Örümcek ve yılan zehir bileşenleri tedavi için kullanılıyor

Hayvan zehirleri, keşfedilmeyi bekleyen binlerce ilaçta kullanılabilecek bileşenlere sahip.

Örümcek ve yılan zehir bileşenleri tedavi için kullanılıyor
TT

Örümcek ve yılan zehir bileşenleri tedavi için kullanılıyor

Örümcek ve yılan zehir bileşenleri tedavi için kullanılıyor

Arizona-Sonora’daki Çöl Müzesi’nde küçük bir odada, Omurgasızlar Birimi Amiri Emma Califf, plastik bir kutunun ortasındaki bir taşı kaldırdı. Califf, sivri kuyruğu sırtının üzerinde olan 8 santim uzunluğunda bir akrebi göstererek, “Bu yaratık bizim çöl akreplerimizden biri. Kuzey Amerika’daki akreplerin en büyüğüdür” dedi.  
Başka bir kutuda da 2,5 cm uzunluğunda Arizona Akrebi (bark scorpions) sürüsü tutuluyordu. Ayrıca zehirleri alınacak çeşitli tür ve alt ailelerden 20 çıngıraklı yılan da vardı.  

Hayvan zehirleri
Hayvan zehirlerde bulunan protein çeşitlerini tanımlamak için son yıllarda yürütülen ortak çabalara dayanan ve ‘hayvan zehirleri bilimi’ (Venomics) olarak bilinen bu yeni alandaki çalışmalar önemli bir şekilde arttı. Bu doğal toksinlerin bileşenleri gelişen teknolojiler ile incelenmeye devam ettikçe, umut vadeden bileşenlerin sayısı da giderek çoğaldı.
Arizona Üniversitesi’nde fahri patoloji profesörü olan Leslie V Boyer şu açıklamada bulundu:
 “Bilim insanları yüzyıl önce zehirlerin üç veya dört bileşeni olduğunu sanıyordu. Ancak biz bugün sadece bir zehir türünün bile binlerce bileşeni olabileceğini biliyoruz. Yeni keşifler yapabilecek tüm taraflara bilgi sağlayan bazı laboratuvarlar sayesinde, bu alandaki gelişmeler hızlanıyor. Toksikoloji dünyası, keşfedilmeyi bekleyen ilaç dünyasını içinde bulunduruyor. Modern bilimsel kimya dünyasında inanılmaz bir durumla karşı karşıyayız. Yeryüzündeki son derece gelişmiş hayvan zehirleri, bir dizi etkili ilacın keşfedilmesine yardımcı oldu ve şüphesiz başka ilaçların da keşfedilmesine katkıda bulunacak.”

Kalp hücrelerini koruma
Zehir bileşenleri üzerinden keşfedilen ilaçların en umut verici olanı, Fraser Adası’nda yaşayan ölümcül Avustralya örümceğinden zehrinden elde edilenler oldu. Bu örümceklerin zehrinden elde edilen ilaçların kalp krizi sonrasında, hücre ölümüne engel olabileceği belirtildi.
Kalp krizinden sonra kalbe giden kan akışı azalır, bu da hücre ortamının daha asitli hale getirir ve hücre ölümüne yol açar. Avustralya örümceğinden elde edilen Hi1A adlı ilacın, önümüzdeki yıl klinik denemelerin başlaması planlanıyor. İlaç laboratuvarda insanlar üzerinde test edildi.
İlacın keşfedilmesine yardımcı olan, Avustralya’daki Queensland Üniversitesi’nden  araştırmacı Nathan Palpant’a göre ilaç kalbin aside duyarlılığını etkileyuebiliyor. Yani ölüm mesajını bloke ederek hücre ölümü azaltıyor ve kalp hücrelerinin hayatta kalmasını sağlıyor.
İlacın etkinliği klinik denemelerde kanıtlanırsa, ilaç acil sağlık çalışanları tarafından uygulanabilir, kalp krizi sonrası oluşan hasarı önleyebilir ve donör kalbini daha uzun süre sağlıklı tutarak kalp nakli sonuçlarını iyileştirebilir.
Toksikoloji alanında çalışmalar yürüten, Queensland Üniversitesi’nden Doçent Bryan Fry, söz konusu ilaçla ilgili açıklamasında olarak “Bu, Avustralya’daki en nefret edilen canlılardan elde edilmiş olmasına rağmen kalp krizine karşı harika bir ilaç olacak gibi görünüyor” dedi.
Zehir bileşiklerinden tedavi üretmek için kullanılan teknikler o kadar güçlü hale geldi ki daha fazla yeni fırsatlara kapı aralıyorlar. Fry “10 veya 15 yıl önce binlerce mikrograma ihtiyaç duyulurken bugün bilim insanları birkaç mikrogram zehir kullanarak birçok deney yapabiliyorlar” dedi.

Evrimsel özellikler
Zehir, benzersiz özelliklere sahip proteinlerin bulunduğu bir toksin karışımından oluşuyor. Son derece ölümcül canlıların doğal evrimleri, çok uzun bir süre boyunca (yılanlar için yaklaşık 54 milyon yıl ve denizanası için 600 milyon yıl) güçlerini geliştirmelerine yardımcı oldu.
Hayvan zehirlerinden üretilen ilaçkar, zamana karşı biyolojik bir silahlanma yarışının bir ürünü. Zehirler daha ölümcül hale geldikçe, kurbanlar daha fazla direnç geliştiriyor. İnsanların fazla direnç göstermesi doğal döngüde zehri daha da ölümcül hale getiriyor. Venom İmmünokimya, Farmakoloji ve Acil Müdahale Enstitüsü’nün kurucusu olan Boyer konuya dair şunları söyledi:
“İnsanlar proteinden oluşuyor ve proteinler bizi insan yapan, çok fazla karmaşık olmayan kombinasyonlardan meydana geliyor. Bu da bizi zehirlerin bir numaralı hedefi haline getiriyor.”
Zehirli mikro hedefleme molekülleri tarafından geliştirilen hücresel proteinler, aynı protein yollarını kullanan veya zehirden türetilen bir ilacın son derece etkili olmasında en büyük rolü oynuyor. Ancak bazı proteinlerin, yeni ilaçları kullanılamaz hale getirebilecek doğal sorunları bulunuyor.
Söz konusu ilaçları yapmak için genellikle zehir toplamaya gerek yok. Zira zehirler bir kez tanımlandıktan sonra laboratuvarda üretilebiliyor. Zehrin üç ana etkisi bulunuyor. Bunlar sinir sistemini hedef alan ve kurbanı felç eden nörotoksinler, kanı hedef alan hemotoksinler ve zehirlenen noktanın etrafındaki alana saldıran yerel bir yerel doku toksinleri.
Piyasada hayvan zehirlerinden üretilen çok sayıda ilaç mevcut. Bunların başında 1970’lerde yüksek tansiyonu tedavi etmek için Brezilya’daki Jararaca çukur engereğinin zehrinden geliştirilen captopril ilacı geliyor. Başka bir ilaç olan eksenatid, Gila canavarı zehrinden elde ediliyor ve Tip 2 diyabet için kullanılıyor. Vampir yarasa zehrinden elde edilen Draculin ilacı ile pıhtılaşma önleniyor, felç ve kalp krizleri tedavi ediliyor. Son olarak, Necef çölü akrebinin zehiri, kolon ve meme tümörlerini bulmak ve optik olarak yerleştirmek için halen klinik deneme aşamasında olan bir bileşenin kaynağı olarak kullanılıyor.

Yeni ilaçlar
Bugün, yeni ilaçlar yapmak için birçok aday protein var. Ancak uzun yıllar sürebilen ve milyonlarca dolara mal olabilen uzun klinik deneyler ve üretim sürecinden geçmeleri gerekiyor. Utah Üniversitesi’nden araştırmacılar, mart ayında koni salyangozlarında, balıkları hızla zehirleyen, kurbanın vücudundaki insülin seviyesini hızla düşürüp, onu öldüren hızlı etkili bir molekül keşfettiklerini açıkladılar. Bu ilaç şeker hastaları için büyük umut vaat ediyor. Arı zehrinin ayrıca çok çeşitli patolojilere karşı tedavi edici şekilde çalıştığı görülüyor. Son zamanlarda meme kanseri hücrelerini öldürdüğü de tespit edildi.
Brezilya’daki araştırmacılar şu an ülkedeki gezgin örümceğin zehrini keşfetmek için çalışıyorlar. Zira açıklamalara göre bu, örümceklerin ısırığının kurbanların vücudu üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, erektil disfonksiyonu tedavi eden yeni bir ilaç için potansiyel bir kaynak olabilir. Fry, “Isırılan erkekler, örümcek tarafından ısırılmalarının ardından olağanüstü ağrılı, uzun süreli ereksiyonlar yaşıyorlar. Elbette zehri öldürücü faktöründen ayırmaları ve onu bir ilaca çevirmenin yolunu bulmak gerekiyor” dedi.
Ancak Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığına göre zehirler, bugünlerde çok daha iyi anladığımız ve üzerinde iyice araştırmalar yaptığımız tek madde değil. Son birkaç yılda, hayvan panzehirleri geliştirmek için büyük fonlarla finanse edilen araştırmalar koordine edildi. Wellcome Trust 2019’da bu araştırmaları sürdürmek için 100 milyon dolarlık bir fon kurdu. O zamandan bu yana dünya çapında, herhangi bir tür zehirli yılan tarafından ısırılan birine hemen yardım etmek için uzak bölgelere taşınabilecek tek bir tedavi için birçok çalışmaya tanık olundu. Dünyada birçok panzehir bulunuyor ve bunların her biri farklı bir yılan ısırığını tedavi ediyor.
Bu yolculuk zor ve yeni ilaç araştırmalarına fayda sağlayan zehirlerin geniş içerik yelpazesine sahip olması, onları nötralize edebilecek bir ilaç bulmayı da zorlaştırıyor. Bununla birlikte, bugün dünya halen klinik deneme aşamasında olan ‘varespladib’ adı verilen, umut verici kapsamlı bir antitoksinin geliştirilmesini bekliyor.
Son olarak uzmanlar, zehrin rolünün, korku uyandıran yaratıklara daha fazla saygı duyulması ve koruma sağlanmasına yardımcı olacağını umut ediyor.

*New York Times



Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
TT

Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)

Yeni bir araştırma, bitter çikolata, yeşil ve siyah çay ile böğürtlen gibi bazı acı tatlı gıdaların ve içeceklerin, egzersiz yaparken görülen beyin aktivasyonuna benzer şekilde beyni uyarabileceğini ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Fox News’ten aktardığına göre, Japonya’dan araştırmacılar tarafından yapılan çalışma, bu yiyeceklerde bulunan flavanol adlı bitkisel bileşiklerin beynin uyarılmasını yalnızca kana karışarak değil, acı tatla ilişkili duyusal tepki aracılığıyla da tetikleyebileceğini gösterdi.

Çalışmada fareler üzerinde yapılan deneylerde, tek bir flavanol dozu, farelerin doğal hareketliliğini artırdı ve hafıza testlerinde performanslarını iyileştirdi. Bulgular, Current Research in Food Science (CRFS) dergisinde yayımlandı.

Araştırmacılar ayrıca dikkati, uyanıklığı ve stres düzenlemesini kontrol eden beyin bölgelerinin hızlı şekilde aktive olduğunu gözlemledi.

İnsanların tükettiği flavanollerin yalnızca çok küçük bir kısmı kana geçtiği için, etkilerin büyük olasılıkla duyusal sinirler aracılığıyla beyin ve kalbi etkilediği düşünülüyor.

Araştırmacılar, bu yaklaşımı ‘duyusal beslenme’ olarak adlandırılan yeni bir alanın parçası olarak değerlendiriyor. Bu fikir, yiyeceklerin tadı ve beraberindeki fiziksel hislerin biyolojik işlevleri doğrudan düzenleyebileceğini öne sürüyor.

Bu etki, hafif egzersiz sırasında yaşanan uyarılmaya benziyor; kısa süreli sempatik sinir sistemi aktivasyonu, bazen ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak tanımlanıyor ve kısa vadeli stres, odaklanma ve uyanıklığı artırabiliyor.

Japonya’daki Shibaura Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Naomi Osakabe, çalışmaya katıldığını belirterek, “Bu deneyin en önemli bulgusu, flavanol açısından zengin acı yiyeceklerin uyarımının ilk kez merkezi sinir sistemine nasıl iletildiğini göstermesi. Bu uyarım, kısa süreli hafızayı geliştiren bir stres tepkisi oluşturuyor ve dolaşım sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratıyor” dedi.

Osakabe, flavanolün beyin aktivitesini artırıcı etkisinin çok düşük bir dozda bile ortaya çıkmasının şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

Çalışmanın bazı sınırlamaları bulunuyor. Araştırma fareler üzerinde yapıldı ve kullanılan yiyecekler, birbirleriyle etkileşime girebilecek birçok bileşiğin karışımıydı.

Araştırmacılar, farelerde gözlemlenen etkilerin insanlarda da geçerli olup olmadığını belirlemek için daha geniş kapsamlı insan çalışmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.


Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
TT

Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)

Uluslararası bir araştırma ekibi, cilt kanserinin büyümesini neyin tetiklediğini ve tümörlerin bağışıklık sisteminin savunmasını nasıl atlattığını anlamada çığır açıcı bir adım attı.

New York, Meksika ve Brezilya'dan bir ekip, ABD'deki 200'den fazla melanom hastasının tümörlerini analiz ederek gen aktivitesini düzenlemeye yardımcı olan bir molekülün ("HOXD13" diye bilinen kilit bir protein) melanom tümör hücrelerini besleyen ve onlara oksijen ve besin maddeleri pompalayan kan damarlarının büyümesinde kritik rol oynadığını keşfetti.

Ayrıca sitotoksik "T hücreleri" diye bilinen kanser öldürücü beyaz kan hücrelerinin kan dolaşımındaki seviyelerinin, HOXD13 proteininin aktivitesinin yükseldiği melanom hastalarında daha düşük olduğunu ve bu hastaların T hücrelerinin tümörlere girme yeteneğinin azaldığını buldular.

Ancak araştırmacılar, HOXD13 proteininin aktivitesini baskılayınca tümörlerin küçüldüğünü gözlemledi.

Bu, en ölümcül cilt kanseri türü olan melanomla yaşayan 1 milyondan fazla Amerikalı için iyi haber.

Amerikan Kanser Derneği'ne göre, bu yıl ABD'de melanomla bağlantılı 8 bin 500'den fazla ölüm ve 112 bin yeni vaka bekleniyor.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi ve Perlmutter Kanser Merkezi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Dr. Pietro Berico yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Çalışmamız, HOXD13 transkripsiyon faktörünün melanom büyümesinde güçlü bir tetikleyici olduğunu ve hastalıkla savaşmak için gereken T hücresi aktivitesini bastırdığını gösteren yeni kanıtlar sunuyor.

Protein, tümörlerin çevresindeki alanı da değiştirerek bağışıklık sisteminin kanserle savaşma içgüdüsüne düşman hale getirdi ve kimyasal adenozin seviyelerini artıran CD73 proteini düzeylerini yükseltti.

Adenozin tümörler için bir kalkan görevi görerek T hücrelerinin geçmesini engelliyor.

Araştırmacılar HOXD13'ü kapattıklarında, tümörlere giren T hücrelerinde artış yaşandı.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi'nden öğretim üyesi Dr. Eva Hernando-Monge'ye göre bulgular, HOXD13'ün neden olduğu melanoma karşı yeni tedavi yollarının önünü açıyor.

Bu süreçleri hedef alan ilaçların güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek üzere ayrı klinik çalışmalar yürütülüyor.

Araştırmacılar, deneylerin başarıya ulaşması halinde HOXD13 seviyeleri yüksek kişilerde melanom tedavisi için bu ilaçları kullanmayı planladıklarını belirtiyor.

Mevcut melanom tedavileri hastanın teşhisine bağlı olmakla birlikte, ameliyat, kemoterapi, radyasyon ve hücreleri bulup yok eden kanser ilaçları, yani immünoterapi gibi çeşitli yöntemler var.

Derneğe göre ilaçlar çoğu zaman ilk basamak tedavi olarak kullanılıyor ve tümörleri uzun süre küçültebiliyor.

Melanom, tüm cilt kanseri vakalarının sadece yüzde 1'ini oluştursa da Birleşik Devletler'deki cilt kanseri kaynaklı yıllık ölümlerin büyük çoğunluğuna yol açıyor.

Independent Türkçe


Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature