Hizbullah ‘cumhurbaşkanlığı savaşını’ Rusya'dan mı başlatacak?

Moskova: Hizbullah’ın Suriye’deki varlığı hem askeri hem de siyasi olarak zaruri.

Lazkiye’de bir minibüste asılı olan, Esed, Nasrallah ve Putin’in bir arada göründüğü bir poster. (Reuters)
Lazkiye’de bir minibüste asılı olan, Esed, Nasrallah ve Putin’in bir arada göründüğü bir poster. (Reuters)
TT

Hizbullah ‘cumhurbaşkanlığı savaşını’ Rusya'dan mı başlatacak?

Lazkiye’de bir minibüste asılı olan, Esed, Nasrallah ve Putin’in bir arada göründüğü bir poster. (Reuters)
Lazkiye’de bir minibüste asılı olan, Esed, Nasrallah ve Putin’in bir arada göründüğü bir poster. (Reuters)

Sevsen Muhenna
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, 27 Aralık 2020'de bir televizyon kanalına verdiği röportajda Rusya’nın Suriye'ye askeri müdahalesi konusunun ayrıntılarına ilişkin açıklamalrda bulundu. Nasrallah’a göre, İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü’nün eski Komutanı Kasım Süleymani, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in istifasını duyurmasının ertesi günü Beyrut’a geldi. Nasrallah’la görüşen Süleymani, ‘bölgede uygulanmak istenen büyük bir projeyle ilgili endişelerini dile getirdi ve Amerikalıların, Arap Baharı bahanesiyle bölgedeki müttefiklerini değiştirme yoluna gittiğini’ söyledi. Süleymani, ABD’nin Tunus, Mısır ve diğer ülkelerdeki halk hareketlerini yönlendirdiğini ve yakın bir gelecekte, ‘direnişi destekleyen’ ülke ve örgütleri hedef alacağını, Amerikalıların, halkların talepleriyle ilgili olmadıklarını ve İsrail ile ilgili bir ‘hesap tasfiyesine’ girişeceklerini kaydetti. Kasım Süleymani, Şubat 2011’de Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’le görüşerek söz konusu ‘projeye’ karşı uyardı.

Putin Süleymani'ye ‘İkna oldum’ dedi
Hasan Nasrallah, Suriye savaşının başlangıcında Rusların ‘doğrudan askeri müdahalede’ bulunmadığını, bunun yerine Suriye rejimine lojistik ve iletişim konularında yardım ettiğini söyledi. Rusya’nın askeri müdahalesinin savaşın seyrinde son derece kritik olduğunun inkar edilemeyeceğini belirten Nasrallah, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ilk başlarda askeri müdahale ve sonuçlarını öngöremediği bir maceraya girme konusunda çekimser ve kaygılı olduğunu, İran’ın bu süreçte devreye girdiğini bildirdi. Kasım Süleymani Moskova’ya gitti ve Başkan Putin ve beraberindeki üst düzey siyasi ve askeri yetkililer ile iki saatlik bir görüşme gerçekleştirdi. Süleymani’nin Nasrallah’a bu konuda şunları aktardığı kaydedildi:
“Masaya Suriye haritasını koydum, Suriye ordusu ve destekçilerinin nerelerde konumlandığını, silahlı grupların nerelerde aktif olduğunu gösterdim. Neler yapılabilir, başarı şansı nedir, muhtemel sonuçlar ne olabilir, stratejik bir okuma yaparak anlattım. Putin bana ‘ben ikna oldum’ dedi. Bu oturum ışığı altında (Rusya’nın askeri müdahalesi) karar alındı.”

Rusya’nın Hizbullah’la açık koordinasyonu Halep’te başladı
Kasım 2016'da Hizbullah'a yakın bir medya kuruluşunda şu haber yer aldı;
“Halep şehri, Hizbullah saha komutanları ve Suriye'de bulunan Rus ordusunun subayları arasındaki ilk doğrudan görüşmeye tanık oldu. Toplantı Hizbullah’ın Halep savaşındaki başarılarının ardından Moskova'nın talebi üzerine gerçekleşti. Toplantıda, Suriye’deki güvenlik güçleri arasında daimi bir koordinasyon yapılması kararlaştırıldı.”
Aynı yılın aralık ayında Wall Street Journal gazetesinde Rus askeri uzmanlarına dayandırılan bir haberde, Rus Özel Kuvvetleri’nin Suriye ordusuna yardım etmek ve muhalif liderleri hedef almak için özellikle Doğu Halep’te iki aydır faaliyet gösterdiği belirtildi. Birçok uzmana göre Halep’in muhaliflerin elinden alınmasında en önemli rolü, Kırım’ın 2014’te ilhakında da yer alan Rus Özel Kuvvetleri üstlendi. Halep 2012’den itibaren muhaliflerle rejim güçleri arasında şiddetli çatışmalara tanık olmaktaydı, savaş sürecinde şehrin altyapısı neredeyse tamamen tahrip oldu ve binlerce sivil hayatını kaybetti. Halep’in Rusya ve İran’ın doğrudan desteğiyle rejim tarafından ele geçirilmesi, Suriye iç savaşının dönüm noktalarından birini teşkil etmekteydi. O zamanlar Moskova merkezli olan Cast düşünce kuruluşunun başkanı Ruslan Pukhov, Rus Özel Kuvvetleri’nin kendilerine Amerikan Ordusu Özel Harekât Birlikleri’ni rol model aldığını söyledi.
ABD merkezli The Daily Beast haber sitesi, Suriye’de 200 kişilik savaşçılardan sorumlu bir Hizbullah subayının “Bizler Ortadoğu’da Ruslarla stratejik müttefikleriz. Bize silah sağlıyorlar” ifadelerini aktardı. Lazkiye, Şam kırsalı, Kalemun ve İdlib’de savaşan Hizbullah subayı şunları söyledi:
“Rusya’nın hava operasyonları karadaki savaşın seyrini değiştirdi. İran destekli Hizbullah birlikleri bu sayede karada önemli ilerlemeler kaydetti’’ dedi. Daily Beast’in Hizbullah liderlerine dayandırdığını iddia ettiği haberine göre Ruslar bu süreçte hiçbir ön şart olmaksızın Hizbullah’a doğrudan ağır silah desteğinde bulundu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Aralık 2013'te ülkesinin, Suriye'ye hava savunma sistemleri gönderme konusunda son aşamada olduklarını duyurdu. Bir süre sonra Hizbullah kaynakları, Suriye rejiminden denge bozucu üst düzey silahlar aldıklarını açıkladı.”
Alman Bild gazetesi Nisan 2016’da  üst düzey İsrailli askeri yetkililere dayandırdığı haberinde, Rusya’nın Suriye rejimine sağladığı SA-17 hava savunma sisteminin Hizbullah’ın eline geçtiği iddia edildi. İsrailli yetkililer ayrıca Hizbullah’ın envanterine, Rus yapımı Yakhont seyir füzeleri, İran yapımı, Fatif-110, SS-21, SS-22 ve S-5 dahil olmak üzere farklı tiplerde füze sistemlerini dahil ettiğini bildirdi.

Ruslar Hizbullah'ın savaş tarzını beğeniyor
Aralık 2016'da Youtube üzerinden bir video yayınlayan Hizbullah savaşçısı, beraberindeki Rus Özel Kuvvetleri askerlerini göstererek şunları söyledi:
“Ruslarla ilişkimiz mükemmelden de öte. Ruslar gelip manevra ve taktiklerimizi inceliyor. Arap ordular Amerikalıları görmeye devam etsin, Ruslar savaş tarzımıza ve aramızdaki dayanışmanın gücüne hayran.”
Video kaydında görülen Rus askerlerinin berelerinde Hizbullah’a ait simgelerin yer alması dikkat çekiyordu.
SecDev Grup’ta Ortadoğu uzmanı olan ve Suriye savaşına odaklanan baş analist Alexander Corbay, Ocak 2017'de Hizbullah komutanlarından birinin şu sözlerini alıntıladı:
“Suriye hava güçleri yeterince dakik değil, hedefleri ıskalıyorlar ancak Ruslar bu konuda güvenilir.”
Corbay, Rus ordusunun Hizbullah’ın savaş kabiliyetini beğenmesinin, Fetih Ordusu Komutanı Ebu Ömer Serakib’in İdlib’de kontrol sağlamak amacıyla başlattığı çatışmalar sırasında Hizbullah’ın performansıyla oluştuğunu söylüyor. Bu süreçte muhalifler Halep kuşatmasını kırmak için bir genel saldırı başlatmış, ancak Hizbullah muhaliflerin elinde olan bölgeleri ele geçirebilmeyi başarmıştı. Ebu Ömer Serakib 2016 Eylül ayında kaynağı bilinmeyen bir hava saldırısında öldürülmüştü. Hizbullah yetkilisi Corbay’a “Ruslar bizi sahada gördüğünde duruyor ve hayranlıklarını ifade ediyor. Aynı şeyi Suriye ordusuna karşı sergilemiyorlar” diyor.
Moskova hem saldırı hem de savunmada etkili olan güçlü bir silahlı müttefikin savaşın içinde yer almasının kendisine çeşitli faydalar sağladığını düşünüyor. Corbay, Rus Özel Kuvvetleri’nden hızlı bir şekilde taktikler öğrenen Hizbullah’ın sahadaki varlığının Suriye rejiminin hava saldırılarından daha fazla kazanım sağladığına inanıyor. Hasan Nasrallah Temmuz 2019’da Rusya-İran ilişkilerine değinmiş ve şunları söylemişti:
“Bazı Arap yetkililer ve medya kuruluşları İran ve Rusya’nın Suriye’de karşı karşıya olduğuna dair evhamlar dillendiriyor. Sahada ve siyasi olarak Rusya ve İran arasında büyük bir koordinasyon var. Sürekli toplantı halindeler. İran ve Rusya birbirine hiç olmadığı kadar yakın. Tam bir fikir biliği olmasa da gayet uyumlu hareket ediyorlar.”

Hizbullah ‘cumhurbaşkanlığı savaşını’ Rusya'dan mı başlatacak?
Hizbullah’a yakın medya kaynaklarının da ifade ettiği gibi; 2016 yılında Hizbullah cumhurbaşkanı adayı Mişel Avn’ın seçilebilmesi için yakın ve uzak çevresini ikna girişiminde bulunmuştu. İkna edilenlerin başında Şii müttefiki Emel Hareketi lideri, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Hristiyan Marada Hareketi lideri Süleyman Franciye geliyordu. 2022’de ise tarih tekerrür ediyor. Hasan Nasrallah, cumhurbaşkanlığı seçimi için kollarını sıvadı ve müttefikleri Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH) başkanı Cibran Basil ve Marada Hareketi lideri Süleyman Franciye’yi bir araya getirdi. Her ne kadar konunun cumhurbaşkanlığı seçimi olduğu açıkça ifade edilmemiş olsa da başlık içeriğe dair bir izlenim uyandırıyor. Yakında, ‘cumhurbaşkanı adayımız şu kişidir’ ifadesini işiteceğimiz kesin.
Hizbullah, Nasrallah'ın önceden bir nabız yoklaması gerçekleşmesinin ardından, nisan ayında, araları bozuk olan Süleyman Franciye ve Cibran Basil’i bir iftar yemeğine davet etti. Franciye ve Basil, Nasrallah’ın garantörlüğünde uzlaştı. Toplantının ardından Franciye’nin 24 saatliğine Moskova’ya ziyaret gerçekleştirerek Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir görüşme yapması dikkat çekti. Rusya’ya yakın Lübnan basınında yer alan haberlere göre Franciye Lavrov’a, “Lübnan’ın bir sonraki cumhurbaşkanı ben olacağım, önümüzdeki seçimlerde ittifakımız 67 sandalye alacak” dedi. Lavrov ise misafirine, Lübnan Genelkurmay Başkanı Joseph Avn’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı ihtimalini sordu, Franciye bu soruyu yanıtsız bıraktı ve konuyu değiştirerek seçimlerdeki muhtemel başarılar üzerinde durdu. Aynı kaynaklar, Rusların, Ukrayna savaşındaki tutumu nedeniyle Cibran Basil’e öfkeli olduğunu ve ziyaret talebini reddettiğini aktardı.

Rusya, Ukrayna'daki savaşında Hizbullah’tan yardım alıyor mu?
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı geçen mart ayında Rusya'nın Suriye ve Hizbullah savaşçılarından oluşan bin savaşçıyı Ukrayna savaşında kullanmak üzere hazırladığını duyurdu. Açıklamada, ‘Eldeki bilgilere göre Ruslar şimdiden Esed rejimi ve Hizbullah güçlerinden bin gönüllü savaşçıyı istihdam etmek için girişimde bulundu’ denilmişti. Israel Hayom gazetesinde yer alan haberde, Hizbullah’ın yüzlerce savaşçısını Rus ordusu saflarında savaşmak üzere Ukrayna’ya göndermeye hazırlandığı iddia edildi. Haberde, Rus Wagner Grubu yetkilileriyle Hizbullah arasında Lazkiye’de bu hususta bir anlaşmaya varıldığı, bunun üzerine Humus kırsalındaki Kuseyr kasabasında bir ‘silah altına alma’ ofisi açıldığı ileri sürüldü. Söz konusu anlaşmanın karşılığında Rusların Hizbullah’a özel bir şirket aracılığıyla gelişmiş silahlar satma sözü verdiği belirtildi. Haberde yine, 800’e yakın Hizbullah unsurunun Ukrayna’da savaşma üzere hazırlandığı, gruplar halinde sevk edilecekleri ve ilk grubun tam teçhizatlı 200 kişiden oluşacağı ifade edildi. Ayrıca bu savaşçıların her ay 1500 dolara kadar maaş alacağı iddia edildi. Ancak Hasan Nasrallah milis güçlerini Ukrayna’ya göndereceği iddialarını kesin bir şekilde reddetti. Nasrallah şunları söyledi:
"Bugün bazı Arap medya kuruluşlarında Ukrayna Genelkurmay Başkanlığına dayandırılan haberler yayınlandı. Bu kuruluşlara göre üyelerimiz ve askeri uzmanlarımız, kent savaşlarında tecrübeli oldukları için Ukrayna’da Rus ordusu saflarında savaşıyormuş. Normalde yazılı açıklama yaparız ama yeri gelmişken söyleyeyim, bu iddiaları kati bir biçimde reddediyoruz.”
Ancak Rus yetkililer daha önce Ukrayna savaşında yer almak isteyen binlerce Suriyeli gönüllünden söz etmişti. Ukraynalı aktivistler, Rus ordusu saflarında savaşan bir ‘Suriyelinin’ cesedine ait görüntüleri yayınlamış ve maktulün cebinde 200 Suriye lirası bulunduğunu iddia etmişti.



Irak’ta Maliki’nin adaylığını veto eden ABD’den İran’a sert mesaj

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
TT

Irak’ta Maliki’nin adaylığını veto eden ABD’den İran’a sert mesaj

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)

Irak’ta yeni hükümetin kurulmasına ilişkin süreç, Nuri el-Maliki’nin başbakanlığa aday gösterilmesinin ardından Washington’dan gelen itirazlarla kilitlenme riskiyle karşı karşıya kaldı. ABD’nin, “ülkedeki İran nüfuzunu zayıflatmayan” bir hükümetin kurulmasına karşı çıktığı yönündeki mesajları, Maliki’nin görevden dışlanmasına yol açabilecek bir krize işaret ediyor. Washington, mevcut seçeneklerin Tahran’ın olası bir savaşı önleyecek bir anlaşmayı reddetmesi anlamına geldiğini değerlendiriyor.

Şarku’l Avsat, ABD’nin Koordinasyon Çerçevesi’nin pazartesi akşamı yaptığı toplantıya sunulan ve Washington’un başbakan ile diğer kilit görevler için izlenen aday belirleme mekanizmalarına itirazını içeren mesajın metnine ulaştı. Bu gelişme, Maliki’nin iki gün önce mecliste en fazla sandalyeye sahip blok tarafından başbakanlığa aday gösterilmesinin ardından yaşandı.

frgtyu7ı8
Maliki, Kasım 2025’teki son parlamento seçimleri sırasında bir sandık merkezinde (AFP)

Bir kaynak, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki önde gelen bir liderin pazartesi günü şafak vakti sürpriz bir ABD telefonu aldığını, görüşmede Washington’un hükümet kurma süreçlerinde İran’ın süregelen hâkimiyetine itirazının iletildiğini söyledi. Maliki liderliğindeki Kanun Devleti koalisyonundan üst düzey bir isim de ABD mesajının adaylığı sarstığını ve üçüncü dönem yolunu son derece zorlaştırdığını kabul etti.

Daha önce, ülkedeki en büyük Şii ittifak olan Koordinasyon Çerçevesi’nin, Maliki’nin adaylığı açıklanmadan önce ABD’den itiraz sinyalleri alıp almadığı ya da Washington’un tutumunun, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in adaylığı “onayladığı” yönündeki haberlerden sonra mı değiştiği tartışma konusuydu.

Ne oldu?

26 Ocak 2026 sabahı, bir Şii siyasi lider ABD’den aranarak, Koordinasyon Çerçevesi’nin İran’ın onayladığı bir hükümet kurma çağrısının yerel ve bölgesel çekinceleri gözetmediği, Irak’ta İran nüfuzunun süreceğine dair şüpheleri güçlendirdiği ve ülkeyi riskler ile yaptırımlara açık hâle getirdiği mesajını aldı. Mesajda, “Bunu kötü niyetli bir kontrol altındaki hükümet olarak değerlendiririz ve onunla çalışmama hakkımız vardır” denildi.

Geçici hükümetin başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin de ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan benzer bir telefon aldığı, Rubio’nun İran’ın kontrolündeki bir hükümetin Irak’ın çıkarlarını önceliklendiremeyeceği ve ülkeyi bölgesel çatışmalardan uzak tutamayacağı uyarısında bulunduğu aktarıldı.

İkinci dönem için siyasi ve idari nüfuzunu seferber eden Sudani’nin, sonunda Maliki lehine geri adım attığı ve onu “en güçlü isim” olarak savunduğu, ancak bu feragat karşılığındaki anlaşmanın hâlâ netleşmediği belirtiliyor.

ABD’nin diplomatik baskısı pazartesi akşamı daha da arttı. ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani’ye, “İran tarafından dayatılan bir hükümetin, Iraklıların ya da Suriyelilerin beklentileri ve ABD ile etkili bir ortaklık açısından başarılı olamayacağını” iletti.

Barrack’ın Irak ve Suriye halklarına atfı, Maliki’nin Şam’daki değişime yönelik tutumunu hatırlatıyor. Maliki, uzun süre Beşar Esad rejiminin güçlü bir siyasi müttefiki olmuştu.

frgthyu
Kürt lider Mesud Barzani, Cumartesi günü Erbil’in Salahaddin Mahallesi’ndeki Birmam’da ABD’nin Ankara Büyükelçisi Thomas Barrack’la bir araya geldi (Kürdistan Demokrat Partisi)

Barrack-Barzani görüşmesinin ardından, bugün (salı) yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçimi oturumunun ertelendiği açıklandı. Yaygın kanaate göre, Maliki’ye itiraz, Barzani’nin desteklediği bir cumhurbaşkanının seçilmesini de içeren bir uzlaşmayı durdurdu.

Kürt kaynaklar, oturumun Barzani’ye iletilen ABD mesajı sonrası Kürtlerin talebiyle ertelendiğini, Maliki’nin başbakanlığını garanti eden bir anlaşmayla cumhurbaşkanı seçmenin ABD’yi karşıya almak anlamına geleceğini söyledi. Aynı kaynaklar, Barzani’nin iki ay önce Maliki ile hükümet kurma konusunda uzlaştığı yönündeki iddiaların ardından geri attığını ifade etti.

Sert toplantı

26 Ocak akşamı Koordinasyon Çerçevesi, İslami Fazilet Partisi’nin merkezinde toplandı. Şii lider, ABD mesajının içeriğini ittifak üyelerine aktardı. Toplantıda, Maliki’nin adaylığının gözden geçirilmesini isteyenlerle itirazları görmezden gelip süreci sürdürmek isteyenler arasında bölünme yaşandı.

İttifak içinde, yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerden gelen mesajlara dair şüpheler artarken, yapı giderek “gevşek ve dağınık” bir blok olarak tasvir edilmeye başlandı. Karşılıklı güvensizlik ve suçlama atmosferi toplantıya damga vurdu. Bir katılımcının “Hiçbir dış tarafın itirazını dinlemeyeceğiz. Bu aşamada güçlü bir Maliki’ye ihtiyaç var” demesiyle tartışmanın büyüdüğü ve kavgaya dönüştüğü aktarıldı.

Maliki’yi nasıl hatırlıyoruz?

Toplantıda okunan mesaja göre ABD yönetimi, Iraklı liderlerin ülkeyi çatışmalardan uzak tutma yönündeki taahhüdünü destekliyor. Başbakan ve diğer kilit isimlerin seçimi Irak’ın egemen bir kararı olsa da Washington, gelecek hükümete ilişkin kendi egemen kararlarını çıkarları doğrultusunda alacağını vurguluyor.

Mesajda, ABD’nin önceliğinin bireysel isimlerden ziyade çıkarlar olduğu vurgulanıyor. Washington’a göre, güçlü bir ABD-Irak ortaklığı için İran destekli milisleri etkisiz hâle getiren, tehlikeli silahları devlet kontrolüne alan ve ABD tarafından terör örgütü kabul edilen grupları hükümete katmayan bir yönetim gerekiyor. Böyle bir hükümet, iki taraf için karşılıklı fayda sağlayabilir.

Irak’ın tüm toplumsal bileşenlerini kapsayan bir hükümet kurulması, bölgesel ortaklarla açılım politikasının sürdürülmesi ve mezhepsel kutuplaşma ile bölgesel gerilimlerin yaşandığı geçmiş dönemlere dönülmemesi çağrısı yapılıyor.

Mesajda ayrıca, Maliki’nin adaylığının Washington ve bölgede olumsuz hatırlanan önceki dönemleri geri getirebileceği uyarısı yer alıyor. Bu, Irak’ın ABD ile karşılıklı faydaya dayalı bir ortaklık içinde istikrar, refah ve güvenlik arayışında olduğu bir dönemde dile getiriliyor.

ABD kaynaklarından mesajın doğrulanması mümkün olmazken, Koordinasyon Çerçevesi’nden bir yetkili bunun “ABD yönetiminden gelen yeni ve kesin bir tutum” olarak aktarıldığını söyledi. Kanun Devleti ittifakından bir isim ise Maliki’nin adaylığının “artık çalışmayabileceğini” belirterek, “Dün üçüncü dönem ihtimalinin üzerine bir tavan çöktü” dedi.

xdfvgthy
Irak Parlamentosu, Salı günü yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçim oturumunu gerçekleştiremedi (AFP)

Öte yandan Kanun Devleti koalisyonu sözcüsü Akil el-Fetlevi, ABD’nin Maliki’nin adaylığından memnun olduğunu ve grupları kontrol edebileceğini savundu. Maliki’ye yakın isimler de görevlendirme şansının kaybedildiği iddialarını reddetti.

Maliki nasıl geçti?

Kaynaklar, cumartesi günü Maliki’nin adaylığının ilan edildiği “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısında, bazı Avrupa ve Arap ülkelerinden, bölgesel istikrarı güçlendirmeyebilecek “sorunlu seçeneklere” yönelik çekincelerin iletildiğini aktardı. Toplantıda bir üyenin “Ne zamandan beri bölgesel ve uluslararası görüşleri dinlemeyi seviyorsunuz?” dediği kaydedildi.

Adaylık açıklanmadan önce, çerçevenin ikinci kademesinden iki isim Tahran’a giderek orada yaşayan üst düzey bir liderle birlikte İranlı yetkililerle görüştü. Hamaney’in adaylığı gerçekten destekleyip desteklemediğini sordular ve “Anlaşmanızı memnuniyetle karşılıyoruz. Devam edin ve hızlanın. Zaman yok” yanıtını aldılar.

ABD’nin itirazının, İran’ın hükümet kurma sürecine doğrudan müdahalesi görünür hâle gelmeden önce Maliki’nin ismine yönelik olmadığı değerlendiriliyor. Bir Batılı diplomat, Hamaney’in Maliki seçeneğini onayladığının açıklanmasının Washington’u rahatsız ettiğini ve bu nedenle son saatlerde baskının artırıldığını söyledi.

Diplomata göre Maliki’nin adaylığı, ABD’nin İran’ı kendi şartlarıyla bir anlaşmaya zorlamak istediği bir dönemde geldi. Washington’un isimlerle genel bir sorunu yoktu; ancak bu aşamada İran’a yakın, tartışmalı bir hükümetin, bölgesel gerilimin tırmanabileceği hassas bir anda kabul edilemez olduğu düşünülüyor.

