Hizbullah ‘cumhurbaşkanlığı savaşını’ Rusya'dan mı başlatacak?

Moskova: Hizbullah’ın Suriye’deki varlığı hem askeri hem de siyasi olarak zaruri.

Lazkiye’de bir minibüste asılı olan, Esed, Nasrallah ve Putin’in bir arada göründüğü bir poster. (Reuters)
Lazkiye’de bir minibüste asılı olan, Esed, Nasrallah ve Putin’in bir arada göründüğü bir poster. (Reuters)
TT

Hizbullah ‘cumhurbaşkanlığı savaşını’ Rusya'dan mı başlatacak?

Lazkiye’de bir minibüste asılı olan, Esed, Nasrallah ve Putin’in bir arada göründüğü bir poster. (Reuters)
Lazkiye’de bir minibüste asılı olan, Esed, Nasrallah ve Putin’in bir arada göründüğü bir poster. (Reuters)

Sevsen Muhenna
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, 27 Aralık 2020'de bir televizyon kanalına verdiği röportajda Rusya’nın Suriye'ye askeri müdahalesi konusunun ayrıntılarına ilişkin açıklamalrda bulundu. Nasrallah’a göre, İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü’nün eski Komutanı Kasım Süleymani, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in istifasını duyurmasının ertesi günü Beyrut’a geldi. Nasrallah’la görüşen Süleymani, ‘bölgede uygulanmak istenen büyük bir projeyle ilgili endişelerini dile getirdi ve Amerikalıların, Arap Baharı bahanesiyle bölgedeki müttefiklerini değiştirme yoluna gittiğini’ söyledi. Süleymani, ABD’nin Tunus, Mısır ve diğer ülkelerdeki halk hareketlerini yönlendirdiğini ve yakın bir gelecekte, ‘direnişi destekleyen’ ülke ve örgütleri hedef alacağını, Amerikalıların, halkların talepleriyle ilgili olmadıklarını ve İsrail ile ilgili bir ‘hesap tasfiyesine’ girişeceklerini kaydetti. Kasım Süleymani, Şubat 2011’de Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’le görüşerek söz konusu ‘projeye’ karşı uyardı.

Putin Süleymani'ye ‘İkna oldum’ dedi
Hasan Nasrallah, Suriye savaşının başlangıcında Rusların ‘doğrudan askeri müdahalede’ bulunmadığını, bunun yerine Suriye rejimine lojistik ve iletişim konularında yardım ettiğini söyledi. Rusya’nın askeri müdahalesinin savaşın seyrinde son derece kritik olduğunun inkar edilemeyeceğini belirten Nasrallah, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ilk başlarda askeri müdahale ve sonuçlarını öngöremediği bir maceraya girme konusunda çekimser ve kaygılı olduğunu, İran’ın bu süreçte devreye girdiğini bildirdi. Kasım Süleymani Moskova’ya gitti ve Başkan Putin ve beraberindeki üst düzey siyasi ve askeri yetkililer ile iki saatlik bir görüşme gerçekleştirdi. Süleymani’nin Nasrallah’a bu konuda şunları aktardığı kaydedildi:
“Masaya Suriye haritasını koydum, Suriye ordusu ve destekçilerinin nerelerde konumlandığını, silahlı grupların nerelerde aktif olduğunu gösterdim. Neler yapılabilir, başarı şansı nedir, muhtemel sonuçlar ne olabilir, stratejik bir okuma yaparak anlattım. Putin bana ‘ben ikna oldum’ dedi. Bu oturum ışığı altında (Rusya’nın askeri müdahalesi) karar alındı.”

Rusya’nın Hizbullah’la açık koordinasyonu Halep’te başladı
Kasım 2016'da Hizbullah'a yakın bir medya kuruluşunda şu haber yer aldı;
“Halep şehri, Hizbullah saha komutanları ve Suriye'de bulunan Rus ordusunun subayları arasındaki ilk doğrudan görüşmeye tanık oldu. Toplantı Hizbullah’ın Halep savaşındaki başarılarının ardından Moskova'nın talebi üzerine gerçekleşti. Toplantıda, Suriye’deki güvenlik güçleri arasında daimi bir koordinasyon yapılması kararlaştırıldı.”
Aynı yılın aralık ayında Wall Street Journal gazetesinde Rus askeri uzmanlarına dayandırılan bir haberde, Rus Özel Kuvvetleri’nin Suriye ordusuna yardım etmek ve muhalif liderleri hedef almak için özellikle Doğu Halep’te iki aydır faaliyet gösterdiği belirtildi. Birçok uzmana göre Halep’in muhaliflerin elinden alınmasında en önemli rolü, Kırım’ın 2014’te ilhakında da yer alan Rus Özel Kuvvetleri üstlendi. Halep 2012’den itibaren muhaliflerle rejim güçleri arasında şiddetli çatışmalara tanık olmaktaydı, savaş sürecinde şehrin altyapısı neredeyse tamamen tahrip oldu ve binlerce sivil hayatını kaybetti. Halep’in Rusya ve İran’ın doğrudan desteğiyle rejim tarafından ele geçirilmesi, Suriye iç savaşının dönüm noktalarından birini teşkil etmekteydi. O zamanlar Moskova merkezli olan Cast düşünce kuruluşunun başkanı Ruslan Pukhov, Rus Özel Kuvvetleri’nin kendilerine Amerikan Ordusu Özel Harekât Birlikleri’ni rol model aldığını söyledi.
ABD merkezli The Daily Beast haber sitesi, Suriye’de 200 kişilik savaşçılardan sorumlu bir Hizbullah subayının “Bizler Ortadoğu’da Ruslarla stratejik müttefikleriz. Bize silah sağlıyorlar” ifadelerini aktardı. Lazkiye, Şam kırsalı, Kalemun ve İdlib’de savaşan Hizbullah subayı şunları söyledi:
“Rusya’nın hava operasyonları karadaki savaşın seyrini değiştirdi. İran destekli Hizbullah birlikleri bu sayede karada önemli ilerlemeler kaydetti’’ dedi. Daily Beast’in Hizbullah liderlerine dayandırdığını iddia ettiği haberine göre Ruslar bu süreçte hiçbir ön şart olmaksızın Hizbullah’a doğrudan ağır silah desteğinde bulundu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Aralık 2013'te ülkesinin, Suriye'ye hava savunma sistemleri gönderme konusunda son aşamada olduklarını duyurdu. Bir süre sonra Hizbullah kaynakları, Suriye rejiminden denge bozucu üst düzey silahlar aldıklarını açıkladı.”
Alman Bild gazetesi Nisan 2016’da  üst düzey İsrailli askeri yetkililere dayandırdığı haberinde, Rusya’nın Suriye rejimine sağladığı SA-17 hava savunma sisteminin Hizbullah’ın eline geçtiği iddia edildi. İsrailli yetkililer ayrıca Hizbullah’ın envanterine, Rus yapımı Yakhont seyir füzeleri, İran yapımı, Fatif-110, SS-21, SS-22 ve S-5 dahil olmak üzere farklı tiplerde füze sistemlerini dahil ettiğini bildirdi.

