Carnegie Uluslararası Barış Vakfı: Fransa'nın Afrika politikası tehlikede

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın çalışmasına göre Macron'un kara kıta ülkelerine yönelik vizyonu başarısız oldu

Geçtiğimiz ay Pretorya’da (Güney Afrika'nın başkenti) Fransa'nın Afrika'dan çekilmesi talebiyle Fransa Büyükelçiliği önünde düzenlenen gösteriden bir kare
Geçtiğimiz ay Pretorya’da (Güney Afrika'nın başkenti) Fransa'nın Afrika'dan çekilmesi talebiyle Fransa Büyükelçiliği önünde düzenlenen gösteriden bir kare
TT

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı: Fransa'nın Afrika politikası tehlikede

Geçtiğimiz ay Pretorya’da (Güney Afrika'nın başkenti) Fransa'nın Afrika'dan çekilmesi talebiyle Fransa Büyükelçiliği önünde düzenlenen gösteriden bir kare
Geçtiğimiz ay Pretorya’da (Güney Afrika'nın başkenti) Fransa'nın Afrika'dan çekilmesi talebiyle Fransa Büyükelçiliği önünde düzenlenen gösteriden bir kare

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı (Carnegie Endowment for International Peace) tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan, Fransa'nın Afrika'ya yönelik politikası üzerine özel bir çalışmada, Oxford Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde araştırma görevlisi olan Dr. Corentin Cohen, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, cumhurbaşkanlığı görevine gelmesinden bu yana Fransa ile Afrika arasında eşit bir temelde iletişim kurmayı amaçlasa da, Fransa ve Afrika ülkeleri arasındaki karşılıklı yardımlaşma ve ortaklıklar vizyonunun başarılı olmadığını söyledi.
Batı Afrika, Orta Afrika ve Latin Amerika’nın siyasi ekonomileriyle ilgili çalışmalar yapan Dr. Cohen, Macron'un cumhurbaşkanlığının birinci döneminde ülkesinin Afrika'daki ülkelerle arasındaki diplomatik temaslarını canlandırma girişimine ve bu girişimin bazı yönlerinin Fransızca konuşulan ülkelerdeki Fransız sömürgeciliğinin mirasıyla daha doğrudan ilgilenmeyi amaçladığına işaret etti. Dr. Cohen’e göre Macron ayrıca, Çin gibi Batılı olmayan ülkelerin Afrika kıtasında prestijinin artmasının, Afrika ülkelerine Avrupa'daki ve başka yerlerdeki diğer bazı ülke arasında artan diplomatik rekabetin ortasında ilişkiler kurma konusunda daha büyük bir fırsat sağladığını düşünüyor.
Şarku’l Avsat’ın Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere göre, Dr. Cohen, bu stratejiyle Macron'un Fransa halkı ve Afrika ülkelerinin halkları arasında ortaklık ruhuna dayalı daha fazla yardımlaşarak ve daha güçlü ilişkiler kurarak Fransa'nın Afrika ile diplomatik vizyonunu desteklemeye çalıştığını söyledi.
Macron’un çabaları bu ilişkilerin canlanması için bir fırsat tanısa da Macron’un yürümek istediği yol umduğu kadar engellerden uzak değildi. Dış politika çevrelerindeki bürokratik atalet ve pürüzler bu politikaların uygulanmasında zaman zaman yavaşlamaya neden olurken Macron’un son seçim kampanyası sırasındaki milliyetçi çağrıları, Fransa’nın rahatsız edici sömürge tarihini gözden geçirme girişimlerini köreltti.
Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı’nın Fransızlar ve Afrika ülkeleri halkları arasındaki ekonomik ve güvenlik ilişkilerini daha adil bir şekilde güçlendirme girişimleri beklentileri karşılamadı. Bu da önceki uygulamaların gerçekten terk edileceğini düşünmenin zor olduğunu gösterdi.
Dr. Cohen, Macron'un Fransa'nın Afrika ülkeleriyle ilişkilerine yönelik adımlarının ivmesini korumak için ekibiyle birlikte nelerin iyi yapıldığını ve nelerin geliştirilebileceğini ciddiyetle değerlendirmesi gerektiğini düşünüyor.
Macron, cumhurbaşkanlığının birinci döneminde, geçtiğimiz Kasım ayında Afrika’ya yaptığı diplomatik gezi sırasında neler yaptığını hatırlatan Dr. Cohen, Macron’un Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu’da üniversite öğrencileriyle bir araya geldiği panelde kendisinden önceki birçok Fransız cumhurbaşkanının yaptığı gibi Fransa’nın Afrika politikasında sayfayı çevireceğini söylemek yerine çevrilecek bir sayfa olmadığı mesajını gönderdi. Fransa ile Afrika arasında yeni bir ilişkiler döneminin başladığını söyleyen Macron, iki tarafın siyasi ilişkilerini yeniden hayata geçirmeleri ve ortak tarihlerini tanımaları gerektiğini de sözlerine ekledi.
Dr. Cohen, Macron'un hedefine ulaşılmasının önündeki engeller arasında Fransa’nın Sahel’deki askeri güdümlü güvenlik politikasının, radikalizmden arındırmak ve bölgenin sosyo-politik dönüşümlerine uyum sağlamak için etkili yollar geliştirmede başarısız olmasının yer aldığını söyledi.
Macron’un Afrika’daki Fransız politikasının önceki sınırlamalarından yararlanmak zorunda kalacağını düşünen Dr. Cohen, aynı zamanda Fransa ile bir yandan diğer Avrupa ülkeleri diğer yandan Afrika ülkeleri ve toplumları arasında uzun vadeli siyasi ortaklıklar kurma konusunda Fransa'nın 30 Haziran’da sona erecek olan Avrupa Birliği (AB) Konseyi başkanlığından yararlanabileceğine inanıyor.
Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri, kapitalizmi yeniden formüle etme sözlerini tutabilirler. Fransa, Afrika ülkelerinin nakit kapasitelerini artırmalarına yardımcı olabilir. Paris, yatırımları ve yardımları artırmanın yanı sıra Afrika ülkelerini her yıl 50 milyar ile 80 milyar dolar arasında değişen miktardaki bir gelirden mahrum bırakan yolsuzluk ve vergi kaçakçılığı konusunda gerçek bir diyalog başlatılmasını destekleyebilir.
Macron, Kovid-19 aşılarının Avrupa ile Afrika arasında yeni bir ortaklığın sembolü olacağının sözünü verdi, ancak bu gerçekleşmedi. Yine de kamu mallarına erişim, artan halk sağlığı yardımları, patentler ve araştırma kapasitelerinde daha fazla açıklık, ileriye dönük iş birliği için kilit alanlar olabilir.
Fransa, öğrencileri Afrika'da okumak ve çalışmak için kıtada ortaklıklar geliştirmek amacıyla AB’deki diğer eski sömürgeci ülkeleri de aynını yapmaya teşvik edebilir. Çalışmasının sonlandıran Dr. Cohen, Macron'un görevdeki ikinci döneminin Fransa'nın Afrika ülkeleriyle diplomatik ilişkilerini yeniden düzenlemek için uygun bir fırsat olduğunu söylüyor.
Macron, geçmişteki hataları telafi etmeyi istediğini açıkça göstermiş olsa da, politika hırslarının bazı yönleri, modası geçmiş iletişim yaklaşımlarına saplanmış durumda.  Bundan sonra hangi yaklaşımların işe yaradığını ve hangilerinin yaramadığını belirlemek, Fransa'nın Afrika ülkeleri için eşit bir temelde ortaklıklar ve karşılıklı çıkarlar elde etmek için güçlü etkisini kullanmasını sağlama yolunda önemli bir adımdır.



