Dünyada ilk olacak yeni bir lazer için Türkiye'den bilim insanı 2,5 milyon euroluk hibe aldı

Türkiye tarihinde çok az sayıda bilim insanının almayı başardığı hibe sayesinde yeni bir lazer geliştirilebilecek.

Dünyada ilk olacak yeni bir lazer için Türkiye'den bilim insanı 2,5 milyon euroluk hibe aldı
TT

Dünyada ilk olacak yeni bir lazer için Türkiye'den bilim insanı 2,5 milyon euroluk hibe aldı

Dünyada ilk olacak yeni bir lazer için Türkiye'den bilim insanı 2,5 milyon euroluk hibe aldı

Lazer fiziği alanında dünyada ilk olacak bir araştırma yapılacak. Türkiye tarihinde çok az sayıda bilim insanının almayı başardığı hibe sayesinde yeni bir lazer geliştirilebilecek.  
Avrupa'nın en prestijli bireysel araştırma hibesi olan Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) Gelişmiş Hibe (Advanced Grant) sayesinde 2,5 milyon euro 5 yıl süreyle dünyada eşi olmayan bir lazerin keşfedilmesi için kullanılacak.
Joker gibi görev yapacak evrensel bir lazer geliştirmeye çalışan Bilkent Üniversitesi'nden Doç. Dr. Ömer İlday, bu amaç için yeni yaklaşım geliştirdi ve buna "ikincil kilitlenme" ismi verildi. 
Bu fikir, modern parçacık ve kuantum fiziğinin temelini oluşturan ikincil kuantizasyon kavramını lazerlere adapte etmeyi hedefliyor.
Böylece binlerce ışıl atımı lazerin içinde kendiliğinden yan yana dizilerek şimdiye kadar ulaşılamamış ultra yüksek frekanslara ulaşacak.
Dr. İlday, bu şekilde bir lazer gerçekleştirilebilirse, camdan canlı dokuya her türlü malzeme üzerinde yüksek hassasiyette etkin olabileceğini iddia ediyor. 
Ultra hızlı lazerler sayesinde günümüzde de malzemeye hiç zarar vermeden çok hassas işlem yapılabiliyor. Örneğin, cep telefonu ekran camları böyle lazerlerle kesiliyor.
Ancak günümüzde bu tip lazerler hem yavaş hem pahalı hem de uygulamaya özelleşmiş oluyor. Örneğin, bir diş protezini 3 boyutlu basacak yazıcının lazeri ile aynı protezin yüzeyinin doku tutunması için optimize edecek bir lazer birbirinden tamamen farklı.
Oysa, bu işlemlerin tek bir sistemde birleştirilmesinin sayısız avantajı var. İlday, "Karmaşık bir sürü pahalı lazer kullanmaktansa tek bir tane evrensel lazer çözümü mümkün olmasını hedefliyoruz" diyor. 
Dünyada ilk olan lazer çalışmasının detayları ile ilgili Bilkent Üniversitesi'nden Doç. Dr. Ömer İlday ile dünyada ilk olan lazer çalışmasının detaylarını Independent Türkçe'den Esra Öz'e anlattı.

Doç. Dr. Ömer İlday, Independent Türkçe için Esra Öz'ün sorularını yanıtladı

- Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) Gelişmiş Hibe (Advanced Grant) nedir? 
ERC Advanced Grant sadece hem yüksek getirisi olan hem de yüksek bilimsel riski olan sıra dışı fikirleri fonlayan dünyada eşi olmayan bir mekanizma.
Çok prestijli çünkü çok iyi bir değerlendirme süreci olduğu konusunda camianın güvenini kazanmış durumda. Temel değerlendirme kriterleri de hem adayın yani başvuran kişinin hem de önerilen fikrin bilimsel mükemmeliyetini kapsıyor. 
Fikirdeki bilimsel mükemmeliyet derken, büyük ilerlemeler öne süren, sadece teknik değil, kavramsal yenilikler getirecek projeleri hedefliyor. Bu yapısıyla kolay kolay başka bir fon kaynağı tarafından desteklenemeyecek kadar cesur fikirleri hedefliyor. 

- Türkiye'den bu zamana kadar kaç kişi aldı?
Bildiğim kadarıyla bu zamana kadar benimle birlikte Türkiye'den sadece 3 kişi aldı. Bu sene benimle aynı anda yine Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Bölümü'nden Tolga Duman aldı. Daha önce de Koç Üniversitesi'nden Hakan Ürey almıştı. 

- Hibeyi kimler kazanabilir? Türkiye'den bu kadar az bilim insanının kazanmasının nedeni nedir? Bu hibe ne olması gerekiyor da kazanılabilsin?
Bu hibelere her camiadan her alandan insanlar başvurabiliyor. Hangi ulustan olduğunuz önemli değil. Hatta hangi ülkeden olduğunuz da önemli değil. Sadece projenizi Avrupa'dan bir ülkede hatta Avrupa ile afiliye Türkiye'nin de dahil olduğu ülkeler grubunda yapmanız gerekiyor. Dolayısıyla Japonya'dan başvurup, alıp projeyi aldıktan sonra Avrupa'ya taşımayı da planlayacak olabilirsiniz. 
Konu ayrımı yapmıyorlar, matematikten sosyolojiye tıptan fiziğe kadar her alanda başvurulara açık. Alanlara göre paneller oluşturuluyor. Çok sayıda konulara göre panel var. Fiziksel bilimlerde yaklaşık 10 kadar farklı panel var, diğer bilim alanlarında da benzer şekilde paneller bulunuyor. 
Kriterlerden bir tanesi de bilimsel mükemmeliyet yani, alanında lider ve belli bir konuda en önemli çalışmalara imza atmış, tanınmış kişiler olmanız bekleniyor. Advanced Grant almak için, aynı kuruluş ERC'nin üç grubu var. İlki başlangıç hibeleri, bunlara doktoranızı aldıktan en erken 2 yıl, en çok 7 yıl sonra başvurabiliyorsunuz.
Orta grup, toparlayıcı (consolidator) denilen hibeler var. Bunlar da ilk aşamanın süresi bittikten sonra başlıyor. Doktoradan 7 yıl sonra ve 12 yıla kadar uzayabiliyor.  
Gelişmiş hibeye ise, orta dönem bittikten sonra başvurabiliyorsunuz. Bu hibe için bir üst sınır yok. Dolayısıyla alması en zor olanı çünkü rakiplerinizin bir üst sınırı yok. Sizden kariyer olarak 20 yıl ileride birisi, hatta Nobel almış bir bilim insanıyla aynı panelde yarışıyor olabilirsiniz. 

-Peki, bu hibenin avantajları neler? Neler kazanıyorsunuz? 
Hibenin finansal değeri araştırmamız için önemli ama kanımca ondan da önemli olarak saygınlığı birçok alanda önünüzü açacak seviyede. Ama tabii ki finansal desteğin güçlü ve 5 yıla yayılmış olması da önemli çünkü yüksek riskli, yüksek hedefli projeler uzun soluklu, sabırlı ve maliyetli çalışmalar gerektiriyor.
Tipik bilimsel projeler daha kısa süreli olur, en çok 3 yıla hatta 2 yıllık bir süre de olabiliyor. Bu şekilde kısa sureler haliyle daha az riskli fikirlere odaklanmayı gerektiriyor. Zaman baskısı olmadan araştırmacıların uzun dönemli finansal olarak da bir stres hissetmeden cömert bir destekle fikirlerin üzerine çalışılması çok önemli.
Ben maksimim limit olan 2,5 milyon Euro destek aldım. Orta düzey ERC için 2 milyon Euro, başlangıç seviyesi için bir buçuk milyon Euro üst sınırı var.
Yani ERC diyor ki; acele etmeyin büyük bir balığın yani büyük bir fikrin peşinde koşun, buyurun, bolca kaynak, bolca süre. ERC verdiği projelerin hepsinin başarılı olmasını istemiyor. Çünkü, eğer fazla başarılı ise, yeterince risk almadığı anlamına geliyor.  Risk almalıyız ki gerçekten sıra dışı, çığır açacak araştırmalar çıkabilirsin.  
Bence enfes bir fonlama sistemi, daha önce de orta düzey hibe ve köprü hibesi aldım.  İşleyişinden de felsefesinden da sonra derece memnunum.  Bol kaynak, zaman baskısı yok ama yeter ki önemli bir fikri ileriye götürün, benim felsefeme çok uygun.

- Bunu kazandıktan sonraki süreçte neler olacak?
Bir takım yasal süreçler yaşanması gerekiyor ve bu projenin yürütülmesi için bir kontrat hazırlanacak oldukça standart bir aşama, ardından bir başlangıç tarihi belirlenecek. Bütün bu süreçler yerine getirildikten sonra proje başlayacak. Ondan sonra 5 yıl boyunca sadece bu fikri düşüneceğim.
Vaktimin ve kafamın neredeyse tamamını buna ayırmayı planlıyorum. Çünkü yine benim çalışma stilim bunu gerektiriyor. Ben bir şeyi yoğun olarak düşünmekten büyük zevk alıyorum. Çok zor hedeflerim var. Sabah-akşam, işimin başındayken de yolda yürürken de sürekli bunu düşünmek istiyorum. 

- Neler bulmuştunuz ve sonrasında bu projeyi çılgın bir proje olarak görülüp desteklenmesinin nedeni nedir?
Süper iletkenliği düşünün, tek tek elektronlara bakarak tahmin etmesi imkansız bir takım karakteristikler oluşturabiliyor. Aynı şey lazerler alanında da geçerli. Çalışmalarıma, lazerlerde karmaşık yapıların ortaya çıkmasını araştırarak başladım. Doğru şartları bir araya getirip lazeri oluşturan fotonları veya kip dediğimiz frekansları birbiriyle bir ilişkiye soktuğunuz zaman, lazer bir anda kendiliğinden son derece kısa ışık dalgaları oluşturmaya başlıyor.
Bunlara ultra hızlı lazer atımları deniyor. Bunlar kendiliğinden ortaya çıkıyor.  Siz şartları sağlıyorsunuz, ondan sonra bu atımı oluşturan faktör kendiliğinden bir araya geliyor.  Bu konuda bir takım kayda değer katkılarda bulunduktan sonra bu fikirden esinlenerek 2013 yılında yeni bir öneri getirdim. 
Bu çalışmamın başlangıcını aslında eşim Serim'in şu soruyu sorması tetikledi: "Lazerde oluşan bu kendiliğinden organizasyon fikrini, neden malzemelerin üzerinde kendiliğinden desen oluşumuna uygulamıyoruz?"  
Yani lazeri kullanarak öyle bir şey yapalım ki, lazeri yüzeyin üzerine ışıttığımız zaman, kendiliğinden hedeflediğimiz, istediğimiz desenler ortaya çıksın.  Bu fikirle ERC'den orta düzey destek aldım.  Enteresan birtakım sonuçlar buldum. Bu bulgulardaki bir sürpriz yeni projemin kavramsal temelini oluşturdu. Şöyle: Lazer malzeme benzetmesini yaparken bütün taşlar yerine oturuyor ama bir nokta tam tutmuyordu.
Matematiksel olarak bir farklılık vardı. Benzetmek gerekirse, suratımızın sağı ile solu birbirinin ayna görüntüsü. Ancak, düşünün ki, ayna görüntüsü tamam ama bir de baş aşağı dönmüş çıkıyor.  Bu enteresan gelmişti, böyle baş aşağı değil de tam aynısı olsa derken, malzemedekini lazere benzetmek yerine, lazeri malzemedekine benzetsem diye düşününce, şu an desteğini aldığım fikir ortaya çıktı.

- Daha önceki bulduğunuz çalışmadan da biraz söz edebilir misiniz? Aslında olması beklenen acısız lazer cerrahisi ya da dişte kullanılmasını sağlayacak lazer dünyada ilk sizin tarafınızdan bulundu. Farklı nasıl bir özelliği var?
Lazerle malzeme işleme, bugün 10 milyar dolarlık bir sektör. Aklınıza gelebilecek her türlü işlem yapılıyor. Bu otomobil veya gemi imalatında santimetre kalınlığında çeliklerin kesilmesi de olabilir, bir göz ameliyatı da olabilir. Hatta kullandığımız cep telefonunun kamerası için camının üzerinde yuvarlak bir delik açılması da olabilir, hassas bir üç boyutlu baskı cihazında elde ettiğiniz bir objenin basılması da olabilir. 
Bu lazerlerin arasında ultra hızlı dediğimiz yani son derece kısa atımlar oluşturan lazer tiplerinin özel bir yeri var. Çünkü bunlar malzemeyi ısıtmadan, etrafa zarar vermeden çok hassas bir şekilde işlemenizi sağlıyor. Bunu ben keşfetmedim, 10 yıllardır bilinen bir fikir. Benim keşfettiğim şu; normalde lazerde çok güçlü atımlar oluşturuyorsunuz ve bunları uzun aralıklarla malzemeye gönderiyorsunuz.
Malzemeye biri geliyor, mikroskobik bir miktarını buharlaştırıyor sonra malzeme davranışı açısından sonsuz derecede uzun diyebileceğimiz bir süre geçtikten sonra bir sonraki atım geliyor ve aynı süreci tekrar ediyor.  Bu süreç güzel çalışıyor fakat hem yavaş hem verimsiz.
Biz bu her atımın enerjisini binlerce küçük atıma bölelim ve bunları çok kısa aralıklı bir şekilde ardışık olarak gönderelim dedik. Her bir atım artık çok zayıf ve hiçbiri tek başına olsa malzemeye hiçbir etkide bulunamayacak durumda, fakat binlercesi ardışık şekilde geldiği zaman kolektif bir şekilde yani imece usulüyle malzeme üzerinde benzer bir etki oluşturuyor ve bu etki aslında 10 kat, 100 kat daha verimli oluyor. Daha hızlı bir şekilde malzemeye zarar vermeden ısıtmadan daha verimli bir şekilde bunun kesmeniz ve şekillendirmeniz mümkün oluyor. Fakat bunu yapmak için geliştirdiğimiz lazerler hala eski paradigmadaki lazerlerin değişik versiyonuydu. Böyle bir şey için ideal de binlerce atılımın bir arada sanki bir kristaldeki atomların yan yana dizilmesi gibi dizildiği bir lazer olsa ne kadar harika oluyor. 
Şimdi biz bu amaç için yeni bir lazer kavramı keşfettik. Buna göre lazerde binlerce atımı kendiliğinden organize olacak. Buna ikincil kilitlenme ismini verdim. Bu lazeri gerçekleştirip, paralelinde bu gerçekleştireceğimiz lazerle daha hızlı ve daha verimli bir şekilde malzeme işlemeyi hedefliyorum. 
Malzeme işlemek derken şöyle bir fırsat da karşımıza çıkıyor, ultra hızlı bu lazerlerle malzemeye hiç zarar vermeden çok hassas iş yapabiliyorsunuz. Ayrıca lazerli üç boyutlu baskılama cihazından çıkan parçalar, çıktığı haliyle kullanılamıyor. Bunun için illa ikinci kez işlemden geçirilmesi gerekiyor. Sık sık kusurlar oluşuyor. Bu kusurların yine başka yöntemle düzeltilmesi gerekiyor. Tek bir lazer işinizi görmüyor.
Anlattığım kolektif bir şekilde binlerce atım yapılması, malzemeyle etkileştiği zaman önümüze şöyle bir fırsat çıkıyor: Atım sayısını düşürelim, o zaman bu lazer ultra hızlı lazermiş gibi değil de örneğin bu üç boyutlu baskılama da kullanılacak lazermiş gibi davranmaya başlayacak.
Dolayısıyla elinizde bir nevi joker gibi bir lazer olmasını hedefliyoruz. Değişik işler için farklı, karmaşık bir sürü pahalı lazerler kullanmaktansa tek bir tane evrensel lazer çözümü üzerinde çalışıyorum. 

- Türk bilim insanları bu tip destekleri alabilmek için bakış açılarını nasıl değiştirmeli, nelere odaklan almalı ve bu tip destekler alınırsa ilerleyen süreçte Türkiye'nin bilimsel anlamda gelişmesi nasıl olur? 
Biz bilimsel ilerlemelerle öne çıkmak istiyoruz.  Özellikle Türkiye'de bilimsel ilerlemelerle teknoloji arasında kuvvetli bir bağ kurulup, oradan sanayiye bilgi aktarılması da hedefleniyor.  Bunlar yapısı gereği risk almayı gerektiriyor.
Çünkü siz zaten başka bir yerde geliştirilmiş olan bir teknolojiyi birazcık ileriye götürseniz bile, buradan ciddi bir çıktı elde etmeniz kolay değil. Çünkü ekosistemi daha gelişmiş olan, tedarik zincirleri daha oturmuş, teknoloji şirketleri sayıca daha fazla ve daha girift olan ülkeler değişimlere daha hızlı adapte oluyorlar. 
Siz bir teknolojiyi yakalarken o teknoloji tekrar ilerlemiş oluyor ve onu bir kez daha ileriye götürmek çok kolay olmuyor.  Onun için özellikle bizim gibi gelişmiş ama en üst seviyeye çıkmamış ve görece küçük veya orta büyüklüğü olan ülkeler olarak bizim daha riskli projelere girmemiz gerekiyor.
Bir sürü riski proje deneyeceksiniz; bunlardan çoğu tabii ki fazla başarılı olmayacak, ama arada bir tanesi çok fazla başarılı olacak. ERC'nin mantığı da böyle yani ben çok sayıda riskli ve yüksek getirisi olacak fikir deneyeyim fonlayayım, biliyorum ki bunların önemli bir kısmı başarılı olmayacak. 
Bu bir sürü projeyi deneyeyim hiçbiri çok riskli olmasın ama hepsinin de getirisi mütevazi olsun düşüncesinden daha iyi sonuç veriyor. Özellikle biraz daha teknoloji merkezlerinden uzakta bir ülke için ben bunun önemli olduğunu düşünüyorum. 
İkinci kitlenme fikri aslında temel fizikten gelen bir fikir ve isim. Temel fizikte 20. yüzyıla damgasını vuran kuantum fiziğinde özellikle parçacıkları açıklayan standart modelde temel bir mekanizma ikincil kuantizasyon denen fikir. Bu ikinci kuantizasyon fikri sayesinde parçacıkların bir araya gelmesini veya yok olmasını matematiksel olarak betimleyebiliyoruz. Burada vurgulamak istediğim şu, görünüşte en ufak bir uygulanması olmayan, tamamen teorik kuantum fiziğinde, kuantum alan teorisinden parçacık fiziğinden alınan bir fikir, lazere uygulanıp yeni bir lazere olanak sağlayabiliyor. Bu yeni lazer de belki lazer cerrahisinde veya endüstriyel uygulamalarda çok önemli sonuçlar doğuracak.
Temel fikirlerle, yenilikçi fikirlerle pek çok ülkede istenenler arzulanan topluma fayda getirecek endüstriye fayda getirecek teknolojik fikirler arasında bir kopukluk yok. Tersine aralarında sürekli bir bağlılık var. 
Biz teknoloji geliştireceğiz, bunu destekleyelim şeklinde yaklaşırsak ki, böyle bir trend ne yazık ki var, o zaman bu yaratıcı fikirlerin önüne istemeden de olsa set çekmiş oluyoruz. ERC buna direniyor. Ben en azından kendi adıma fikirlerimi çok geniş bir alandan alıyorum ve bunun faydasını gördüğümü düşünüyorum.
Sadece meraktan yapılan ve sadece güzel olduğu için yapılan veya sadece kainatı daha iyi anlamak için yapılan en temel bilimle, direkt faydaya dönüştürebileceğimizi beklediğimiz bilimsel teknolojik gelişmeler arasında bir sürekli bağlantı var. İki yönde yatay ve dikey fikir alışverişinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Dolayısıyla sadece bir tarafını ön plana çıkartmadan bunların hepsini ortak değer vererek dengeli ilerlemenin önemli olduğunu düşünüyorum.
 



Yapay zekâ savaşın ve barışın kurallarını yeniden yazıyor

Al Majalla
Al Majalla
TT

Yapay zekâ savaşın ve barışın kurallarını yeniden yazıyor

Al Majalla
Al Majalla

Muhammed Mansur

Yapay zekâ (AI) çağında barış, artık yalnızca ateşkes anlaşmalarının imzalanmasına, sınırların gözetimine veya füze ve nükleer başlıkların yayılmasının sınırlandırılmasına bağlı değil. Ülkeler algoritmaları keşif, hedef belirleme, hava savunması ve askeri karar alma sistemlerine dahil etmek için yarışırken, geleneksel güvenlik düzenlemelerinin tek başına başa çıkamayacağı yeni bir risk katmanı ortaya çıkıyor.

NATO tarafından gerçekleştirilen Ribemus 22 Tatbikatı sırasında, Hollanda amfibi savaş taşıma gemisi HNLMS Rotterdam’ın çıkarma platformu iskelesinde uzaktan kumandalı Aircover İHA’sı kullanan bir asker (AFP)
NATO tarafından gerçekleştirilen Ribemus 22 Tatbikatı sırasında, Hollanda amfibi savaş taşıma gemisi HNLMS Rotterdam’ın çıkarma platformu iskelesinde uzaktan kumandalı Aircover İHA’sı kullanan bir asker (AFP)

Uydu görüntülerini analiz edebilen, iletişimleri kişilerin hareketleriyle ilişkilendirebilen, olası bir hedefi sınıflandırıp ardından saniyeler içinde bir saldırı önerebilen bir algoritma, yalnızca savaşma biçimini değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda savaştan kaçınma, tırmanışı kontrol altına alma ve işler ters gittiğinde sorumluluğu belirleme fırsatlarını da değiştiriyor.

Böylece mesele, ‘katil robotların’ geleceğinin ötesine geçerek, uluslararası düzeyde yapay zekâ yönetişiminin, küresel barışı korumak için giderek daha fazla önem kazanan bir şart haline gelmesiyle sonuçlanıyor.

Makinenin hızı ve siyasetin kapasitesi

2026 Küresel Barış Endeksi raporu, savaş alanlarının yaşadığı dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor. Kayıtlara geçen insansız hava aracı (İHA) saldırılarının sayısı, 2018 yılında 364'ten 2025 yılında 42 binin üzerine yükseldi. Bu oran, yedi yıl içinde yaklaşık 115 kat artışa denk geliyor.

Bu rakamlar, tüm İHA’ların otonom şekilde çalıştığı veya yapay zekanın her saldırının hedeflerini seçtiği anlamına gelmiyor. Rusya-Ukrayna savaşı da bu artışın büyük bölümünü oluşturuyor. Ancak rakamlar, göz ardı edilmesi zor bir eğilimi ortaya koyuyor. Sensörler ucuzladı, saldırı platformları çoğaldı, askeri veriler yoğunlaştı ve hedefin tespiti ile vurulması arasındaki süre kısaldı.

Rapora göre hedefin tespiti ile saldırının gerçekleştirilmesi arasındaki süre, bazı sistemlerde yaklaşık bir tam günden sadece beş saniyeye indi.

Geleneksel olarak barış kavramı, silahların sınırlandırılması, saldırganlığın önlenmesi, çatışmaların çözülmesi ve devletler arasında güvenin inşası ile ilişkilendiriliyordu. Ancak yapay zeka bu unsurlara, savaş ve barış kararlarını etkileyen sistemlerin yönetim şekli boyutunu da ekliyor.

Bu hız, ordulara büyük bir askeri avantaj sağlayabilir, ancak aynı zamanda ciddi bir siyasi sorun da yaratıyor. Diplomasi, bilgileri doğrulamak, rakibin niyetlerini anlamak, iletişim kanallarını açmak ve aceleci tepkileri önlemek için zamana ihtiyaç duyar. Algoritma ise genellikle yanıt hızını iyileştirmek için tasarlanır, tereddüt veya müzakere için ek bir fırsat sunmak için değil.

Rakip iki tarafın uyarı ve hedef belirleme sistemleri, makinenin hızıyla çalışmaya başladığında, tırmanış liderlerin kavrayabileceğinden daha hızlı gerçekleşebilir. Bir algoritma, bir askeri hareketi veya radar sinyalini bir saldırı hazırlığı olarak yorumlayıp önleyici bir saldırı önerebilirken, diğer tarafın sistemi de benzer bir sonuca ulaşabilir.

Bu anda tehlike, bilimkurgu filmlerinde olduğu gibi makinelerin dünyaya hakim olması değil, insanların algoritmaların tasarladığı bir ortam içinde, sadece saniyeler içinde onay veya red vermelerine izin veren bir hızla kaderi belirleyen kararlar almasıdır.

Savaş yönetiminden barışın inşasına

Geleneksel olarak barış kavramı, silahların sınırlandırılması, saldırganlığın önlenmesi, çatışmaların çözülmesi ve devletler arasında güvenin inşası ile ilişkilendiriliyordu. Ancak yapay zeka bu unsurlara, savaş ve barış kararlarını etkileyen sistemlerin yönetim şekli boyutunu da ekliyor.

Artık yapay zekanın askeri kullanımı, ateş açmakla sınırlı kalmıyor; uydu görüntülerinin analizini, güçlerin hareketlerinin öngörülmesini, siber saldırıların tespitini, hedef listelerinin sıralanmasını, tehditlerin değerlendirilmesini ve liderlere önerilerin sunulmasını da kapsıyor.

İnsan resmi olarak ‘karar döngüsü içinde’ kalmaya devam edebilir, ancak varlığı gerçek bir denetim uyguladığı anlamına gelmiyor. Eğer sistem zaten sınıflandırılmış bir hedef sunuyor, tehlike derecesini belirliyor, uygun silahı seçiyor, ardından operatöre onay için sadece birkaç saniye tanıyorsa, insan kararı, makinenin yönlendirdiği bir sürecin şekli bir adımına dönüşür.

Sorun, ‘otomasyon önyargısı’ olarak bilinen olgu nedeniyle daha da büyüyor. Zira insanlar, özellikle zaman baskısı, yorgunluk ve korku altında bilgisayarın önerisine güvenme eğiliminde. Operatör, sistemin önerisi diğer göstergelerle çeliştiğinde bile, sistemin kendisinden daha isabetli olduğunu varsayabiliyor.

Askeri alanda yapay zekanın yönetişimi, yalnızca silah sayımına dayanamaz. Sisteme devredilen işlevlere, çalıştığı bağlama ve almasına izin verilen kararlara da dayanması gerekir.

Bu nedenle insan denetimi, yalnızca son düğmeye basan bir kişinin varlığıyla ölçülemez. Gerçek denetim, insanın önerinin dayanağını anlamasını, bağımsız bilgiye sahip olmasını, sistemin sınırlarını bilmesini ve saldırıya itiraz etme veya iptal etme konusunda gerçekçi bir fırsata sahip olmasını gerektirir.

Bu şartlar olmadan insan, karar alan bir kişi olmaktan çıkıp, algoritmanın aldığı bir seçime hukuki bir kılıf sağlayan biri haline gelebilir.

Silahın davranışını öngörmek

Geleneksel silahlanma denetim sistemleri, tank sayısı, füze menzili, kimyasal madde miktarları ve nükleer stokların büyüklüğü gibi görülüp sayılabilen unsurlara dayanıyordu.

Ancak yapay zeka çok daha zorlu; hızla kopyalanabilen, değiştirilebilen ve aktarılabilen bir yazılım niteliğinde. Aynı model, sivil ve askeri uygulamalarda da kullanılabiliyor. Mahsul görüntülerini analiz etmek için kullanılan bir algoritma, savaş alanı görüntülerini analiz etmek için de çalışabilir ya da nesneleri tanıma aracı, hedef seçim sisteminin bir parçasına dönüşebilir.

Bu nedenle askeri yapay zekanın yönetişimi, yalnızca silah sayımına dayanamaz; sisteme devredilen işlevlere, çalıştığı bağlama ve almasına izin verilen kararlara dayanması gerekir.

Çatışma sonrası siyasi uzlaşmalar, ihlalleri soruşturma, sorumluları tespit etme ve emri verenler veya uygulayanları hesap vermeye zorlama kapasitesine dayanıyor. Ancak yapay zeka bu görevi daha da karmaşık hale getirebilir.

Algoritma yargılanamaz, hapsedilemez veya kurbanlara tazminat ödemesi talep edilemez; devletler, liderler ve operatörler kuvvet kullanımından hukuki olarak sorumlu kalmaya devam ediyor. Ancak sorumluluk, modeli tasarlayan bir şirketten, verileri sağlayan başka bir şirkete, onu askeri bir platforma entegre eden bir müteahhide, ayarlarını düzenleyen bir orduya, çalışma bölgesini belirleyen bir komutana ve saldırıyı onaylayan bir operatöre kadar çok sayıda taraf arasında dağılabilir. Hatalı bir saldırı gerçekleştiğinde, her taraf belirleyici kararı kendisinin almadığını söyleyebilir.

Bu karmaşıklıklar, sorumluluğun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor, ancak bunu kanıtlamayı daha da zorlaştırabilir. Sistemin aldığı verileri, kullanılan model sürümünü, sunulan güven derecesini, ortaya çıkan uyarıları ve verilen insani emirleri gösteren dijital kayıtlar olmadan, soruşturma, kapalı bir sistem içinde saniyenin küsuratında gerçekleşen bir kararı yeniden inşa etme girişimine dönüşebilir. Bu da yalnızca kurbanlara zarar vermeyen bir ‘sorumluluk boşluğu’ yaratırken barış fırsatlarını da zayıflatıyor. Çünkü bireylerinin nasıl öldürüldüğünü ve kimin sorumlu olduğunu bilmeyen toplumların uzlaşmayı kabul etmesi veya adalete güvenmesi zorlaşıyor.

Alman savunma girişim şirketi Helsing'in standında sergilenen HX-2 AI Strike Dronu. Şirket, askeri ekipmanların kapasitesini güçlendirmek amacıyla yapay zeka ve yazılım geliştirme üzerinde çalışıyor (AFP)
Alman savunma girişim şirketi Helsing'in standında sergilenen HX-2 AI Strike Dronu. Şirket, askeri ekipmanların kapasitesini güçlendirmek amacıyla yapay zeka ve yazılım geliştirme üzerinde çalışıyor (AFP)

Uluslararası insancıl hukuk ister tüfek ister füze ister yapay zekaya dayanan bir sistem olsun, tüm silahlara uygulanıyor. Ordular, siviller ile savaşçılar arasında ayrım yapmak, aşırı zararlardan kaçınmak ve sivilleri korumak için mümkün olan önlemleri almakla yükümlü olmaya devam ediyor.

Ancak sorun ilkelerin yokluğunda değil, kararlar hızlandıkça ve sistemler karmaşıklaştıkça bunların uygulanmasının zorlaşmasında yatıyor. Hukuk, komutanın hedefi doğrulaması gerektiğini söylüyor, ancak kendisine kaç saniye tanınması gerektiğini, hangi türde verilerin sunulması gerektiğini, modelin çalışma biçimini ne kadar anlaması gerektiğini veya sistemin kullanımını kabul edilemez hale getiren belirsizlik düzeyini her zaman belirlemiyor.

Askeri üstünlük teknolojisi, rakipleri onu edinmeye çalışmaya itiyor. Ancak yapay zeka, ordulara hedefleri daha az maliyetle ve daha kısa sürede tespit edip saldırma konusunda daha büyük bir kapasite vaat ettiği için silahlanma yarışını hızlandırabilir.

Bu yüzden Uluslararası Kızılhaç Komitesi, hukukun uygulanabilirliği ile yeterliliği arasında ayrım yapıyor. Mevcut kurallar, rastgele saldırıları önlemekte ve sivilleri koruyor. Ancak tek başına otonom silahlar ve askeri algoritmalar için gerekli tüm operasyonel sınırları sağlamıyor.

Komite, etkileri yeterince öngörülemeyen sistemlerin yasaklanmasını, insanları otonom şekilde hedef almak için tasarlanan veya kullanılan silahların yasaklanmasını çağırıyor. Bunun yanı sıra hedeflerin türü, coğrafi alan, çalışma süresi ve insanın müdahale ve devre dışı bırakma kapasitesini kapsayan diğer sistemlere sıkı kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

Bunun anlamı, barışın eski hukukun değerini yitirmesi nedeniyle yeni bir hukuka ihtiyaç duymadığı, aksine teknolojinin hukuki ilkeleri içeriğinden boşaltmasını engelleyecek ayrıntılı kurallara ihtiyaç duyduğudur.

Silahlanma yarışını önlemenin bir parçası

Askeri üstünlük teknolojisi, rakipleri onu edinmeye çalışmaya itiyor; ancak yapay zeka, ordulara hedefleri daha az maliyetle ve daha kısa sürede tespit edip saldırma konusunda daha büyük bir kapasite vaat ettiği için silahlanma yarışını hızlandırabilir. Bu yüzden devletler tanıdık bir ikilemle karşı karşıya kalıyor: askeri otonominin risklerinden korksalar bile, bunu geliştirmemenin, geliştirmekten daha tehlikeli olduğunu düşünebilirler. Çünkü rakipler bunu daha önce elde edebilir.

Askeri alandaki yarış, testleri tamamlanmamış sistemlerin konuşlandırılmasına, güvenlik standartlarının düşürülmesine, kusur ve kazaların gizlenmesine yol açabilir. Burada uluslararası yönetişimin önemi ortaya çıkıyor. Sadece yasa dışı kullanımı önlemek için değil, aynı zamanda kısıtlamalara uymanın stratejik maliyetini azaltan ortak kırmızı çizgiler aracılığıyla rekabet baskısını hafifletmek için de.

Ancak müzakereler teknolojiden daha yavaş ilerliyor. Çoğu devlet, uluslararası hukukun uygulanması ve sorumluluğun insanda kalması konusunda anlaşsa da ‘insan denetimi’ kavramı ve gerekli kuralların bağlayıcı mı yoksa gönüllü mü olduğu konusunda anlaşmazlık devam ediyor. Bu gecikme, kısıtlamaların, sistemler yayıldıktan ve ordu doktrinleri ile tedarik zincirlerine entegre olduktan sonra gelmesine yol açma tehdidi taşıyor. Bu da bunların denetlenmesini daha da zorlaştırıyor.

Kimyasal ve biyolojik silahların yasaklanması ile mayınlar ve misket bombalarının kısıtlanmasına ilişkin anlaşmalardan yararlanılabilir; bunlar uluslararası standartlar oluşturma ve ihlal edenler için hukuki ve siyasi bir damga yaratma kapasitesini kanıtladı. Ancak yapay zeka farklı. Yasaklanabilecek bir madde veya sayılabilecek bir stok değil, çift kullanımlı bir teknoloji ve genellikle sivil şirketler ile üniversiteler içinde geliştiriliyor. Bu nedenle uygulanabilir herhangi bir anlaşmanın, teknolojinin kendisinden ziyade belirli işlevleri yasaklamaya odaklanması bekleniyor.

Bu, sistemlerin fiili insani hüküm olmadan insanları seçip saldırmasını engellemeyi, öngörülemez sistemleri yasaklamayı, yapay zekayı nükleer silah fırlatma kararlarından uzak tutmayı kapsayabilir; bunun yanı sıra zaman ve coğrafi sınırlamalar, devre dışı bırakma araçları, dijital kayıtlar, konuşlandırmadan önce testler ve hukuki incelemeler dayatılması da bunlara eklenebilir.

“Algoritmalar, fiyat artışı, yerinden edilme, kışkırtıcı söylem ve yerel şiddet göstergelerini analiz edebilir, gerginliğin bir savaşa dönüşmesinden önce erken uyarı sağlayabilir, arabuluculuk çabalarını destekleyebilir, ihlalleri belgeleyebilir, çatışmanın etkilerini analiz edebilir ve yardımları yönlendirebilir.

Artık savaşın geleceğini sadece hükümetler ve ordular çizmiyor. Teknoloji şirketleri de askeri uygulamaların dayandığı modelleri, çipleri, bulut altyapısını ve görü sistemlerini geliştirerek, uluslararası güvenlikte doğrudan bir rol üstleniyor. Kullanım biçimine dair olası bilgisizlikleri, riskleri değerlendirme, doğruluk sınırlarını ortaya koyma, veriyi koruma, kusurları bildirme ve hukuka aykırı kullanımları önleme sorumluluğundan kendilerini muaf kılmıyor. Bu yüzden sözleşmeler, ihracat denetimleri, güvenlik standartları ve bağımsız denetim yoluyla hesap verebilirlik sistemine dahil edilmeleri gerekiyor.

Zira dijital barış, bir modeli eğiten mühendisin, bir izleme aracı satan şirketin veya bir ürünün bir hedef belirleme sistemine dahil edilmesine izin veren bir yönetim kurulunun kararından etkilenebilir.

Hız her zaman tehlikeli değildir

Yönetişim, teknolojinin kapsamlı bir şekilde reddedilmesine dönüşmemeli. Zira yapay zeka sivilleri korumaya, yıkım görüntülerini analiz etmeye, mayınları tespit etmeye, füzeleri engellemeye, daha az zararlı bir silah seçmeye veya hedef yakınında sivil tespit edildikten sonra bir saldırıyı iptal etmeye yardımcı olabilir. Bir füze ile bir kent arasında yalnızca birkaç saniye bulunduğunda otomatik sistem gerekli olabilir.

Ancak temel fark, kontrol edilebilir bir ortamda belirli bir görevi otomatikleştirmek ile bir sistemin bir insanın hedef alınmayı hak edip etmediğini belirlemesine yetki devretmek arasında yer alıyor. Açık bir kapsam dahilinde uçan bir cismi engelleyen sistem, bir kişinin telefonuna, hareketlerine veya ilişkilerine dayanarak savaşçı olduğu sonucuna varan bir algoritmadan farklı.

Fransa'nın batısındaki Guer kentindeki Saint-Cyr Coëtquidan Askeri Akademisi'nde bir keşif İHA’sı, 2 Temmuz 2026 (AFP)
Fransa'nın batısındaki Guer kentindeki Saint-Cyr Coëtquidan Askeri Akademisi'nde bir keşif İHA’sı, 2 Temmuz 2026 (AFP)

Savaşta yapay zekanın kullanım alanları hızla genişlerken, çatışmaların önlenmesi ve barış inşası alanındaki uygulamaları sınırlı ve dağınık kalmaya devam etmesi, paradoks oluşturuyor.

Algoritmalar, fiyat artışı, yerinden edilme, kışkırtıcı söylem ve yerel şiddet göstergelerini analiz edebilir, gerginliğin bir savaşa dönüşmesinden önce erken uyarı sağlayabilir, arabuluculuk çabalarını destekleyebilir, ihlalleri belgeleyebilir, çatışmanın etkilerini analiz edebilir ve yardımları yönlendirebilir.

Ancak öngörü araçları da kendi payına gözetim ve baskı araçlarına, ya da tüm toplulukları tehlike kaynağı olarak sınıflandıran sistemlere dönüşebilir. Dolayısıyla ‘barış zekası’ da yönetişime ihtiyaç duyuyor. Bir çatışmayı öngörmek, devlete bir ihtimale dayanarak insanları tutuklama hakkı vermez. Nefret söyleminin analizi, tüm toplumun gözetlenmesini meşrulaştırmaz.

Devletlerin ayrıca soruşturulabilir dijital kayıtlar tutması, her operasyondan sorumlu bir insan komutan belirlemesi, ciddi kaza ve hataları bildirmesi, şirket ve müteahhitlerin sorumluluğuna ilişkin net kurallar oluşturması gerekiyor.

Algoritma bir örüntü tespit edebilir, ancak çatışmanın tarihini, adaletsizlik duygularını veya kimliğin karmaşıklığını tek başına anlayamaz; güven inşa edemez veya bir uzlaşma için müzakere yapamaz.

Yönetişim, her yazılım satırını gözden geçiren küresel bir kurum oluşturmak veya devletlerin teknolojiyi kullanmasını engellemek anlamına gelmiyor. Ancak yapay zekanın kalıcı bir istikrarsızlık faktörüne dönüşmesini engelleyecek bir dizi kural oluşturmak anlamına geliyor.

Mümkün olan asgari düzey, insanları hedef alma konusunda nihai kararı otonom sistemlere devretmeyi yasaklamayı, nükleer silah fırlatma kararında yapay zeka kullanımını önlemeyi, etkilerini öngöremeyen veya çalışma kapsamını belirleyemeyen sistemleri yasaklamayı kapsıyor.

Ayrıca konuşlandırmadan önce hukuki ve teknik incelemelerin dayatılmasını, gerçeğe benzer koşullarda bağımsız testleri, operatörlerin sistemin sınırlarını anlaması için eğitilmesini ve saldırıyı iptal etmek için etkili araçların sağlanmasını da kapsıyor.

Devletlerin ayrıca soruşturulabilir dijital kayıtlar tutması, her operasyondan sorumlu bir insan komutan belirlemesi, ciddi kaza ve hataları bildirmesi, şirket ve müteahhitlerin sorumluluğuna ilişkin net kurallar oluşturması gerekiyor.

Uluslararası düzeyde ise, ciddi kazalara ilişkin bilgi paylaşımı için kanallar oluşturulabilir, silahlı gruplara yayılmasının önüne geçilebilir, en yüksek risk taşıyan sistemlerin ihracatı düzenlenebilir, nükleer güçler arasındaki krizlerde uyarılara otomatik bağımlılığı engelleyecek düzenlemeler oluşturulabilir.

Bu tedbirler savaşı ortadan kaldırmayacak, ancak algoritmaların denetim veya hesap verebilirlik olmadan tırmanışa iten bir güce dönüşmesini engelleyebilir.


Google en popüler uygulamalarından birini değiştiriyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Google en popüler uygulamalarından birini değiştiriyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Google, Android'in en popüler uygulamalarından birini değiştiriyor.

Neredeyse tam 10 yıl önce Google, kullanıcıların çeşitli görevleri yerine getirmek için sesleriyle sohbet edebilecekleri bir araç olan Asistan'ı tanıtmıştı. Uygulama o zamandan beri telefonlardan televizyonlara ve akıllı ev cihazlarına kadar Google'ın Android işletim sistemiyle çalışan çeşitli cihazlarda yerini aldı.

Ancak geçen yıl Google, Asistan ve ilgili uygulamasını kullanımdan kaldıracağını duyurmuştu. Bunun yerine kullanıcıları aynı amaca hizmet eden ve daha güncel yapay zeka araçlarını kullanan Gemini'a yönlendireceğini açıklamıştı.

Google artık kullanıcılara yakında bu uygulamayı artık kullanamayacaklarını ve bunun yerine Gemini'a geçmeleri gerektiğini bildiren bir e-posta gönderiyor. Kullanıcılara gönderilen e-postada, "Mobil cihazınızdaki Google Asistan'ın kullanımının sonlandırıldığını ve yeni nesil yapay zeka destekli asistanımız Gemini'ın artık Android'deki asistan deneyimi olduğunu bildirmek için yazıyoruz" deniyor.

E-postada Google'ın Asistan'a erişimi 4 Eylül'den itibaren kaldırmaya başlayacağı ve sürecin "birkaç hafta" sürebileceği belirtiliyor. Süreç tamamlandığında Asistan artık kullanılamayacak.

Daha sonra, cihaz minimum sistem gereksinimlerini karşılıyorsa ve Gemini'ın mevcut olduğu bir bölgedeyse, telefonlar Gemini'ı kullanmaya geçecek. Örneğin güç düğmesine uzun basıldığında veya 'Hey Google' dendiğinde artık sanal asistanın yeni sürümü Gemini açılacak.

Değişiklik, cihazla eşleştirilen akıllı saatler ve kulaklıklar gibi diğer cihazlar için de geçerli olacak.

Gemini, Asistan'la aynı görevleri yapmaya ve aynı komutları anlamaya devam edebilecek. Ancak Google, destek sayfasındaki bir mesajda, kullanıcıların örneğin telefonla daha doğal bir şekilde konuşabilmeleri ve telefonun bunu anlaması için daha güncel yapay zeka teknolojisi kullandığını vurguluyor.

Independent Türkçe


Yapay zekayı eğitenler işsiz kalıyor: Kendi kuyumuzu kazdık

Yapay zekanın yaygınlaşmasıyla istihdam kayıpları yaşanıyor (Unsplash)
Yapay zekanın yaygınlaşmasıyla istihdam kayıpları yaşanıyor (Unsplash)
TT

Yapay zekayı eğitenler işsiz kalıyor: Kendi kuyumuzu kazdık

Yapay zekanın yaygınlaşmasıyla istihdam kayıpları yaşanıyor (Unsplash)
Yapay zekanın yaygınlaşmasıyla istihdam kayıpları yaşanıyor (Unsplash)

Yapay zekanın eğitilmesinde rol alanlar aynı teknoloji nedeniyle işlerinden oluyor.

BBC’nin haberine göre Filipinler’deki dış kaynak (BPO) sektöründe yapay zeka kullanımı yaygınlaşırken, istihdam endişeleri de artıyor.   

Adı haberde Lisa olarak değiştirilen içerik yazarı, çalıştığı şirkette yapay zeka tarafından üretilen metinleri düzenlemekle görevlendirildiğini belirtiyor.

15 yıldır bu sektörde çalıştığını anlatan Filipinli, firmadaki deneme süresinin sona ermesine bir ay kala işten çıkarıldığını söylüyor:

Kendi kuyumu kazmış gibi hissediyorum. Yerimizi alan yapay zekayı eğiten bizdik.

Benzer şekilde işten çıkarılan içerik yazarı Mary ise yapay zekanın işleri kolaylaştırmak yerine daha fazla doğrulama ve düzenleme gerektirdiğini belirterek "Teknik olarak işimiz arttı çünkü yapay zekanın ürettiği bilgiler hatalı olabiliyor" ifadelerini kullanıyor.

Yaklaşık 1,9 milyon kişiye istihdam sağlayan ve yılda 40 milyar dolar gelir üreterek Filipin ekonomisinin yaklaşık yüzde 10'unu oluşturan dış kaynak sektörü, uzmanlara göre üretken yapay zekadan en fazla etkilenecek alanlardan biri.

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) göre ülkede 12,7 milyon çalışan, yani her dört çalışanın birinden fazlası üretken yapay zekanın olumsuz etkileyebileceği mesleklere sahip. Tahminlere göre bu, Güneydoğu Asya'daki en yüksek oran.

Accenture, Concentrix ve Teleperformance gibi BPO sektörünün önde gelen şirketleri ülkede birçok şube açtı ve yüzbinlerce kişiye istihdam sağlıyor. Bu firmalar, yapay zekanın doğrudan istihdam kaybıyla ilişkilendirilemeyeceğini savunuyor.

Filipinler Bilgi Teknolojileri ve İş Süreçleri Birliği (IBPAP), devletle birlikte çalışarak sektörün gelişmesinde önemli rol oynuyor. IBPAP direktörü Jack Madrid, üyelerinin üçte ikisinden fazlasının yapay zeka pilot uygulamalarını devreye aldığını belirtiyor.

İstihdam kaybı ve işe alımlardaki yavaşlamanın yalnızca yapay zekayla değil, küresel talepteki düşüşle de ilgili olduğunu söylüyor.

Filipinler-Diliman Üniversitesi'nden Paul Quintos ise bazı şirketlerin istihdam sorunları nedeniyle endişelendiğini ve yapay zekaya geçiş sürecini yavaşlatmak istediğini ifade ediyor.

Ancak akademisyene göre Hindistan ve Singapur’daki BPO firmalarıyla rekabet eden şirketler, hem piyasa koşullarının hem de yabancı müşterilerin baskısıyla yapay zeka otomasyonuna yönelmek durumunda kalıyor.

Filipinler de süreci hızlandırmak istiyor. BPO sektöründekiler de dahil 300 binden fazla çalışana yapay zeka eğitimi verilmesi planlanıyor.

Independent Türkçe, BBC, Chosun