ABD’li arabulucunun Lübnan-İsrail sınır anlaşmazlığını çözme görüşmeleri ‘olumlu’ geçti

Hochstein, Lübnan’ın cevabını Tel Aviv'e iletecek. İsrail ile Lübnan arasındaki müzakerelerin yeniden başlaması bekleniyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Hochstein ile ABD’nin Beyrut Büyükelçisi’nin de katılımıyla gerçekleştirdiği görüşmede haritaları inceledi. (AP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Hochstein ile ABD’nin Beyrut Büyükelçisi’nin de katılımıyla gerçekleştirdiği görüşmede haritaları inceledi. (AP)
TT

ABD’li arabulucunun Lübnan-İsrail sınır anlaşmazlığını çözme görüşmeleri ‘olumlu’ geçti

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Hochstein ile ABD’nin Beyrut Büyükelçisi’nin de katılımıyla gerçekleştirdiği görüşmede haritaları inceledi. (AP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Hochstein ile ABD’nin Beyrut Büyükelçisi’nin de katılımıyla gerçekleştirdiği görüşmede haritaları inceledi. (AP)

Lübnanlı yetkililer dün, ABD'li arabulucu Amos Hochstein ile deniz sınırının çizilmesi konusunda İsrail’le yapılan dolaylı müzakereler konusunda görüş alışverişinde bulundular. Yetkililer, Lübnan’ın konumunu, deniz ve doğal zenginliklere yatırım alanlarıyla ilgili tüm haklarına ve açık deniz bölgelerini keşfetme çalışmalarına yapılan baskının kaldırılması gerektiğine, ayrıca ABD’nin arabuluculuğuna olan bağlılığının yanı sıra İsrail ile dolaylı müzakerelere yeniden başlamaya hazır olduğunu vurguladılar.
Lübnan, Energean gemisinin gelişine atıfla, Tel Aviv'in Kariş gaz sahasında çalışmaya devam etmekte ısrar ettiğine dair işaretler olduğunu belirtirken Lübnan Meclis Başkanı Nabih Berri, Hochstein'a İsrail'in tartışmalı bölgeye yakın bir yerde üretim çalışmasının ‘saldırı oluşturduğunu’ söyledi.
Hochstein'ın dün gerçekleştirdiği Beyrut ziyareti, İsrail ile geçtiğimiz şubat ayında askıya alınan dolaylı müzakereleri yeniden canlandırdı. ABD’li arabulucu Lübnan’ın güney sınırlarında güvenlik tehditlerini ve askeri gerilimi artıran enerji üretim gemisi Energean'in İsrail Kariş gaz sahasına gelmesiyle son dönemde daha da artan gerilime çözüm bulmak amacıyla diplomatik çalışmalar başlattı.
Lübnanlı kaynaklar, Hochstein ile yapılan görüşmelerin ‘olumlu’ geçtiğinde hemfikirler. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, ABD’nin arabuluculuğuyla ve merkezi Güney Lübnan'daki Nakura’da bulunan Birleşmiş Milletler BM Barış Gücü UNIFIL’in himayesinde yapılan dolaylı müzakerelerin yeniden başlamasıyla sonuçlanacak bir anlaşmaya varılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre İsrail'in Avn'ın dolaylı müzakerelerle ilgili sözlü olarak sunduğu önerisine verdiği yanıt çerçevesinde Lübnan'ın yanıtı yazılı değil, sözlü oldu.
Kaynaklar, İsrail'in tartışmalı gaz sahasında üretime başladığına işaret ederken Hochstein, Energean gemisinin ‘tartışmalı sahadan yaklaşık iki buçuk deniz mili uzakta durduğunu’ söyledi. ABD’li arabulucu, aldığı bilgilerin geminin bu bölgede kalacağını gösterdiğini belirtti.
AFP, Hochstein’ın Beyrut'taki görüşmelerine eşlik eden Lübnanlı bir yetkilinin açıklamalarını aktardı. Yetkilinin açıklamalarına göre Lübnan tarafının sunduğu yeni teklif, Beyrut'un daha önce bazı bölümlerinin tartışmalı bir bölgede bulunduğunu düşündüğü Kariş gaz sahasıyla ilgili değil. Kariş gaz sahasının kendi münhasır ekonomik bölgesinde yer aldığını söylen İsrail, bu sahadan gaz çıkarmaya başlayacağını duyurdu.
Lübnanlı yetkililer geçtiğimiz haftanın başlarında İsrail'in gaz çıkarmaya başlayacağı Kariş sahası yakınlarına bir üretim ve depolama gemisinin gelişinden sonraki gün, Hochstein'ı İsrail ile deniz sınırlarını belirlemeye yönelik müzakerelerin tamamlanmasını görüşmek üzere Beyrut'a davet ettiler.
Müzakerelerin gündemi, Lübnan'ın 2011 yılında BM’ye gönderdiği bir haritaya göre sınırları Hat 23 olarak adlandırılan ve tahmini 860 kilometrekare olan Akdeniz'deki bir deniz alanıyla sınırlı olması gerekiyordu. Ancak Lübnan daha sonra haritanın yanlış tahminlere dayandığını düşündü ve Hat 29 olarak adlandırılan Kariş gaz sahasının bölümleri de dahil olmak üzere bin 430 kilometrekarelik bir deniz alanında enerji aramaları yapmayı talep etti.
AFP’nin açıklamalarını aktardığı Lübnanlı yetkili, deniz alanını Hat 23'ün Kana gaz sahası dahil, ancak Kariş gaz sahası hariç olmak üzere, 860 kilometrekareden yaklaşık bin 200'e çıkarmayı önerdiklerini söyledi. Kana gaz sahasının tamamını istediklerini ve bunun da Hat 23'ün değiştirilmesine yol açtığını belirten yetkili, “Önce İsrail'in reddettiği Kana gaz sahasını ve Hat 23’ü garanti altına almak istiyoruz, gerisi daha sonra gelecek” şeklinde konuştu. Kana gaz sahası, Hat 23'ün Hat 1 ile kesişiyor. İsrail tarafından BM’ye emanet edilen Hat 1, Hat 23'ün ötesine kadar uzanıyor.
Hochstein, 5 Haziran'da Londra merkezli Energean şirketi tarafından işletilen bir geminin Kariş gaz sahasında çalışmalara başlamak üzere sahildeki bir gaz sahasına gelmesine itiraz etmesinin ardından Lübnan hükümetinin davetiyle Beyrut'a geldi. ABD’li arabulucu, Lübnanlı bazı yetkililerden, üç yıldan fazla bir süredir zorunlu olmasına rağmen keşif çalışmalarının henüz başlamadığı Lübnan deniz sınırı yakınlarındaki 9 No'lu Blok'un bitişiğindeki Kana gaz sahasının yanı sıra 860 kilometrekarelik bir alana sahip Hat 23'ün kuzeyindeki tartışmalı bölgenin tamamını istediklerini öğrendi.
Hochstein dün, ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Dorothy Shea'nın eşlik ettiği ziyaretine Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Avn ile yaptığı 40 dakikalık görüşme ile başladı. Avn, ‘Lübnan’ın deniz alanı ve doğal kaynaklar üzerindeki egemen haklarını’ vurgulayarak ABD’li arabulucuya, aylar önce sunduğu önerisiyle ilgili yanıt verdi. Hochstein’ın önümüzdeki birkaç gün içinde Lübnan'ın tutumunu İsrail tarafına iletmesi bekleniyor. Hochstein, Lübnan'ın yanıtı için Cumhurbaşkanı Avn’a teşekkür etti ve bu yanıtı güney deniz sınırlarının çizilmesi konulu dolaylı müzakerelerdeki arabuluculuk çalışmaları çerçevesinde İsrail tarafına ileteceğinin güvencesini verdi.
Cumhurbaşkanı’nın bürosu olan Baabda Sarayı’ndaki görüşmeye eşlik eden kaynaklar, Avn’ın, güney sınırının çizilmesi için yapılan temasların aşamalarını sunduğunu ve ve Hochstein'ın bir önceki ziyarette sunduğu öneriye değindiğini söylediler. Kaynaklara göre Avn, Lübnan'ın deniz alanı ve doğal zenginlikleri üzerindeki tam egemenlik haklarına bağlı olduğunu bildirdi. Lübnan'ın ABD’nin önerisine ilişkin yorumlarını içeren teklife bir yanıt veren Avn, Hochstein'dan arabuluculuğunu sürdürmesini istedi. Hochstein, cevabı İsrail tarafına ileteceğini söylerken Avn, Tel Aviv'den süratle yanıt vermesini umduğunu belirtti. Avn, yanıt almanın hızlandırılması talebinin özellikle güney bölgesindeki hızlı gelişmelerden kaynaklandığını ifade etti. Kaynaklar, ABD’li arabulucunun Cumhurbaşkanı Avn ile yaptığı görüşmede, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın yaptığı tehditlere değinmediğine işaret ettiler.
Hochstein, Beyrut ziyareti sırasında en uzun görüşmesini ise Meclis Başkanı Nebih Berri ile gerçekleştirdi. Görüşme bir saat 10 dakika sürdü. Berri, ABD’li arabulucuya deniz sınırları ve Lübnan'ın petrol zenginliklerine yatırım yapma hakları konusunda Cumhurbaşkanı'ndan kendisine iletilenlerin tüm Lübnanlılar tarafından kabul edildiğini vurguladı. Berri, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, ABD’li arabulucu ile görüşmesinde, istenen sonuçlara ulaşmak için toplantıların sürekliliğini gerektiren, içerdiği metinlere dayalı dolaylı müzakerelerin temeli ve en uygun mekanizması olmaya devam eden çerçeve anlaşmanın deniz sınırlarının çizilmesini konu alan maddenin ele alındığını söyledi. Berri, özellikle de güney sınırında bir deniz alanı olan ve henüz sondaja başlanmayan 9 No’lu Blok'ta çalışmaların başlaması gerektiğinden, sonuçların Lübnan'ın gaz sahalarında çalışma yapma hakkına halel getirmeksizin sınırların çizilmesini sağlaması gerektiğini açıkça belirtti. Meclis Başkanı, şu an yaşananların bir yandan anlaşmaya ters düşerken ve Lübnan'ı haklarından mahrum ederken, diğer yandan da Tel Aviv'in sınırlarının dışına çıkıp saldırmasına izin verdiğini, bunun da bölgede barışı tehlikeye attığını ve durumun ciddiyetini artırdığını vurguladı.
Berri, Lübnan'ın doğal zenginliklerini çıkarmanın yanı sıra istikrarını korumaya da kararlı olduğunun altını çizdi.
Diğer yandan Lübnan Başbakanı Necib Mikati, ABD’li arabulucu ile yaptığı görüşmede, Lübnanlı tarafların sınırların çizilmesi konusundaki ortak tutumu ve ABD’nin arabuluculuğunun devam etmesini istediklerini söyledi. Mikati, Lübnan'ın tüm zenginlikleri üzerindeki haklarından vazgeçmeden petrol arama sürecini başlatması gerektiğini vurguladı.
Diğer taraftan Lübnan Silahlı Kuvvetler Komutanı General Joseph Avn, Hochstein ile yaptığı görüşmede, ordunun bu konuda siyasi otorite tarafından alınan kararları ve ülkenin çıkarları için benimsediği yol haritalarını desteklediğini bir kez daha yineledi.
Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib de bir araya gelen Hochstein, ayrıca sivil toplumu kuruluşlarının temsilcileriyle başka bir toplantı yaptı.



İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sahil yolunda bulunan Kastmiye Köprüsü'nü hedef aldı. Bu saldırı, Litani Nehri üzerindeki köprülerin yıkılacağına dair yapılan açıkntehditlerin ardından gerçekleşti ve sınır şeridindeki köyleri Sur şehrine bağlayan en hayati arterlerden birini doğrudan etkiledi.

İsrail ordusu sözcüsü Avichaiy Adraee, "takviye birliklerinin ve savaş teçhizatının transferini engellemek için kıyı otoyolu köprüsü olan Kasımiye Köprüsü'ne saldırı düzenleneceğini" duyurdu ve bölge sakinlerini Zahrani Nehri'nin kuzeyine taşınmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise bunu "bir tampon bölge oluşturma ve işgalin gerçekliğini pekiştirme yönündeki şüpheli planlar çerçevesinde gerçekleşen tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi.

Bu arada, Lübnan-Amerikan ateşkes görüşmeleri "uzun süreli askıya" alındı.

Bu bağlamda, emekli Tuğgeneral Halil el-Hilu, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Güney Lübnan'daki köprüleri hedef almanın "kesin bir askeri hedef sağlamadığını" söyledi. "Hizbullah, mühimmatı karayolları veya köprüler üzerinden taşımaya güvenmez, bunun yerine İsrail'in hava üstünlüğü altında açık hareket etmenin tehlikesini bilerek, konuşlandığı bölgelerdeki yeraltı depolarında depolar" diye açıkladı. "Köprülerin yıkılmasının askeri ikmal hatlarını kestiği iddiası yanlıştır, çünkü parti kolayca bozulabilecek geleneksel bir ikmal hattı modeline göre hareket etmez" diye vurguladı.


Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
TT

Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

Türk kaynakları, önümüzdeki aylarda Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan "Roj" kampından 250'den fazla Türk uyruklu kadın ve çocuğun nakli için Şam ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.

Haberlere göre, el-Hol kampının tahliyesinin ardından DEAŞ'a katılan Türk kadın ve çocuklar Türkiye'ye gelmeye başladı. Bazı kadınların çocuklarıyla birlikte sınırı yasa dışı yollarla geçtiği, diğerlerinin ise Türkiye'de avukat tutarak "etkin pişmanlık yasasından" yararlanmaya çalıştığı bildiriliyor.

Türk medyasında yer alan haberlere göre, kadınların çoğu İdlib'de bulunuyor. Bazıları sınırı geçerken, diğerleri teslim olup "etkin pişmanlık yasasından" yararlanma ve DEAŞ'ın yapısı ve Suriye'deki üyelerinin faaliyetleri hakkında bilgi verme arzusunu dile getirdi.

Şam ile Müzakereler

“Kısa Dalga” gazetesi, Ankara ve Şam arasında yapılan müzakereler sonucunda Türk yetkililerinin önümüzdeki aylarda “Roj” kampında tutulan 250'den fazla kadını, DEAŞ üyelerinin eşlerini ve çocuklarını ülkelerine getireceğini bildirdi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

DEAŞ savaşçılarının eşlerini, dul eşlerini ve çocuklarını barındıran Roj kampı, Suriye hükümet güçlerinin kuzeydoğudaki Haseke ve Kamışlı şehirlerine girmesi, Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) el-Hol kampını ele geçirmesi, kapatması ve yabancı sakinlerini Irak'a transfer etmesinin ardından gündeme geldi.

El-Hol'den sonra en tehlikeli ikinci kamp olarak kabul edilen Roj kampı, Suriye'nin en kuzeydoğusunda, Türkiye, Irak ve Suriye arasındaki sınır üçgenine yakın bir konumda bulunuyor.

Bu kampı diğerlerinden ayıran özellik, burada yaşayanların yıllarca DEAŞ saflarında savaşmış militanlarla evlenmiş kadınlar olmasıdır; bu kadınlardan bazıları, terör örgütünü takip eden o dönemde ünlü kadın güvenlik birimi olan "Hisbe teşkilatında" önemli roller üstlenmiş, ancak sonunda bu kapalı kampta yaşamaya ve çoğu yetim olan çocuklara bakmaya başlamışlardır.

 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)

BM uzmanlarına göre Roj kampında yaklaşık 3 bin kadın ve çocuk barınıyor ve bunların %65'ini çocuklar oluşturuyor. Ayrıca, Şubat 2023'te Cenevre'deki BM İnsan Hakları Ofisi tarafından yayınlanan bir rapora göre, kuzeydoğu Suriye genelindeki hapishanelerde ve sözde rehabilitasyon merkezleri de dahil olmak üzere diğer gözaltı tesislerinde 850'den fazla erkek çocuğu özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

BM uzmanları, kuzeydoğu Suriye'deki tüm devletleri ve diğer aktörleri bu çocukların korunmasını ve refahını sağlamaya çağırdı.

Rehabilitasyon programları

Uluslararası Aşırıcılık Gözlemevi Başkanı Dr. Hilmi Demir, Türkiye'de şu açıklamayı yaptı: "Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de DEAŞ'a bağlı kadın ve çocuklar için uygulanan bir rehabilitasyon veya radikalleşmeyi önleme programının varlığına dair herhangi veri bulunmamaktadır."

DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)

Haberlere dayanarak, Din İşleri Başkanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yürüttüğünden haberdar olduğunu, ancak belirli bir süre boyunca belirli sayıda kadın ve çocukla yürütülen açık ve doğrulanabilir veriler içeren radikalleşmeyle mücadele programının uygulandığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ifade etti.

Radikalleşmenin önlenmesi programları, radikalleşmiş veya radikalleşme riski taşıyan bireyleri rehabilite etmeyi ve şiddet içeren radikalleşme ideolojisine karşı dirençlerini güçlendirmeyi amaçlayan önleyici ve iyileştirici stratejilerdir; bu programlar sosyal entegrasyon, dijital eğitim ve diyalog gibi unsurları içerir.

Irak'tan “DEAŞ'lılar”In iadesi

Bu bağlamda Iraklı yetkililer, Ankara'nın, Suriye'deki IŞİD kampları ve hapishanelerinin kapatılmasının ardından Suriye'den Irak'a nakledilen binlerce IŞİD üyesi tutukludan Türk vatandaşlarını teslim almayı kabul ettiğini açıkladı.

Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)

Irak, “YPG”nin çekilmesinin ve yaklaşık on yıldır “DEAŞ”a üye olduğundan şüphelenilen kişileri barındıran kamplarını ve hapishanelerini kapatmasının ardından, ABD ile koordineli olarak düzenlenen bir operasyon kapsamında tutukluları kabul etti.

Bağdat, Irak yargı sistemine göre şüphelileri “terör” suçlamalarıyla yargılayacağını açıkladı, ancak diğer ülkeleri defalarca bu tutuklular arasından kendi vatandaşlarını teslim almaya çağırdı.

Bir Türk diplomatik kaynak, geçen ay Ankara'nın Bağdat'ın Suriye'den Irak'a 5 bin 700'den fazla DEAŞ tutuklusunu nakletmek için gösterdiği son çabaları takdir ettiğini söyledi.

Kaynak, “Görünüşe göre bu tutuklular arasında Türk vatandaşları da bulunuyor... Türkiye, Türk vatandaşları konusunda Irak makamlarıyla iş birliği yapmaya hazır” ifadesini kullandı.

Şöyle devam etti: «Irak’ın çabaları uluslararası toplum için bir örnek teşkil etmelidir ve tüm ülkelerin yabancı savaşçılarını geri alması şarttır.»

Tahminlere göre Türkiye’de bombalı saldırılar ve terör eylemlerine karıştıkları için arananlar da dahil olmak üzere, yaklaşık 180 Türk vatandaşı DEAŞ üyesi Irak’a nakledilmiştir.

Türkiye, 2013 yılında DEAŞ'ı terör örgütleri listesine dahil etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında 300'den fazla kişinin ölümüne neden olan saldırıları gerçekleştirdi veya bu saldırılar örgüte atfedildi. Türk silahlı kuvvetleri, bu tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla Türkiye içinde ve Suriye'de operasyonlar düzenledi.


Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.