Savaşın 100’üncü günüde Putin güçlendi mi zayıfladı mı?

Gözlemciler: Rusya'nın büyük bir güç olarak yeteneği göz ardı edilemez, ancak Rus Çarı (Putin), çatışma devam ederse bunun uzun vadeli sonuçları konusunda endişelenmeli

Putin, Rusya gibi büyük bir ülkeye en ağır yaptırımlar uygulanırken ne kadar manevra yapabilir? (AFP)
Putin, Rusya gibi büyük bir ülkeye en ağır yaptırımlar uygulanırken ne kadar manevra yapabilir? (AFP)
TT

Savaşın 100’üncü günüde Putin güçlendi mi zayıfladı mı?

Putin, Rusya gibi büyük bir ülkeye en ağır yaptırımlar uygulanırken ne kadar manevra yapabilir? (AFP)
Putin, Rusya gibi büyük bir ülkeye en ağır yaptırımlar uygulanırken ne kadar manevra yapabilir? (AFP)

İnci Mecdi
Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmasının üzerinden geçen yaklaşık 100 günün ardından savaş bir yıpratma savaşına dönüşüyor gibi görünürken, çatışma ya yeni bir aşamaya giriyor ya da ABD Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) Avril Haines’in iki hafta önce dediği gibi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ‘uzun soluklu bir savaşa’ hazırlanıyor.
 Batı, çatışmanın önümüzdeki aylarda daha tehlikeli bir seyir izleyeceği konusunda uyarırken savaşın süresinin uzaması, kendisini uluslararası sistemden tamamen izole etmeye yönelik eşi benzeri görülmemiş uluslararası yaptırımların ağırlığı altında kalan Rusya'ya maliyetinin artması anlamına geliyor.
Batı basınında yer alan haberlere göre Rusya'da vatandaşlar yaptırımların yansımalarını çok fazla hissetmiyor. Aynı zamanda Rus para birimi rublenin değeri de savaş öncesi seviyelere yükseldi.  Uluslararası düzeyde ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya'nın Batı'dan izole olmasına rağmen, Ortadoğu da dahil olmak üzere Asya ve Afrika'daki ve hatta Latin Amerika’daki diğer dost ülkelerle olan ortaklıklarını güçlendirmeyi başardı.
Savaş sahasına gelince Batı medyası Rusya ordusunun Ukrayna'daki birçok stratejik alanı kontrol etmesine rağmen ağır kayıplar verdiğinden, Putin'in kanser olduğundan ve sağlığının bozulduğundan bahsediyor.  Yine basında yer alan haberlerde savaşın devam etmesiyle ilgili içeride, yetkililer arasında hoşnutsuzluk olduğuna işaret ediliyor. Doğuda ise Putin’in son yirmi yılda bölgeye yaptığı askeri müdahaleler, bazı Batılı güçlerin sömürge geçmişiyle birlikte Batı'ya karşı öfkeyi körükleyen ABD'ye karşı bir meydan okuma örneği olarak kimileri tarafından memnuniyetle karşılanıyor.
Ancak gelecek günler şu soruların yanıtlarına ihtiyaç duyuyor:
Putin, Rusya gibi büyük bir ülkeye yönelik en ağır yaptırımlar uygulanırken ne kadar manevra yapabilir? ‘Rus Çarı’ olarak anılan Rusya Devlet Başkanı, Ukrayna savaşında tüm hedeflerine henüz ulaşmamış olsa bile artık daha mı güçlü, yoksa diğer ülkelerin NATO'ya katılması olasılıkları karşısında daha mı zayıf? İç istikrar gerçek mi, yoksa Rusya ekonomisinin yaptırımların ağırlığı altında zayıflaması ve halk desteğinin öfkeye dönüşmesi an meselesi mi?

Uzun vadeli sonuçlar
The Independent'a konuşan gözlemciler, Rusya'nın mevcut durumuna ilişkin analizlerinde farklı bakış açılarını ifade etseler de Putin'in, özellikle savaşın uzun süre devam etmesi halinde bunun uzun vadeli sonuçları hakkında endişelenmesi gerektiği konusunda hemfikirler.
Gürcistan'ın önde gelen düşünce kuruluşlarından bir olan Geocase’in Ortadoğu Araştırmaları Birimi Direktörü Emil Avdaliani, yaptığı değerlendirmede, “Putin'in yakın müttefikleri arasında bile, Rusya’nın askeri hedeflerine başlangıçta umduğu kadar çabuk ulaşamadığı ve bunun da Moskova'nın uzun vadedeki tutumunu baltaladığı açık. Savaş ne kadar uzun sürerse, ki bu muhtemelen bir süre daha devam edecek, o kadar çok sorumuz olacak” ifadelerini kullandı.
Moskova’nın Rusya'nın konumu, rekabet etme ve gücünü gösterme yeteneğini doğrudan olumsuz etkileyecek faktörler olan; ekonominin ve sanayinin zayıflaması, eğitimin gerilemesi ve beyin göçünün artması gibi etkisi uzun sürecek noktalar üzerinde endişe etmesi gerektiğini söyleyen Avdaliani, “Ordu Putin’in elindeki tek araç haline gelirken Batı yaptırımları, uzun vadede Moskova’nın ekonomik ve askeri yeteneklerini zayıflatmayı amaçlıyor” yorumunda bulundu.
Rusya'nın Batı ile uzun vadeli bir çatışma içinde olduğunu ve bu nedenle nihai sonucu tahmin etmenin güçleştiğini belirten Avdaliani, “Yaptırımlar Rus savaş makinesini hemen durduramazken, Rusya ile Batı arasındaki çatışmaya uzun vadeli bir perspektiften bakmak gerekiyor. Bu perspektiften bakıldığında burada Rusya kaybediyor. Bu yüzden Putin’e göre Kiev'i müzakere masasına oturmaya zorlamak umuduyla askeri hedeflerine bir an önce ulaşması önem kazanıyor” şeklinde konuştu.
Buna karşın diğer gözlemciler, çatışmanın tırmanmasının ‘savaşı Putin'in lehine çevirebileceğini’ savunuyorlar. Ancak yine de ‘toplu seferberliğin savaş alanında başarıyı garanti etmeyeceğini, bunun da Putin rejimini tehlikeye atacak bir halk tepkisine yol açabileceğini’ kabul ediyorlar.
Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nde (CSIS) Avrupa Programı Direktörü Max Bergmann, Putin döneminin; biri rejimin bekası diğeri ise Rusya'nın jeopolitik gücü olmak üzere iki takıntısı olduğunu belirtti. Rusya’nın bu ikisi konusunda stres altında olduğunu belirten Bergmann, “Yaptırımların ağır bir bedeli olmasının yanı sıra savaş alandaki kayıplarıyla birlikte Putin'in emelleri ile Rusya'nın kapasitesi arasındaki fark daha da açılabilir. Jeopolitik saplantılı bir lider olarak Rusya Devlet Başkanı’nın Rusya'nın büyük bir güç olarak statüsünü korumak için umutsuz bir mücadeleye girişeceği kaçınılmaz. Ancak önümüzdeki haftalarda, aylarda ve yıllarda bunu yapmak oldukça zorlaşacak” değerlendirmesinde bulundu.
Yaptırımlar ve ihracat kısıtlamaları beklendiği gibi işe yararsa Putin’in Rusya’nın küresel konumunu korumak için mücadele etmesi gerektiğini düşünen Bergmann, Putin'in Rusya'nın gücünü savunmak ve Batı'nın askeri açıdan zayıflığından yararlanmaya çalışmaktan caydırmak için kullandığı en doğrudan yolun nükleer tehdit olduğunu ve bu tehditlerin de zaten Rus yetkililerin açıklamalarında yer aldığını ve bununda nükleer gerilim riskleriyle ilgili son derece anlaşılabilir olan endişelere yol açtığını kaydetti. Bergmann, “Batı'da bu tür korkuları yeniden canlandırmak Kremlin için bir nimet olabilir. Çünkü Soğuk Savaş döneminde yapılan nükleer müzakerelerdeki gibi prestijini artırabilir ya da Batı'nın kendisine yönelik düşmanlığını dizginlemesine yardımcı olabilir” şeklinde konuştu.

Putin'i tecrit etme girişimleri başarısız oldu
Rusya'nın yurtdışındaki siyasi nüfuzuna gelince Fransa'da Marine Le Pen ve İtalya'da Matteo Salvini gibi Putin yanlısı politikacılar, savaştan sonra Kremlin'den uzaklaşmaya çalıştılar. Bergmann, Putin’in halen siyaseti etkileyebileceğini, politikacılara rüşvet verebileceğini veya siyasi kampanyalara gizlice bağış yapabileceğini ya da finanse edebileceğini belirtiyor. ABD ve Avrupa ülkelerinin istihbarat ve kolluk güçlerinin bu tehdide odaklandığını ifade eden Bergmann, buna ek olarak Batı'nın yıkıcı bir etkisi olduğunu değerlendirdiği Rus oligarşisinin, muazzam zenginliği ve nüfuzunun, yaptırımlar yoluyla kökünden söküldüğünü ve böylece Rusya’nın en önemli yumuşak güç araçlarından birini kaybettiğini, bunun sonucunda da Batının, Rusya nüfuzuna karşı koymaya hazır hale geldiğini söyledi.
Ancak Moskova, ABD ve Avrupa ülkeleriyle ilişkiler dışında uluslararası düzeyde başka ortaklıklara yönelerek ve diğer ülkelerle olan ilişkilerini güçlendirerek yaptırımları atlatmayı başardı.
Realtribune adlı Rus haber sitesi analistlerinden ve Rusya’nın Nijniy Novgorod kentindeki Nizhegorodski Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olan Amr Eldeeb, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Uluslararası düzeyde sayısı ve ağırlığı açısından en fazla yaptırım Moskova’ya uygulansa da Brezilya ve Hindistan’ın yanı sıra Afrika ve Körfez ülkeleri Rusya ile ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerini geliştirmeye devam ediyor. Hatta Rusya, bazı ortak dosyalar nedeniyle NATO üyesi Türkiye ile de ilişkilerini sürdürüyor.”
Eldeeb, Putin'i tecrit etme girişimlerinin henüz hedeflerine ulaşmadığına ve Avrupa düzeyinde bile bazı büyük Avrupa ülkelerinin Kremlin ile temasları olduğuna dikkati çekti.

Rusya'nın gücünü hafife almayın!
Gözlemciler, böyle bir savaşta, Rusya'nın coğrafi büyüklüğü, askeri ve nükleer kabiliyetleri, doğal kaynakları ve büyük bir güç olmak zorunda olduğu ‘halkının cesareti’ açısından güçlü yanlarının göz ardı edilemeyeceği konusunda hemfikir. CSIS Avrupa Programı Direktörü Bergmann, bu faktörler göz önüne alındığında Rusya'nın Batı’nın yaptırımları karşısında dayanma gücünün hafife alınmasına karşı uyardı.
Ukrayna’daki savaşın uzaması halinde Rusya lehinde ilerleyebileceğini ya da müzakere konusunda olası bir anlaşmanın Moskova'nın yaptırımlardan kaçmasına yardım edebileceğini belirten Bergmann, “Belki de Çin ya da Ortadoğu'daki ülkeler yahut herhangi bir ülke Putin’i desteklemeye gelebilir” dedi.
Bergmann, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:
“Putin’in Batı’ya yanıt vermenin ve nüfuzunu somutlaştırmanın yeni ve yenilikçi yollarını bulacağı kesin. Buna ek olarak Moskova, yaptırımların ve ihracat kontrollerinin etkisinin büyük çabalar sarf edilmeden zamanla ortadan kalkmasını bekliyor. Bu yüzden yaptırımları sürdürmek, Batı’nın bürokratik olarak son derece dikkatli davranması ve büyük enerji harcamasının yanı sıra önümüzdeki yıllarda kapsamlı çok taraflı koordinasyonlar kurmasını gerektirecek.”
Öte yandan Rusya'nın bir ülke olarak güçlü yanları göz önüne alındığında güç ve zayıflık dengesinin üç aylık bir savaşın ardından ölçülemeyeceğini vurgulayan Amr Eldeeb, “Fakat son aylarda yapılan anketler, Putin'in popülaritesini istikrarlı bir şekilde koruyabildiğini ve belki de daha da artırabildiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Eldeeb, sözlerine şöyle devam etti:
“Yüksek enflasyon oranı ve fiyatlar gibi Rusya ekonomisi için bazı somut sonuçların ortaya çıkmasının ve yaptırımların birçok Rus şirketini ve bankasını etkilemesinin yanı sıra para birimi ruble ile işlem yapılmasına getirilen ve rublenin şu anki durumunu gerçek dışı kılan bazı kısıtlamalar nedeniyle asıl değerinin bilinmemesine rağmen veriler, Rus halkının Putin'in arkasında durduğu gösteriyor.”
Savaşın başlamasının üzerinden geçen üç ayın sonunda Putin’in güçlenip güçlenmediği henüz anlaşılmasa da Eldeeb, Rusya’nın Ukrayna'daki askeri operasyonunun, ekonomik ve ticari öneme sahip Mariupol Limanı’nı ve Azak Denizi ile doğu ve güneydeki bazı şehirleri kontrol ederek hedeflerinden bazılarına ulaştığını söyledi. Moskova’nın yavaş da olsa sürekli çeşitli hedeflerine ulaştığını belirten Eldeeb, “Rusya şimdiye kadar askeri operasyon konusunda başarı kaydetti. Ekonomik zorluklarla başa çıkabilir. Burada, yani Rusya'da Moskova’nın gücünü baskı ile gösterdiğini söylüyorlar” şeklinde konuştu.
Putin karşıtı gözlemciler ise Ukrayna’daki başarısı az olan savaşın ‘Putin’in gücünün temellerini sarstığını’ savunuyorlar. Doğu Avrupa gazeteleri, Kremlin'de Ukrayna'daki talihsizlik için suçlanacak bir günah keçisi arandığına dair söylentiler olduğunu ifade ediyor bildirdiler. Litvanya gazetesi Delphi'ye göre böyle bir durumda ordu komutanları, Putin'den kurtulmayı düşünebilirler ve ardından tüm suç ‘eski diktatöre’ yüklenebilir.
Bu mantık çerçevesinde Litvanya Vilnius Üniversitesi profesörü Mantas Martišius, Putin’in içeride komutanlar tarafından devrilmesinin sadece olası bir senaryo olduğunu söyledi. Prof. Martišius, “Ancak Kremlin'in kendisi bir kara kutu ve kimse orada kararları kimin, nasıl ve hangi koşullar altında aldığını bilmiyor” dedi.



Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
TT

Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)

Türkiye, Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırmasının bölgesel istikrarı zayıflatacağı uyarısında bulundu. Türk güvenlik kaynakları, adanın güvenlik ve istikrarına ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini ve Türkiye’nin adanın ikiye bölünmüş yapısında garantör ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Ada, kuzeyde Türk, güneyde ise Yunan kesimi olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Haziran ayında, uluslararası alanda tanınan ve Avrupa Birliği üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Fransa’nın asker konuşlandırmasına ilişkin bir anlaşma imzalanması beklentisi bulunuyor.

Türk Savunma Bakanlığı’na bağlı kaynak, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirmesinde, Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırma gerekçesinin net olmadığını, ancak bu tür adımların mevcut hassas dengeyi bozarak gerilimi artırabileceğini ifade etti.

“Uluslararası hukuka aykırı”

Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini vurgulayan kaynak, bölgede barış ve istikrarın korunmasının öncelikli hedef olduğunu belirtti.

Türkiye, 1974’ten bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde asker bulunduruyor ve Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırmasının 1960 tarihli ve BM tarafından da kabul edilen “Garanti Antlaşması”na aykırı olduğunu savunuyor. Bu anlaşma kapsamında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık adanın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti altına almakla yükümlü.

dsdsvds
Kuzey Kıbrıs'taki Türk askerleri (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Antlaşmaya göre Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik oluşturamaz ve adanın bölünmesini ya da başka bir devletle birleşmesini destekleyen faaliyetleri engellemek zorundadır. Türkiye, bu çerçevede Yunan tarafının tek başına hareket edemeyeceğini, Türk tarafıyla anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor.