Ruslar Hizbullah'ın savaş tarzını beğeniyor
Aralık 2016'da Youtube üzerinden bir video yayınlayan Hizbullah savaşçısı, beraberindeki Rus Özel Kuvvetleri askerlerini göstererek şunları söyledi:
“Ruslarla ilişkimiz mükemmelden de öte. Ruslar gelip manevra ve taktiklerimizi inceliyor. Arap ordular Amerikalıları görmeye devam etsin, Ruslar savaş tarzımıza ve aramızdaki dayanışmanın gücüne hayran.”
Video kaydında görülen Rus askerlerinin berelerinde Hizbullah’a ait simgelerin yer alması dikkat çekiyordu.
SecDev Grup’ta Ortadoğu uzmanı olan ve Suriye savaşına odaklanan baş analist Alexander Corbay, Ocak 2017'de Hizbullah komutanlarından birinin şu sözlerini alıntıladı:
“Suriye hava güçleri yeterince dakik değil, hedefleri ıskalıyorlar ancak Ruslar bu konuda güvenilir.”
Corbay, Rus ordusunun Hizbullah’ın savaş kabiliyetini beğenmesinin, Fetih Ordusu Komutanı Ebu Ömer Serakib’in İdlib’de kontrol sağlamak amacıyla başlattığı çatışmalar sırasında Hizbullah’ın performansıyla oluştuğunu söylüyor. Bu süreçte muhalifler Halep kuşatmasını kırmak için bir genel saldırı başlatmış, ancak Hizbullah muhaliflerin elinde olan bölgeleri ele geçirebilmeyi başarmıştı. Ebu Ömer Serakib 2016 Eylül ayında kaynağı bilinmeyen bir hava saldırısında öldürülmüştü. Hizbullah yetkilisi Corbay’a “Ruslar bizi sahada gördüğünde duruyor ve hayranlıklarını ifade ediyor. Aynı şeyi Suriye ordusuna karşı sergilemiyorlar” diyor.
Moskova hem saldırı hem de savunmada etkili olan güçlü bir silahlı müttefikin savaşın içinde yer almasının kendisine çeşitli faydalar sağladığını düşünüyor. Corbay, Rus Özel Kuvvetleri’nden hızlı bir şekilde taktikler öğrenen Hizbullah’ın sahadaki varlığının Suriye rejiminin hava saldırılarından daha fazla kazanım sağladığına inanıyor. Hasan Nasrallah Temmuz 2019’da Rusya-İran ilişkilerine değinmiş ve şunları söylemişti:
“Bazı Arap yetkililer ve medya kuruluşları İran ve Rusya’nın Suriye’de karşı karşıya olduğuna dair evhamlar dillendiriyor. Sahada ve siyasi olarak Rusya ve İran arasında büyük bir koordinasyon var. Sürekli toplantı halindeler. İran ve Rusya birbirine hiç olmadığı kadar yakın. Tam bir fikir biliği olmasa da gayet uyumlu hareket ediyorlar.”

Hizbullah ‘cumhurbaşkanlığı savaşını’ Rusya'dan mı başlatacak?
Hizbullah’a yakın medya kaynaklarının da ifade ettiği gibi; 2016 yılında Hizbullah cumhurbaşkanı adayı Mişel Avn’ın seçilebilmesi için yakın ve uzak çevresini ikna girişiminde bulunmuştu. İkna edilenlerin başında Şii müttefiki Emel Hareketi lideri, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Hristiyan Marada Hareketi lideri Süleyman Franciye geliyordu. 2022’de ise tarih tekerrür ediyor. Hasan Nasrallah, cumhurbaşkanlığı seçimi için kollarını sıvadı ve müttefikleri Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH) başkanı Cibran Basil ve Marada Hareketi lideri Süleyman Franciye’yi bir araya getirdi. Her ne kadar konunun cumhurbaşkanlığı seçimi olduğu açıkça ifade edilmemiş olsa da başlık içeriğe dair bir izlenim uyandırıyor. Yakında, ‘cumhurbaşkanı adayımız şu kişidir’ ifadesini işiteceğimiz kesin.
Hizbullah, Nasrallah'ın önceden bir nabız yoklaması gerçekleşmesinin ardından, nisan ayında, araları bozuk olan Süleyman Franciye ve Cibran Basil’i bir iftar yemeğine davet etti. Franciye ve Basil, Nasrallah’ın garantörlüğünde uzlaştı. Toplantının ardından Franciye’nin 24 saatliğine Moskova’ya ziyaret gerçekleştirerek Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir görüşme yapması dikkat çekti. Rusya’ya yakın Lübnan basınında yer alan haberlere göre Franciye Lavrov’a, “Lübnan’ın bir sonraki cumhurbaşkanı ben olacağım, önümüzdeki seçimlerde ittifakımız 67 sandalye alacak” dedi. Lavrov ise misafirine, Lübnan Genelkurmay Başkanı Joseph Avn’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı ihtimalini sordu, Franciye bu soruyu yanıtsız bıraktı ve konuyu değiştirerek seçimlerdeki muhtemel başarılar üzerinde durdu. Aynı kaynaklar, Rusların, Ukrayna savaşındaki tutumu nedeniyle Cibran Basil’e öfkeli olduğunu ve ziyaret talebini reddettiğini aktardı.

Rusya, Ukrayna'daki savaşında Hizbullah’tan yardım alıyor mu?
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı geçen mart ayında Rusya'nın Suriye ve Hizbullah savaşçılarından oluşan bin savaşçıyı Ukrayna savaşında kullanmak üzere hazırladığını duyurdu. Açıklamada, ‘Eldeki bilgilere göre Ruslar şimdiden Esed rejimi ve Hizbullah güçlerinden bin gönüllü savaşçıyı istihdam etmek için girişimde bulundu’ denilmişti. Israel Hayom gazetesinde yer alan haberde, Hizbullah’ın yüzlerce savaşçısını Rus ordusu saflarında savaşmak üzere Ukrayna’ya göndermeye hazırlandığı iddia edildi. Haberde, Rus Wagner Grubu yetkilileriyle Hizbullah arasında Lazkiye’de bu hususta bir anlaşmaya varıldığı, bunun üzerine Humus kırsalındaki Kuseyr kasabasında bir ‘silah altına alma’ ofisi açıldığı ileri sürüldü. Söz konusu anlaşmanın karşılığında Rusların Hizbullah’a özel bir şirket aracılığıyla gelişmiş silahlar satma sözü verdiği belirtildi. Haberde yine, 800’e yakın Hizbullah unsurunun Ukrayna’da savaşma üzere hazırlandığı, gruplar halinde sevk edilecekleri ve ilk grubun tam teçhizatlı 200 kişiden oluşacağı ifade edildi. Ayrıca bu savaşçıların her ay 1500 dolara kadar maaş alacağı iddia edildi. Ancak Hasan Nasrallah milis güçlerini Ukrayna’ya göndereceği iddialarını kesin bir şekilde reddetti. Nasrallah şunları söyledi:
"Bugün bazı Arap medya kuruluşlarında Ukrayna Genelkurmay Başkanlığına dayandırılan haberler yayınlandı. Bu kuruluşlara göre üyelerimiz ve askeri uzmanlarımız, kent savaşlarında tecrübeli oldukları için Ukrayna’da Rus ordusu saflarında savaşıyormuş. Normalde yazılı açıklama yaparız ama yeri gelmişken söyleyeyim, bu iddiaları kati bir biçimde reddediyoruz.”
Ancak Rus yetkililer daha önce Ukrayna savaşında yer almak isteyen binlerce Suriyeli gönüllünden söz etmişti. Ukraynalı aktivistler, Rus ordusu saflarında savaşan bir ‘Suriyelinin’ cesedine ait görüntüleri yayınlamış ve maktulün cebinde 200 Suriye lirası bulunduğunu iddia etmişti.



Bağdat’ta ABD’nin çekilmesinin olası sonuçlarına ilişkin endişeler hâkim

Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki toptan satış pazarı Şorça (Reuters)
Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki toptan satış pazarı Şorça (Reuters)
TT

Bağdat’ta ABD’nin çekilmesinin olası sonuçlarına ilişkin endişeler hâkim

Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki toptan satış pazarı Şorça (Reuters)
Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki toptan satış pazarı Şorça (Reuters)

Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Sözcüsü bugün yaptığı açıklamada, 30 Eylül’ün tam anlamıyla kendi kendine yeterliliğe geçiş ve güvenlik sahasının yabancı şemsiyeye ihtiyaç duyulmadan ulusal güçlerin kontrolünde yönetilmesi açısından bir dönüm noktası olacağını belirtti. Sözcü, bu tarihin “devletin çerçevesi dışında hareket edilmesine yönelik her türlü gerekçeyi ortadan kaldıracağını ve resmi olmayan silahların tasfiye edilmesi konusunda kurumlara güvenlik ve meşruiyet sağlayacağını” belirtti.

Askeri sözcü Sabah el-Numan, resmi haber ajansına yaptığı açıklamada, “Irak Silahlı Kuvvetlerinin profesyonel performansı, siyasi kararın sağlam güvencesi ve Irak’ın birliği ile ulusal istikrarının temel teminatı olduğunu kanıtladı” dedi.

ABD’nin 30 Eylül’de Irak’tan çekilmesinin olası sonuçlarına ilişkin Bağdat’ta endişeler yaşanıyor. Piyasalarda hareketliliğin bozulduğu ve durgunluğun görüldüğü bir dönemde, hükümete yakın kaynaklar kamuoyunda dile getirilen uyarıların abartılı olduğunu ifade ediyor.

Irak hükümeti ve hükümetle ittifak halindeki siyasi güçler, çekilme tarihini “Irak egemenliği günü”ne dönüştürmeye hazırlanıyor. Ancak endişelerin odağında, silahların devletin kontrolünde toplanmasına yönelik sürecin olası sonuçları bulunuyor. Bazı Iraklı siyasetçiler söz konusu sürecin “silahların düzenlenmesi ve yönetilmesine yönelik bir plan” şeklinde yeniden tanımlanabileceğini belirtiyor.

Başbakan’ın güvenlik danışmanı Kasım el-Araci, televizyonda yaptığı açıklamada, “Devletin elindeki silahların tamamen kontrol altına alınması süreci tamamlandıktan sonra silah taşımayı yasa dışı biçimde sürdüren herkes devlet tarafından kanun dışı kabul edilecek ve hakkında terörist muamelesine kadar varabilecek sert tedbirler uygulanacak” dedi.

Ancak el-Araci, “silahların toplanması komisyonunun çalışmalarına bir süre sınırı getirildiğine ilişkin haberlerin doğru olmadığını” belirterek, “sürecin tamamlanması için belirlenmiş bir takvim bulunmadığını” ifade etti.

El-Araci, Koordinasyon Çerçevesi tarafından oluşturulan komisyonun doğrudan Başbakan’ın gözetiminde çalıştığını ve yasa dışı silah taşıyanlara yönelik hukuki işlemlerin, komisyonun çalışmalarını tamamlaması ve silahların tamamen devletin kontrolüne alınmasının ardından başlayacağını ifade etti.

Irak hükümeti sözcüsü Haydar el-Ubeydi ise 30 Eylül tarihinin “Irak’ın uluslararası koalisyon ülkeleriyle ilişkilerinde egemenliğe ve karşılıklı çıkarlara saygı temelinde ikili ilişkilere geçişin önünü açan bir egemenlik gereği” olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın resmi haber ajansından aktardığı açıklamasında el-Ubeydi, hükümetin, uluslararası koalisyonun askeri misyonunun sona erdirilmesine ilişkin üzerinde anlaşmaya varılan takvim ve mekanizmalar doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. El-Ubeydi, “Irak’ın, ulusal güvenliğini kendi kurumları ve silahlı kuvvetleri aracılığıyla yönetmesini sağlayacak anayasal, siyasi ve diplomatik araçlara sahip olduğunu” vurguladı.

Kürdistan Bölgesi’nin Erbil kentindeki Harir Üssü yakınlarında uçan bir ABD helikopteri (Arşiv - Rudaw)
Kürdistan Bölgesi’nin Erbil kentindeki Harir Üssü yakınlarında uçan bir ABD helikopteri (Arşiv - Rudaw)

Yaptırım endişesi

Hükümetin süren güvence açıklamalarına rağmen din adamları ve uzmanlar, çekilmenin ardından ortaya çıkabilecek sonuçlardan endişe duyuyor. Ebu Hanife Nu’man Camii imamı ve Cuma hatibi Abdülvahab es-Samurai, kendi ifadesiyle “Bağdat’a 1990’larda uygulanan yaptırımlara benzer ekonomik yaptırımların yeniden uygulanması ihtimaline” karşı uyarıda bulundu.

Samurai, “Hükümetimize ve Başbakan’a, bu halkın ve ülkenin onların sorumluluğunda olduğunu, sorumluluğun gereğinin ülkenin ve vatandaşların çıkarlarını grupların ve kişilerin çıkarlarının üzerinde tutmak olduğunu belirten bir mesaj ilettik” dedi.

Samurai, “Bazıları ekonomik yaptırımlardan söz ediyor ve ambargo günlerini hatırlatıyor. Bu nedenle yetkilileri ülkenin geleceğini riske atmaktan veya Iraklıların bir bölümünün taleplerini toplumun tamamının çıkarlarının önüne geçirmekten kaçınmaya çağırıyoruz” diye konuştu.

Endişeler genellikle silahların devletin kontrolünde toplanmasına yönelik planın aksaması ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. Birçok kişi bunu Irak’ın bölgesel izolasyona veya yaptırımlara maruz kalmasıyla ilişkilendiriyor. Ancak bazı siyasi güçler ve silahlı gruplar, silahlarının ellerinden alınmasına yönelik her türlü girişimi açıkça reddediyor.

Necef’in cuma imamı ve hatibi Sadr el-Din el-Kabançi ise “Irak’ta yaşanacak herhangi bir siyasi veya güvenlik kaynaklı istikrarsızlık,  bütün bölgede krize yol açacak ve küresel ekonomiyi sarsacaktır. Bu nedenle meseleler akılcı biçimde ele alınmalı” uyarısında bulundu.

Bununla birlikte, Irak hükümetine yakın siyasetçiler kamuoyunda dile getirilen uyarıların, “Washington ile Bağdat arasında yaptırım uygulanmasına ilişkin karşılıklı mesajlar gönderildiği yönündeki iddialar” da dahil olmak üzere abartılı olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2026’da Beyaz Saray’da Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’yi kabul ederken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2026’da Beyaz Saray’da Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’yi kabul ederken (AP)

Durgun piyasa ve yükselen dolar

Bu çelişkili açıklamalar, iç ticaretten sorumlu yerel kurumların verilerine göre yerel piyasalarda yaşanan durgunlukla eş zamanlı olarak yapılıyor.

Ekonomi alanında faaliyet gösteren “Eco Iraq” gözlemevi, yaptığı açıklamada, “paralel piyasada doların dinar karşısındaki kurunun eşi görülmemiş bir artış kaydettiğini” belirtti.

Gözlemevi, artışın tek bir faktöre bağlı olmadığını, “farklı ekonomik, finansal ve psikolojik unsurların bir araya gelmesinden kaynaklandığını” ifade etti. Açıklamada, başlıca nedenler arasında zaman zaman hareketlenen paralel piyasadaki spekülasyonların, dolara yönelik talebin artması ve arzın azalmasından yararlanması gösterildi.

Gözlemevi ayrıca, “30 Eylül sonrasına ilişkin belirsizlik ve beklentilerin, silahların devletin kontrolünde toplanması dosyasına ilişkin tartışmaların ve ABD yaptırımlarına yönelik iddiaların piyasadaki belirsizliği artırdığını ve bazı piyasa aktörlerini dolara yönelik talebi artırmaya ittiğini” kaydetti.

Nitekim Irak piyasalarında dolar satışlarında son günlerde sert yükselişler görülmeye başladı. Doların değeri 100 ABD doları başına 16 bin 200 Irak dinarının üzerine çıktı. Gözlemcilere göre bu artış mal ve ürünlerin ticaretini de etkiledi. Söz konusu gelişmeler, ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana aylardır devam eden ekonomik etkilerin üzerine eklendi.

Bağdat, Erbil ve Basra’daki tüccarlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, “alışveriş ve satış hareketlerinin daha önce görülmemiş seviyelere gerilediğini, bazı işletmelerin ikinci bir duyuruya kadar kapandığını” söyledi.

Öte yandan Başbakan Ali el-Zeydi’nin, Fransa ve Almanya’yı kapsayan Avrupa turunun ardından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere ABD’ye gitmesi bekleniyor. Zeydi’nin gündeminde ABD Başkanı Donald Trump ile bir görüşmenin de bulunabileceği yönünde tahminler dile getirilirken, Washington ve Bağdat yönetimleri şu ana kadar böyle bir görüşmeyi doğrulamadı.


İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.