Diplomat, ABD hamlelerini, Tahran’a siyasi bağlılığını açıkça ilan eden bir Irak hükümetini engelleme, Şii güçleri daha az kışkırtıcı bir uzlaşmaya zorlama ve İran’a “müzakere ederken nüfuzunu genişletme” mesajı verme çabası olarak yorumladı.


Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
TT

Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)

Gazze Şeridi’nde ortaya çıkan silahlı çeteler, son dönemde örgütlenme ve operasyonel taktiklerini değiştirerek “Hamas” yönetimini güvenlik açısından zorlamaya başladı. İlk aşamada dağınık ve etkisiz yapılar olarak görülen bu gruplar, özellikle son bir ayda gerçekleştirdikleri suikastlarla dikkat çekti.

Başlangıçta dağınık hareket eden çeteler zamanla organize oldular

İlk aşamada “Hamas” yönetimini zorlayabilecek bir güç olarak görülen silahlı çeteler, ilerleyen süreçte beklentilerin gerisinde kaldı. Dağınık yapıları ve sürdürülebilir bir örgütlenme kuramamaları, bu grupların etkisini zayıflattı.

sdfrg
Gazze’de “Hamas” karşıtı silahlı bir gruba liderlik eden Filistinli Yaser Ebu Şebab (Yedioth Ahronoth tarafından yayımlanan fotoğraf)

En fazla ün kazanan yapı, daha önce Hamas yönetimi tarafından adli suçlar nedeniyle tutuklu bulunan Yaser Ebu Şebab’ın liderliğini yaptığı çeteydi. Ebu Şebab, Ekim 2023’te savaşın başlamasıyla serbest kaldıktan sonra, akrabaları ve yakın çevresiyle birlikte insani yardımların yağmalanmasında rol aldı ve Refah’ın doğusunda, İsrail kontrolündeki bölgelerde silahlı bir grup kurdu.

İsrail’in bir süre Ebu Şebab çetesini Hamas’a karşı alternatif bir güç olarak değerlendirdiği, Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’ndan gelen yardımların yağmalanması ve Hamas karşıtı ailelerle yaşanan silahlı gerilimlerde bu grubu dolaylı olarak kullandığı belirtiliyor.

dfrt
Husam el-Esdal (fotoğrafta ortada), Gazze Şeridi’nde çekildiği belirtilen, tarihsiz bir karede silahlı grubunun üyeleriyle birlikte; fotoğraf Facebook’ta yayımlandı (Esdal’ın Facebook sayfası)

Hamas ise her seferinde bu girişimlere sert şekilde karşılık verdi. Çatışmalarda her iki taraftan da kayıplar yaşanırken, özellikle çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bazı aileler ağır bedeller ödedi. Ateşkes sonrasında Hamasın daha da güçlenerek bazı aşiret ve ailelere yönelik operasyonlar düzenlediği, bunun da İsrail’le iş birliği yapanlara yönelik caydırıcı bir mesaj olarak görüldüğü ifade ediliyor.

Yeni çeteler, yeni yöntemler

Bu süreçte Gazze’nin farklı bölgelerinde başka silahlı çeteler de ortaya çıktı. Güney Han Yunus’ta Husam el-Esdal, Gazze kentinin doğusunda Rami Halis, kuzeyde Eşref el-Mansi ve en son olarak Han Yunus’un kuzeydoğusunda Şevki Ebu Nasira’nın liderliğinde gruplar kuruldu. Bu yapılar kendilerini “terörle mücadele güçleri” veya “halk güçleri” gibi adlarla tanımladı.

sdfvgth
Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları, Gazze’nin güneyindeki Refah’ta (Arşiv – Reuters)

Yaser Ebu Şebab’ın Refah’ın doğusunda ailevi bir anlaşmazlığı çözmeye çalışırken öldürülmesinin ardından, grubun fiili liderliğini yardımcısı Gassan ed-Dehini üstlendi. Ancak Ebu Şebab çetesinin etkisi, liderinin öldürülmesiyle birlikte büyük ölçüde azaldı. Bazı üyeleri Hamas tarafından düzenlenen pusularda öldürüldü ya da yakalandı.

gthyyju
Husam el-Esdal (WAFA)

Son dönemde özellikle Rami Halis’in liderliğindeki çetenin taktik değişikliğine gittiği belirtiliyor. Bu grubun, Şucaiyye ve Tuffah mahallelerinde “sarı hat” olarak bilinen bölgeye yaklaşan sivillere ateş açtığı ve bir konut alanını İsrail talebiyle boşalttığı bildirildi. Bu gelişme, çetelerin daha tehlikeli bir aşamaya geçtiği şeklinde yorumlandı.

Suikastlar alarm zillerini çaldırdı

Son bir ay içinde iki Hamas güvenlik yetkilisinin evlerinin yakınında öldürülmesi, dengeleri değiştirdi. İlk suikast 14 Aralık 2025’te Orta Gazze’deki Megazi Mülteci Kampı’nda, İç Güvenlik Teşkilatı mensubu Ahmed Zemzem’e yönelik gerçekleştirildi. İkinci suikast ise 12 Ocak’ta Han Yunus’ta, Hamas hükümetine bağlı istihbarat müdürü Mahmud el-Esdal’ın öldürülmesiyle yaşandı.

dfgt
Gazze’de Hamas mensubu savaşçılar (Arşiv – Reuters)

Saha kaynaklarına göre bu iki saldırı, Şevki Ebu Nasira ve Husam el-Esdal’ın liderliğindeki gruplar tarafından, uzun süreli takiplerin ardından gerçekleştirildi. Operasyonlarda susturucu takılı tabancalar ve vücuda monte edilmiş küçük kameralar kullanıldığı, bunun da İsrail desteğine işaret ettiği ifade ediliyor.

Aynı kaynaklar, bu çetelerin ilk kez İsrail yapımı yeni silahlar, hatta tanksavar mühimmatları temin ettiğini belirtiyor. Daha önce bu düzeyde bir silah desteği, diğer çetelere verilmemişti.

İsrail’le bağlar ve güvenlik kaygısı

Saha bilgilerine göre Ebu Nasira ve Husam el-Esdal, geçmişte Filistin Yönetimi güvenlik aygıtlarında üst düzey görevlerde bulundu. El-Esdal’ın İsrail istihbarat servisleri tarafından eğitildiği ve 2018’de Malezya’da “İzzeddin el-Kassam Tugayları” mensubu mühendis Fadi el-Batş’ın suikastında rol aldığı iddia ediliyor.

dcfrgty
Gazze kentinde bir bölgeyi koruyan Hamas mensubu iki silahlı kişi (Arşiv – AFP)

Bu iki ismin sahip olduğu güvenlik ve istihbarat tecrübesinin, özellikle Hamasın yeni kadroları arasından eleman devşirmelerini kolaylaştırdığı belirtiliyor.

Hamas alarmda

Yaşanan gelişmeler, Hamasın güvenlik alarm seviyesini yükseltmesine yol açtı. Hareket, lider kadrosu ve güvenlik mensuplarına yönelik yeni talimatlar yayımlayarak, günlük hareket güzergâhlarının değiştirilmesini, kişisel güvenliğin artırılmasını ve cep telefonu kullanımının sınırlandırılmasını istedi.

cdfgt
Gazze kentindeki bir caddede Hamas’a bağlı polis unsurları, 1 Ekim 2025 (Reuters)

Hamas kaynakları, İsrail’in istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde, bu silahlı çetelerin yeni suikastlar düzenleyebileceği endişesiyle önlemlerin sıkılaştırıldığını vurguluyor.


Aden, güvenlik, temizlik ve kapsamlı organizasyon kampanyalarıyla sivil yaşamın yeniden tesis edilmesini teşvik ediyor

Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
TT

Aden, güvenlik, temizlik ve kapsamlı organizasyon kampanyalarıyla sivil yaşamın yeniden tesis edilmesini teşvik ediyor

Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)

Yemen’in geçici başkenti Aden, sivil kimliğini yeniden kazanmak, devletin ve kurumlarının varlığını güçlendirmek amacıyla kapsamlı bir dizi adımı hızla hayata geçiriyor. Güvenlik düzenlemeleri, geniş çaplı temizlik kampanyaları, trafik ve ulaşımın yeniden organize edilmesi ile ekonomik ve kültürel öncelikli dosyaların canlandırılmasını kapsayan bu adımlar, kentin genel görünümünü iyileştirmeyi hedefliyor.

Söz konusu çalışmalar, hizmet kalitesini artırmayı, istikrarı pekiştirmeyi ve Aden’i birlikte yaşam kenti olarak yeniden konumlandırmayı amaçlayan bütüncül bir vizyon çerçevesinde yürütülüyor.

Bu kapsamda Amalika Tugayları, Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman el-Mahrami’nin talimatları doğrultusunda, askeri güçlerin Aden dışına yeniden konuşlandırılmasına yönelik planın ikinci aşamasını uyguladı. Buna göre, diplomatik bölgenin güvenliğinin sağlanmasına ilişkin görevler ulusal güvenlik güçlerine devredildi. Bu adım, askeri birliklerin şehir dışına çıkarılması ve kurumsal güvenlik yapısının güçlendirilmesi sürecinde önemli bir aşama olarak değerlendiriliyor.

Teslim edilen bölgeler arasında, çok sayıda büyükelçilik, konsolosluk ve uluslararası kuruluşun merkezlerine ev sahipliği yapan Büyükelçilikler Mahallesi ile el-Urud Meydanı da yer aldı. Bu durum, diplomatik öneme sahip hayati bölgelerde en üst düzey güvenliğin sağlanmasına verilen önemi ortaya koyuyor.

fdvedrv
Aden'deki kampların kaldırılması planının ikinci aşamasının uygulanmasına başlandı. (Hükümet medyası)

Bu adımlar, askeri birliklerin şehirlerin dışına konuşlandırılmasını öngören daha geniş kapsamlı bir planın parçası olarak gerçekleştiriliyor. Amaç, silahlı görüntüleri azaltmak, vatandaşların güvenini artırmak ve sivil yaşam için istikrarlı bir ortam hazırlamak.