Türk askeri kaynak, Fransa’nın girişiminin yalnızca Türkiye ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin haklarını ihlal etmediğini, aynı zamanda Güney Kıbrıs için de gelecekte güvenlik riskleri doğurabileceğini belirterek, bölgesel istikrarı bozacak adımlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Fransa’nın tutumu

Fransa’nın, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42. maddesinde yer alan “karşılıklı savunma” hükmü kapsamında ve AB liderlerinin 24 Nisan’da Lefkoşa’daki zirvede aldığı kararlar doğrultusunda bu adımı değerlendirdiği belirtiliyor.

gretrtg
24 Nisan'da Lefkoşa'da düzenlenen AB liderler zirvesinden bir kare (EPA)

Bu yaklaşımın NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma ilkesine de benzerlik taşıdığı ifade ediliyor.

Hükümete yakın Sabah'ta gazetesinde yayımlanan bir makalede, köşe yazarı Melih Altınok, Avrupa Birliği ve Kıbrıs'ın ortak savunma maddesini yeniden canlandırarak, garantör güçlerden ve NATO'dan bağımsız olarak Kıbrıs'ın geleceğini şekillendirmeye çalıştığını savundu. Beklenen anlaşmayla ilgili dolaşan haberlere göre, anlaşma Fransız askeri personelinin Kıbrıs'a konuşlandırılması, Lefkoşa ve Paris arasında savunma sanayinde artırılmış işbirliği, askeri teknoloji değişimi, ortak eğitim faaliyetleri ve askeri tesisler için lojistik destek gibi maddeler içeriyor.

Tepkiler

Uluslararası alanda tanınmayan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, Güney Kıbrıs’ın Fransız askerlerini adaya davet etme planını “provokatif ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve bunun adadaki barışı zedeleyeceğini savundu.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ise Fransa ile yapılması planlanan anlaşmanın savunma ilişkilerini güçlendirmeye yönelik olduğunu açıkladı.

gthyjuk
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Christodoulides (EPA)

Türk uzmanlar, adada yabancı askeri varlığın tamamen yeni olmadığını, ABD, Yunanistan ve Fransa ile mevcut savunma iş birliklerinin zaten sürdüğünü belirtiyor.

Türk askeri kaynak ayrıca, söz konusu anlaşmanın bölgesel iş birliği ve diyalog çabalarını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesi ise bu tür girişimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirmeyeceğini, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve jeostratejik konumunun belirleyici olmaya devam edeceğini yazdı. Gazete ayrıca, dış aktörlerin sürece dahil edilmesinin gerilimi artırabileceği uyarısında bulundu.


Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cuma günü Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy ile yaptığı görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cuma günü Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy ile yaptığı görüşmeden bir kare (SPA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cuma günü Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy ile yaptığı görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cuma günü Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy ile yaptığı görüşmeden bir kare (SPA)

Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Zelenskiy, Cidde’de gerçekleştirdikleri görüşmede başta Ortadoğu’daki gelişmeler ve Ukrayna krizi olmak üzere güncel bölgesel ve küresel meseleleri ele aldı. Görüşmede ayrıca iki ülke arasındaki ikili ilişkiler, iş birliği alanları ve bu alanların geliştirilmesine yönelik fırsatlar değerlendirildi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada toplantıyı “son derece verimli” olarak nitelendirdi. X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, ülkesinin Suudi Arabistan ile güvenlik, enerji ve gıda alanlarında bir anlaşma üzerinde çalıştığını belirtti.

dfvbfd
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy arasında Cuma günü Cidde'de gerçekleşen görüşmeden bir kare (SPA)

Görüşmeye Suudi Arabistan tarafından Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Devlet Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı Musad el-Ayban katıldı.

Ukrayna heyetinde ise Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Rüstem Umerov, Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha ve Genelkurmay Başkanı Andriy Hnatov yer aldı.

frgtnytn
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, cuma günü Cidde’ye varışında (Mekke Bölgesi Emirliği)

Zelenskiy, cuma günü erken saatlerde Cidde’ye ulaşmış ve Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı’nda Mekke Bölgesi Emir Yardımcısı Prens Suud bin Meşal bin Abdülaziz, Cidde Belediye Başkanı Salih et-Turki, iki ülkenin büyükelçileri ve yetkililer tarafından karşılanmıştı.

Öte yandan, Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Çekya Başbakanı Andrej Babiš’ten ikili ilişkilere dair yazılı bir mesaj aldı. Mesaj, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan tarafından, Cidde’de Çekya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Petr Fiala ile yapılan görüşme sırasında teslim alındı.


İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
TT

İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ile Riyad arasındaki ilişkilerin bugün benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında olduğunu belirterek, iki ülkenin tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasite geliştirmeye dayalı gerçek ortaklıklar inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel bir unsur haline geldiğini ifade etti. İki ülkenin, bölgesel gerilimin tırmanmasını önlemek amacıyla ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşması için birlikte çalıştığını kaydetti.

Crosetto, Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı’na (WDS 2026) katılımı kapsamında yaptığı değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamını ‘son derece cazip’ olarak nitelendirdi. Crosetto, söz konusu etkinliğin, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki giderek artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar ile yeni teknolojilerin ele alınmasına olanak sağlayan bir platform sunduğunu ifade etti.

Stratejik güç

Crosetto, Suudi Arabistan ile İtalya arasındaki ilişkilerin son derece iyi olduğunu ve ‘benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında’ bulunduğunu söyledi. Crosetto, “Liderlerimiz arasındaki siyasi anlayış, savunma alanında askerî ve sanayi boyutlarını kapsayan, somut ve kurumsal iş birliğine dönüşen bir güven çerçevesi oluşturdu. Ülkelerimiz; güvenilir ortaklıklar, verilen sözlere bağlılık, diplomasinin önemi ve uluslararası hukuka saygı gibi temel ilkeleri paylaşıyor. Bu da iş birliğimizi istikrarlı, öngörülebilir ve uzun vadeye yönelik kılıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı kuvvetler arasında diyalog

Crosetto, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki diyaloğun sürdüğünü belirterek, bu kapsamda operasyonel tecrübe, askerî doktrinler, stratejik analizler ve bölgesel senaryo değerlendirmelerinin karşılıklı olarak paylaşıldığını söyledi. Crosetto, söz konusu temasların ‘birlikte çalışabilirliği ve karşılıklı anlayışı artırdığını’ ifade etti.

Crosetto, Kızıldeniz ile Arap Körfezi’nin birbirleriyle yakından bağlantılı iki stratejik bölge olduğunu belirterek, bu bölgelerin güvenliğinin İtalya ve Suudi Arabistan için ortak bir çıkar teşkil ettiğini kaydetti. Bu çerçevede Roma ile Riyad arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel öneme sahip olduğunu vurgulayan Crosetto, Lübnan, Gazze Şeridi ve Suriye’de siyasi çözümlerin desteklenmesine özel önem verildiğini, ayrıca ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşmasının bölgesel gerilimin önlenmesi açısından kritik olduğunu dile getirdi.

vfgb
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ocak 2025'te El-Ula’daki kış çadırında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi ağırladı. (SPA)

Bu siyasi taahhüdün pratik bir boyutunun da bulunduğunu belirten Crosetto, İtalya’nın tıbbi tahliyeler ve insani yardım sevkiyatları yoluyla Filistinli sivillere sağlık hizmeti sunan en aktif Batılı ülkeler arasında yer aldığını söyledi. Crosetto, bunun askerî imkânların istikrarı destekleyici hedefler doğrultusunda kullanılmasına somut bir örnek teşkil ettiğini ifade etti.

Veliaht Prens – Meloni görüşmesi

Crosetto, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile gerçekleştirdiği görüşmenin, ikili ilişkilere güçlü bir ivme kazandırdığını söyledi. Crosetto, askerî alanda iş birliğinin eğitim, lojistik, askerî doktrin, teknolojik inovasyon, deniz güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi alanlarda güçlendiğini belirterek, siber alan, uzay ve gelişmiş sistemler başta olmak üzere yeni ortaya çıkan alanlara yönelik ilginin de giderek arttığını ifade etti.

Crosetto, sanayi alanında ise iki ülkenin geleneksel müşteri-tedarikçi ilişkisi anlayışını aştığını belirterek, tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasitenin güçlendirilmesine dayalı gerçek ortaklıklar kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Suudi Arabistan, İtalya’nın enerji güvenliği için önemli bir ortak

Crosetto, İtalyan şirketleri ile Suudi muadilleri arasındaki savunma kapasitesi, teknoloji transferi, havacılık ve gemi inşa projelerindeki iş birliğinin, Suudi Arabistan’ın sanayi, teknoloji ve insan sermayesini güçlendirmeyi hedefleyen Vizyon 2030 planıyla tamamen uyumlu olduğunu vurguladı.

Crosetto, “İtalyan şirketlerinin katkıları yalnızca platform sağlamakla sınırlı değil; aynı zamanda uzmanlık, eğitim ve mühendislik desteğini de kapsıyor. Bu yaklaşım, savunma sektörünün ötesine geçerek altyapı, teknoloji ve turizm alanlarını da kapsıyor. NEOM gibi büyük projeler, ekonomilerimiz arasındaki entegrasyonu gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı.

İş birliğinin enerji ve enerji dönüşümü sektörlerini de içerdiğini belirten Crosetto, Suudi Arabistan’ın İtalya’nın enerji güvenliği açısından kilit bir ortak olduğunu söyledi. Crosetto, hidrojen ve yenilenebilir enerji alanındaki iş birliğinin büyüdüğünü, ayrıca stratejik ve kritik hammaddelere yönelik Suudi yatırımlarının sanayi ve teknoloji alanındaki iş birliğinde önemli gelişmelere yol açabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamı cazip

Crosetto, İtalya ve Suudi Arabistan savunma bakanlıklarının iş birliğiyle Riyad’da düzenlenen Suudi Arabistan-İtalya Yatırım Forumu’nun iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirme açısından çok güçlü bir mesaj verdiğini belirtti. Crosetto, forumun küçük ve orta ölçekli şirketler ile büyük grupları bir araya getirerek somut ve pratik bağlantılar kurulmasını sağladığını söyledi.

Crosetto, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamının yüksek cazibeye sahip olduğunu vurgulayarak, ülkenin büyük kamu yatırımları, avantajlı vergi sistemi, malzeme ve ekipman teşvikleri ile çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmalarla stratejik bir sanayi ortağı olduğunu ifade etti.

sdbfrb
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Ekim 2024'te Roma'da İtalyan sanayi şirketleriyle yaptığı toplantıda (SPA)

Ticaretin yalnızca savunma sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Crosetto, makineler, moda, tasarım ve ilaç sanayi gibi alanlarda da İtalyan ürünlerine yüksek talep olduğunu aktardı. Crosetto, ikili anlaşmaların değeri 10 milyar euroyu aştığını ve bunların Leonardo ile Fincantieri gibi büyük şirketleri kapsadığını kaydetti.

Prens Halid bin Selman’ın ziyareti

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Suudi mevkidaşı Prens Halid bin Selman’ın Roma ziyareti ile iki ülke arasındaki diyaloğun güçlendiğini belirtti. Crosetto, görüşmelerin uzaydan denizciliğe, havacılıktan helikopter projelerine kadar çeşitli sektörleri kapsadığını ve esas olarak askerî iş birliği, eğitim ve ortak stratejik analizlerin paylaşılmasına odaklandığını söyledi.

Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın üçüncü kez düzenlediği Dünya Savunma Fuarı’nın, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar, yeni teknolojiler ile iş birliği modellerinin tartışılabileceği bir platform sunduğunu belirtti.

Crosetto, “Yatırım açısından büyük potansiyele sahip bir ülkenin, sürekli büyüyen bir sektörde dünyanın en iyi şirketleriyle doğrudan diyaloğa imkân veren uluslararası bir etkinliğe ev sahipliği yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

tryjyuj
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto (İtalya Savunma Bakanlığı)

Crosetto sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu bağlamda, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği modelinin, diyalog, karşılıklı güven ve uzun vadeli vizyona dayalı olarak stratejik çıkarların, inovasyonun ve sorumluluğun birlikte nasıl sağlanabileceğine örnek teşkil ettiğine inanıyorum. Bu ilke doğrultusunda, mevcutun ötesine geçen, bölgesel istikrara katkı sağlayan ve hem iki ülkeye hem de uluslararası topluma somut fırsatlar sunan bir ortaklığı güçlendirmek için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.”