Dugin’den esinlenerek: Putin'in projesinde siyasal İslam’ın yeri nedir?

Rus düşünür son röportajında, ‘Türkiye İslamı’ da dahil olmak üzere imparatorlukların geri döndüğünü savundu.

Putin ve Dugin’in Batı karşıtı söylemlerinin siyasal İslam güçleriyle kesiştiği, giderek daha belirgin hale geliyor. (Getty)
Putin ve Dugin’in Batı karşıtı söylemlerinin siyasal İslam güçleriyle kesiştiği, giderek daha belirgin hale geliyor. (Getty)
TT

Dugin’den esinlenerek: Putin'in projesinde siyasal İslam’ın yeri nedir?

Putin ve Dugin’in Batı karşıtı söylemlerinin siyasal İslam güçleriyle kesiştiği, giderek daha belirgin hale geliyor. (Getty)
Putin ve Dugin’in Batı karşıtı söylemlerinin siyasal İslam güçleriyle kesiştiği, giderek daha belirgin hale geliyor. (Getty)

Mustafa el-Ensari
Birçok kesim, Ukrayna savaşının yansımalarının Rus-Batı hizası ve gıda tedarik zincirlerindeki bazı zorluklar üzerinde duracağı görüşünde. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in konuşmaları ve Putin’i ‘tehlikeli adam’ olarak nitelendirdiği aklı Aleksandr Dugin, işgalin, Arap ve İslam bölgesinde ideolojik ve coğrafi olarak kötülüklerini daha uzak bölgelere yayabileceğini ortaya koydu. Dugin’e göre bu kötülükler, 1979’da Sovyetlerin elindeki Afganistan savaşının etkilerinden çok uzak olmayan bir düzeyde.
Kriz söyleminin kasten şişirildiği konuların öne çıkanları arasında ‘liberalizm ile muhafazakarlık arasındaki çatışmayı kışkırtmak’, ‘diğer halkların değerlerine karşı Batı değerleri’ gibi anlamlara uzanan benzer kelime dağarcığı yer alıyor. Çinliler, Avrasyalılar, Afrikalılar ve diğerlerinin Rus düşünürün ‘Batı’nın bağımlılığından kurtulmayı ve Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı hayal etme hakkına sahip olduğunu’ söylediği İslamcılık da dahil farklı öncelikleri var.

Putin ve Nasıriye
Tartışmalarında, kitaplarında ve son olarak eş-Şark kanalında arkadaşı Advan el-Ahmeri’ye verdiği son röportajında, hiç şüphe duymaksızın bir süre önce başlayan Putin’in savaşının, ‘onuru korumak, ABD- Batı modelini reddetmek ve Haçlı Seferleri’ ile ilgilenen ve ‘eşcinsel evliliği, dinlerin ve geleneklerin marjinalleştirilmesi ve tek kutuplu sistem değerlerinden’ nefret eden tüm diğer ulusların savaşı olduğunu savundu.
Rus düşünüre göre Putin’in ‘dünya adına savaştığını’ söylediği liberalizm, dünyaya Rusların ekonomide, kültürde ve sanatta alternatifinin olmadığını gösteriyor. Rusya’nın kalkınma ve ekonomik açıdan gerileme yaşadığını da kabul eden Dugin, ancak bunun (kınayıcı sıfatlarla tanımladığı) Batı liberalizminden farklı bir sistemden bağımsız nedenlerden kaynaklandığını belirtti. Düşünüre göre çünkü Batı’nın örtüsü altına girmeden ekonomik ilerleme kaydedebilmiş, bağımsız bir kültüre sahip bir Çin var.

‘Bağımsız bir İslami kutup’
Savaşın özünün, ‘küresel yasaların tek bir imparatorluk kalmasın diye herkes adına karar verdiği dünya düzenini değiştirmek, Rusya ve Çin gibi yeni bağımsız kutupların ve dünyada bağımsız bir İslam kutbunun olması’ ile ilgili olduğunu belirten Dugin şunları söyledi:
“Medeniyet alanını ve medeniyet gücünü yenilemek ve vurgulamak için onlara imparatorluk diyoruz. Yalnızca bir devlet ve ulus değiller. Tek ABD kutbunun hegemonyası nedeniyle egemenliğini kullanamayan birçok ulus devletimiz var.”
Söz konusu ifadeler, muhabir Ahmeri’nin ‘Moskova’nın Dugin’in propagandasına göre Ukrayna’yı işgal ettiği’ yönündeki suçlamasına yanıt olarak geldi. Ahmeri, bu propagandanın ‘Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya ve İngiltere gibi diğer güçlerin başka istilalar başlatmasına ve sözde ihtişamlarını geri kazanmaya çalışmasına kapı açabileceğini’ öne sürdü.

‘Batı, zihinlerimize nüfuz etti’
Ancak tartışmanın en kışkırtıcı tarafı, düşünürün ulusların ve medeniyetlerin Batı hegemonyasından bağımsızlığını ve onlara uygun yaşam biçimlerinin seçimini yaptığı ‘Dördüncü Teori’yi savunduğu kısım oldu.
Dugin şunları söyledi:
“Bu, sömürgeciliği baltalamak için bir teori… Çünkü halen Batı kültürünün kontrolü ve egemenliği altındayız. Batı, zihinlerimize, beyinlerimize, toplumlarımıza nüfuz etti. Toplumlarımızı Batı hegemonyasından kurtarmak için Batı faşizminden ve demokrasisinden uzak modern ve çağdaş siyaset teorimizi geliştirmeliyiz.” 
Dugin, sebeplere ilişkin de şu açıklamada bulundu:
“Biz, halen Batı fikirleri ve medeniyeti tarafından sömürülüyoruz. Teori, (program sunucusu Ahmeri’nin öldüğünü kabul ettiği) faşizm ve komünizm de dahil olmak üzere bu stratejik ve ideolojik engellerden ve önceki tüm teorilerden kurtulmak için geliştirildi.”

İdeolojik silah
Dugin, Afganistan ve Çin gibi ülkelerin ve akımların ve hatta ‘siyasal İslam’ın, Dördüncü Teori’nin uygulaması konusunda nasıl hissettikleri veya hissetmedikleri ile ilgilendiğini de dile getirdi. Bu çerçevede Rus düşünür, en önemli yönüyle, “Batı kültüründen kurtulmuş tüm siyasi akımlar, kendi içinde bu ismi bile zikretmeden, onun çerçevesine girer. Bu, aklımızı Batı hegemonyasından kurtarmak için pragmatik bir yaklaşım ve ideolojik bir silahtır” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre özgürleşmeden sonraki adımın ‘geleneksel siyaset görüşlerini geliştirmeye başlamak’ olduğunu belirten Aleksandr Dugin şu değerlendirmede bulundu:
“Batı kendi yoluna, inancına ve değerlerine gitsin. Bu inançlar evrensel değildir. Tüm kültürler için kaçınılmaz da değildir. Çünkü kültürlerimiz ve diğer bölgelerin kültürleri haklıdır, kendi vizyonlarını geliştirebilir ve formüle edebilir. Bunun olmasını engelleyecek veya önleyecek hiçbir şey görmüyorum.”

Dugin’in Arapça konuşması ne anlama geliyor?
Bu konuşmayı iyi niyetle ele alanlar çerçevesinden bakıldığında Araplar ve Müslümanlar için herhangi bir endişe göze çarpmıyor. Bu bölge, ne Batı Amerika ne de Rusya- Avrasya tarafıdır. Ama terminolojiyi ve tüketici söylemini incelediğimizde, 1928’de kurulduğundan beri Müslüman Kardeşler’den (İhvan-ı Müslimin) başlayarak, onun soyundan gelen ve ondan etkilenen diğer Sünni- Şii örgütlere kadar siyasal İslam grupları tarafından kullanılanla aynı olduğunu görüyoruz.
Örneğin Tahran’daki İslami rejim, ideolojisini Amerikan ve Batı karşıtlığına dayandırdı. Dini Lider Ali Hamaney’den başlayıp, din adamları ve iktidardan geçerek Lübnan, Suriye, Irak ve (Ensarullah (Husiler) grubunun ‘Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet’ sloganıyla var olduğu) Yemen’deki Arap bölgesinde bulunan kollara kadar güç piramidinin tepesinden en altına değinen bir açıklama çerçevesinde sisteme de eleştirileri oldu.
El-Kaide’nin sivil veya asker olsun Batılıları ve özellikle de ABD’lileri hedef alan meşhur söylemi, unutulmayacak kadar ünlüdür.
Suudi Arabistan gibi ülkelerde çeşitli aşamalarda muhafazakârlar ve liberaller arasında bir tartışma mevcut. En belirgin terimleri arasında ‘toplumun batılılaşması’ ve ‘geleneksel ulusal ve İslami değerlerin savunulması’ suçlamaları geliyor. Bu durum, Batı’ya yönelim sapağına bir müdahale olarak, birçok sivil ve kalkınma uygulamasını eleştiriye ve hakarete maruz bıraktı. Bu söylem, ‘Cüheyman’dan Müslüman Kardeşler’e ve El-Kaide’ye, hatta 1970’li yıllar soluna kadar’ devletin karşısına çıkan ve toplumu harekete geçiren akımların çoğunu ateşledi. Öyle ki milliyetçi isimlerden biri olarak Suudi Arabistanlı yazar Turki el-Hamad, Cüheyman çetesinin iktidar düzenine karşı gelerek Kabe’ye yönelik saldırganlığını kutladı.

Putin’in arzusu karşısında muhafazakâr akım
Ancak farklı merkezler aracılığıyla ‘Dugin- Putin’ fikrini destekleyen Rusların dikkatini çeken fark, Arap rejimlerinin Batı’ya yönelik eleştirileri ne olursa olsun, onda ideal modeli bulmaları ve kendi dillerinde ‘egemenliğine teslim olmaları.’ Bu nedenle Arap bölgesindeki bu çatışmacı fikirlere ivme kazandırmak için siyasal İslam akımlarına bel bağlanıyor.
Bu fikri destekleyenler arasında, ‘Putin’in Müslüman Kardeşler’in bir müttefiki mi yoksa bir rakibi mi’ olduğuna dair doğrudan soru yönelten Rus yazar Nazarov da bulunuyor.
Nazarov, “Arap ülkeleri, sadece Batı’ya yönelim hızını korumakla kalmıyor, liberal değerlerin ithali de dahil olmak üzere bu hızı artırıyor. Bu hükümetler, ekonomik başarıya giden yolun bu olduğuna inanıyorlar. Ancak bunun yerine siyasal İslam ve devrimin payında artış elde ediyorlar” dedi.
Nazarov’a göre Arap yönelimiyle ilgili sorun, Putin’in ‘dünyada muhafazakâr değerler benimseyen ana lider olmasa da ana liderlerden biri’ olduğu bir dönemde, Arap dünyasının İslamcıların muhafazakâr hareketin liderliğini üstlendiğini iddia etmesi. Bu, tabii ki Putin ile Arap muhafazakârlar arasındaki olası bir ideolojik birliği engelliyor.
Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Arap ülkelerinin Rusya ile ilişkilerini geliştirmesinden sonra bu görüşün dile getirilmesine rağmen, Batı ile yakın ilişkiler ‘Rusların güvensizlik alanı’ olarak görülüyor.
Bu partizan ruh, Rus söyleminde ve Suriye, Ukrayna, Kırım ve Azerbaycan gibi jeopolitik konularda iki ülke arasındaki farklılıklara rağmen ‘siyasal İslam’ın yönetim yüzü olan’ Putin ile Erdoğan arasındaki yakınlaşmada belirgindi. Bununla birlikte Osmanlı insanının onu Moskova’nın gözünde, ‘Batı egemenliğinden kurtuluş’ ve ‘tek kutuplu sistemin hegemonyasını kıran imparatorlukların dönüşü’, teorisini uygulamada iş birliği yapılabilecek bir taraf yaptı.

Rusya’nın anlatısının delilikleri
Sömürgeciliği, İsrail’in Filistin işgalini ve Irak işgalini Batı’yı ve fikirlerini reddetme noktasında geçerli sebepler olarak görmeyen Washington’da Dünya İşleri Enstitüsü araştırmacısı Maher Cabra, ‘azgelişmişliğin’ ve ‘kendisi beğenmişliğin’ en büyük sebep olduğunu dile getirdi. Cabra, “ABD’nin atom bombalarının düştüğü Japonya’da, Batı’ya karşı reddi ve mevcut komünist veya Rus propagandasının kabulünü neden görmüyoruz?” diye sordu.
Cabra, pek çok kişinin bu savaş ve zafer hakkındaki tüm yalanlarıyla Rus anlatısını tekrarlama coşkusunun, ‘gazeteciler ve Ortadoğu uzmanları tarafından izlenmesi, takip edilmesi ve incelenmesi gereken bir şey’ olduğunu söyledi.
Cabra buna örnek olarak, Dugin’in Putin’i ‘dünyanın mutlak kötülükten, yani ABD’den kurtarıcısı’ olarak gördüğünü vurguladı.
Maher Cabra sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rus ve Batı propagandasına ilişkin tartışmalardan uzak bir şekilde dünyadaki zenginlerin çocuklarını Rus üniversitelerinde değil, Avrupa ve ABD üniversitelerinde okumaları için nereye gönderdiklerine bakmak gerekiyor. Aynı şekilde liberal, İslamcı veya komünist olsun hastalar, tedavi için Batı’daki hastanelere geliyorlar. Rusya, Çin, Küba, İran veya Kuzey Kore’ye değil.”
Dugin’in verdiği röportajın son bölümü, dağınık olarak dile getirdiği fikirlerinin birçoğunu özetledi. Ancak teorileri ve Batı’ya ve mevcut ‘dünya düzenine’ yönelik propagandalarına dair araştırmalar, Putin’in projesinin kelime dağarcığının çok olduğunu ve uygulamalarının daha önce Suriye’de sonlanmadığı gibi Ukrayna’da da sonlanmayacağını ortaya koyuyor. Ayrıca araştırmalar, Putin’in 2000 yılında devlet başkanlığına yükselmesinden bu yana, köklü değerleri savunmayı ve ‘yeni Batı putperestliği’ ile mücadeleyi üstlenen, ‘bugünün Rusya’sını’ yazan kişi olduğunu gösterdi.
Dugin, “2013’te iki kadının nikah şahidi olan George H. W. Bush’un ve ‘başkan, müttefik, kahraman ve eşcinsellerin destekçisi’ olan Barack Obama’nın aksine Rusya Devlet Başkanı, 2000 yılında devlet başkanlığını üstlendiğinden beri geleneğe bağlılığını her fırsatta vurguladı. Bu çerçevede Rusya ile Batı arasında yıllardır gizli bir ideolojik soğuk savaşın sürdüğü görülüyor” dedi.
Dikkat çeken nokta ise Putin’in bu savaşta ‘Hıristiyanlığın ve İslam’ın koruyucusu’ sıfatıyla geri dönülmez bir mücadelenin içine girdiğidir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.