Filistin hükümeti İsrail’i ‘çılgınca bir gerilime’ neden olmakla suçladıhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3670586/filistin-h%C3%BCk%C3%BCmeti-i%CC%87srail%E2%80%99i-%E2%80%98%C3%A7%C4%B1lg%C4%B1nca-bir-gerilime%E2%80%99-neden-olmakla-su%C3%A7lad%C4%B1
Filistin hükümeti İsrail’i ‘çılgınca bir gerilime’ neden olmakla suçladı
Batı Şeria’nın Huvara kasabasında dün İsrail sınır muhafızıyla çatışmalar yaşandı. (AFP)
Filistin Otoritesi, Batı Şeria’da düzenlenen barışçıl yürüyüşlere yönelik saldırılarda yüzden fazla sivilin yaralanmasının ardındanİsrail hükümetini iki halk arasında ‘çılgınca bir gerilime’ neden olmakla suçladı.
Filistin Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı dün, işgal güçlerinin acımasız bir baskı ve taciz uyguladığını bildirdi. Yerleşimciler için Filistin topraklarına el konulmasına ve ruhsatlandırılmasına karşı çıkıldı. Yerleşimcilerin barışçıl yürüyüşler ve gösteriler yapan Filistinlililere saldırılmasına göz yumulduğuna dikkat çekti.
Bakanlık, ABD yönetimine ve uluslararası topluma da tepki gösterdi. Mevcut çatışma yönetimleriyle İsrail makamlarına uluslararası barış referanslarını gözeterek iki devletli çözüme ulaşma fırsatını baltalaması için daha fazla zaman tanıdıklarını vurguladı. Bakanlık uluslararası toplumu ve özellikle ABD yönetimini İsrail hükümetine baskı yapmak ve Filistin halkına yönelik saldırıları durdurmak için gerekli önlemleri alma ve pratik adımlar atma çağrısında bulundu.
Filistin Kızılayı dün, işgalcilerin sadece Nablus ve köylerinde açılan ateşte 90 kişinin yaralandığını, 72 kişinin de boğulma riski yaşadığını aktardı. Ses bombası ile yaralanan bir kişi ile yanık yaraları olan iki kişiye müdahale ettiklerini duyurdu. Söz konusu yaralanmalar, Nablus bölgesindeki Beyt Dacan, Cebel Sabih, Beyta, Huvara ve Burka beldelerindeki yürüyüşlerin bastırılması sırasında gerçekleşti.
İsrail işgal güçlerinin Kalkilya’nın doğusunda haftalık Kafr Kaddum yürüyüşüne müdahalesi sırasında dört kişi plastik mermilerle yaralandı, onlarca kişi de boğulma tehlikesi geçirdi. İsrail işgal güçleri dün Nablus’un güneyindeki Huvara kasabasında güvenlik gerekçesiyle bir binaya el koydu. Kevn et-Tamir bölgesindeki yedi katlı binanın Şadi Emir’e ait olduğu bilgisi paylaşıldı.
İran ve Arap ülkeleri: Körfez'in iki yakası arasındaki ilişkileri gelecekte ne bekliyor?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5264905-i%CC%87ran-ve-arap-%C3%BClkeleri-k%C3%B6rfezin-iki-yakas%C4%B1-aras%C4%B1ndaki-ili%C5%9Fkileri-gelecekte-ne
ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından, İran'ın roket saldırıları sonucu Doha, Katar'daki sanayi bölgesinde duman yükseliyor, 1 Mart 2026 (Reuters)
İran ve Arap ülkeleri: Körfez'in iki yakası arasındaki ilişkileri gelecekte ne bekliyor?
ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından, İran'ın roket saldırıları sonucu Doha, Katar'daki sanayi bölgesinde duman yükseliyor, 1 Mart 2026 (Reuters)
Enver el-Ansi
Ortadoğu'daki savaş henüz bitmemiş olsa da elbet bir gün sona erecek ve ölüm, kan ve yıkım sahneleri ile tüm güç gösterileri duracak. Savaşan tarafların tehdit ve gözdağı içeren açıklamaları, bir gün gelecek ve bölgenin yaşadığı kabus gibi bir geçmişin parçası olacak.
Tüm bunların yaşanacağına şüphe yok, ama neredeyse her şey değiştikten sonra bu olacak. Çünkü İran artık savaş öncesindeki İran değil. Bölgedeki kasları da özellikle Lübnan'da aynı güçte ve sertlikte değil. ‘Destek savaşı’ ve ‘Direniş Ekseni’ de yakında dünün anıları arasına karışacak.
Aynı şekilde ABD ve İsrail de eskisi gibi olmayacak. Hem ABD’nin imajı hem de başkanının otoritesi sarsıldı. İsrail'in ve aşırı sağcı hükümetinin imajı ise daha da karardı.
Savaşın tahrip ettiği yerler yeniden inşa edilebilir. Fakat değişmeyen ve belki de önümüzdeki on yıllar boyunca da değişmeyecek bir şey var. Irak dahil Körfez Arap ülkelerinin komşusu İran tarafından uğradıkları hain saldırılar, zihinlerde ve kalplerde gizli ve canlı kalmaya devam edecek.
Hatta bu durum, bu ülkeleri, kendilerine haksız yere saldırmış olan Tahran ve imzalanan anlaşmalar çerçevesinde onlara koruma sağlaması gerekirken bunu yapmayan Washington ile ilişkilerinin şeklini ve niteliğini değiştirmeye mecbur bırakacak.
Savaş ve hedeflerin seçiciliği
ABD ve İsrail ile savaşından haftalar önce İran, savaş çıkması halinde bunun ‘kapsamlı’ olacağını ve saldırılarının Tel Aviv ve komşu ülkelerdeki ABD askeri üsleriyle sınırlı kalmayacağını, aksine bu çıkarları komşu ülkeler dışındaki yerlere de yayacağını defalarca uyarmıştı. Ancak daha sonra ortaya çıkan şey, İran'ın öfkesini, saldırıların buradan başlatıldığı iddiasıyla, Körfez'in diğer yakasındaki Arap komşularına yönelttiğiydi.
Oysa İran, bu üslerin boşaltıldığını ve İran'daki hedefleri isabetle vuran her şeyin, Hint Okyanusu'nda konuşlu USS Abraham Lincoln ve Akdeniz'de konuşlu USS Gerald Ford uçak gemilerinden geldiğini biliyordu.
“ran’ın Arap komşularına karşı yeniden alevlenen düşmanlığı ve bu ülkelerin topraklarını hedef almasının, yalnızca bu ülkelerin Batı’yla, özellikle de ABD’yle olan iyi ilişkilerinden kaynaklandığı söylenemez.
İran, Azerbaycan, Türkiye ve Kıbrıs adasına atılan füzelerin sorumluluğunu üstlenmedi. Bu konuda ortak soruşturmalar açılacağına dair söz verdi ve ardından, Körfez’in diğer yakasındaki Arap komşularıyla hiçbir anlaşmazlığı olmadığı yönündeki iddialarını tekrarladı. İran’ın tarih boyunca eşi benzeri görülmemiş bir şekilde benimsediği geleneksel ikiyüzlülüğünün sadece bir örneği. İran'ın Arap komşularına yönelik saldırılarını açıklamak için öne sürdüğü gerekçeler ne olursa olsun, bu saldırılar, belki de bu savaşın patlak vermesinden aylar hatta yıllar önce, önceden planlanmış ve özenle hazırlanmıştı. İran'ın saldırganlığının en tehlikeli yanı, hafızanın kapaklarını yeniden açması ve geçmişin tozunu karıştırarak, Tahran'ın tarihin önceki dönemlerindeki yenilgilerinden bu yana süregelen, yeniden canlanan gizli kinleri ve intikam ve öç alma eğilimlerini ortaya çıkarmasıdır.
Hürmüz Boğazı'nda, Muskat açıklarında bulunan tekneler ve yük gemileri, Umman, 18 Nisan 2026 (Reuters)
Bu konuların ne tamamını ne de bir kısmını yeniden ele almaya gerek var. Pek çok araştırmada ayrıntılı olarak incelenmiş ve analiz edilmiş olan tüm detayları tekrarlamaya da gerek yok. Ancak şu açık; bugün İran ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkinin geleceği hakkında konuşurken, özellikle de Körfez’deki komşuları ile ilgili olanlar olmak üzere, göz ardı edilemeyecek yeni bir gerçeklik ve sürekli değişen gelişmelerle karşı karşıyayız.
Kıskançlık ve yanılgılar
İran’ın Arap komşularına karşı yeniden alevlenen düşmanlığının ve bu ülkelerin topraklarını hedef almasının, yalnızca bu ülkelerin Batı’yla, özellikle de ABD’yle hem güvenlik hem de büyük ekonomik ve siyasi çıkarlar açısından kurdukları iyi ilişkilerden kaynaklandığı söylenemez. Ancak burada bir başka, en az bunun kadar önemli bir neden daha var; o da Tahran'ın Arap komşularının, petrol gelirlerinden yararlanarak daha iyi ekonomiler ve iyi silahlanmış ordular kurdukları ve İran'ın komşuları ile bazı Arap ülkelerindeki vekillerinin topraklarından ülkelerine fırlatılan füzelerin ve insansız hava araçlarının (İHA) yaklaşık yüzde 99’unu durdurabildiklerini kanıtladıkları istikrar, kalkınma ve refah durumuna duyulan bariz ‘kıskançlık’.
Muhtemelen çok sayıda İranlı “İran, sanayi için gerekli petrol ve doğal kaynaklara, hammaddeye, bölgedeki en büyük insan kaynağına, en geniş alana ve en uzun deniz kıyılarına sahipken neden komşu Arap halklarının sahip olduğu ekonomik, sosyal ve yaşam refahına sahip değil?” şeklindeki o büyük soruyu kendine sormuştur.
Bunun, Körfez ülkelerinin ekonomik refahından en fazla yararlanan ticaret ortakları olan İranlılar tarafından gerçekleştirilen gerekçesiz bir ihanet olduğunu söylemek kesinlikle mümkün.
Öyle ki onlarca yıl boyunca bunu kanıtlayan açık işaretler gözlemlendi. İran ile Arap Körfez ülkeleri arasındaki ticaret dengeleri, bu ülkelerde çalışan İranlı işçilerin sayısı ve bunların yanı sıra Fars asıllı pek çok iş insanı, aile ve onlara ait ticarethanelerin varlığı ile büyük İranlı toplulukların bu ülkelerde saygınlıkla karşılandığı ve tüm bu ortaklık ve karşılıklı çıkar türlerinin güçlendirilmesine etkin biçimde katkıda bulunduğu görüldü. Ta ki bazı Körfez Arap ülkelerinin başkentlerinin, bazı silahlara ve savaş malzemelerine el koyduğunu, İran'ın kendilerini barındıran, iş ve onurlu yaşam fırsatları sunan ülkelerin güvenlik ve istikrarını hedef almak amacıyla kurduğu casus hücreleri ve sabotaj çetelerini deşifre edip tutukladığını açıklamasına kadar.
Lübnan ile İsrail arasında on gün süren ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Lübnan'la dayanışma amacıyla Yemen'in Sanaa kentinde düzenlenen bir gösteride tetikte bekleyen Husi milisler, 17 Nisan 2026 (Reuters)
Muhtemelen çok sayıda İranlı “İran, sanayi için gerekli petrol ve doğal kaynaklara, hammaddeye, bölgedeki en büyük insan kaynağına, en geniş alana ve en uzun deniz kıyılarına sahipken neden komşu Arap halklarının sahip olduğu ekonomik, sosyal ve yaşam refahına sahip değil?” şeklindeki o büyük soruyu kendine sormuştur.
Bu sorunun cevabını vermek için bugün zekâ ya da çok fazla çaba ve emek gerekmiyor. Çünkü özeti sadece İran rejiminin mezhepsel ve siyasi doktrinlerinde değil, aynı zamanda iki paralel askeri gücü (Devrim Muhafızları Ordusu/DMO ve Silahlı Kuvvetler) ve dış dünyaya karşı bir paravan görevi gören hayali bir devlet ve süs hükümeti barındırırken, içerdeki karar verme yetkisi ise Dini Lider’in (Rehber) liderliğindeki Velayet-i Fakih sistemi tarafından temsil edilen dini otoritenin münhasır ayrıcalığıdır.
ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'la savaşın resmen sona erdiğini ilan etmesini ya da pek çok kişinin Arapların aleyhine olacağından korktuğu bir anlaşma imzalamasını görmek için çok uzun süre beklememiz gerekmeyecek.
Ancak İran halkının yukarıda saydığımız kaynaklardan en iyi şekilde yararlanamamasının tek nedeni bu değildi. Nükleer hedefler, balistik füze programı ve genel olarak askeri sanayi, petrol gelirlerinin ve diğer kaynakların büyük bir kısmını kendine ayırdı. Ayrıca, vekillere ve askeri uzantılara yapılan savurgan harcamalar da bundan payını aldı. Lübnan'daki Hizbullah'ın eski lideri Hasan Nasrallah bir gün, İsrail'in bu bölgelere karşı başlattığı her savaşın ardından “Güney Dahiye ve Güney Lübnan'daki yeniden inşa’ sürecini finanse edenin İran olduğunu övünerek söylemişti. Tahran'ın Hizbullah’a silah, mühimmat ve teçhizat sağladığını, ‘mücahitlerin’ maaşlarını ödediğini ve bu savaşların kurbanları olan ‘şehitlerin’ ailelerine yardımda bulunduğunu da eklemişti. Tahran'ın Suriye ve Yemen'deki müdahalelerinin ve Irak'taki vekillerinin faaliyetlerinin harcamaları da bu şekilde ölçülebilir.
Kim kimin kurbanı?
"İran, hiçbir zaman Arap komşularının kendisine komplo kurduğu iddiasının gerçek bir kurbanı olmadı. Bu komşular da hiçbir şekilde başkalarının İran'a karşı kurduğu komplonun parçası olmadı. Asıl olan, Tahran'ın bizzat kendisinin bu komşulara ve diğer Arap ülkelerine yönelik sinsi politikalarının sonuçlarını yanlış değerlendirmesinin kurbanı olmasıydı. Bu süreç, Birinci ve İkinci Körfez Savaşları sırasında ABD ile Irak'a karşı iş birliği yapmasıyla başladı, ardından Husilerin Suudi Arabistan'ın güney sınır bölgelerine ve Aramco şirketinin petrol sahalarına yönelik saldırılarıyla devam etti. Son olarak İran'ın ABD’nin Arap Körfez ülkelerindeki askeri çıkarları olduğunu öne sürdüğü hedeflere yönelik doğrudan ve dolaylı saldırılarıyla noktalandı. Bu saldırılar, Tahran ile Washington arasında yükselen tansiyonu düşürmek ve Tahran'ın nükleer programına ilişkin bir anlaşmaya ulaşmak için arabuluculuk çabasını esirgemeyen Umman Sultanlığı'nı da kapsıyordu.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cidde'deki İran Konsolosluğu'nda, 7 Mart 2025 (AFP)
Suudi Arabistan, Irak'taki diplomatik misyonuna yönelik saldırıların ve Bağdat’ın Riyad ile Tahran arasında birçok kez denediği arabuluculuk girişimlerinin ardından 10 Mart 2023'te Çin'in başkenti Pekin'de İran ile bölgedeki gerilimi azaltmaya yönelik mutabakat belgelerini imzalamak üzere bir grup yetkiliyi Çin'e gönderdi. Ancak İran Irak, Lübnan ve Yemen'deki uzantılarının davranışlarını kontrol altına alma konusundaki taahhütlerini yerine getirmedi. Bunun gerekçesi olarak, söz konusu taraflarla siyasi açıdan dayanışma içinde olsa da onlar üzerinde herhangi bir etkisinin bulunmadığını öne sürdü. Ne var ki bu iddia kısa sürede çürütüldü ve Tahran'ın perde arkasında ve önünde bu vekilleri, birden fazla Arap Körfez ülkesinde ve bu ülkelerin ötesinde istikrarı bozucu gündemini sürdürmeleri için teşvik etmeye devam ettiği ortaya çıktı.
Gerçek şu ki, hiç abartısız, yaşananlar bugün İran'ın yalnızlığını pekiştirdi ve onu ABD ile İsrail karşısındaki cephede tek başına bıraktı. Ne var ki İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin eski Genel Sekreteri Ali Laricani de ABD ve İsrail tarafından düzenlenen suikasta kurban gitmeden iki gün önce Instagram hesabı üzerinden “Biliyorsunuz ki nadir istisnalar ve yalnızca siyasi tutumlar düzeyinde olmak üzere hiçbir İslam ülkesi İran halkının yanında durmadı” açıklamasında bulundu. Ancak Laricani bunun nedeninden hiç söz etmedi.
Kapsamlı ve belirleyici yeniden değerlendirmeler
Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile savaşın resmi olarak sona erdiğini ya da pek çok kişinin Araplar aleyhine olacağından endişe ettiği bir anlaşmayı ilan ettiğini görmek için uzun süre beklemeyeceğiz. Körfez hükümetlerinin büyük bölümü; ulusal güvenliklerini ve uzun vadeli stratejik ulusal çıkarlarını koruyacak biçimde politikalarını ve ittifaklarını yeniden gözden geçirmeye başladı. Hatta artık, İran'ın el uzatamadığı toprak, onur ve şereften geriye kalanı korumak amacıyla halklarının bütünleşmesi ve kaynaşması için alternatifler ve araçlar bulmayı kendileri için zorunlu görür hale geldiler.
İran, tüm bu yaşananlardan kaçınabilir, egemenliği korunmuş bir ülke olarak kalabilir, sınırları içinde güçlü ve saygın savunma ordusuna sahip büyük bir millet olarak var olabilir ve komşularıyla verimli ilişkiler ve çıkarlara sahip normal bir devlet olarak yaşamını sürdürebilirdi.
Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Diplomasi Danışmanı Enver Gargaş, ülkesinin ‘bölgesel ve uluslararası ilişkiler haritasını titizlikle okuyacağını ve kime güvenileceğini belirleyeceğini’ vurguladığı bir açıklamada bulundu. Bu açıklama, savaş sonrası ittifakların daha kapsamlı biçimde yeniden değerlendirileceğine işaret ediyordu. Gargaş, birkaç gün önce sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı bir paylaşımda "Ulusal önceliklerimizin akılcı bir şekilde yeniden değerlendirilmesi, geleceğe giden yolumuzdur" diyerek bu hususu vurguladı.
Bugün büyük olasılıkla, Ortadoğu'daki Arap veya Arap olmayan diğer ülkeler, yapısı karmaşık ve geleceği belirsiz olan komşuları İran ile ilişkilerini, Abu Dabi'nin kamuoyuna açıkladığının aksine, alenen ortaya koymadan önce gizlice ve kurnazca yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Endişe verici olansa her zaman “Tahran ile ilişki nereye gidebilir?” sorusunun gündemde kalmaya devam ediyor olması. Oysa Tahran'ın kendisi de nereye gittiğini bilmiyor olabilir.
“İran açısından savaştan kaçınmak mümkün olabilir miydi?” sorusu başından beri zihinleri kurcalıyor.
Elbette İran, tüm bu olanlardan kaçınabilir, egemenliği korunmuş bir ülke olarak kalabilir, sınırları içinde güçlü ve saygın savunma ordusuna sahip büyük bir millet olarak var olabilir ve komşularıyla verimli ilişkiler ve çıkarlara sahip normal bir devlet olarak yaşamını sürdürebilirdi. Bunun için ‘devrim’ ve ‘Şiileştirme’ projelerini ihraç ederek ve Şii Arapların yoğun olduğu Irak da dahil olmak üzere Arap komşularına İslam'a dair kendi özgün yorumunu dayatmaya çalışarak bu sınırları aşması gerekmezdi. Diğer Arap ülkelerindeki ‘Şii azınlıkları’ himayesine almasına ve onları bu ülkelerdeki ulusal devlet projelerini yıkmak için mezhepsel kol ve pençelere dönüştürmesine, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de yaptığı gibi bu ülkelerde fitne ve savaşları körüklemesine de gerek yoktu. Ne var ki İran, tüm bu yaşananlara rağmen halen ne kendini değiştirmeye ve ne de başkalarından önce kendini kurtarmak için bunların bir kısmını telafi etmeye çalıştı. Bu da oldukça üzücü.
Barış Kurulu: Gazze planında hızlı ilerleme kaydedilmesi gerekiyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5264831-bar%C4%B1%C5%9F-kurulu-gazze-plan%C4%B1nda-h%C4%B1zl%C4%B1-ilerleme-kaydedilmesi-gerekiyor
Barış Kurulu: Gazze planında hızlı ilerleme kaydedilmesi gerekiyor
Gazze Şeridi’nde savaşın yol açtığı yıkımın görüntüsü (Reuters – Arşiv)
Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov dün (pazartesi) yaptığı açıklamada, Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılmasına ilişkin bir anlaşmaya varılabileceği konusunda ‘kısmen iyimser’ olduğunu belirtti, ancak sürecin zaman alacağı uyarısında bulundu.
Mladenov, Brüksel ziyareti sırasında Reuters’a verdiği röportajda, son haftalarda Hamas ile ‘son derece ciddi görüşmeler’ yürüttüklerini, ancak sürecin kolay olmadığını ifade etti.
Mladenov, “Tüm tarafları tatmin edecek bir düzenlemeye ulaşabileceğimiz konusunda kısmen iyimserim… En önemlisi de Gazze halkını tatmin edecek bir düzenleme” dedi.
ABD Başkanı Donald Trump, eylül ayında İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşı sona erdirmeye yönelik planını denetlemek amacıyla Barış Kurulu kurulmasını önermiş, daha sonra bu yapının diğer çatışmaları da ele alacağını belirtmişti.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Trump’ın başkanlık ettiği kurulu tanırken, çok sayıda büyük güç bu yapıya katılmadı.
Trump’ın Gazze planı, İsrail ve Hamas tarafından geçtiğimiz ekim ayında kabul edildi. Plana göre Hamas’ın silah bırakmasının ardından İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesi ve yeniden inşa sürecinin başlaması öngörülüyor.
Ancak Hamas’ın silahsızlandırılması, planın uygulanması ve ekim ayında varılan, iki yıl süren kapsamlı savaşı sona erdiren ateşkesin kalıcı hale getirilmesine yönelik görüşmelerde temel anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.
Filistin topraklarında şiddet olayları sürerken, bölgenin büyük bir kısmının hâlâ yıkım içinde olduğu belirtiliyor.
İvmenin azalması riski
Mladenov, silahsızlanmayı, Gazze Şeridi’nde yeni bir yönetimin oluşturulmasını ve İsrail’in çekilmesine ilişkin maddeleri içeren bir uygulama planı üzerinde çalışmaların sürdüğünü açıkladı.
Bulgar diplomat Mladenov, sürecin zaman alacağını, ancak planın uygulanmasına yönelik düzenlemeler konusunda mümkün olan en kısa sürede anlaşmaya varılması için çaba gösterildiğini söyledi.
Uygulama anlaşmasına ne zaman varılabileceğine ilişkin bir soruya Mladenov, “Birkaç günümüz ya da en fazla iki haftamız olduğunu düşünüyorum. Bu benim değerlendirmem. Aksi takdirde mevcut ivmeyi kaybederiz ve bu durumda herhangi bir karar almak daha zor hale gelir” yanıtını verdi.
Devam eden müzakerelerin ayrıntılarına girmekten kaçınan Mladenov, her iki tarafla da ileriye dönük ‘olumlu bir yol haritasının’ tartışıldığını ifade etti.
Mladenov, tartışılan başlıklardan birinin de ekim ayında sağlanan ateşkesten bu yana İsrail’in kontrolünde bulunan bölgeleri belirleyen ‘sarı hat’ olduğunu belirtti. Reuters, İsrail’in söz konusu hattı Gazze Şeridi’nin daha iç kesimlerine doğru ilerlettiğini aktardı.
Sahada ele alınması gereken çok sayıda konu bulunduğunu dile getiren Mladenov, ‘sarı hat’ dahil olmak üzere yardım ve ilaç erişimi gibi başlıkların da İsrail ile görüşüldüğünü kaydetti.
Refah Sınır Kapısı konusunda güvenin tesis edilmesi
Mladenov ayrıca sahadaki bazı gelişmelere de dikkat çekerek, son günlerde Refah Sınır Kapısı üzerinden geçişine izin verilen kişi sayısının kademeli bir şekilde artırıldığını söyledi. Gazze Şeridi’ni Mısır’a bağlayan bu sınır kapısından tır geçişlerinin artırılmasının da değerlendirildiğini ifade etti.
Mladenov, güven inşasının da sürecin önemli bir parçası olduğunu belirterek, bunun son derece karmaşık bir süreç olduğunu, ancak nihai olarak planın tam uygulanmasına ulaşmak için çok sayıda küçük adımın atılması gerektiğini vurguladı.
ABD Başkanı Donald Trump şubat ayında yaptığı açıklamada, ABD müttefiklerinin Gazze Şeridi’ndeki yardım çabalarına 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını, ABD’nin ise Barış Kurulu’na 10 milyar dolar katkıda bulunacağını duyurmuştu. Ancak Reuters, Barış Kurulu’nun taahhüt edilen fonların yalnızca küçük bir kısmını alabildiğini bildirdi.
Mladenov ise Washington’da taahhüt edilen tüm fonların Barış Kurulu için mevcut olduğunu ve kurumun finansmanına ilişkin herhangi bir sorun bulunmadığını söyledi.
Ayrıca üye ülkelerin, 1 milyar dolar ödeme karşılığında kurulda daimî üyelik elde edebileceği ifade edildi.
Mısır: Sudan'daki çatışmayı körükleyebilecek her türlü yabancı müdahaleyi reddediyoruzhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5264884-m%C4%B1s%C4%B1r-sudandaki-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fmay%C4%B1-k%C3%B6r%C3%BCkleyebilecek-her-t%C3%BCrl%C3%BC-yabanc%C4%B1-m%C3%BCdahaleyi
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, ABD Başkanı'nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos ve beraberindeki heyeti Kahire'de kabul etti, (Mısır Dışişleri Bakanlığı- Facebook)
Mısır: Sudan'daki çatışmayı körükleyebilecek her türlü yabancı müdahaleyi reddediyoruz
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, ABD Başkanı'nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos ve beraberindeki heyeti Kahire'de kabul etti, (Mısır Dışişleri Bakanlığı- Facebook)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Sudan'daki çatışmayı körükleyecek veya siyasi çözüm şansını baltalayacak her türlü dış müdahaleyi reddettiğini vurguladı.
Abdülati bu açıklamayı, dün Kahire’de ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Musaad Boulos ve beraberindeki heyeti kabulü sırasında yaptı. Görüşmede Mısır ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ikili ilişkiler ve ortak ilgi alanına giren bölgesel konular ele alındı; bunların başında Sudan, Lübnan, Afrika Boynuzu ve Libya'daki son gelişmelerin yanı sıra Mısır'ın su güvenliği konusu geliyordu.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Temim Hilaf, yaptığı basın açıklamasında, görüşmenin Mısır ile ABD arasındaki stratejik ortaklığın derinliğine dair ortak takdiri yansıttığını belirtti. Bu ortaklığın Ortadoğu ve Afrika’da güvenlik ve istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu vurgulayan Hilaf, tarafların siyasi ve ekonomik alanlarda iş birliğini geliştirme ve ortak bölgesel meselelerde yakın koordinasyonu sürdürmeyi hedeflediklerini kaydetti.
Görüşmede ayrıca bölgedeki mevcut durum ve ABD ile İran arasındaki müzakere süreci de ele alındı. Abdülati, Mısır’ın gerilimi düşürmeye yönelik yürüttüğü temas ve çabaları aktararak, müzakere sürecine destek verdiklerini belirterek, bölgesel güvenlik ve istikrarı güçlendirecek bir uzlaşıya ulaşılmasının önemine dikkat çekti.
Sudan’daki gelişmelere ilişkin olarak Abdülati, ülkenin birliği ve toprak bütünlüğünün korunmasının, ulusal kurumların ayakta tutulmasının gerekliliğini vurguladı. Kalıcı ateşkese zemin hazırlayacak insani bir ateşkesin sağlanmasının önemine işaret eden Abdülati, bunun insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştıracağını, halkın çektiği sıkıntıları hafifleteceğini ve Sudan’a ait kapsayıcı bir siyasi sürecin başlatılması için uygun ortamı oluşturacağını ifade etti.
Abdülati ayrıca Sudan devlet kurumlarının desteklenmesi, bütünlüğünün korunması, siviller ve sivil altyapının hedef alınmasının durdurulması gerektiğini ifade ederek, bunun daha fazla kötüleşmenin önüne geçeceğini ve ülkenin istikrarı ile birliğini koruyacağını söyledi.
Lübnan’a ilişkin değerlendirmelerde ise Abdülati, Mısır’ın Lübnan’ın egemenliği, birliği ve toprak bütünlüğüne verdiği desteği yineledi. İsrail’in saldırılarının durdurulması gerektiğini vurgulayan Abdülati, başta Lübnan ordusu olmak üzere ülkenin ulusal kurumlarının güçlendirilmesini desteklediklerini belirtti ve yakın zamanda ilan edilen ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.
Afrika Boynuzu’ndaki gelişmelere de değinen Abdülati, bölge ülkelerinin egemenliğine ve birliğine saygı gösterilmesi gerektiğini, özellikle Somali ve Eritre’nin bu kapsamda önem taşıdığını belirtti.
Abdülati, su güvenliği konusunda ise Nil Nehri’nin Mısır halkı için varoluşsal bir mesele olduğunu yineleyerek, sınır aşan nehirlerde tek taraflı adımları reddettiklerini vurguladı.
ABD’li yetkili Boulos ise Mısır’ın Ortadoğu ve Afrika’da güvenlik ve istikrarın sağlanmasında oynadığı kilit role övgüde bulundu. Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’nin bölgesel istikrara katkılarını takdir ettiğini belirten Boulos, ABD yönetiminin Mısır ile stratejik ortaklığı güçlendirme konusundaki kararlılığını ifade etti.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة