ABD’nin Ukrayna’ya vereceği HIMARS füze sistemi Rusya’ya ne kadar zarar verebilir?

HIMARS sistemi ABD askerlerinin tatbikatı sırasında füzelerini ateşliyor (Arşiv)
HIMARS sistemi ABD askerlerinin tatbikatı sırasında füzelerini ateşliyor (Arşiv)
TT

ABD’nin Ukrayna’ya vereceği HIMARS füze sistemi Rusya’ya ne kadar zarar verebilir?

HIMARS sistemi ABD askerlerinin tatbikatı sırasında füzelerini ateşliyor (Arşiv)
HIMARS sistemi ABD askerlerinin tatbikatı sırasında füzelerini ateşliyor (Arşiv)

ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’ya gelişmiş füze sistemlerini de içeren 700 milyon dolarlık yeni askeri yardım paketini onayladı.
Biden, bu yeni yardım paketinin MLRS olarak da bilinen, çok namlulu HIMARS adlı füze sistemi de dahil, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kendisini savunmasında yardımcı olacak gelişmiş silahları içerdiğini bildirdi.
Başkan, New York Times gazetesi için kaleme aldığı makalesinde, söz konusu gelişmiş füzelerin Ukraynalıların kilit hedeflere daha isabetli saldırılar düzenlemesine olanak tanıyacağını vurguladı.

Peki Ukrayna tam olarak HIMARS’ın hangi modelini alacak? M270 MLRS (paletli) mi, yoksa M142 HIMARS (tekerlekli) mi? Bu kararın Ukrayna’daki savaşın gidişatı üzerinde ne gibi yansımaları olacak?
Yukarıda bahsedilen ABD yapımı her iki füze sistemi, her birinin çalışması için sadece üç kişilik bir ekip gerektiriyor ve her ikisi de yaklaşık bir dakika içinde yeniden yüklenebilen 6 GPS güdümlü 227 mm roket taşıyabiliyor.

Her ikisinin de muharebe görevlerinin uygulanması sırasında ateşi yönlendirmek için bir merkeze ihtiyacı yok.
M142 HIMARS sadece bir versiyonda mevcut. Bu, HIMARS’ın 90’lı yılların ortalarında geliştirilen ve o zamandan beri herhangi bir değişiklik yapılmamış M142A0 versiyonu.

1980’lerde hizmete giren Bradley zırhlı araçtan türetilen bir şasiye monte edilen M270 sistemine gelince, 40 yılı aşkın iyileştirmeleri içeren üç versiyon içeriyor. Bunlar; M270A0, M270A1, M270A2.
Daha yeni versiyon, füze fırlatma konteynerinin çatısına monte edilmiş kanatçık benzeri GPS anteni ile ayırt edilebilir.
M270A0 versiyonu, M26 ve M39 serisi küme füzelerinin (ATACMS) yanı sıra M28 eğitim füzelerini de fırlatabilir.
2022 itibariyle hiçbir ülke M270A0’ı kullanmıyor.

ABD askeri verilerine göre, bu versiyonun mülkiyeti ABD silahlı kuvvetleriyle sınırlıdır.
M270A1 versiyonuna gelince, şu anda sistemin üreticisi Lockheed Martin tarafından geliştirilmekte olan PrSM füzesi hariç, mevcut her tür füzeyi fırlatabilir.
Lockheed Martin, şu anda ABD ordusunun depolarında bulunan 160 adet M270A0 versiyonu için bir revizyon, onarım ve kapsamlı geliştirme üzerinde çalışıyor.
Bu güncelleme, yeni motorlar, şanzımanlar, önyükleyici modülleri ve yeni bir genel yangın kontrol sistemini (CFCS) içeriyor. Bu sürüm M270A2 olarak bilinecek.
Bunlar güncellendiğinde, şu anda ABD ordusu ve ABD Ulusal Muhafız birimlerine hizmet veren ve tümü şu anda M270A1 sürümünü kullanan 10 topçu taburuna katılacak.
160 adet M270A2 teslim edildiğinde, Lockheed mevcut filoyu elden geçirmeye ve şu an hizmette olan 225 adet M270A1 versiyonunu güncellemeye başlayacak.
ABD ordusu, Lockheed eski sürümleri yükseltmeyi bitirdiğinde M270A2 füze birimlerini artırmayı planlıyor.
Bu, Ukrayna’nın şu anda M270A1 ve M142 versiyonlarını edinebileceği anlamına geliyor, çünkü M270A0 versiyonu ABD ordusu depolarında bulunan GPS güdümlü GMLRS füzelerini ateşleyemiyor.

Washington, ABD askeri teknolojisinin zirvesini temsil eden M270A2’nin en son sürümünü, teknik sırların Rusların eline geçmesi korkusuyla Ukrayna’ya gönderme riskini de göze almayacak.
M142’ye gelince, 450’si ABD ordusu ve Donanması’na ait olmak üzere 540’tan fazla üretildi.
Askeri analistlere göre, ABD Ukrayna’ya 100’den fazla M270A1 ve M142 sistemi verebilir
M270A1 ve M142 sistemi arasındaki temel fark, M142’nin M31 227 milimetre füzelerini fırlatmak için 6 füze kapsülü içeren bir ünite taşımasıdır. Bu, topçu birimi komutanının seçeneklerini sınırlar.

M270A1 ise 12 füze kapsülü içeren iki ünite taşır. Böylece topçu birimi komutanına M31/M31A1 ve alternatif füzeler M30A1 fırlatma seçeneği sunar.
Bu sistem, 12 füzelik tek bir atışla hedef alınan düşman mevzilerine 23 bin 184 el bombası saçabilir.
Her iki sistem de Rus sistemlerine göre saatte çok daha fazla görev gerçekleştirebilir. 
Örneğin, Rus Uragan füze sistemi konteynerlerini yeniden yüklemek 20 dakikadan fazla sürüyor. Rus Smerç füze sisteminde ise bu 40 dakikayı geçiyor.
Öte yandan, M270A1 ve M142 sistemleri sadece 5 dakika içinde yeniden yüklenebilir.
Rus sistemleri yüklendikten sonra, atış pozisyonlarını yeniden ayarlamaları ve imha edilecek düşmanı bulmak zorunda, bu da saatte en fazla tek bir atış yapmalarına izin veriyor.

ABD’nin M142 ve M270A1’inin ise füzelerini ayarlamak ve fırlatmak için sadece 1 dakikaya ihtiyacı var.
Bu senaryoya göre, iki sistem saatte 5 ila 6 füze atışı yapabilir.

M270A1 ve M142 sistemleri yeniden yüklemede Rus muadillerine göre daha hızlı ve daha isabetli olmakla kalmıyor, aynı zamanda füzeleri daha uzun menzile sahip. MLRS’nin menzili 100 kilometreden fazla.
Bu iki sistem Ruslara nasıl zarar verebilir?
Örneğin, Herson cephesine bakalım. Bu haritada M31 füzesinin kapsayabileceği coğrafi aralığı tanımlayan sarı daireyi görebiliyoruz.
İki sistemin füzeleri sadece herson bölgesindeki hemen hemen her Rus bölgesini vurmakla kalmıyor, aynı zamanda Moskova ordusunun ikmal hatlarının tıkanma noktalarını da vuruyor. Bunlar; Herson yakınlarındaki Antonovsky Köprüsü ve Nova Kahovka yakınlarındaki Kahovka Barajı.
Herson için geçerli olan, Harkov bölgesi için de geçerlidir.

Rus ordusunun topçu bataryalarının iki sistemi imha etme kabiliyetine gelince, uzmanlar iki sistemin füzelerini son derece hızlı fırlattığını ve herhangi bir Rus füzesavar füzesinin, iki sistemin birimleri hareket ettikten çok sonra fırlatma sahasına düşeceğini söylüyor.
M142 mürettebatının, konteynerlerini yeniden ikmal etmek için araçlarından inmeleri bile gerekmiyor.
Mürettebat için tek tehlike Rusya’ya ait drone’lar tarafından hazırlıksız yakalanmak. Bu nedenle, her iki sistemin operatörlerinin de yakınlarda bir hava savunma tesisine ihtiyacı var.

ABD’nin göndereceği M270A1 ve M142 sistemlerinin Ukrayna’daki savaşın dinamiklerini değiştireceği kesin.
Ukrayna kuvvetleri, Rus ordusuna her saldırısında daha fazla kayıp verdirebilecek ve cephenin derinliklerindeki ikmal sistemine daha fazla zorluk çektirebilecek. Bu da şüphesiz Sibirya Kaplanı’nın aldığı yaraları artıracaktır.



Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
TT

Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)

Hüda Rauf

Son derece karmaşık bir bölgesel dönemde, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişki ne topyekun bir savaşa meyleden ne de kalıcı bir çözüme ulaşmayı başaran; gri bir alanda sıkışmış görünüyor. Siyasi, askeri ve ekonomik göstergeler, iki tarafın karşılıklı baskı, dolaylı müzakereler ve hesaplı gerilimi artırma kombinasyonuna dayalı uzun süreli bir çatışmayı yönettiğini gösteriyor.

Eski ABD’li yetkililer ve uzmanların değerlendirmeleri bu gerçeği açıkça yansıtıyor; ne ufukta kapsamlı bir anlaşma görünüyor ne de yeni bir çatışma yaşanması olasılığı tamamen dışlanıyor. Bu iki uç nokta arasında en olası senaryo şekilleniyor; patlamayı erteleyen ancak çözmeyen kısmi ve geçici uzlaşılar.

Öte yandan, İran, sınırlı bir güvenle de olsa diplomasiyi sürdürüyor. İran Dışişleri Bakanı'nın Pakistan, Umman ve Rusya'ya yaptığı ziyaretleri içeren son diplomatik hareketlilik, İran'ın gerilimi azaltmakla ilgilendiğini göstermek için çok kanallı bir müzakere süreci oluşturmayı amaçlıyor. İran'ın bölgesel arabulucular ile kanallar açma gayretinde olduğunu vurguluyor. Ancak bu diplomasi, özellikle Amerikan temsilcilerinin ziyaretlerinin aniden iptal edilmesi ve askeri ve ekonomik baskının devam etmesinin ardından, Washington'un niyetlerine dair derin bir şüphenin gölgesi altında yürütülüyor.

Tahran'ın bakış açısına göre, baskı altında müzakere bir seçenek değil; aksine, özellikle ideolojik olarak kendisine bağlı destekçileri karşısında rejimin meşruiyetini tehdit eden siyasi bir teslimiyet olarak görülüyor. Bu nedenle, herhangi bir diplomatik girişim, deniz ablukasının kaldırılmasına bağlı ve bu koşul şimdiye kadar yerine getirilmemiş görünüyor.

Dahası talepler arasında var olan uçurum, her iki tarafın pozisyonlarının öncelikleri arasında derin bir farklılığı ortaya koyması nedeniyle kapsamlı bir anlaşmanın imkansızlığını gösteriyor. Nitekim İran, yaptırımların kaldırılmasını, deniz ablukasının sona erdirilmesini ve uranyum zenginleştirme hakkının korunmasını talep ediyor. Buna karşılık Washington, nükleer programın kilit unsurlarının ortadan kaldırılmasını, füze geliştirme programının kısıtlanmasını ve İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılmasını şart koşuyor.

Bu uçurum, asgari taleplerle sınırlı olmayıp, karşılıklı koşulların daha geniş bir listesini de kapsıyor ve kapsamlı bir anlaşmaya varmayı imkansız kılıyor. Bunun yerine, en fazla, krizi çözmekten ziyade yönetmeye odaklanan sınırlı ve belirsiz bir anlaşmaya varılabilir görünüyor.

Buna rağmen İran, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne karşılık, ablukanın kaldırılmasını ve savaşın sona erdirilmesini (ve belki de gelecekteki saldırılara karşı garantiler) talep eden revize edilmiş, aşamalı bir teklif sundu. Buna göre nükleer mesele daha sonraki bir aşamada ele alınacak. İran'ın revize edilmiş teklifine bakıldığında çelişkili ve mantıksız görünüyor. Zira Tahran, Boğaz'da seyrüsefer özgürlüğü karşılığında ateşkes ve ablukanın kaldırılması garantisi alarak üzerindeki güvenlik, askeri ve ekonomik baskıyı hafifletmek istiyor. Ama burada seyrüsefer özgürlüğünden ne kastedildiği belirsiz; Boğaz'ın savaş öncesi durumuna geri dönmesi mi, yoksa İran'ın ücret karşılığında geçiş izni verdiği mevcut düzenlemenin artık Amerikan gemilerinin de geçmesine izin vererek sürdürülmesi mi kastediliyor? Bu çelişki, Tahran'ın Boğaz'ın mevcut durumunu yasallaştırmayı ve meşrulaştırmayı amaçlayan mevcut iç icraatları ile daha da öne çıkıyor. Zira İran parlamentosu ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Boğaz'dan mevcut koşullar altında geçişi düzenleyen bir yasa taslağını görüşüyor. Ayrıca İran Merkez Bankası, Boğaz'dan geçiş ücretleri için dört özel hesap açtı. Dolayısıyla Tahran, karşılığında hiçbir şey sunmadan Washington'dan tavizler istiyor. Bu teklif, İranlı karar vericilerin aşırı özgüvenini yansıtıyor gibi görünüyor; ama bu özgüven, her iki taraf için de çıkmaza girmiş durumun yanlış değerlendirilmesiyle gölgeleniyor. İran, Hürmüz Boğazı'nı en önemli pazarlık kozu, Donald Trump ve dünya üzerinde baskı kurma aracı olarak görüyor.

İran, Hürmüz Boğazı'nı sadece bir enerji koridoru olarak değil, bu denklemin merkezinde yer alan ve en önemli stratejik varlığı olarak öne çıkan bir etki aracı olarak görüyor. Boğaz artık sadece petrol geçişi için bir su yolu değil; ekonomik, güvenlik ve siyasi boyutları kapsayan çok boyutlu bir baskı aracına dönüştü.

İran, boğazı kapatarak değil, etki edebilme ve geçiş trafiğini düzenleyebilme gücüyle rolünü yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu yaklaşımın, doğrudan çatışmaya girmeden küresel tedarik zincirlerini tehdit etmeye dayalı alışılmadık bir caydırıcı güç sağladığını düşünüyor.

Tahran ayrıca Hürmüz Boğazı'nı herhangi bir anlaşmada kendi şartlarını dayatmasını ve büyük enerji ithal eden güçlerle diyalog kanalları açabilmesini sağlayacak bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışıyor.

Öte yandan Trump, İran'ın teklifini reddetti ve İran'a yönelik ablukayı uzatacağını açıkladı. Trump, ablukanın askeri güçten daha az maliyetli olduğuna ve rejimin uzlaşmaz tavrını sürdürme gücünü zayıflatacağına inanıyor.

Son zamanlarda, ablukanın İran petrol kuyuları ve rezervleri üzerindeki etkisine ilişkin birçok analiz yapıldı. İran'ın söylemine göre abluka petrol kuyularını etkiliyor, ancak kayıplar yönetilebilir durumda.

İranlı petrol uzmanları, petrol ambargosunun Amerikan ekonomik baskısının en önemli araçlarından biri olduğunu belirtiyor. Ancak Tahran, yüksek iç tüketim, sınırlı ulaşım alternatifleri ve petrol sahalarının işletilmesi için esnek politikalar yoluyla bu baskıyı kısa vadede yönetebileceğini söylüyor.

Bazı İran ekonomik raporları, mali kayıpların önemli olduğunu ve yıllık on milyarlarca dolara ulaşabileceğini, ancak petrol sektörünün teknik altyapısının, kısıtlamaların kaldırılmasının ardından üretimin kademeli olarak yeniden başlamasına olanak tanıyarak, tam bir çöküş olasılığını azalttığını belirtiyorlar.

Diplomatik süreç devam etmesine rağmen, askeri hazırlıklar da sürüyor. Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor.

Tahran, herhangi bir gerilimin karşılıksız bırakılmayacağını ve ABD güçleri ile bölge devletlerine ağır bir bedel ödetmeye hazır olduğunu iletmek istiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak bu hazırlık, savaşmak arzusunda olduğunu değil, savaşı tamamen önlemeyi amaçlayan caydırıcı bir stratejiyi ifade ediyor.

Buna karşılık, ABD, müzakerelerdeki pozisyonunu güçlendirmek için bir askeri ve ekonomik baskı kombinasyonunu benimsiyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle kamuoyundaki yeni bir savaşa karşı muhalefet ve yönetimin uzun süreli bir çatışmaya girmesini kısıtlayan yasal sınırlamalar gibi iç kısıtlamalarla karşı karşıya bulunuyor.

Dahası, baskının İran'ı taviz vermeye zorlayacağı varsayımı, rejimin doğasına dair yanlış bir okumaya dayanıyor olabilir; zira İran, kırılmaktan ziyade baskıya direnmeye meyillidir.

