Irak: Bağımsız milletvekilleri hükümet krizini çözmek için harekete geçti

Barzani siyasi tarafları yakınlaştırmaya ve sorunları çözmeye çalışacak her türlü girişimi destekleyeceğini ilan etti.

Irak Anayasası cumhurbaşkanı oturumunun başlaması için meclis üyelerinin üçte ikisinin oturuma katılmasını şart koşuyor. (AFP)
Irak Anayasası cumhurbaşkanı oturumunun başlaması için meclis üyelerinin üçte ikisinin oturuma katılmasını şart koşuyor. (AFP)
TT

Irak: Bağımsız milletvekilleri hükümet krizini çözmek için harekete geçti

Irak Anayasası cumhurbaşkanı oturumunun başlaması için meclis üyelerinin üçte ikisinin oturuma katılmasını şart koşuyor. (AFP)
Irak Anayasası cumhurbaşkanı oturumunun başlaması için meclis üyelerinin üçte ikisinin oturuma katılmasını şart koşuyor. (AFP)

Mueyyid et-Tarfi
Irak Meclisi’ndeki bağımsız milletvekilleri Ekim 2021’de seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından çıkan siyasi krize çözüm bulmak amacıyla etkili siyasi aktörler üzerinde baskı kurmak için birkaç gün önce ciddi bir şekilde harekete geçtiler.
Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr siyasi çoğunluk hükümetinin kurulmasında ısrar ederken, 2005’teki ilk seçimden bu yana ülkede gelenek haline gelen uzlaşı hükümetinin kurulmasından söz etmeyi reddediyor. Koordinasyon Çerçevesi ise herkesin katılım sağladığı bir hükümet kurulmasında ısrar ediyor ve bu seçeneğe gerekçe olarak Şii bileşenin hakkını korumayı ileri sürüyor.
Siyasi gruplar ocak ayından bu yana Irak Meclisi’nde oturum düzenleyerek cumhurbaşkanı adaylarından birini seçmekte başarısız oldu. Bunun sebebi, Yüksek Federal Mahkeme’nin cumhurbaşkanı seçimi oturumunun meşru ve Anayasa’ya uygun olması için oturuma milletvekillerinin üçte ikisinin katılımını zorunlu kılmasıydı.
Irak Anayasası cumhurbaşkanı seçim oturumuna başlanabilmesi için meclis üyelerinin üçte ikisinin yani 220 milletvekilinin oturumda bulunmasını şart koşuyor. Federal Mahkeme geçtiğimiz günlerde buna vurgu yaparak, bunun oturumun açılış şartı olduğunu beyan etti. Koordinasyon Çerçevesi çatısı altındaki milletvekilleri Meclis’in üçte birini oluşturduğu için söz konusu üçte iki şartının sağlanmasını ve dolayısıyla da cumhurbaşkanı seçim oturumunun düzenlenmesini engelliyor. Koordinasyon Çerçevesi kendini ‘garantör üçte bir’ diye niteleyerek, Sadr Hareketi kendisiyle birlikte hükümet kurmayı kabul edinceye kadar bu tutumunu sürdüreceğini belirtiyor.
Ekim 2021’de parlamento seçim sonuçlarının ilan edilmesinden bu yana Federal Mahkeme ülkedeki siyasi konjonktüre etki eden bir dizi kararlar aldı. Bunların başında ise yaklaşık iki ay süren krizin ardından seçim sonuçlarını kabul etmesi ve 9 Ocak’ta yapılan ilk Meclis oturumunun meşruiyetini -ki bu oturumda Meclis Başkanı ve yardımcıları seçildi- onaylamasının yanı sıra Koordinasyon Çerçevesi çatısı altındaki seçimi kaybeden Şii parti ve grupların seçimin meşruiyetine yönelik itirazına verdiği yanıt geliyor.
Mahkeme ayrıca Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) cumhurbaşkanı adayı Hoşyar Zebari’yi cumhurbaşkanlığı seçim yarışından uzaklaştırdı, Milletvekili Mişan el-Cuburi’nin milletvekilliğini düşürdü, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 2007 Yılı Petrol ve Gaz Yasası’nın Irak Anayasası maddelerinin hükümlerine aykırı olduğuna hükmetti ve IKBY’yi ürettiği petrolü Federal Hükümet’e teslim etmekle yükümlü tuttu.

Krizden çıkış çabalarının ilk durağı: IKBY
IKBY Başkanı Neçirvan Barzani, Irak’taki siyasi tarafların birbiriyle yakınlaşması ve siyasi sürecin önündeki sorunların ve zorlukların aşılması yolunda gösterilecek çabaları desteklediğini vurguladı. Barzani’nin ofisinden yapılan açıklamada, IKBY Başkanı’nın Irak Meclisi’ndeki bağımsız vekillerden oluşan ve müzakere grubu olarak da bilinen bir heyeti kabul etti. Görüşmede ülkedeki güncel siyasi gelişmeler, mevcut sorunlar, siyasi taraflar arasında uzlaşıya varma ve siyasi tıkanıklık ve donukluktan çıkma çabalarının ele alındığı bildirildi.
Açıklamada, “Heyet IKBY’yi ziyaret amacını, siyasi aktörler arasında yakınlaşmayı sağlamak ve siyasi tıkanıklığı giderme adına bir çıkış yolu bulmak için IKBY Başkanlığı ve siyasi aktörlerle görüşmek ve toplantı yapmak şeklinde sundu. Barzani heyete, ‘Irak’taki siyasi tarafların yakınlaşması ve siyasi sürecin önündeki sorunların ve zorlukların aşılması yolunda gösterilecek çabaları desteklediğini’ bildirdi” ifadeleri kullanıldı.

Krizin aşılması
İmtidad Hareketi Üyesi Musid er-Racihi, bağımsız vekillerden oluşan heyetin Erbil’i ziyaret etmesinin amacının krizi aşmak olduğunu düşündüğünü söyledi. Racihi, bu hamlelerin ve girişimlerin sonuç vermesini umduğunu belirtti.
Racihi, “Bazı bağımsız vekillerin IKBY’ye yönelmesi, bu vekillerin KDP’nin krizin aşılmasında rolü olabileceği düşüncesinden kaynaklanıyor. Çözüm IKBY’deki veya Irak’ın geri kalan vilayetlerindeki geleneksel partilerin rekabetlerinden ve taleplerinden taviz vermesine bağlı” dedi.
Racihi, bağımsız vekillerin girişiminin geleneksel partiler tarafından taraflardan herhangi birinden yana olmayan ve çokça ihmal edilen Irak halkının çıkarını öncelemeye çalışan bağımsız bir girişim olarak okunabileceğini söyledi.
Racihi, krizin patlak vermesi halinde bundan zarar görecek tek tarafın Irak ve Iraklılar olacağını, bu nedenle tüm tarafların meseleyi çözmeye odaklanması gerektiğini, aksi takdirde durumların normal olmayan bir yönde ilerleyeceğini ve kendi çıkarlarına bağlı kalmak isteyen etki ve güç merkezlerinin önceki hükümetlerde olduğu gibi pişman olacağını ifade etti.

Başarı beklentileri
Kanun Devleti Koalisyonu Milletvekili Arif el-Hammami, bağımsız vekillerin girişiminin, Sadr Hareketi ve Koordinasyon Çerçevesi’nin hükümeti kurma ve siyasi krizi çözme konusunda sunduğu iki girişimin birleştirilmiş versiyonu olduğunu ve büyük ihtimalle başarıya ulaşacağını belirtti.
Hammami, “Bağımsız vekiller, hükümetin kurulması konusunda siyasi gruplar arasında bakış açılarını birbirine yakınlaştırmak amacıyla Sadr Hareketi ve Koordinason Çerçevesi’nin girişimlerini birleştirdi. Bu girişim Kürt ve Sünni siyasi cephelerden başlamak ve ister Sadr Hareketi ister Koordinasyon Çerçevesi olsun Şii siyasi cephe içinde rahat hareket edebilmek için güçlü bir noktayı temsil ediyor” diye konuştu.
Hammami özellikle Kürt cephesinde, tüm siyasi gruplara da etki edebilecek bir yumuşamanın olduğu böyle bir dönemde başlatılan girişimin olumlu sonuçlanmasını ümit ettiğini dile getirdi.
Siyasi grupların çözüm yolundaki iradelerinin kırılmaması ve belli gruplara yönelik ötekileştirmeye son verilmesi gerektiğini vurgulayan Hammami, tüm siyasi grupların kendi başlarına hükümeti kurma gücüne sahip olmadıklarını anladığını, bağımsızların bu girişiminin radikal siyasi gruplara yönelik ötekileştirmeye son vereceğini, dolayısıyla bu girişimin gruplar arasında görüşme ortamı hazırlayabilecek en uygun girişim olduğuna inandığını kaydetti.
Hammami, bağımsız vekillerin Barzani ile görüşmesinin arkasında, Barzani’nin üçlü ittifakta önemli bir taraf olması ve bu girişimin siyasi süreci ilerletmesine katkı sağlayacağı düşüncesinin olabileceğini söyledi.

Çoğunluğa sahip değiller
Mustansıriyye Üniversitesi’nden Siyasi Bilimler Profesörü İsam el-Feyli, bağımsız vekillerin farklı siyasi görüşlere sahip kişilerden oluştuğunu, bir kısmının Koordinasyon Çerçevesi’ne, bir kısmının Sadr Hareketi’ne yakın olduğunu ve diğer kısmının da Ekim Hareketi’ni temsil ettiğini, dolayısıyla bu vekillerin pratikte bağımsız olmadığını ayrıca Meclis’te siyasi bir çoğunluğa sahip olmadıklarına dikkat çekti.
Bağımsızların gerçek anlamda etkili olabileceğini söyleyebilmek için bu vekillerin tek bir grup çatısı altında birleşmeleri ve resmi bir sözcülerinin olması gerektiğini belirten Feyli, bağımsız vekiller ile Barzani arasındaki görüşmenin bir protokol görüşmesinden ibaret olduğunu söyledi.

Kazımi üzerinde uzlaşı var
Feyli, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi’nin kendisine yönelik karalama kampanyalarına rağmen iç politikada başarı kaydetmesi, kriz adamı olmaması ve evinin bombalanmasını siyasi malzeme haline getirmeyi reddetmesi nedeniyle üzerinde uzlaşı sağlanan bir isim olduğunu ifade etti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Feyli, Kazımi’nin açık ve gizli politikasının çatışma değil, uzlaşı noktasına hizmet ettiğini dile getirdi.
Kazımi’nin önceki başbakanlar gibi ideolojik saplantılara sahip olmadığını, makam paylaşımı meselesini rakip bir taraf olarak girmediğini ve partilerin de bunu istediğini söyleyen Feyli, Kazımi’nin herkese saygı gösterdiğini, başbakanlık dönemi boyunca birçok sorunu çözdüğünü ve ayrıca bölgesel düzeyde de başarılı olduğunu kaydetti.



İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.


Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
TT

Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)

Dondurulmuş Libya varlıkları dosyası, ABD Adalet Bakanlığı’nın cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş Amerikalı iş insanı Jeffrey Epstein’e ilişkin yeni bir belge grubunu yayımlamasının ardından yeniden gündeme geldi.

Söz konusu dosyalarda Libya’ya ilişkin yer alan iddialar, Libyalılar arasında endişe ve soru işaretlerine yol açtı. Belgelerde, Epstein’in Temmuz 2011’de, İngiliz ve İsrail istihbarat servislerinin desteğiyle, ülke dışında bulunan ve dondurulmuş durumdaki Libya varlıklarını hedef almaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski Başkan Yardımcısı Abdulhafız Goga, bu iddiaları yalanladı. Goga, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu iddiaların kesinlikle hiçbir doğruluk payı yok. Söz konusu fonlar uluslararası mali mekanizmalar çerçevesinde yönetiliyordu” dedi. Gündeme gelen bilgileri ‘yalnızca değerlendirme ve tahminlerden ibaret’ olarak nitelendiren Goga, bunların ‘herhangi bir kesinlik ifade etmediğini’ vurguladı.

Söz konusu dönemde Libya’daki en üst düzey ikinci yetkili olan Goga, bu tür sızıntıların amacının ‘zaten istikrarsız olan Libya’daki durumu daha da karmaşık hale getirmek’ olduğunu ifade etti.

zcdfrgt
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçtiğimiz aralık ayında Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Mütevelli Heyeti ile yaptığı toplantıda (Libya Yatırım Otoritesi sayfası)

Libya’ya ait yurt dışındaki varlıklar, 2011 yılında merhum lider Muammer Kaddafi yönetimine karşı başlatılan ‘devrimin’ ardından, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1970 ve 1973 sayılı kararları uyarınca dondurulmuştu. Bu kapsamda, küresel bankalara dağılmış mevduatlar, egemen fonlar ve mali yatırımlardan oluşan varlıkların toplamının yaklaşık 200 milyar dolar olduğu belirtilirken, eski Başkanlık Konseyi bu tutarın yaklaşık 67 milyar dolara gerilediğini açıklamıştı.

Ancak Epstein dosyalarının yayımlanmasının ardından bu varlıklara ilişkin endişeler yeniden gündeme geldi. Bu endişeleri dile getiren isimlerden biri olan, Dış Yatırımlar ve Uzun Vadeli Portföy Şirketi’nin eski başkanı Dr. Halid ez-Zentuti, söz konusu iddiaların ve benzeri girişimlerin yaşanmış olabileceğini dışlamadığını belirterek, ‘2011’den bu yana varlıkları hedef alan tekrarlayan girişimler bulunduğuna’ dikkat çekti.

Zentuti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Afrika ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerde Libya’ya ait yatırım kuruluşlarına bağlı varlık ve gayrimenkullerin müsaderesine yönelik davalar söz konusu. Ayrıca Avrupa mahkemelerinde, aralarında Avrupa’daki kraliyet ailelerinin de bulunduğu aileler tarafından açılan asılsız davalara dayanan yargı kararları bulunuyor” dedi.

Zentuti, “Libya’daki kırılgan durum, siyasi bölünmüşlük ve ilgili kurumların etkin denetim eksikliği, dondurulmuş Libya varlıklarının hedef alınması için elverişli bir ortam yarattı. Bu durum, bazı tarafları, şirketleri ve devletleri bu fonlardan pay almaya teşvik etti” değerlendirmesinde bulundu. Zentuti ayrıca, Libya içindeki bazı çevrelerin, komisyon ya da rüşvet karşılığında sahte bilgi ve belgeler sunarak bu sürece zımnen dahil olmuş olabileceğini de dile getirdi.

Epstein dosyalarında yer alan mesajlara göre, daha önce İngiliz istihbaratı ve İsrail’in Mossad teşkilatında görev yapmış bazı kişilerin, uluslararası hukuk bürolarıyla yapılan görüşmeler kapsamında, dondurulmuş Libya varlıklarının tespit edilmesi ve geri alınması konusunda yardım sunmaya hazır oldukları ifade edildi.

Libya’ya ait dondurulmuş fonlar, 2011’den bu yana Avrupa’da çeşitli girişimlere konu oldu. Bunların son örneği, geçen yıl Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik tartışmalar olurken, daha önce de Belçika’da Euroclear Bank’ta bulunan yaklaşık 15 milyar euronun üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması için yıllar süren hukuki süreçler yaşanmış ve bu süreçlerde kraliyet ailesinin de rol oynadığı belirtilmişti.

sdf
Trablus'taki Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Genel Merkezi (LIA resmi internet sitesi)

Medyada Epstein dosyaları olarak anılan belgelerle ilgili tartışmalar, Libya’da biri batıda Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), diğeri ise doğu ve güneyin bazı kesimlerini kontrol eden ve Parlamento tarafından desteklenen Usame Hammad hükümeti olmak üzere iki yönetim arasındaki kronik bölünmüşlük ortamında gündeme geldi. Bu durumun, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıkları dosyasına olumsuz yansıdığı değerlendiriliyor.

Dondurulmuş fonlara yönelik endişelerin artması üzerine UBH geçen yıl, bazı yatırımların süregelen savaşlar nedeniyle durduğu gerekçesiyle tazminat talep eden davaların tespit edilmesinin ardından, çeşitli ülkelerle iş birliği içinde bu varlıkları takip etmek üzere bir hukuk komitesi oluşturdu. Aynı zamanda bir Libya parlamento komitesinin de dosyayı ele almak üzere Batılı ülkelere ziyaretlerini yoğunlaştırdığı belirtildi.

Libyalı siyasi analist Hüsam Feniş, Epstein dosyalarını, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıklarını hedef alan ve ‘Libyalıların elinde kalan son siper’ olarak gördüğü bu fonlara yönelik gerçek ve süreklilik arz eden girişimler olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Feniş, siyasi bölünmüşlüğün sürmesinin, bu varlıklarla oynanması ve dış müdahalelere açık hale gelmesi riskini artıracağını öngörerek, parçalanmış bir devlet yapısında, fonları korumaya yönelik komitelerin bireysel çabalarının etkisiz kalabileceğine dikkat çekti.

Kurumların birleştirilmesine kadar geçen süreçte Zentuti, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya varlıklarının hukuki olarak korunmasına bağlı kalması gerektiğini vurgulayarak, bu fonların, açık bir yetkilendirme ve uluslararası standartlar çerçevesinde, uzman uluslararası şirketler aracılığıyla yönetilmesi ve değerlendirilmesine izin verilmesi çağrısında bulundu. Zentuti, bunun fonların büyütülmesi ve küresel mali riskler, enflasyon ve değer kaybına karşı korunması için gerekli olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Euronews’in internet sitesinde yer verdiği Jeffrey Epstein belgeleri, Temmuz 2011 tarihli bir e-postayı da ortaya koydu. Epstein’in ortaklarından biri tarafından gönderilen mesajda, Libya’daki karışıklıktan yararlanılarak Batılı ülkelerde dondurulan Libya varlıklarının geri alınmasına yönelik planlara işaret edildi. Belgelerde, söz konusu varlıkların tutarının yaklaşık 80 milyar dolar olduğu, bunun 32,4 milyar dolarının ABD’de bulunduğu, gerçek değerinin ise bu rakamın üç ya da dört katına ulaşabileceği öne sürüldü.


Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
TT

Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’a yakın kaynaklar, dün akşam Zintan kentinde yaşanan silahlı çatışmalar sırasında Seyfülislam’ın hayatını kaybettiğini duyurdu. Kentte meydana gelen olayların ardından ölümünün koşullarına ilişkin çelişkili bilgiler bulunduğu belirtildi.

rgtbhyjuk

Seyfülislam Kaddafi’nin üvey kardeşi Muhammed Kaddafi, kendisine ait olduğu belirtilen Facebook hesabından yaptığı paylaşımla, dün akşam yaşanan ölümü doğruladı. Muhammed Kaddafi paylaşımında, “Kardeşin kaybı çok acı. Bu musibetin ağırlığını kelimeler tarif etmekte yetersiz kalıyor. Onu Allah’a emanet ediyor, rahmetiyle kuşatmasını ve bize sabır ve metanet vermesini diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Muhammed Kaddafi ayrıca, “Kardeşimin kaybından duyduğumuz üzüntüyü ailemiz ve sevdiklerimizle paylaşırken, Allah’tan vatanımızı her kaybın ardından telafi etmesini, tüm Libyalılara sabır ve teselli vermesini, bu anların ayrışma ve çekişmeye değil, sağduyuya ve merhamete vesile olmasını diliyoruz” dedi.

Seyfülislam’ın çatışmalar sırasında öldürüldüğü yönündeki anlatımlar ağırlık kazanırken, Muhammed Kaddafi, kardeşinin ‘ani bir felç sonucu’ hayatını kaybettiğini öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Libyalı bir siyasetçi, Seyfülislam’ın ölümünün “Libya’da yeni bir kan dökülmesi sürecinin önünü açacağı, kaosu artıracağı ve ulusal uzlaşmaya dair tüm umutları sona erdireceği” değerlendirmesinde bulundu.

Seyfülislam’ın avukatı Halid ez-Zaidi de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ölümü doğruladı ancak ayrıntı vermedi.

Öte yandan, Seyfülislam’ın Libya Siyasi Diyalog Forumu’ndaki temsilcisi Abdullah Osman, Seyfülislam’ın dün akşam ülkenin batısında yaşanan kanlı çatışmaların ardından hayatını kaybettiğini teyit etti.

Bu gelişme, zaten karmaşık olan Libya siyasi tablosunda ani ve köklü bir değişime işaret ediyor. Zira Seyfülislam Kaddafi, temsilcileri aracılığıyla, Başkanlık Konseyi tarafından yürütülen ‘ulusal uzlaşı’ sürecinin etkili aktörlerinden biri olarak görülüyordu.

rbhyju

Libya Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) bağlı 444. Muharebe Tugayı, Zintan kentinde yaşanan çatışmalar ve Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğüne ilişkin haberlerle herhangi bir bağlantısı olduğu yönündeki iddiaları ‘kesin bir dille’ yalanladı.

Tugaydan yapılan açıklamada, “444. Muharebe Tugayı’nın Zintan kenti içinde ya da coğrafi çevresinde herhangi bir askeri varlığı veya saha konuşlanması bulunmamaktadır. Ayrıca Seyfülislam Kaddafi’nin takibine yönelik tugaya verilmiş herhangi bir talimat ya da emir söz konusu değildir. Bu tür bir görev, askeri ya da güvenlik sorumluluklarımız arasında yer almamaktadır” denildi.

Açıklamada, tugayın Zintan’da yaşananlarla ilgisi olmadığı vurgulanarak, “Orada meydana gelen çatışmalarla doğrudan ya da dolaylı herhangi bir bağımız yoktur” ifadesi kullanıldı.

444. Muharebe Tugayı, medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarına da çağrıda bulunarak, bilgilerin aktarımında titiz davranılmasını, resmî açıklamalara dayanılmasını ve ‘kafa karışıklığı yaratmayı, kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan söylentilere’ itibar edilmemesini istedi.

Seyfülislam Kaddafi, Muammer Kaddafi’nin ikinci oğluydu ve iktidara geri dönme arayışında olan tek oğul olarak öne çıkıyordu. Ancak 2011’deki ‘devrim’ sırasında, aralarında ülkenin ulusal güvenlik danışmanlığı görevini yürüten Mutasım Billah’ın da bulunduğu üç kardeşi gibi hayatını kaybetti.

ujuj

Kaddafi rejiminin son sözcüsü Musa İbrahim de Seyfülislam Kaddafi’nin ölümünü duyurarak, “Onu haince öldürdüler. O, tüm halkı için birleşik, egemen ve güvenli bir Libya istiyordu. Bir umudu ve geleceği katlettiler, kin ve nefreti ektiler” ifadelerini kullandı.

Musa İbrahim, bunun arkasındaki amacın ‘daha fazla kan dökülmesi, Libya’nın bölünmesi ve ulusal birlik yönündeki her türlü projenin yok edilmesi’ olduğunu savundu.

Açıklamasında, “Seyfülislam’la iki gün önce konuşmuştum; onun gündeminde sadece huzurlu bir Libya ve güvende yaşayan Libyalılar vardı. Filistin ve ümmetin davalarına destek için yazdı ve açıklamalar yaptı. Buna karşın, ülkeyi yöneten ve yabancılar tarafından iktidara getirilenler sessiz kaldı” diyen Musa İbrahim, sözlerini şöyle tamamladı: “Onun en güçlü aday ve ülke genelinde en geniş tabana sahip isim olduğunu biliyorlardı.”

Seyfülislam Kaddafi, Trablus’un 160 kilometre güneybatısında bulunan Zintan kentinde, sıkı güvenlik önlemleri altında yaşamını sürdürüyordu. Yaklaşık 10 yıl boyunca kamuoyunun karşısına çıkmayan Seyfülislam, 2021’de yapılması planlanan seçimler için adaylık başvurusu yapana kadar gözlerden uzak kaldı. Bu süreçte Zintan ile Libya’nın güneyindeki bazı kentler arasında gidip geldiği belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch – HRW), geçtiğimiz haziran ayında Libya’daki adalet sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunmuş ve yetkililerden ‘Seyfülislam’ın tutuklanarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) teslim edilmesini’ talep etmişti.

Seyfülislam’ın öldürüldüğüne ilişkin haberlerin ardından, Zintan ve ülkenin kuzeybatısındaki Beni Velid kentlerinde silahlı ve sivil kalabalıkların toplandığı bildirildi. Bu gelişmeler, 444. Muharebe Tugayı’nın suikasta karıştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde yaşandı.

Çatışmalar sırasında, Seyfülislam Kaddafi’nin yakın koruması Tuğgeneral el-Acmi el-Uteyri’nin yaralandığına dair bilgiler de kamuoyuna yansıdı. Öte yandan, Zintan’daki bazı yerel güçlerin Seyfülislam’a yönelik tutumunda dikkat çekici bir değişim yaşandı. 12 Ocak’ta, ‘kendisine atfedilen suçların zaman aşımına uğramadığı’ gerekçesiyle adalete teslim edilmesi yönünde çağrılar yapıldığı ve bunun kentte bölünmeye yol açtığı belirtildi.

Zintan kentini kontrol eden silahlı gruplardan biri olan Ebu Bekir es-Sıddık Tugayı, Doğu Libya Parlamentosu tarafından çıkarılan genel af yasası uyarınca Seyfülislam’ı Haziran 2017’de serbest bırakmıştı. Tugayın, Seyfülislam’ı yaklaşık 10 yıl boyunca gözetimi altında tuttuğu, 2021’de seçimlere adaylık başvurusunda bulunmasıyla birlikte kamuoyunun karşısına çıktığı kaydedildi.