Somali: Kıtlığın yol açtığı istikrarsızlık kadınları tehdit ediyor

Somali’de 4,1 milyondan fazla insanın acil gıda yardımına ihtiyacı var

Geçim kaynaklarının kaybı ve gıda güvensizliği nedeniyle kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet vakalarında artış yaşanıyor (AFP)
Geçim kaynaklarının kaybı ve gıda güvensizliği nedeniyle kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet vakalarında artış yaşanıyor (AFP)
TT

Somali: Kıtlığın yol açtığı istikrarsızlık kadınları tehdit ediyor

Geçim kaynaklarının kaybı ve gıda güvensizliği nedeniyle kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet vakalarında artış yaşanıyor (AFP)
Geçim kaynaklarının kaybı ve gıda güvensizliği nedeniyle kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet vakalarında artış yaşanıyor (AFP)

Mahmud Abdi
Uluslararası raporlar, kuraklığın şiddet ve ciddiyetinin su kıtlığıyla birlikte Somali’nin geniş bir bölgesinde etkisini gösterdiğine dikkati çekti. Raporlara göre bu durum, sosyal ve ekonomik yapıların yıkımına ve ailelerin yiyecek sağlama yeteneğinin azalmasına yol açtı.
Somalililerin yaşadığı insani felaketin boyutuyla ilgili olarak Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırılması (IPC) kuruluşu, bu bahar döneminde yayınladığı bir raporda, “Somali genelinde 4,1 milyondan fazla insan veya toplam nüfusun yüzde 26’sı, gıda tüketim açıklarını veya geçim kaynaklarının hızla tükenmesini önlemek için acil insani gıda yardımına ihtiyaç duyuyor. Mevcut durum, 2022’nin ortalarına kadar bir krize veya daha kötü sonuçlara işaret ediyor” ifadelerine yer verdi.
Afrika Boynuzu’nda kuraklıklar ve düzensiz yağışlar şiddetlenirken birçok sivil ve uluslararası kuruluş da ‘kadın ve çocuklara yönelik artan şiddet olayları, kırdan kentlere yoğun göç nedeniyle kadın ve kız çocuklarının koşulları sonucu cinsel saldırı vakalarının artması, tekrarlı zorla yerinden edilme, geçim kaynaklarının kaybı ve gıda güvensizliği’ ile ilgili alarm veriyor.

Kadın ve çocuklar
Kuraklık, Somali’deki kırsal nüfusun hayatında büyük bir aksamaya yol açıyor. Hargeisa şehri yakınlarındaki çiftliğinde yaşayan Edo Musa, yaptığı açıklamada “Kuraklık, su kaynaklarının azalmasına, doğal kaynaklar, göller ya da su depolama göletleri ve nüfusun bağımlılık için kazdığı mevsimsel kuyular olsun, halkın bağlı olduğu tüm stokların tükenmesine neden oluyor. Bu durum ise mahsullerin yetişmemesine ve sürü ölümlerine yol açıyor” dedi.
Musa, “Sonuç olarak erkekler, yumurta, süt ve türevleri gibi temel besin kaynaklarının kıtlığı nedeniyle ailelerine bu ürünleri temin etmek için şehirlere göç etmek zorunda kalıyor. Maddi ve gıda güvenliği azalıyor. Geçim kaynaklarını sağlamak üzere şehirlere göç eden erkeklerin yokluğunda kadınlar ve çocuklar, suçluların saldırılarına karşı savunmasız hale geliyor” şeklinde konuştu.
Edo Musa, “Şehirlerdeki yüksek işsizlik oranları ortasında erkekler, buralarda geçim kaynaklarını sağlayamayabilir ve bu da koşulları daha da kötüleştirebilir. Bu nedenle erkeksiz aileler açlığa ve yetersiz beslenmeye karşı savunmasız hale gelirler. Erkekler geri dönene veya aileleri başka bölgelere ya da şehrin kenar mahallelerine göç etme kararı alana kadar aileler, gerçek bir tehlikededir ve kaderin insafına kalmışlardır” dedi.
000_323N667.jpg
Kuraklık, Somali’de kırsal bölgelerde yaşayanların hayatlarında büyük bir aksamaya yol açıyor (AFP)

Caydırıcılığın olmaması sorunu daha da kötüleştiriyor
Kadın ve aile refahı alanında aktivist Fethiye Muhammed, kilometrelerce sürebilen su arama yolculuklarında kadınlara yönelik saldırıların artmasının nedenlerine değindi. Muhammed, “Su kaynaklarının azalmasıyla birlikte kadınların evlerine su getirmek için yürüdükleri mesafe artıyor. Genellikle engebeli vahşi alanlarda veya çalılar arasında yürüyorlar. Bu da onları, o bölgelerde pusuya yatmış suçluların saldırılarına karşı savunmasız hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Muhammed, “Genel olarak devlet kurumlarının kırsal kesimlerdeki zayıf varlığı ortasında saldırıların failleri kaçabiliyor ve işledikleri suçların sorumluluğundan da uzaklaşabiliyor. Bu durum, konuyla başa çıkmak amacıyla kabile liderlerinden yardım talep edilmesine neden oluyor. Bozulan koşullara daha fazla sorun eklememek ve anlaşmazlığın silahlı ve açık bir çatışmaya dönüşmemesi için tırmanıştan kaçınmak amacıyla çabalar çoğu zaman çözüme ulaşma eğilimindedir. Aynı şekilde geçmişte benzer konularda olduğu gibi Somali tarihi, bir kadının saldırıya maruz kalması sonucu binlerce erkeğin hayatına mal olan ve kırk yıl süren kanlı savaşlarla doludur” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre durumun yıkıcı etkilerine de değinen Muhammed, “Kadınların statüsüyle gurur duyan bir toplumuz. Ancak böyle bir sınavla karşı karşıya kaldıklarında kadınların, kabile liderlerinin endişelerinde ikinci sıraya düştüğü açıkça ortaya çıkıyor. Yerleşim alanları, mağdurun ailesini ve yakınlarını, kendilerini etkileyen felakete bakılmaksızın herhangi bir işlem yapmamaya zorlayan kararlara yol açabilir. Aksine mesele, mağduru kendisine saldıran suçluyla evlendirme noktasına ulaşabilir. Kız intihar edebilir ya da sonsuza kadar kaçabilir. Bu da mağduru daha fazla acıya ve sömürüye maruz bırakabilir” şeklinde konuştu.

Olumlu gelenekler
Öte yandan devlet dairesinde çalışan Emira Ali, Somali kabileleri arasındaki dayanışma geleneklerine ve bu geleneklerin ‘aileleri kuraklıktan etkilenen kadın ve kızlara yönelik istismar ve saldırılar için verimli bir ortama dönüşme’ ihtimaline dikkat çekti. Ali, “Somali halkı, dayanışma ve işbirliğine dayalı birbirine bağlı toplumlardan oluşmaktadır. Ancak insani felaketlerin yaygınlaşması ve devam ettiği sürelerin uzamasıyla birlikte, ülkenin dört bir yanına yayılmış erkekler tarafından yönetilen kabile dayanışma ağları üzerindeki baskı artıyor. Bu nedenle Somali toplumları, coğrafi konuma dayalı kadın dayanışma ağlarına ek olarak, kadınlar için başka bir mekanizma tasarladı. Bu mekanizma, etkilenen bölgelerdeki akrabaların çocuklarına bakmakta veya daha büyük kızların küçük bir ücret karşılığında ev içi yardım görevlerini yerine getirmelerini sağlamaktadır” açıklamasında bulundu.
Ali, “Ancak bazı aile bireylerine yönelik sağlıksız bakım ve denetimin ihmal edilmesi durumunda bu uygulamanın olumsuz bir yanı da bulunmaktadır. Bu durum, ev sahiplerinin çalışanlara karşı cinsel istismarına veya haksız sözlü ve fiziksel şiddetine elverişli bir ortam yaratıyor” dedi.
Emira Ali ayrıca, “Ev sahibi ailenin ekonomik düzeyine bağlı olarak bu tür saldırıların olasılığı, bu imkanlarla ters orantılı olarak artmaktadır. Somali şehirlerinde barınma darlığı ve kötü yaşamın neden olduğu pek çok baskı, bu tür saldırıların olasılığını artırmakta ve ev sahiplerinin korku duyması ve ilgili aileye bakma ihtiyacı duymasıyla birlikte söz konusu vakalar azalmaktadır” şeklinde konuştu.



Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, bölgedeki savaşı durdurabilecek tek kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirtti.

Sisi, Mısır Uluslararası Enerji Konferansı ve Fuarı (EGYPS) açılışında bölgedeki bu savaşı durdurabilecek tek kişinin Trump olduğunu ifade etti.

Sisi, arz eksikliği ve fiyat artışlarının etkisine dikkat çekerek, petrol fiyatının varil başına 200 doları aşabileceğine dair analistlerin endişeleri ve tahminlerin abartılı olmadığını vurguladı.

Sisi, Ortadoğu’daki karışıklıklar nedeniyle gübre kıtlığı ve bunun sonucunda küresel gıda güvenliği krizinin olası olduğunu söyledi. Sisi, “Zengin ülkeler bunu karşılayabilir, ancak orta gelirli ve kırılgan ekonomiler için bu durum ciddi istikrarsızlık yaratabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Trump’ı Gazze’deki savaşı sona erdirmedeki rolünden ötürü övdü. Sisi, Kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasından önce de ABD Başkanı’nın tek çözümün kendisi olduğunu söylediğini hatırlattı.

 

Mısır, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Buna karşılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi video konferansla yaptığı konuşmada uluslararası toplumu hayati deniz yollarını korumaya çağırdı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını kınadı. Budeyvi, İran’ın agresyonunun tüm dünyayı tehdit ettiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, ABD-İsrail savaşının “İran rejiminde değişim” sağladığını ve mevcut liderleri “çok mantıklı” olarak nitelendirdiğini söyledi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir “anlaşma” yapacağını da belirtti.

Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “İran petrolünü ele geçirmek istediğini” ifade ederek, İran’ın petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’nı kontrol edebileceğini söyledi. Trump ayrıca, İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan tankerlerin geçişine izin verdiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise ABD’nin aracılar üzerinden ilettiği müzakere mesajlarını “gerçekçi olmayan, mantıksız ve abartılı” olarak nitelendirdi.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishak Dar, dün Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında “ciddi müzakerelere ev sahipliği yapmaya ve bunları kolaylaştırmaya hazır olduğunu” belirtti. Amaç, süregelen çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulmak.


Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.