Çatışan tarafların birbirine tamamen zıt iki vizyonuyla karşı karşıyayız. Diplomatik düzeyde, her iki tarafın talepleri tamamen zıt olup, bir orta yol görünmüyor. Baskı düzeyine gelince, Trump deniz ablukasını uzatmayı savaştan daha az maliyetli görürken, İran altı ay içinde kendisine zarar verecek bir deniz ablukasından ziyade savaşı daha az maliyetli bulabilir.

En olası senaryo, statükonun yani yaptırımların, sınırlı askeri gerilimlerin, aralıklı müzakerelerin ve gerektiğinde kısmi anlaşmaların devam edeceğidir. Bu, “ne savaş ne de anlaşma yok” denklemi olup, dengeyi kırılgan, gerilimde tırmanmaları olası ve barışı ertelenmiş bir halde bırakmaktadır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
TT

Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)

Ukrayna, silah ihracatı kısıtlamalarını gevşeten Japonya'yla anlaşma yapmak istiyor.

Kiev'in Japonya Büyükelçisi Yuriy Lutovinov, Reuters'a açıklamasında Tokyo yönetiminin silah ihracatı kısıtlamalarını büyük ölçüde kaldırmasını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Rus işgaline karşı direnişte Japonya yönetimiyle işbirliği yapmak istediklerini yeni yayımlanan röportajda belirtiyor:

Bu gelişme ileride yapılabilecek görüşmelerin önünü açtı. Teorik olarak bu çok büyük bir adım.

Sanae Takaiçi hükümeti, ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları 21 Nisan'da gevşetmişti.

Yeni düzenleme kapsamında savunma teçhizatı "silah" ve "silah dışı" şeklinde sınıflandırılmıştı. Radar sistemleri gibi "silah dışı" ekipmanın ihracatına yönelik sınırlama kaldırılırken, füze gibi "silah" kategorisindeki ekipmanın sadece Japonya'yla savunma anlaşması yapan ülkelere satışına izin verilmişti.

Öte yandan çatışma halindeki ülkelere silah ihracatı yasağının devam edeceği bildirilmişti. Fakat yönetimin ulusal güvenliğin tehlikede olduğunu düşündüğü "istisnai durumlarda" bu satışların gerçekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

Rusya'nın 2022'deki saldırılarıyla başlayan Ukrayna savaşında dönemin Japonya Başbakanı Fumio Kişida, "Bugünün Ukrayna'sı, yarının Doğu Asya'sı olabilir" uyarısı yaparak Kiev'in işgalinin Tokyo'nun ulusal güvenliğini de riske attığını vurgulamıştı.

Lutovinov, bu riskin hâlâ geçerli olduğunu savunuyor:

Ukrayna düşerse bu, büyük bir domino etkisi yaratacaktır. Bu yüzden Hint-Pasifik ve Avrupa kıtası güvenlik açısından birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanae Takaiçi, Ukrayna'ya silah satışını destekleyeceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak kasımda Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle yaptığı telefon görüşmesinde Moskova'ya karşı Kiev'i desteklediklerini söylemiş, en kısa zamanda savaşın sonlandırılmasını istediklerini belirtmişti.

Japonya, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek "istisnai durum" kapsamında Ukrayna'ya silah gönderebilir. Ya da Kiev yönetimi, silah tedariki için Tokyo'yla savunma paktı imzalayabilir. Japon yönetimi, Almanya, Avustralya, Filipinler ve Vietnam dahil 18 ülkeyle böyle bir anlaşmaya sahip.

Ukrayna'nın ABD menşeli Patriot füzelerine bağımlılığını azaltmak için kendi hava savunma sistemini geliştirmeye çalıştığını belirten Lutovinov, Tokyo'nun bu programa finansal destek sağlayabileceğini de söylüyor.

Japon drone üreticisi Terra Drone'dan 28 Nisan'da yapılan açıklamada, Ukraynalı WinnyLab şirketiyle uzun menzilli insansız hava aracı üretimi için işbirliği yapılacağı duyurulmuştu. Terra Drone CEO'su Toru Tokuşige, Japonya'nın silah ihracatı düzenlemesinin süreci kolaylaştırdığını belirtmişti.

Diğer yandan Pekin yönetimi, Tokyo'nun hamlesine tepki göstermişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu barışçıl Anayasa'yı terk etmeye başlayarak "somut adımlarla yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Kyiv Independent, Global Times


İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet