İnsan hakları ihlalleri Sudan’a nelere mal olur?

Hukukçular, OHAL’in kaldırılmasının bir ‘yalandan ibaret’ olduğunu ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan'ın uygulamalarının devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'den daha kötü olduğunu söylediler

İnsan hakları ihlallerinin devam ettiği Sudan'da insan haklarını ihlal eden ülkeler arasına dönme korkusu hakim (AFP)
İnsan hakları ihlallerinin devam ettiği Sudan'da insan haklarını ihlal eden ülkeler arasına dönme korkusu hakim (AFP)
TT

İnsan hakları ihlalleri Sudan’a nelere mal olur?

İnsan hakları ihlallerinin devam ettiği Sudan'da insan haklarını ihlal eden ülkeler arasına dönme korkusu hakim (AFP)
İnsan hakları ihlallerinin devam ettiği Sudan'da insan haklarını ihlal eden ülkeler arasına dönme korkusu hakim (AFP)

İsmail Muhammed Ali
Sudan'daki insan hakları sorunları ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın 25 Ekim 2021'de sivil hükümete yönelik darbesinden bu yana sivil bir iktidar talebiyle başkent Hartum sokaklarında yapılan protesto gösterilerinin güvenlik güçleri tarafından bastırılması sırasında yaşanan acımasız ihlaller devam ediyor. Protesto gösterileri yerel ve uluslararası toplumun dikkatini çekerken gösterilerde 99 kişi öldü, binlerce kişi yaralandı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haber analizine göre Sudanlı yetkililer, 29 Mayıs'ta olağanüstü halin (OHAL) kaldırıldığını duyursalar da, geçtiğimiz Kasım ayında Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından Sudan'a insan hakları uzmanı olarak atanan Adama Dieng’in çalışmaları çerçevesinde ihlallerin devam ettiği anlaşılırken, bu durum Sudanlıların ülkelerinin insan haklarını ihlal eden ülkeler arasına geri döneceği korkularını körüklüyor. Dieng, atanmasından bu yana Hartum'u birincisi Şubat ayında, ikincisi ise Haziran ayının ilk günlerinde olmak üzere iki kez ziyaret etti.

OHAL’in kaldırıldığı ‘bir yalan’
Sudanlı Demokrat Avukatlar İttifakı Siyasi Komite Üyesi avukat Mahmud Hac eş-Şeyh, ordunun 25 Ekim'de sivil hükümete yaptığı darbeden sonra ülkedeki insan hakları durumunun, neredeyse eski Devlet Başkanı Ömer El-Beşir dönemindekinden daha kötü olduğunu belirtti. Orgeneral Burhan'ın 29 Mayıs'ta ilan ettiği OHAL’in kaldırılmasının iki nedenden ötürü bir yalan olduğunu söyleyen Hac eş-Şeyh, bu nedenlerden birincisinin OHAL’in onu ilan eden Sudan Silahlı Kuvvetleri tarafından kaldırılmasına hukuken izin verilmemesi, ikincisinin ise OHAL’in kaldırılmasının, kaldırıldığının duyurulduğu gün ağır ihlallere neden olması olduğunu kaydetti.
Şeyh, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sudan’da olup bitenleri takip eden hukukçular olarak elimizdeki verilere göre sivil yönetim talebiyle sokağa çıkan göstericilere uygulanan aşırı şiddetle mücadele konusunda güvenlik makamlarının rahat bir tutum sergilememelerini umuyoruz.”
Bu ihlallerin, öldürme konusunda deneyimli kişiler tarafından yapıldığına dikkati çeken avukat, “Çünkü bu gösterilerde öldürülenlerin hepsi ya kalplerinden ya da başlarından yaralanarak öldürülmüşler. 25 Ekim darbesinden sonra, zorla kaybetme vakaları, yasal bir gerekçe olmaksızın alınan tutuklama kararlarının sayısında büyük artış gözlemlendi” şeklinde konuştu.

“Yumuşak iniş”
Darbeden sonraki yedi ayda insan hakları dosyasının Sudan'a yaptırımlara yol açacak suiistimaller ve ihlallerle dolu olmasının talihsiz bir durum olduğunu belirten Hac eş-Şeyh, “Darbecilerin, insan haklarını hiçe sayarak ülkenin çıkarları utanmadan kendi çıkarları ile bir tuttukları açıktır. Genelkurmay Başkanlığı’nın 3 Haziran 2019'da 130 kişinin ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına ve kaybolmasına neden olan oturma eyleminin dağıtılması olayından ve 25 Ekim darbesinden sonra yaşananlar göz önüne alındığında şiddet yolunda ilerlemekten başka çareleri olmadığını düşünenler şimdi yumuşak bir iniş yapabilmek ve tarihi bir çözüm bulmak için uluslararası toplumla uzlaşmanın yolunu bulmaya çalışıyorlar.
Adama Dieng’in raporunun, insan hakları ihlalleri ile tanınan eski Devlet Başkanı Beşir'in 30 yıllık iktidarı sırasında yayınlanan raporlardan pek farklı olmayacağını, hatta daha kötü olacağını düşünen Şeyh, “Uluslararası örgütler ve aktivistler tarafından izlendiği ve çeşitli basın kuruluşları tarafından yayınlanan ihlalleri belgeleyen video ve makaleler yer aldığı için Adama Dieng’in raporunun daha inandırıcı ve şeffaf olacağına şüphe yok” dedi.
Sudanlı Demokrat Avukatlar İttifakı Siyasi Komite Üyesi, Sudan’a uygulanmasını beklediği yaptırımların, ihlallere karışan güvenlik ve askeri kurumların yanı sıra bu ihlalleri onaylayan güvenlik birimlerinden yetkilileri ve siyasileri hizmetlerin ve siyasi bireyleri ve liderleri kapsayacağına şüphe olmadığının altını çizdi.

“Anayasal boşluk”
Sudan'daki İslami akımlardan biri olan Halk Kongresi Partisi Siyasi Sekreteri avukat Kemal Ömer, konuyla ilgili değerlendirmesinde, “Ülkemiz anayasal bir boşluktan geçiyor. Anayasal ve sivil kurumlar saf dışı kalmış durumda. Ülke ordu tarafından yönetiliyor. 25 Ekim darbesinden bu yana her gün protestocuların sistematik olarak öldürülmesini izliyor, duyuyor ve acı çekiyoruz. OHAL’in kaldırılmasından sonra bile anayasal ve yasal güvenceler olmaksızın cezaevlerinde ve karakollarda hapis cezası veriliyor.  Tüm yetkiler ordunun elinde ve bu yüzden anayasal ve yasal olarak çok kötü durumdayız” ifadelerini kullandı.
Ömer, sözlere şöyle devam etti:
“Meseleyi daha da kötüleştiren ise, parlamento ve anayasal kurumların yanı sıra kamusal, siyasi ve diğer hak ve özgürlükleri koruyacak garantilerin olmamasıdır. Sonuç olarak, mutlak dokunulmazlıklar olduğundan ve güvenlik servislerinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığından durum son derece karmaşık ve tehlikelerle dolu. Önümüzdeki durumla ilgili göstergelere ve verilere baktığımızda Sudan'da bir trajedi hissediyoruz ve tehlikeli sonuçlardan korkuyoruz.”

“Faturası ağır olacak”
Sudan halkının barış ve hoşgörüsü ile tanındığını, ordu yasaları ihlal ettiği için ülkelerine yaptırım uygulanmayacağını uman Ömer, “Ülkemizin demokratik bir geçişe ve sivil bir hükümete kavuşacağını ümit ediyorum. Ancak büyük olasılıkla Sudan kınanacak ve özgürlükleri ve hakları ihlal eden ülkeler arasında yer alacak. Tavsiyeleri kabul etmedikleri için bu çok talihsiz bir durum” yorumunda bulundu.
Göstergelerin iyi olmadığını, daha fazla bozulma beklediğini ve ordunun genellikle kendisine yakın bir hükümet kurulması eğiliminde olduğunu vurgulayan Halk Kongresi Partisi Siyasi Sekreteri, “Dolayısıyla siyasi krizin çözümü kolay değil ve her geçen gün sokakta cinayetlerin yayılmasıyla daha da karmaşık hale geliyor. Bu yüzden bu çıkmazdan kurtulmanın faturası ağır olacaktır” dedi.
Şu an ister Egemenlik Konseyi'nde ister Bakanlar Kurulu'nda ve diğer devlet organlarında olsun şu an anayasal kararnamelerle siyasi bir anlaşmaya göre tam teşekküllü sivil bir hükümetin kurulmasına ihtiyaç olduğunu belirten Ömer, ardından göstericileri öldürenlerin mahkemeye çıkarılmasına ve genel seçimlerin yapılmasına yol açacak demokratik bir geçiş sürecinin inşası için çalışması gerektiğini vurguladı.

Siyasi çözüm
Öte yandan BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından Sudan'a insan hakları uzmanı olarak atanan Dieng, Sudanlıları siyasi bir çözüme katılmaya ve katkıda bulunmaya çağırdı. Dieng, Hartum’a 1-4 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirdiği ziyaretinin sonunda düzenlediği basın toplantısında, siyasilerin serbest bırakılmasından ve OHAL’in kaldırılmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Ziyaretinin temel amacının, ülkedeki insan hakları durumunu izlemeye devam etmek olduğunu söyleyen Dieng, ziyaretinin sonuçlarının 15 Haziran'da başlayacak diyaloga katkı sağlayacağını düşündüğünü belirtti. Dieng,  Genelkurmay Başkanlığı binası önünde düzenlenen oturma eylemi olayının yıl dönümünde meydana gelen olaylar ve bir dizi başka meseleyle ilgili olarak yetkililerle iletişim halinde olduğunu ve takip ettiğini vurguladı.
Dieng, Sudan ziyareti sırasında Dışişleri, Adalet ve İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'ndeki hükümet yetkilileri ve insan hakları savunucularıyla görüştüğünü söyledi.
Diğer taraftan Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Burhan, Sudan halkının inancının ve geleneklerinin ayrılmaz bir parçası olarak Sudan'ın insan hakları meselelerine olan bağlılığını ve kararlılığını teyit etti. Orgeneral Burhan, Dieng ile yaptığı görüşmede, insan hakları konularının siyasallaştırılmaması ve bunlarla tarafsız bir şekilde ilgilenilmesi çağrısında bulundu.



Hizbullah'ın mali krizi derinleşti ve destekçilerine savaş tazminatı ödemeleri durdu

Beyrut'un güney banliyölerinde lider Heysem Tabatabai'nin suikastında hedef alınan bir binanın üzerinde Hizbullah eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğrafı (Arşiv- Reuters)
Beyrut'un güney banliyölerinde lider Heysem Tabatabai'nin suikastında hedef alınan bir binanın üzerinde Hizbullah eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğrafı (Arşiv- Reuters)
TT

Hizbullah'ın mali krizi derinleşti ve destekçilerine savaş tazminatı ödemeleri durdu

Beyrut'un güney banliyölerinde lider Heysem Tabatabai'nin suikastında hedef alınan bir binanın üzerinde Hizbullah eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğrafı (Arşiv- Reuters)
Beyrut'un güney banliyölerinde lider Heysem Tabatabai'nin suikastında hedef alınan bir binanın üzerinde Hizbullah eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğrafı (Arşiv- Reuters)

Hizbullah'ın mali krizi daha da kötüleşti ve bu durum, İsrail'in Lübnan'a yönelik son savaşında evlerini kaybeden destekçilerini etkiledi.

Beyrut'un güney banliyölerinde yaşayanlara, "tazminat ödemelerinin ne zaman yapılacağına dair henüz kesin bir tarih belirlenmediği" ve "ödeme hazır olduğunda telefonla bilgilendirilecekleri" ifade edildi.

Hizbullah, evlerini kaybeden 51 bin aileye konaklama yardımı ödemek zorundadır.  Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu yardımın yıllık tutarı güney ve Bekaa Vadisi'ndeki evler için 3 bin 600 dolar, banliyölerdeki evler için ise 4 bin 800 dolar arasında değişmektedir.

Sakinler, partinin geçen yılki ev onarım ödemelerini bozan “kaos” ve ‘kayırmacılık’ konusunda iç soruşturma yürüttüğünü bildirirken, Hizbullah'a karşı olan kaynaklar, bu yıl tazminat ödemelerinin gecikmesini “partinin karşı karşıya olduğu mali krize” bağladı.


Suriye, Halep'in doğusundan Fırat Nehri'ne kadar olan bölgeyi "askeri bölge" ilan etti

Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.
Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.
TT

Suriye, Halep'in doğusundan Fırat Nehri'ne kadar olan bölgeyi "askeri bölge" ilan etti

Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.
Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.

Suriye ordusu dün, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yüzleşmek amacıyla Halep şehrinin doğusundan Fırat Nehri'ne kadar olan bölgeyi “kapalı askeri bölge” ilan etti (SDG) ve bölgedeki tüm silahlı grupların Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmesini talep etti. Kürt liderler, yetkilileri bölgelerine saldırı hazırlığı yapmakla suçladı.

“Operasyon Otoritesi”, SDG ve eski rejimin kalıntılarının seferberliğine yanıt olarak Deyr Hafir ve Meskene kasabalarının kapatıldığını bildirdi ve sivillere, Halep şehrini bombalayan İran intihar drone'larının fırlatma noktası oldukları için bu kasabaları tahliye etmeleri çağrısında bulundu.

Yetkili makam, Deyr Hafir civarındaki SDG mevzilerini topçu ateşiyle hedef aldığını duyurdu. Resmi kanal, askeri bir kaynağın, topçu saldırısının SDG'nin Hamima köyü civarını insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef almasına yanıt olarak gerçekleştirildiğini söylediğini aktarırken, ordu ise bir sivilin Deyr Hafir'den motosikletiyle ayrılmaya çalışırken SDG keskin nişancısının ateşi sonucu öldürüldüğünü bildirdi.

Bu arada Suriye Enerji Bakanlığı, SDG'nin Deyr Hafir'in doğusundaki Amtina Köprüsü'nü bombalamasını kınadı. Bu köprü, bölgeyi birbirine bağlayan ve hizmet veren son köprüydü ve bombalama sonucu bölgeye erişim tamamen kesildi. Bakanlık, SDG'yi ana su kanalını tehlikeye atmaktan ve özellikle Deyr Hafir bölgesi ve çevresinde su akış hızının önemli ölçüde artması sonucu yaklaşık 8 bin hektarlık tarım arazisinin su basması tehdidiyle karşı karşıya kalmasından tamamen sorumlu tuttu.


Bir kaynak Şarku'l Avsat'a Gazze yönetim komitesinin bazı isimlerini açıkladı

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

Bir kaynak Şarku'l Avsat'a Gazze yönetim komitesinin bazı isimlerini açıkladı

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

Filistinli, konuyla ilgili bilgi sahibi kaynak bugün, Gazze Şeridi'ni yönetecek teknokrat komitenin üyelerinin çoğunluğunun isimleri konusunda anlaşmaya varıldığını bildirdi.

Filistin sivil toplum sektöründe kaynak Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, 18 üyeden oluşması beklenen komitedeki isimlerin çoğunun Gazze Şeridi sakinlerinden oluştuğunu ve bunların büyük bir kısmının akademisyenler de dahil olmak üzere sivil toplum çalışmalarıyla bağlantılı iş adamları ve ekonomistler olduğunu söyledi.

Kaynak, üzerinde anlaşmaya varılan üyelerin, Gazze'den veya yurt dışından Mısır'ın başkenti Kahire'ye seyahat için hazırlık yapmaları konusunda bilgilendirildiğini ve seyahat sürecinin yarın organize bir şekilde başlayacağını belirtti.

Şarku’l Avsat'ın elde ettiği isimler arasında şunlar yer alıyor: Daha önce Filistin Yönetimi Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarlığı görevini yürüten Ali Şati; Tarım Yardım Derneği Direktörü ve sivil toplum aktivisti Abdul Kerim Aşur; Tıbbi Yardım Derneği Direktörü Aed Yaghi; Gazze Ticaret Odası Direktörü Aed Ebu Ramazan; Filistin Üniversitesi Rektörü Cebr el-Daur; mühendislik danışmanı Beşir el-Reis; Gazze Şeridi Filistin Telekomünikasyon Direktörü Ömer Şamali; Refah Belediyesi'nde mühendis ve danışman olan Ali Berhum; ve Avukat Hana Terzi.”

Kaynak, bu kişilerin isimleri konusunda geniş bir mutabakat olduğunu, ancak İsrail'in bunları onaylayıp onaylamadığının henüz bilinmediğini ifade etti.

Kaynak, bu isimlerden herhangi biriyle ilgili bir anlaşmazlık çıkması durumunda listede değişiklikler yapılabileceğini belirtti.

Mısır, Gazze Şeridi'ni geçici olarak yönetecek teknokrat komitenin kurulmasını hızlandırmak amacıyla tüm Filistinli taraflarla, arabulucularla, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile yoğun temaslar yürütüyor ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas hükümetiyle de iletişim halinde olacak.

Hamas ise komitenin resmen kurulmasının ardından Gazze Şeridi'ndeki iktidarı komiteye devretmeye hazırlanıyor.