Amalika Tugayları, bu ayın başında, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ve yerel yönetim ile koordineli olarak, kamu düzeninin korunması ve kamu ile özel çıkarların güvence altına alınmasını desteklemek için müdahalede bulunmuştu. Bu süreçte Suudi Arabistan liderliğindeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, askeri kamp ve birliklerin şehir dışına çıkarılmasını, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesini ve askeri yapılanmanın yeniden yapılandırılmasını sürdürüyor.

Temizlik ve topluluk ortaklığı

Güvenlik çalışmalarının paralelinde, Aden yerel yönetimi, vilayetin tüm ilçelerinde ‘Güçlü ve Sivil Yeni Aden İçin Birlikte’ sloganıyla kapsamlı bir temizlik kampanyası başlattı. Aden Valiliği Birinci Vekili Muhammed Şazeli’nin başkanlık ettiği geniş katılımlı toplantıda, kampanyanın uygulanma mekanizmaları ele alındı. Toplantıya geniş bir toplum kesimi dahil edilirken, tüm ilçelerde ayda bir gün temizlik günü olarak belirlenmesi kararlaştırıldı.

frgthy
Aden, Yemen'de medeniyetin ve birlikte yaşamanın sembolünü temsil ediyor. (Yerel medya)

Şazeli, kampanyanın temizlik kültürünü ortak bir sorumluluk olarak yerleştirmeyi, toplum temelli çalışmaları güçlendirmeyi, kentin genel görünümünü iyileştirmeyi ve çevrenin korunmasını hedeflediğini vurguladı. Şazeli, gençler, öğrenciler ve kadınlar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti; okullarda farkındalık programlarının desteklenmesi, medyanın aktif rol oynaması ve yerel sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün kampanyanın başarısına katkıda bulunması gerektiğini belirtti.

Buna karşılık, Temizlik ve Kent Geliştirme Fonu’nun İcra Direktörü Kaid Raşid, kampanyanın düzenli ve sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesi için gerekli teknik ve lojistik imkanları sağlayacağını ve ilgili kurumlarla koordinasyonu üstleneceğini taahhüt etti.

Toplantıda ayrıca, kampanyayı hazırlamak ve denetlemek üzere küçük bir komite kurulması kararlaştırıldı. Kampanya, önce pilot uygulama olarak bir ilçede başlatılacak ve değerlendirme sonrasında diğer ilçelere genişletilecek.

Dosyaları düzenleme ve taşıma

Sivil yaşamın normalleşmesi ve Aden’in sivil kimliğinin yeniden kazanılması çerçevesinde, Aden Valisi ve Devlet Bakanı Abdurrahman Şeyh el-Yafei, kara ulaşımı ofisi ve trafik polisi yönetimi yetkililerinin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, ulaşım ve trafik sektörlerinin düzenlenmesi ele alındı. Vali, kurumsal performansın yükseltilmesinin, özellikle vatandaşların hizmet alma kalitesini artırmada önemli rol oynayacağını vurguladı ve mevcut yaşam zorlukları göz önünde bulundurularak hizmetlerin iyileştirilmesinin önemine dikkat çekti.

fvgfr
Aden'deki trafik ve yolcu taşımacılığı istasyonlarının yeniden düzenlenmesi toplantısından (Hükümet medyası)

Toplantıda, yolcu taşımacılığı istasyonlarının düzenlenmesi, bazı istasyonların şehrin dış mahallelerine taşınarak trafik yoğunluğunun azaltılması ele alındı. Ayrıca, yetkililer resmi taksi plakalarının belirlenmesi, etiketlenmesi ve tüm ulaşım araçlarının güzergâhlarının tespit edilmesi konularını görüştü. Araçların teknik muayene süreçleri ve farklı kategorilere göre ücretlendirme mekanizmaları da değerlendirildi; bu adımların trafik güvenliğini artıracağı ve sektörde düzeni sağlayacağı vurgulandı.

Toplantıda ayrıca, farklı ilçelerden öğrencilere ücretsiz taşımanın yeniden başlatılması planları da ele alındı. Bu uygulamanın, ailelerin ekonomik yükünü hafifletmek ve eğitim sürecini desteklemek amacıyla hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Aden Valisi, Aden Rafinerileri Şirketi’nin mevcut durumunu ve yeniden işletilmesini engelleyen sorunları da inceledi. Vali, karşılaşılan zorlukların Başkanlık Konseyi ve hükümete iletilerek çözülmesini ve rafinerinin faaliyetlerinin hızla yeniden başlatılmasını talep etti.

Kültürel alanda ise Vali, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) projesi yöneticisi Nuno Oliveira ile Aden’in kültürel mirasının korunması ve tarihi mirasının yaşatılması için ortaklığın güçlendirilmesini görüştü. Toplantıda, UNESCO’nun gelecek planları, tarihi evlerin restorasyon projesinde kaydedilen ilerleme ve erken uyarı sisteminin yeniden aktive edilerek risk ve felaketlerin önlenmesine yönelik olasılıklar değerlendirildi.