Birleşmiş Milletler, Sudan'daki gıda yardımının iki ay içinde tükeneceği konusunda uyarıda bulundu

Ferşana kampı yakınlarındaki bir topluluk çiftliğinde çalışan Sudanlı mülteciler (AFP)
Ferşana kampı yakınlarındaki bir topluluk çiftliğinde çalışan Sudanlı mülteciler (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler, Sudan'daki gıda yardımının iki ay içinde tükeneceği konusunda uyarıda bulundu

Ferşana kampı yakınlarındaki bir topluluk çiftliğinde çalışan Sudanlı mülteciler (AFP)
Ferşana kampı yakınlarındaki bir topluluk çiftliğinde çalışan Sudanlı mülteciler (AFP)

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı bugün, Sudan'daki gıda yardımının fon eksikliği nedeniyle iki ay içinde tükeneceği konusunda uyarıda bulundu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre program, acil ek fon sağlanmazsa “milyonlarca insanın birkaç hafta içinde hayati önem taşıyan gıda yardımından mahrum kalacağını” vurgulayarak, “gıda rasyonlarının (günlük gıda miktarı) hayatta kalmak için gerekli minimum düzeye indirildiğini” belirtti. Program, mart ayı sonuna kadar Sudan'daki gıda stoklarının tükeneceği uyarısında bulundu.


Mali'nin kuzeyindeki Nijer Nehri'nde bir feribotun batması sonucu onlarca kişi hayatını kaybetti

Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir tekne (Arşiv-yerel basın)
Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir tekne (Arşiv-yerel basın)
TT

Mali'nin kuzeyindeki Nijer Nehri'nde bir feribotun batması sonucu onlarca kişi hayatını kaybetti

Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir tekne (Arşiv-yerel basın)
Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir tekne (Arşiv-yerel basın)

Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde Nijer Nehri üzerindeki bir kasabaya ulaşmaya çalışan feribot kayalıklara çarparak battı ve onlarca kişi hayatını kaybetti.

Yetkililer, kazanın perşembe günü Deri kasabasında meydana geldiğini söyledi. Yerel yetkililer henüz resmi ölü sayısını açıklamadı, ancak bölge sakini ve eski Ulusal Meclis Milletvekili Al-Kadi Touré, 38 kişinin öldüğünü ve 23 kişinin kurtulduğunu belirtti.

Bölge sakini Derri Musa Ag el-Mubarek Traore, kazada 21 aile ferdini kaybettiğini söyledi ve yerel yetkililere cesetleri çıkarmada ve ölü sayısını belirlemede yardım ettiğini ifade etti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Traore, “Nehirde dağılmış cesetleri topladım, bazıları çürümeye başlamıştı. Şu anda sizinle konuşurken bile cesetlerin kokusunu alabiliyorum” ifadelerini kullandı.

Görgü tanıkları, feribotta pirinç hasadını bitirmiş aileler ve çiftçiler bulunduğunu ve bölgedeki El Kaide bağlantılı militanların saldırılarını önlemek için alınan güvenlik önlemleri nedeniyle gece demir atmak yasak olmasına rağmen, feribotun karanlık çöktükten sonra geldiğini söyledi. Ancak Traore, feribot kaptanının sabaha kadar beklemek istemediğini ve diğer kıyıya ulaşmaya çalıştığını, bu nedenle feribotun kayalara çarparak battığını söyledi.


Sudan'da iki hükümetin varlığı gerçeği bölünme korkularını artırıyor

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
TT

Sudan'da iki hükümetin varlığı gerçeği bölünme korkularını artırıyor

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)

Sudanlılar, 2026 yılının başında teorik olarak bağımsızlığın 70’inci yılını kutlamaya hazırlanırken, ‘devlet fikrinin’ kendisi ağır bir varoluşsal sınavla karşı karşıya bulunuyor. Uzayan savaş, yalnızca maddi altyapıyı tahrip etmekle kalmadı; meşruiyet ve toprak üzerinde rekabet eden iki otoriteye dayanan yeni bir siyasi gerçeklik üretti. Sürekli beslenen savaş seferberliği ve nefret söylemi ise toplumun tek ve kapsayıcı bir ulusal yapı fikrine geri dönme ihtimalini zayıflatıyor.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, bağımsızlık vesilesiyle yaptığı konuşmada, ‘vatan ve vatandaşlık’ kavramlarını yeniden gündeme getirerek ‘ulusal uzlaşıdan’ söz etti. Ancak aynı zamanda, zafer elde edilene kadar savaşın sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Karşı cephede ise Nyala’daki paralel hükümetin başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi, yeni bir toplumsal sözleşme, adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi ve tek bir ordu temelinde ‘devletin yeniden inşasına’ dayanan bir vizyon sundu.

 Sudan’daki paralel Kuruluş Hükümeti Başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi (Ofisinin Facebook sayfası)Sudan’daki paralel Kuruluş Hükümeti Başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi (Ofisinin Facebook sayfası)

Görünürde Sudan’ın birliğine vurgu yapan bu iki söylemin arasında, savaşın fiili bir bölünmeye yol açabileceği ve bunun zamanla kapsamlı bir parçalanmaya dönüşebileceği yönündeki kaygılar öne çıkıyor. Bu endişeler, toplumsal hafızada hâlâ canlı olan Güney Sudan’ın ayrılma deneyimi nedeniyle daha da derinleşiyor.

İki rakip kamp

Sahadaki gelişmelere bakıldığında, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) öncülük ettiği ittifak, kontrolü altındaki bölgelerde bir hükümet kurulduğunu ilan etti. Bu yapıya, HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) başkanlığında bir başkanlık konseyi atanırken, başbakanlık görevine de Muhammed el-Hasan et-Teayişi getirildi. Buna karşılık, orduyla bağlantılı kamp, Port Sudan’da konumlanarak kendisini ‘uluslararası alanda tanınan otorite’ olarak pekiştirmeye çalışıyor. Bu tabloyla birlikte kriz, başkent ya da devletin kilit kurumları üzerindeki askeri bir mücadele olmanın ötesine geçerek, bizzat devletin temsil edilmesi konusunda doğrudan bir rekabete dönüşmüş durumda.

Sudan Kongre Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sumud İttifakı liderlerinden Halid Ömer Yusuf (Facebook sayfası)Sudan Kongre Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sumud İttifakı liderlerinden Halid Ömer Yusuf (Facebook sayfası)

Bu kaygılar karşısında, Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf, ‘askeri seçenek’ anlatısının ulusal birliğin güvencesi gibi sunulmasına karşı uyarıda bulundu. Yusuf, savaşın egemenliği korumanın bir yolu olarak tanımlanmasını ‘en büyük yalanlardan biri’ olarak niteledi. Kendi platformu üzerinden yayımlanan değerlendirmesinde Yusuf, savaşın sürmesinin pratik sonucunun ‘devletin aşınması, karar alma merkezlerinin çoğalması ve paralel iki idarenin kökleşmesi’ olacağı öngörüsünde bulundu; her ilave çatışma gününün bölünmüşlüğü daha da derinleştireceğini vurguladı.

Yusuf’a göre krizin temelinde ‘birden fazla ordunun varlığı ve paralel iki askeri gücün bulunması’ yatıyor. Bu durumun, ‘şu ya da bu ordunun tasfiyesi’ gibi sloganlarla değil, birleşme ve bütünleşmeye yönelik açık mekanizmalar içeren müzakereye dayalı bir siyasi anlaşmayla ya da askeri güç yoluyla kesin bir sonuçla çözülebileceğini belirten Yusuf, ikinci seçeneğin düşük bir ihtimal olduğunu ifade etti. Askeri çözüm beklentisinin ‘tek bir ordu yaratmayacağına’ dikkat çeken Yusuf, yaygın silahlanma, silahlı grupların artışı ve kontrol ile nüfuz alanlarının karmaşıklaşması nedeniyle bunun daha fazla parçalanmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Hartum eyalet yetkilileri, silahlı kuvvetlere destek olmak üzere Omdurman'ın batısındaki Um Bede bölgesinde binlerce askeri eğitiyor, 15 Aralık (AFP)Hartum eyalet yetkilileri, silahlı kuvvetlere destek olmak üzere Omdurman'ın batısındaki Um Bede bölgesinde binlerce askeri eğitiyor, 15 Aralık (AFP)

Yusuf ayrıca, ülkeyi bekleyen çok sayıda tehlikeye dikkat çekti. Bunlar arasında, savaşın bölgesel nitelikli bir çatışmaya dönüşmesi, nefret söylemi, güvenlik boşluğu ve silahlı güçlerin çoğalmasıyla beslenen bir ortamın oluşması, buna ek olarak bölgesel ve uluslararası uzantıların devreye girmesi ile kırılgan bir devlet yapısı içinde ayrılıkçı çağrıların ortaya çıkması yer alıyor. Yusuf’a göre bu tablo, istikrar üretemeyen zayıf yapıların ortaya çıkmasına yol açabilir.

Bu endişeler temelsiz değil. Nitekim uluslararası ajanslar ve raporlar, paralel iki otoritenin ortaya çıkması ile parçalanma riski arasında doğrudan bağ kuruyor. Bölünmüş ülkeler örneklerine atıf yapan bu değerlendirmeler kapsamında Reuters, 31 Temmuz’da yayımladığı bir haberde, iki hükümetin varlığının ülkedeki fiili bölünme sürecini derinleştirdiğini belirtmişti.

Bölünme senaryoları

Gazeteci Raşa Avad ise meselenin özüne işaret ederek, uzun süren savaşların nadiren ‘kesin bir zafere’ yol açtığını, buna karşılık çoğu zaman ‘bölünme senaryolarının’ önünü açtığını dile getirdi.

Avad, idari bölünmenin fiili bir gerçeklik haline geldiğini, silahlı güçlerin bazı bölgelerin tamamını kontrol altına alarak buraları merkezi devletten büyük ölçüde bağımsız biçimde yönettiğini belirtti. Savaşın sürmesinin bu durumu tam teşekküllü bir bölünmeye dönüştürebileceği uyarısında bulunan Avad, “Çatışmaların uzaması bu tablonun kalıcılaşması anlamına geliyor” ifadesini kullandı.

 Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)

Avad’a göre olası herhangi bir bölünme barışçıl olmayacak; aksine ‘kanlı ve istikrarsız’ bir nitelik taşıyacak. “Bir bölge ayrılsa bile kendi başına istikrar sağlayamaz” diyen Avad, Darfur örneğinde olduğu gibi iç çelişkilerin merkezle yaşanan çelişkilerden daha derin olabileceğini, bunun da ayrılığı siyasi bir çözümden ziyade iç parçalanmanın kapısını aralayacak bir sürece dönüştürebileceğini ifade etti. Avad, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, mevcut bölgesel ortamın riskleri katladığını vurgulayarak, bölgenin ‘kaynama noktasında’ olduğunu, Sudan’daki savaşın sürmesi halinde daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmanın parçası haline gelebileceğini belirtti. Bu durumun iç savaşı uzatacağını, etkilerini derinleştireceğini ve özellikle tarafların rekabet halindeki bölgesel müttefiklere sahip olması nedeniyle ülkeyi parçalanmaya sürükleyebileceğini dile getirdi.

Avad, savaşı, nefret söyleminin beslediği ve giderek derinleşen ‘psikolojik ve toplumsal bölünme hali’ ile de ilişkilendirdi. “Çatışmalar, belirli bölgeler ve toplumsal bileşenler hedef alınarak yoğun bir kışkırtma dili üretti” diyen Avad, ulusal düzeyde bir iyileşme, uzlaşı ve geçiş dönemi adaleti projesinin yokluğunun, “Biz mutlak iyiyiz, onlar mutlak kötüdür” anlayışını güçlendirdiğini savundu. Bu yaklaşımın, zaman ilerledikçe Sudanlıların birbirini kabullenmesini daha da zorlaştırdığına dikkat çekti.

Deniz ve nehir ülkesi

Bu psikolojik ve toplumsal bölünme, iki tarafın destekçileri arasında günlük dilde ortaya çıkmaya başlayan sosyal ayrışma göstergeleriyle de örtüşüyor. Avad, bunun yalnızca bir siyasi gürültü meselesi olmadığını belirterek, “Bu durum, bölünmenin bir çözüm olarak kabul edilmesine ya da en azından bir kader gibi kabullenilerek onunla birlikte yaşamaya zemin hazırlayan psikolojik bir eşik oluşturuyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu çerçevede, bazı sosyal medya platformlarında Darfur bölgesi ile Kordofan’ın bazı kısımlarının ayrılmasına yönelik açık çağrıların dolaşıma girdiği görülüyor. Ayrıca, Sudan’ın orta, kuzey ve doğu kesimlerini kapsayacak şekilde ‘deniz ve nehir’ adıyla bir devlet kurulması yönünde çağrılar da gündeme geliyor. Bu çağrıların, etnik ayrımcılık temelli bir söylemle desteklendiği ifade ediliyor.

 Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)Sivil hayata dönüş hayali kuran Sudanlılar, Aralık 2018 devriminin yıldönümünü kutluyor. (AFP)

Halid Ömer Yusuf’un uyarıları ile Raşa Avad’ın analizini birleştiren ortak sonuç, çözümün yalnızca ‘birlik’ sloganını tekrar etmekte değil, sertleşmeden önce bölünme dinamiklerini durdurmakta yattığı yönünde. Bu da derhal ateşkes sağlanmasını ve askeri kontrol alanlarının siyasi sınırlara dönüşmesinin engellenmesini gerektiriyor. Bugün insanların gördükleri ve duydukları, bölünme korkularının artık yalnızca teorik öngörüler olmaktan çıktığını; savaş uzadıkça daha da karmaşıklaşan somut bir gerçekliğe dayandığını ortaya koyuyor. Birbirine rakip iki otoritenin varlığı, kontrolsüz silahlanmanın yaygınlığı ve derin bir toplumsal yarılma ortamında, ortak ulusal zemine dönüş ancak acil bir zihniyet değişimiyle mümkün olabilir. Bu değişimin, ‘savaşı yönetme’ anlayışından ‘devleti kurtarma’ mantığına geçişi esas alması gerekiyor. Ancak bu şekilde Sudanlılar, bir kez daha sevdikleri marşı hep birlikte söyleyebilir: “Bugün bağımsızlığımızın bayrağını yükseltiyoruz.”