İsrail-Türkiye ilişkilerinin ‘bazı testlerden’ geçmesi gerekiyor

Çavuşoğlu Mescid-i Aksa’yı İsrailli yetkililerin eşliği olmaksızın ziyaret etti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid, Tel Aviv’deki bir araya geldiler. (İsrail Hükümeti)
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid, Tel Aviv’deki bir araya geldiler. (İsrail Hükümeti)
TT

İsrail-Türkiye ilişkilerinin ‘bazı testlerden’ geçmesi gerekiyor

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid, Tel Aviv’deki bir araya geldiler. (İsrail Hükümeti)
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid, Tel Aviv’deki bir araya geldiler. (İsrail Hükümeti)

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile İsrailli mevkidaşı Yair Lapid dün yaptıkları görüşmede, iki ülke arasında tam diplomatik ilişkilerin yeniden tesisinin ve karşılıklı büyükelçi atamasının bir süre daha ertelenmesini kararlaştırdı. İki bakan süreçteki aksaklıklara rağmen Türkiye-İsrail ilişkilerinde aşamalı olarak ilerleme kaydedildiğini belirtti.   
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid, Batı Kudüs'te gerçekleştirdikleri ikili ve heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın açıklaması yaptı. Lapid konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Aramızdaki ilişkide iniş çıkışlar ve sarsıntılar yaşanmamış gibi davranmayacağız. Ancak her zaman diyalog ve iş birliğine nasıl döneceğimizi bildik. İki halkın uzun bir geçmişi bulunuyor. Her zaman bir faslı kapatıp yenisini açmasını biliyorlar. Bugün yaptığımız da bu. Biz 1948’de, Türkiye’nin İsrail’i tanıyan ilk İslam ülkesi olduğunu unutmuyoruz.”
Çavuşoğlu ile gerçekleştirdikleri görüşmeyi ‘verimli ve sonuç odaklı’ olarak nitelendiren Lapid, sadece güvenlik ve diplomatik ilişkiler değil, ekonomik bağlar ve sivil iş birliğini de daha ileri taşımayı hedeflediklerini söyledi. Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesinin İbrahim Anlaşmaları’nın ardından başlatılan yeni süreçle de ilişkili olduğunu ifade eden Lapid, yeni sürecin odak noktasının; ‘terörizme ve istikrarı baltalama girişimlerine karşı Ortadoğu’da yeni bir güç ortaklığının geliştirilmesi’ olduğunu vurguladı. Türkiye ile ekonomik ilişkilerin, siyasi gerginliklerin olduğu dönemde bile artmaya devam ettiğini ancak daha da ileriye taşınması gerektiğini belirten Lapid, bugünkü görüşmelerde ortak ekonomik komisyonun yeniden oluşturulması kararı aldıklarını bildirdi.  
Lapid, Çavuşoğlu'na hitaben şunları söyledi:
"Sayın Bakan; İsrailliler diplomasinin ötesinde Türkiye'yi çok seviyor. Binlerce İsrailli sizin kültürünüzü, müziklerinizi, güzel plajlarınızı ve güzel pazarlarınızı seviyo… Bugün ilişkilerimizi daha da geliştirmek için yeni bir çerçeve oluşturmuş olduk. Bundan sadece bizler değil önümüzdeki yıllarda çocuklarımız da faydalanacak."  
Mevlüt Çavuşoğlu da Ankara ile Tel Aviv arasında, yenilenmiş siyasi diyalog kurulması üzerinde uzlaşıldığını vurguladı. Farklılıklara rağmen sürdürülebilir diyaloğun devam ettirilmesinin iki ülke için de faydalı olacağını belirten Çavuşoğlu şu ifadeleri kullandı:
"Bu da birbirimizin hassasiyetlerine karşılıklı saygı temelli olmalıdır. Bu sadece bizim iki taraflı ilişkilerimiz için değil, aynı zamanda bölgemizde barış açısından da faydalı olacaktır."  
Görüşmede bölgesel konularla ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını kaydeden Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Pozitif bir gündem üzerinde çalışmalarda bulunmak, anlaşmazlıklarımızı daha yapıcı bir şekilde ele almamıza yardımcı olabilir. Gerçekten de geçen Ramazan Ayı’nda devlet başkanları seviyesinde tesis etmiş olduğumuz diyalog, sükunetin korunmasına ilişkin çabalara katkıda bulunmuştur. İsrail'le birçok alandaki ilişkilerimize yeni enerji kazandırmaya ve bundan sonra farklı mekanizmaları oluşturmaya ve sivil havacılıkla ilgili görüşmeleri yeniden başlatmaya hemfikiriz."
Bakan Çavuşoğlu, coğrafi yakınlık ve birbirini tamamlar nitelikteki ekonomilerin Türkiye ve İsrail’i doğal ticaret ortağı haline getirdiğini belirterek şunları söyledi:
“Türkiye ve İsrail, karşılıklı olarak birbirleri ile en çok ticaret yaptığı 10 ülke arasında. Yaşadığımız salgın ve geçmişimizdeki farklılıklara rağmen ticaret hacmimiz sürekli olarak artmaya devam etmiştir. Geçen yıl iki ülke arasındaki ticaret hacmi 8 milyar doları aştı. Bu yılın ilk çeyreğinde de Türkiye’den İsrail’e yapılan 1,8 milyar dolarlık bir ihracat var.”
Çavuşoğlu, Lapid ile Filistin-İsrail meselesini de görüştüklerini belirtti:
“Biz, Birleşmiş Milletler ilkeleri çerçevesinde iki devletli bir çözümün kalıcı barış için tek çözüm olduğuna inanıyoruz. Görmek istediğimiz şey de bu, kalıcı bir barışın Ortadoğu'da sağlanmasını istiyoruz. Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın kutsallığı ile ilgili hassasiyetlerimizi paylaştık, aramızdaki ilişkilerin normalleşmesinin bu çatışmanın barışçıl bir şekilde çözüme kavuşturulmasında olumlu bir etkiye sahip olacağına da inanıyoruz.” 
İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, iki bakanın ilişkilerin kademeli ve derinlikli bir biçimde ilerletilmesi konusunda hemfikir olduğu ve bunun için ortak komisyon kurulacağı kaydedildi. Ayrıca karşılıklı ortak ekonomik komisyon girişimini yeniden başlatmak için anlaşıldığı ve İki taraf arasında yeni bir sivil havacılık anlaşması için çalışılması üzerinde uzlaşıldığı bildirildi.
Çavuşoğlu İsrail Turizm Bakanı Yoel Razvozov ve Bölgesel İşbirliği Bakanı Esawi Frej ile çalışma yemeğinde bir araya geldi. Görüşmede karşılıklı olarak turist sayısının ve turizmde iş birliğinin artırılması konusunda hemfikir olundu.  
Tel Aviv’den siyasi kaynaklar, İsrail’in Türkiye ile derin ilişkilerin geliştirilmesine oldukça ilgili olduğunu ancak geçmişte yaşananların tekrarından çekindiği için temkinli davrandığını aktardı. Tel Aviv yönetiminin sürpriz kararlar alınarak şaşırmaktan çekindiğini söyleyen kaynaklar, dolayısıyla ilişkilerin belirli sınamalardan geçmesi gerektiğini düşündüklerini bildirdi.
İsrail güvenlik güçlerinin Ramazan Ayı boyunca Kudüs’te, Mescid-i Aksa’ya düzenlediği baskınlar nedeniyle gerilim artmıştı. Türkiye bu süreçte İsrail ve Filistinli yetkililerle temas halinde oldu.  
Batı Kudüs'teki Yad Vaşem Holokost Müzesi’ni ziyaret eden Çavuşoğlu, Holokost anıtına çelenk bırakarak müzedeki anı defterini imzaladı. Çavuşoğlu, müzede gördüklerinin ‘Bu tür vahşetlerin tekrar yaşanmaması için ortak sorumluluğu’ hatırlattığını söyledi. Türk Bakan önceki gün Filistin'i ziyaret ederek mevkidaşı Riyad el-Maliki ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmüştü. Bakan Çavuşoğlu, işgal altındaki Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa'yı ziyaret etti. Çavuşoğlu’nun ziyaretine kendi talebi nedeniyle herhangi bir İsrailli yetkilinin iştirak etmemesi dikkat çekti.
Türkiye, İsrail’in Mescid-i Aksa üzerinde egemenliğini tanımıyor ve bu bölgeyi işgal edilmiş addediyor.
Mescid-i Aksa'nın idaresinden sorumlu Kudüs İslami Vakıflar İdaresini ziyaret eden Çavuşoğlu, İdare Başkanı Azzam el-Hatib ile görüştü. Çavuşoğlu’nun ziyareti, 15 yıl aradan sonra İsrail’e yapılan ilk üst düzey temas olarak dikkat çekti. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, resmi temaslarda bulunmak üzere mart ayında Ankara'ya gitmiş ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmüştü.  



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.