetin oluşumuna müdahale etmesi ile birlikte, bir sonraki aşama açıkça ve net bir şekilde ABD'nin himayesi altında geçecek. Irak'taki tüm siyasi partiler bunun farkında ve Trump'ın başkanlık döneminin Irak'ta çatışmasız geçmesi umuduyla, bazı siyasi nüfuz ve ekonomik kazanımlarını kaybetmek anlamına gelse bile, kabul ve itiraz etmeme mesajları gönderiyorlar.

Geri dönüşü olmayan nokta

İran, savaş başladıktan sonra savaşın kapsamını genişletme tehdidini gerçekleştirmek için fazla beklemedi. Füzeleri ve İHA’ları, sadece ABD ordusunun silah depolarını ve İsrail’in çeşitli şehirlerini değil, istisnasız tüm Körfez devletlerinin başkentlerini ve şehirlerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre böylece İran, bölgesel çevresine yönelik düşmanlığında geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşarak etki alanı için rekabet etmekten, askeri gücünü kullanarak çevredeki ülkelere saldırıya geçti.

Yakın gelecekte ortaya çıkacak zorluk, Şii siyasi güçlerin bölgesel ortamla uyumlu bir siyasi model sunmaları olacaktır.

Irak'ın yönetici sınıfının, özellikle de Şii siyasi güçlerin sorunu, yirmi yılı aşkın bir süredir politikalarının İran ile uyum içinde olması. Arap ülkelerinden komşularıyla inişli çıkışlı ilişkilerine ve hükümetlerinin Arap Körfez ülkelerine karşı sürdürdüğü açık tutumuna rağmen, Irak'ın bölgesel politikaları, İran'ın bölgeye yönelik gündeminden ve tutumlarından herhangi bir kopuşa işaret etmiyor.

Bu nedenle, “Aksa Tufanı” savaşı ve Tahran ile Tel Aviv arasındaki on iki günlük savaşın ateşinden uzak kalan Irak'ın, 28 Şubat 2026 savaşından, ya da İranlıların deyimiyle Ramazan savaşından sonra da bu durumunu koruyacağını beklemek kolay değildir.

Silahlı gruplar, destek bayrağı altında bu savaşa girdiklerini açıkladılar. Hükümetin resmi tutumuna gelince, yapılan açıklamalarda Tahran'a karşı savaşı reddetmek ile Körfez ülkerine karşı saldırıyı reddetmek arasında gidip geldiler. Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in de ifade ettiği üzere İran, Erbil'deki ABD konsolosluğunu ve el-Harir Askeri Üssü’nü bombalarken, İsrail ve ABD'nin Irak'ın orta kesimleri ve güneyindeki silahlı grupların karargahlarını bombalaması tuhaf bir paradoks oluşturuyor. Sanki savaşan taraflar, Irak'ın füzeleri ve İHA’ları için ortak bir arena olması dışında hiçbir konuda anlaşamamış gibiler!

xcvfgth
Irak'taki Şii silahlı grupların destekçileri Bağdat'taki Yeşil Bölge'de bulunan ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüşe geçerken, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyan bir protestocu, 1 Mart 2026 (Reuters)

Yakında Şii siyasi güçlerin bölgesel çevreleriyle uzlaşan bir siyasi model sunma zorluğunun ortaya çıkması bekleniyor. Çünkü bölgedeki İran etkisinin kalıntıları nedeniyle tehlike hissetmeye devam edecekler. Bu tehdidin bölgesel çevrelerinde kalmasını önlemeye çalışacaklar. Irak’ın ilerleyen süreçte bölgesel çevreye entegrasyonunu tehdit eden silahlı güçlerin nüfuzu ve hakimiyetinden uzaklaşması ve bu ortamda ekonomik ve siyasi ortaklıklar yoluyla hareket etmesi gerekiyor. Dolayısıyla Iraklıların 28 Şubat 2026'da başlayan savaş sonrası dönem için yeni bir vizyon ve konsepte ihtiyacı var.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )
TT

Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )

İsa en-Nehari

ABD'nin İran'a karşı savaşı ikinci haftasına girerken, İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme becerisine ilişkin soru işaretleri artıyor. İstihbarat tahminleri, rejimi ortadan kaldırmanın kapsamlı kara müdahalesi gerektirebileceğini gösteriyor ki, bu da siyasi ve askeri açıdan maliyetli bir seçenek. Bu karmaşık denklemin gölgesinde Donald Trump yönetiminin aynı zamanda daha ucuz ve daha etkili seçenekler aradığı görülüyor.

Hark Adası’na el koyma

Washington'da dolaşımda olan senaryolar arasında İran petrol endüstrisi tacının mücevheri olan Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirme de yer alıyor. Böyle bir adım, eğer gerçekleşirse, uzun bir kara savaşına sürüklenmeden İran rejimini ekonomik olarak boğmanın bir yolu olabilir. Dahası rejimin askeri operasyonları finanse etme veya ekonomik kayıpları telafi etme kabiliyetini kısıtlayacaktır, bu da onun zayıflamasını ve belki de çöküşünü hızlandırabilir.

Arap Körfezi'nin kuzeyinde yer alan Hark Adası, beş milden uzun olmayan ve Manhattan'ın yarısından daha küçük olan küçük bir kara parçası. Ancak İran petrolünün yaklaşık yüzde 90'ı ada üzerinden küresel pazarlara, özellikle de Çin ve Hindistan'a taşındığından, burası İran'ın dünyaya açılan ana ekonomik kapısını temsil ediyor. Adayı İran'daki petrol sahalarına bağlayan boru hatları ağına ilave olarak, büyük petrol tankerlerinin demirleyebileceği dev yükleme limanlarını da içeriyor. Bu nedenle onu kontrol etmek Washington'a büyük bir stratejik avantaj sağlayacaktır.

Axios sitesine göre Trump yönetimi yetkilileri adayı ele geçirme ve rejimin kaynaklarına erişimini kesme fikrini zaten müzakere etti, ancak bunun uygulanması, Trump'ın sıklıkla hakkındaki çekincelerini dile getirdiği bir seçenek olan, kara kuvvetlerinin gönderilmesini gerektirecek. Yine de ABD Başkanı son zamanlarda sınırlı kara kuvvetleri konuşlandırma fikrine daha açık görünüyor.

ABD Savunma Bakanlığı'nın eski danışmanı Karim Abdian, Independent Arabia’ya verdiği röportajda, Beyaz Saray'ın tutumunun petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmak olmasına rağmen, Hark Adası’nın ilk kez konuşulmaya ve görüşülmeye başlandığını söyledi. Petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmanın arkasındaki mantık, bunun sonucunda son derece hassas bir emtia olan petrol fiyatlarının varil başına 150 dolara, hatta belki 200 dolara çıkabileceğidir.

Geçen yıl İran'ın petrol ihracatının en kötü koşullar ve yaptırımlar altında günde yaklaşık 3 milyon varile ulaştığını da ifade etti. Uygun koşullar altında ise ihracat günde 4 ya da 5 milyon varile kadar çıkabilir, bu da piyasanın petrole boğulmasına neden olabilir ve Trump'ın ara seçimler öncesinde sağlamayı amaçladığı fiyat istikrarına katkıda bulunabilir.

Sınırlı kara müdahalesi

Zenginleştirilmiş uranyumun İran'dan çıkarılması için karadan müdahale olasılığı sorulduğunda Trump bu fikri memnuniyetle karşıladı ve “Bunu bir noktada yapabiliriz ama şimdi değil” dedi. Bu açıklama, Washington'un Irak'ta olduğu gibi uzun bir savaşa sürüklenmek istemediği şeklinde yorumlanabilir. Ancak İran rejimi çökme noktasına yaklaştığında, müdahalenin insani ve maddi kayıplar açısından maliyetini azaltmak amacıyla belirli hedeflere ulaşmak için sınırlı güç konuşlandırmaya hazır olabilir.

Bu bağlamda Hark Adası potansiyel hedeflerin başında öne çıkıyor. Eğer ABD adayı kontrol altına alabilirse, İran rejimi en önemli finansman kaynaklarından mahrum kalacaktır. Bush yönetimi sırasında Pentagon’da danışmanlık yapan Michael Rubin'in söylediği gibi, İranlılar “petrollerini satamazlarsa maaşları ödeyemezler.” Bu durum halkın öfkesini körükleyebilir ve rejimin kontrolünü zayıflatabilir.

ABD rejimi devirmeden zayıflatmakla yetinse bile, uzun bir savaştan kaçınmak için Hark Adası ABD'nin İran üzerinde bir nüfuz aracı olabilir. Avrasya Grubu Başkanı Ian Bremmer, ABD'nin ada üzerindeki kontrolünün, İran şehirlerinde kuvvet konuşlandırmaya gerek kalmadan Trump'a herhangi bir İran rejimi üzerinde güçlü bir baskı kartı sağlayabileceğini düşünüyor. Zira eğer hükümetin ana gelir kaynağı kontrol edilebiliyorsa, hükümeti kontrol etmeye gerek yoktur.

İran'ın Hark Adası dışında ihracat için başka limanları olmasına rağmen hiçbiri dev tankerlerin yanaşabileceği kapasitede değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran petrol ihracatını daha küçük limanlara veya demiryolu taşımacılığına kaydırmaya çalışsa bile Hark üzerinden taşınan miktarı telafi edemeyecektir.

Bremer, İran'ın hava ve deniz gücündeki çöküşün gölgesinde, ABD'nin zayıf tahkim edilmiş adayı ele geçirmek için eşsiz bir fırsata sahip olduğunu belirtiyor. Ada, Amerikan muhriplerinin ve yakındaki hava savunma sistemlerinin etkili bir savunma kordonu oluşturmasını kolaylaştıran izole konumda bulunuyor. Dahası ABD halihazırda bölgede mayın ve insansız hava aracı saldırılarıyla mücadele edecek donanıma sahip gemiler de dahil olmak üzere büyük deniz varlıklarına sahip bulunuyor.

Günde yaklaşık 7 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip olan Hark Adası, hiçbir zaman savaşlardan muaf olmadı. Ekonomik bir baskı noktası olarak askeri planlamacılar için hep çekici bir nokta oldu.1980'lerde Irak uçakları, İran rejimini zayıflatmak amacıyla onu hedef almakta tereddüt etmedi.

Ancak bu savaşta ABD'nin adayı kasıtlı olarak yerle bir etmeye çalışması pek olası değil, zira Atlantik Konseyi’nde araştırmacı Ellen Wald'un belirttiği gibi, böyle bir adım sonuçta İran'ın bölgedeki enerji altyapısını hedef alan bir reaksiyon göstermesine neden olabilir ve petrol fiyatlarını küresel olarak yükseltebilir. Buna karşılık adayı kontrol etmek, ister orduyu yeniden inşa etmek ve nükleer programı canlandırmak, ister bölgesel müttefiklerini finanse etmek olsun, İran rejiminin tüm yetenek ve gücünü kontrol etmek anlamına gelebilir.

Trump ve petrol takıntısı

Trump siyasi meseleleri ticari mantıkla ele alıyor.Trump'a göre her çatışma ve dış etkileşim önemli bir soruyla bağlantılı: ABD karşılığında ne alacak? Bu nedenle seleflerinin Ortadoğu'daki savaşlarını sert bir şekilde eleştirdi. Trump, savaşlara ahlaki açıdan karşı çıkmıyor, bunun yerine yararlı gördüğü bir savaş ile faydasız gördüğü bir savaş arasında ayrım yapıyor. Venezuela'nın başkanını tutuklamak amacıyla yaptığı dramatik müdahalede, hesaplarının en önemli başlığı petroldü.

İran, 200 milyar varil ham petrolü, yani küresel rezervin yaklaşık yüzde 12'sini aşan, dünyanın üçüncü büyük petrol rezervine sahiptir. Buna rağmen Trump konuşmalarında “kötü”, “mağlup” ve “teslim olan” İran'a odaklandı ama dikkat çekici bir şekilde petrol ülkesi İran'dan bahsetmedi.

Bu sessizlik dikkat çekiyor. Vivian Salama ve Jonathan Martin'in Atlantic dergisindeki makalelerinde işaret ettikleri gibi, Amerikan kanının tazminatı olarak petrole veya değerli doğal kaynaklara el koymak, Trump'ın Beyaz Saray'a gelmeden önce bile dünya görüşünün temel ilkelerinden biriydi. Ancak Tahran'a bombalar düşerken ve Washington ile Ortadoğu arasında gerilim yükselirken Trump o meşhur “Petrolü almalıyız” sözünü tekrarlamadı.

Trump'ın İran petrolü hakkında alenen konuşmaktan kaçınması, stratejik hesapların olmadığı anlamına gelmiyor; çünkü İran'ı Çin yörüngesinden çıkarmak, iki süper güç arasındaki rekabette önemli bir hedefi temsil ediyor. ABD'nin ilk rakibi olan Çin, toplam petrol ithalatının yaklaşık yüzde 13'ünü oluşturduğu için İran petrolüne önemli ölçüde güveniyor.

Trump açıklamalarında temkinli davranırken, bazı danışmanları Amerikan çıkarları konusunda daha net görünüyordu. Nitekim Beyaz Saray danışmanı Jarrod Eigen Fox Business'a verdiği röportajda “Yapmak istediğimiz İran'ın geniş petrol rezervlerini teröristlerin elinden almak” dedi. Eigen İran'ı, kendisine göre petrol sektörünün kontrolünü sonunda Amerikan enerji şirketlerine devreden Venezuela'ya benzetiyor. Hiç şüphe yok ki, Venezuela'dan gelen petrolün yanı sıra İran petrolünün de kontrolü ABD'nin enerji piyasasındaki hakimiyetini güçlendirebilir, aynı zamanda Çin'i ekonomik büyümesinin önemli bir kaynağından mahrum bırakabilir.

ABD'nin açıklamaları, İran rejimi üzerindeki baskının yoğunlaşması ve zayıflığının artmasıyla hedeflerin kapsamının genişleyebileceğine işaret ediyor. Muhtemelen petrol ve Çin ile rekabetle ilgili hesaplar da mevcut ve Trump'ın bunlar hakkında alenen bahsetmekten kaçınması, Pekin'i endişelendirmeden veya müdahale etmeye sevk etmeden kendi vizyonunu sessizce hayata geçirme girişiminin bir parçası olabilir.

Washington, operasyonların bir sonraki aşamasının İran'a karşı daha sert olabileceğini vurguladı ve Trump, daha fazla Amerikan askerini kaybetmenin olasılı olduğu konusunda uyardı. Bu, yönetimin, İran'ın askeri liderliğinin ve altyapısının büyük bir bölümünü halihazırda yok etmiş olan hava harekâtının ötesinde adımlar atmayı planladığına işaret ediyor.

Pek çok haber, nükleer tesislerin imhası veya zenginleştirilmiş uranyumun taşınması gibi belirli görevleri yerine getirmek üzere özel birimlerin gönderilme ihtimaline işaret ediyor. Geçen salı günü Kongre'ye verilen brifing sırasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun güvence altına alınmasıyla ilgili sorular da soruldu. Rubio bunu kimin yapacağını belirtmeden, “Birinin gidip alması gerekecek” diye yanıtladı.

Bu bağlamda, buna stratejik Hark Adası da dahil olmak üzere İran'daki ekonomik baskı noktalarını kontrol altına almaya yönelik hamlelerin eşlik etmesi uzak bir ihtimal değil.

Geçtiğimiz birkaç gün içinde, özellikle Amerikan istihbarat tahminlerinin İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme olasılığını dışlaması nedeniyle, ABD ile Kürtler arasında, sahadaki askeri operasyonlarda onlardan faydalanma girişimi gibi görünen temaslarda bulunulduğu da ortaya çıktı. Bu arada NBC News, Trump'ın belirli stratejik hedefleri gerçekleştirmek için İran'a küçük bir Amerikan askeri kuvveti konuşlandırma fikrini müzakere ettiğini bildirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, saldırılar devam ettiği sürece ateşkes olasılığını küçümseyerek, İran'ın kendini savunmaya devam edeceğini vurguladı.

İran Öğrenci Haber Ajansı'na (ISNA) göre, Bekayi, "savunma ve düşmanlara karşı ezici intikam dışında herhangi bir şeyi tartışmanın anlamı olmadığını" belirterek, Tahran'ın "Müslüman komşularına karşı savaş açmadığını", ancak meşru öz savunma olarak nitelendirdiği bir eylemle "saldırganların kullandığı tesisleri" hedef alacağını yineledi.

Sözcü ayrıca, İran'ın Türkiye, Azerbaycan veya Kıbrıs'a yönelik herhangi bir saldırısını da yalanlayarak, bu tür saldırılara ilişkin haberleri "yanlış bir bahaneyle yapılan saldırılar" olarak nitelendirdi.

Aynı bağlamda Bekayi, Avrupa ülkelerini, Ortadoğu'da savaşı başlatan Amerikan-İsrail saldırıları için gerekli koşulların oluşmasına katkıda bulunmakla suçladı.

“Ne yazık ki, Avrupa ülkeleri bu koşulların oluşmasına katkıda bulundu,” diyen Bekayi, “hukukun üstünlüğünü savunmak ve Amerikan yıldırma ve ihlallerine karşı çıkmak yerine, BM Güvenlik Konseyi'nde yaptırımların yeniden uygulanması görüşmeleri sırasında bunlara onay verdiklerini ifade ederek hem Amerikan hem de Siyonist tarafları suç işlemeye devam etmeye teşvik ettiler” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı TASS’tan aktardığına göre Azerbaycan yetkilileri bugün İran ile olan sınır kapılarının gemi trafiğine yeniden açıldığını duyurdu. 

İran'ı müttefiki Rusya'ya bağlayan en kısa kara yollarından bazıları olan sınır geçişleri, Bakü'nün Nahçıvan bölgesine yönelik İran İHA saldırısının ardından geçen hafta kapatıldı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün akşam Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile telefon görüşmesi yaptı. Aliyev'in ofisinden yapılan açıklamada, Pezeşkiyan'ın kendisine İran'ın Nahçıvan saldırısıyla hiçbir ilgisinin olmadığını söylediği belirtildi.

NATO savunma sistemleri geçen hafta Türk hava sahasına ateşlenen bir balistik füzeyi düşürdü. Bu olay, bölgeye yayılan ABD-İsrail-İran savaşında önemli bir yayılma anlamına geliyor.