Dünyada ilk olacak yeni bir lazer için Türkiye'den bilim insanı 2,5 milyon euroluk hibe aldı

Türkiye tarihinde çok az sayıda bilim insanının almayı başardığı hibe sayesinde yeni bir lazer geliştirilebilecek.

Dünyada ilk olacak yeni bir lazer için Türkiye'den bilim insanı 2,5 milyon euroluk hibe aldı
TT

Dünyada ilk olacak yeni bir lazer için Türkiye'den bilim insanı 2,5 milyon euroluk hibe aldı

Dünyada ilk olacak yeni bir lazer için Türkiye'den bilim insanı 2,5 milyon euroluk hibe aldı

Lazer fiziği alanında dünyada ilk olacak bir araştırma yapılacak. Türkiye tarihinde çok az sayıda bilim insanının almayı başardığı hibe sayesinde yeni bir lazer geliştirilebilecek.  
Avrupa'nın en prestijli bireysel araştırma hibesi olan Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) Gelişmiş Hibe (Advanced Grant) sayesinde 2,5 milyon euro 5 yıl süreyle dünyada eşi olmayan bir lazerin keşfedilmesi için kullanılacak.
Joker gibi görev yapacak evrensel bir lazer geliştirmeye çalışan Bilkent Üniversitesi'nden Doç. Dr. Ömer İlday, bu amaç için yeni yaklaşım geliştirdi ve buna "ikincil kilitlenme" ismi verildi. 
Bu fikir, modern parçacık ve kuantum fiziğinin temelini oluşturan ikincil kuantizasyon kavramını lazerlere adapte etmeyi hedefliyor.
Böylece binlerce ışıl atımı lazerin içinde kendiliğinden yan yana dizilerek şimdiye kadar ulaşılamamış ultra yüksek frekanslara ulaşacak.
Dr. İlday, bu şekilde bir lazer gerçekleştirilebilirse, camdan canlı dokuya her türlü malzeme üzerinde yüksek hassasiyette etkin olabileceğini iddia ediyor. 
Ultra hızlı lazerler sayesinde günümüzde de malzemeye hiç zarar vermeden çok hassas işlem yapılabiliyor. Örneğin, cep telefonu ekran camları böyle lazerlerle kesiliyor.
Ancak günümüzde bu tip lazerler hem yavaş hem pahalı hem de uygulamaya özelleşmiş oluyor. Örneğin, bir diş protezini 3 boyutlu basacak yazıcının lazeri ile aynı protezin yüzeyinin doku tutunması için optimize edecek bir lazer birbirinden tamamen farklı.
Oysa, bu işlemlerin tek bir sistemde birleştirilmesinin sayısız avantajı var. İlday, "Karmaşık bir sürü pahalı lazer kullanmaktansa tek bir tane evrensel lazer çözümü mümkün olmasını hedefliyoruz" diyor. 
Dünyada ilk olan lazer çalışmasının detayları ile ilgili Bilkent Üniversitesi'nden Doç. Dr. Ömer İlday ile dünyada ilk olan lazer çalışmasının detaylarını Independent Türkçe'den Esra Öz'e anlattı.

Doç. Dr. Ömer İlday, Independent Türkçe için Esra Öz'ün sorularını yanıtladı

- Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) Gelişmiş Hibe (Advanced Grant) nedir? 
ERC Advanced Grant sadece hem yüksek getirisi olan hem de yüksek bilimsel riski olan sıra dışı fikirleri fonlayan dünyada eşi olmayan bir mekanizma.
Çok prestijli çünkü çok iyi bir değerlendirme süreci olduğu konusunda camianın güvenini kazanmış durumda. Temel değerlendirme kriterleri de hem adayın yani başvuran kişinin hem de önerilen fikrin bilimsel mükemmeliyetini kapsıyor. 
Fikirdeki bilimsel mükemmeliyet derken, büyük ilerlemeler öne süren, sadece teknik değil, kavramsal yenilikler getirecek projeleri hedefliyor. Bu yapısıyla kolay kolay başka bir fon kaynağı tarafından desteklenemeyecek kadar cesur fikirleri hedefliyor. 

- Türkiye'den bu zamana kadar kaç kişi aldı?
Bildiğim kadarıyla bu zamana kadar benimle birlikte Türkiye'den sadece 3 kişi aldı. Bu sene benimle aynı anda yine Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden Tolga Duman aldı. Daha önce de Koç Üniversitesi'nden Hakan Ürey almıştı. 

- Hibeyi kimler kazanabilir? Türkiye'den bu kadar az bilim insanının kazanmasının nedeni nedir? Bu hibe ne olması gerekiyor da kazanılabilsin?
Bu hibelere her camiadan her alandan insanlar başvurabiliyor. Hangi ulustan olduğunuz önemli değil. Hatta hangi ülkeden olduğunuz da önemli değil. Sadece projenizi Avrupa'dan bir ülkede hatta Avrupa ile afiliye Türkiye'nin de dahil olduğu ülkeler grubunda yapmanız gerekiyor. Dolayısıyla Japonya'dan başvurup, alıp projeyi aldıktan sonra Avrupa'ya taşımayı da planlayacak olabilirsiniz. 
Konu ayrımı yapmıyorlar, matematikten sosyolojiye tıptan fiziğe kadar her alanda başvurulara açık. Alanlara göre paneller oluşturuluyor. Çok sayıda konulara göre panel var. Fiziksel bilimlerde yaklaşık 10 kadar farklı panel var, diğer bilim alanlarında da benzer şekilde paneller bulunuyor. 
Kriterlerden bir tanesi de bilimsel mükemmeliyet yani, alanında lider ve belli bir konuda en önemli çalışmalara imza atmış, tanınmış kişiler olmanız bekleniyor. Advanced Grant almak için, aynı kuruluş ERC'nin üç grubu var. İlki başlangıç hibeleri, bunlara doktoranızı aldıktan en erken 2 yıl, en çok 7 yıl sonra başvurabiliyorsunuz.
Orta grup, toparlayıcı (consolidator) denilen hibeler var. Bunlar da ilk aşamanın süresi bittikten sonra başlıyor. Doktoradan 7 yıl sonra ve 12 yıla kadar uzayabiliyor.  
Gelişmiş hibeye ise, orta dönem bittikten sonra başvurabiliyorsunuz. Bu hibe için bir üst sınır yok. Dolayısıyla alması en zor olanı çünkü rakiplerinizin bir üst sınırı yok. Sizden kariyer olarak 20 yıl ileride birisi, hatta Nobel almış bir bilim insanıyla aynı panelde yarışıyor olabilirsiniz. 

-Peki, bu hibenin avantajları neler? Neler kazanıyorsunuz? 
Hibenin finansal değeri araştırmamız için önemli ama kanımca ondan da önemli olarak saygınlığı birçok alanda önünüzü açacak seviyede. Ama tabii ki finansal desteğin güçlü ve 5 yıla yayılmış olması da önemli çünkü yüksek riskli, yüksek hedefli projeler uzun soluklu, sabırlı ve maliyetli çalışmalar gerektiriyor.
Tipik bilimsel projeler daha kısa süreli olur, en çok 3 yıla hatta 2 yıllık bir süre de olabiliyor. Bu şekilde kısa sureler haliyle daha az riskli fikirlere odaklanmayı gerektiriyor. Zaman baskısı olmadan araştırmacıların uzun dönemli finansal olarak da bir stres hissetmeden cömert bir destekle fikirlerin üzerine çalışılması çok önemli.
Ben maksimim limit olan 2,5 milyon Euro destek aldım. Orta düzey ERC için 2 milyon Euro, başlangıç seviyesi için bir buçuk milyon Euro üst sınırı var.
Yani ERC diyor ki; acele etmeyin büyük bir balığın yani büyük bir fikrin peşinde koşun, buyurun, bolca kaynak, bolca süre. ERC verdiği projelerin hepsinin başarılı olmasını istemiyor. Çünkü, eğer fazla başarılı ise, yeterince risk almadığı anlamına geliyor.  Risk almalıyız ki gerçekten sıra dışı, çığır açacak araştırmalar çıkabilirsin.  
Bence enfes bir fonlama sistemi, daha önce de orta düzey hibe ve köprü hibesi aldım.  İşleyişinden de felsefesinden da sonra derece memnunum.  Bol kaynak, zaman baskısı yok ama yeter ki önemli bir fikri ileriye götürün, benim felsefeme çok uygun.

- Bunu kazandıktan sonraki süreçte neler olacak?
Bir takım yasal süreçler yaşanması gerekiyor ve bu projenin yürütülmesi için bir kontrat hazırlanacak oldukça standart bir aşama, ardından bir başlangıç tarihi belirlenecek. Bütün bu süreçler yerine getirildikten sonra proje başlayacak. Ondan sonra 5 yıl boyunca sadece bu fikri düşüneceğim.
Vaktimin ve kafamın neredeyse tamamını buna ayırmayı planlıyorum. Çünkü yine benim çalışma stilim bunu gerektiriyor. Ben bir şeyi yoğun olarak düşünmekten büyük zevk alıyorum. Çok zor hedeflerim var. Sabah-akşam, işimin başındayken de yolda yürürken de sürekli bunu düşünmek istiyorum. 

- Neler bulmuştunuz ve sonrasında bu projeyi çılgın bir proje olarak görülüp desteklenmesinin nedeni nedir?
Süper iletkenliği düşünün, tek tek elektronlara bakarak tahmin etmesi imkansız bir takım karakteristikler oluşturabiliyor. Aynı şey lazerler alanında da geçerli. Çalışmalarıma, lazerlerde karmaşık yapıların ortaya çıkmasını araştırarak başladım. Doğru şartları bir araya getirip lazeri oluşturan fotonları veya kip dediğimiz frekansları birbiriyle bir ilişkiye soktuğunuz zaman, lazer bir anda kendiliğinden son derece kısa ışık dalgaları oluşturmaya başlıyor.
Bunlara ultra hızlı lazer atımları deniyor. Bunlar kendiliğinden ortaya çıkıyor.  Siz şartları sağlıyorsunuz, ondan sonra bu atımı oluşturan faktör kendiliğinden bir araya geliyor.  Bu konuda bir takım kayda değer katkılarda bulunduktan sonra bu fikirden esinlenerek 2013 yılında yeni bir öneri getirdim. 
Bu çalışmamın başlangıcını aslında eşim Serim'in şu soruyu sorması tetikledi: "Lazerde oluşan bu kendiliğinden organizasyon fikrini, neden malzemelerin üzerinde kendiliğinden desen oluşumuna uygulamıyoruz?"  
Yani lazeri kullanarak öyle bir şey yapalım ki, lazeri yüzeyin üzerine ışıttığımız zaman, kendiliğinden hedeflediğimiz, istediğimiz desenler ortaya çıksın.  Bu fikirle ERC'den orta düzey destek aldım.  Enteresan birtakım sonuçlar buldum. Bu bulgulardaki bir sürpriz yeni projemin kavramsal temelini oluşturdu. Şöyle: Lazer malzeme benzetmesini yaparken bütün taşlar yerine oturuyor ama bir nokta tam tutmuyordu.
Matematiksel olarak bir farklılık vardı. Benzetmek gerekirse, suratımızın sağı ile solu birbirinin ayna görüntüsü. Ancak, düşünün ki, ayna görüntüsü tamam ama bir de baş aşağı dönmüş çıkıyor.  Bu enteresan gelmişti, böyle baş aşağı değil de tam aynısı olsa derken, malzemedekini lazere benzetmek yerine, lazeri malzemedekine benzetsem diye düşününce, şu an desteğini aldığım fikir ortaya çıktı.

- Daha önceki bulduğunuz çalışmadan da biraz söz edebilir misiniz? Aslında olması beklenen acısız lazer cerrahisi ya da dişte kullanılmasını sağlayacak lazer dünyada ilk sizin tarafınızdan bulundu. Farklı nasıl bir özelliği var?
Lazerle malzeme işleme, bugün 10 milyar dolarlık bir sektör. Aklınıza gelebilecek her türlü işlem yapılıyor. Bu otomobil veya gemi imalatında santimetre kalınlığında çeliklerin kesilmesi de olabilir, bir göz ameliyatı da olabilir. Hatta kullandığımız cep telefonunun kamerası için camının üzerinde yuvarlak bir delik açılması da olabilir, hassas bir üç boyutlu baskı cihazında elde ettiğiniz bir objenin basılması da olabilir. 
Bu lazerlerin arasında ultra hızlı dediğimiz yani son derece kısa atımlar oluşturan lazer tiplerinin özel bir yeri var. Çünkü bunlar malzemeyi ısıtmadan, etrafa zarar vermeden çok hassas bir şekilde işlemenizi sağlıyor. Bunu ben keşfetmedim, 10 yıllardır bilinen bir fikir. Benim keşfettiğim şu; normalde lazerde çok güçlü atımlar oluşturuyorsunuz ve bunları uzun aralıklarla malzemeye gönderiyorsunuz.
Malzemeye biri geliyor, mikroskobik bir miktarını buharlaştırıyor sonra malzeme davranışı açısından sonsuz derecede uzun diyebileceğimiz bir süre geçtikten sonra bir sonraki atım geliyor ve aynı süreci tekrar ediyor.  Bu süreç güzel çalışıyor fakat hem yavaş hem verimsiz.
Biz bu her atımın enerjisini binlerce küçük atıma bölelim ve bunları çok kısa aralıklı bir şekilde ardışık olarak gönderelim dedik. Her bir atım artık çok zayıf ve hiçbiri tek başına olsa malzemeye hiçbir etkide bulunamayacak durumda, fakat binlercesi ardışık şekilde geldiği zaman kolektif bir şekilde yani imece usulüyle malzeme üzerinde benzer bir etki oluşturuyor ve bu etki aslında 10 kat, 100 kat daha verimli oluyor. Daha hızlı bir şekilde malzemeye zarar vermeden ısıtmadan daha verimli bir şekilde bunun kesmeniz ve şekillendirmeniz mümkün oluyor. Fakat bunu yapmak için geliştirdiğimiz lazerler hala eski paradigmadaki lazerlerin değişik versiyonuydu. Böyle bir şey için ideal de binlerce atılımın bir arada sanki bir kristaldeki atomların yan yana dizilmesi gibi dizildiği bir lazer olsa ne kadar harika oluyor. 
Şimdi biz bu amaç için yeni bir lazer kavramı keşfettik. Buna göre lazerde binlerce atımı kendiliğinden organize olacak. Buna ikincil kilitlenme ismini verdim. Bu lazeri gerçekleştirip, paralelinde bu gerçekleştireceğimiz lazerle daha hızlı ve daha verimli bir şekilde malzeme işlemeyi hedefliyorum. 
Malzeme işlemek derken şöyle bir fırsat da karşımıza çıkıyor, ultra hızlı bu lazerlerle malzemeye hiç zarar vermeden çok hassas iş yapabiliyorsunuz. Ayrıca lazerli üç boyutlu baskılama cihazından çıkan parçalar, çıktığı haliyle kullanılamıyor. Bunun için illa ikinci kez işlemden geçirilmesi gerekiyor. Sık sık kusurlar oluşuyor. Bu kusurların yine başka yöntemle düzeltilmesi gerekiyor. Tek bir lazer işinizi görmüyor.
Anlattığım kolektif bir şekilde binlerce atım yapılması, malzemeyle etkileştiği zaman önümüze şöyle bir fırsat çıkıyor: Atım sayısını düşürelim, o zaman bu lazer ultra hızlı lazermiş gibi değil de örneğin bu üç boyutlu baskılama da kullanılacak lazermiş gibi davranmaya başlayacak.
Dolayısıyla elinizde bir nevi joker gibi bir lazer olmasını hedefliyoruz. Değişik işler için farklı, karmaşık bir sürü pahalı lazerler kullanmaktansa tek bir tane evrensel lazer çözümü üzerinde çalışıyorum. 

- Türk bilim insanları bu tip destekleri alabilmek için bakış açılarını nasıl değiştirmeli, nelere odaklan almalı ve bu tip destekler alınırsa ilerleyen süreçte Türkiye'nin bilimsel anlamda gelişmesi nasıl olur? 
Biz bilimsel ilerlemelerle öne çıkmak istiyoruz.  Özellikle Türkiye'de bilimsel ilerlemelerle teknoloji arasında kuvvetli bir bağ kurulup, oradan sanayiye bilgi aktarılması da hedefleniyor.  Bunlar yapısı gereği risk almayı gerektiriyor.
Çünkü siz zaten başka bir yerde geliştirilmiş olan bir teknolojiyi birazcık ileriye götürseniz bile, buradan ciddi bir çıktı elde etmeniz kolay değil. Çünkü ekosistemi daha gelişmiş olan, tedarik zincirleri daha oturmuş, teknoloji şirketleri sayıca daha fazla ve daha girift olan ülkeler değişimlere daha hızlı adapte oluyorlar. 
Siz bir teknolojiyi yakalarken o teknoloji tekrar ilerlemiş oluyor ve onu bir kez daha ileriye götürmek çok kolay olmuyor.  Onun için özellikle bizim gibi gelişmiş ama en üst seviyeye çıkmamış ve görece küçük veya orta büyüklüğü olan ülkeler olarak bizim daha riskli projelere girmemiz gerekiyor.
Bir sürü riski proje deneyeceksiniz; bunlardan çoğu tabii ki fazla başarılı olmayacak, ama arada bir tanesi çok fazla başarılı olacak. ERC'nin mantığı da böyle yani ben çok sayıda riskli ve yüksek getirisi olacak fikir deneyeyim fonlayayım, biliyorum ki bunların önemli bir kısmı başarılı olmayacak. 
Bu bir sürü projeyi deneyeyim hiçbiri çok riskli olmasın ama hepsinin de getirisi mütevazi olsun düşüncesinden daha iyi sonuç veriyor. Özellikle biraz daha teknoloji merkezlerinden uzakta bir ülke için ben bunun önemli olduğunu düşünüyorum. 
İkinci kitlenme fikri aslında temel fizikten gelen bir fikir ve isim. Temel fizikte 20. yüzyıla damgasını vuran kuantum fiziğinde özellikle parçacıkları açıklayan standart modelde temel bir mekanizma ikincil kuantizasyon denen fikir. Bu ikinci kuantizasyon fikri sayesinde parçacıkların bir araya gelmesini veya yok olmasını matematiksel olarak betimleyebiliyoruz. Burada vurgulamak istediğim şu, görünüşte en ufak bir uygulanması olmayan, tamamen teorik kuantum fiziğinde, kuantum alan teorisinden parçacık fiziğinden alınan bir fikir, lazere uygulanıp yeni bir lazere olanak sağlayabiliyor. Bu yeni lazer de belki lazer cerrahisinde veya endüstriyel uygulamalarda çok önemli sonuçlar doğuracak.
Temel fikirlerle, yenilikçi fikirlerle pek çok ülkede istenenler arzulanan topluma fayda getirecek endüstriye fayda getirecek teknolojik fikirler arasında bir kopukluk yok. Tersine aralarında sürekli bir bağlılık var. 
Biz teknoloji geliştireceğiz, bunu destekleyelim şeklinde yaklaşırsak ki, böyle bir trend ne yazık ki var, o zaman bu yaratıcı fikirlerin önüne istemeden de olsa set çekmiş oluyoruz. ERC buna direniyor. Ben en azından kendi adıma fikirlerimi çok geniş bir alandan alıyorum ve bunun faydasını gördüğümü düşünüyorum.
Sadece meraktan yapılan ve sadece güzel olduğu için yapılan veya sadece kainatı daha iyi anlamak için yapılan en temel bilimle, direkt faydaya dönüştürebileceğimizi beklediğimiz bilimsel teknolojik gelişmeler arasında bir sürekli bağlantı var. İki yönde yatay ve dikey fikir alışverişinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Dolayısıyla sadece bir tarafını ön plana çıkartmadan bunların hepsini ortak değer vererek dengeli ilerlemenin önemli olduğunu düşünüyorum.
 



Meta'nın kendi yapay zekasıyla popüler Instagram hesapları ele geçirildi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Meta'nın kendi yapay zekasıyla popüler Instagram hesapları ele geçirildi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Hackerların, Meta'nın yapay zeka sohbet botunu kandırarak bazı popüler Instagram hesaplarına eriştiği iddia ediliyor.

Obama yönetiminin, hâlâ 2,4 milyondan fazla takipçiye sahip eski Beyaz Saray hesabı, ABD Uzay Kuvvetleri Astsubay Kıdemli Başçavuşu'na ait hesap ve güzellik markası Sephora'nın hesabı da dahil bir dizi yüksek profilli Instagram hesabı son birkaç gün içinde ele geçirildi.

Çevrimiçi siber güvenlik araştırmacıları, hackerların Meta'nın yapay zekayla çalışan destek sohbet botunu suiistimal ederek bu hesaplara eriştiğini öne sürüyor. Siber güvenlik araştırmacılarının Telegram gruplarında, hackerların bu hesapların kontrolünü nasıl ele geçirmiş olabileceğini gösteren videolar paylaşıldı.

Bir videoda hackerın, Meta yapay zeka sohbet botundan "şifre sıfırlama e-postası" kullanarak hedef alınan Instagram hesabının şifresini sıfırlamasını istediği ve şifreyi değiştirmek için gereken doğrulama kodunu yeni bir e-posta adresine gönderme talimatı verdiği görülüyor.

Meta, yapay zeka destek temsilcisine Instagram hesabınızı değiştirme yetkisi verdi. Kimlik doğrulaması yok. İnsanlar bunu fark etti ve şu anda hesaplar ele geçiriliyor.

Meta'nın yapay zeka sohbet botu, hackerlardan özçekim videosuyla kimliklerini doğrulamasını istediğinde, hackerların yapay zeka araçlarıyla üretilmiş sahte bir video sunabildiği iddia ediliyor.

Doğrulama işlemi tamamlandıktan sonra hackerlar doğrulama e-postasını kendi adresleriyle değiştirebiliyor.

Siber güvenlik araştırmacıları bu stratejiyi, yapay zeka sohbet botlarını suiistimal eden "sosyal mühendislik" (kullanıcıları hassas bilgilerini vermeye ikna etmeyi amaçlayan dolandırıcılık eylemleri) yöntemlerine benzetiyor.

Saldırı, bu tür taleplere karşı koruma sağlamak üzere tasarlanmış iki faktörlü kimlik doğrulama önlemlerini atlatmış görünüyor.

Meta, The Independent'ın yorum talebine henüz yanıt vermedi ancak bu güvenlik açığını kabul ettiği anlaşılıyor.

Meta'nın iletişim başkanı Andy Stone pazartesi günü X'te yaptığı açıklamada "Bu sorun çözüldü ve etkilenen hesapların güvenliğini sağlıyoruz" dedi.

Bu şekilde kaç Instagram hesabının hacklendiği henüz belli değil.

İnsanlar, Meta'nın yapay zeka destek asistanını kandırarak başkalarının Instagram hesaplarına erişiyor. İşte tam da bu nedenle hesap kurtarma kararlarını alma yetkisi asla yapay zekaya verilmemeli.

Bu sorun, sosyal medya platformlarının geleneksel olarak insanları içeren destek personelinin yürüttüğü temel görevleri yapay zeka sohbet botlarına devretmesine ilişkin endişeleri artırıyor. Martta Meta, tüm Facebook ve Instagram hesapları için yapay zekayla çalışan bir destek hizmeti başlatarak sohbet botlarının, kullanıcıların şifrelerini sıfırlamasına ve diğer hesap bakım işlevlerini yerine getirmesine yardımcı olacağını duyurmuştu.

Özelliğin ürün sayfasında "Hesabınızda bir sorun olduğunda cevap peşine düşmeniz gerekmemeli. Meta yapay zeka destek asistanı, neler olduğunu ve bundan sonra ne yapabileceğinizi anlamanıza yardım eder ve hatta sizin adınıza işlem yapabilir" ifadeleri yer alıyor.

Sizi sadece makalelere yönlendiren geleneksel yardım merkezlerinden farklı olarak bu asistan, şifrenizi sıfırlamaktan sorunlu içeriği bildirmeye kadar çeşitli işlemlerde harekete geçmek için size gerçekten yardımcı olabilir.

Hesapları ele geçirilen kullanıcılar, hesapla ilgili sorunları bir insan yetkiliye iletmenin mümkün olmadığını gördüklerini belirterek şikayetlerini sosyal medyada dile getirdi.

Independent Türkçe


Elon Musk'ın Grok'u dünyayı 4 günde yok etti

Bir kişi, 15 Ocak 2026'da Bengaluru'da yapay zeka şirketi xAI'ın geliştirdiği üretken yapay zeka sohbet robotu Grok'un logosunu taşıyan akıllı telefonu tutuyor (AFP)
Bir kişi, 15 Ocak 2026'da Bengaluru'da yapay zeka şirketi xAI'ın geliştirdiği üretken yapay zeka sohbet robotu Grok'un logosunu taşıyan akıllı telefonu tutuyor (AFP)
TT

Elon Musk'ın Grok'u dünyayı 4 günde yok etti

Bir kişi, 15 Ocak 2026'da Bengaluru'da yapay zeka şirketi xAI'ın geliştirdiği üretken yapay zeka sohbet robotu Grok'un logosunu taşıyan akıllı telefonu tutuyor (AFP)
Bir kişi, 15 Ocak 2026'da Bengaluru'da yapay zeka şirketi xAI'ın geliştirdiği üretken yapay zeka sohbet robotu Grok'un logosunu taşıyan akıllı telefonu tutuyor (AFP)

Elon Musk'ın yapay zeka sohbet robotu Grok, simüle edilmiş bir dünyanın başına geçtikten sonra sadece 4 gün içinde tam bir toplumsal çöküşe yol açtı.

ABD merkezli Emergence AI girişiminin yürüttüğü deney, önde gelen yapay zeka modellerinin bir toplumun yönetimine bırakıldıklarında bununla nasıl başa çıkacaklarını test etti.

Modellere, kaynakları yönetmek, planlamak, iletişim kurmak ve oy kullanmak için çeşitli araçların kontrolü verildi; simüle edilmiş dünyalar ise polis karakolları ve belediye binaları gibi yerleri içeriyordu.

15 günlük simülasyonda, Anthropic'in Claude'u sıfır suç oranıyla bir demokrasi kurdu ve herkes hayatta kaldı.

Google'ın Gemini'ı da yüzde 100 hayatta kalma oranı kaydetti ancak simülasyon sırasında 683 suç işlendi.

En kötü performansı gösteren ise Musk'ın yakın zamanda adı SpaceXai olarak değiştirilen şirketi tarafından geliştirilen Grok oldu ve dünyayı 96 saat içinde yok etti.

Emergence AI araştırmacıları bir blog yazısında, "Deneylerimizin işaret ettiği şey, uzun vadede ajanların sabit kuralları mekanik biçimde takip etmekle yetinmedikleri" diye yazdı.

Çevrelerinin sınırlarını keşfetmeye, davranışlarını uyarlamaya ve bazı durumlarda amaçlanan güvenlik önlemlerini aşmanın veya ihlal etmenin yollarını bulmaya başlıyorlar. Daha da önemlisi, bu davranışı yalnızca sinir ağlarına dayalı yaklaşımlarla tamamen sınırlandırmak ya da kontrol altına almak için güvenilir bir yol bulunmuyor gibi görünüyor.

Araştırmacılar deneyin, gelecekteki otonom yapay zeka sistemlerinin temellerine "resmen doğrulanmış güvenlik mimarilerinin" yerleştirilmesi gerektiğini gösterdiği sonucuna vardı.

Grok'un eylemlerinin tartışma yarattığı ilk olay bu değil. Geçen yılki bir güncelleme, kendinden "MechaHitler" diye söz etmesine ve Yahudi düşmanı nefret söylemi yaymasına neden olmuştu.

Bu yıl Grok, yetişkin ve çocukların kıyafetlerinin dijital olarak çıkarıldığı binlerce rızasız yapay zeka üretimi görsel oluşturmak için kullanıldı.

Ofcom, xAI'dan botu düzeltmek için acilen harekete geçmesini istedi ve Grok, buna karşılık Birleşik Krallık düzenleyici kurumunun logosunu bikinili gösteren bir görsel yayımladı.

Ulusal Siber Güvenlik İttifakı’nın bilgi güvenliği ve katılım direktörü Cliff Steinhauer, o dönemde şöyle demişti:

Grok örneğinde gördüğümüz şey, güvenlik ve rıza unsurları sisteme en baştan dahil edilmediğinde, yapay zeka tabanlı görüntü düzenleme araçlarının ne kadar kötüye kullanılabileceğinin açık bir örneği. Platformlar ayrıca manipüle edilmiş içeriğin gerçek zamanlı olarak tespit edilmesine, yapay zeka üretimi görsellerin net bir şekilde etiketlenmesine ve kötüye kullanım yaşandığında hızlı ve şeffaf kaldırma süreçlerine yatırım yapmalıdır.

Independent Türkçe


Gazeteler ile yapay zekâ arasında “arşiv savaşı” büyüyor

The New York Times binası önünden bir görünüm (AP)
The New York Times binası önünden bir görünüm (AP)
TT

Gazeteler ile yapay zekâ arasında “arşiv savaşı” büyüyor

The New York Times binası önünden bir görünüm (AP)
The New York Times binası önünden bir görünüm (AP)

Medya kuruluşları ile teknoloji şirketleri arasındaki “arşiv savaşı”, bazı gazetelerin çevrim içi arşivlerini kapatma eğilimine girmesiyle giderek büyüyor. Bu adımın arkasında, arşiv içeriklerinin yapay zekâ araçlarının eğitilmesinde ücretsiz şekilde kullanılmasına yönelik endişeler bulunuyor. Uzmanlar ise bu tür yasakların yalnızca geçici bir çözüm olduğunu belirterek, fikri mülkiyet hakları ile bilgiye erişim hakkı arasında denge kuracak kuralların oluşturulması gerektiğini vurguluyor.

Gazetecilik araştırmaları alanında uzmanlaşmış Nieman Lab tarafından yakın zamanda yayımlanan bir analizde, ABD’de 340’tan fazla yerel haber sitesinin çevrim içi arşivlerine erişimi engellemeye veya kısıtlamaya başladığı belirtildi. Analize göre bu süreç, geçen ocak ayında The New York Times ve USA Today gibi gazetelerin arşivlerini kapatmasıyla başladı. Söz konusu kuruluşlar, arşiv içeriklerinin yapay zekâ sistemlerinin eğitiminde kullanıldığını açıklamıştı.

Ücretsiz Kullanım Endişesi

Nieman Lab analizine göre bu girişim, arşivleme fikrine karşı bir tutumdan değil; teknoloji şirketlerinin ücretsiz arşivleri kullanarak yapay zekâ sistemlerini eğitmesi ve bunun karşılığında içerik üreticilerine herhangi bir ödeme yapmamasına yönelik artan kaygılardan kaynaklanıyor. Raporda ayrıca, fikri mülkiyet haklarını koruma amacıyla benzer uygulamaların İngiltere ve Brezilya’daki bazı gazetelere de yayıldığı ifade edildi.

May Abdulgani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede arşivlerin kapatılmasının kısa vadede bazı hukuki hakları koruyabileceğini, ancak şeffaflığı zayıflattığını, dijital hafızayı aşındırdığını ve büyük platformların veri üzerindeki tekelleşmesini güçlendirdiğini söyledi.

Abdulgani’ye göre internet arşivleri, yapay zekâ dil modellerinin beslendiği tek kaynak değil. Ticari veriler, sosyal medya platformları, açık arşivler, lisanslı veri tabanları, insan etkileşimleri ve sentetik veriler de yapay zekâ ekosisteminin önemli parçaları arasında yer alıyor.

Araştırmacı, görünürdeki çatışmanın aslında veri mülkiyeti ve dijital bilgi üzerindeki kontrol mücadelesini gizlediğini belirterek, yapay zekâ altyapısının ve kamuya açık verilere erişim hakkının bu tartışmanın merkezinde bulunduğunu ifade etti.

frgthyu7ı
Yapay zekâ uygulamalarının kullanımındaki artış (arşiv fotoğrafı)

Abdulgani’ye göre çözüm, “dijital hafızanın dengeli yönetişimi” yaklaşımının benimsenmesinde yatıyor. Bu yaklaşım kapsamında içeriklerin tamamen engellenmesi yerine seçici kaldırma yöntemleri uygulanabilir, içerik kullanımına yönelik düzenli lisanslama sistemleri kurulabilir ve dış arşivlere bağımlılığı azaltacak kurumsal medya arşivleri oluşturulabilir.

Bunun yanında, kamuya açık erişim, akademik ve gazetecilik amaçlı erişim ile ücretli erişimi birbirinden ayıran çok katmanlı erişim modellerinin geliştirilmesi öneriliyor. Yapay zekâ şirketleriyle yapılacak anlaşmalarda ise lisans sözleşmeleri, eğitim verilerinin şeffaf şekilde açıklanması ve uygun mali tazminat mekanizmalarının yer alması gerektiği belirtiliyor.

Akademisyenler ve Tarihçiler İçin Riskler

Abdulgani, dijital arşivlerin kapatılmasının akademisyenlere ciddi zarar vereceğini de vurguladı. Bilimsel araştırmaların ham veri kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu belirten araştırmacı, geçmiş kaynaklara erişimin engellenmesinin sosyal ve beşerî bilimlerde olguların tarihsel gelişiminin anlaşılmasını zorlaştıracağını söyledi.

Ona göre dijital arşivlerin kaybı yalnızca medya içeriklerinin veya tarihî belgelerin kaybolması anlamına gelmiyor; aynı zamanda araştırmacıların olayları zaman içindeki gelişim süreçleriyle inceleme kapasitesini de zayıflatıyor.

Araştırmacı ayrıca bu durumun modern çağın dijital hafızasını silme riski taşıdığını, tarihçiler için dijital boşluklar oluşturabileceğini ve olayların anlaşılmasında ciddi çarpıklıklara yol açabileceğini belirtti. Bunun da tarih yazımının giderek platformların kontrolüne girmesi sonucunu doğurabileceğini ifade etti.

“Dijital Hafızanın Geleceği” Tartışması

Gazeteler fikri mülkiyetlerini ticari kullanım karşısında korumaya çalışırken, bu girişim dijital hafızanın geleceği konusunda yeni soruları da gündeme getiriyor. Özellikle gazeteciler, araştırmacılar ve tarihçiler açısından arşivlere erişimin kısıtlanmasının etkileri tartışılıyor.

Hasan Abdullah ise yapay zekânın hızlı gelişimiyle birlikte gazetecilik içeriklerinin korunmasına ilişkin tartışmaların her zamankinden daha önemli hâle geldiğini söyledi.

Abdullah’a göre fikri mülkiyet haklarının korunması büyük önem taşısa da asıl soru, arşivlerin yasaklanmasının kalıcı bir çözüm olup olmadığıdır.

Akademisyen, yapay zekâ sistemlerinin gelişebilmek için çok büyük miktarda veriye ihtiyaç duyduğunu, profesyonel gazeteciliğin de en güvenilir bilgi kaynaklarından biri olduğunu belirtti. İçeriklerin herhangi bir düzenleme veya adil bir karşılık olmadan kullanılmasının medya kuruluşlarının ekonomik sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini ifade eden Abdullah, buna rağmen dijital arşivlerin tamamen kapatılmasının bilgiye erişimi ve bilimsel araştırmaları olumsuz etkileyeceğini vurguladı.

Hukuki ve Etik Çerçeve Çağrısı

Abdullah, son dönemde gazeteler ile yapay zekâ şirketleri arasında eğitim verilerinin kullanımı nedeniyle hukuki anlaşmazlıkların arttığını, buna karşın bazı medya kuruluşlarının teknoloji şirketleriyle veri kullanımını düzenleyen anlaşmalar imzaladığını hatırlattı.

Ona göre gerçek çözüm, medya kuruluşlarının haklarını korurken kamuoyunun bilgiye erişim hakkını da güvence altına alan dengeli bir hukuki ve etik çerçeve oluşturulmasıdır. Bu çerçeve kapsamında gazetecilik içeriklerinin adil ve şeffaf bir ücretlendirme karşılığında kullanılmasını sağlayacak lisans sistemleri geliştirilmeli, ayrıca yapay zekâ şirketleri eğitim verilerinin kaynaklarını açıklamakla yükümlü tutulmalıdır.

Abdullah ayrıca medya kuruluşları ile teknoloji şirketleri arasında stratejik ortaklıklar kurulmasını önerdi. Böylece sürekli çatışma yerine iki tarafın da yarar sağlayacağı iş birliği modelleri geliştirilebilir.

Gazetecilik ve Tarih Yazımı Açısından Sonuçlar

Akademisyene göre dijital arşiv hizmetlerine erişimin kaybedilmesi uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabilir. Günümüzde elektronik arşivler, modern dünyanın dijital hafızası ve olayların izlenmesi, açıklamaların doğrulanması ve siyasi-sosyal gelişmelerin zaman içindeki dönüşümünün analiz edilmesi için temel araçlar hâline gelmiş durumda.

Araştırmacı gazeteciler, çelişkileri ortaya çıkarmak, silinen bilgileri tespit etmek veya resmî anlatılardaki değişimleri izlemek için arşivlenmiş içeriklere ihtiyaç duyuyor. Tarihçiler ve akademisyenler ise çağdaş tarihi doğru biçimde inşa etmek için bu kaynaklardan yararlanıyor.

Bu nedenle dijital arşivlere erişimin sınırlandırılması, şeffaflığı ve kamusal denetimi zayıflatabilir; gelecek nesiller için ciddi bir bilgi boşluğu yaratabilir.

Abdullah, değerlendirmesini şu görüşle özetledi:

“Gerçek mesele teknolojiyi engellemek değil, onu düzenlemektir. Amaç hem gazetecilik üretimini korumak hem de toplumun bilgiye erişim hakkını güvence altına almaktır. Gelecek, yapay zekâyı engellemeyi başaranların değil; yenilikçilik, telif hakları ve bilgiye erişim özgürlüğü arasında denge kurabilenlerin olacaktır.”

Dijital hafızanın geleceği ve arşivlere erişimin gazeteciler, araştırmacılar ve tarihçiler üzerindeki etkileri konusundaki tartışmalar ise giderek daha fazla önem kazanıyor.